Etiket: yargı kararı

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ANADOLU KAYAK İŞLETMELERİ VE TURİZM TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/6935)

Karar Tarihi: 4/7/2019

KARAR

Başkan : Engin YILDIRIM

Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör : Olcay ÖZCAN

Başvurucu : Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti.

Vekili : Av. Yalçın AKBAL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu kurumu aleyhine başlatılan icra takibinde alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; haczedilmezlik şikâyetiyle açılan davada aleyhe yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Okumaya devam et “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)””

Asliye Ticaret Mahkemesi – Spor Kulübü, Kayıp Kaçak Bedeli, Haksız

T.C.  İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/43 Esas
KARAR NO : 2019/626
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ: 02/02/2015
KARAR TARİHİ: 25/04/2019

Mahkememize açılan davanın yapılan açık yargılama sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili İstanbul … Tüketici Mahkemesine verdiği dava dilekçesi ile; müvekkili … Demeğinin, …l Kulübü için… nolu, … Kulübü için … nolu, …Kulübü için … nolu, … Stadı için… nolu ve … sokaktaki yeri içinde … nolu tesisatları için akdedilen “Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi” ile davalı şirketin abonesi olduğunu, bu sözleşmeler kapsamında davalının davacıdan elektrik satış bedeli haricinde, ayrıca ‘kayıp kaçak bedeli’ adı altında bir takım bedeller tahsil ettiğini, oysa taraflar arasındaki sözleşmeye göre davalının kayıp kaçak bedeli tahsil etme hakkının bulunmadığını, davalının davacıdan 10 yıl geriye dönük tüketim dönemlerinde kayıp kaçak bedelini haksız olarak tahsil ettiğini, bunun yanında TRT payı, sayaç okuma bedeli, enerji fonu vs.nam altında alınmaması gereken bedelleri haksız olarak tahsil ettiğini belirterek sözleşme kapsamı dışında fazladan tahsil eden tutarın fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 5.000 TL’nin işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 02/01/2018 tarihli bedel artırım dilekçesi ile taleplerini artırarak tamamlama harcını yatırmıştır.

Davalı vekili davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstanbul … Tüketici Mahkemesi 13/12/2018 tarih ve … E., … K.sayılı kararı ile Mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiştir.

Dava, elektrik abonesinden tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, TRT payı, Sayaç Okuma bedeli ve Enerji fonu bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.

Yargılama sırasında 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişe de etkili 6719 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 6446 sayılı kanunun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve dava konusu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK nun Kanundaki yetkileri genişletilerek bu bedeller maliyet kapsamına dahil edilmiştir.

6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen; Geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü, Geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17. madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.

Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gibi hallerde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Yukarıda açıklanan bu yasa değişiklikleri birlikte değerlendirildiğinde; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan bedeller ile ilgili olarak açılan ve halen derdest olan davalar, açıklanan yasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle birlikte konusuz kalmıştır. Buna göre dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 6719 sayılı yeni yasa nedeni ile konusuz kalan dava hakkında, karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulması gerekmektedir. (Yargıtay 3.HD nin 25.09.2018 tarih ve 2018/5745 E.,2018/9024 K. sayılı ilamı)

Davalı vekili davacının davasını 6719 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ıslah dilekçesi ile davasını arttırdığını belirterek ıslahla artırılan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmesini ve nispi vekalet ücretine karar verilmesini talep etmiş ise de; dava dilekçesinde belirsiz olan alacağın şimdilik 5.000 TL’sinin işleyecek faizi ile tahsilinin talep edildiği, davaya konu edilen alacak miktarının davalı kurum bünyesinde bulunan belgelerle tespit edileceği, buna göre davanın belirsiz alacak davası olduğu ve davacı tarafından yapılan işlemin ıslah değil belirlenen alacağın arttırılması olduğu, bu nedenle davanın tamamının konusuz kaldığından dolayı karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği (İstanbul BAM 3. HD.’nin 11/03/2019 tarih ve 2019/427 E., 2019/367 K.sayılı ilamı) anlaşıldığından davalı vekilinin talebi yerinde görülmemiştir.
Davacı tarafın dava açıldığı tarihteki mevzuat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 K. sayılı kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararları gereği içtihat durumuna göre dava açmakta haklı olduğu, bu kapsamda kayıp kaçak ve diğer bedellerin tahsilini talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği ya da içtihadı birleştirme kararı gereği davanın kabul edilmemesi nedeniyle haksız çıkmasına rağmen yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı kuşkusuzdur. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 14.06.2017 gün ve 2016/20808 Esas, 2017/10060 Karar sayılı ve yine aynı Daire’nin 07.06.2017 gün ve 2016/20106 Esas, 2017/9319 Karar sayılı ilamları). Bu durumda; dava açıldıktan sonra hasıl olan yasa değişikliği nedeniyle, davacının dava açmasında haksız sayılamayacağı cihetle; konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davacı yararına maktu vekalet ücreti takdir edilmesi ve yapmış olduğu diğer yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline (Yargıtay 3.HD nin 25.09.2018 tarih ve 2018/5745 E.,2018/9024 K. sayılı ilamı) karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 44,40 TL harcın peşin alınan toplam 8.025,39 TL harçtan mahsubu ile geriye kalan 7.980,99 TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yatırılan başvurma ve peşin harç toplamı 72,10 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 2.725 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan toplam 1.328,50 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
7-Davalı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,

Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

İstanbul Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi: “Yayın Hakkı Bulunmayan Televizyon Kanalında Maç İzlemek Suretiyle Maç Yorumu Yayınlanması Hukuka Aykırıdır.”

T.C.
İSTANBUL
2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/2
KARAR NO : 2019/145

DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref’i, Önlenmesi.
DAVA TARİHİ : 06/11/2013
KARAR TARİHİ : 09/04/2019

Mahkememizde görülmekte bulunan fikir ve sanat sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref’i, önlenmesi davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, … ile … arasında … Maçlarının münhasır yayınına ilişkin Paket A Yayın Hakları sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği yayın haklarının görsel ve işitsel anlamında münhasır sahibi olduğu, davalının … logolu televizyon kanalında yayınlanan “…” adlı televizyon programında, “…” olarak yayınladığı ve hatta yorumcular vasıtasıyla da bu maçlarla ilgili program yaptıklarını tespit ettiklerini, davalının programları “…” yaparak izletmekte ve bu yolla haksız bir kazanç sağladığını, davalının …’nun haklarını ihlal ettiğini, davalının sahibi olduğu … Logolu televizyon kanalında yayınlanan “…” adlı programın yayınının dava sonuna kadar ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, müvekkil şirketinin yayınlarının izlenmesi yoluyla maç anlatımı şeklinde program yapılmasının engellenmesine, davanın … Kurumuma ihbar edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Mahkemenin görevli olmadığını, yargılamanın Asliye Ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini, futbol maçı esnasında görüntü kullanılmadığını sadece yorum ve bilgi verildiğini, Televizyon ekranından izlemek suretiyle maç anlatımı şeklinde bir eylemden bahsedildiğini, böyle bir eylemin müvekkil şirket tarafından gerçekleştirilmediğini, davacılardan … A.Ş. adında bir şirketten bahsedilmediğini, davacılardan …’nın … lisansı üzerinde ne şekilde bir hak tesisi olduğuna ilişkin herhangi bir somut ve hukuki kanıt bulunmadığını, ayrıca dava dilekçesinin önemli bir kısmında … logolu kanaldan bahsedilmekteyse de, bahsedilen fiillerin hiçbirinde televizyon yayınına ait görüntünün kullanılmasının sözkonusu olmadığını, … logolu kanaldan bahsedip … A.Ş.’nin de haklarının ihlal edilmiş olduğu iddiasıyla davacı sıfatına haiz olması mümkün olmadığını, bu kapsamda davacıların herhangi bir surette aktif dava ehliyetlerinin de bulunmadığını, husumet yönünden de davanın ve tüm taleplerin reddine karar verilmesi gerektiği, davanın görev yönünden reddine, dava konusu programının yayının durdurulması nedeniyle tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Asli Müdahil vekili asli müdahale talepli dilekçesinde özetle, müvekkili ile … arasında imzalanan 22/08/2013 tarihli sözleşme gereğinde 2013-2014 futbol sezonu …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … Final müsabakasının yurt içine ve yurt dışına internet vs.her türlü iletişim teknolojisi aracılığı ile sesli (audio) radyo yayın hakkının … kurumuna ait olduğunu, davalı şirketin Türkiye Futbol Federasyonu ile hiçbir anlaşması, sözleşmesi olmadan herhangi bir telif ödemesi yapmadan izinsiz şekilde söz konusu müsabakaları canlı yayın esnasında … logolu kanalı izlemek marifetiyle “canlı” olarak yayınladığı ve hatta yorumcular vasıtasıyla da bu maçlarla ilgili program yaptıklarının tespit edildiğini, söz konusu yayınların televizyonlar üzerinden bu şekilde … izleyerek anlatılmasının müvekkili kurumun çok büyük meblağlar ödeyerek aldığı yayın haklarını kullanılmasını olumsuz şekilde etkilediğini, bu durumun açıkça hak gasbı olduğunu ve haksız bir kazanç sağlandığını iddia ederek, asli müdahale taleplerinin kabulüne, …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … Final müsabakasının yayınlarının hak sahibi olmayan davalı tarafından maç anlatımı şeklinde program yapmasının engellenmesi yönünde karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, davacının yayın haklarına sahip olduğu … maçları kapsamında kalan futbol müsabakalarının davalı şirket TV kanalında canlı yayın esnasında davalı şirkete ait TV kanalında … adlı programda programı yapanlar tarafından izlenerek bu maçla ilgili yapılan canlı yayın programının önlenmesi talepli davadır.

Davacı ile … arasında … maçlarının münhasır yayına ilişkin … hakları sözleşmesi imzalandığı, ayrıca … tarafından söz konusu müsabakaların radyodan canlı olarak yayınlanması da başka bir kuruma (Asli müdahil …’ye) ihale edildiği, davalı şirketin ise herhangi bir anlaşma olmadan izinsiz şekilde söz konusu müsabakaları canlı yayın esnasında …’yi izlemek marifetiyle canlı olarak yayınladığı iddiasıyla dava açılmıştır.
Davacılar vekilinin mahkemeye sunduğu 17.07.2014 tarihli dilekçesinde 10.01.2014 tarihli olarak verilen … Logolu televizyon kanalında yayınlanan … adlı programa ait … maçına ait yorum değerlendirme içeriğinin bulunduğu CD dosyaya sunulmuştur.
Davacının ve Asli Müdahil …’nin … ile yaptığı anlaşma gereğince … maçlarının Türkiye’de inhisari yayın haklarına sahip olduğu dosyaya sunulan sözleşmelerle sabittir.

Davalı şirketin … maçına ilişkin … adlı programdaki yorumlar CD içeriğinde dosyaya sunulmuş olup mahkememizce bilirkişi olarak seçilen Bilişim Uzmanı …’dan CD izlenmek suretiyle rapor alınmıştır. Görüntülerden davacıya ait … kanalında yayınlanan maçın davalıya ait … kanalında görüntü kullanmaksızın kameranın görmediği açıdan eş zamanlı olarak maçın izlenerek bu görüntüler üzerinden program yapıldığı ve dolaylı şekilde maçın aktarıldığı canlı görüntü olmamasına rağmen programdaki yorumcuların aktarımından maç seyrinin takip edildiği anlaşılmaktadır.

