Etiket: Yargıtay

Yargıtay Kararı – Basketbol, Oyuncu Kiralaması

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/3425 E. , 2019/1334 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı kulüp vekili, 2011 yılında müvekkil kulübe transfer edilen davalı basketbolcunun, 2011/2012 sezonu için ve sezon sonunda tekrar kulübe dönmek şartıyla, dava dışı … …’nın … isimli oyuncusuna karşılık anılan kulübe kiralandığını, bu süreçte davalının tüm özlük haklarının, taraflar arasında yapılan sporcu özel sözleşmesi hükümlerine göre yerine getirildiğini, sezon sonunda 06.07.2012 tarihinde dava dışı kulübe keşide edilen ihtarname ile davalının bonservisi talep edilmiş olduğu halde ve davalı ile aralarında yaptıkları sözleşme devam etmekteyken, davalının 17.08.2012 tarihinde başka bir spor kulübü ile 3 yıllık sözleşme imzaladığını duyurduğunu, böylelikle de müvekkil kulüp ile aralarındaki sözleşmeye yönelik fesih iradesini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek; haksız fesih nedeniyle, bonservis bedeli olarak dava dışı …’a ödenen 300.000,00 TL, dava dışı … …’da ödenenler dahil sporcunun bizzat kendisine ödenen 300.000,00 TL, menajere ödenen 30.000,00 TL ve uğranılan diğer zararlar dahil toplam 1.000.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı sporcu, davanın süresinde açılmadığını, davacı kulüp ile aralarında imzalanarak, federasyon nezdinde onaylanmış bir tip sözleşme ilişkisi bulunmadığını, dava dışı … spor kulübü ile davacı kulüp arasında yapılan sözleşmenin kiralama sözleşmesi olmayıp, sporcunun tüm lisansının devrini sağlayan Transfer Sözleşmesi olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi görüşü de benimsenerek, davalının … Spor Kulübü’ne transfer edilmesi ve bonservisinin davacı … kulübüne geri verilmemesi hususlarında söz sahibi olmayan, olması halinde sözleşmesel ilişkinin sona ermesi sebebiyle mecburiyeti bulunmayan davalının, zarara uğramış olsa dahi davacının zararlarından mesul tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan 1.000.000,00 TL’nin tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verildiğine göre, bu değer esas alınıp, tarife hükümleri gözetilerek davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu ücrete hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarını reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 2.fıkrasında yer alan “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 1.500,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının çıkartılarak yerine “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 52.900,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde taraflara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Sporcu Sözleşmesi, Alacak, İcra İnkar Tazminatı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/10623 E.,  2019/1332 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzaladıkları 28.09.2013 Türkiye … Federasyonu tescil tarihli Deplasmanlı Lig Sporcuları sözleşmesi kapsamında, kulüp tarafından ödenmesi gereken 60.000,00 TL’den sadece 31.000,00 TL’nin ödendiğini, ödenmeyen 29.000,00 TL’nin tahsiline yönelik başlattığı takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, icra dosyasına yaptığı itirazında borcu bulunmadığını bildirmiş ancak, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, aldırılan bilirkişi raporu, federasyon yazısı ve sözleşme hükümleri gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile … 19.İcra Müdürlüğü’nün 2013/17141 sayılı dosyasına yapılan itirazın toplam 21.761,70 TL yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya dair ve icra inkar tazminatına yönelik talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra- inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte belirtilen nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan “… ayrıca icra inkar tazminatı talebinin de reddine,” ibaresinin karar yerinden çıkartılarak yerine “… ayrıca alacak likit ve muayyen olduğundan hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, İhtiyari Tahkim (2014)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/20902 E., 2019/1275 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış 19.06.2012 başlangıç tarihli Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında, toplam hakedişinin 124.457,68 TL olduğunu ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 47.727,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinden bahsedilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yerinin, TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) olduğundan bahisle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; eldeki dava 27.10.2014 tarihinde açılmış olup, bu tarihteki düzenlemelere göre UÇK’nın görev alanının belirlenmesi gerekeceği açıktır. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Ana Statüsünün 21.7.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren değişik 56.maddesinde, “Kulüpler, futbolcular teknik direktörler, antrenörler, futbolcu temsilcileri, sağlık personelleri ve müsabaka organizatörleri aralarındaki futbolla ilgili her türlü sözleşmeden doğan ihtilafların çözümü için uyuşmazlık çözüm kurulunun yetkisini kabul edip etmemekte serbesttirler. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili olabilmesi için tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Bununla birlikte sportif cezalarla, yetiştirme tazminatına ilişkin ihtilaflar münhasıran uyuşmazlık Çözüm Kurulu önünde çözülür. Bu kararlara karşı ancak Tahkim Kurulu’na itiraz edilebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi bulunduğu, sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıkların mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebileceği, diğer uyuşmazlıkların ise, genel hükümlere tabi olup, ancak her iki tarafın da yazılı olarak kabul etmesi halinde, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu tarafından ihtiyari tahkim sıfatıyla bakıp sonuçlandırabileceği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davanın niteliğine göre, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim değil, ihtiyari tahkim yetkisi bulunduğundan, adı geçen Kurulun yetkili olabilmesi için, tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan, ihtiyari tahkim niteliğindeki Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkisini kabul etmediğini ortaya koymuş, tercihini genel mahkemelerde dava açmaktan yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir. O halde, mahkemece işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Passolig Sözleşmesinin Niteliği, Görevli Mahkeme

