CAS Veritabanına Yeni Kararlar Eklendi

Merkezi İsviçre’de bulunan Spor Tahkim Mahkemesi’nin (CAS) kararları, spor hukukunun gelişmesinde büyük rol oynuyor. Hatta CAS kararları, spor hukukunun kaynakları arasında kabul ediliyor. Özellikle disiplin yargılamasında ispat yükü, şike yargılamalarında delillerin geçerliliği, doping yargılamalarında sporcunun hakları gibi konularda CAS’ın koyduğu ilkeler temel alınıyor.

Her ne kadar son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ulusal yargı makamlarının kararları CAS’ın tarafsızlığı, bağımsızlığı ve CAS yargılamalarında adil yargılanma hakkı konularında kamuoyunu CAS hakkında şüpheye düşüren kararlar vermiş olsa da, CAS her zaman spor hukukunda önemli yer tutuyor.

CAS, kararları için bir veritabanı oluşturdu. Bu veritabanına sık aralıklarla kararlar işleniyor.

Bu hafta CAS veritabanına yeni kararlar eklendi.

Okumaya devam et CAS Veritabanına Yeni Kararlar Eklendi

Türkiye de Katar’daki Dünya Kupası’na Gidiyor

Katar Devleti, 21 Kasım – 18 Aralık tarihleri arasında 2022 FIFA Dünya Kupası organizasyonuna ev sahipliği yapacak.

Türkiye Erkek A Milli Futbol Takımı Dünya Kupası’na katılamıyor ama Türkiye bir şekilde Dünya Kupası’nda yer alacak.

Katar Devleti, 2022 Dünya Kupası organizasyonunun güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilmesini sağlamak için Dünya Kupası Kalkanı Harekâtı düzenleyecek. Katar Devleti, bu harekâta bazı ülkeleri davet etti.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Katar Devleti arasındaki yakın ilişki sadece ekonomik işbirliği (kapitülasyon) ile sınırlı değil.

Türkiye Büyük Millet Meclisi de üzerine düşeni layığıyla yerine getirdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Dünya Kupası Kalkanı Harekâtı’nda görev almasına karar verdi.

TBMM’nin kararı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Maalesef TBMM sadece karar almakla yetinmiş. Bundan sonra ipler cumhurbaşkanının elinde olacak.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılacak. Kuvvetlerin Katar’da göstereceği faaliyetlere imkân sağlayacak düzenlemeler Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılacak.

Rekabet Kurulu, Digiturk Hakkında Geçici Tedbir Kararı Verdi

Rekabet Kurulu, 08.09.2022 tarihli 22-41/603-M sayılı kararı ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ’nin (KREA) münhasıran sahip olduğu Türkiye Süper Lig ve 1. Lig futbol müsabakaları yayın hakları kapsamında “haber amaçlı görüntüler” ve “geniş özet görüntüleri” başta olmak üzere alt yayın haklarını diğer yayın kuruluşlarına ayrımcı bir şekilde sunduğu iddiasına yönelik olarak KREA hakkında önaraştırma yapılmasına karar verdiğini duyurdu.

Okumaya devam et Rekabet Kurulu, Digiturk Hakkında Geçici Tedbir Kararı Verdi

Sporcunun Açtığı Hizmet Tespit Davası Nasıl Yürütülmeli?

Bir spor kulübü ile bir sporcu ücret karşılığı anlaştıklarında hizmet sözleşmesi yapmış olurlar. Kulüp, işveren; sporcu ise işçi sıfatını kazanır.

Kulüpler, sporcuya ücret ödemenin dışında, ayrıca sporcunun SGK primlerini yatırmak zorundadır.

Eğer kulüp SGK primlerini yatırmaz veya eksik yatırırsa, sporcu hizmet tespit davası açabilir.

Yargıtay kararlarını okuduğumuzda, ilk derece mahkemelerinin bu davaları eksik yürüttüğünü, gerekli araştırmayı yapmadığını görüyoruz.

Yargıtay, yakın tarihli bir kararında, sporcuların açtıkları hizmet davalarında mahkemelerin nasıl hareket etmesi gerektiğini detaylı şekilde açıklamış.

Davacı sporcuların ve vekillerinin bu kararı dikkate almaları ve ilk derece mahkemelerini uyarmaları gerekir.

Kararı aşağıda paylaşıyorum.

Okumaya devam et Sporcunun Açtığı Hizmet Tespit Davası Nasıl Yürütülmeli?

Futbol Hakemleri Anayasa Mahkemesine Başvurabilirler mi?

Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK), Süper Lig’de görev alan hakem kadrosunu yeniden belirlerken 13 ismi listeden çıkardı.

Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Ali Palabıyık, Halis Özkahya, Abdulkadir Bitigen, Bahattin Şimşek, Hüseyin Göçek, Suat Arslanboğa, Burak Şeker, Alper Ulusoy, Mert Güzenge, Tugay Kaan Numanoğlu ve Özgür Yankaya‘nın görevlerine bu sezon için son verildi.

Bu hakemlerin listeden çıkarılmaları hakkında çok spekülasyon yapıldı.

MHK başkanı Ferhat Gündoğdu’nun yayıncı kuruluşa verdiği röportaj kafaları karıştırdı.

Ferhat Gündoğdu’nun açıklamaları MHK’nın kararının hukuka aykırı olduğunu açıkça ortaya koydu.

Bazı hakemler TFF Tahkim Kurulu’na başvurdular.

TFF Tahkim Kurulu hukuka göre hareket ederse, MHK’nın kararını iptal etmeli ancak bu kurul bu şekilde çalışmıyor. Kurulun başvuruları reddetmesi sürpriz olmaz.

Peki TFF Tahkim Kurulu başvuruları reddederse ne olacak? Hakemler TFF Tahkim Kurulu kararına karşı bir makama başvurabilirler mi?

Sorunun cevabı çok basit olmasına rağmen Türkiye’de bazı spor hukukçularının mevzuattan bihaber şekilde yorum yaptıklarını gördüm.

Doğru cevabı vereyim.

Hakemler, TFF Tahkim Kurulu’nun olası red kararına karşı Türkiye’de hiçbir yargı merciine başvuramayacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, zorunlu tahkim kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulmasını yasaklıyor.

Türkiye’de bazı spor hukukçuları “yargı merciine başvuru” yasağını bölge adliye mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile sınırlı başvuru yasağı zannediyorlar. Bu hukukçular TFF Tahkim Kurulu’nun kararlarının verilmekle kesinleşeceğini ve bu kesinleşen kararlara karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabileceğini, bireysel başvuru yapılabileceğini iddia ediyorlar.

Bu görüş (!) mevzuat bilmemekten kaynaklanıyor.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun şartları özel kanunda düzenleniyor.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca, Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvurunun konusu olamaz.

Anayasa, sporda zorunlu tahkim kararlarını yargı denetimi dışında bırakıyor. Haliyle, zorunlu tahkim kararlar hakkında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılamaz.

Sonuç olarak, MHK’nın liste dışı bıraktığı hakemler, TFF Tahkim Kurulu’nun olası red kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvuramayacaklar.

TFF Tahkim Kurulu’nun kararı ile iç hukuk yolları tükenmiş olacak. Hakemler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilecekler.

FIFA Oyuncu Statü ve Transfer Tüzükleri Hakkında Gelişmeler Webinarı

Bugün İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ”FIFA Oyuncu Statü ve Transfer Tüzükleri Hakkında Gelişmeler” webinarı düzenledi.

Moderatörlüğünü Dr. Candan Yasan Tepetaş’ın üstlendiği webinarda, Dr. Erkut Söğüt, Emir Güney ve Av. Hakan Tüfekçi konuşmacı olarak yer aldılar.

Dr. Erkut Söğüt, çocukların uluslararası transferi hakkında konuştu.

Emir Güney, üçüncü kişi mülkiyetinden bahsetti.

Av. Hakan Tüfekçi ise CAS’ın bir kararını (CAS 2019/A6502) anlattı.

ERKUT SÖĞÜT’ÜN AÇIKLAMALARI KAMUOYUNDA TARTIŞILMALI

Özellikle Erkut Söğüt’ün menajerlikle ilgili açıklamaları Türk medyasında yer bulacak nitelikte idi.

TFF’nin FIFA düzenlemelerine aykırı mevzuatı ve uygulamaları, Türk sporcularına yönelik ayrımcı uygulamalar, FIFA’nın yakın zamanda hayata geçireceği yeni menajerlik sistemi gündeme getirilmesi ve yoğun şekilde tartışılması gereken konular oldu.

CAS’IN RİZESPOR KARARI: CUMARTESİ GÜNÜ, İFA GÜNÜ MÜDÜR?

Av. Hakan Tüfekçi’nin tarafları açıklamadan anlattığı CAS kararı, Rizespor ile ilgili idi.

Hakan Bey sunum yaparken Rizespor’a hak vermiş gibiydi. Hakan Bey, ”CAS Türk hukukunu uygulasaydı, farklı karar verir miydi?” şeklinde bir soru ortaya attı.

CAS Türk hukukunu uygulasaydı, Rizespor’un başvurusunu reddederdi.

CAS, bu kararda, Rizespor’un şark kurnazlığına prim vermemiş.

Rizespor ile Jakob Jantscher arasındaki sözleşmede vade tarihi 25 Kasım 2017 olarak belirlenmiş. O gün, Cumartesi’ye denk geliyor.

Rizespor Cumartesi günü ödemeyi yapmayınca futbolcu sözleşmeyi feshetmiş. Rizespor ise uyanıklık yaptığını zannedip, 27 Kasım Pazartesi günü ödemeyi yapmış ve futbolcunun sözleşmeyi haksız şekilde feshettiğini ileri sürmüş.

Rizespor, “ifa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçeceğini” ileri sürmüş.

Rizespor, CAS duruşmasında Türk Borçlar Kanunu ile İsviçre Borçlar Kanunu’nun benzer düzenlemeleri havi olduğunu, Cumartesi’ye denk gelen ifa zamanının tatil olmayan ilk güne geçeceğini ileri sürmüş.

CAS, sözleşmeye uygulanacak hukukun İsviçre hukuku olduğunu belirtip Türk hukukunu araştırmaya gerek görmemiş.

Hakan Bey bu noktada ”Türk hukuku uygulansaydı, sonuç değişir miydi?” diye sordu.

Sonuç değişmezdi.

Türk Borçlar Kanunu’nun 93’üncü maddesinin birinci fıkrasında ”ifa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer” düzenlemesi var ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında ”aksine anlaşma geçerlidir” hükmü yer alıyor.

CAS, İsviçre Borçlar Kanunu’nda da yer alan “aksine anlaşma geçerlidir” düzenlemesinden yola çıkarak, taraflar arasındaki protokolde ifa zamanının açıkça 25 Kasım Cumartesi olarak belirlendiğini ve ödemenin Cumartesi günü yapılması gerektiğini belirtti.

CAS, futbol sektöründe Cumartesi günleri maçların oynandığını, bu sektörde Cumartesi gününün iş günü olarak kabul edilmesi gerektiğini de belirtti.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜNDE GÜZEL SORULAR SORULDU

Soru-cevap bölümünde güzel sorular paylaşıldı.

Av. Hakan Tüfekçi’nin bir davada taraf vekili olması ve TFF Etik Kurulu üyesi olması sebebiyle çoğu soruya cevap vermekten imtina etmesi şanssızlık oldu. Onun hukuki yorumlarını öğrenmek faydalı olurdu.

Not edebildiğim soruları aşağıda paylaşacağım. Kendi sorularımı da yazacağım. Soruları soru sahiplerini belirtmeden yayınlayacağım.

Sorular, soru sahipleri tarafından kaleme alındığı şekilde paylaşılmıştır. Yazım yanlışları bana ait değil.

  • “Merhaba sormak istediğim konu, FIFA düzenlemeleri kapsamında aşırı ifa güçlüğü kavramı ile ilgili. Malum olduğu üzere, Ülkemiz hali hazırda daha önce hiç bir UEFA üyesi ülkenin yaşamadığı bir develüasyon yaşıyor. FIFA DRC kararlarında sözleşmesel ilişkilerde, yerel hukuka önem verdiği gibi regüle edilmemiş alanlarda İsviçre Hukukuna da bakıyor. Türk Kulüpleri şu şekilde adım ilerlese sizce ne olur; Öncelikle kulüp içerisinde döviz borcu olan tüm futbolculara bir ihtarname gönderdilse ve aşırı ifa güçlüğü ve develüasyon kapsamlı bir şekilde açıklanarak “sözleşmenin yeniden uyarlanması” talep edilse, verilen mühlet içerisinde futbolcu talep reddeder ya da yanıt vermezse, Türk Kulübü her bir futbolcu için, sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmeye devam eder ancak FIFADRC’den develüasyon ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin yeniden uyarlanmasını talep etse, aksi halde futbol faaliyetinin artık sürdürelemeyeceğini belirtse.. Sizce anılan başvuru sonucu nasıl olabilir. Katılarak da tartışmayı çok isterim.”
  • “Erkut Bey yeni spor yasasında menajerlik sözleşmesi noterde yapılacak denmektedir. Ancak bu sözleşmelerin normalde ilgili Federasyona gönderilmesi yeterlidir. Bu durum sizce sporcuları mağdur edecek midir (noter masrafı anlamında)? Görüşünüzü merak ediyorum.”
  • “Gerek altyapıdan yetişmiş oyuncuları yeni sözleşmeye zorlama,gerek de mevcut kontratlı oyuncuyu rızası dışında göndermeye zorlamak için kadro dışı bırakma cezası kulüpler tarafından yaygın olarak kullanılıyor. Ve bu kadro dışı durumunda futbolcunun topla bile çalışmasına izin verilmiyor. Bu durum mobbinge girmiyor mu? Fifa’nın bu olaya bakış açısı nedir? Futbolcu temsilcileri olarak Fifa nezdinde bu durumun iki tarafın da menfaatine olacak şekilde herhangi girişimler var mı?
  • “28 Temmuz 2017’de 18 yaş altında olan Eljif Elmas Fenerbahçe’ye transfer olmuş ve TFF tarafından lisanslanmıştı. Bu dönemde Erkut Bey’in bahsettiği FİFA düzenlemeleri geçerli miydi? Yoksa TFF tarafından verilen lisans konusunda o dönemde yetkili TFF miydi?”
  • “Oyuncular klüplerle sözleşme serbestisi uyarınca da imza parası isteyebiliyorlar ve madde 18 uyarınca da bir yasak yok ancak menajerler de bazen imza parası isteyebiliyor ve bu sebeple sözleşme suya düşebiliyor, menajerlerin bu imza parası istemsi madde 18 uyarınca da nasıl değerlendirilmeli, onlar da bu konuda serbestler midir?”
  • “FIFA Tüzüğü’nde bazı tüzük düzenlemelerinin aynen iç hukuka geçirilmesi gerektiği öngörülüyor. Ancak TFF bu düzenlemeleri iç hukuka geçirmedi. UÇK önündeki davalarda FIFA’dan aynen alınması gereken düzenlemeler ileri sürülebilir mi?”
  • “Yetiştirme tazminatı futbolcunun 23 yaşına kadar yaptığı tüm transferlerde eski kulübüne ödenir. Ancak futbolcu ve futbolcuyu yetiştiren kulüp arasında yapılacak bir ek protokol ile yetiştirme tazminatının futbolcu tarafından kulübe ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yapılabilir mi?”
  • “Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yapısı, FIFA Guidelines ile uyumlu mu? Tarafların kendi hakemlerini seçememesi, bu kurulun kulüplere yakın olması sonucunu doğurmuyor mu? Bu kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu ileri sürülebilir mi?”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin spor hukuku ile ilgili webinarlarını merakla bekliyorum.

Türkiye Futbol Federasyonu’na İnternete Erişimi Engelleme Yetkisi Verildi

Bugün Resmî Gazete’de yayımlanan 7346 sayılı Kanun ile, Türkiye Futbol Federasyonu’na internet içeriğine erişimi engelleme yetkisi verildi.

7346 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna ek madde eklendi. Bu madde ile, TFF yönetim kuruluna korsan futbol yayınlarına erişimi engelleme yetkisi verildi.

Bu yasal düzenleme Anayasaya aykırı.

TFF’ye mahkeme kararı olmaksızın erişim engelleme yetkisi veriliyor.

Futbola özel düzenleme yapılması, eşitlik prensibine aykırı.

Bir kamu kurumuna bu kadar geniş yetki verilmesi, yetkinin kapsamını ve karar alma usulünü belirleme yetkisinin TFF’ye bırakılması hukuk devleti ilkesine aykırı.

Umarım TBMM’de grubu bulunan muhalefet partileri birlikte hareket ederek bu düzenlemenin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurur.

5894 sayılı Kanun’a eklenen madde aşağıdaki gibidir:

Yayın haklarının korunması

EK MADDE 1 – (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki futbol müsabakalarına ilişkin yayınların internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulduğunun tespit edilmesi halinde, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) erişimin engellenmesine Yönetim Kurulu tarafından karar verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Bu karar uygulanmak üzere 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 6/A maddesi gereğince Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilir. Bu karara karşı bir hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir. Erişimin engellenmesiyle ilgili iş ve işlemleri yapmak üzere TFF bünyesinde idari birim kurulur. Yönetim Kurulu, bu madde kapsamındaki yetkisini idari birimde görev alacak kişilere devredebilir.

(2) Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki futbol müsabakalarına ilişkin yayınların internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulduğunun tespit edilmesi halinde, yayın hakkı sahibinin talebi üzerine birinci fıkra hükmü uygulanır. Şu kadar ki, talebin yapılabilmesi için yayın hakkına ilişkin sözleşmenin TFF’ye bildirilmesi ve hak sahipliğinin ispat edilmesi zorunludur.

(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yönetim Kurulu tarafından çıkartılacak talimatla belirlenir.”

1. Spor Hukuku Zirvesi – Sporda Doping

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi spor hukuku zirvesi düzenliyor.

Zirvenin konusu ‘Sporda Doping’ olarak belirlenmiş

Zirve üniversitenin Sağlık Kültür ve Daire Başkanlığı’nın Youtube hesabında şu anda canlı yayınlanıyor.

Panel programı aşağıdaki gibidir.

Prof. Dr. Emine Yazıcıoğlu – Doping Kullanımı Halinde Ödüllerin İadesi

Prof. Dr. Murat Balcı – Futbol Disiplin Hukuku Bakımından Doping

Doç. Dr. Mehmet Emin Alşahin – Doping ve Ceza Hukuku

Doç. Dr. Hüseyin Aydın – Kişisel Verilerin Korunması Açısından Doping Test Sonuçları

Dr. Kerim Çakır – E-spor ve Doping

Dr. Can Yalçınkaya – WADA ve Yapılanması

Av. Sinem Turan – Dopingle İlgili Örnek CAS Kararları

Maalesef bu zirvede en önemli konulara değinilmiyor.

Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu’nun yapısı, suçta ve cezada kanunilik, dopingte kusursuz sorumluluğun kapsamı, doping testlerinin geçerliliği, dopingle mücadele karşısında sporcuların haklarının korunması, doping ve insan hakları, SGM Tahkim Kurulu’nun dopingle ilgili kararları, CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin Türkler ile ilgili kararları gibi konulara yer verilmiyor.

Bu zirvede yapılan sunumları daha sonra değerlendireceğim.

Yargıtay, Eşcinsel Hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın Tazminat Talebini Reddetti

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, eşcinsel olduğu gerekçesiyle hakemlik görevine son verilen futbol hakemi Halil İbrahim Dinçdağ’ın tazminat talebini oy çokluğuyla reddetti.

Ne yazık ki çoğunluk üyeleri, klasik şekilde, hiçbir gerekçe sunmadan karar düzeltme talebinin yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar vermişler.

Azınlıkta kalan Yargıtay üyesi ise karar düzeltme talebinin iki gerekçeyle kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiş:

  • Cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmemesi biçimindeki uygulamanın, davacının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağı kapsamında kaldığından davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.
  • Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanması, davacının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar niteliktedir.

Karşı oy sahibi üye, “Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesini İsteme Hakkı ile Ayrımcılık Yasağı yönünden yaptığı değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin [Z.A. Başvurusu, B.No: 2013/2928, 18/10/2017 künyeli kararındaki Üye …’ın karşı oy görüşünden yararlandığını” belirtmiş. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararında birden çok karşı oy var. AYM’nin kararına baktığımda, Yargıtay üyesinin AYM Başkanvekili Engin Yıldırım‘ın görüşlerinden etkilendiğini gördüm.

Bu karar bugün medyada haber oldu.

Kararı Yargıtay’ın sitesinde aradım ve buldum.

Aşağıda kararı paylaşıyorum. Kararın altında ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin konuyla ilgili ilk kararını paylaşacağım.

Kararı paylaşmadan önce, Halil İbrahim Dinçdağ‘ın önündeki yolu kısaca anlatayım.

Karar düzeltme talebinin reddi ile birlikte, iç hukuk yolları tükenmiş oldu. Dinçdağ, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacaktır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruyu reddederse, Dİnçdağ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararını merakla bekliyorum. Türk sporcu açısından çok büyük önemi olacak. Maalesef Türkiye’de sporda ayrımcılık, eşcinsel hakları hiç tartışılmıyor. Bu bireysel başvuru, belki AİHM başvurusunun ardından Türk spor kamuoyu bu konuyu tartışmaya başlar. Türk spor hukuku açısından yeni bir dönemin başlayacağına inanıyorum.

Birkaç hususa daha değinmek istiyorum.

Türkiye’de yargı kararları anonimleştiriliyor. Davanın tarafları üç nokta (…) ile saklanıyor. Ayrıca yer, mekân isimleri de siliniyor. Hatta ilk derece ve yüksek yargı kararlarının esas ve karar numaraları da gizleniyor. Birçok kararda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının başvuru numaralarının silindiğini gördüm.

Yargıtay, aşağıda paylaşacağım kararda da tarafların isimlerini anonimleştirmeye çalışmış ama becerememiş.

Karşı oyun ilk paragrafında davanın tarafları açık edilmiş.