DVD içerisinde 45 dakikalık kayıtta Süper Ligin 2013-2014 sezonu 10 Haftasının 2.ci karşılaşması olan … maçının ilk yarısı oynandığı sırada … sitesinden yayın yapan …’nin … kanalındaki dakika yorum programında 18.50-20.55 saatleri arasında sunucu … ve … isimli yorumcularla birlikte yorumların yapıldığı naklen yayından anlık aktarmalar yapıldığı anlaşılmıştır.

TV izleyicisi şifreli ve paralı olan davacı kanalını izlemek yerine ücretsiz olan davalı kanalını izleyen seyirci hem maçın seyrini takip edebilmekte hem de görüntüler üzerine yapılan yorumları izleyebilmekte bu şekilde davacının yüksek bedel ödeyerek yayın haklarını aldığı, söz konusu maçlar üzerinden davalının davacı yayın hakkını ihlal ederek onun yatırımını sömürdüğü ve paraziter rekabet oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen kararın davalı vekili ve asli müdahil … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11.HD’nin 24/10/2016 tarihli ve 2016/11712 esas, 2016/8332 karar sayılı ilamı ile “1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı … vekilinin … A.Ş. ve … A.Ş.nin davacı olduğu ilk davaya yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Asli müdahil … Müdürlüğü vekilinin temyizine gelince, dava, davalının eylemi ile davacıların yayın haklarını ihlal ettiği iddiasıyla yayının engellenmesi talebine ilişkindir. İlk davayı … A.Ş. ve … A.Ş. açmış, işbu davaya … Müdürlüğü de 2013-2014 futbol sezonu maçlarının radyo yayın hakkı sahibi olarak gerekli harçları yatırmak suretiyle asli müdahale talebinde bulunmuştur. Ancak, mahkemece davanın kabulü yönünden hüküm kurulurken, asli müdahil … Genel Müdürlüğü’nün radyo yayın hakkı sahibi olarak dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve talepler değerlendirilmemiş ve … Genel Müdürlüğü yönünden bir hüküm kurulmamıştır. Oysa ki, asli müdahale davası ile ilk dava birbirinden bağımsızdır ve buna göre, asli müdahale davası hakkında da ayrı bir hüküm kurulması gerekir. Asli müdahil kendisi hakkında verilen bu hükmü yalnız başına kanun yoluna götürme hakkına da sahiptir (KURU/ARSLAN/YILMAZ; Medeni Usul Hukuku, 19. Baskı, s. 537-538). Bu durumda mahkemece asli müdahil … Müdürlüğü’nün talepleri hakkında da olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sadece diğer davacıların taleplerine yönelik değerlendirme yapılarak hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden asli müdahil yararına bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği, mahkememize iade edilen dava dosyasının yeni esasa kaydının yapılarak bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamanın bitirildiği anlaşılmıştır.

Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda açılan davalar değerlendirildiğinde; bozma dışında kalan davacının davasının kabulüne yönelik hüküm kısmına dokunulmaksızın, davaya konu spor müsabakaları bakımından radyo yayın haklarına sahip olduğu anlaşılan ve Yargıtayca da kabul gören tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında aynı kapsamda sübut bulan asli müdahil …’nin açmış olduğu davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1- Davanın kabulü ile davalının sahibi olduğu … Logolu TV kanalında yayınlanan davacı yayınlarının izlenmesi yolu ile maç anlatımı şeklindeki … adlı program yayının durdurulması ve önlenmesine,

2- Asli müdahil …’nin açmış olduğu davanın kabulü ile; davalıya ait … Logolu TV kanalında yayınlanan “…” adlı programda …’nin Radyo yayın haklarının sahibi olduğu …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … müsabakasının maç anlatımı şeklinde yayınlanmasının DURDURULMASI VE ÖNLENMESİNE,

3- ASIL DAVA YÖNÜNDEN;
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 44,40 TL karar harcından peşin yatırılan 24,30 TL’nin mahsubu ile kalan 20,10 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekili yararına hesap olunan 3.931,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
-Davacı tarafından yapılan: 400,00 TL bilirkişi ücreti, 600,75 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.000,75 TL ve 48,60 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 1.049,35 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-ASLİ MÜDAHİL …’NİN AÇMIŞ OLDUĞU DAVA YÖNÜNDEN;
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 44,40 TL karar harcından peşin yatırılan 25,20 TL’nin mahsubu ile kalan 19,20 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Asli müdahil …’nin yapmış olduğu 50,40 TL (peşin+başvuru harcı) yargılama giderinin davalıdan alınarak Asli müdahil …’ye verilmesine,
-Asli müdahil … yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap olunan 3.931,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak asli müdahile verilmesine,

5-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/04/2019

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı – Stadyumdaki LED Panoda Reklam Yayını, Sözleşmeye Aykırılık , Bedelin İadesi Talebi, İspat Yükü

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/429 Esas
KARAR NO : 2019/384
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/04/2017
KARAR TARİHİ: 02/04/2019

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile dava dışı ——–. reklamının —– Stadyumu led panosunda her bir maç için -dk olmak üzere toplam 17×1=17 dk yayınlanması hususunda anlaşıldığını, bu hususta davalıya -7.914,94 TL ödeme yapıldığını, reklamın öngörülen süreden eksik yayınlandığının tespit edildiğini, bu nedenle dava dışı —— 73.750,00 TL iade edilmek durumunda kalındığını, bu bedelin tahsili için davalı aleyhine İstanbul Anadolu 22.İcra Müdürlüğünün — esas sayılı dosyası ile yapılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirdiğini, reklamın yayınlandığı süreleri gösteren listenin eksik ve hatalı olduğunu, eksik yayınlanmanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava niteliği itibari ile sözleşmeye aykırılık sebebi ile yapılan fazla ödememnin iadesine ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğü’nün ——— Esas sayılı dosyası getirtilip dosyamız içine alınmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı tarafındın davalı aleyhine 25/08/2012 tarihli sözleşme gereği yayınlanması gereken reklamların eksik yayınlanması nedeni ile —- Hastanesi A.Ş. ‘ye iade edilen bedelden dolayı 73.750,00 TL asıl alacak, 4.074,69 TL işlemiş faiz toplamı 77.824,69 TL alacak için başlatılan takip olduğu, itiraz üzerine takibin durduğu anlaşılmıştır. 

Ödeme emrinin davalı borçluya 15.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 17.04.2017 tarihinde borca itiraz ettiği davacının 03.05.2013 tarihinde itirazın iptali davasını açtığı görülmüş olup gerek itirazlar gerekse davanın yasal sürelere uygun olduğu anlaşılmıştır. Dava hakkında mahkememizce 03.11.2015 tarihinde kısmen kabul kararı verilmiş ancak mahkememiz kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/12333 E 2017/1187 K 16.02.2017 tarihli kararı ile ‘ …bu durumda mahkemece davalının savunalarında ve rapora itiraz dilekçesinde belirtilen itirazların değerlendirilmesi ve reklam panolarının bağlı olduğu bilgisayar sistemi , lig tv kayıtları, ve —– Asayiş Şube Müdürlüğü Spor Büro Amirliği kayıtları üzerinde konusunda uzman kişilerden oluşturulacak 3. Kişilik bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak , ayrıntılı ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp tüm deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken…’ şeklindeki gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma üzerine bozma gerekçesi doğrultusunda belirtilen kurumlardan görüntüler istenmiş —— Federasyonu cevabi yazısında görüntülerin kendinde olmadığını, yayıncı kuruluştan temin edilmesi gerektiğini belirtmiş,—— emniyet müdürlüğü ve yayıncı kuruluş görüntüleri göndermiş ve görüntüler üzerinde ve panoların bağlı olduğu bilgisayar üzerinde inceleme yapılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme örneği davacının reklam sözleşmesi yaptığı —– .. A.Ş:’nin reklamlarına ilişkin CD’ler, faturalar, reklam yayın çizelgeleri, iade faturası, icra dosyası, karşılıklı e-mailler, dosyamız içine alınmış ve incelenmiştir.

Bilirkişiler yargıtay bozma kararı çerçevesinde gerek maç görüntüleri gerekse reklam panolarının bağlı olduğu sistem üzerinde yaptıkları inceleme neticesinde sonuç olarak özetle ‘ …saha kenarı reklam panolarının ayarlandığı / kontrol edildiği yazılıma ait 2012-2013 yıllarına ait log kayıtlarının bilgisayar üzerinde ve yedeklerinde mevcut olmadığı, mevcut olan log kayıtlarının txt uzantılı ( üzerinde sonradan değişiklik yapılabilir şifrelenmeyen veri ) olduğu ve dosyaya konu veri içermediği,

Yayıncı kuruluşun saha içerisine -kenarına dönük kamera ses ve görüntü sistemlerine izin vermemesi nedeniyle , stadyum içerisinde reklam panolarını sürekli gören herhangi bir sabit / hareketli kameranın mevcut olmadığı,

Maçın oynanması esnasında kameranın saha içerisine odaklanması ve maçta yaşanan pozisyonların tekrar ekrana gösterilmesi nedeniyle reklam panolarının sık sık kameranın görüş açısının dışarısında kaldığı,

———– stadyumunda reklam panolarını kontrol eden mevcut yazılım üzerindeki tasarım ile maçların yayıncı kuruluş tarafından ekranda yayınlanması arasında reklamların tasarımı ve süresi yönünden benzerlik ve bütünlük olduğu sonucuna varıldığı ‘ mütalaa edilmiştir.

Rapor taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş taraflar rapora beyan ve itiraz dilekçeleri vermişler ise de itiraz ve beyan dilekçeleri incelendiğinde raporun içeriğine bir itiraz olmadığı dava dilekçesi ve savunma dilekçelerinin tekrarı olduğu anlaşılmıştır. 

Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlendiği üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür.” Yine 6100 Sayılı HMK’nun 190/1.maddesi gereğince “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu hükümler çerçevesinde reklam sözleşmesi gereğince reklamın eksik sürede yayınlandığı iddiasında bulunan davacının bu eksikliği ispat etmesi gerekmetedir.

Davacının iddiasını ispat için dayandığı delillerin hepsi toplanmış ve uzman bilirkişiler aracılığı ile de incelemiştir. Reklam sürelerinin tam olarak ne kadar yayınlandığı hususu bilirkişilerin raporunda da belirttiği üzere; gerek panoları gösteren sabit bir kameranın olmaması gerekse maç içinde görüntülerin sürekli olarak değişkenlik göstermesi nedeniyle maç görüntülerinden tespit edilmesinin olanaksız olduğu anlaşılmıştır.

Panaoların bağlı olduğu bilgisayar sisteminin 2012-2013 yıllarına ait verilerin depolanmaması ve txt formatında olup içeriğine müdahale edilebilecek formatta olması nedeniyle reklam süreleri bu sistemden alınamamıştır.

Davalının takip yapmakta kötü niyetli olduğu hususunda mahkememizde kanaat oluşmadığından kötü niyet tazminatının reddi gerekmiştir. 

Toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda davacının davasını ispat edemediğinden davanın reddi gerektiğinden aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. 