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2017/640 E., 2018/12851 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)

Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlemesine Dair Kanun hükümleri gereğince futbol maçlarını izleyebilmek için elektronik bilet sistemine dahil olduğunu, bu kapsamda da davalı banka ile aralarında haksız şart içeren birçok sözleşme yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek; sözleşmelerin ilgili maddelerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı banka vekili, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, talep konusu uyuşmazlığın, paso ligi uygulamasından kaynaklandığı, davanın idare mahkemesinde görülmesi gereken davalardan olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, taraflar arasında yapılan, elektronik bilet satışına ilişkin 18.04.2014 tarihli “Kullanım Koşulları” başlıklı sözleşmenin 2. ve 13. , 25.04.2014 tarihli “Hizmet Koşulları” başlıklı sözleşmenin 15. ve 26.04.2014 tarihli ” Kullanıcı Sözleşmesi” başlıklı sözleşmenin 2. ve 13. maddelerinin haksız şart olduğu iddiası ile açılmış olup, sözleşmenin bu hükümlerinin iptali istenilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Davada kamu hukukundan kaynaklanan ve idari yargıda görülmesi gereken idari bir işlem veya hizmet söz konusu değildir. Bu nedenle taraflar arasındaki uyuşmazlığa özel hukuk hükümlerinin uygulanması gerekli olup, davada görevli mahkeme de adli yargı mahkemeleridir. O halde mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, davada idari yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-3 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28/12/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Voleybol, Kulübün Prim Ödeme Borcu

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/27796 E., 2018/11115 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulübün sözleşmeli sporcusu olduğunu, aralarında yapılan sözleşmede bir üst lige çıkılması halinde 3.000,00 TL prim ödeneceğine dair hüküm bulunduğunu, sezon sonunda Voleybol Federasyonu tarafından 1.lige davet edildiği halde, kulüp tarafından davete cevap verilmediği ve sonucunda l.lige çıkılmadığını, hak kazanılan prim alacağına yönelik başlatılan takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, … 2.İcra Müdürlüğü’nün 2015/6800 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Deplasmanlı Lig Sporcuları Sözleşmesine konu prim alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalı voleybol takımının 1. lige katılma hakkı kazandığı, bunun oyuncular bakımından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığınca da onaylanan tip sözleşmenin 2. maddesi ile ” Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı takdirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 3.000 TL prim ödenecektir.” düzenlemesine yer verilmiş olup, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Statü düzenlemesine göre, bir üst lige play-off müsabakaları sonucu ilk iki takım çıkabilmektedir. Davalı spor kulübünün 2013/2014 sezonu müsabakaları sonucu 3.sırada yer aldığı, statünün anılan bu kuralı gereğince bir üst lige çıkma hakkı elde edemediği anlaşılmaktadır. Prim, sporcuları teşvik etmek, verimlerini artırmak, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşılmasını sağlamak için verilen ödüldür. Somut olayda, davalı tarafın, bir üst lige çıkma hakkını, müsabakalar sonucu gösterilen başarı ile değil, sezonun tamamlanmasını müteakip, üst ligden bir takımın çekilmesi üzerine, 04.07.2014 tarihli Federasyonun davet yazısı ile olmuş, kulüp tarafından bu teklif katılım bedeli yatırılmayarak reddedilmiştir.Davalı kulübün başarısızlık ve yetersizlik sayılacak durumda, ligden çekilen takım yerine, davet üzerine durum ve şartlar değerlendirilerek bir üst lige çıkmak istememesi hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlanamaz. Hal böyle olunca, davacı sporcunun sözleşmedeki prim alacağına hak kazanamadığı sonucuna ulaşılmakta olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23/11/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Taraflar arasında akdolunan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığı’nca da onaylanan Tip Sözleşme’nin 2. maddesinde “Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı taktirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 7.500 TL ödenecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmeden açıkça anlaşılacağı gibi, prim ödeme şartı, sadece Voleybol 1. Ligine çıkılması sonucuna bağlanmış, bunun dışında, Kulübün sezonu birinci veya ikinci olarak bitirmesi suretiyle Voleybol Ligine çıkması vb. bir şart ya da başkaca herhangi bir şart Sözleşmede öngörülmemiştir. Yine Federasyon’un 26.01.2015 tarihli cevap yazısında, davalı Spor Kulübü’nün 2013-2014 sezonu play-off müsabakaları sonucu 3. sırayı aldığı, statü gereği ilk 2 takımın bir üst lige çıktığı, 2013-2014 sezonunda 1. Ligden çekilen takımlar olduğu, play-off müsabakalarını 3. sırada tamamlaması nedeniyle öncelikle (davalı) … …Spor Kulübü’ne 1. Lige katılım hususunda teklifte bulunulduğu, (davalı) Kulüp tarafından zamanında cevap verilmemesi nedeniyle play-off müsabakalarını 4. sırada tamamlayan … Belediye Spor Kulübü’nün 1. Lige davet edildiği belirtilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. Maddesi “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.”, 26. Maddesi “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükümlerini içermektedir.