Paragraf şöyle:

“Dava; davalı … Federasyonuna (TFF) bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacıya, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulması sonrası ortaya çıkan cinsel yönelimi dolayısıyla TFF Trabzon İl Hakem Kurulunca görev verilmemesi nedeniyle zarara uğradığından bahisle maddi; davacıya uygulanan ayrımcı muamele ile cinsel yöneliminin açığa vurulmasından dolayı ayrımcılık yasağı (eşitlik ilkesi) ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlali nedeniyle de manevi tazminat istemine ilişkindir.”

TFF kısaltmasını ve futbol ifadesini görünce, davalının Türkiye Futbol Federasyonu olduğunu hemen anlıyoruz.

eşcinsel” ve “Trabzon İl Hakem Kurulu” ifadelerini internette arayınca karşımıza sadece Halil İbrahim Dinçdağ’ın ismi çıkıyor.

Maalesef Adalet Bakanlığı kararları anonimleştirmeyi öğrenemedi. Umarım en kısa zamanda bu işi düzgün yapmaya başlarlar.

Kararı aşağıda paylaşıyorum.

Karardaki linkler, orijinal metinde yer almamaktadır. Ben linkleri ekledim. Kararda atıf yapılan Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına erişebilirsiniz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08/03/2021, 2020/3822 E. , 2021/1035 K.

Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 30/09/2020 gün ve 2020/2480-2020/3106 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’un 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 2. ve 4/b-1. maddeleri gereğince takdiren 490,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 08/03/2021 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava; davalı … Federasyonuna (TFF) bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacıya, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulması sonrası ortaya çıkan cinsel yönelimi dolayısıyla TFF Trabzon İl Hakem Kurulunca görev verilmemesi nedeniyle zarara uğradığından bahisle maddi; davacıya uygulanan ayrımcı muamele ile cinsel yöneliminin açığa vurulmasından dolayı ayrımcılık yasağı (eşitlik ilkesi) ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlali nedeniyle de manevi tazminat istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi; davacının askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporunun, TFF Merkez Hakem Kurulu İç Talimatnamesi’nin 25. maddesindeki “Sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar.” şeklindeki düzenleme uyarınca geçerli sağlık raporu bulunmadığından bahisle davacıya hakemlik görevi verilmediği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 04/07/2018 tarihli ve 2016/7938 Esas, 2018/5283 Karar sayılı ilamıyla, tarafların diğer temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddelerinde belirlenen kişisel haklar kapsamında kalmadığı düşüncesiyle davacının manevi tazminat talebinin tümden reddedilmesi gerektiğinden bahisle kararı bozmuş, davacı vekilinin karar düzeltme istemini de reddetmiştir.

Bozmaya uyan mahkemece Dairemizin bozma gerekçeleri doğrultusunda davacının manevi tazminat talebi reddedilmiş, bu karara karşı davacı vekilinin temyiz istemi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/09/2020 tarihli ve 2020/2480 Esas, 2020/3106 Karar sayılı ilamıyla, kararın bozma ilamına uygun olduğundan ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden reddedilerek ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır.

Temyiz ilamında bildirilen gerekçe hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin karar düzeltme istemi oy çokluğuyla reddedilmiştir. Sayın Çoğunluk ile hangi gerekçelerle aynı düşüncede olmadığımı aşağıda iki başlık altında izah edeceğim:

A) Dava konusu uygulama nedeniyle davacının özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediği,

B) Temel hak ve özgürlükler ile usuli kazanılmış hakkın korunması ilkesi çatıştığında/yarıştığında hangisine üstünlük tanınması gerektiği.

A) Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesini İsteme Hakkı ile Ayrımcılık Yasağı Yönünden Değerlendirme (Bu başlık altındaki değerlendirmeler ve atıf yapılan kararlar için Anayasa Mahkemesinin [Z.A. Başvurusu, B.No: 2013/2928, 18/10/2017] künyeli kararındaki Üye …’ın karşı oy görüşünden yararlanılmıştır.)

a) Dava Konusu Olay

TFF’ye bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacı, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulmuş, bu muafiyet sonrası cinsel yönelimi öğrenilmiş, doğrudan veya dolaylı şekilde dosyadan anlaşıldığı ve Dairemizin de davacının maddi tazminat talebini değerlendirirken kabul ettiği üzere cinsel yönelimi nedeniyle kendisine İl Hakem Kurulunca görev verilmemiştir. Bu muameleden sonra davacı hakemlik görevini icra edemez hâle gelmiş, iş ve meslek hayatı ile özel yaşamı bu durumdanolumsuz etkilenmiştir. Davacının bu sorunları yaşamasında, askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporu sunduktan sonra TFF Merkez Hakem Kurulu İç Talimatnamesi’nin 25. maddesindeki “Sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar.” şeklindeki kural uyarınca geçerli sağlık raporu bulunmadığından bahisle hakemlik görevi verilmemesinin belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.

Davacıya hakemlik görevi verilmemesinde cinsel yönelimi (eşcinsel olması) belirleyici tek etken olduğundan ayrımcılık iddiasının makul nedenlere dayandığı kabul edilmelidir. Bu nedenle davacının cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğradığı yönündeki iddiasının Anayasa’nın 10. ve 20. maddeleri kapsamında incelenmesi gerekir.

Davalı tarafın savunmalarında, davacının eşcinsel olması nedeniyle hakemlik görevi verilmediği iddiaları kabul edilmese de dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davacının askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporunu il hakem kuruluna sunduktan sonra sağlık sorunları ve mevzuat gerekçe gösterilerek çeşitli bahanelerle ayrımcı muameleye tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının maruz kaldığı muamele, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında ayrımcılık nedeni olarak kabul edilen cinsel yönelimle doğrudan bağlantılıdır.

b) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uygulaması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesi, “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir” ve 14. maddesi “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” hükümlerini amirdir.

Kamusal görev üstlenme, AİHS ile güvence altına alınan bir hak değildir. Ancak AİHM, kişilerin kamuda veya özel sektörde iş bulmalarının zorlaştırılmasını veya engellenmesini veya belirli bir mesleğe erişimin kamu makamlarınca engellenmesini özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında incelemektedir.

AİHM ayrımcılığı, “nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamele edilmesi” şeklinde tanımlamaktadır (AİHM; Zarb Adami & Malta, B. No: 17209/02, 20/06/2006, § 71; Kiyutin & Russia B. No: 2700/10, 10/03/2011 § 59). AİHS’nin 14. maddesi bakımından bir muameledeki farklılık “objektif ve makul bir haklılığa” sahip değilse veya “meşru bir amaç” izlemiyorsa, izlenilen yol veya araç ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurulamıyorsa Mahkeme’ye göre ayrımcılık söz konusudur (AİHM; Abdulaziz, Cabales and Balkandali & The United Kingdom, B. No: 9214/80, 25/05/1985, § 72; Marckx & Belgium, B. No: 6833/74, 13/06/1979, § 33). Burada kamusal yarar ile kişinin ihlal edilen hakkı arasında adil veya makul bir denge kurulmaya çalışılmaktadır.

AİHS’nin 14. maddesinde açıkça sayılmamasına karşın AİHM, cinsel yönelime ve cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcı uygulamaları bu madde kapsamında koruma altına almaktadır. Mahkeme, cinsel yönelim temelli farklı muamelenin nesnel ve makul olarak kabul edilebilmesi için kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantının ve oldukça önemli gerekçelerin varlığını aramakta ve farklı topluluklar arasındaki muamele farklılığının yalnızca cinsel yönelimden ve cinsiyet kimliğinden kaynaklanması söz konusu olduğunda AİHS’nin 14. maddesinin ihlali sonucuna ulaşmaktadır (AİHM; E.B. & France [BD], B. No: 43546/02, 22/01/2008 § 91, 96; Fabris & France [BD], B. No: 16574/10, 07/02/2013, § 56; Karner & Austria, B. No: 40016/98, 24/07/2003; Pajić & Croatia, B. No: 68453/13, 23/02/2016, § 83; X. & Turkey B. No: 24626/09, 09/10/2012, § 57).

AİHM’ye göre kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel hayatın gizliliğine yönelik bir müdahale oluşturmaktadır (AİHM; Özpınar & Turkey, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 72). Özel hayatın bir yönüyle bireyin kendi kişiliğini geliştirme ve gerçekleştirmek için diğer insanlarla, özellikle duygusal ilişkiler kurma ve bunu devam ettirme hakkı olduğu vurgulanmıştır (Özpınar & Turkey, § 47-48).

Mesleki hayat kapsamındaki faaliyetlerin de özel hayat kavramına dâhil olduğunu kabul eden AİHM’ye göre özel hayat kavramını, bireyin kişisel hayatını dilediği gibi yaşayabileceği bir iç alanla kısıtlamak ve bu alanın dışında kalan dış dünyayı bu alandan tamamen hariç tutmak aşırı sınırlayıcı bir yaklaşım olacaktır (AİHM; Y.Y. & Turkey, B. No: 14793/08, 10/03/2015, § 57; Schlumpf & Switzerland, B. No. 29002/06, 08/01/2009, § 77-78). Kişinin özel yaşamındaki davranışları ve sosyal ilişkilerinin, mesleki yaşamı, ilişkileri ve görevine olumsuz etkilerinin somut olarak ortaya konulmadığı hâllerde özel hayatın gizliliğine saygı duyulmasını isteme hakkının ihlali söz konusudur (AİHM; Smith and Grady & The United Kingdom, B. No. 33985/96 ve 33986/96, 27/09/1999 § 97-98; Lustig-Prean and Beckett & The United Kingdom, B. No: 31417/96 ve 32377/96, 27/09/1999, § 90; Beck, Copp and Bazeley & The United Kingdom, B. No. 48535/99, 48536/99 ve 48537/99, 22/10/2002; Perkins and R. & The United Kingdom, B. No: 43208/98 ve 44875/98, 22/10/2002). Örneğin AİHM; bir hâkimin özel hayatında arkadaşlık ettiği kişiler ve giyim tarzı, yaptığı aşırı makyaj vs. ön plana çıkarılarak meslekten çıkarılmasını incelediği bir başvuruda, söz konusu hâkimle ilgili iddiaların bu kişinin mesleğini icrasına etkisinin somut olarak ortaya konulamadığı hususunu vurgulayarak AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Özpınar & Turkey, § 72).

c) Anayasal Durum, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay Uygulaması

Anayasa’nın 10. maddesi gereğince “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. … Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi, AİHS’nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağına göre daha kapsayıcı olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden bağımsız olarak da ileri sürülebilecek öznesi herkes olan temel bir ilkedir. Toplumun çoğunluğundan farklı cinsel yönelime sahip kişilerin “herkes” kapsamında hak özneleri olarak anayasada yer verilen hak ve özgürlüklerden ayrımcılık yasağı kapsamında yararlanmaları gerektiği kuşkusuzdur. Kaldı ki maddede ayrımcılık sebepleri “ve benzeri sebeplerle” ibaresi ile ucu açık bırakılmıştır. Hukuk kuralları; yaşayan dinamik bir organizmadır, katı ve şekli sınırlara sıkı sıkıya bağlı yorumlandığında çağın şartlarına ve ihtiyaçlarına çözüm getirmeleri mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında Anayasa’nın 10. maddesinde ucu açık, yoruma elverişli ve esnek bir ayrımcılık temeli benimsendiğinden cinsel yönelimin de bu kapsamda kaldığını kabul etmek gerekir. Çünkü cinsel yönelim; ırk, cinsiyet, köken, renk kadar ciddi bir ayrımcılık temeli olarak özel hayatın mahrem yönlerinden birini oluşturur (AYM; Sinem Hun, B. No: 2013/5356, 08/05/2014, § 32; Ahmet Şanci, B. No: 2012/29, 05/11/2014; Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 08/05/2014, § 41; Mehmet Fatih Yiğit ve Diğerleri, B. No: 2014/16838, 09/09/2015 § 82).

Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası uyarınca “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir…” Anayasa’ya göre özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesini güvence altına almaktadır. Bu çerçevede mahremiyet alanında cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata dâhil olduğu hususunda şüphe yoktur. Bireylerin diğer insanlarla ilişki ve etkileşim içinde olduğu mesleki faaliyetlerini yürüttüğü alanlar da özel hayata saygı hakkı dışında tutulmamaktadır (AYM; Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 35). Anayasa Mahkemesi kişilerin mesleki hayatları ile özel hayatları arasında yakın ilişkinin bulunduğunu ve özel hayatı ilgilendiren durumların, kişinin mesleği ile ilgili tasarruflarda temel alınmasının özel hayata saygı hakkının kapsamında inceleneceğini kabul etmektedir (AYM; Serap Tortuk, § 37; Bülent Polat [GK], B. No:2013/7666, 10/12/2015, § 62; G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, § 41).

AYM’ye göre özel hayat; “…kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı…” gibi unsurları koruyarak kişinin herhangi bir dış müdahaleye maruz kalmadan hayatını arzuladığı şekilde sürdürmesini güvence altına almak anlamına gelir. Esasen Anayasa’nın 20. maddesi, kişilerin özel hayat ve aile hayatlarına karşı devletin keyfî müdahalelerinin önlenmesini amaçlamaktadır (Bülent Polat, § 62).

Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (AYM; Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/06/2014, § 115; İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/07/2014, § 48; Hüseyin Kesici, B. No: 2013/3440, 20/4/2016, § 56).

Danıştay 12. Dairesi de 07/11/2014 tarihli ve 2011/750 esas, 2014/7169 karar sayılı ilamında; Anayasa’nın 10. maddesindeki “kanun önünde ayrım gözetilmeksizin eşitlik” ifadesine atfen Anayasa’nın 20. maddesinin ihlaline yol açabileceğinden bahisle eşcinsel bir öğretmenin işten atılmasını hukuka aykırı bulmuştur.

d) Değerlendirme

İdare makamları veya işveren, ayrımcı muameleye görünür gerekçeler ve bahaneler üretebildiklerinden doğaldır ki ayrımcılığın kanıtlanması her zaman kolay değildir. Bu durumda ayrımcı muamelenin hukuka uygun her türlü delille ispatı mümkündür. Somut olayda davacının ayrımcı muameleye uğradığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İl Hakem Kurulunca davacının hakemlik yapma isteği psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle sağlık raporu alması sonrası kabul edilmemiş, ilk derece mahkemesi de bu kabule dayalı olarak davacının hakemlik görevini yapamadığından bahisle maddi tazminata hükmetmiş, hükmün bu kısmını Dairemiz onamıştır. Dolayısıyla kanaatimizce davacıya, benzer durumdaki kişilerden farklı muamelede bulunulduğu sübuta ermiştir.

Davacının cinsel yönelimi nedeniyle aynı veya benzer konumda olan diğer kişilerden farklı bir muameleye uğradığı tespitinden sonra ikinci aşama olarak bunun haklı bir sebebinin veya meşru bir amacının olup olmadığına bakılmalıdır. Davacının hakemlik görevine iade talebinin reddedilmesi, mesleki yetersizlik veya bununla ilgili bir nedenden dolayı değil özel hayatıyla ilgili tercihinden kaynaklanmıştır. Eşcinsel olan bir kişinin, mevcut mevzuat uyarınca hakemlik görevini yapamayacağını öngören bir kural veya bu yönde bir iddia da bulunmamaktadır.

Öte yandan, cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmediğini ve bu durumun kamuoyu tarafından öğrenildikten sonra davacının kamuda görev almasının veya özel sektörde çalışmasının artık kolay olmayacağı, özel hayatında da sorunlar ve dışlanma yaşayacağı açıktır. Nitekim davacının bu yönde şikâyetleri de dosya kapsamında yer alan dilekçelerinden anlaşılmaktadır. Kişinin çalışma yaşamı ve mesleki faaliyetleri kişiliğinin gelişimi ve gerçekleştirilmesi için ona imkân tanıyan önemli bir hayat alanı olup özel hayat hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Davacı, maruz kaldığı müdahaleyle görevine geri dönememiş ve bu nedenle geçimini sağlamaktan alıkonulmuştur. Bu durum ise kişinin yakın çevresiyle ve diğer insanlarla ilişkilerinde ve niteliklerinin cevap verdiği işi yapma yetkisini etkileyerek sosyal konumu, saygınlığı ve gelecek beklentileri üzerinde olumsuz sonuçlara neden olabilecek, sosyal ve hukuki dışlanmışlık sonucunu doğurabilecektir. Hukuka saygılı devlet ise bütün bireylere toplumda var olan fırsatlara erişmek için eşit ve adil imkânlar sunmak ve bunun önündeki engelleri kaldırmakla yükümlüdür. Farklı muamele kaynaklı ayrımcılıktan kurtulması için kişiden, şeref ve haysiyetini ilgilendiren ve kişiliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturan cinsel yönelimini inkâr etmesi veya değiştirmesi beklenemez. Bu nedenle somut olayda davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin kabulü gerekir.

B) Usuli Kazanılmış Hak İlkesi Yönünden Değerlendirme

a) Usuli Kazanılmış Hak İlkesinin Bağlayıcılığı

Bilindiği üzere bir davada, mahkemenin veya tarafların yaptıkları bir usul işlemi sebebiyle taraflardan biri lehine doğan ve göz önüne alınması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denir. Bu müessesenin kanuni bir dayanağı bulunmayıp 1960’tan günümüze Yargıtay uygulamaları ile benimsenmiş ve akademik çalışmalarla da kabul görmüş bir ilkedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04/02/1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09/05/1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı içtihatları). Usuli kazanılmış hak müessesesi, Yargıtayın bozma ilamına mahkemece uyulduktan sonra bozma ilamının bağlayıcı etkisinin kapsamını belirlemek amacıyla Türk hukuk sistemine girmiştir.

Usuli kazanılmış hak; usul ve esasa yani hukuka uygun karar verilmesinin, yargı kararlarında istikrarın, yargılamanın hızlı sonuçlandırılmasının ve kamu düzeninin sağlanması amaçlarına hizmet eden müessesedir. Yukarıda tarih ve sayıları verilen içtihadı birleştirme kararlarında bu husus şöyle açıklanmıştır:

“Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; Usul Kanununun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir.”

Ancak kamu düzeni ve hakkaniyet ilkeleri nedeniyle uygulamada bu hakka birçok istisna getirilmiş ve hakkın kapsamı epeyce genişletilmiş ve genişletilmeye de devam etmektedir. Uygulama ve doktrin tarafından geliştirilen ve sınırları çizilmeye çalışılan bu kurumu, yargılamada uyulması zorunlu bir hak olarak kabul etmek ve katı bir biçimde uygulamak, hakkaniyete aykırı sonuçlar da doğurabilmektedir.
Usuli kazanılmış hak, esasen Yargıtayın bozma ilamı sonrası karar veren ilk derece mahkemesinin yapacağı yargılamanın sınırlarını belirlemek amacı ile gündeme gelmiştir. Böylece, Yargıtay içtihatlarında sıklıkla tekrarlandığı üzere, bozma ilamı ile davanın, usul ve kanuna uygun bir yola sokulması amaçlanmıştır. İlk derece mahkemesince artık Yargıtay tarafından gösterilen ve doğru olduğu kabul edilen usul ve esaslar dairesinde yargılama yapılması zorunlu hâle gelmiştir. İlk derece mahkemesinin bozma ilamına uyması hâlinde artık Yargıtay tarafından gösterilen yolda ilerlemesi beklenir. Böylece; hem yargılamanın, Yargıtayca bozma ilamıyla çizilen esaslar dâhilinde devam ettirilerek doğru, adil ve hızlı bir biçimde sonuçlanması amacına ulaşılır, hem de mahkemeler arasındaki hiyerarşi, uyum, kararlardaki istikrar ve dolayısıyla da kamu düzeni sağlanmış olur.

Ancak bütün bu ihtimaller, Yargıtayın usul ve esas bakımından isabetli kararlar verdiği hâllerde geçerlidir. Yargıtay, bozulan karar tekrar önüne geldiğinde yanlış yaptığını fark etmişse yukarıda getiriliş gerekçeleri açıklanan usuli kazanılmış hak müessesesinin amaçları ortadan kalkmaktadır. Yargıtayın, yanlış kararda ısrar etmesi hâlinde yargılamanın doğru, adil ve hızlı bir biçimde sonuçlanması ve mahkemeler arasındaki hiyerarşi ve uyumun sağlanması ilkelerinden artık söz edilemez. Yargı merciince verilen hukuka aykırı bir kararın taraflardan biri lehine hak doğurması kabul edilemez ve usuli kazanılmış hak ilkesi, yanlıştan dönülmemesi için gerekçe olamaz. Tam aksine yanlıştan dönülmesi hâlinde dava doğru mecraya girmiş olur ve hakkaniyetin sağlanması, hukuki alanda istikrar, yargılamanın hızlı sonuçlandırılması ve kamu düzeni ilkeleri gözetilmiş olur.

Bunun içindir ki usuli kazanılmış hak müessesesine sürekli istisnalar getirilmektedir (kanun değişikliği, içtihadı birleştirme kararı, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, kamu düzenine aykırılık, mahkemenin görevi, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, talepten fazlasına karar verilmiş olması, bozma sonrası tarafların açık veya zımni iradeleri ile yargılamanın seyrinin değişmesi, harcın hesaplanmasında hata, maddi hata vb). Bu hâllerde de bozma sonrası taraflardan biri lehine durumlar söz konusu olabilmekte, hakkaniyete aykırı sonuçlar ortaya çıktığından usuli kazanılmış hak kuralı esnetilmeye çalışılmaktadır.
Bu açıklamalar göstermektedir ki Yargıtayın bozma ilamına uyan mahkeme, artık bozma gereğince işlem yapmak zorundadır, ancak bozma sonrası verilen kararın kanun yolu incelemesini yapan merci, özellikle temel hak ve özgürlüklerin üstün tutulması gereken hâllerde verdiği ilk kararından dönebilmelidir.

b) Temel Hak ve Özgürlük ile Usuli Kazanılmış Hakkın Çatışması

Özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, Anayasa’nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddelerinde; ayrımcılık yasağı ise Anayasa’nın 10. ve AİHS’nin 14. maddelerinde düzenlenmiş, önemli temel hak ve özgürlüklerdendir. Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası ile 148. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca AİHS ve eki Protokoller Türk hukuk sisteminin bir parçası hâline gelmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası antlaşmaların esas alınacağı açıkça belirlenmiştir. Söz konusu Anayasa değişikliği ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşma niteliğindeki AİHS, normlar hiyerarşisinde kanunlardan daha üstün bir konuma yükseltilmiştir.