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE
2-Kötü niyet tazminatı talebinin reddine 
3-Alınması gereken 44,40-TL karar harcına karşılık peşin alınan 1.882,00-TL harçtan alınarak kanaln 1.837,60-TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 100,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalı lehine AAÜT uyarınca taktir edilen 8.910,72-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı .02/04/2019

İstinaf Kararı: Futbol Maçı Özetinin İzinsiz ve Bedel Ödenmeksizin Yayını,Yayın Hakkı, Tazminat, Kısmî Dava

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI

DOSYA NO: 2017/1501 Esas
KARAR NO: 2019/419
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/12/2016
NUMARASI: 2016/147 2016/242
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 27/02/2019

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili ile Türkiye Futbol Federasyonu arasında 16/12/2011 tarihinde imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilinin münhasır lisansını elinde bulundurduğu Ziraat Türkiye Kupası kapsamında 16/05/2012 tarihinde Fenerbahçe Bursaspor arasında oynanan ve müvekkiline ait televizyondan canlı yayınlanan futbol müsabakasına ait görüntülerin davalıya ait internet sitesinde izinsiz ve hiçbir bedel ödenmeksizin 2 dakika 19 saniye süresince kullanıldığını, böylelikle müvekkilinin haklarının ihlal edildiğini, bu durumun aynı zamanda haksız rekabet de teşkil ettiğini, bu hukuka aykırı yayın sebebiyle davalı aleyhinde İstanbul 3. FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açmış oldukları davada 5000 USD’nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın temyiz edilmediğinden 11/04/2014 tarihinde kesinleştiğini, müvekkili ile TFF arasında imzalanan sözleşmenin 8.9 maddesi uyarınca dakikası 5000 USD olmak üzere bir tarife belirlendiğini, tarifeye göre davalının sahibi olduğu internet sitesinde 2 dakika 19 saniyelik görüntü için toplam 11.583 USD ödeme yapılması gerektiğini, 5846 sayılı FSEK’in 68.maddesine göre müvekkilinin davalının bu eylemi sebebiyle rayiç bedelin 3 katını talep etme hakkı bulunduğunu, buna göre 11.583X3 = 34.749,00 USD ödeme yapılması gerektiğini, hüküm altına alınan 5000 USD’nin mahsubu neticesinde geriye 29.750,00 USD alacaklarının kaldığını belirterek geriye kalan 29.750,00 USD maddi tazminatın tahsil tarihindeki TC. Merkez Bankası efetiktif döviş satış kuru esas alınarak TL karşılığı olan 85.959,65 TL tutarın tecavüzün meydana geldiği 16/05/2012 tarihinden itibaren hesaplanacak devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD mevduata uğradığı en yüksek faiziyle birlikten davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu talebin 16/05/2012 tarihinde gerçekleşen müsabakanın izinsiz yayını iddiasına dayandığını, eylem tarihinden itibaren 4 yılı aşkın süre geçtiğini, dolayısıyla talebin zamanaşımına uğradığını, talep konusu davacı tarafından İstanbul 3.FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyasıyal talep edildiğini, söz konusu dava tarihinde yürürlükte olan HMK 109 kapsamında talep konusu miktarın belirlenebilir olması nedeniyle kısmi dava açılamayacağını, mahkemece hükmedilen 5000 USD’nin davacıya ödendiğini, davacının söz konusu davada fazlaya dair haklarını saklı tuttuğunu beyan ettiğini, davacının gerek önceki dava gerekse huzurdaki davayı varsayımsal sözleşme ilişkisine dayandırdığını, davaya konu görüntülerin FSEK 37.maddesi kapsamında haber vasfıyla yayınlandığını, söz konusu mahkeme kararında davacı lehine fazlaya ilişkin hak tespiti bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek şartıyla rayiç bedelin 11.583,00 USD değil, 6.583,00 USD olduğunu, ayrıca görüntülerin 2 dakika 19 saniyelik maç görüntüsü olup büyük çoğunluğunun maç sonuna ait olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davacı tarafından daha önceden İstanbul 3. FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında dava konusu maç görüntülerine ilişkin davalı aleyhine dava açıldığı, dosyada alınan raporla ihlalin tespit edildiği, yine o dosya içerisine getirilen İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı emsal dosyasındaki bilirkişi raporundaki ve yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporlarındaki maddi tazminat hesaplamasında dayanak dakika bedelinin 5000 USD üzerinden hesaplandığı ve mahkemece taleple bağlı kalınarak 5000 USD’ye hükmedildiği, manevi tazminat talebinin reddedildiği, kararın 11/04/2014 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği, somut olayda Ziraat Türkiye Kupası maçlarının televizyonda canlı yayın haklarının davacıya ait olup bu durumun ihtarname ili tüm kuruluşlara bildirildiği, davalının internet sitesinde 16/05/2012 tarihinde oynanan Türkiye Kupası final maçının görüntülerinden 2 dakika 19 sanileyelik bir görüntüyü yayınladığı, olayda maç görüntülerinin yayınlandığından haber amaçlı kullanımdan söz edilemeyeceği, dakikası 5000 USD üzerinden hesap yapıldığında 11.583,33 USD tutarında ücdret çıktığı, FSEK 68 uyarınca 3 katı hesaplamanın uygun olacağı, buna göre davacının isteyebileceği tutarın 34.749,99 USD olduğu , daha önceden hükmolunan 5000 USD mahsup edildiğinde, davacının talep ettiği 29.750,00 USD’nin yerinde olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, 29.750,00 USD tazminatın 16/05/2012 tarihinden itibaren devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD faizine uyguladığı en yüksek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf sebebi olarak; talebin haksız fiil iddiasına dayandığını ve 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, Yargıtay’ın bazı kararlarında FSEK 68 .maddesi uyarınca farazi sözleşme teorisi adı altında eser haklarına ilişkin haksız fiillerin zamanaşımının 10 yıla çıkarıldığını, bunun zorlama bir yorum olduğunu, taraflar arasında gerçek bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, buna göre zamanaşımı def’inin mütecavize ait bir hak ve yetki olduğunu, eser sahibi tarafından ileri sürülebilecek bir hak olmadığını, zamanaşımı müessesesinin davalı tarafın sahibi olduğu bir def’i hakkı olduğunu, zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerektiğini, yine talep konusu hakkında kesin hüküm olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, her ne kadar davacı tarafça İstanbul 3 FSSHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ise de, davada maddi tazminat yönünden kısmen kabul kısmen red kararı verildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, mahkemece kabul olunan miktarın üzerinde kalan tutar reddedildiği için artık fazlaya ilişkin talepler yönünden mevcut bir kesin hüküm bulunduğunu, davacının kararda itiraz etmediğini ve kararın kesinleştiğini, dolayısıyla davacının fazlaya ilişkin haklarını bu davada isteyemeyeceğini, yine daha önceki dava tarihinde mevzuata göre kısmi dava açılamayacağını, bu nedenle bu davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca bu savunmaları kabul edilmese dahi önceki tarihli davada sözleşme ile öngörülecek rayiç tutarın 5000 USD tahsiline, 3 katı bedelin ise reddine karar verilmiş olmakla davacının 11.583,00 USD rayiç bedel üzerinden hak ettiğini iddia ettiği toplam 34.746,00 USD’nin 15.000 USD’si hakkında kesin hüküm bulunduğunu, mahkemenin önceki kararda 5000 USD’ye hükmetmekle beraber 3 kat talebi yerinde bulmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, yine davacının bakiye 29.759,00 USD talebinin 10.000 USD’lik kısmı hakkında önceki savunmaları saklı kalmak kaydıyla kesin hüküm mevcut olduğunu, davacının rayiç bedeli 11.583,00 USD rayiç bedel ileri sürmekte is ede, bunun 5000 USD’si hkkandı hüküm kurulup 3 kat talebin reddedildiğini, buna göre bu davada üzerinden hüküm kurulacak bakiye rayiç bedelinin 6.583,00 USD olup, 3 katının ise 19.749,00 USD olduğunu, kararın bu nedenle de bozulmasını istediklerini, yayınlanan görüntülerin haber amaçlı olup 2 dakikalık bir süreyi kapsadığını, dava konusu kullanımın hukuka uygun iktibas serbestisi kapsamında bir kullanım olduğunu, bu nedenle sahibinden izin alınması gerekmediğini bildirmiştir. İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde; davacının davalı aleyhine aynı iddialarla dava açarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla FSEK 68.maddesi uyarınca şimdilik 5000 USD maddi tazminatın ve 100.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini istediği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda; bilirkişi heyetince ihlalin varlığından söz edildiği, heyetteki bilirkişilerden sadece bir tanesinin 2 dakika 19 saniyelik yayının haber verme kapsamında değerlendirilmesi yolunda görüş bildirildiği görülmüştür. Aynı dosya içerisinde sunulan İstanbul 1.FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda; yayının dakika bedelinin 5000 USD olduğundan bahisle hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yine aynı dosyaya sunulan İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda; yayının dakikasının 5000 USD üzerinden hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yargılama sonunda davanın kısmen kabul, kısmen reddine, takdiren 5000 USD’nin devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmeksizin 11/04/2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Dosyaya sunulan yayın sözleşmesi içeriğinden Türkiye Kupası maçlarının yayınlanmasının davacı tarafa bırakıldığı, sözleşme bedelinin 11.160.715 USD + KDV olduğu görülmüştür. Mahkemenin gerekçeli kararının 3.sayfasının 2.paragrafında mahkemenin 2012/133 esas sayılı dosyasın dakika bedelinin 5000 USD üzerinden bilirkişinin hesaplama yapıldığını ve bu dava sonunda verilen kararın onandığının belirtildiği ve kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında da bilirkişinin dakika hesabının 5.000 USD üzerinden yaptığını ve tazminata hükmedildiğini belirttiği görülmüştür.

GEREKÇE: Dava, 5846 Sayılı FSEK’e dayalı tazminat davasıdır. Davacı tarafça İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000 USD maddi tazminat ve manevi tazminat talep edildiği, yargılama sonunda ise davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle 5000 USD’nin davalıdan tahsiline ve manevi tazminat talebinin de reddine karar verildiği görülmüştür. Öte yandan kararın gerekçe kısmında “davacının yayınla ilgili hak sahibi olması sebebiyle FSEK 68.maddesinin uygulanması talebinin ….reddine” karar verilmesi gerektiği şeklinde bir gerekçeye yer verildiği görülmüştür. Davacı taraf anılan dosyada FSEK’in 68.maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunmuş olup az önce belirtilen gerekçe ile davacının FSEK 68.maddesi ile ilgili talebinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçeye ilişkin olarak davacı tarafından o tarihte kanun yolu olan temyiz yoluna başvurulmamış olup bir anlamda bu gerekçe kesinleşmiştir. Bir başka ifadeyle bu gerekçe davacının 5000 USD’den fazla maddi tazminat isteyemeyeceği anlamına gelmektedir. Davacı taraf bu gerekçeye yönelik olarak temyiz kanun yoluna başvurmadığından bu husus kesinleşmiştir. Kaldı ki kararın hüküm kısmında fazlaya ilişkin talep reddedilmemiş olmakla birlikte fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına dair bir karar da oluşturulmamıştır. Dolayısıyla davacının 68.maddenin uygulanmasına yönelik talebi reddedildiğinden ve kesinleştiğinden istinafa konu davada 68.maddeye dayalı olarak tazminat talep etme hakkı kalmamıştır. Mahkemece açıklanan bu hususlar doğrultusunda davanın reddi gerektiği gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE,

2-İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 29/12/2016 gün, 2016/147 Esas, 2016/242 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Davanın REDDİNE,

4-Alınması gereken 44,40 TL harcın, peşin alınan 1.467,98 TL harçtan mahsubu ile fazladan yatırılan 1.423,58 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine,

5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olan 23,10 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7-Davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 9.626,77 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8-İstinaf peşin harcının talebi halinde davalıya iadesine,

9-İstinaf aşamasında davalı tarafça yapılan yargılama gideri olan 85,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

10-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

11-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/02/2019

İstinaf Kararı – Spor Toto Bayii, Ganyan Bayii, Kasa Hırsızlığı, Sigorta Poliçesi, Delil Sözleşmesi

T.C.
İSTANBUL 
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2018/2077 Esas
KARAR NO : 2019/246

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/10/2017
NUMARASI : 2016/201 Esas 2017/732 Karar 
DAVA : Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 07/02/2019

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 352. Maddesi uyarınca dosya incelendi, 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin sahibi olduğu spor toto bayi için, … SİGORTA A.Ş.’den …poliçe numarası ile 01/10/2014 ile 01/10/2015 tarihleri arasını kapsayacak şekilde “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” yaptırdığını, 18/05/2015 tarihinde davacı sigortalının iş yerinde hırsızlık olayının meydana geldiğini, hırsızlık olayı neticesinde davacı sigortalının iş yerinin kasasından toplamda 18.420,00 TL çalındığını, çalınan miktarın 4.640,00 TL’sinin ganyan geliri olması sebebiyle bu bedelin Türkiye Jokey Kulübü tarafından davacıya ödendiğini, davacının geriye kalan ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Toto Başkanlığı’nın resmi kayıtları ile kayıt altında olan 13.500,00 TL’sinin ödenmesi için davalı … SİGORTA A.Ş. ‘ye başvurduğunu, ancak davalının söz konusu başvuruyu davacı tarafından tutulması gereken günlük kasa defterinin davacı tarafından süresinde ibraz edilmemiş olması sebebiyle reddettiğini, bu minvalde müvekkilinin uğradığı 13.500,00 TL değerindeki zararının 28.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. 

