Etiket: spor hukuku

Yargıtay Kararı – Basketbol, Oyuncu Kiralaması

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/3425 E. , 2019/1334 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı kulüp vekili, 2011 yılında müvekkil kulübe transfer edilen davalı basketbolcunun, 2011/2012 sezonu için ve sezon sonunda tekrar kulübe dönmek şartıyla, dava dışı … …’nın … isimli oyuncusuna karşılık anılan kulübe kiralandığını, bu süreçte davalının tüm özlük haklarının, taraflar arasında yapılan sporcu özel sözleşmesi hükümlerine göre yerine getirildiğini, sezon sonunda 06.07.2012 tarihinde dava dışı kulübe keşide edilen ihtarname ile davalının bonservisi talep edilmiş olduğu halde ve davalı ile aralarında yaptıkları sözleşme devam etmekteyken, davalının 17.08.2012 tarihinde başka bir spor kulübü ile 3 yıllık sözleşme imzaladığını duyurduğunu, böylelikle de müvekkil kulüp ile aralarındaki sözleşmeye yönelik fesih iradesini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek; haksız fesih nedeniyle, bonservis bedeli olarak dava dışı …’a ödenen 300.000,00 TL, dava dışı … …’da ödenenler dahil sporcunun bizzat kendisine ödenen 300.000,00 TL, menajere ödenen 30.000,00 TL ve uğranılan diğer zararlar dahil toplam 1.000.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı sporcu, davanın süresinde açılmadığını, davacı kulüp ile aralarında imzalanarak, federasyon nezdinde onaylanmış bir tip sözleşme ilişkisi bulunmadığını, dava dışı … spor kulübü ile davacı kulüp arasında yapılan sözleşmenin kiralama sözleşmesi olmayıp, sporcunun tüm lisansının devrini sağlayan Transfer Sözleşmesi olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi görüşü de benimsenerek, davalının … Spor Kulübü’ne transfer edilmesi ve bonservisinin davacı … kulübüne geri verilmemesi hususlarında söz sahibi olmayan, olması halinde sözleşmesel ilişkinin sona ermesi sebebiyle mecburiyeti bulunmayan davalının, zarara uğramış olsa dahi davacının zararlarından mesul tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan 1.000.000,00 TL’nin tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verildiğine göre, bu değer esas alınıp, tarife hükümleri gözetilerek davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu ücrete hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarını reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 2.fıkrasında yer alan “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 1.500,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının çıkartılarak yerine “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 52.900,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde taraflara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Sporcu Sözleşmesi, Alacak, İcra İnkar Tazminatı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/10623 E.,  2019/1332 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzaladıkları 28.09.2013 Türkiye … Federasyonu tescil tarihli Deplasmanlı Lig Sporcuları sözleşmesi kapsamında, kulüp tarafından ödenmesi gereken 60.000,00 TL’den sadece 31.000,00 TL’nin ödendiğini, ödenmeyen 29.000,00 TL’nin tahsiline yönelik başlattığı takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, icra dosyasına yaptığı itirazında borcu bulunmadığını bildirmiş ancak, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, aldırılan bilirkişi raporu, federasyon yazısı ve sözleşme hükümleri gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile … 19.İcra Müdürlüğü’nün 2013/17141 sayılı dosyasına yapılan itirazın toplam 21.761,70 TL yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya dair ve icra inkar tazminatına yönelik talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra- inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte belirtilen nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan “… ayrıca icra inkar tazminatı talebinin de reddine,” ibaresinin karar yerinden çıkartılarak yerine “… ayrıca alacak likit ve muayyen olduğundan hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, İhtiyari Tahkim (2014)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/20902 E., 2019/1275 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış 19.06.2012 başlangıç tarihli Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında, toplam hakedişinin 124.457,68 TL olduğunu ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 47.727,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinden bahsedilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yerinin, TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) olduğundan bahisle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; eldeki dava 27.10.2014 tarihinde açılmış olup, bu tarihteki düzenlemelere göre UÇK’nın görev alanının belirlenmesi gerekeceği açıktır. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Ana Statüsünün 21.7.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren değişik 56.maddesinde, “Kulüpler, futbolcular teknik direktörler, antrenörler, futbolcu temsilcileri, sağlık personelleri ve müsabaka organizatörleri aralarındaki futbolla ilgili her türlü sözleşmeden doğan ihtilafların çözümü için uyuşmazlık çözüm kurulunun yetkisini kabul edip etmemekte serbesttirler. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili olabilmesi için tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Bununla birlikte sportif cezalarla, yetiştirme tazminatına ilişkin ihtilaflar münhasıran uyuşmazlık Çözüm Kurulu önünde çözülür. Bu kararlara karşı ancak Tahkim Kurulu’na itiraz edilebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi bulunduğu, sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıkların mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebileceği, diğer uyuşmazlıkların ise, genel hükümlere tabi olup, ancak her iki tarafın da yazılı olarak kabul etmesi halinde, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu tarafından ihtiyari tahkim sıfatıyla bakıp sonuçlandırabileceği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davanın niteliğine göre, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim değil, ihtiyari tahkim yetkisi bulunduğundan, adı geçen Kurulun yetkili olabilmesi için, tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan, ihtiyari tahkim niteliğindeki Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkisini kabul etmediğini ortaya koymuş, tercihini genel mahkemelerde dava açmaktan yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir. O halde, mahkemece işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ticari İşlerde Zorunlu Arabuluculuk Kabul Edildi