Davalı Kulübün 1. Lige katılmaya hak kazanmasıyla, davacı sporcuya prim ödenmesi için, tarafların serbest iradeleri ile kurdukları ve içeriğini oluşturdukları yukarıda bahsolunan Sözleşme’nin 2. Maddesinde öngörülen sonuç ortaya çıkmıştır. Davalı Kulübün herhangi bir nedenle ya da saikle Federasyon’un 1. Lige çıkma teklifine cevap vermemiş olması, bu sonucu ortadan kaldırmaz. Aksine bir yorum, Sözleşme’nin bizatihi amacına aykırılık teşkil edecektir. Prim ödenebilmesi için Sözleşmede öngörülen sonuç ortaya çıktığına göre, davalı Kulübün davacıya prim ödeme borcu da doğmuştur. TBK’nun 646. Maddesi “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.” hükmüne amirdir. TMK’nun 2/2. Maddesi ise “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindedir. Davalı Kulüp, elde ettiği ve esasında Sözleşme’nin de amacını oluşturan 1. Lige çıkma hakkını, Federasyon’un teklifine süresinde cevap vermeyerek kullanmamıştır. Buna rağmen, cevap dilekçesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçelerle Sözleşme’nin kendisine yüklediği edimi ifadan kaçınması açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılmasıdır. Böyle bir davranışın ise korunmaması gerekir. Davacının, 7.500 TL asıl alacağa ilişkin ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Temyiz incelemesine konu mahkeme kararının bu nedenle onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğun görüşüne katılmıyorum.

Yargıtay Kararı – Futbol, Maç Başı Alacakların Fesih Tazminatına Esas Alınıp Alınmadığı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/26224 E., 2018/11114 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı spor kulübü ile aralarında yaptıkları Profesyonel Futbolcu Transfer Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme kapsamında; davalı kulüpten transfer ücreti ve maç başı ücreti olmak üzere toplam 116.174,50 TL alacağının bulunduğunu, ücretinin ödenmemesi nedeniyle talimat hükümleri doğrultusunda aralarındaki sözleşmeyi noter ihtarnamesi ile tek taraflı olarak feshettiğini, sözleşme devam etmiş olsaydı davalı kulübün maç başı hakedişleri hariç net 219.790,00 TL ücret ödeme yükümlülüğünün doğacağını ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 116.174,50 TL ücret alacağı ile fesih nedeniyle uğranılan 1.000,00 TL zararın tahsilini istemiş; ıslah ile fesih tazminatına ilişkin talebini 106.032,00 TL ye artırmıştır.