CEVAP:

Davalı vekili cevabında; müvekkili ile davacı arasında akdedilen sigorta poliçesinde kasa hırsızlığına ilişkin taleplerin teminat kapsamında değerlendirilebilmesi için sigortalının kasa hareketlerini gösteren günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde ibraz edilmesinin gerektiğini, ancak davacı tarafından günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde ibraz edilemediğini, poliçenin taraflar arasındaki bir delil sözleşmesi niteliğini haiz olduğunu ve tarafları bağlayacağını, davacının çalındığını iddia ettiği paranın hırsızlık olayı sırasında kasada bulunduğunu ispatlayamadığını, dolayısıyla davacının uğramış olduğu zararını poliçenin özel şartında öngörülen şekilde ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi; taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesinin özel şartında öngörüldüğü üzere, günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde davacı tarafından ibraz edilememiş olması sebebiyle davacı tarafından ikame edilen işbu davanın reddine karar vermiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin uğradığı zararının, yapılan işlemlerin resmi kayıt altında olması sebebiyle resmi evrak ile ispat edildiğini, bilirkişi raporunda da bu hususa açık şekilde yer verildiğini, bu sebeple hukuka aykırı olan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde işbu davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME

Dava; “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” ne dayalı olarak, sigortalı iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayı neticesinde uğranılan 13.500,00 TL zararının davalından istemine ilişkindir. 

Taraflar arasında geçerli bir sigorta poliçesi bulunduğu, sigortalı işyerinde poliçe döneminde kasa hırsızlığı meydana geldiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.Uyuşmazlık, iş yerinde meydana gelen hırsızlık nedeniyle meydana gelen zararın sigorta poliçesi kapsamında olup olmadığı, davalının söz konusu zarardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.Somut olayda, davacı taraf, ganyan ve spor toto bayi olduğu, yaptığı işlemlerin kayıt altında olduğu ve kasadaki paranın bu nedenle miktarının bilinebilir olduğunu iddia etmiş, davalı sigortacı ise, kasa hırsızlığı olayının kabulünde olduğunu, fakat poliçedeki kasa hırsızlığı klozunda zararın ispatı için sigortalının kasa defteri tutmasının zorunlu olduğunu, meydana gelen zararın ancak bu şekilde ispatlanacağını, davacı tarafından tutulmuş bir kasa defteri bulunmadığından ve bu nedenle zarar miktarı tespit edilemediğinden kendisinin sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmektedir. TTK’nın 1409’uncu maddesine göre sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur. Sigorta şirketinin, meydana gelen rizikonun teminat dışında kaldığına dair bir iddiası söz konusu ise bu durumu sigortacı ispat etmelidir. Nitekim bu husus TTK’nın 1409/2 maddesinde, “Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre poliçede belirtilen rizikonun gerçekleştiğini sigortalı, rizikonun teminat kapsamı dışında olduğu iddiasını ise sigortacı ispat edecektir. Bir davada çekişmeli olan hususları kanıtlamaya yarayan araçlara delil denir. Taraflar, kanunda belirli deliller ile ispatı öngörülen vakıaları başka delil veya delillerle ispatını yahut belirli deliller ile ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilir. Taraflar arasında akdedilen bu anlaşmalara delil sözleşmesi denir. HMK’nın 193’üncü maddesi delil sözleşmelerini düzenlemektedir. Somut olayda rizikonun teminat altında olup olmadığı, rizikonun teminat altında olup olmadığı taraflar arasında düzenlenen “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” şartlarına göre belirlenecektir.Poliçenin kasa hırsızlığı klozu incelendiğinde “…kasada bulunan para çek ve senet çalınması taleplerinde; sigortalının kasa hareketlerini gösteren defter ile talebin kaynağını gösteren resmi belgeler ve bu belgelerin muhasebe kayıtlarına yansıdığını gösteren diğer defter kayıtlarının ilk ekspertiz gününde ibrazı…” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu kloz, uyuşmazlık konusu rizikonun hangi şartlarda sigorta poliçesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre, taraflar arasında, sigortalı nezdinde vuku bulabilcek bir kasa hırsızlığı olayında, uğranılan zararın tespiti için sigortalının tutacağı kasa defteri şart olarak düzenlenmiş olup buradaki düzenleme bir tür delil sözleşmesi niteliğindedir.Mahkemece yargılama sırasında alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında özetle, her ne kadar meydana gelen zararın sigorta kapsamında olduğu, zarar miktarının, sigortalının ganyan ve spor toto bayii olması nedeniyle hırsızlık esnasında kasadaki paranın miktarının tespit edilebileceği, kasa defterinin şart olmadığı görüşünü belirtmişse de, davacının ganyan ve spor toto bayi olarak yaptığı işlemler ile kasaya giren paranın kayıtlardan tespit edileceği doğru olmakla birlikte, kasadan çıkan paranın miktarının bununla tespit edilemeyeceği, rizikonun gerçekleştiği anda kasadaki para miktarının ne olduğunun ancak kasa defteriyle tespit edilmesinin mümkün olduğu ve günlük kasa defterine ilişkinde yukarıda açıklandığı üzere sigorta poliçesinde özel bir şart bulunduğu, davacının bu delili sunarak zararını kanıtlayamadığı görüldüğünden bilirkişi görüşünün dosya kapsamıyla uyuşmadığı sonucuna varılmıştır.Kaldı ki, davacı tarafça olay öncesindeki hafta içinde, bankaya 9.500,00 TL yatırmış, bu paranın kasadaki para mı, yada kasa dışındaki kişisel parası olup olmadığına dair bir saptamada yapılamamıştır.Bu bağlamda davalı sigorta şirketinin TTK’nın 1409’ncu maddesinde düzenlenen ispat yükünü yerine getirdiği ve meydana gelen rizikonun poliçe kapsamında değerlendirilemeyeceğini ispat ettiği, davacının, yapmış olduğu savunmaların aksine, resmi kurum tarafından tutulan kayıtların tek başına hırsızlık anında kasadaki paranın miktarını tespit etmeye yeterli olmadığı, poliçede öngörülen günlük kasa defterinin de ibraz edilmediği, zararın bu suretle ispat edilememesi nedeniyle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararının esas ve usul yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. 

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 
1-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/201 Esas, 2017/732 Karar sayılı 02/10/2017 tarihli kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi uyarınca esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 68,20 TL başvuru harcının, peşin olarak yatırılan 35,90 TL harçtan mahsubu ile bakiye 32,30 TL ile yine istinaf kanun yolu başvuru harcı olarak alınması gereken 121,30 TL harçtan peşin olarak yatırılan 98,10 TL harcın mahsubu ile bakiye 23,20 TL olmak üzere toplam 55,50 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına ,
4- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi ile aynı yasanın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 07/02/2019

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı: “Tacir Olmayan Basketbol Federasyonu’nun, Ticari İş Olmayan Faaliyetle İlgili Açacağı Davada Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/1032 Esas
KARAR NO : 2018/1115

DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 06/11/2018
KARAR TARİHİ : 09/11/2018

Yukarıdaki esasa kayıtlı İtirazın İptali davasında dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA /

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 07/12/2016 tarihinde ön protokol, 12/06/2017 tarihinde ise resmi sponsorluk sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre sözleşme tarihinden başlayarak 2020-2021 sezonu sonuna kadar 5 sezon boyunca basketboll süper ligi, …maçı ve play-off için reklam ve sponsorluk haklarına sahip olunacağını, sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri ile sözleşme bedeli ve ödeme zamanının ayrıntılı bir şekilde gösterildiğini, müvekkilince 08/05/2018 tarihli, 186.834,12 USD bedelli faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından itiraz edilmemesine rağmen ödenmediğini, bu nedenle alacağın tahsili amacıyla … 14. İcra müdürlüğünün … Esas sayılı dosyası ile davalıya karşı ilamsız takip yapıldığını, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek anılan icra dosyasındaki haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20 oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE /

Dava resmi sponsorluk sözleşmesi çerçevesinde düzenlenen bir adet fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı yasa ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

TTK 4. maddesinde; “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” denilmektedir.

Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

Somut olayda, davanın resmi sponsorluk sözleşmesine göre düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibine itirazın iptali davası olduğu, davacının Basketbol Federasyonu, davalının ise … A.Ş. olduğu görülmektedir.
Davalı şirket olup tacirdir, ancak davacı … Federasyonun özel hukuk tüzel kişisi niteliğinde bulunup, tacir olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Basketbol Federasyonun hukuki niteliği 3289 sayılı Kanunun Ek-9 maddesine göre düzenlenen ana statüde belirlenmiştir.3289 sayılı Yasanın Ek-9 maddesinde özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonlarının kurulma amacı tanımlanmış ve federasyonların, spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önemleri almak ve federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulama amacıyla kurulabileceği belirtilmiştir. Anılan madde içeriğinden federasyonların Gençlik ve Spor Bakanlığı gözetiminde hatta bazı durumlarda kamu kurumlarının sahip olduğu haklara haiz (Ek-9 maddesinde federasyon malları haczedilemeyeceği belirtilmiştir.) özel hukuk tüzel kişisi olduğu açıktır.

Davalının, tacir olduğu anlaşılsa da, taraflardan birinin tacir olması, davanın, ticari dava olarak kabulü için yeterli bulunmamaktadır. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde, ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle, yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemeyecektir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığa göre uygulanması gereken hükümlerin Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmakla, bu dava mutlak ticari dava olarak da kabul edilemez.