Usuli kazanılmış hak müessesesi ise Yargıtay uygulamalarıyla hukuk sistemimizde yer almış, kanuni dayanağı bulunmayan bir ilkedir. Kanun ile düzenlenmiş olsa bile Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca temel hak ve özgürlük ile çatıştığında temel hak ve özgürlüğe üstünlük tanınması anayasal zorunluluk iken yargısal içtihatlarla hukuk sistemine girmiş olan usuli kazanılmış hak ilkesine üstünlük tanımak mümkün değildir. Bu nedenle, Dairemizin bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanmasının, davalının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar nitelikte olduğu düşüncesinde olduğumdan bu nedenle de ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatindeyim.

Sonuç itibarıyla;

a) Cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmemesi biçimindeki uygulamanın, davacının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağı kapsamında kaldığından davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği,

b) Dairemizin bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanmasının, davacının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar nitelikte olduğu,

Düşünceleriyle, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/09/2020 tarihli ve 2020/2480 Esas, 2020/3106 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle karar düzeltme talebinin reddi yönündeki Sayın Çoğunluğun düşüncesine iştirak etmiyorum. 08/03/2021.

– – – – –

Aşağıda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin konuyla ilgili kararını paylaşıyorum.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 04/07/2018, 2016/7938 E., 2018/5283 K.

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 05/11/2010 gününde verilen dilekçe ile haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/12/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; davacının … İl Hakem Kurulunda il hakemi olarak görev yaptığını, 2008 yılında askere gittiğini ve 2009 yılında askerliğe elverişli olmadığından terhis edildiğini, daha sonra askerliğe elverişli olmaması nedeniyle davacıya maç verilmediğini, davacının psikoseksüel bozukluk nedeniyle askerliğe elverişli olmadığına ve bu durumun bir sağlık sorunu olmadığına ilişkin doktor raporunu sunmasına rağmen maç verilmemeye devam edildiğini, bu durumun ayrımcılık yasağının ihlali niteliğinde olduğunu, sonraki sezonda hakemlik yapabilmesi için gerekli olan atletik teste alınmadığını, 29/04/2009 tarihinde davalı tarafından … İl Hakem Kuruluna yazı gönderilerek davacı hakkında … Merkez Hakem Kurulu Hakemliğe Giriş Ünvan ve Klasmanlara Ayrılma İle Vize Yenileme Kural, Prensip ve Yöntemleri İç Talimatı’nın 25. maddesi gereğince işlem yapılması istenildiğini, davacının sınava alınmaması nedeniyle itiraz dilekçesi gönderdiğini, bu başvuru sonrasında davalının dilekçeyi basına sızdırdığını ve gazetelerde davacı hakkında haberler yapıldığını, davacı tarafından daha sonra verilen dilekçelere cevap olarak davacının atletik test koşu ve mazeret hakkını kullanmadığı için görev alamadığı ifadelerinin yer aldığını, davacının bu hakkı kullanması halinde elde edeceği hakkın il hakemliği yapmaktan ibaret olduğunu, oysa davacının atletik testlere katılımı sağlanmayarak klasman hakemliğine yükselme hakkının ortadan kalktığını, davalının bu kararının eşitlik ilkesine, özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkına, ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu, davacının cinsel kimliğinin deşifre edilmesi nedeniyle hakemlik yapamadığını, uzun yıllardır icra ettiği radyoculuk mesleğini yapamadığını, davalının bu eylemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; oluşan maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; davacıya mazeret sınavına ilişkin tebliğlerin yapıldığının davalı tarafından ispat edilemediği, bu nedenle davalının kusurlu olduğu, davacının sezonda görevlendirildiği maç sayısı hususunda yazılan yazılara net cevaplar alınmadığı için kesin ve net olarak zararının tespit edilemediği, 818 sayılı BK’nın 42. maddesi gereğince maddi tazminatın mahkemece takdir edilmesi gerektiği, davacının radyoculuk yapamaması ile dava konusu olay arasında irtibat bulunduğu, davacının klasman hakemliğine yükselme hakkının olduğu, davacının cinsel kimliğinin davalı tarafından basına sızdırıldığı ve ifşa edildiği hususlarının ispatlanamadığı, ancak davacının askerlik dönüşünde … Merkez Hakem Kurulunun İç Talimatının 25. maddesinde “sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar” hükmü gereğince davacının hakemliğe engel teşkil etmeyen durumuna rağmen bu sebeple kendisine 2009/2010 sezonunda hakemlik görevi verilmediği, daha sonra davalı tarafça bu hususun sağlık sorunu olmadığı şeklinde İç Talimat 25. maddesinin yorumlanarak internet sitesinde ilgilinin hakemlik yapmasına engel bulunmadığı şeklinde düzeltme yapıldığı, bu süreçte davalı tarafın iç talimat maddesini yanlış yorumlamak suretiyle davacının görev yapmasını kısa bir süre için de olsa engellediği, bu şekilde davacının manevi yönden zarar görmesine yol açıldığı gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Manevi tazminata karar verilebilmesi için BK 49 (TBK’nun 58) maddesindeki koşulların oluşması gerekir.

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49. maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve BK.49 (TBK’nın 58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Davaya konu olayda; olayın gelişim şekli bir bütün olarak değerlendirildiğinde manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. Şu durumda; manevi tazminat isteminin tümden reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) sayılı bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, TFF Tahkim Kurulu ile İlgili Yeni Kararlar Yayınlayacak

Bugün çok güzel bir haber aldık.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu ile ilgili üç kararını açıklayacağını duyurdu.

AİHM İbrahim TokmakSedat Doğan ve Deniz Naki ve AMED Sportif Faaliyetler Kulübü Derneği‘nin başvuruları hakkında kararlarını yayınlayacak.

Basın bülteninde, üç başvurunun ulusal medya ve sosyal medya aracılığıyla paylaştıkları ifadeler nedeniyle TFF Tahkim Kurulu tarafından verilen sportif ve parasal cezalarla ilgili olduğu ifade edildi.

Basın bültenine göre, başvurucular adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, TFF Tahkim Kurulu‘nun kurumsal ve finansal açıdan tarafsız ve bağımsız olmadığını ileri sürüyorlar. Başvurucular ayrıca ifade özgürlüklerinin de ihlal edildiğini savunuyorlar.

AİHM, Sedat Doğan‘ın ayrıca suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini, keyfi yargılandığını, taraflı yargılandığını ve PFDK ile TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvuramadığını ileri sürdüğünü açıklamış. AİHM, Sedat Doğan‘ın TFF Tahkim Kurulu‘nun oluşumu ve görev süresi ile ilgili ihlal iddialarında bulunduğunu belirtmiş.

BU KARARLAR TÜRK SPORU İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

AİHM’nin nasıl kararlar vereceğini tahmin etmek zor. AİHM, son yıllarda Türkiye’ye karşı verdiği kararlar ile bizi sık sık şaşırtıyor.

AİHM, geçen yıl yayınladığı Ali Rıza ve Diğerleri Kararı‘nda TFF Tahkim Kurulu‘nun tarafsız ve bağımsız olmadığını tespit etti. AİHM, bunun sistematik bir sorun olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin acil önlem alması gerektiğine işaret etti.

AİHM‘nin kararı bu yönden sevindirdi ama karar eksikti.

AİHM, o kararda TFF Tahkim Kurulu kararına karşı devlet yargısına başvurulamaması ile ilgili değerlendirme yapmaktan kaçındı. AİHM, TFF Tahkim Kurulu‘nun tarafsız ve bağımsız olmadığını tespit etmesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkını ayrıca değerlendirmeye gerek duymadı. Oysa tahkim kurulu kararlarına karşı yargıya erişim hakkının engellenmesinin mutlaka karara bağlanması gerekirdi.

Gelecek hafta AİHM‘nin bu konu dahil, Ali Rıza ve Diğerleri Kararı‘nda değinmediği konulara değineceğini umuyorum.

AİHM, yeni kararlarında sporda ifade özgürlüğü, suçta ve cezada kanunilik ve mahkemeye erişim hakkı konularında karar verecek.

AİHM’nin basın bülteninde yer almayan ama devlete yöneltilen sorularda yer alan bazı konular (futbol hakemleri açısından mahkemeye erişim hakkı, yüksek başvuru ücretleri, adli yardım, kısa savunma süresi, duruşma yapılmaması) da kararlarda yer alabilir.

Mahkeme bu iddiaları reddetse bile, bu konuların tartışılması bile önemli.

Kararlar yayınlandıktan sonra kapsamlı değerlendirmelerimi paylaşacağım.

Türkiye Kırmızı Listede. Şampiyonlar Ligi Hayal mi Oluyor?

Son bir haftada çok ilginç olaylara şahit olduk.

Türkiye koronavirüs önlemleri kapsamında daha önce yurt dışından gelen yolcular için zorunlu olan PCR testi uygulamasını bazı ülkeler için kaldırdığını duyurdu. Alınan yeni kararla birlikte, Birleşik Krallık dahil 15 ülkeden gelen yolculardan PCR testi talep edilmeyecek.

Türkiye, Birleşik Krallık için PCR testi zorunluluğunu kaldırırken, İngiltere’de çok farklı bir konu gündeme taşındı.

Şampiyonlar Ligi yarı finalleri oynanmadan önce, İngilizler Manchester City ile Chelsea finali ihtimalini tartışmaya başladılar. İngiliz sağlık uzmanları, finalin iki İngiliz kulübü arasında oynanması durumunda bu maçın İstanbul’da oynanmasının saçma olduğunu, İngiliz taraftarların boşuna Türkiye’ye gideceklerini ve bu durumun riskli olduğunu dile getirdiler.

Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul’dan alınması fikri, Türk tarafında hoş karşılanmadı.

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Nihat Özdemir şöyle konuştu: “İngilizler kuzu kuzu gelip oynayacaklar. Her şeyimizle Şampiyonlar Ligi finaline hazırız. Bütün tedbirler alınmış. Hiçbir şekilde başka yere alınması söz konusu olamaz. Bu maç inşallah 29 Mayıs’ta İstanbul’da oynanacak.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise turistlerin sağlığını korumak için turizm sektöründe çalışanlar için aşı seferberliği başlayacağını şu cümlelerle duyurdu: “Tüm turizm çalışanları, otellerde restoranlarda çalışanlar, şoförler, havaalanlarında çalışanlar, tur rehberleri de dahil turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız.”

Bu söylemler İngiltere hükümetini pek etkilememiş olacak ki, bu akşam İngiltere Türkiye’yi kırmızı listeye aldığını duyurdu.

Bu karar 17 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek.

Türkiye’ye giriş yapan ya da Türkiye’den transit geçen kişiler için çeşitli ayrımlar öngörülüyor.

İngiltere, Kuzey İrlanda vatandaşları ve oturma izni olan yabancılar, Türkiye’den İngiltere’ye döndüklerinde 10 gün karantinaya alınacaklar.

Oturma izni olmayan yabancılar ise İngiltere’ye kabul edilmeyecekler.

İngiliz hükümeti sadece Kırmızı Liste kararını açıklamakla yetinmedi.

İngiltere Ulaştırma Bakanı Grant Shapps yaptığı açıklamada, İngiliz taraftarların Türkiye’ye gitmemeleri gerektiğini belirtti. Shapps, Şampiyonlar Ligi finalinin İngiltere’de oynanmasını dilediklerini, İngiltere Futbol Federasyonu’nun UEFA ile temas kurduğunu, büyük turnuva geçmişi olan ve seyircili maç oynatan İngiltere’de Şampiyonlar Ligi finalinin oynanabileceğini açıkladı.

Bu yazıyı kaleme aldığım saatte (23.05) bu gelişme Türk kamuoyunda çok yankı bulmamıştı. Türk medyası ve Türk spor medyası konunun ciddiyetinin farkına varmamışlardı.

Oysa bu konu çok ciddi.

İngiliz hükümeti, yarı final maçlarının sonucunu bekledi. İki İngiliz kulübü finale çıkmasaydı, İngilizler Kırımız Liste kararını alırlar mıydı? Tartışılır.

Peki bu kararın sonucu ne olacak?

Taraftarlar Türkiye’ye gelmeyi göze alacaklar mı? Evlerine döndüklerinde 10 gün karantinada kalmayı düşünüyorlar mı? Bilmeyenler için yazayım, karantina süreci evde geçmiyor. Devletin belirlediği yerde kalınıyor. Gecelik 130-140 Pound ödeniyor.

Sorun sadece taraftarlarla da sınırlı değil.

Final İstanbul’da oynanırsa, futbolcular İngiltere’ye döndüklerinde 10 gün karantinaya alınacaklar. Karantina bittikten birkaç gün sonra ise EURO 2020’de İngiltere ilk maçını Hırvatistan ile oynayacak. Karantinaya alınmış futbolcular, kampa katılamayacak ve antrenman yapamayacaklar. Avrupa Şampiyonası’na hazırlanamayacaklar.

İngiliz kamuoyu, futbolcuların karantina uygulamasından muaf tutulması önerisini tartışıyor.

FORMULA 1 ETKİLENİR Mİ?

İngiltere’nin Kırmızı Liste kararı sadece futbolu etkilemeyecek.

F1 yetkilileri durumu değerlendirdiklerini, ilerleyen günlerde açıklama yapacaklarını açıkladılar.

Kanada’nın takvimden çıkarılmasıyla F1 takvimine daha yeni dahil edilen Türkiye, Kırmızı Liste kararından ötürü takvimdeki yerini kaybedebilir. Bu, birilerine çok büyük zarar verir.

SONUÇ

İngiltere’nin Kırmızı Liste kararı Türkiye’yi çok zor durumda bırakacak. Turizm gelirlerinden ve sporun yumuşak kuvveti etkisinden mahrum kalacak kabine bu işin peşini kolay kolay bırakmaz.

UEFA ne yapar bilinmez.

Türkiye Futbol Federasyonu ve cumhurbaşkanlığı kabinesi için çok önemli bir sınav olacak.

Bu kavganın sonunda kimin lobisinin daha güçlü olduğunu göreceğiz.

İstinaf Kararı – Kira Sözleşmesinin Uyarlanması Davasında Görevli Mahkeme

T.C.

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/1737

KARAR NO: 2020/1284

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 10/04/2020

NUMARASI: 2020/461 E. – 2020/173 K.

DAVANIN KONUSU: Kira Sözleşmesinin Uyarlanması

KARAR TARİHİ: 16/09/2020

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili olan davacı ile davalı arasında 05/09/2019 tarihinde Futbol Reklam Alanının Kiralanmasına İlişkin sözleşme akdedildiğini, belirtilen sözleşmeye istinaden tüm dünyada etkisini gösteren ve ülkemizi de etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin TBK’nın 138. Maddesi tahtında müvekkilinde aşırı ifa güçlüğü oluşturduğunu, edimler arasındaki dengenin müvekkilleri aleyhine ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde bozulduğunu belirterek çeklerin ödenmemesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması ve müvekkilince davalıya verilmiş ve dava tarihinde hala ödenmemiş çeklerin iptal edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, uyuşmazlık konusunda yargılama yapma görevinin Sulh Hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davalı vekili istinaf talebinde, görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Dava; “kira sözleşmesinden kaynaklı olarak verildiği iddia edilen çeklerin iptali ve sözleşmenin uyarlanması” talebidir. 6100 Sayılı HMK’nın 4/1-a maddesinde, Sulh Hukuk Mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun’una göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları görürler, hükmüne yer verilmiştir. Somut olayımızda; uyuşmazlığın esasını davacı ile davalı arasında yapılan 05.09.2019 tarihli futbol reklam alanının kiralanmasına ilişkin sözleşme oluşturduğu, kira sözleşmesine isnaden verildiği belirtilen çeklerin iptalinin ve sözleşmenin uyarlanmasının istendiği, dava tarihinde yürürlükte olan HMK’nın 4/1-a maddesi gereğince dava değerine bakılmaksızın davaya bakma görevi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne ait olduğu ve görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğu, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetileceği anlaşılmakla, mahkemece verilen görevsizlik kararı yerindedir. İlk derece mahkemesinin kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de hatalı bir sonuca varılmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-İlk derece mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,

2-Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi gereğince alınması gereken 54,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak alındığı anlaşılmakla başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Davalının istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin üzerinde bırakılmasına, harcanmayan istinaf gider avansının iadesine,

4-Karar tebliği, harç takibi ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK’nun 362/1-c maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.16/09/2020

TFF Merkez Hakem Kurulu, Üst Klasman Hakemleri Hakkında Açıklama Yayınladı

“Bilindiği üzere, Covid-19 salgını nedeniyle ertelenen 2019-2020 Süper Lig Cemil Usta Sezonu, 12 Haziran 2020 Cuma günü başlayacak. Bu bağlamda Üst Klasman Hakemlerimiz de 5 Haziran 2020 Cuma gününden itibaren TFF Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde toplanacak.

Bu hazırlık kampında yapılacak çalışmalarla, hakemlerimizin; uzaktan eğitim ve bireysel antrenmanlarını sürdürdüğü üç aya yaklaşan bu zor sürecin ardından, sezonun geri kalanına, fiziksel, mental ve teknik olarak hazır halde girmeleri amaçlanmaktadır. Kampa katılacak tüm hakemlerimizin hem giriş hem de maçlardan önceki Covid-19 testleri düzenli olarak yapılacaktır. Üst Klasman Yardımcı Hakemlerimiz kampa katılmayacak olup, müsabaka görevleri öncesi, müsabakaların dördüncü hakemleri ile birlikte, düzenli olarak Covid-19 testleri yapılacaktır.

Ayrıca sezonun geri kalanı için aşağıdaki hususları da kamuoyunun bilgisine sunarız.

• Kampa, Süper Lig ve 1. Lig’de hakem, VAR ve AVAR olarak görev yapacak hakemler davet edilmiştir. Ayrıca bu hakemlerimiz müsabakalarda 4. Hakem olarak da görevlendirilecektir.

• Görevlendirmeler ön atama şeklinde yapılacak ve o maç için tüm hakem ekibinin Covid-19 testlerinin negatif olarak sonuçlanmasından sonra onaylanarak kamuoyuna açıklanacaktır.

• Atama ilkelerinde, pandemi koşullarına uygun değişiklikler yapılabilecektir (Örn: Görevlendirmeler yapılırken, maçın oynanacağı şehre yakın illerden hakem tercihi yapılabilecektir)

• Müsabakalarda görev yapan hakemlerin performans değerlendirmeleri TV gözlemcileri tarafından yapılabilecektir. (Müsabakalarda görevlendirilen gözlemciler, TV gözlemcisi olarak görev yapacaktır)

• Sezon başından beri uygulanan tüm hakemlerin aynı anda açıklanması uygulaması bu dönem için yapılmayacaktır. VAR ve AVAR olarak görev yapacak hakemler, maç günü sabahı açıklanacaktır.

• Aynı hakemin bir maç haftasında birden fazla görev alması mümkün olabilecektir. (Örneğin Cuma hakem ve Pazar VAR veya birden fazla VAR görevi vb.)

• Kampta, hakemler gruplar halinde çalışacak ve maksimum sağlığa uygunluk (hijyen) koşullarının sağlanmasına çalışılacaktır.

• Hakemlerin seyahatleri mümkün olan mesafelerde günübirlik ve karayolu (Özel araç veya transfer aracı) ile yapılabilecektir.

“Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi” Hakkında Konuştuk

Koronavirüs salgını sürecinde kulüpler futbolculara ücretlerini ödemiyor, futbolcuları ücretlerinde indirim yapmaya zorluyor.

İstanbul Barosu Tahkim Merkezi Başkanı Av. İsmail Altay ile aşağıdaki soruları tartıştık:

  • Futbolcular, kulüplerin indirim taleplerini kabul etmek zorunda mı?
  • Kulüpler sözleşmelerde tek taraflı değişiklik yapabilir mi?
  • Ücreti ödenmeyen futbolcular hangi hukuki yollara başvurabilirler?
  • TFF, kulüpler ve futbolcular arasında çıkacak sözleşmesel uyuşmazlıklara müdahale edebilir mi?
  • Futbolcular Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na başvurmak zorundalar mı?
  • Uyuşmazlık Çözüm Kurulu gerçek anlamda bir tahkim kurulu mu? Kurulun üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Sözleşmesel uyuşmazlıklar TFF Tahkim Kurulu önüne getirilmeli mi?
  • Futbolcu sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda devlet yargısına başvurulabilir mi?
  • TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı nedir? Üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Ali Rıza ve Diğerleri” kararı Türk spor tahkimi sistemini etkiler mi?
  • Türk spor tahkimi nasıl yapılandırılmalı?

Yayını Youtube’da izleyebilir, Soundcloud ve Spotify’da dinleyebilirsiniz.

mertyasar · Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi



2008 Yılı Spor Şurası Spor Hukuku ile İlgili Ön Komisyon Raporu

2008 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Şurası düzenledi.

Şura’nın kitabı sınırlı sayıda basıldı. Maalesef bu kitap İnternette yayınlanmadı. Oysa bu kitap spor yönetimi ve spor hukuku açısından çok önemli bir kaynak.

Spor Şurası 2008 Kitabı

Bu Şura’da spor hukuku kapsamlı şekilde tartışıldı.

Şura’da güzel bir sistem benimsenmişti. Şuradan önce ön komisyonlar oluşturuldu. Bu komisyonlar raporlarını hazırladı. Raporlar kamuoyu ile paylaşıldı. İsteyen, raporla ilgili görüşlerini sundu. Şura başladığında komisyonlar toplandı. Ön komisyon raporu ve raporla ilgili görüşler dikkate alınarak komisyon raporu hazırlandı. Komisyon başkanı bu raporları genel kurulda okudu. Genel kurul raporları tartıştı. En sonunda, Şura kararları yayınlandı.

Spor hukuku için de ön komisyon oluşturuldu. Ön komisyonun raporu yayınlandı.