Davalı kulüp vekili, ek sözleşmenin federasyona sunulmadığını, bu nedenle bir geçerliliğinin bulunmadığını, davanın dayanaksız olduğunu savunarak, değişik tarihli ödeme dekontları ve tediye makbuzları ibraz etmiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 96.174,50 TL sözleşmesel alacak, 106.032,00 TL fesih tazminatı olmak üzere toplam 202.206,50 TL’nin tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dava, profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme gereğince ödenmesi gereken ücret alacaklarının tahsili, sözleşmenin tek taraflı ve haklı feshinden kaynaklı mahrum kalınan zararın tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi ek raporunun toplam hakediş miktarının 161.174,50 TL olduğuna ilişkin görüşü benimsenerek, nakit olarak ödenen 45.000,00 TL ve senet olarak davacıya verilen toplam 20.000,00 TL tutarlı iki ayrı senet gözetilmek ve toplam hakediş miktarından bu miktarlar mahsup edilmek suretiyle hesaplanan 96.174,50 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline; sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zarar yönünden 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren, ıslah ile artırılan 105.032,00 TL yönünden ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Davalı tarafından sunulan ödeme belgeleri arasında yer alan ve mahsup işlemine konu edilen 25.03.2014 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli ve 25.04.2014 vade tarihli 10.000,00 TL senetlerin, dosyaya ibraz edilen 01.12.2013 tarihli tediye makbuzu içeriğine göre dava konusu sözleşme alacaklarına istinaden davacıya teslim edildiği sabittir. Davalı bu senet bedelinin ödendiğini savunmuş ise de, bu senet bedelinin davacıya ödendiğine dair davalı tarafından dosyaya herhangi bir ödeme belgesi sunulmamıştır. Mahkemece, davacı alacağından mahsup edilen bu senet bedellerine ilişkin olarak davalı tarafından yapılmış bir ödeme bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, davalıya bu hususa ilişkin delillerini ve davacının bu hususta karşı delillerini ibraz etmesi sağlanıp, bu senet nedeniyle mahsubu gereken bir ödeme olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Davalı kulübün temyizi bakımından; davacı, davalı ile yapılan sözleşme kapsamında doğan alacaklarının tahsili amacıyla Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatının 28. maddesine uygun olarak 11.06.2014 tarihli ihtarname ile davalıdan alacağının 30 gün içinde ödenmesini istemiş, tebliğ işleminin 16.06.2014 tarihinde yapılmasını müteakip, 30 gün beklenilmiş, bir ödeme yapılmayınca da talimatın 28.maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde 17.07.2014 tarihinde noter ihtarı ile sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiştir.

Taraflar arasındaki hukuki ilişki genel hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, buna ilişkin TBK 408 maddesinde; “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir“. Aynı yasanın 437. maddesinde “Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir.” şeklinde yasal düzenlemelere yer verilmiş olup, bu yasal düzenlemeler kapsamında kural olarak, hizmet akdinin tarafı olan işçi sözleşmenin haklı feshi halinde dönem sonuna kadar olan ücretini isteyebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, maç başı alacakların fesih tazminatına esas alınıp alınmadığı hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Bilindiği üzere; maç başı ücretleri, futbolcunun lig maçlarında oynaması veya kadroda yer alması halinde ödenen bir ücret olup, bu maçlarda futbolcunun oynayıp oynamayacağı hususunda takdir yetkisi tamamen kulübe aittir. Oynanacak musabakalarda hangi futbolcunun kadroya dahil edileceği ve kimlerin ilk 11’de yer alacağı kulüp adına teknik direktörün sorumluluğu altında ve tamamen teknik nedenlere dayalı olarak, futbolcunun yeteneği, beceri ve genel performansına dayalı form durumu, takımdaki diğer futbolcuların performansı ile rakip takımın durumu gibi değişken hususlara bağlı olmakla fesih tarihinden sonra oynanacak maçlarda görevlendirilmesinin kesin olmadığı, dolayısıyla, futbolcunun maçlarda oynama şartına bağlı bu alacak yönünden talepte bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, maç başı ücretine ilişkin yukarıda belirtilen belirsizlik, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle giderilmesi, maç başı fesih tazminat talebi dışında kalan talepleri yönünden yukarıda açıklanan ilkeler ve yasal düzenlemeler gözetilerek sözleşmenin feshi nedeniyle davacının bir zararının bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle, diğer taraf aleyhine haksız ve sebebsiz zenginleşmesine sebeb olmayacak şekilde hakkaniyete uygun bir tazminat belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3-Bozma nedenine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına hükmün BOZULMASINA, (3) numaralı bent gereğince tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 3.455,00 TL harcın istek halinde davalıya 29,20 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Basketbol, Sporcu, Uygulanacak Kanun, Görevli Mahkeme