Davacının iddiası, davanın konusu ve sunulan deliller kapsamında uyuşmazlığın, TTK 4. maddesinde belirtilen, mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, aynı maddede dayanağını bulan nispi ticari dava niteliğinde de bulunmadığı görülmektedir. Nitekim davacı taraf tacir olmadığı gibi uygulanması gereken hükümlerin de Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

HMK 114. Maddesinde; Mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesinde de, dava şartlarının, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceğinin açıklandığı, HMK 138. Maddesi uyarınca dava şartları ile ilgili olarak dosya üzerinden karar verilebileceği anlaşılmakla, iş bu davanın mahkememizin görev alanında bulunmayıp, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde olduğu kanaatine varılarak, davanın görev yönünden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın görev-dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,
Karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
HMK 331. Maddesi uyarınca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece karar altına alınmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/11/2018

İstinaf Kararı: Türkiye Futbol Federasyonu, Yayın Hakları, Basın Özgürlüğü, Eleştiri Hakkı, Haksız Rekabet

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2018/181
KARAR NO : 2018/714

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2017
NUMARASI : 2011/92- 2017/391 E.K
DAVANIN KONUSU : Haksız Rekabet

Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraflar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLAR İDDİA VE SAVUNMA ÖZETİ

Davacı vekili, müvekkili şirketin ürünü olan…ın ….Grubu’nun hizmete sunduğu, dijital platform özellikleri ile normal uydu alıcısı özelliklerini bir araya getiren, aylık abone sistemi olmayan, ileri teknoloji ürünü yeni bir dijital platform olduğunu, davalı … Tic. A.Ş (… Gazetesi) ile … A.Ş (…) aynı grup içinde yer alıp sahip ve yöneticilerinin büyük oranda aynı olduğunu ve müvekkili ile rekabet halinde olduklarını, …ün yayın organı gibi faaliyet gösteren … Gazetesi’nin sürekli olarak müvekkili aleyhinde asılsız haberler yaptığını, müvekkilini devamlı olarak kötülediğini, kendi digital yayın platformu olan …. lehine haksız rekabete neden olduğunu, …. Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1, 8 ve 28. Sayfalarında yer alan haberlerde “…. – …’ın …’ı, durup dururken ” Maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski ….n gibi vurgun yapmak.”, “… – Önce Avrupa Kupası maçlarını yayınlayacağız demişlerdi. Bu balon çabuk söndü. Yarınki Fenerbahçe maçını TRT veriyor. Kimseye …satamayan … Medyası, hemen yeni bir palavra buldu.” , ” … İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …te. Maksat geçmişteki …. örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.” 29/08/2007 tarihli nüshasında “Futbolseverlerden …’a … sitesindeki formlardında görüşlerini bildiren taraflarla, …n oyun oynadığını dile getirip, sadece dekoder satmak ve reklam almak için yayın yaptığını vurguladılar. Ayrıca bu kuruluşun dekoderlerinin alınmaması için cağrıda bulundular. Sarı- Lacivertli futbolseverlerin, ‘…alma, aldırma’ , ‘Maç TRT’den izlenir’ sloganlarıyla yürüttükleri kampanyaya katılım her geçen gün artıyor.” 03/09/2007 tarihli nüshasının 1 ve 8. Sayfasında ” …’ın Borsa Manipülasyonu – …ın …i, her gün bir…palavrasıyla ortalığı karıştırıyor. Neymiş maçları…verirse kulüplerin piyasa değeri artarmış. Bu da yatırımcıya kâr getirirmiş. Oysa yalan haberle borsada beklenti oluşturmak suç. SPK mevzuatı gereği 2-5 yıl hapis.” , “…Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …k, tüketiciyi kandıran D-…’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.” , ” …. ile ilgili asılsız iddialarına manipülasyon da ekledi.” , ” Kalite Kandırmacası -…ın kamuoyunu ve tüketiciyi kandırması sade ‘İhale Bedeli’ ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü’ söyleminin vurgulandığı …r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.” 10/09/2007 tarihli nüshasında “…. – …balonu patlamak üzere”, 07/08/2008 nüshasında ise ” Bedavadan Para Kazandı” , ” …n Bey’den D-… – …’ın uydu alıcısı … piyasaya çıktığında ücretsiz diye pazarlandı. 400 YTL ‘ ye uydu alıp kurtulduğunu zanneden tüketiciden, şimdi hem üyelik aidatı hem de faturalı ek ücret isteniyor.” . ” Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma – uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor. Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını… veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturtu.” , ” Bedava Diye Şimdi Para İstiyor” , “Bu Haberi … Yazmaz! , Faturası Yok Reklamı Yaptı” , ” Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor” , “Zararını Yine Vatandaşa Yıktı” , “… İşte Böyle Kandırdı” . Şeklinde haberlere yer verilerek müvekkilinin ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını, bu şekilde, müvekkili ile aynı işi yapan … ile aynı grup içinde yer alan … Gazetesi’nin müvekkilini sürekli olarak kötülediğini, … lehine haksız rekabet yarattığını, davalının rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, haksız rekabetin iktisadi rekabetin objektif hüsnüniyet kaidelerini aykırı olarak, aldatıcı hareketler ve sair vasıtalarla iktisadi rekabetin suistimali olarak da tarif edilebileceğini, iyi niyet kurallarından kastın sübjektif değil, objektif olup, haksız olup, haksız rekabet halinde bulunan kişinin kusurunun rekabetin varlığı için aranması gereken bir şart olmadığını, davalının suiniyetli haberlerle rekabet kurallarını açıkça ve hiç çekinmeden ihlal ederek, rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, Türk Ticaret Kanunu’nun 57. Maddesinde iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini teşkil eden bazı hallerin sayıldığı ve maddenin 1. Bendinde “Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek” haksız rekabettir dendiğini, belirtilen haberlerin müvekkili ile rekabete yönelik olmadığını, aksine amacın müvekkilinin kanalını kötülemek olduğunu, davalı gazetede yer alan ” Yine Yalan, Yine Kandırmaca” , “Yeni Palavra Hazır”, “…’ın …’i, her gün bir … palavrasıyla ortalığı karıştırıyor” , “… balonu patlamak üzere” ifadeleriyle Türk Ticaret Kanunu’nun 57. maddesinin “Başkasının ahlakı veya mali iktidarı hakkında hakikata aykırı malumat vermek” , şeklindeki 2. Bendinin de ihlal edildiğini,… Gazetesi’nde yayınlanan haberlerin tamamıyla asılsız olduğunu, verilen haberlerin onur kırıcı ve incitici olması durumunda haberin gerçek olup olmadığının haksız rekabet açısından bir önemi olmadığını, davalı tarafından yapılan yayınların bu manada haksız rekabet teşkil edecek nitelikte olup, gerçeğe de aykırı olduğunu, davalı gazetede yayınlanan haberlerin aksine … uydu alıcısının hiçbir zaman 400 YTL ye pazarlamadığını, satış fiyatı ortalamasının 300/500 YTL arasında değişmiş olduğunu, …’ın digital platform olarak temel içeriğinin tamamen ücretsiz olduğunu ve bunun için asla ücret talep edilmediğini, … kutusu alındıktan sonra, … abonesi olma zorunluluğunun bulunmadığı, üyelik ücreti istenmediğini ve abonelik faturası da gönderilmediğini, sunulan ek içerikleri almak isteyen kullanıcıların, bedelini peşin ödeyerek içerikten faydalandığını ve süre sonunda bu hizmetin sona erdiğini, devam etmek isteyen kullanıcıların yeniden temas kurarak dilediği ek içeriği talep edebildiğini, … ücret tarifeleri diye bildirilen hususun … extra hizmetleri için olduğunu ve asıl bu haberle tüketicilerin kandırıldığını, …’ın bedeli mukabilinde kullanılabilecek farklı içerikleri “… Extra” hizmetleri olarak piyasaya sunduğunu, kullanıcıların temel içeriğe ek olarak sunulan bu yeni içeriği almak zorunda olmadığını ve … kutularının bu içeriklerin alınması şartına bağlı olarak satılmadığını, dolayısıyla extra paketi alıp almamanın tüketicinin insiyatifinde olduğunu, …’ın digital platform içerisine gelecekte koyacağı her türlü ek içeriği ücretsiz verme zorunluluğunda olmadığını, ücretsiz olduğu duyurulan temel içerikle ilgili taahhütlerin halen geçerli olduğunu ve bu içeriğin son derece zengin ve kaliteli olduğunu, … tarafından ücretsiz olarak sunulan bir çok içeriğin davalının içinde bulunduğu grup bünyesinde bulunan rakip firma tarafından bedel mukabili satıldığını, …’ın uydudan bedava yayın yapan hiçbir kanal için ücret almadığını, … extra hizmetleri kapsamında lansmanı yapılan yeni kanalların izleyicilere tanıtımı için kısa süreliğine şifrelenmeden yayına sokulmasının ilgili haberi haklı kılmayacağını, son yapılan ihale ile 2009/2012 olmak üzere üç sezon için Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası maçlarının ihalelerini… TV’nin aldığını ve bu maçların … digital platformu üzerinden, Türk takımlarının maçları şifresiz, diğer maçlar şifreli olmak üzere yayınlanacağını, Türk takımlarının maçlarının şifrelenmeyeceğinin bunların … platformu kapsamında olmadığını göstermeyeceğini, Türk takımlarının maçları seyredilirken kontrat gereği geo blocking uygulanmak zorunda olduğunu, bu maçların en sağlıklı … digital platformu kanalıyla izlenebileceğini, davalı gazetede yer alan haberlerde 85 YTL’lik kurulum ücretinden bahsedildiğini, ancak böyle bir bedel alınmadığını, tüketicinin çanak anten ve sair ihtiyaçlarını kendisinin karşılamak durumunda olduğunu, kurulumun ise bayiler tarafından ücretsiz yapıldığını, … digital uydu alıcısı satışının uydu alıcısı üreticileri tarafından yapıldığını, …’ın ise sadece içerik sağladığını, davacının extra hizmet olarak sunduğu Sinema TV, Sinemi TV 2 ve Sinema TV Aile’nin … tarafından yeni satın alınarak yayına sokulduğunu, … kapsamında yayına sokulan bu yeni kanallar için yapılan tüm duyurularda ekstra hizmet olduğunun ve ücretinin duyurulduğunu, hiçbir tüketicinin bu kanalları almak zorunda olmadığını, davacının yayın platformunun kamu oyunda olumsuzlukları ile hatırlanan Teleon’a benzetilmesinin de kötüleme içermekle haksız rekabet yaratan bir durum olduğunu, …’un yayın yaptığı dönemde maç yayınları için çok yüklü ücretler aldığını ve yayınları yarıda bıraktığını, bu kötü örneğin davacıya benzetilmesi, aynı şeylerin yaşanacağının iddia edilmesi, o tarihte olumsuzluklar yaşanmış izleyiciler açısından kötü şekilde algılanabileceğini ve müvekkilinin itibarını sarsabilecek nitelikte olduğunu belirterek davalının bu yayınlarının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, öncelikle 28/07/2007 tarihli habere zamanaşımı nedeniyle itiraz ettiklerini, dava konusu haber içeriklerinin tamamen gerçek olup yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu, söz konusu haber içeriklerinin … reklam ve ilanlarının kamuoyunu yanılttığına ilişkin olduğunu, bu şekilde haberlerin yayınlanmasının basının haber alma/verme hak ve yükümlülüğü, kısacası görevi olduğunu, bu sebeplerle dava konusu yayınlarda haksız rekabet şartlarının oluşmadığını,… Grubu’na ait davacı şirketin pazarlayıcılığını yaptığı, … adlı uydu alıcısının 2007 yılının ilk aylarında digital televizyon yayıncılığı pazarına girdiğini, ardında … Grubu’na ait gazete ve televizyonlarda kamuoyunu yanıltıcı bir çok reklam ve ilan verdiğini, bunlardan birinin … logosuyla birlikte verilen, ” Geç Kalan İzleyemez – Hemen …’a geçen üç büyüklerin Avrupa maçlarını …ta izler – Yıldız transferleri, Avrupa maçlarında sadece …’ta izleyeceksiniz – Faturasız ve en yüksek görüntü kalitesiyle” şeklinde reklam ve ilan olduğunu, davacının yanıltcı reklamlarının bir diğer örneğini ise …’ın …Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Futbol Federasyonuna başvurduğu haberlerini içeren ve izleyicilerin … Lig maçlarının da artık …’tan yayınlanacağı kanaatine ulaşmalarına sebep olan reklam ve ilanlar olduğunu, davacının, yayın hakkının 2009-2010 yılı sezonuna kadar …Platform İletişim Hizmetleri A.Ş ‘de (…’te) olduğunu bilmesine rağmen Türkiye Profosyonel 1. Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’na Nisan 2007’de başvuruda bulunduğunu, … Grubu’na ait … televizyonu basın bülteninde ve… Gazetesi yayınlarında, …’ün TFF ile olan sözleşmesinin 2008 yılında bittiği haberlerine yer verildiğini, tüm bu olay ve gelişmelerin, dava konusu yayınlarla haber yapıldığını ve davacının, talebinin hukuken mümkün olmadığını bilmesine rağmen “Süper Lig maçlarının 2008 sezonu yayınına talibiz” şeklindeki reklam ve talebini sürekli gündemde tutmasının ne anlama gelebileceğinin değerlendirildiği ve yorumlandığı, … Grubu medyasında yer alan bu haber ve reklamlar üzerine 06/04/2009 tarihinde canlı yayına katılan TFF Başkanı ….’un kendisine sorulan “Naklen yayın ihalesi 2008′ de yapılacak mı ?” sorusuna mevcut sözleşmenin 2010 yılına kadar uzatılarak Rekabet Grubu’na ait gazeteler ile tekrar duyurulduğu, davacının başvurusunun Rekabet Kurulu’nun 2007-2-167 dosya, 07-87/1099-424 karar sayılı ve 22/11/2007 tarihli kararıyla reddedildiğini, … Gurubu’nun tüm yasal imkansızlıklara rağmen 2008 sezonu Süper Lig yayın hakkını alma girişimin ve buna ilişkin haberlerindeki ısrarcı tutumun sadece davalının değil SPK uzmanları, iş adamları, bir çok köşe yazarı ve gazetecinin de dikkatini çektiğini ve eleştirildiğini, davacının yanıltıcı reklam, ilan ve haberleri nedeniyle izleyici ve kamuoyunun hangi futbol maçını hangi kanalda izleyeceğini anlayamadığını ve bu durumun internetteki forum sayfalarında tartışıldığını, davacının “…’ın UEFA Kupası maçlarının sadece …’ta yayınlanacağına” ilişkin bir başka yanıltıcı reklamı nedeniyle …’ün başvurusuna Reklam Özdenetim Kurulu’nun 13/08/2007 tarih ve 289 sayılı kararıyla UEFA ile… arasında imzalanan sözleşme gereğince yayın haklarının …’ de olmasına rağmen yapılan reklamın tüketiciyi yanılttığına karar verildiğini, davacının yanıltıcı reklamlarının bir başka örneğinin ise, …’ın daha yüksek digital görüntü kalitesine sahip olduğu ve bunun da noter kanalı ile tespit edildiğini vurgulayan reklam ve ilanları olduğunu, davacı aleyhine … tarafından İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/644 E. sayıyla haksız rekabetin tespiti, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/496 E. sayıyla maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, dosyaların celp ve tetkikini talep ettiklerini, davacının yanıltıcı reklamlarından bir diğerinin ise …. TV gibi herhangi bir uydu alıcısı ile şifresiz olarak izleme imkanı olan bazı kanalların sadece … adlı ürün sayesinde izlenebileceğinin belirtilmesi olduğunu ve bu sebeple Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından reklamların aldatıcı olması sebebiyle idari para ve durdurma cezalarının verildiğini, ….’ ye ilişkin haberin gerçekliğinin ispatı için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’nun 11/05/2004 tarihli kararının sunulduğunu, dava konusu haberin gerçek ve güncel olup haksız ve yanıltıcı olmadığını, dolayısıyla haksız rekabet şartlarını ihtiva etmediğini, söz konusu olayların haber vasfının izahtan vareste olduğunu ve … Gazetesi’nde yayınlanmasının ve haber yapılmasının doğal olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 30/05/1974 tarih ve 2113-2398 sayılı kararını örnek vererek, basının görevinin kamu yararı bulunan konularda haber vermek, olayları ve olayların içerisindeki kişi ve kurumları eleştirmek ve kamuoyu oluşturmak olduğunu, Basın özgürlüğünün Anayasanın 25, 26 ve 28. Maddeleri ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3.maddesi ile güvence altına alındığını, davacının da içinde bulunduğu ve basın sektöründe tekel durumunda olan … Grubu medyasında bu gerçeklerin yayınlanmayacağı nazara alındığında, dava konusu haberlerin davalı tarafından yayınlanmasında haksız rekabetin değil, kamu yararın bulunduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 31/10/1978 tarih ve 11403 sayılı kararını, aynı Dairenin 17/09/1981 tarih ve 8051- 10189 sayılı kararını örnek gösterecek üçüncü kişilerin manevi haklarına tecavüz teşkil eder içerikte olsalar dahi hukuka uygun kabul edilmesi gerektiğini, davacının kendi kusurlu eylemi ile hakkında böyle yazıların yazılmasına sebebiyet verdiğini, dava konusu yazının hukuka aykırı olduğu kabul olunsa dahi, davacının ortak kusurunun bu hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak yoğunlukta olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12/02/2001 tarih ve 10867-1391 sayılı kararını, aynı dairenin 08/02/1996 tarih ve 340-957 sayılı kararını ve yine aynı dairenin 27/03/1984 tarih ve 1134-3067 sayılı kararını örnek göstererek, davaya konu haberlerde kullanılan başlık ve üslubun okurun ilgilisini çekmeye yönelik bir gazetecilik tekniği olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01/06/1983 tarih ve 5122-5790 sayılı kararını örnek göstererek haberin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLER
1- … Gazetesi’nin dava konusu haberlerin yayınlandığı örnekleri, taraf dilekçelerinde adı geçen belge örnekleri
2- 11/03/2010 havale tarihli bilirkişi kurulu kök raporu.
3- Aynı bilirkişi kurulunun ek raporu.
4- İstanbul 10.ATM.’nin 2007/496 E.sayılı dosyası
5- İstanbul 12.ATM.’nin 2007/644 E.sayılı (bozma sonrası 2012/2013 E.sayılı dosyası)