Bu raporu İsviçre’de iken öğrendim. Hemen ön komisyon raporu hakkında görüşlerimi kaleme aldım ve raporumu Bakanlığa gönderdim. Bakanlık yetkilileri beni Şura’ya davet ettiler. Şura’da Spor Hukuku Komisyonu’nda görev aldım. Komisyona da görüşlerimi açıkladım.

O gün görüşlerim genelde azınlıkta kaldı. Ancak bugün ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı. Maalesef haklı çıkanlar azınlıkta kalmaya devam ediyorlar.

Bu yazıda Şura ön komisyon raporunu paylaşacağım. Sonraki yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi aktaracağım.

Özellikle belirtmek isterim. Aşağıda yer alan karşı görüşler bana ait değildir. Ön komisyon üyeleri arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmış.

Umarım okuyanlara faydası olur.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

SPOR ŞURASI GENEL SEKRETERLİĞİNE

2008 Spor Şurası “Spor Hukuku” alt komisyon toplantısı 18-19 Haziran 2008 tarihlerinde Ankara Başkent Öğretmenevinde yapılmıştır.        

Spor Hukuku ile ilgili ön komisyon raporu Şura’da görüşülmek üzere ekte bilgilerinize sunulmuştur.

Arz ederiz. 19.6.2008 

 

Prof.Dr.Fehim ÜÇIŞIK

Komisyon Başkanı

Kenan ATALAY

Şube Müdürü

Raportör

Kemal ÖZÖZLÜ

Sportif Eğitim Uzmanı

Raportör

 

Asiye ÖZYAVUZ

Spor Uzmanı

Sekretarya

  Bilgehan DEMİRELLİ

Spor Uzmanı

Sekretarya

 

RAPOR

SPOR HUKUKU KOMİSYONUNUN GÖRÜŞME KONULARI, KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER 

      I- GİRİŞ:

 Beden eğitimi ve spor alanında görüş ve önerilerde bulunarak geleceğe yönelik yeni politikalar oluşturmak amacıyla 19-23 Kasım 2008 tarihleri arasında Ankara’da yapılması planlanan 6. Spor Şurası gündeminde yer alacak olan “Spor Hukuku” ile ilgili konuları “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulan Spor Hukuku Komisyonu 18.06.2008 tarihinde toplanarak; Komisyon Başkanlığına Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulu bulunan Tahkim Kurulu Üyesi Prof.Fehim ÜÇIŞIK, Başkan Yardımcılıklarına Adalet Bakanlığı Temsilcisi Hasan ODABAŞI ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı Temsilcisi Oktay SELÇUK seçilerek Komisyon çalışmalarına başlamış, görev onayında belirtilen konulara ilaveten görüşülmesi istenen konular belirlenmiş, birbiriyle ilgili konular birleştirilerek 18.06.2008 ve 19.06.2008 tarihlerinde yapılan toplantılar sonucunda aşağıdaki görüşler belirlenmiştir.

     

     II- ÖNCELİKLE HUKUK VE SPOR HUKUKU HAKKINDA AŞAĞIDAKİ GENEL TESPİTLER YAPILMIŞTIR:

Hukuk, toplum yaşamını düzenlemek için uygulanması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar biçimi olup, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir. Hukuk norm(kural)lardan meydana gelmiştir. Normlar hukukun yapı taşlarıdır. Hukuk normlardan oluştuğu için “olması gerekeni” gösterir. Hukuk öğüt vermez, o salt bir sosyal davranış planı ve önerisi değildir. Hukukun niteliğinde emredicilik vardır. Çünkü hukuk ve normları, toplumsal yaşamı düzenleyip biçimlendirerek, ona belli bir kimlik kazandırma amacı güder. Hukuk normları çeşitli biçimlerde olabilir. Emredici normlar, ortadan kaldırıcı normlar, tanımlayıcı normlar, tamamlayıcı normlar, yorumlayıcı normlar hukukun formal yönünün değişik görüntüdeki kategorileridir. Hukukun öngördüğü düzenin kendiliğinden gerçekleşemeyeceği kesindir. Çünkü hukuk, olanı değil olması gereken, ideal düzeni göstermektedir. Hukukun niteliğinde buyuruculuk özelliği ve buyrukların yerine getirilmemesi durumunda da zorlama, zorla gerçekleştirme imkanı vardır. Hukuk zaman içinde değişen, gelişen bir yapıya sahiptir. Sosyoekonomik, psikolojik, kültürel, tarihsel olgular, gelenekler ve değişik felsefi görüşler hukuka etki etmektedir. Bu düzeni davranışlarına ve ilişkilerine yansıtıp gerçekleştirecek olan insandır.

Türkiye’de hukuk, “kamu hukuku” ve “özel hukuk” olmak üzere ikiye ayrılır. Özel hukuk; kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini, eşitlik ve irade serbestisi esasına göre düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Özel Hukuk; Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Devletler Özel Hukuku, Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku olmak üzere 6 bölüme ayrılmıştır. Kamu Hukuku ise; Devletler Genel Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Vergi Hukuku Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku olarak 6 bölümden oluşmaktadır.

Ancak küreselleşme olgusu yeni ihtiyaçlara bağlı olarak yeni hukuk dallarının oluşturulması ve öğretilmesini gerekli kılmaktadır. Dünyada ve ülkemizde sporun toplumlar üzerinde yarattığı olumlu-olumsuz etkiler, ulaşmış olduğu ekonomik değerler, gerek kamu hukukunda gerekse özel hukukta oluşturduğu kurumlar, kurallar ve ihtilaflar konunun yeni bir hukuk disiplini olarak gelişmiş batı ülkelerinde ders olarak okutulmasının yanında, araştırma merkezleri, enstitüleri kurulmasına da neden olmuştur. Bu alan batıda öylesine iddialı bir hale gelmiştir ki; spor hukukunun bazı önde gelen uzmanları “Dünyada iki hukuk düzeni vardır; devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” demektedirler.

Spor hukuku (lex sportiva) dar veya geniş anlamda tanımlanabilir. Dar anlamda spor hukuku; sportif faaliyetleri düzenler, spor dünyasını yönetir, spor yarışmalarını ve kuruluşların kurumsallığını sağlar. Geniş anlamda spor hukuku ise; spordan ötürü oluşan ilişkileri ve bu ilişkilerde rol alan gerçek ve tüzel, kamu ve özel kişilerin karşılaştıkları durumları düzenler ve sorunları çözümler.

Dar anlamda spor hukuku :

1) Sporcuların hakları ve yükümlülüklerini düzenleyen kuralları,

2) Spor kuruluşlarının yapısı, faaliyetlerini ve aralarındaki ilişkileri;

3) Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemlerini, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını;

4) Spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını;

5) Sporda “fair play”i;

6) Sporda yargı organlarının hukuki varlığını ve bunların ihtilafları usul ve esastan çözümleme kurallarını içerir.

Geniş anlamda spor hukuku ise:

1) Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkını,

2) Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutunu,

3) Profesyonel spor aktörlerinin hak ve ilişki düzenlemesini, 

4) Sporda şiddet, doping, ceza ve disiplin hukuku kapsamına giren eylemler gibi olumsuz davranışların önlenmesini, 

5) Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumu,

6) Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkileri içerir.

Spor hukukunda bilimsel araştırma, dünyada gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde oldukça yeni bir çalışma alanıdır. Araştırma yöntemleri hem hukuk, hem de beden eğitimi ve spor biliminin metotlarını birlikte kullanmaktadır. Uygulamada spor hukuku, spor faaliyetlerinin yarattığı ihtilafları çözümler. Kararlar spor teşkilatının kendisine özgü yargı organlarınca verilebilecekleri gibi, genel yargıda hukuk veya ceza mahkemelerince de verilebilir. Zamanla da spor hukuk içtihatları oluşarak benzer olayların çözümüne emsal teşkil eder. Spor kuruluşlarının bu alanda bilgili ve uzmanlaşmış hukukçularla donatılmaları, doğabilecek sorunların ihtilaf boyutuna ulaşmadan çözümlenmelerini ve önlenmelerini sağlar. Gerek devletlerin ve gerekse sivil toplum örgütlerinin hem ulusal hem de uluslararası boyutta kanun, antlaşma ve diğer hukuki metinleri hazırlamalarında spor hukuku uzmanlarına sahip olmaları ve bunlara danışmaları halinde bu düzenlemeleri sakat doğmadan ve birçok yeni ihtilafa sebep olmadan yerleştirmek mümkün olabilir.

Hukukta bir alanın bağımsız bir disiplin haline gelmesindeki en önemli dinamiklerden birisi de yargı kararlarıdır. Ulusal ve uluslararası spor federasyonlarının disiplin ve tahkim kurullarında verdikleri yargı kararlarının sporcuların kariyerleri ve yaşamları üzerindeki önemli etkileri yanında esas incelenmesi gereken materyal bu alandaki özgün üst yargı organlarının içtihatlarıdır. “Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (C.A.S.)” kurulduğu 1986 yılından günümüze kadar 600’ün üzerinde davaya bakmış ve 2003 yılı sonu itibariyle 576 dosyayı karara bağlamıştır. Bu mahkeme spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru merciidir.

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 13.03.2004 tarih ve 25401 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5105 sayılı Kanunun 2. maddesiyle ile eklenen  Ek-9.madde ile bu maddeye dayanılarak hazırlanan ve 14.07.2004 tarih ve 25522 Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsünde “Özerk federasyon ile kulüpler, federasyon ile sporcu, hakem, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile sporcu, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile kulüpler arasında çıkacak ihtilaflarla, federasyon yönetim kurulunca verilecek kararlar ile disiplin veya ceza kurulu kararlarına karşı ilgililerin itirazı üzerine inceleme yaparak kesin karar veren Genel Müdürlük bünyesinde kurulmuş bulunan Kurulu,” olarak ifade edilen Tahkim Kurulu hukuki sorunların çözüm mercii olarak bulunmaktadır.

Teorik yaklaşımları, ulusal ve uluslar arası teşkilatlanmaları, mevzuatları, yargı kararları ile spor hukuku komple bir disiplin oluşturmakta olup, 21′ inci yüzyılın sanayii sporun hukuki temelleri olmadan gelişmesi, sağlıklı bir yaşam sürdürmesi düşünülemez.

 

III- GÖRÜŞÜLEN KONULAR, KOMİSYONUN KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER:

  1. Tanımlar:

Ülkemizde sporcu sayısının nüfusa oranla sayıca düşüklüğü ve diğer ülkelerde bu sayının belirlenmesi için esas alınan kriterler de dikkate alınarak, sporcu tanımının; sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması;

Spor yapan herkes sporcu sayılıp, lisanslar kademelendirilerek; 

  • Spor yapan  kişi,
  • Lisanslı sporcu
  • Üst düzey sporcu

     olarak üçe ayrımlı yapılması;

a) Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, yerel yönetimler ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile ilgili tüm kurum kuruluşların sporculara ilişkin kayıtlarının sporcu sayısının belirlenmesinde esas alınması ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün halen uyguladığı “Sporcu Kart”larının kaydının tutulması;   

b) 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasında  ifade edilen vatandaşların ve okul dışı gençliğin;

  • Fizik,
  • Moral güç ve yeteneklerini,

sağlayan;

  • beden eğitimi,
  • Oyun,
  • Cimnastik,
  • spor faaliyetlerinde bulunanların kaydının tutulması;

  görüşleri kabul edilmiştir.

  1. Eğitim:

a) Ülkemiz sporcularının yıldızlar ve gençler kategorilerinde başarılı oldukları ancak, bu başarıyı daha üst kademelere taşıyamadıkları ve bunun sporcuların gelecek kaygısıyla üniversite sınavına hazırlanmak üzere sportif çalışmalarına daha az vakit ayırmaları veya sporu tamamen bırakmalarından kaynaklandığı tespiti yapılmıştır.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur.” hükmü uyarınca ve ve bu hükmün hayata geçirilmesini teminen;  sporculara üniversiteye girişte, belli kriterlere bağlanarak, bütün alanlarda daha düşük puanla giriş (halen Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okullarında mevcut olan uygulamanın yaygınlaştırılması) veya burs gibi (özel üniversitelere ve vakıf üniversitelerine tam burslu kabulü gibi) pozitif ayrımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılmasının;

b) BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının;

c) Spor Hukuku halen bir kısım hukuk fakültelerinde seçmeli ders olarak okutulmakta olup, ana bilim dalı ve ayrıca spor sağlığı, spor hukuku, spor iktisadı gibi sporla ilgili alanları içine alan “Spor Bilimleri Enstitüsü” kurulması için YÖK’e teklif götürülmesi; Spor Hukukunun yüksek lisans ve tez konusu kabul edilmesi ve stajyerlerce hazırlanacak ödev konusu olarak barolara da kabul ettirilmesinin;

d) Yeni bir uygulama olan özerklikten kaynaklanan ihtiyaçlar da gözetilerek, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce TODAİE veya spor eğitimi veren kuruluşlarla iş birliği içinde spor yönetimiyle ilgili konularda hizmet içi eğitim verilmesinin;

    yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi:

a) Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususlar halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer almaktadır. Ancak, değişik kurumların da sporla ilgili faaliyetleri olduğu dikkate alınarak, spor hukukunun bir dalı olan Teşkilatın görevlerini de kapsayan bir Spor Kanunu hazırlanmasının;

b) Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanmasının;

c) Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi ancak, bu yapılırken doğru ve bütüncül bir tercüme olması açısından hukuk ve spor bilgisi olanlarca tercüme edilmesinin sağlanmasının;

yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Spor Kulüpleri:

a) Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağında yer alan profesyonel sporcu tanımındaki ifade tarzının, genel kurulda seçimlerin açık oyla yapılmasına, yabancıların üyeliklerinin bildirilmesine, sporcuların faal sporculuğu bırakmadıkça üye olamayacakları, kulüpten maaş alanların üyeliğinin dondurulabileceği, zorunlu üyelik olamayacağı gibi hususlar dikkate alınarak üyeliğe ilişkin hükümler ile cezalar dolayısıyla kulüplere verilecek yardımların kesilmesini öngören hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşü kabul edilmiştir.

b) Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme  yapılması;

c) Kanun Taslağında şirketleşmeye (kulüplerin şirket kurması veya kurulmuş şirketlere ortak olması) yer verilmekle beraber, kulübün kendisinin şirkete dönüşmesi durumunda uygulanacak hükümler konusunda düzenlemeye yer verilmesi;

d) Kulüp yöneticilerinin sorumluluğu (özellikle mali sorumluluğu) konusunda somut sorumluluk kriterleri belirlenmesi ve bu kapsamda tüzel kişilerin yöneticilerinin davranış ilkeleri ve prensiplerinden oluşan kurumsal yönetişim esasının, kulüp yöneticileri açısından Kanun kapsamına alınarak müeyyidelerinin belirtilmesi;

e) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162. ve müteakip maddelerinde öngörülen “Alacağın Temliki” konusunun kulüpler açısından değerlendirilmesi ve kulüp yöneticilerince, kulüpten alacaklarına karşılık kulüp gelirlerinin temlik edilmesinin sınırlandırılması ve bu şekilde yapılacak temlikin kulübün yıllık gelirinin % 2’si oranını geçemeyeceği şeklinde düzenleme yapılması;

f) İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi;

g) Kulüplerin mali yılı ile, kulüplerin ortak olduğu şirketlerin mali yılının örtüşmesini sağlayacak düzenleme yapılması;

h) Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi; görüşü kabul edilmiştir.

ı) Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi;

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Bazı üyeler kulüp tüzel kişiliğinin dernek olarak nitelendirilmesi ve fakat hüküm ve sonuçlarının özel olarak düzenlenmesini önermiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisinin futbol branşının, hazırlanacak Spor Kulüpleri Kanunu kapsamından çıkarılması önerisine karşı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri de aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

Bu öneri sporun yapısına ve yapılanmasına uygun değildir. Zira kulüplerin bünyesinde yalnızca futbol branşı yer almamakta, bir çok spor branşı yer almakta ve futbol bunlardan sadece biridir. Aynı kulüp bünyesinde yer alan spor dallarının bir kısmının Spor Kulüpleri Kanununa  göre yapılanmaları, futbol dalının ise Dernekler Kanununa göre veya başka bir Kanuna göre örgütlenmesinin düşünülmesinin hiçbir hukuki yararı olmayacaktır.

         Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de spordaki ayrımlar:

         -Olimpik branşlar,

         -Olimpik olmayan branşlar

         -Profesyonel branşlar

         -Amatör branşlar

şeklindedir.

Bu nedenle; Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

  1. Federasyonlar:

a) Özerk federasyonların hukuki statüsünün uygulamada tereddüde yer vermeyecek (vergi mükellefiyeti, personel istihdamı ve diğer konularda) şekilde belirlenmesi;  

b) Federasyonların özerkliği söz konusu olduğunda bununla kast edilenin ne olduğunun  ortaya konulması, özerkliğin kazanılma sürecinden başlayarak;

  • Federasyonların kendi kararlarını alabilmesini,
  • Kararlarını kendilerinin, zedeleyici denetim olmaksızın, uygulayabilmelerini,
  • Çıkacak uyuşmazlıkları kendisinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması;

c) Özerk federasyonlarca da özerklik ile birlikte gelen hak ve yetkiler ile görev ve sorumluluklar hususunda bilgi eksikliği bulunduğundan, özerklikle ilgili tüm çevrelere bilgi vermeye yönelik “Özerklik Konferansı” düzenlenmesinin yararlı olacağı;

görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler; genel kurulun her kararı alabilecek ölçüde bağımsız olması, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği, ana statülerde Çerçeve Statüye aykırı düzenleme yapılamamasının özerkliğe ters düştüğü ve üst norm olmaması, özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararlar kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

6.Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

a) Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59. maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması;

b) Türk ve akraba topluluklar ile coğrafi yakınlık içinde bulunulan ülkelerin katılacağı bölgesel oyunların daha sık düzenlenmesinin de olimpiyat düzenlemek isteyen Ülkemiz açısından referans olabileceği;

görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Süper Lige müdahalenin mümkün olmadığı ancak, 2. ve 3. liglerde play-of ve yükselme kuralları doğrultusunda coğrafi bölge esası uygulandığını belirtti.

  1. Sponsorluk:

a) Sponsorluk harcamalarının gider yazılmasının sponsorluğu teşvikte yeterli olmadığı;

b) Sponsorluk pazarını genişletmek üzere sponsorluğu teşvik edici düzenlemeler yapılması, reklama nazaran sponsorluğu teşvik edecek mali önlemler  alınması ve bu kapsamda reklamla sponsorluğun K.D.V.oranlarının sponsorluk lehine farklılaştırılması; 

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler sponsorluk düzenlemelerinde amatör-profesyonel ayrımının kaldırılması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

  1. Doping:

a) Doping konusundaki müeyyidelerde ulusal kurallar ile uluslar arası kurallarla uyumlu hale getirilmesi;

b) Doping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması;                       

c) Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, böyle bir hükmün mevcudiyeti halinde Ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı dikkate alınarak; doping maddelerinin ticaretini yapanlar, küçüklere doping kullandırtanlar ve zorla doping maddesi kullandırtanlarla sınırlı olarak kriminalize edilip, ceza öngörülmesi şeklinde yeniden düzenlenmesi;

görüşü kabul edilmiştir.

  1. Sporda Şiddet:

a) 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması;

b) Kanunun yanı sıra federasyonların Disiplin Talimatlarına şiddeti caydıracak hükümler konulması;

c) Cezaların ve bu kapsamda para cezalarının artırılması;

d) Basının bu konudaki yayınları şiddeti körükleyici etki yaptığından, buna karşı önlemlerin caydırıcı hale getirilmesi;

e) Olayların ve sorumlularının tespiti açısından özellikle futbol müsabakalarının oynandığı stadlara ve stadların dışında belirlenecek alanlara kamera yerleştirilmesi sistemi getirilmesi ve bunu belirlenecek süre içinde yerine getirmeyecek kulüpler için müeyyide öngörülmesi şeklinde düzenleme yapılması;

f) Futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı;

 görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Spor Şurasının sonucu beklenerek ve Şurada varılacak sonuçlar dikkate alınarak 5149 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasını önermiştir.

Bir kısım Üyeler, idari kurul niteliğinde olan il güvenlik kurulları yetersiz kaldığından sporda şiddetle ilgili yeni bir birim kurulması, yargı organlarının daha etkin hale getirilmesi ve ilgili kurum ve kuruluşlardan katılımla bir komisyon oluşturularak 5149 sayılı Kanunda yapılması gereken değişikliklerin tespit edilmesi  yönünde düzenleme yapılmasını önermiştir. 

  1. Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve “Şike ve Teşvik Primi”nin cezalandırılmasına yönelik düzenlemenin sporda haksız rekabeti önlemek açısından yararlı ve caydırıcı olduğu görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

    

  1. Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

a) Federasyonların öncelikle mensubu olduğu devlete değil üyesi olduğu uluslar arası kuruluşlara bağlı olduğu gözetilerek buna göre uygulama yapılması ve özellikle mevzuatın bu sıralamayla uygulanması;

b) Spor yarısının,   

  • Disiplin Kurulu
  • Ceza Kurulu
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademe olması, tahkim kurulunun üye sayısının arttırılarak dairelere bölünmesi;

c) Disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması;

görüşü kabul edilmiştir.

Özel daireler konusunda çeşitli üyelerce  amatör tahkim – profesyonel tahkim şeklinde ayırım yapılması; olimpik sporlar-olimpik olmayan sporlar olarak ve her birinin de takım sporları-ferdi sporlar şeklinde ayırım yapılması önerilmiştir.

Bir kısım Üyelerce; özellikle sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklar için “Uyuşmazlık Kurulu”, “Uzlaşma Kurulu” gibi bir arabuluculuk müessesesinin Çerçeve Statüye konulması önerilmiştir. 

Bazı üyelerce, Tahkim Kurulunun tamamen özerk federasyonlar içinde olması ve federasyon genel kurulunca seçilmesi  önerilmiştir.

Bazı üyelerce, tahkim konusunda taslağın, gelişmiş ve uluslararası kuruluşlarla entegrasyonu sağlanmış bir tahkim müessesesi bulunan futbol federasyonunu kapsamaması önerilmiştir.