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/24584 E.,  2018/21216 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, … Belediye Spor Kulübü ile müvekkilin 2011-2012 sezonu boyunca kulüp adına basketbol oynaması ve karşılığında ödeme yapılması konusunda anlaştıklarını fakat kulübün 26/06/2012 tarihli son ödeme taahhüdünü yerine getirmediğinden icra takibine başlandığını, davalının haksız olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının öncelikle TBF yönetim kuruluna başvurusunun gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında akdedilen hizmet akdinin sözleşmenin süresi başlıklı 5. maddesinde ligin sona ermesi veya kulüp play off yarışmalarına hak kazanmışsa son play off maçının oynanmasından 3 gün sonra sözleşmenin sona ereceği düzenlenmiş olup davacının son play off maçı oynandıktan sonra aynı gün 20/04/2012 tarihinde …’yi tanık beyanına göre terk etmiş olup terkten sonra herhangi bir maç oynandığına dair dosyada delilde bulunmadığı, hal böyle olunca davacının sözleşme süresi bitmesinden sonra …’den ayrıldığı, hizmet akdi gereğince son ücreti olan ve icra takibine konu ettiği 2.200 TL.yi de hak ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, … İcra Müdürlüğü’nün 2013/794 Esas sayılı dosyasındaki davalı itirazının iptali ile takibin devamına, davalıdan takip çıkışının % 20’si olan 440,00 TL. icra inkar tazminatının alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava “iş mahkemesi sıfatıyla” açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya “iş mahkemesi sıfatıyla ” bakmaya devam olunur.

Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddi ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz.

Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir.

Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir.

Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir.

Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Yukarıdaki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında, sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır.

Ancak, doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanunu’nda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Gerek özel hakem, gerekse genel mahkemelerde görülen sporcu ile kulübü arasındaki alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda, 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Ancak antrenör, teknik direktör, idareci, masör ve benzeri elemanlar ile kulüpleri arasında çıkan uyuşmazlıklarda, özel yasal düzenlemeler dışında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacının sporcu olduğu tartışma konusu olmayıp, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında İş Mahkemesi görevli olmadığından, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay, Spor Federasyonlarının Genel Kurullarına Karşı Yargı Yolunu Fiilen Kapattı

Konu ile ilgili yorumumu ilerleyen günlerde yazacağım.

Şimdilik Yargıtay’ın kararını paylaşmakla yetiniyorum. Continue reading “Yargıtay, Spor Federasyonlarının Genel Kurullarına Karşı Yargı Yolunu Fiilen Kapattı”

Yargıtay, Yıldırım Demirören’e Verilen Beraat Kararını Bozdu

Yargıtay ve Danıştay’ın emsal kararları bu kurumların internet sitelerinde yayınlanıyor. Ben de sık sık bu siteleri ziyaret ederek anahtar kelimeler ile arama yapıyorum.

Dün akşam “futbol” kelimesi ile arama yaptım. Özellikle 6222 sayılı Kanun hakkında birçok ilginç karar buldum. Bu kararları ilerleyen günlerde paylaşacağım.

Kararları okurken, Türk medyasında manşet olması gereken ancak tek kelime bile haberi yapılmayan bir karara rastladım. Continue reading “Yargıtay, Yıldırım Demirören’e Verilen Beraat Kararını Bozdu”

Yargıtay Kararı – İddaa, İkramiye Alacağı, Şike

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2015/22235 E., 2017/10282 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, 24.12.2008 tarihinde sıralı 30 adet aynı olarak oynadığı iddia kuponundaki maçların sonuçlarını doğru tahmin ettiğini ve 38.253,60 TL ikramiye kazandığını, ikramiye almak için iddia bayisine gittiğinde iddia kuponunun cihaz tarafından okunmadığını, davalı ile yapmış olduğu görüşmede ödeme yapılacağının bildirilmesine rağmen bu güne kadar ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 38.253,60 TL ikramiye alacağının 24.12.2008 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.

Continue reading “Yargıtay Kararı – İddaa, İkramiye Alacağı, Şike”