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı tarafından yayınlanan … gazetesinin 03/09/2007, 28/08/2007, 10/09/2007, 07/08/2007 tarihli sayılarında davacı hakkında yapılan bir kısım haberlerin TTK.m.45 ve 57 kapsamında haksız rekabet niteliğinde olduğu, basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28. maddesi uyarınca her ne kadar güvence altına alınmışsa da hiç şüphesiz ne basın özgürlüğü ne de bu özgürlüğün sonucu tanınan ayrıcalıklar sınırsız olmadığı, basın özgürlüğünün de kişi ve toplum yararı açısından sınırlandırılabileceği, basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kurallarına uymakla yükümlü olduğu, haber verme hakkının ancak bu sınırlar içinde kaldığı müddetçe hukuka uygun olduğu, sözü edilen temel kurallardan olan, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık, haber gerçeği yansıtsa bile, kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngördüğü, yine yayın yoluyla yapılan bir eylemin kişilik haklarına aykırılık teşkil edip etmediğinin gerçeğe uygunluk, kamusal ilgi ve toplumsal yarar, güncellik ve şekle uygunluk unsurlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek tespit edilmesi gerektiği, hukuka uygunluğun diğer tüm ilkeler bulunsa bile yazının yazılış biçimi ve şekli, yazıda kullanılan ifadeler hukuka aykırı olabileceği, herhangi bir haber gerçeğe ne kadar uygun olursa olsun, haber verilişinin gerektirmediği tahkir edici bir dilin kullanılması durumunda, hukuka uygunluk durumunun ortadan kalkacağı, kullanılan ifadenin, habere konu olan olay ile düşünsel bir bağlantısının bulunmasının zorunlu olup, bu zorunluluğu aşan ve kişiyi objektif yönden tahkir edici ifadelerin kullanılması durumunda bu hakkın sınırı aşılmış, hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış olacağı, diğer bir deyişle yapılan beyan gerçek payı taşımasına rağmen beyanın üslubu, ölçüsüzlüğü veya zamanı itibarı ile amacın aşılması söz konusu olabileceği, kötüleme sebebiyle haksız rekabet oluşabilmesi için kusurun varlığı gerekli olmadığı, davaya konu bir kısım haberlerin bu kapsamda, basın özgürlüğünün sınırları aşılarak verildiği böylece haksız rekabetin oluştuğu gerekçesiyle;
“Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İle
Davalının, davacıyla ilgili olarak;
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “ … Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …, tüketiciyi kandıran …’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.”
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “Kalite Kandırmacası – …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sade “ihale Bedeli” ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü söylemenin vurgulandığı ….r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “İkinci … Vakası – …’ın …’ı, durup dururken “maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski … gibi vurgun yapmak.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “… İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …’te. Maksat geçmişteki … örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.”
… Gazetesi’nin 10.09.2007 tarihli nüshasında 6. sayfasındaki “… Balonu – … balonu patlamak üzere.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma– Uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor.
Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını Star veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturdu.
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Zararın Yine Vatandaşa Yıktı başlığı altında bulunan “Uluslararası finans kuruluşları bile raporlarında …Yayın Holding’in en zayıf halkasının … olduğunu söylüyor, piyasada tutunmasının imkansız olduğunu vurguluyor.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor.”
İfadesine ilişkin yayınların TTK’nın 57 vd. Maddeleri gereğince haksız rekabet olduğunun tespitine,
2- TTK’nın 61. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra giderin haksız çıkan taraftan alınmak üzere traji yüksek 3 büyük gazeteden birinde ilanına,
3- Fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı vekili yasal süresi içinde, davacı vekili de süresinde katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
1- 6102 sayılı Yasanın 1 vd.maddeleri uyarınca kademeli sorumluluk sisteminin benimsendiğini, sorumluluğun öncelikle haberi yazan, yazıyı yazan kişiye ait olup bunlara erişilemediği takdirde yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmenine ait olduğunun düzenlendiğini, buna göre müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın pasif husumet nedeniyle yokluğu gerektiğini,
2- TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini,
Rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını,
3- Basın özgürlüğünün Anayasa ile teminat altına alındığını, kamunun bilgi edinme ihtiyacının karşılandığını, çağdaş toplumlarda eleştiri ve bilgilenme hakkının vazgeçilmez bir hak haline geldiğini, müvekkili tarafından yapılan dava konusu yayınların Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan basın özgürlüğünün bir yansıması olduğunu, bu nedenle eylemlerin hukuka uygun olduğunu, çünkü emsal Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere basında yayınlanan haber ve eleştiri objektif ise ve doğru vakıalara dayanıyorsa, kişilik haklarını rencide etse bile sorumluluğun söz konusu olmayacağını, kaldı ki dava konusu haberlerin davacıyı tahkir etmediğini, haberin amacına uygun olarak ve kamunun bilgi ihtiyacını karşılar şekilde yapıldığını, haberin veriliş şeklinin ise gazetecilik sektöründe kabul gören ve okuyucunun dikkatini çekmek amacı güden bir haber verme tarzı olup, yerleşik Yargıtay kararlarına göre haberin çarpıcı bir başlık altında sunulmasının mümkün olduğunu, kişilik haklarıyla kamunun bilgi edinme hakkının yarıştığı durumlarda kamunun bilgi edinme hakkına üstünlük tanınması gerektiğini, basın özgürlüğünün kaynağının ifade özgürlüğü olduğunu, gazetecilerin kamunun bilgi alma hakkına dair toplumsal faydayla orantılı olarak haberdeki ifadelerini ve başlığı seçerek düzenleme hakkı bulunduğunu, bu durumun demokratik hukuk devletinin ve Anayasa’nın 28.maddesinin ve AİHS.’nin 10.maddesinin bir gereği olduğunu, bu nedenle haberlerin ve veriliş tarzına göre hukuka uygunluk sebebi bulunduğundan davanın reddi gerektiğini,
4- Müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını, davacının, …’ün yayın hakkına açıkça saldırdığını ve kamuoyunda bu konuda kitle oluştuğunu, davacının yaptığı tahrikin müterafik kusur olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini,
5- İlk derece mahkemesinin TTK.’nın 59.maddesi gereğince kararın ilanına karar verdiğini, oysa yasal düzenlemeye göre kararın tümünün değil hüküm özetinin yayınlanmasına karar verilebileceğini,
Belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın bütünüyle reddine karar verilmesini istemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davalı vekilinin istinaf başvuru sebep ve gerekçelerinin yerinde olmayıp davalının istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiğini, ayrıca;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu,