Türkiye Büyük Millet Meclisi, ticari işlerde zorunlu arabuluculuk öngören düzenlemeyi kabul etti.

Ticari işlerde zorunlu arabuluculuğu öngören Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun, 19 Aralık 2018 tarihli ve  30630 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı (Kanunla ilgili Komisyon Raporu için bkz. https://goo.gl/8QrFMK. Kanunun kabul edildiği oturumun tutanağı için bkz. https://goo.gl/4BQNBU) Okumaya devam et “Ticari İşlerde Zorunlu Arabuluculuk Kabul Edildi”

Yargıtay Kararı – Basketbol, Sporcu, Uygulanacak Kanun, Görevli Mahkeme

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/24584 E.,  2018/21216 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, … Belediye Spor Kulübü ile müvekkilin 2011-2012 sezonu boyunca kulüp adına basketbol oynaması ve karşılığında ödeme yapılması konusunda anlaştıklarını fakat kulübün 26/06/2012 tarihli son ödeme taahhüdünü yerine getirmediğinden icra takibine başlandığını, davalının haksız olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının öncelikle TBF yönetim kuruluna başvurusunun gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında akdedilen hizmet akdinin sözleşmenin süresi başlıklı 5. maddesinde ligin sona ermesi veya kulüp play off yarışmalarına hak kazanmışsa son play off maçının oynanmasından 3 gün sonra sözleşmenin sona ereceği düzenlenmiş olup davacının son play off maçı oynandıktan sonra aynı gün 20/04/2012 tarihinde …’yi tanık beyanına göre terk etmiş olup terkten sonra herhangi bir maç oynandığına dair dosyada delilde bulunmadığı, hal böyle olunca davacının sözleşme süresi bitmesinden sonra …’den ayrıldığı, hizmet akdi gereğince son ücreti olan ve icra takibine konu ettiği 2.200 TL.yi de hak ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, … İcra Müdürlüğü’nün 2013/794 Esas sayılı dosyasındaki davalı itirazının iptali ile takibin devamına, davalıdan takip çıkışının % 20’si olan 440,00 TL. icra inkar tazminatının alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava “iş mahkemesi sıfatıyla” açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya “iş mahkemesi sıfatıyla ” bakmaya devam olunur.

Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddi ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz.

Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir.

Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir.

Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir.

Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Yukarıdaki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında, sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır.

Ancak, doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanunu’nda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Gerek özel hakem, gerekse genel mahkemelerde görülen sporcu ile kulübü arasındaki alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda, 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Ancak antrenör, teknik direktör, idareci, masör ve benzeri elemanlar ile kulüpleri arasında çıkan uyuşmazlıklarda, özel yasal düzenlemeler dışında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacının sporcu olduğu tartışma konusu olmayıp, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında İş Mahkemesi görevli olmadığından, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

AİHM, CAS’a Destek Verdi

Spor camiası uzun süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) futbolcu Adrian Mutu ve Claudia Pechstein‘in başvuruları hakkında vereceği kararı bekliyordu.