Adalet Bakanlığı temsilcisi; federasyon ceza ve/veya disiplin kurullarının (ilk derece) kararlarına karşı Merkez Ceza Kuruluna (istinaf) gidilmesi ve son aşamada Tahkim Kuruluna (temyiz) gidilmesi önerilmiştir. 

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri   “Spor Yargısı’nın

  • Disiplin Kurulu            
  • Ceza Kurulu 
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademeden oluşturulması görüşü ile disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması görüşüne karşı aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

3289 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulmuş 59 Spor Federasyonu bulunmaktadır. Her federasyonun merkez ve taşra teşkilatı bulunmakta olup, disiplin kurulunun 3 kişiden oluşacağı göz önünde bulundurulursa 81(İl)+1(merkez)=82×3= 246x 59=14.514 kişi görev yapması sonucu doğuracaktır. Aynı sayıda kişilerin Ceza Kurullarında görev alacağı  hesaplanırsa disiplin ve ceza kurullarında görev alacak kişilerin sayısı yaklaşık 29.028 kişi olacaktır. Bu sayıda eleman bulunması zor olacağı gibi, disiplin ve ceza kurulları ile tahkim kurullarında yargılamanın ortalama 10 gün olacağı da düşünülürse bir davanın en erken 1 ay gibi sürede sonuçlanacağı bunun da sporun hareketlilik yapısı ile bağdaşmayacağı düşünülmektedir. Federasyonun tabii olduğu uluslararası mevzuat gereği CAS’a başvurma hakkının olması durumunda bir davanın ortalama bir yıldan önce sonuçlanamayacağı açıktır.

Bu sebeple yargılama safhaları Disiplin veya Ceza Kurulu ve itiraz mercii olarak Tahkim Kurulu  şeklinde yapılanmalıdır.

3289 Sayılı Kanunun Ek. 9uncu maddesi hükmü uyarınca “Özerk Spor Federasyonları: Organları Genel Kurul tarafından seçimle göreve gelen, her türlü kararlarını kendi organları içerisinde alan, bütçesi Genel Kurul tarafından onaylanan ve ibra edilen federasyonlardır.”

Spor dalları ve dolayısıyla federasyonlar, uluslar arası  federasyonlar gibi olimpik branşlar-olimpik olmayan branşlar olarak ayrılmakta, her  branş içerisinde ferdi ve takım sporları bulunmaktadır. Dolayısıyla; Ana Statülerdeki ortak hükümlerin tek metin haline getirilmesinin hukuki bir yararı olmayacağı gibi bu ortak metnin kimin veya kimler tarafından hazırlanacağı hususu her zaman tartışma konusu olacaktır.

12. 2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısıyla yapılacak etkinlikler arasında, kültürün bir parçası olarak spor konusunda bir etkinlik öngörülmemiş olup,  Komisyonca Spor Hukuku ile ilgili bir etkinliğin de yer alması temenni edildi.

SPOR HUKUKU KOMİSYONU

 

S.NO ADI SOYADI GÖREVİ
1 Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK Komisyon Başkanı

GSGM Tahkim Kurulu Üyesi

2 Sezai BAĞBAŞI Genel Müdür Yardımcısı
3 Zübeyt AYDIN GSGM I.Hukuk Müşaviri
4 Haluk ÇETİN Teftiş Kurulu Başkanı
5 Prof. Dr. Nadi GÜNAL Ankara Üni. Hukuk Fak. Öğr.Üyesi Basketbol Hukuk Kurulu Başkanı ve Disiplin Kurulu Üyesi
6 Prof. Dr. Eyüp Günay İSPİR Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Gen.Müd.
7 Av. Kısmet ERKİNER Avukat-Spor Hukuku Enstitüsü Başkanı-Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi
8 Özcan ŞEPİK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Genel Sekreter Vekili

9 Oktay SELÇUK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Hukuk Kurulu Üyesi

10 Av.Anıl GÜRSOY Futbol Federasyonu Temsilcisi
11 Av.İlker PEKSEZER GSGM Ceza Kurulu Bşk.-Avukat
12 Zühal BOZOK GSGM Avukat
13 Hasan ODABAŞI Adalet Bakanlığı Temsilcisi
14 Hukuk Müş. Vedat BÜYÜKERSOY  İçişleri Bakanlığı Temsilcisi
15 Av.Türker ARSLAN T.M.O.K.Hukuk Komisyonu Başkanı

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi

16 Av.Ömer Remzi ARIKAN TASK Konfederasyonu Temsilcisi
 

SEKRETERYA

 

1 Kenan ATALAY Spor Eğitimi Dai. Bşk. Şube Müdürü(Raportör)
2 Kemal ÖZÖZLÜ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Sportif Eğt. Uzmanı (Raportör)
3 Bilgehan DEMİRELLİ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)
4 Asiye ÖZYAVUZ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)

 

TFF ile Kulüpler Birliği Vakfı Toplantı Yaptı

Türkiye Futbol Federasyonu ile Süper Lig Kulüpler Birliği Vakfı, video konferans aracılığıyla bugün bir toplantı yaptı.

TFF’nin sitesinde yer alan açıklama aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et TFF ile Kulüpler Birliği Vakfı Toplantı Yaptı

Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

                                                                  
Başkan Özdemir, ilk olarak ertelenen liglerin yeniden başlatılma kararı ile ilgili konuya açıklık getirdi ve 12 Haziran tarihi ile ilgili şu ifadeleri kullandı: 

Okumaya devam et Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

Prof. Metin Günday ile Buluşuyoruz

Hukuk Akademisi bünyesinde canlı yayınlar yapmaya devam ediyorum.

Bu hafta idare hukuku alanında en önemli isimlerden biri olan Prof. Metin Günday‘ı konuk edeceğim.

Metin Hoca ile, koronavirüs salgınının idare hukuku boyutunu tartışacağız.

Örnek soruları paylaşayım:

  • Koronavirüs salgınını önlemek için alınan kararlar hukuka uygun mu?
  • Önlemlerin gevşetilmesinin gerekçeleri hukuken savunulabilir mi?
  • Koronavirüs Bilim Kurulu’nun İdare içindeki yeri nedir? Bu kurul nasıl yapılandırıldı? Kurulun kararları nasıl nitelendirilir?
  • Türkiye Futbol Federasyonu’nun yapısı nedir? Federasyonun, kurullarının kararlarının hukuki niteliği nedir?
  • TFF, maçların oynatılması konusunda tek yetkili mi?
  • Sağlık Bakanı Fahrettin Koca‘nın “sorumluluk TFF’nin” beyanı hukuken geçerli mi?
  • Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar futbol maçlarının oynanmasını önleyebilir mi?

Canlı yayın programı 16 Mayıs Cumartesi günü saat 17:30’da!

Canlı yayını eş zamanlı olarak Hukuk Akademisi’nin sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz;

facebook.com/hukukakademisi

instagram.com/hukukakademisi

twitter.com/hukuk_akademisi

youtube.com/hukukakademisi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Liglerin Oynatılması Konusunda TFF’yi Hedef Gösterdi

CAS – Futbol Dışı Kararları (Türkiye)

Bu dönem verdiğim yüksek lisans dersinde futbol dışındaki dallarda uyuşmazlıkların çözümünü anlatıyorum.

Dün akşam öğrencilerime CAS’ın bazı kararlarından bahsettim. Türk sporcuların, antrenörlerin, kulüplerin, federasyonların taraf olduğu, futbol dışında verilen kararların listesini paylaştım. Futbolla ilgili olmasına rağmen temelde doping cezasını konu alan bir karara da yer verdim.

Bu karar listesini ilgilenenlerle de paylaşmak istiyorum. Özellikle spor hukukuna ilgi duyan hukuk fakültesi öğrencilerine ve genç meslektaşlarıma bu kararları okumalarını öneririm.

Kararları en yeniden en eskiye, kronolojik şekilde listeleledim.

Bu kararlar CAS’ın kararlar veritabanında yer almaktadır. Bu veritabanına göz atmayı ihmal etmeyin!

Erteleme Kararına Nasıl Geldik?

Koronavirüs salgınının Türkiye’de başlamasının ardından spor alanında da bazı önlemler alındı.

Önce maçların seyircisiz oynanmasına karar verildi.

Kamuoyu bu karara sert tepki gösterdi. Büyük bir kesim, maçların ertelenmesi gerektiğini savundu.

Kamuoyu tepkisi Cumhurbaşkanını, Gençlik ve Spor Bakanı‘nı, Türkiye Futbol Federasyonu‘nu hiç etkilemedi. Seyircisiz oynama kararında ısrar ettiler.

Ne olduysa oldu, bugün yıldırım hızıyla toplantı yapıldı ve liglerin ertelenmesine karar verildi.

Aşağıda gelişmeleri kronolojik sırada özetlemek istiyorum. Kimin ne dediğini, ne talep ettiğini, neye itiraz ettiğini hatırlamak gerekiyor. Hatırlayalım ki, bugün yapılan açıklamaların samimi olmadığını görelim.

Okumaya devam et Erteleme Kararına Nasıl Geldik?

Nihat Özdemir: “Maçlar Nisan Sonuna Kadar Oynanacak”

UEFA, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarını erteledi, özel maçların Haziran ayından itibaren oynanmasına karar verdi.

TFF başkanı Nihat Özdemir, konuyla ilgili basın toplantısı düzenledi.

Nihat Özdemir, Türkiye’de liglerin Nisan sonuna kadar seyircisiz oynanacağını açıkladı.

Özdemir, konuyla ilgili çelişik beyanlarda bulundu.

Özdemir, konuşmasının başında, seyircisiz oynama kararını birkaç gün önce açıklanan cumhurbaşkanı kararına dayandırdı. Cumhurbaşkanının kararını uyguluyorlarmış.

Soru-cevap bölümünde ise Özdemir ağzındaki baklayı çıkardı.

Özdemir, TFF olarak aldıkları her kararı Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu ile görüşerek aldıklarını belirtti.

Özdemir, şu garip cümleyi kurdu: “Aldığımız her karar sadece futbolcularımızı, takımlarımızı, liglerimizi değil; bizim aldığımız her karar Türkiyemiz’i ilgilendiren kararlardır. Her şeyden önce, bizim için en önce gelen Türkiye’dir.

Özdemir, seyircisiz oynama kararının sadece TFF’ye ait olduğunu ağzından kaçırdı.

Maalesef sporcuların, teknik ekiplerin, saha çalışanlarının sağlığını ve onlardan bulaşma riski sebebiyle kamu sağlığını tehdit eden seyircisiz oynama kararının nasıl Türkiye’nin menfaatine olduğunu açıklayamadı.

ÖZDEMİR, UEFA’NIN KARARINI YANLIŞ AKSETTİRDİ

Özdemir, “UEFA’nın bütün liglerin Haziran’a kadar tamamlanmasını arzuladığını” dile getirdi.

Dikkat edelim! UEFA, liglerin Haziran ayına kadar bitirilmesi yönünde talimat vermedi. Böyle bir talimat veremez de. UEFA sadece dileğini paylaştı.

Diyelim ki, UEFA liglerin Haziran’a kadar oynatılması talimatı vermiş olsun. Bu durumda neden Türkiye’de maçlar Nisan’a kadar seyircisiz oynanacak? Nisan’a kadar maçlar oynanabiliyorsa, ligin bitirilmesinin önünde herhangi bir engel var mı?

Nihat Özdemir ve ekibi, kamu sağlığını tehdit ediyor.

Özdemir, “Türkiye’nin menfaatini düşündüklerini” söyledi ama o Türkiye, bizim Türkiye’miz değil.

Maçların seyircisiz oynanmasından menfaat sağlayan sadece iki aktör var: var: Yayıncı kuruluş Beinsports Türkiye ve Yıldırım Demirören’in yönettiği İddaa ile bahis şirketleri

TFF yönetimi, yayıncı kuruluşa ve bahis şirketlerine para kazandırmak için insan sağlığını tehlikeye atıyor.

Kulüpler ise yayın gelirlerinin peşine düşmüş. İşçilerine sahip çıkmıyorlar. “Bu ortamda maç oynanmaz” diyemiyor, erteleme talep edemiyorlar.

PROFESYONEL FUTBOLCULAR DERNEĞİ BUHAR OLDU

Dünyada futbol dahil bütün spor karşılaşmaları ya iptal ediliyor ya da erteleniyor.

Avrupa’da dört ülke dışında bütün ülkelerde ligler ertelendi.

Türkiye’de futbolcuların, bunların yakınlarının ve son tahlilde hepimizin hayatı tehlikede.

Türkiye’de sadece birkaç yabancı sporcu maçların oynanmasına açıkça itiraz etti. Türk sporcular konuşmuyorlar. Konuşamıyorlar. Zira kulüplerinden kovulabilirler, milli takımlardan çıkarılabilirler. Onları kimse korumuyor.

Bu korku imparatorluğunda sesini çıkarabilecek, yüksek sesle itiraz etme gücüne sahip tek bir kurum var: Profesyonel Futbolcular Derneği (PFD).

PFD, Dünya Futbolcular Birliği’nin (FIFPro) üyesi.

FIFPro, geçen hafta bir mesaj yayınladı. FIFPro, futbolcuların maçları çıkmayı reddetme kararlarını desteklediğini açıkladı. FIFPro ilgili kurumları futbolcuların sağlığını korumak için gerekli adımları atmaya ve ligler hakkında hızlı karar vermeye davet etti.

FIFPro her gün yeni açıklama yayınlıyor. Federasyonların maçların ertelenmesi kararını destekliyor.

Peki Profesyonel Futbol Derneği ne yapıyor?

PFD, FIFPro‘nun maçlara çıkmama kararı ile ilgili açıklamasını tercüme edip yayınlamalıydı. Derneğin sitesinde bu açıklama hakkında tek kelime haber bulunmuyor.

Dernek, seyircisiz oynama kararını eleştirmek yerineDevletimizin Aldığı Karara Saygı Duyuyoruzbaşlıklı bir yazı yayınladı.

Böyle meslek birliği olmaz!

Devlet, futbolcuların sağlığını hiçe sayan bir karar almış. Avrupa’da liglerin ertelendiğini gören futbolcular öfkeli ve korkuyorlar.

PFD, maçların ertelenmesi için lobi yapacağına, kamuoyu oluşturacağına devlete mendil açıyor.

Açıkçası bu dernekten başka bir hareket de beklenemezdi.

Bu derneğin yönetim kuruluna bir bakalım. Yönetim kurulu üyeleri ya teknik direktör ya da futbol yorumcusu. Sistemden beslenen adamlar. Bu adamlardan sisteme karşı çıkmaları beklenebilir mi?

Teknik direktörler, işveren temsilcisidir. İşçilerin değil işverenin menfaatlerini savunurlar.

Futbol yorumcuları ise görsel ve yazılı medyada boy gösteriyorlar. Federasyona ve kulüplere yakın olmak zorundalar. Yoksa bir anda kendilerini kapı önünde bulurlar.

KULÜPLERİ ZOR GÜNLER BEKLİYOR

Anlaşılan, Türkiye’de futbolcular yalnız, sahipsiz. Devlet bir kesimin maddi menfaatlerini korumak için futbolcuları ateşe attı.

Gelecek günlerde birçok yabancı futbolcunun sözleşmelerini feshettiğini göreceğiz. Gücü olmayanlar, alacaklarından vazgeçecekler. Damarlı olanlar ise FIFA’ya başvuracaklar.

Bugün susan kulüplere başarılar diliyorum. FIFA ve CAS önünde kimse onların yanında olmayacak.

UEFA Turnuvaları Erteledi. Türkiye’de Ne Olacak?

UEFA, üye ulusal federasyon yetkilileri ile yaptığı toplantının ardından bir açıklama yayınladı.

Avrupa Erkekler Futbol Şampiyonası (EURO 2020) 2021 yılına ertelendi.

Bütün UEFA turnuvaları ve -özel maçlar dahil- kulüpler ve milli takımlar arasında oynanacak maçlar askıya alındı.

UEFA, EURO 2020’nin ertelenmesi sayesinde ulusal liglerin – geç de olsa- tamamlanmasını umuyor.

TÜRKİYE’DE FUTBOL MÜSABAKALARI ERTELENECEK Mİ?

UEFA, EURO 2020’yi erteleyerek ulusal liglerin tamamlanmasını umsa da, bu beklentinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tamamen ulusal federasyonların inisiyatifinde.

Avrupa’da … federasyon maçları erteledi.

Türkiye’de ise bütün spor dallarında karşılaşmalar inatla seyircisiz oynatılıyor.

Kamuoyunda maçların ertelenmesi yönünde beklenti varken, sporcular oynamak istemediklerini dile getirmesine rağmen cumhurbaşkanı başdanışmanları (Hamza Yerlikaya ve Hidayet Türkoğlu), Gençlik ve Spor Bakanı ölü taklidi yapıyorlar.

Hidayet Türkoğlu ortada yok.

Hamza Yerlikaya, “antrenman yapmayın” diyor ama maçların antrenmansız nasıl oynanacağı hakkında görüş bildirmiyor.

Gençlik ve Spor Bakanı, kulağının üzerine yatmış; spor karşılaşmalarının ertelenmesi taleplerini duymazdan geliyor.

Türkiye Futbol Federasyonu, seyircisiz oynama kararında etkileri olmadığını duyurdu.

Hatırlayalım, TFF başkanı Nihat Özdemir, maçların seyircisiz oynanmasını düşünmediklerini açıklamıştı. O açıklamanın üzerinden üç gün geçmeden cumhurbaşkanı, maçların seyircisiz oynanmasına karar verdi. Bu kararın TFF’ye rağmen alındığı belli.

Avrupa’da neredeyse bütün federasyonlar maçları, karşılaşmaları, turnuvaları ertelerken neden Türkiye’de maçlar ertelenmiyor?

Bu sorunun yanıtını uzun uzun düşündüm. Tek bir mantıklı yanıt, gerekçe bulamadım.

Aradığım yanıtı gökten ararken yerde buldum.

Trabzonspor başkanı Ahmet Ağaoğlu, yüzüne maske takarak yaptığı basın toplantısında maçların ertelenmesi tartışması hakkında ilginç yorumlar yaptı.

Ağaoğlu, ağzında maske ile şunları söyledi:

Bugüne kadar insan sağlığı konusunda hassas değildik de, son 24-48 saat içinde mi hassas olduk?

Ligler tatil edilsin, bilmem ne, niye tatil edilsin? 2-3 gün önce böyle bir şey yokken, şu 3 gün içerisinde liglerin tamamen tatil edilmesi için doğan sebepler neler? Demek ki birileri bir şey bekliyor.”

“Bu kadar fazla liglere ara verilirse, seyircisiz oynanırsa bir ay sonra boşanma davalarına bakacak hakim de bulamayız bu ülkede. Futbol, ülke insanının ciddi şekilde stresini attığı, eğlendiği, meşgul olduğu bir olgu. Bunu da göz ardı etmemek lazım.”

Ağaoğlu’nun sözleri komik bile değil. Cevap vermeye değmez. 

Cumhurbaşkanı, UEFA’nın da aldığı kararlardan sonra ligleri ertelemeli!

Erteleyecek mi?

Sanmam.

Bu kararın olası sebeplerini başka bir yazıda irdeleyeceğim.

Gençlik ve Spor Bakanlığı “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” Düzenliyor

Gençlik ve Spor Bakanlığı, 13-17 Ocak 2020 tarihleri arasında “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” düzenliyor.

Bakanlığın çalıştay ile ilgili basın açıklaması aşağıda:

TÜRK SPORU ANKARA’DA MASAYA YATIRILACAK

Türk Sporu, Ankara’da düzenlenecek çalıştayda masaya yatırılacak. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca düzenlenecek ve Türk Sporunun mevcut sorunları ve çözüm önerilerinin ele alınacağı çalıştayda, spor kulüpleri ve federasyonlarının yapısal sorunları ve gelecek stratejileri 5 gün boyunca tartışılacak.

Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun açılış ve kapanış konuşmalarını yapacağı “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” 13-17 Ocak 2020 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. Spor kulüpleri ve federasyonlarının yapısal sorunları, gelecek stratejileri 5 gün boyunca tartışılacağı çalıştayda, Gençlik ve Spor Bakanlığı, kulüplerin ve federasyonların mevcut sorunlara çözüm önerilerini dinleyecek.

İki gün Türk Futbolu tartışılacak

Çalıştay’ın ilk iki gününde, Türkiye Futbol Federasyonu, kulüp birlikleri ve profesyonel liglerde yer alan kulüplerin katılımı ile gerçekleştirilecek oturumlarda, Türk futbolunun mevcut sorunları ve çözüm önerileri ele alınacak.

Çalıştayda; kulüplerin ve TFF’nin stratejik plan çalışmaları ile Türk Futbolunun geleceğinde devletin rolü “Türk Sporunda Gelecek Stratejileri” başlığı altında, kulüplerde mali disiplin ve iç denetim, UEFA finansal fair play Türkiye uygulaması ve Türk futbolunda kaynakların etkin ve verimli kullanılması konuları ise “Türk Futbolunda Finansal Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığı altında ele alınacak. Çalıştayın ikinci gününde ise; “Türk Futbolunda Sportif Sorunlara Çözüm Önerileri” ile Türk Futbolunda, Adil Oyun, Pazarlama ve sponsorluk, iletişim, yayıncılık ve taraftar ilişkilerinin ele alınacağı “Türk Futbolunda Marka Yönetimi” başlıkları görüşülecek. Çalıştayın üçüncü gününde ise “Spor kulüplerinin hukuki sorunları ve çözüm önerileri ortak oturumda ele alınacak.

Türk sporunun sorunları tüm yönleriyle masada olacak

Çalıştayın son üç gününde ayrıca, federasyon başkanları, Paralimpik, Olimpik, Deaflimpik branşlarda sporcu yetiştiren kulüplerin temsilcileri, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu ve spor kulübü konfedarasyonlarının katılacağı oturumlarda ise Türk sporunun sorunları ve çözüm önerileri istişare edilecek. “Türk Sporunda Gelecek Stratejileri”, “Türk Futbolunda Finansal Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, “Sportif Sorunlara Çözüm Önerileri” ve “Türk Sporunda Marka Yönetimi” konuları değerlendirilecek.”