2- İlk derece mahkemesinin hakkında ret kararı verdiği diğer haberler yönünden de haksız rekabet koşullarının oluştuğunu, çünkü davalının palavra, hile gibi ibarelerle haksız ithamlarda bulunduğunu, haber içerikleri incelendiğinde, tıpkı haksız rekabet oluşturduğu tespit edilen haberlerde olduğu gibi gerçeği yansıtmayan ve haksız rekabet özelliği taşıyan ifadeler bulunduğunu, bu nedenle tüm haberler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bir kısım haberlerin haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesiyle davanın bir bölümünün reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,

Belirterek ilk derece mahkemesinin davanın bir kısmının reddine ilişkin kararının kaldırılarak davanın tüm talepler yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle, TTK.’nın 56.maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti isteğine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalının yayın hakkı sahibi olduğu … Gazetesinde yayınlanan davaya konu bir kısım haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, bu karara karşı her iki taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

HMK.’nın 355.maddesi uyarınca istinaf incelemesi, taraf vekillerinin istinaf başvuru sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin incelenmesinde,

1- TTK.’nın 58.maddesi uyarınca haksız rekabetin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde haksız rekabetin tespiti davası basında yayınlanan haberin sahipleri ve ilan veren kişiler aleyhine açılabilir. Gazete haberlerinin yapılan incelemesinde, haberlerin gazete muhabirleri tarafından hazırlandığı, muhabir isimlerinin ayrıca zikredilmediği, haberlerin gazete çalışan ve muhabirleri tarafından hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yayınlanan haberin başka bir kişi ya da kuruluşa ait olduğundan söz edilemez. Kaldı ki TTK’nın 57.maddesi uyarınca, haksız rekabet fiili çalışanlar veya işçiler tarafından yapılırsa haksız rekabetin tespiti davası doğrudan doğruya çalıştırana karşı da açılabilir. Davalı şirket, haberlerin yayınlandığı gazetenin sahibidir (süreli yayın sahibi). Davalı savunmasının aksine Basın Kanunu’nun 13.maddesi kademeli değil müteselsil sorumluluk getirmiştir. Diğer yandan davacının tazminat talebi bulunmayıp, yalnızca haksız rekabetin tespiti ve kararın ilanı istenmiştir. Davalı yayın sahibinin haksız rekabet davasında davalı sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) bulunduğu açık olup davalının bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmemiştir.

2- Davalı vekili TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini, rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını ileri sürmüştür.

Haksız Rekabet TTK.’nın 54.maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşterilen arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Aynı Yasa’nın 55.maddesinde haksız rekabet oluşturacak çeşitli fiiller örnek kabilinden sayılmıştır. Buna göre dürüstlük kurallarına aykırı reklamlar ve satış yöntemleriyle diğer hukuka aykırı davranışlar haksız rekabet oluşturur. Bu bağlamda, başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabet oluşturmaktadır. İlk derece mahkemesi bu yasal düzenlemeler bağlamında, kabul kararına konu haberlerin haksız rekabet oluşturduğuna hükmetmiştir. İlk derece mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarında her bir haber yönünden ayrıntılı değerlendirme yapılarak, haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitler yapılmıştır. Bu konuda ilk derece mahkemesince gerekçeli kararındaki kabul gerekçeleri Dairemizce aynen benimsenmiştir. Buna göre, davalının, ilk derece mahkemesince kabul kararına konu edilen haberleri verirken dürüstlük kuralına aykırı şekilde ve davacının ürünü olan …ı ve davacıyı gereksiz yere incitici nitelikte beyanlarda bulunmak suretiyle haksız rekabette bulunduğu sabit olduğundan, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde değildir.

Davalı vekili, İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında, müvekkiline ait …’te yayınlanacak süper lig maçlarının sanki …’ta yayınlanacakmış gibi haber yapan davalının haksız rekabette bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürmüşse de anılan dava dosyasının yapılan incelemesinde, mahkemece verilen kabul kararının Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2010/4284 E. – 2012/3877 K.sayılı 15.03.2012 tarihli kararıyla bozulmasına karar verildiği ve bozma gerekçesinde, “…mahkemece davacı tarafın haksız rekabet iddiasına dayandırdığı maddi vakıalardan 27.08.2007 tarihli basın açıklamasının haksız rekabet teşkil ettiğine hükmedilmiştir. Davalı tarafın haksız rekabet teşkil ettiğine karar verilen basın açıklaması incelendiğinde, açıklamada davacı ile TFF arasında yapılan Türkiye Süper Liginin yayın hakkına ilişkin sözleşmesinin süresinin ihale yapılmadan uzatılmasına yönelik olarak yapılan işlemin eleştirildiği, kendilerinin de söz konusu yayın hakkı için teklif veren kuruluşlardan biri olmaları nedeniyle sürenin uzatılmasına ilişkin karardan haberdar edilerek teklif vermeye davet edilmeleri gerektiğini, yayıncı kuruluşun teklif ettiği bedelden daha yüksek bir bedeli teklif ettiklerini, bu tekliflerinin Türk futbolu için çok önemli bir kaynak yaratacağını, Türkiye Futbol Fedarasyonunun bu tekliflerinin değerlendireceklerine inandıkları hususlarının belirtildiği anlaşılmıştır. Buna göre basın açıklaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde açıklamanın davacıyı veya faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bu suretle davacının itibarını sarsmak veya ticari faaliyetini olumsuz yönde etkilemek amacını taşımayıp Türkiye Futbol Fedarasyonunun işlemine yönelik olarak yapılan bir eleştiriyle davalının kendi teklifini kamuoyu ile paylaştığı bir bildiri niteliğinde olduğu, söz konusu açıklamada davacı yönünden hukuka aykırılık teşkil edecek herhangi bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın anılan basın açıklanması yönünden de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde söz konusu basın açıklamasının davacı yönünden haksız rekabet oluşturduğuna karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir” denilmiştir. Anılan dosyadaki taraflar ile incelememize konu davadaki taraflar aynı olup oradaki davacı incelememize konu dosyada davalı konumundadır. Yargıtay bozma kararıyla da, incelememize konu dosyadaki davacının basın açıklamasının ve maçların süper ligde yayınlanmasıyla ilgili duyurularının haksız rekabet oluşturmadığı tespiti yapılmıştır. İlk derece mahkemesi anılan Yargıtay bozma kararına uyarak davayı reddetmiş ve dava kesinleşmiştir. Bu durumda davalı tarafın bu dosyayı dayanak göstererek yaptığı savunma ve istinaf sebepleri yerinde değildir.

3- Davalı vekili basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28 ve AİHS.10.maddesiyle teminat altına alındığını, davaya konu haberlerin basın özgürlüğü kapsamında verilen haberler olması nedeniyle hukuka uygunluk sebebi bulunduğunu ve bu nedenle haberlerin haksız rekabet oluşturmayacağını, haberlerin basın özgürlüğüne uygun olarak objektif şekilde verildiğini, haberlerin doğru olduğunu, veriliş şeklinin basın kurallarına uygun olduğunu, okuyucunun dikkatini çekmek için konulan başlıkların mevzuata uygun olduğunu, davacının kişilik haklarının zarar görmediğini ancak kanunun bilgi alma hakkı ile davacının kişilik hakları karşılaştırıldığında kamunun bilgi alma hakkına üstünlük tanınması gerektiğini savunmuştur.

Anayasa’nın 28.maddesi uyarınca basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin almak ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 26 ve 27.madde hükümleri uygulanır. AİHS.10.maddesinde ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Bu hakkın haber alma verme özgürlüğünü de kapsadığı vurgulanmıştır. Aynı maddenin 2.fıkrasında bu hakkın ne şekilde sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre demokratik bir toplum ilkelerine uygun olarak bu hakkın yasayla sınırlandırılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Basın Kanunu’nun 3.maddesine göre, basın özgürdür. Bu maddenin 2.fıkrasına göre basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma hakkı temel hak ve özgürlük niteliğinde olmakla birlikte, tüm hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, bu hak da sınırsız değildir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2009/1008 E. – 2010/3631 K.sayılı, 01/04/2010 tarihli kararında belirtildiği üzere, “…Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel medya bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır”.

Bu hukuki açıklama ışığında somut olayımıza gelindiğinde, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul kararına konu gazete haberleri içerik itibariyle kesin bir mahkeme hükmü bulunmadığı halde davacının tüketiciyi kandırdığı yönünde haber yapıldığı, daha önce gerçekleşen bazı olaylar nedeniyle kamuoyunda olumsuz algısız bulunan … ile davacı arasında paralellik kurulduğu, böylece davacının şahsının ve markasının gereksiz yere kötülendiği, davacının televizyon yayın portalı olan … markasının gereksiz yere kötülendiği, … balonu patlamak üzere gibi ifadelerin haber verme sınırını aştığı, davacının ücretlendirme politikasının dürüstlük kuralına aykırı şekilde eleştirildiği, sonuç olarak ilk derece mahkemesinin kabul kararına konu gazete haberlerinin yukarıda anılan Yasa hükümleri ve Yargıtay içtihadı bağlamında haber verme özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün sınırlarını aşan subjektif ve gereksiz yere davacının şahsını ve markasını karalayan haberler olduğu, haberlerin veriliş şeklinin ve başlıklarının da kamunun bilgi almasını sağlama amacının ötesine geçen nitelikte olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde bulunmamış, ilk derece mahkemesinin karar gerekçeleri isabetli bulunmuştur.

4- Davalı vekili müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının müterafik kusuru bulunduğunu savunmuştur. Davalı vekili davacının kusurlu olduğuna dair iddiasını, davacının basında paylaştığı ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 esas sayılı dosyasında Yargılamaya konu edilen basın açıklamasına dayandırmaktadır. Oysa yukarıda anılan dosyadan alıntı yapılan Yargıtay kararında da açıkça vurgulandığı üzere, davacının TFF ile davalı arasında yapılan anlaşmanın süre uzatımına ilişkin TFF işlemi hakkında kamuyu bilgilendirme amacıyla bu basın bildirisini hazırladığı tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının bu konuda müterafik kusurunun bulunduğuna dair davalı savunması yerinde değildir. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasının tarafları ve yargılamaya konu haberler farklıdır. …Gazetesinde yayınlanan 13.06.2007 tarihli haberle ilgili açılmış tazminat davasıdır. Anılan dosya kabulle sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğundan oradaki yargılamaya konu eylemin, davalı için haksız rekabette bulunma hakkı vermeyeceği açıktır. Her eylemin birbirinden bağımsız düşünülmesi gerekir. Bu nedenle bu konudaki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

5- TTK.’nın 59.maddesi uyarınca, mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler. Hükmün sadece özetinin ilan edileceğine dair bir yasal sınırlama getirilmemiştir. İlanın şeklini ve kapsamını belirleme yetkisini Kanun mahkemeye vermiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri de yerinde görülmemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf sebeplerinin incelenmesinde;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bilirkişi kurulunun kök raporunda son sayfa IV başlığı altında benzer bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu haberin içeriği itibariyle davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı kamuyu bilgilendirme özelliğinin ağır bastığı, yine bilirkişi kurulunca bu haberin haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararı sonucu itibariyle doğru bulunmuş, davacı vekilinin bu konudaki istinaf talebi reddedilmiştir.