Mutunun ve Pechstein‘in başvuruları sonrasında AİHM, İsviçre devletine sorular göndermişti. Bu sorular “CAS’ın bağımsızlığı ve tarafsızlığı” ile “CAS’ta açık duruşma yapılmaması” konularıyla sınırlı idi.

Beklenen gün geldi. AİHM, bugün kararını yayınladı: http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-186434 (Kararın Fransızca özeti: https://t.co/qVL9tO5zu7)

Karar, spor tahkimini yere göğe sığdıramayanlar için zafer niteliğinde. Ancak kararın oyçokluğu ile alındığını gözden kaçırmamak lazım. Okumaya devam et “AİHM, CAS’a Destek Verdi”

İstinaf Kararı – Marka Hukuku

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI

DOSYA NO : 2018/1346 Esas
KARAR NO : 2018/1154 Karar
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
NUMARASI : 2017/595 E.,
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İtibarının Kaybı Nedeniyle Tazminat İstemli)
KARAR TARİHİ : 15/05/2018

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin … ve şekil markasının dünyaca tanınmış olduğunu ve 1997 yılından bu yana da Türkiye’de marka adı altında üretim yapılıp pazarlandığını ve.. şekilden oluşan çok sayıda markaları bulunduğunu, davalılardan …’ın …. numaralı tescilli markalarında müvekkilinin logo ve markasının kullanıldığını, ayrıca davalının tescilli markasını da tesciline aykırı olarak müvekkilinin logosuyla iltibas oluşturacak şekilde kullanıldığını, ürünlerin diğer davalı şirketlerce pazarlandığını öne sürerek Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29.ve 155.maddesi ve Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri dikkate alınarak davalı markaların hükümsüzlüğünü, haksız rekabetin ve marka haklarına tecavüzün tespitini, müvekkilinin logosuna benzer logo ve markaların ürünlerde kullanımının, satış ve dağıtımının, tanıtımlarda kullanılmasının önlenmesini ve toplatılması konusunda tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili .. sözcüğünün yaygın olarak kullanılan bir spor dalının ismi olduğunu, ilk kez davacı tarafından kullanılmadığını, tekstil sektöründe sözcüğün ayırt ediciliğinin bulunmadığını, jenerik hale geldiğini, giysi adı olarak kullanıldığını, davacının 35.sınıfta tescilinin bulunmadığını, davacı markasında.. ve logonun baskın unsur olmadığını, markalar arasında iltibasa yol açacak benzerlik bulunmadığını, SMK 155.maddesinin uygulama koşullarının oluşmadığını, marka tescilinde 4 yılı aşkın süre boyunca sessiz kalındığını savunarak tedbir talebinin reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davalı markalarının tescilli oluşu ve hükümsüzlüğün yargılamayı gerektirmesi nedeniyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olup, karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.

İstinaf sebepleri, davacı, davalının müvekkilinin tanınmış marka ve logosuyla iltibas oluşturan logoyu giysilerin üzerinde tescile aykırı olarak müvekkili gibi kullandığını, markanın görsel ve konsept olarak müvekkilinin markasına benzer şekilde iki at üzerinde iki … oyuncusunun aynen kullanıldığını, mahkemenin ret gerekçesinin yasaya aykırı olduğunu, tecavüze ilişkin delillerin sunulduğunu, SMK 155.madde gereğince marka tescilinin müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, tescilin kötü niyetli olduğunu, TTK 51.maddeyle öngörülen haksız rekabet koşullarının da oluştuğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesindeki savunmasını tekrarlamıştır.

Deliller; davacı markasının tanınmışlığına, dünyadaki tescil sayısına, kullanımına, tescillerine ilişkin bir klasör delil ve markanın taraf ürünlerindeki kullanıma ilişkin görseller sunmuştur.

Davalı da … markası ve logonun kullanımıyla ilgili değişik görseller sunmuştur.

GEREKÇE:
İstinafın konusu, tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması talebine ilişkindir.

Davalının hükümsüzlüğü istenilen … numaralı markalarının tescilli oluşu ve hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı hususunun yargılamayı gerektirmesi nedeniyle SMK 155.maddeye göre talep edilen istinaf talebinin reddi gerekir.