Sayıştay: “Profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılması mevzuata aykırı”

Sayıştay Temyiz Kurulu, profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılmasının mevzuata aykırı olduğuna hükmetti.

İlgili karar aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Sayıştay: “Profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılması mevzuata aykırı”

İstanbul Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi: “Yayın Hakkı Bulunmayan Televizyon Kanalında Maç İzlemek Suretiyle Maç Yorumu Yayınlanması Hukuka Aykırıdır.”

T.C.
İSTANBUL
2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/2
KARAR NO : 2019/145

DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref’i, Önlenmesi.
DAVA TARİHİ : 06/11/2013
KARAR TARİHİ : 09/04/2019

Mahkememizde görülmekte bulunan fikir ve sanat sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün ref’i, önlenmesi davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, … ile … arasında … Maçlarının münhasır yayınına ilişkin Paket A Yayın Hakları sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği yayın haklarının görsel ve işitsel anlamında münhasır sahibi olduğu, davalının … logolu televizyon kanalında yayınlanan “…” adlı televizyon programında, “…” olarak yayınladığı ve hatta yorumcular vasıtasıyla da bu maçlarla ilgili program yaptıklarını tespit ettiklerini, davalının programları “…” yaparak izletmekte ve bu yolla haksız bir kazanç sağladığını, davalının …’nun haklarını ihlal ettiğini, davalının sahibi olduğu … Logolu televizyon kanalında yayınlanan “…” adlı programın yayınının dava sonuna kadar ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, müvekkil şirketinin yayınlarının izlenmesi yoluyla maç anlatımı şeklinde program yapılmasının engellenmesine, davanın … Kurumuma ihbar edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Mahkemenin görevli olmadığını, yargılamanın Asliye Ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini, futbol maçı esnasında görüntü kullanılmadığını sadece yorum ve bilgi verildiğini, Televizyon ekranından izlemek suretiyle maç anlatımı şeklinde bir eylemden bahsedildiğini, böyle bir eylemin müvekkil şirket tarafından gerçekleştirilmediğini, davacılardan … A.Ş. adında bir şirketten bahsedilmediğini, davacılardan …’nın … lisansı üzerinde ne şekilde bir hak tesisi olduğuna ilişkin herhangi bir somut ve hukuki kanıt bulunmadığını, ayrıca dava dilekçesinin önemli bir kısmında … logolu kanaldan bahsedilmekteyse de, bahsedilen fiillerin hiçbirinde televizyon yayınına ait görüntünün kullanılmasının sözkonusu olmadığını, … logolu kanaldan bahsedip … A.Ş.’nin de haklarının ihlal edilmiş olduğu iddiasıyla davacı sıfatına haiz olması mümkün olmadığını, bu kapsamda davacıların herhangi bir surette aktif dava ehliyetlerinin de bulunmadığını, husumet yönünden de davanın ve tüm taleplerin reddine karar verilmesi gerektiği, davanın görev yönünden reddine, dava konusu programının yayının durdurulması nedeniyle tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Asli Müdahil vekili asli müdahale talepli dilekçesinde özetle, müvekkili ile … arasında imzalanan 22/08/2013 tarihli sözleşme gereğinde 2013-2014 futbol sezonu …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … Final müsabakasının yurt içine ve yurt dışına internet vs.her türlü iletişim teknolojisi aracılığı ile sesli (audio) radyo yayın hakkının … kurumuna ait olduğunu, davalı şirketin Türkiye Futbol Federasyonu ile hiçbir anlaşması, sözleşmesi olmadan herhangi bir telif ödemesi yapmadan izinsiz şekilde söz konusu müsabakaları canlı yayın esnasında … logolu kanalı izlemek marifetiyle “canlı” olarak yayınladığı ve hatta yorumcular vasıtasıyla da bu maçlarla ilgili program yaptıklarının tespit edildiğini, söz konusu yayınların televizyonlar üzerinden bu şekilde … izleyerek anlatılmasının müvekkili kurumun çok büyük meblağlar ödeyerek aldığı yayın haklarını kullanılmasını olumsuz şekilde etkilediğini, bu durumun açıkça hak gasbı olduğunu ve haksız bir kazanç sağlandığını iddia ederek, asli müdahale taleplerinin kabulüne, …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … Final müsabakasının yayınlarının hak sahibi olmayan davalı tarafından maç anlatımı şeklinde program yapmasının engellenmesi yönünde karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, davacının yayın haklarına sahip olduğu … maçları kapsamında kalan futbol müsabakalarının davalı şirket TV kanalında canlı yayın esnasında davalı şirkete ait TV kanalında … adlı programda programı yapanlar tarafından izlenerek bu maçla ilgili yapılan canlı yayın programının önlenmesi talepli davadır.

Davacı ile … arasında … maçlarının münhasır yayına ilişkin … hakları sözleşmesi imzalandığı, ayrıca … tarafından söz konusu müsabakaların radyodan canlı olarak yayınlanması da başka bir kuruma (Asli müdahil …’ye) ihale edildiği, davalı şirketin ise herhangi bir anlaşma olmadan izinsiz şekilde söz konusu müsabakaları canlı yayın esnasında …’yi izlemek marifetiyle canlı olarak yayınladığı iddiasıyla dava açılmıştır.
Davacılar vekilinin mahkemeye sunduğu 17.07.2014 tarihli dilekçesinde 10.01.2014 tarihli olarak verilen … Logolu televizyon kanalında yayınlanan … adlı programa ait … maçına ait yorum değerlendirme içeriğinin bulunduğu CD dosyaya sunulmuştur.
Davacının ve Asli Müdahil …’nin … ile yaptığı anlaşma gereğince … maçlarının Türkiye’de inhisari yayın haklarına sahip olduğu dosyaya sunulan sözleşmelerle sabittir.

Davalı şirketin … maçına ilişkin … adlı programdaki yorumlar CD içeriğinde dosyaya sunulmuş olup mahkememizce bilirkişi olarak seçilen Bilişim Uzmanı …’dan CD izlenmek suretiyle rapor alınmıştır. Görüntülerden davacıya ait … kanalında yayınlanan maçın davalıya ait … kanalında görüntü kullanmaksızın kameranın görmediği açıdan eş zamanlı olarak maçın izlenerek bu görüntüler üzerinden program yapıldığı ve dolaylı şekilde maçın aktarıldığı canlı görüntü olmamasına rağmen programdaki yorumcuların aktarımından maç seyrinin takip edildiği anlaşılmaktadır.

DVD içerisinde 45 dakikalık kayıtta Süper Ligin 2013-2014 sezonu 10 Haftasının 2.ci karşılaşması olan … maçının ilk yarısı oynandığı sırada … sitesinden yayın yapan …’nin … kanalındaki dakika yorum programında 18.50-20.55 saatleri arasında sunucu … ve … isimli yorumcularla birlikte yorumların yapıldığı naklen yayından anlık aktarmalar yapıldığı anlaşılmıştır.

TV izleyicisi şifreli ve paralı olan davacı kanalını izlemek yerine ücretsiz olan davalı kanalını izleyen seyirci hem maçın seyrini takip edebilmekte hem de görüntüler üzerine yapılan yorumları izleyebilmekte bu şekilde davacının yüksek bedel ödeyerek yayın haklarını aldığı, söz konusu maçlar üzerinden davalının davacı yayın hakkını ihlal ederek onun yatırımını sömürdüğü ve paraziter rekabet oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen kararın davalı vekili ve asli müdahil … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11.HD’nin 24/10/2016 tarihli ve 2016/11712 esas, 2016/8332 karar sayılı ilamı ile “1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı … vekilinin … A.Ş. ve … A.Ş.nin davacı olduğu ilk davaya yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Asli müdahil … Müdürlüğü vekilinin temyizine gelince, dava, davalının eylemi ile davacıların yayın haklarını ihlal ettiği iddiasıyla yayının engellenmesi talebine ilişkindir. İlk davayı … A.Ş. ve … A.Ş. açmış, işbu davaya … Müdürlüğü de 2013-2014 futbol sezonu maçlarının radyo yayın hakkı sahibi olarak gerekli harçları yatırmak suretiyle asli müdahale talebinde bulunmuştur. Ancak, mahkemece davanın kabulü yönünden hüküm kurulurken, asli müdahil … Genel Müdürlüğü’nün radyo yayın hakkı sahibi olarak dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve talepler değerlendirilmemiş ve … Genel Müdürlüğü yönünden bir hüküm kurulmamıştır. Oysa ki, asli müdahale davası ile ilk dava birbirinden bağımsızdır ve buna göre, asli müdahale davası hakkında da ayrı bir hüküm kurulması gerekir. Asli müdahil kendisi hakkında verilen bu hükmü yalnız başına kanun yoluna götürme hakkına da sahiptir (KURU/ARSLAN/YILMAZ; Medeni Usul Hukuku, 19. Baskı, s. 537-538). Bu durumda mahkemece asli müdahil … Müdürlüğü’nün talepleri hakkında da olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sadece diğer davacıların taleplerine yönelik değerlendirme yapılarak hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden asli müdahil yararına bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği, mahkememize iade edilen dava dosyasının yeni esasa kaydının yapılarak bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamanın bitirildiği anlaşılmıştır.

Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda açılan davalar değerlendirildiğinde; bozma dışında kalan davacının davasının kabulüne yönelik hüküm kısmına dokunulmaksızın, davaya konu spor müsabakaları bakımından radyo yayın haklarına sahip olduğu anlaşılan ve Yargıtayca da kabul gören tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında aynı kapsamda sübut bulan asli müdahil …’nin açmış olduğu davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis olunmuştur.

HÜKÜM : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1- Davanın kabulü ile davalının sahibi olduğu … Logolu TV kanalında yayınlanan davacı yayınlarının izlenmesi yolu ile maç anlatımı şeklindeki … adlı program yayının durdurulması ve önlenmesine,

2- Asli müdahil …’nin açmış olduğu davanın kabulü ile; davalıya ait … Logolu TV kanalında yayınlanan “…” adlı programda …’nin Radyo yayın haklarının sahibi olduğu …, …, … Kupası müsabakalarında gruplarda oynanacak karşılaşmalar ve … müsabakasının maç anlatımı şeklinde yayınlanmasının DURDURULMASI VE ÖNLENMESİNE,

3- ASIL DAVA YÖNÜNDEN;
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 44,40 TL karar harcından peşin yatırılan 24,30 TL’nin mahsubu ile kalan 20,10 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekili yararına hesap olunan 3.931,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
-Davacı tarafından yapılan: 400,00 TL bilirkişi ücreti, 600,75 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.000,75 TL ve 48,60 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 1.049,35 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-ASLİ MÜDAHİL …’NİN AÇMIŞ OLDUĞU DAVA YÖNÜNDEN;
-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 44,40 TL karar harcından peşin yatırılan 25,20 TL’nin mahsubu ile kalan 19,20 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Asli müdahil …’nin yapmış olduğu 50,40 TL (peşin+başvuru harcı) yargılama giderinin davalıdan alınarak Asli müdahil …’ye verilmesine,
-Asli müdahil … yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap olunan 3.931,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak asli müdahile verilmesine,

5-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/04/2019

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı – Stadyumdaki LED Panoda Reklam Yayını, Sözleşmeye Aykırılık , Bedelin İadesi Talebi, İspat Yükü

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/429 Esas
KARAR NO : 2019/384
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/04/2017
KARAR TARİHİ: 02/04/2019

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile dava dışı ——–. reklamının —– Stadyumu led panosunda her bir maç için -dk olmak üzere toplam 17×1=17 dk yayınlanması hususunda anlaşıldığını, bu hususta davalıya -7.914,94 TL ödeme yapıldığını, reklamın öngörülen süreden eksik yayınlandığının tespit edildiğini, bu nedenle dava dışı —— 73.750,00 TL iade edilmek durumunda kalındığını, bu bedelin tahsili için davalı aleyhine İstanbul Anadolu 22.İcra Müdürlüğünün — esas sayılı dosyası ile yapılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirdiğini, reklamın yayınlandığı süreleri gösteren listenin eksik ve hatalı olduğunu, eksik yayınlanmanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava niteliği itibari ile sözleşmeye aykırılık sebebi ile yapılan fazla ödememnin iadesine ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğü’nün ——— Esas sayılı dosyası getirtilip dosyamız içine alınmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı tarafındın davalı aleyhine 25/08/2012 tarihli sözleşme gereği yayınlanması gereken reklamların eksik yayınlanması nedeni ile —- Hastanesi A.Ş. ‘ye iade edilen bedelden dolayı 73.750,00 TL asıl alacak, 4.074,69 TL işlemiş faiz toplamı 77.824,69 TL alacak için başlatılan takip olduğu, itiraz üzerine takibin durduğu anlaşılmıştır. 

Ödeme emrinin davalı borçluya 15.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 17.04.2017 tarihinde borca itiraz ettiği davacının 03.05.2013 tarihinde itirazın iptali davasını açtığı görülmüş olup gerek itirazlar gerekse davanın yasal sürelere uygun olduğu anlaşılmıştır. Dava hakkında mahkememizce 03.11.2015 tarihinde kısmen kabul kararı verilmiş ancak mahkememiz kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/12333 E 2017/1187 K 16.02.2017 tarihli kararı ile ‘ …bu durumda mahkemece davalının savunalarında ve rapora itiraz dilekçesinde belirtilen itirazların değerlendirilmesi ve reklam panolarının bağlı olduğu bilgisayar sistemi , lig tv kayıtları, ve —– Asayiş Şube Müdürlüğü Spor Büro Amirliği kayıtları üzerinde konusunda uzman kişilerden oluşturulacak 3. Kişilik bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak , ayrıntılı ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp tüm deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken…’ şeklindeki gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma üzerine bozma gerekçesi doğrultusunda belirtilen kurumlardan görüntüler istenmiş —— Federasyonu cevabi yazısında görüntülerin kendinde olmadığını, yayıncı kuruluştan temin edilmesi gerektiğini belirtmiş,—— emniyet müdürlüğü ve yayıncı kuruluş görüntüleri göndermiş ve görüntüler üzerinde ve panoların bağlı olduğu bilgisayar üzerinde inceleme yapılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme örneği davacının reklam sözleşmesi yaptığı —– .. A.Ş:’nin reklamlarına ilişkin CD’ler, faturalar, reklam yayın çizelgeleri, iade faturası, icra dosyası, karşılıklı e-mailler, dosyamız içine alınmış ve incelenmiştir.

Bilirkişiler yargıtay bozma kararı çerçevesinde gerek maç görüntüleri gerekse reklam panolarının bağlı olduğu sistem üzerinde yaptıkları inceleme neticesinde sonuç olarak özetle ‘ …saha kenarı reklam panolarının ayarlandığı / kontrol edildiği yazılıma ait 2012-2013 yıllarına ait log kayıtlarının bilgisayar üzerinde ve yedeklerinde mevcut olmadığı, mevcut olan log kayıtlarının txt uzantılı ( üzerinde sonradan değişiklik yapılabilir şifrelenmeyen veri ) olduğu ve dosyaya konu veri içermediği,

Yayıncı kuruluşun saha içerisine -kenarına dönük kamera ses ve görüntü sistemlerine izin vermemesi nedeniyle , stadyum içerisinde reklam panolarını sürekli gören herhangi bir sabit / hareketli kameranın mevcut olmadığı,

Maçın oynanması esnasında kameranın saha içerisine odaklanması ve maçta yaşanan pozisyonların tekrar ekrana gösterilmesi nedeniyle reklam panolarının sık sık kameranın görüş açısının dışarısında kaldığı,

———– stadyumunda reklam panolarını kontrol eden mevcut yazılım üzerindeki tasarım ile maçların yayıncı kuruluş tarafından ekranda yayınlanması arasında reklamların tasarımı ve süresi yönünden benzerlik ve bütünlük olduğu sonucuna varıldığı ‘ mütalaa edilmiştir.

Rapor taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş taraflar rapora beyan ve itiraz dilekçeleri vermişler ise de itiraz ve beyan dilekçeleri incelendiğinde raporun içeriğine bir itiraz olmadığı dava dilekçesi ve savunma dilekçelerinin tekrarı olduğu anlaşılmıştır. 

Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlendiği üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür.” Yine 6100 Sayılı HMK’nun 190/1.maddesi gereğince “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu hükümler çerçevesinde reklam sözleşmesi gereğince reklamın eksik sürede yayınlandığı iddiasında bulunan davacının bu eksikliği ispat etmesi gerekmetedir.

Davacının iddiasını ispat için dayandığı delillerin hepsi toplanmış ve uzman bilirkişiler aracılığı ile de incelemiştir. Reklam sürelerinin tam olarak ne kadar yayınlandığı hususu bilirkişilerin raporunda da belirttiği üzere; gerek panoları gösteren sabit bir kameranın olmaması gerekse maç içinde görüntülerin sürekli olarak değişkenlik göstermesi nedeniyle maç görüntülerinden tespit edilmesinin olanaksız olduğu anlaşılmıştır.

Panaoların bağlı olduğu bilgisayar sisteminin 2012-2013 yıllarına ait verilerin depolanmaması ve txt formatında olup içeriğine müdahale edilebilecek formatta olması nedeniyle reklam süreleri bu sistemden alınamamıştır.

Davalının takip yapmakta kötü niyetli olduğu hususunda mahkememizde kanaat oluşmadığından kötü niyet tazminatının reddi gerekmiştir. 

Toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda davacının davasını ispat edemediğinden davanın reddi gerektiğinden aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. 

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE
2-Kötü niyet tazminatı talebinin reddine 
3-Alınması gereken 44,40-TL karar harcına karşılık peşin alınan 1.882,00-TL harçtan alınarak kanaln 1.837,60-TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 100,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalı lehine AAÜT uyarınca taktir edilen 8.910,72-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı .02/04/2019

İstinaf Kararı: Futbol Maçı Özetinin İzinsiz ve Bedel Ödenmeksizin Yayını,Yayın Hakkı, Tazminat, Kısmî Dava

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI

DOSYA NO: 2017/1501 Esas
KARAR NO: 2019/419
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/12/2016
NUMARASI: 2016/147 2016/242
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 27/02/2019