2- İlk derece mahkemesinin kısmi ret kararına konu diğer haberler yönünden yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi kök ve ek raporundaki değerlendirmeler ve her bir haber için yapılan ayrıntılı analizler Dairemizce de benimsenmiş ve bu haberlerin basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma kapsamında yapılan haberler olduğu, davacı için zarar tehlikesi doğurmadığı, bu gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu kanaatine varıldığından, davacının bu konudaki istinaf sebepleri reddedilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, taraflar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK.’nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Taraflar tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irad kaydına,
3-Tarafların istinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın bir örneğinin Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,
5-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 05/07/2018 tarihinde oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU : HMK 361.maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açıktır.

“Davalı Spor Kulübüne Karşı Açılan İtirazın İptali Davasında Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

“T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18.HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS NO : 2018/1731
KARAR NO : 2018/1059
TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2018
NUMARASI : 2017/412 Esas, 2018/145 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 20/06/2018
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında; Kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine yönelik verilen Karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği mahkememiz üye hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; Davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağının tahsili amacıyla, davalı dernek aleyhine başlatılan icra takibine haksız itiraz ile takibin durduğunu, itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; Davacı şirketin tacir olduğunu, ancak davalı derneğin tacir olmadığını, dava konusu ihtilafın ticaret kanunundan doğan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığından bahisle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, bu nedenle HMK m. 114/1-c ve 115/2 gereğince davanın usulden reddine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Gebze Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir.
Davalı süresinde istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dava konusu fatura tarihi ile turnuva tarihinin birbirini tutmadığını, bu nedenle davanın öncelikle usulden ve esastan reddi gerektiğini, mahkemece verilen görevsizlik kararının ise hukuka aykırı olduğunu, ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
İstinaf dilekçesi tebliğ edilmiş olup, cevap verilmediği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davanın davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağı bulunduğu iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Davalı dernek vasfında olup, ticari şirket niteliğinde olmayıp, dava konusu ihtilaf da mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O nedenle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu itibarla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
2.İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
3.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK’nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
4.İstinaf edenden harç peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 20/06/2018 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.”

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı – Uluslararası Dans Federasyonu, Sponsorluk Sözleşmesi, Hizmet Sözleşmesi, İcra Takibi

T.C.
İSTANBUL
1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2016/1164 Esas
KARAR NO : 2018/532

DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 09/12/2016
KARAR TARİHİ : 22/05/2018

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA/
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı … dava dışı şirketler arasında 25/12/2008 tarihli Ortak Hizmet Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme maddeleri gereğince dava dışı … firmasına ödemeler yapıldığını, bu firmanın yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmenin fesh edildiğini, … 29. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne alacak davası ile … 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne maddi tazminat davası açıldığını, 126.000,00 Euro ile 1.909,71 TL’nin davalıdan alınıp müvekkiline verilmesine karar verildiğini, mahkeme kararı doğrultusunda …’a karşı … 25. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyasında takibe geçildiğini, icra takibi sonucu mal varlığı bulunmaması nedeniyle borcun haciz vesikasına bağlandığını, davalı ile akledilen sözleşmenin 3. Maddesi gereğince müvekkilinin uğramış olduğu zararın davalı payına düşen %20’si olan 25.320,00 Euro ve 381,94 TL’nin davalıdan talep edildiğini, davalının cevap vermemesi üzerine … 18. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyasında davalıya karşı icra takibine geçildiğini, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu beyanla, itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA/

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Esas bakımından müvekkilinin imzası bulunan sözleşmeye ilişkin yapılan işlem ve girişimlerde müvekkilinin bulunmamış olduğunu, müvekkilinin …ile ilişkisi bulunmadığını, davacının …aleyhine açtığı davada ve icra takibinde de müvekkilinin bildirimde bulunmadığını beyanla, davanın reddine, davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE/

… 18. İcra Dairesi’nin … E sayılı takip dosyası, … 25. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyası, taraflar arasındaki hizmet ve sponsorluk sözleşmesi, ortak hizmet sözleşmesi, İstanbul (Kapatılan) 29. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2011/184 Esas – 2013/42 Karar sayılı dosyası ve dayanılan tüm deliller getirtilmiş, konusunda uzman bilirkişiden tüm dosya kapsamında rapor alınmıştır.

Tüm dosya kapsamında konusunda uzman bilirkişiden alınan 27/03/2018 tarihli raporda özetle; davacı … davalı şirket ticari defterlerinin usulüne uygun olduğu, taraflar arasında 25/12/2008 tarihli hizmet ve sponsorluk sözleşmesi ile aynı tarihli ortak hizmet sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin firmaların sorumluluk ve haklar paylaşımı başlıklı 3. maddesine göre ”işbu ortak hizmet sözleşmesi gereğince elde edilecek kar ve zararın %20’sinin davacı şirkete, %20’sinin davalı şirkete ait olduğu” herhangi bir zarar doğması halinde diğer firmalara karşı payları ile orantılı olarak sorumlu olacakları, davacının ticari defterlerinde davalı şirket adına tanzim edilmiş 31/08/2016 tarihli 25.320,00 Euro ve 673,99 TL miktarlı 2 adet borç dekontunun bulunduğu, bu dekontlara karşın davalı tarafından yapılan bir ödeme bulunmadığı, davalıya ait cari hesabın takip tarihi itibariyle 84.331,27 TL borç bakiyesi verdiği, davalı şirketin ticari defterlerinde davacı şirkete ait herhangi bir cari hesap kaydına rastlanmadığı gibi davacı tarafında tanzim edilen borç dekontlarının kayıtlı olmadığı, davacı şirket tarafından dava dışı …… Ltd. Şti.’ye toplam 126.600,00 Euro ve 1.909,71 TL ödeme yapıldığı, sözleşmenin 3. maddesi gereğince davalının kar ve zarara katılma oranı olan %20 oranının uygulanması ile davacının davalı şirketten 25.320,00 Euro ve 381,94 TL talep edebileceği belirtilmiştir.

Mahkememizce konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen denetime olanaklı rapora itibar edilmiştir.

Dava, davacının ortaya çıkan zararının davalı ile aralarında akdedilen sözleşmelere dayanılarak davalının sorumululuk oranında tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

… 18. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, davacının davalıya karşı 25,320,00 Euro + 381,94 TL asıl alacağın tahsili için ilamsız icra takibi yaptığı, davalının süresinde itiraz ederek takibi durdurduğu, davacının 86.902,91 TL harca esas değerle itirazın iptali davası açtığı görülmüştür.

… 25. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, davacının dava dışı …… Ltd. Şti.’ye karşı … 29. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07/03/2013 tarih ve … Esas – … Karar sayılı ilamını 19/04/2013 tarihinde takibe koyduğu, takibin semeresiz kalması nedeniyle 27/10/2016 tarihinde haciz vesakasına bağlandığı görülmüştür.

Tüm dosya kapsamından, uluslararası dans federasyonu tarafından 2009 yılında Türkiye’de düzenlenmesine karar verilen organizasyon için dava dışı …… Ltd. Şti. ile davacı … davalının da aralarında bulunduğu şirketlerle 25/12/2008 tarihinde hizmet ve sponsorluk sözleşmesi imzalandığı, davacı … davalının yer aldığı ortak girişimdeki şirketlerin de kendi aralarında sorumluluklarını düzenleyecek şekilde aynı tarihli ortak hizmet sözleşmesi imzaladıkları, davacı şirket tarafından dava dışı …’a davacının ticari defterlerine göre 126.600,00 Euro ve 1.909,71 TL ödeme yapıldığı, dava dışı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle akdedilen hizmet ve sponsorluk sözleşmesinin feshedildiği ve yapılan ödemelerin iadesi için … 29. Asliye Ticaret Mahkemesinde .. Esas sayılı dosyada alacak davası açıldığı, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine kararın…’a karşı … 25. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyasında takibe konulduğu, icra takibi sonucu mal varlığı bulunmaması nedeniyle borcun aciz vesikasına bağlandığı, davacının aciz vesikası sonrası davalının da aralarında bulunduğu şirketlerle akdedilen ortak hizmet sözleşmesinin 3. maddesi’nin 1. fıkrası gereğince davalının kar ve zarara katılım oranı olan %20 oranına isabet eden miktar olan 25.320,00 Euro ve 381,94 TL’yi davalıdan talep ettiği, davalının ödeme yapmaması üzerine … 18. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyasında davalıya karşı icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, tarafların yer aldığı ortak hizmet sözleşmesinin 3. maddesinin 1. fıkrasına göre davalının elde edilecek kar ve zararın %20’sinden sorumlu olduğu, davacının ticari defterlerine göre dava dışı …’a 126.600,00 Euro ve 1.909,71 TL ödeme yaptığı, sözleşmenin feshi sonrası … 25. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyasının aciz vesikasına bağlanması da dikkate alındığında davacının bu miktarda zararının oluştuğu, ortak hizmet sözleşmesine göre de oluşan zarardan davalının %20 oranında sorumlu olduğu, bu nedenle davalının itirazında haksız olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne, davacı her ne kadar icra inkar tazminatı talep etmiş ise de davacının zarar miktarının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden bu talebin de reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
Davanın KABULÜNE,
Davalının … 18. İcra Dairesi’nin … E sayılı takip dosyasın yaptığı itirazın 25.320,00 Euro + 381,94 TL asıl alacak için İPTALİNE,
Takibin aynen DEVAMINA,
Asıl alacak 25.320,00 Euro’ya takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince döviz faizi İŞLETİLMESİNE,
Asıl alacak 381,94 TL’ye takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiz işletilmesine,
TL alacağı ile birlirkte Euro niteliğindeki asıl alacak ve işlemiş faiz toplamından oluşan miktarın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının tahsilini teminen takibin DEVAMINA,
İcra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince kabul edilen Euro cinsi alacak miktarının dava tarihindeki TCMB efektif satış döviz kuru Türk Lirası karşılığı ile kabul edilen Türk Lirası alacak miktarı toplamı üzerinden hesaplanan 6.383,10 TL nispi karar harcından, peşin yatırılan 1.049,58 TL harcın mahsubu ile noksan kalan 5.333,52 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen Euro cinsi alacak miktarının dava tarihindeki TCMB efektif satış döviz kuru Türk Lirası karşılığı ile kabul edilen Türk Lirası alacak miktarı toplamı üzerinden 10.225,44 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan toplam 672,00 TL yargılama gideri ile 1.049,58 TL peşin harç, 29,20 TL başvuru harcı toplamı 1.750,78 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine,
Taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde başvurulması halinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/05/2018

Katip …
e-imza

Hakim …
e-imza

Harç / Masraf Dökümü
Peşin Harç : 1.049,58 TL
Karar Harcı : 6.383,10 TL
Noksan Harç : 5.333,52 TL

Davacı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 765,00 TL

Davalı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 55,00 TL

Yargılama Gideri Detayları
Bilirkişi Ücreti : 600,00 TL
Posta Giderleri : 105,00 TL