Ancak söz konusu … ve … markalar yarım yay formunda yazılan … ve onun çevrelediği boşluğa atlı … oyuncusu, yayın alt kısmında da yatay olarak yazılı … sözlerinden oluştuğu olduğu halde davalının markalarını tescile aykırı olarak davacının … ve diğer seri at üzerinden … oyuncusu şekil markasıyla iltibas oluşturacak şekilde kendi tescilli markasının sözel kısmını kullandığı sunulan ürün görselleri ile anlaşıldığından istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldıırlmasına 50.000 TL teminat karşılığında davacının at üstünde … oyuncusu figürünü davalı ürün ve tanıtımlarından kullanılmasının ve piyasaya sürülmesinin tedbiren önlenmesine, ürün ve tanıtımlardan çıkarılması karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

KARAR:
1-İstinaf talebinin KISMEN KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,
2-50.000 TL teminat karşılığında davacının at üstünde … oyuncularından oluşan şekil markasının davalı tarafından ürün ve tanıtımlarda kullanımın, markayı taşıyan ürünlerin satışının tedbiren önlenmesine, markanın ürün ve tanıtımlardan çıkarılmasına,
3Diğer talebin reddine
4-Peşin harcın talebi halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf yargılama giderlerinin verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf aşaması için ayrıca avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi. 15/05/2018

Zeynep Sönmez’e Özel Ceza

Türk tenisçi Zeynep Sönmez, doping cezası aldı.

Uluslararası Tenis Federasyonu‘ndan (ITF), yapılan açıklamaya göre, 21-28 Ekim 2017 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Cumhuriyet Kızları Tenis Turnuvası‘nda mücadele eden Zeynep Sönmez‘in, 24 Ekim 2017’de verdiği doping numunesinde yasaklı “modafinil” maddesine rastlandı.

ITF, Sönmez‘in kasten hareket etmediğini ve sporcunun doping ihlalini kabul ettiğini açıkladı.

ITF, gerekçeli kararı yayınladı: http://www.itftennis.com/media/282367/282367.pdf

Okumaya devam et “Zeynep Sönmez’e Özel Ceza”

Spor Teşkilatında Kadının Adı Yok

Sözcü gazetesinde, 9 Mart 2018 tarihinde yayınlanan yazımı linkler ekleyerek paylaşıyorum.

“Geçen hafta Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın spor il müdürleri ile çektirdiği bir fotoğraf gördüm. Fotoğrafta bir kadın bile yoktu.

ilmudurleriylebirarayageldi_manset

Merak ettim. Bakanlığın, Spor Genel Müdürlüğü’nün ve federasyonların sitelerini inceledim. Kadın yönetici, kurul üyeleri aradım. Maalesef çok az kadın listelerde yer alıyor.

Bakanlık ve genel müdürlük teşkilatının üst yönetiminde kadın yok. Gençlik ve Spor Bakanı, bakan yardımcısı, müsteşar, müsteşar yardımcıları, Spor Genel Müdürü hep erkek. Daire başkanlarının, müdürlerin tamamı erkek. Merkez Danışma Kurulu, Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu, Genel Müdürlük Ceza Kurulu, Merkez Ceza Kurulu gibi kurullarda kadın üye yok. Tahkim Kurulu‘nda sadece bir kadın üye var.

Bakanlık ve Genel Müdürlük bünyesindeki kadına karşı ayrımcı politika, spor federasyonlarına da yansımış. Bugün sadece Oryantiring Federasyonu, Satranç Federasyonu ve Yelken Federasyonu‘nda kadın başkan görüyoruz. Çoğu spor federasyonunun yönetim kurullarında ve diğer kurullarında kadın üye bulunmuyor. Erkek kulübü şeklinde faaliyet gösteren onlarca federasyon var. Bazı federasyonlar göstermelik, sadece bir kadın üye bulunduruyor.

Türkiye’de 4.606.452 faal sporcu bulunuyor. Faal kadın sporcu sayısı ise 1.606.113. Kadınlar, toplam sporcu sayısının üçte birini oluşturuyor. Kadın sporcu sayısı bu kadar yüksek iken, neden spor teşkilatında kadın yönetici bu kadar az? Neden spor teşkilatında kadınlara karşı şiddetli ayrımcılık yapılıyor?

Türkiye, İngiltere ve Fransa’yı örnek almalı. En azından spor teşkilatında ve spor federasyonlarında asgari %30 kadın yönetici kotası öngörülmeli. Sadece yönetim kurullarında değil, tüm kurullarda en az %30 oranında kadın üye olmalı.”