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili ile Türkiye Futbol Federasyonu arasında 16/12/2011 tarihinde imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilinin münhasır lisansını elinde bulundurduğu Ziraat Türkiye Kupası kapsamında 16/05/2012 tarihinde Fenerbahçe Bursaspor arasında oynanan ve müvekkiline ait televizyondan canlı yayınlanan futbol müsabakasına ait görüntülerin davalıya ait internet sitesinde izinsiz ve hiçbir bedel ödenmeksizin 2 dakika 19 saniye süresince kullanıldığını, böylelikle müvekkilinin haklarının ihlal edildiğini, bu durumun aynı zamanda haksız rekabet de teşkil ettiğini, bu hukuka aykırı yayın sebebiyle davalı aleyhinde İstanbul 3. FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açmış oldukları davada 5000 USD’nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın temyiz edilmediğinden 11/04/2014 tarihinde kesinleştiğini, müvekkili ile TFF arasında imzalanan sözleşmenin 8.9 maddesi uyarınca dakikası 5000 USD olmak üzere bir tarife belirlendiğini, tarifeye göre davalının sahibi olduğu internet sitesinde 2 dakika 19 saniyelik görüntü için toplam 11.583 USD ödeme yapılması gerektiğini, 5846 sayılı FSEK’in 68.maddesine göre müvekkilinin davalının bu eylemi sebebiyle rayiç bedelin 3 katını talep etme hakkı bulunduğunu, buna göre 11.583X3 = 34.749,00 USD ödeme yapılması gerektiğini, hüküm altına alınan 5000 USD’nin mahsubu neticesinde geriye 29.750,00 USD alacaklarının kaldığını belirterek geriye kalan 29.750,00 USD maddi tazminatın tahsil tarihindeki TC. Merkez Bankası efetiktif döviş satış kuru esas alınarak TL karşılığı olan 85.959,65 TL tutarın tecavüzün meydana geldiği 16/05/2012 tarihinden itibaren hesaplanacak devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD mevduata uğradığı en yüksek faiziyle birlikten davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu talebin 16/05/2012 tarihinde gerçekleşen müsabakanın izinsiz yayını iddiasına dayandığını, eylem tarihinden itibaren 4 yılı aşkın süre geçtiğini, dolayısıyla talebin zamanaşımına uğradığını, talep konusu davacı tarafından İstanbul 3.FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyasıyal talep edildiğini, söz konusu dava tarihinde yürürlükte olan HMK 109 kapsamında talep konusu miktarın belirlenebilir olması nedeniyle kısmi dava açılamayacağını, mahkemece hükmedilen 5000 USD’nin davacıya ödendiğini, davacının söz konusu davada fazlaya dair haklarını saklı tuttuğunu beyan ettiğini, davacının gerek önceki dava gerekse huzurdaki davayı varsayımsal sözleşme ilişkisine dayandırdığını, davaya konu görüntülerin FSEK 37.maddesi kapsamında haber vasfıyla yayınlandığını, söz konusu mahkeme kararında davacı lehine fazlaya ilişkin hak tespiti bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek şartıyla rayiç bedelin 11.583,00 USD değil, 6.583,00 USD olduğunu, ayrıca görüntülerin 2 dakika 19 saniyelik maç görüntüsü olup büyük çoğunluğunun maç sonuna ait olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davacı tarafından daha önceden İstanbul 3. FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında dava konusu maç görüntülerine ilişkin davalı aleyhine dava açıldığı, dosyada alınan raporla ihlalin tespit edildiği, yine o dosya içerisine getirilen İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı emsal dosyasındaki bilirkişi raporundaki ve yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporlarındaki maddi tazminat hesaplamasında dayanak dakika bedelinin 5000 USD üzerinden hesaplandığı ve mahkemece taleple bağlı kalınarak 5000 USD’ye hükmedildiği, manevi tazminat talebinin reddedildiği, kararın 11/04/2014 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği, somut olayda Ziraat Türkiye Kupası maçlarının televizyonda canlı yayın haklarının davacıya ait olup bu durumun ihtarname ili tüm kuruluşlara bildirildiği, davalının internet sitesinde 16/05/2012 tarihinde oynanan Türkiye Kupası final maçının görüntülerinden 2 dakika 19 sanileyelik bir görüntüyü yayınladığı, olayda maç görüntülerinin yayınlandığından haber amaçlı kullanımdan söz edilemeyeceği, dakikası 5000 USD üzerinden hesap yapıldığında 11.583,33 USD tutarında ücdret çıktığı, FSEK 68 uyarınca 3 katı hesaplamanın uygun olacağı, buna göre davacının isteyebileceği tutarın 34.749,99 USD olduğu , daha önceden hükmolunan 5000 USD mahsup edildiğinde, davacının talep ettiği 29.750,00 USD’nin yerinde olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, 29.750,00 USD tazminatın 16/05/2012 tarihinden itibaren devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD faizine uyguladığı en yüksek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf sebebi olarak; talebin haksız fiil iddiasına dayandığını ve 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, Yargıtay’ın bazı kararlarında FSEK 68 .maddesi uyarınca farazi sözleşme teorisi adı altında eser haklarına ilişkin haksız fiillerin zamanaşımının 10 yıla çıkarıldığını, bunun zorlama bir yorum olduğunu, taraflar arasında gerçek bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, buna göre zamanaşımı def’inin mütecavize ait bir hak ve yetki olduğunu, eser sahibi tarafından ileri sürülebilecek bir hak olmadığını, zamanaşımı müessesesinin davalı tarafın sahibi olduğu bir def’i hakkı olduğunu, zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerektiğini, yine talep konusu hakkında kesin hüküm olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, her ne kadar davacı tarafça İstanbul 3 FSSHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ise de, davada maddi tazminat yönünden kısmen kabul kısmen red kararı verildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, mahkemece kabul olunan miktarın üzerinde kalan tutar reddedildiği için artık fazlaya ilişkin talepler yönünden mevcut bir kesin hüküm bulunduğunu, davacının kararda itiraz etmediğini ve kararın kesinleştiğini, dolayısıyla davacının fazlaya ilişkin haklarını bu davada isteyemeyeceğini, yine daha önceki dava tarihinde mevzuata göre kısmi dava açılamayacağını, bu nedenle bu davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca bu savunmaları kabul edilmese dahi önceki tarihli davada sözleşme ile öngörülecek rayiç tutarın 5000 USD tahsiline, 3 katı bedelin ise reddine karar verilmiş olmakla davacının 11.583,00 USD rayiç bedel üzerinden hak ettiğini iddia ettiği toplam 34.746,00 USD’nin 15.000 USD’si hakkında kesin hüküm bulunduğunu, mahkemenin önceki kararda 5000 USD’ye hükmetmekle beraber 3 kat talebi yerinde bulmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, yine davacının bakiye 29.759,00 USD talebinin 10.000 USD’lik kısmı hakkında önceki savunmaları saklı kalmak kaydıyla kesin hüküm mevcut olduğunu, davacının rayiç bedeli 11.583,00 USD rayiç bedel ileri sürmekte is ede, bunun 5000 USD’si hkkandı hüküm kurulup 3 kat talebin reddedildiğini, buna göre bu davada üzerinden hüküm kurulacak bakiye rayiç bedelinin 6.583,00 USD olup, 3 katının ise 19.749,00 USD olduğunu, kararın bu nedenle de bozulmasını istediklerini, yayınlanan görüntülerin haber amaçlı olup 2 dakikalık bir süreyi kapsadığını, dava konusu kullanımın hukuka uygun iktibas serbestisi kapsamında bir kullanım olduğunu, bu nedenle sahibinden izin alınması gerekmediğini bildirmiştir. İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde; davacının davalı aleyhine aynı iddialarla dava açarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla FSEK 68.maddesi uyarınca şimdilik 5000 USD maddi tazminatın ve 100.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini istediği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda; bilirkişi heyetince ihlalin varlığından söz edildiği, heyetteki bilirkişilerden sadece bir tanesinin 2 dakika 19 saniyelik yayının haber verme kapsamında değerlendirilmesi yolunda görüş bildirildiği görülmüştür. Aynı dosya içerisinde sunulan İstanbul 1.FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda; yayının dakika bedelinin 5000 USD olduğundan bahisle hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yine aynı dosyaya sunulan İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda; yayının dakikasının 5000 USD üzerinden hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yargılama sonunda davanın kısmen kabul, kısmen reddine, takdiren 5000 USD’nin devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmeksizin 11/04/2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Dosyaya sunulan yayın sözleşmesi içeriğinden Türkiye Kupası maçlarının yayınlanmasının davacı tarafa bırakıldığı, sözleşme bedelinin 11.160.715 USD + KDV olduğu görülmüştür. Mahkemenin gerekçeli kararının 3.sayfasının 2.paragrafında mahkemenin 2012/133 esas sayılı dosyasın dakika bedelinin 5000 USD üzerinden bilirkişinin hesaplama yapıldığını ve bu dava sonunda verilen kararın onandığının belirtildiği ve kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında da bilirkişinin dakika hesabının 5.000 USD üzerinden yaptığını ve tazminata hükmedildiğini belirttiği görülmüştür.

GEREKÇE: Dava, 5846 Sayılı FSEK’e dayalı tazminat davasıdır. Davacı tarafça İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000 USD maddi tazminat ve manevi tazminat talep edildiği, yargılama sonunda ise davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle 5000 USD’nin davalıdan tahsiline ve manevi tazminat talebinin de reddine karar verildiği görülmüştür. Öte yandan kararın gerekçe kısmında “davacının yayınla ilgili hak sahibi olması sebebiyle FSEK 68.maddesinin uygulanması talebinin ….reddine” karar verilmesi gerektiği şeklinde bir gerekçeye yer verildiği görülmüştür. Davacı taraf anılan dosyada FSEK’in 68.maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunmuş olup az önce belirtilen gerekçe ile davacının FSEK 68.maddesi ile ilgili talebinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçeye ilişkin olarak davacı tarafından o tarihte kanun yolu olan temyiz yoluna başvurulmamış olup bir anlamda bu gerekçe kesinleşmiştir. Bir başka ifadeyle bu gerekçe davacının 5000 USD’den fazla maddi tazminat isteyemeyeceği anlamına gelmektedir. Davacı taraf bu gerekçeye yönelik olarak temyiz kanun yoluna başvurmadığından bu husus kesinleşmiştir. Kaldı ki kararın hüküm kısmında fazlaya ilişkin talep reddedilmemiş olmakla birlikte fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına dair bir karar da oluşturulmamıştır. Dolayısıyla davacının 68.maddenin uygulanmasına yönelik talebi reddedildiğinden ve kesinleştiğinden istinafa konu davada 68.maddeye dayalı olarak tazminat talep etme hakkı kalmamıştır. Mahkemece açıklanan bu hususlar doğrultusunda davanın reddi gerektiği gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE,

2-İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 29/12/2016 gün, 2016/147 Esas, 2016/242 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Davanın REDDİNE,

4-Alınması gereken 44,40 TL harcın, peşin alınan 1.467,98 TL harçtan mahsubu ile fazladan yatırılan 1.423,58 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine,

5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olan 23,10 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7-Davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 9.626,77 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8-İstinaf peşin harcının talebi halinde davalıya iadesine,

9-İstinaf aşamasında davalı tarafça yapılan yargılama gideri olan 85,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

10-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

11-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/02/2019

Yargıtay Kararı – Futbol, Maç Başı Alacakların Fesih Tazminatına Esas Alınıp Alınmadığı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/26224 E., 2018/11114 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı spor kulübü ile aralarında yaptıkları Profesyonel Futbolcu Transfer Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme kapsamında; davalı kulüpten transfer ücreti ve maç başı ücreti olmak üzere toplam 116.174,50 TL alacağının bulunduğunu, ücretinin ödenmemesi nedeniyle talimat hükümleri doğrultusunda aralarındaki sözleşmeyi noter ihtarnamesi ile tek taraflı olarak feshettiğini, sözleşme devam etmiş olsaydı davalı kulübün maç başı hakedişleri hariç net 219.790,00 TL ücret ödeme yükümlülüğünün doğacağını ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 116.174,50 TL ücret alacağı ile fesih nedeniyle uğranılan 1.000,00 TL zararın tahsilini istemiş; ıslah ile fesih tazminatına ilişkin talebini 106.032,00 TL ye artırmıştır.

Davalı kulüp vekili, ek sözleşmenin federasyona sunulmadığını, bu nedenle bir geçerliliğinin bulunmadığını, davanın dayanaksız olduğunu savunarak, değişik tarihli ödeme dekontları ve tediye makbuzları ibraz etmiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 96.174,50 TL sözleşmesel alacak, 106.032,00 TL fesih tazminatı olmak üzere toplam 202.206,50 TL’nin tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dava, profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme gereğince ödenmesi gereken ücret alacaklarının tahsili, sözleşmenin tek taraflı ve haklı feshinden kaynaklı mahrum kalınan zararın tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi ek raporunun toplam hakediş miktarının 161.174,50 TL olduğuna ilişkin görüşü benimsenerek, nakit olarak ödenen 45.000,00 TL ve senet olarak davacıya verilen toplam 20.000,00 TL tutarlı iki ayrı senet gözetilmek ve toplam hakediş miktarından bu miktarlar mahsup edilmek suretiyle hesaplanan 96.174,50 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline; sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zarar yönünden 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren, ıslah ile artırılan 105.032,00 TL yönünden ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Davalı tarafından sunulan ödeme belgeleri arasında yer alan ve mahsup işlemine konu edilen 25.03.2014 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli ve 25.04.2014 vade tarihli 10.000,00 TL senetlerin, dosyaya ibraz edilen 01.12.2013 tarihli tediye makbuzu içeriğine göre dava konusu sözleşme alacaklarına istinaden davacıya teslim edildiği sabittir. Davalı bu senet bedelinin ödendiğini savunmuş ise de, bu senet bedelinin davacıya ödendiğine dair davalı tarafından dosyaya herhangi bir ödeme belgesi sunulmamıştır. Mahkemece, davacı alacağından mahsup edilen bu senet bedellerine ilişkin olarak davalı tarafından yapılmış bir ödeme bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, davalıya bu hususa ilişkin delillerini ve davacının bu hususta karşı delillerini ibraz etmesi sağlanıp, bu senet nedeniyle mahsubu gereken bir ödeme olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Davalı kulübün temyizi bakımından; davacı, davalı ile yapılan sözleşme kapsamında doğan alacaklarının tahsili amacıyla Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatının 28. maddesine uygun olarak 11.06.2014 tarihli ihtarname ile davalıdan alacağının 30 gün içinde ödenmesini istemiş, tebliğ işleminin 16.06.2014 tarihinde yapılmasını müteakip, 30 gün beklenilmiş, bir ödeme yapılmayınca da talimatın 28.maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde 17.07.2014 tarihinde noter ihtarı ile sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiştir.

Taraflar arasındaki hukuki ilişki genel hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, buna ilişkin TBK 408 maddesinde; “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir“. Aynı yasanın 437. maddesinde “Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir.” şeklinde yasal düzenlemelere yer verilmiş olup, bu yasal düzenlemeler kapsamında kural olarak, hizmet akdinin tarafı olan işçi sözleşmenin haklı feshi halinde dönem sonuna kadar olan ücretini isteyebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, maç başı alacakların fesih tazminatına esas alınıp alınmadığı hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Bilindiği üzere; maç başı ücretleri, futbolcunun lig maçlarında oynaması veya kadroda yer alması halinde ödenen bir ücret olup, bu maçlarda futbolcunun oynayıp oynamayacağı hususunda takdir yetkisi tamamen kulübe aittir. Oynanacak musabakalarda hangi futbolcunun kadroya dahil edileceği ve kimlerin ilk 11’de yer alacağı kulüp adına teknik direktörün sorumluluğu altında ve tamamen teknik nedenlere dayalı olarak, futbolcunun yeteneği, beceri ve genel performansına dayalı form durumu, takımdaki diğer futbolcuların performansı ile rakip takımın durumu gibi değişken hususlara bağlı olmakla fesih tarihinden sonra oynanacak maçlarda görevlendirilmesinin kesin olmadığı, dolayısıyla, futbolcunun maçlarda oynama şartına bağlı bu alacak yönünden talepte bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, maç başı ücretine ilişkin yukarıda belirtilen belirsizlik, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle giderilmesi, maç başı fesih tazminat talebi dışında kalan talepleri yönünden yukarıda açıklanan ilkeler ve yasal düzenlemeler gözetilerek sözleşmenin feshi nedeniyle davacının bir zararının bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle, diğer taraf aleyhine haksız ve sebebsiz zenginleşmesine sebeb olmayacak şekilde hakkaniyete uygun bir tazminat belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3-Bozma nedenine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına hükmün BOZULMASINA, (3) numaralı bent gereğince tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 3.455,00 TL harcın istek halinde davalıya 29,20 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

UEFA, EURO 2024 ADAYLIĞI DEĞERLENDİRME RAPORU’NU YAYINLADI

euro 2024 evaluation reportUEFA, EURO 2024 Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği için yarışan adayların dosyalarını değerlendirdi. UEFA değerlendirme raporunu yayınladı.

Rapor objektif değerlendirildiğinde, Almanya’nın bir adım önde olduğunu görüyoruz.

Önemli bir husus daha var. Maalesef Türkiye, raporunu hiç ciddi hazırlamamış. Almanya’nın raporu daha profesyonel kaleme alınmış. Konuyla ilgili güzel bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Volkan Ağır, Türkiye’nin raporunu çok güzel analiz etmiş. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/09/23/536522/

Ancak UEFA’da oylama bir avuç erkek arasında gerçekleşecek. Türkiye, altyapı ve insan hakları konusunda çok geride olmasına rağmen, UEFA’ya vergi kolaylıkları ve başka maddi menfaatler sağlayacağını taahhüt etti. Almanya ise bu konularda çekincelerini iletti. UEFA, sadece maddi menfaatlerini dikkate alırsa, Türkiye’nin şansı daha fazla.

İstinaf Kararı: Türkiye Futbol Federasyonu, Yayın Hakları, Basın Özgürlüğü, Eleştiri Hakkı, Haksız Rekabet

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2018/181
KARAR NO : 2018/714

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2017
NUMARASI : 2011/92- 2017/391 E.K
DAVANIN KONUSU : Haksız Rekabet

Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraflar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLAR İDDİA VE SAVUNMA ÖZETİ

Davacı vekili, müvekkili şirketin ürünü olan…ın ….Grubu’nun hizmete sunduğu, dijital platform özellikleri ile normal uydu alıcısı özelliklerini bir araya getiren, aylık abone sistemi olmayan, ileri teknoloji ürünü yeni bir dijital platform olduğunu, davalı … Tic. A.Ş (… Gazetesi) ile … A.Ş (…) aynı grup içinde yer alıp sahip ve yöneticilerinin büyük oranda aynı olduğunu ve müvekkili ile rekabet halinde olduklarını, …ün yayın organı gibi faaliyet gösteren … Gazetesi’nin sürekli olarak müvekkili aleyhinde asılsız haberler yaptığını, müvekkilini devamlı olarak kötülediğini, kendi digital yayın platformu olan …. lehine haksız rekabete neden olduğunu, …. Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1, 8 ve 28. Sayfalarında yer alan haberlerde “…. – …’ın …’ı, durup dururken ” Maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski ….n gibi vurgun yapmak.”, “… – Önce Avrupa Kupası maçlarını yayınlayacağız demişlerdi. Bu balon çabuk söndü. Yarınki Fenerbahçe maçını TRT veriyor. Kimseye …satamayan … Medyası, hemen yeni bir palavra buldu.” , ” … İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …te. Maksat geçmişteki …. örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.” 29/08/2007 tarihli nüshasında “Futbolseverlerden …’a … sitesindeki formlardında görüşlerini bildiren taraflarla, …n oyun oynadığını dile getirip, sadece dekoder satmak ve reklam almak için yayın yaptığını vurguladılar. Ayrıca bu kuruluşun dekoderlerinin alınmaması için cağrıda bulundular. Sarı- Lacivertli futbolseverlerin, ‘…alma, aldırma’ , ‘Maç TRT’den izlenir’ sloganlarıyla yürüttükleri kampanyaya katılım her geçen gün artıyor.” 03/09/2007 tarihli nüshasının 1 ve 8. Sayfasında ” …’ın Borsa Manipülasyonu – …ın …i, her gün bir…palavrasıyla ortalığı karıştırıyor. Neymiş maçları…verirse kulüplerin piyasa değeri artarmış. Bu da yatırımcıya kâr getirirmiş. Oysa yalan haberle borsada beklenti oluşturmak suç. SPK mevzuatı gereği 2-5 yıl hapis.” , “…Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …k, tüketiciyi kandıran D-…’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.” , ” …. ile ilgili asılsız iddialarına manipülasyon da ekledi.” , ” Kalite Kandırmacası -…ın kamuoyunu ve tüketiciyi kandırması sade ‘İhale Bedeli’ ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü’ söyleminin vurgulandığı …r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.” 10/09/2007 tarihli nüshasında “…. – …balonu patlamak üzere”, 07/08/2008 nüshasında ise ” Bedavadan Para Kazandı” , ” …n Bey’den D-… – …’ın uydu alıcısı … piyasaya çıktığında ücretsiz diye pazarlandı. 400 YTL ‘ ye uydu alıp kurtulduğunu zanneden tüketiciden, şimdi hem üyelik aidatı hem de faturalı ek ücret isteniyor.” . ” Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma – uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor. Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını… veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturtu.” , ” Bedava Diye Şimdi Para İstiyor” , “Bu Haberi … Yazmaz! , Faturası Yok Reklamı Yaptı” , ” Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor” , “Zararını Yine Vatandaşa Yıktı” , “… İşte Böyle Kandırdı” . Şeklinde haberlere yer verilerek müvekkilinin ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını, bu şekilde, müvekkili ile aynı işi yapan … ile aynı grup içinde yer alan … Gazetesi’nin müvekkilini sürekli olarak kötülediğini, … lehine haksız rekabet yarattığını, davalının rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, haksız rekabetin iktisadi rekabetin objektif hüsnüniyet kaidelerini aykırı olarak, aldatıcı hareketler ve sair vasıtalarla iktisadi rekabetin suistimali olarak da tarif edilebileceğini, iyi niyet kurallarından kastın sübjektif değil, objektif olup, haksız olup, haksız rekabet halinde bulunan kişinin kusurunun rekabetin varlığı için aranması gereken bir şart olmadığını, davalının suiniyetli haberlerle rekabet kurallarını açıkça ve hiç çekinmeden ihlal ederek, rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, Türk Ticaret Kanunu’nun 57. Maddesinde iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini teşkil eden bazı hallerin sayıldığı ve maddenin 1. Bendinde “Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek” haksız rekabettir dendiğini, belirtilen haberlerin müvekkili ile rekabete yönelik olmadığını, aksine amacın müvekkilinin kanalını kötülemek olduğunu, davalı gazetede yer alan ” Yine Yalan, Yine Kandırmaca” , “Yeni Palavra Hazır”, “…’ın …’i, her gün bir … palavrasıyla ortalığı karıştırıyor” , “… balonu patlamak üzere” ifadeleriyle Türk Ticaret Kanunu’nun 57. maddesinin “Başkasının ahlakı veya mali iktidarı hakkında hakikata aykırı malumat vermek” , şeklindeki 2. Bendinin de ihlal edildiğini,… Gazetesi’nde yayınlanan haberlerin tamamıyla asılsız olduğunu, verilen haberlerin onur kırıcı ve incitici olması durumunda haberin gerçek olup olmadığının haksız rekabet açısından bir önemi olmadığını, davalı tarafından yapılan yayınların bu manada haksız rekabet teşkil edecek nitelikte olup, gerçeğe de aykırı olduğunu, davalı gazetede yayınlanan haberlerin aksine … uydu alıcısının hiçbir zaman 400 YTL ye pazarlamadığını, satış fiyatı ortalamasının 300/500 YTL arasında değişmiş olduğunu, …’ın digital platform olarak temel içeriğinin tamamen ücretsiz olduğunu ve bunun için asla ücret talep edilmediğini, … kutusu alındıktan sonra, … abonesi olma zorunluluğunun bulunmadığı, üyelik ücreti istenmediğini ve abonelik faturası da gönderilmediğini, sunulan ek içerikleri almak isteyen kullanıcıların, bedelini peşin ödeyerek içerikten faydalandığını ve süre sonunda bu hizmetin sona erdiğini, devam etmek isteyen kullanıcıların yeniden temas kurarak dilediği ek içeriği talep edebildiğini, … ücret tarifeleri diye bildirilen hususun … extra hizmetleri için olduğunu ve asıl bu haberle tüketicilerin kandırıldığını, …’ın bedeli mukabilinde kullanılabilecek farklı içerikleri “… Extra” hizmetleri olarak piyasaya sunduğunu, kullanıcıların temel içeriğe ek olarak sunulan bu yeni içeriği almak zorunda olmadığını ve … kutularının bu içeriklerin alınması şartına bağlı olarak satılmadığını, dolayısıyla extra paketi alıp almamanın tüketicinin insiyatifinde olduğunu, …’ın digital platform içerisine gelecekte koyacağı her türlü ek içeriği ücretsiz verme zorunluluğunda olmadığını, ücretsiz olduğu duyurulan temel içerikle ilgili taahhütlerin halen geçerli olduğunu ve bu içeriğin son derece zengin ve kaliteli olduğunu, … tarafından ücretsiz olarak sunulan bir çok içeriğin davalının içinde bulunduğu grup bünyesinde bulunan rakip firma tarafından bedel mukabili satıldığını, …’ın uydudan bedava yayın yapan hiçbir kanal için ücret almadığını, … extra hizmetleri kapsamında lansmanı yapılan yeni kanalların izleyicilere tanıtımı için kısa süreliğine şifrelenmeden yayına sokulmasının ilgili haberi haklı kılmayacağını, son yapılan ihale ile 2009/2012 olmak üzere üç sezon için Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası maçlarının ihalelerini… TV’nin aldığını ve bu maçların … digital platformu üzerinden, Türk takımlarının maçları şifresiz, diğer maçlar şifreli olmak üzere yayınlanacağını, Türk takımlarının maçlarının şifrelenmeyeceğinin bunların … platformu kapsamında olmadığını göstermeyeceğini, Türk takımlarının maçları seyredilirken kontrat gereği geo blocking uygulanmak zorunda olduğunu, bu maçların en sağlıklı … digital platformu kanalıyla izlenebileceğini, davalı gazetede yer alan haberlerde 85 YTL’lik kurulum ücretinden bahsedildiğini, ancak böyle bir bedel alınmadığını, tüketicinin çanak anten ve sair ihtiyaçlarını kendisinin karşılamak durumunda olduğunu, kurulumun ise bayiler tarafından ücretsiz yapıldığını, … digital uydu alıcısı satışının uydu alıcısı üreticileri tarafından yapıldığını, …’ın ise sadece içerik sağladığını, davacının extra hizmet olarak sunduğu Sinema TV, Sinemi TV 2 ve Sinema TV Aile’nin … tarafından yeni satın alınarak yayına sokulduğunu, … kapsamında yayına sokulan bu yeni kanallar için yapılan tüm duyurularda ekstra hizmet olduğunun ve ücretinin duyurulduğunu, hiçbir tüketicinin bu kanalları almak zorunda olmadığını, davacının yayın platformunun kamu oyunda olumsuzlukları ile hatırlanan Teleon’a benzetilmesinin de kötüleme içermekle haksız rekabet yaratan bir durum olduğunu, …’un yayın yaptığı dönemde maç yayınları için çok yüklü ücretler aldığını ve yayınları yarıda bıraktığını, bu kötü örneğin davacıya benzetilmesi, aynı şeylerin yaşanacağının iddia edilmesi, o tarihte olumsuzluklar yaşanmış izleyiciler açısından kötü şekilde algılanabileceğini ve müvekkilinin itibarını sarsabilecek nitelikte olduğunu belirterek davalının bu yayınlarının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, öncelikle 28/07/2007 tarihli habere zamanaşımı nedeniyle itiraz ettiklerini, dava konusu haber içeriklerinin tamamen gerçek olup yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu, söz konusu haber içeriklerinin … reklam ve ilanlarının kamuoyunu yanılttığına ilişkin olduğunu, bu şekilde haberlerin yayınlanmasının basının haber alma/verme hak ve yükümlülüğü, kısacası görevi olduğunu, bu sebeplerle dava konusu yayınlarda haksız rekabet şartlarının oluşmadığını,… Grubu’na ait davacı şirketin pazarlayıcılığını yaptığı, … adlı uydu alıcısının 2007 yılının ilk aylarında digital televizyon yayıncılığı pazarına girdiğini, ardında … Grubu’na ait gazete ve televizyonlarda kamuoyunu yanıltıcı bir çok reklam ve ilan verdiğini, bunlardan birinin … logosuyla birlikte verilen, ” Geç Kalan İzleyemez – Hemen …’a geçen üç büyüklerin Avrupa maçlarını …ta izler – Yıldız transferleri, Avrupa maçlarında sadece …’ta izleyeceksiniz – Faturasız ve en yüksek görüntü kalitesiyle” şeklinde reklam ve ilan olduğunu, davacının yanıltcı reklamlarının bir diğer örneğini ise …’ın …Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Futbol Federasyonuna başvurduğu haberlerini içeren ve izleyicilerin … Lig maçlarının da artık …’tan yayınlanacağı kanaatine ulaşmalarına sebep olan reklam ve ilanlar olduğunu, davacının, yayın hakkının 2009-2010 yılı sezonuna kadar …Platform İletişim Hizmetleri A.Ş ‘de (…’te) olduğunu bilmesine rağmen Türkiye Profosyonel 1. Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’na Nisan 2007’de başvuruda bulunduğunu, … Grubu’na ait … televizyonu basın bülteninde ve… Gazetesi yayınlarında, …’ün TFF ile olan sözleşmesinin 2008 yılında bittiği haberlerine yer verildiğini, tüm bu olay ve gelişmelerin, dava konusu yayınlarla haber yapıldığını ve davacının, talebinin hukuken mümkün olmadığını bilmesine rağmen “Süper Lig maçlarının 2008 sezonu yayınına talibiz” şeklindeki reklam ve talebini sürekli gündemde tutmasının ne anlama gelebileceğinin değerlendirildiği ve yorumlandığı, … Grubu medyasında yer alan bu haber ve reklamlar üzerine 06/04/2009 tarihinde canlı yayına katılan TFF Başkanı ….’un kendisine sorulan “Naklen yayın ihalesi 2008′ de yapılacak mı ?” sorusuna mevcut sözleşmenin 2010 yılına kadar uzatılarak Rekabet Grubu’na ait gazeteler ile tekrar duyurulduğu, davacının başvurusunun Rekabet Kurulu’nun 2007-2-167 dosya, 07-87/1099-424 karar sayılı ve 22/11/2007 tarihli kararıyla reddedildiğini, … Gurubu’nun tüm yasal imkansızlıklara rağmen 2008 sezonu Süper Lig yayın hakkını alma girişimin ve buna ilişkin haberlerindeki ısrarcı tutumun sadece davalının değil SPK uzmanları, iş adamları, bir çok köşe yazarı ve gazetecinin de dikkatini çektiğini ve eleştirildiğini, davacının yanıltıcı reklam, ilan ve haberleri nedeniyle izleyici ve kamuoyunun hangi futbol maçını hangi kanalda izleyeceğini anlayamadığını ve bu durumun internetteki forum sayfalarında tartışıldığını, davacının “…’ın UEFA Kupası maçlarının sadece …’ta yayınlanacağına” ilişkin bir başka yanıltıcı reklamı nedeniyle …’ün başvurusuna Reklam Özdenetim Kurulu’nun 13/08/2007 tarih ve 289 sayılı kararıyla UEFA ile… arasında imzalanan sözleşme gereğince yayın haklarının …’ de olmasına rağmen yapılan reklamın tüketiciyi yanılttığına karar verildiğini, davacının yanıltıcı reklamlarının bir başka örneğinin ise, …’ın daha yüksek digital görüntü kalitesine sahip olduğu ve bunun da noter kanalı ile tespit edildiğini vurgulayan reklam ve ilanları olduğunu, davacı aleyhine … tarafından İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/644 E. sayıyla haksız rekabetin tespiti, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/496 E. sayıyla maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, dosyaların celp ve tetkikini talep ettiklerini, davacının yanıltıcı reklamlarından bir diğerinin ise …. TV gibi herhangi bir uydu alıcısı ile şifresiz olarak izleme imkanı olan bazı kanalların sadece … adlı ürün sayesinde izlenebileceğinin belirtilmesi olduğunu ve bu sebeple Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından reklamların aldatıcı olması sebebiyle idari para ve durdurma cezalarının verildiğini, ….’ ye ilişkin haberin gerçekliğinin ispatı için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’nun 11/05/2004 tarihli kararının sunulduğunu, dava konusu haberin gerçek ve güncel olup haksız ve yanıltıcı olmadığını, dolayısıyla haksız rekabet şartlarını ihtiva etmediğini, söz konusu olayların haber vasfının izahtan vareste olduğunu ve … Gazetesi’nde yayınlanmasının ve haber yapılmasının doğal olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 30/05/1974 tarih ve 2113-2398 sayılı kararını örnek vererek, basının görevinin kamu yararı bulunan konularda haber vermek, olayları ve olayların içerisindeki kişi ve kurumları eleştirmek ve kamuoyu oluşturmak olduğunu, Basın özgürlüğünün Anayasanın 25, 26 ve 28. Maddeleri ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3.maddesi ile güvence altına alındığını, davacının da içinde bulunduğu ve basın sektöründe tekel durumunda olan … Grubu medyasında bu gerçeklerin yayınlanmayacağı nazara alındığında, dava konusu haberlerin davalı tarafından yayınlanmasında haksız rekabetin değil, kamu yararın bulunduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 31/10/1978 tarih ve 11403 sayılı kararını, aynı Dairenin 17/09/1981 tarih ve 8051- 10189 sayılı kararını örnek gösterecek üçüncü kişilerin manevi haklarına tecavüz teşkil eder içerikte olsalar dahi hukuka uygun kabul edilmesi gerektiğini, davacının kendi kusurlu eylemi ile hakkında böyle yazıların yazılmasına sebebiyet verdiğini, dava konusu yazının hukuka aykırı olduğu kabul olunsa dahi, davacının ortak kusurunun bu hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak yoğunlukta olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12/02/2001 tarih ve 10867-1391 sayılı kararını, aynı dairenin 08/02/1996 tarih ve 340-957 sayılı kararını ve yine aynı dairenin 27/03/1984 tarih ve 1134-3067 sayılı kararını örnek göstererek, davaya konu haberlerde kullanılan başlık ve üslubun okurun ilgilisini çekmeye yönelik bir gazetecilik tekniği olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01/06/1983 tarih ve 5122-5790 sayılı kararını örnek göstererek haberin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLER
1- … Gazetesi’nin dava konusu haberlerin yayınlandığı örnekleri, taraf dilekçelerinde adı geçen belge örnekleri
2- 11/03/2010 havale tarihli bilirkişi kurulu kök raporu.
3- Aynı bilirkişi kurulunun ek raporu.
4- İstanbul 10.ATM.’nin 2007/496 E.sayılı dosyası
5- İstanbul 12.ATM.’nin 2007/644 E.sayılı (bozma sonrası 2012/2013 E.sayılı dosyası)

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı tarafından yayınlanan … gazetesinin 03/09/2007, 28/08/2007, 10/09/2007, 07/08/2007 tarihli sayılarında davacı hakkında yapılan bir kısım haberlerin TTK.m.45 ve 57 kapsamında haksız rekabet niteliğinde olduğu, basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28. maddesi uyarınca her ne kadar güvence altına alınmışsa da hiç şüphesiz ne basın özgürlüğü ne de bu özgürlüğün sonucu tanınan ayrıcalıklar sınırsız olmadığı, basın özgürlüğünün de kişi ve toplum yararı açısından sınırlandırılabileceği, basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kurallarına uymakla yükümlü olduğu, haber verme hakkının ancak bu sınırlar içinde kaldığı müddetçe hukuka uygun olduğu, sözü edilen temel kurallardan olan, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık, haber gerçeği yansıtsa bile, kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngördüğü, yine yayın yoluyla yapılan bir eylemin kişilik haklarına aykırılık teşkil edip etmediğinin gerçeğe uygunluk, kamusal ilgi ve toplumsal yarar, güncellik ve şekle uygunluk unsurlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek tespit edilmesi gerektiği, hukuka uygunluğun diğer tüm ilkeler bulunsa bile yazının yazılış biçimi ve şekli, yazıda kullanılan ifadeler hukuka aykırı olabileceği, herhangi bir haber gerçeğe ne kadar uygun olursa olsun, haber verilişinin gerektirmediği tahkir edici bir dilin kullanılması durumunda, hukuka uygunluk durumunun ortadan kalkacağı, kullanılan ifadenin, habere konu olan olay ile düşünsel bir bağlantısının bulunmasının zorunlu olup, bu zorunluluğu aşan ve kişiyi objektif yönden tahkir edici ifadelerin kullanılması durumunda bu hakkın sınırı aşılmış, hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış olacağı, diğer bir deyişle yapılan beyan gerçek payı taşımasına rağmen beyanın üslubu, ölçüsüzlüğü veya zamanı itibarı ile amacın aşılması söz konusu olabileceği, kötüleme sebebiyle haksız rekabet oluşabilmesi için kusurun varlığı gerekli olmadığı, davaya konu bir kısım haberlerin bu kapsamda, basın özgürlüğünün sınırları aşılarak verildiği böylece haksız rekabetin oluştuğu gerekçesiyle;
“Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İle
Davalının, davacıyla ilgili olarak;
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “ … Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …, tüketiciyi kandıran …’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.”
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “Kalite Kandırmacası – …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sade “ihale Bedeli” ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü söylemenin vurgulandığı ….r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “İkinci … Vakası – …’ın …’ı, durup dururken “maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski … gibi vurgun yapmak.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “… İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …’te. Maksat geçmişteki … örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.”
… Gazetesi’nin 10.09.2007 tarihli nüshasında 6. sayfasındaki “… Balonu – … balonu patlamak üzere.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma– Uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor.
Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını Star veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturdu.
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Zararın Yine Vatandaşa Yıktı başlığı altında bulunan “Uluslararası finans kuruluşları bile raporlarında …Yayın Holding’in en zayıf halkasının … olduğunu söylüyor, piyasada tutunmasının imkansız olduğunu vurguluyor.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor.”
İfadesine ilişkin yayınların TTK’nın 57 vd. Maddeleri gereğince haksız rekabet olduğunun tespitine,
2- TTK’nın 61. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra giderin haksız çıkan taraftan alınmak üzere traji yüksek 3 büyük gazeteden birinde ilanına,
3- Fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı vekili yasal süresi içinde, davacı vekili de süresinde katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
1- 6102 sayılı Yasanın 1 vd.maddeleri uyarınca kademeli sorumluluk sisteminin benimsendiğini, sorumluluğun öncelikle haberi yazan, yazıyı yazan kişiye ait olup bunlara erişilemediği takdirde yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmenine ait olduğunun düzenlendiğini, buna göre müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın pasif husumet nedeniyle yokluğu gerektiğini,
2- TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini,
Rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını,
3- Basın özgürlüğünün Anayasa ile teminat altına alındığını, kamunun bilgi edinme ihtiyacının karşılandığını, çağdaş toplumlarda eleştiri ve bilgilenme hakkının vazgeçilmez bir hak haline geldiğini, müvekkili tarafından yapılan dava konusu yayınların Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan basın özgürlüğünün bir yansıması olduğunu, bu nedenle eylemlerin hukuka uygun olduğunu, çünkü emsal Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere basında yayınlanan haber ve eleştiri objektif ise ve doğru vakıalara dayanıyorsa, kişilik haklarını rencide etse bile sorumluluğun söz konusu olmayacağını, kaldı ki dava konusu haberlerin davacıyı tahkir etmediğini, haberin amacına uygun olarak ve kamunun bilgi ihtiyacını karşılar şekilde yapıldığını, haberin veriliş şeklinin ise gazetecilik sektöründe kabul gören ve okuyucunun dikkatini çekmek amacı güden bir haber verme tarzı olup, yerleşik Yargıtay kararlarına göre haberin çarpıcı bir başlık altında sunulmasının mümkün olduğunu, kişilik haklarıyla kamunun bilgi edinme hakkının yarıştığı durumlarda kamunun bilgi edinme hakkına üstünlük tanınması gerektiğini, basın özgürlüğünün kaynağının ifade özgürlüğü olduğunu, gazetecilerin kamunun bilgi alma hakkına dair toplumsal faydayla orantılı olarak haberdeki ifadelerini ve başlığı seçerek düzenleme hakkı bulunduğunu, bu durumun demokratik hukuk devletinin ve Anayasa’nın 28.maddesinin ve AİHS.’nin 10.maddesinin bir gereği olduğunu, bu nedenle haberlerin ve veriliş tarzına göre hukuka uygunluk sebebi bulunduğundan davanın reddi gerektiğini,
4- Müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını, davacının, …’ün yayın hakkına açıkça saldırdığını ve kamuoyunda bu konuda kitle oluştuğunu, davacının yaptığı tahrikin müterafik kusur olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini,
5- İlk derece mahkemesinin TTK.’nın 59.maddesi gereğince kararın ilanına karar verdiğini, oysa yasal düzenlemeye göre kararın tümünün değil hüküm özetinin yayınlanmasına karar verilebileceğini,
Belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın bütünüyle reddine karar verilmesini istemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davalı vekilinin istinaf başvuru sebep ve gerekçelerinin yerinde olmayıp davalının istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiğini, ayrıca;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu,

2- İlk derece mahkemesinin hakkında ret kararı verdiği diğer haberler yönünden de haksız rekabet koşullarının oluştuğunu, çünkü davalının palavra, hile gibi ibarelerle haksız ithamlarda bulunduğunu, haber içerikleri incelendiğinde, tıpkı haksız rekabet oluşturduğu tespit edilen haberlerde olduğu gibi gerçeği yansıtmayan ve haksız rekabet özelliği taşıyan ifadeler bulunduğunu, bu nedenle tüm haberler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bir kısım haberlerin haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesiyle davanın bir bölümünün reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,

Belirterek ilk derece mahkemesinin davanın bir kısmının reddine ilişkin kararının kaldırılarak davanın tüm talepler yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle, TTK.’nın 56.maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti isteğine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalının yayın hakkı sahibi olduğu … Gazetesinde yayınlanan davaya konu bir kısım haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, bu karara karşı her iki taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

HMK.’nın 355.maddesi uyarınca istinaf incelemesi, taraf vekillerinin istinaf başvuru sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin incelenmesinde,

1- TTK.’nın 58.maddesi uyarınca haksız rekabetin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde haksız rekabetin tespiti davası basında yayınlanan haberin sahipleri ve ilan veren kişiler aleyhine açılabilir. Gazete haberlerinin yapılan incelemesinde, haberlerin gazete muhabirleri tarafından hazırlandığı, muhabir isimlerinin ayrıca zikredilmediği, haberlerin gazete çalışan ve muhabirleri tarafından hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yayınlanan haberin başka bir kişi ya da kuruluşa ait olduğundan söz edilemez. Kaldı ki TTK’nın 57.maddesi uyarınca, haksız rekabet fiili çalışanlar veya işçiler tarafından yapılırsa haksız rekabetin tespiti davası doğrudan doğruya çalıştırana karşı da açılabilir. Davalı şirket, haberlerin yayınlandığı gazetenin sahibidir (süreli yayın sahibi). Davalı savunmasının aksine Basın Kanunu’nun 13.maddesi kademeli değil müteselsil sorumluluk getirmiştir. Diğer yandan davacının tazminat talebi bulunmayıp, yalnızca haksız rekabetin tespiti ve kararın ilanı istenmiştir. Davalı yayın sahibinin haksız rekabet davasında davalı sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) bulunduğu açık olup davalının bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmemiştir.

2- Davalı vekili TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini, rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını ileri sürmüştür.

Haksız Rekabet TTK.’nın 54.maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşterilen arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Aynı Yasa’nın 55.maddesinde haksız rekabet oluşturacak çeşitli fiiller örnek kabilinden sayılmıştır. Buna göre dürüstlük kurallarına aykırı reklamlar ve satış yöntemleriyle diğer hukuka aykırı davranışlar haksız rekabet oluşturur. Bu bağlamda, başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabet oluşturmaktadır. İlk derece mahkemesi bu yasal düzenlemeler bağlamında, kabul kararına konu haberlerin haksız rekabet oluşturduğuna hükmetmiştir. İlk derece mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarında her bir haber yönünden ayrıntılı değerlendirme yapılarak, haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitler yapılmıştır. Bu konuda ilk derece mahkemesince gerekçeli kararındaki kabul gerekçeleri Dairemizce aynen benimsenmiştir. Buna göre, davalının, ilk derece mahkemesince kabul kararına konu edilen haberleri verirken dürüstlük kuralına aykırı şekilde ve davacının ürünü olan …ı ve davacıyı gereksiz yere incitici nitelikte beyanlarda bulunmak suretiyle haksız rekabette bulunduğu sabit olduğundan, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde değildir.

Davalı vekili, İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında, müvekkiline ait …’te yayınlanacak süper lig maçlarının sanki …’ta yayınlanacakmış gibi haber yapan davalının haksız rekabette bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürmüşse de anılan dava dosyasının yapılan incelemesinde, mahkemece verilen kabul kararının Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2010/4284 E. – 2012/3877 K.sayılı 15.03.2012 tarihli kararıyla bozulmasına karar verildiği ve bozma gerekçesinde, “…mahkemece davacı tarafın haksız rekabet iddiasına dayandırdığı maddi vakıalardan 27.08.2007 tarihli basın açıklamasının haksız rekabet teşkil ettiğine hükmedilmiştir. Davalı tarafın haksız rekabet teşkil ettiğine karar verilen basın açıklaması incelendiğinde, açıklamada davacı ile TFF arasında yapılan Türkiye Süper Liginin yayın hakkına ilişkin sözleşmesinin süresinin ihale yapılmadan uzatılmasına yönelik olarak yapılan işlemin eleştirildiği, kendilerinin de söz konusu yayın hakkı için teklif veren kuruluşlardan biri olmaları nedeniyle sürenin uzatılmasına ilişkin karardan haberdar edilerek teklif vermeye davet edilmeleri gerektiğini, yayıncı kuruluşun teklif ettiği bedelden daha yüksek bir bedeli teklif ettiklerini, bu tekliflerinin Türk futbolu için çok önemli bir kaynak yaratacağını, Türkiye Futbol Fedarasyonunun bu tekliflerinin değerlendireceklerine inandıkları hususlarının belirtildiği anlaşılmıştır. Buna göre basın açıklaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde açıklamanın davacıyı veya faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bu suretle davacının itibarını sarsmak veya ticari faaliyetini olumsuz yönde etkilemek amacını taşımayıp Türkiye Futbol Fedarasyonunun işlemine yönelik olarak yapılan bir eleştiriyle davalının kendi teklifini kamuoyu ile paylaştığı bir bildiri niteliğinde olduğu, söz konusu açıklamada davacı yönünden hukuka aykırılık teşkil edecek herhangi bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın anılan basın açıklanması yönünden de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde söz konusu basın açıklamasının davacı yönünden haksız rekabet oluşturduğuna karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir” denilmiştir. Anılan dosyadaki taraflar ile incelememize konu davadaki taraflar aynı olup oradaki davacı incelememize konu dosyada davalı konumundadır. Yargıtay bozma kararıyla da, incelememize konu dosyadaki davacının basın açıklamasının ve maçların süper ligde yayınlanmasıyla ilgili duyurularının haksız rekabet oluşturmadığı tespiti yapılmıştır. İlk derece mahkemesi anılan Yargıtay bozma kararına uyarak davayı reddetmiş ve dava kesinleşmiştir. Bu durumda davalı tarafın bu dosyayı dayanak göstererek yaptığı savunma ve istinaf sebepleri yerinde değildir.

3- Davalı vekili basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28 ve AİHS.10.maddesiyle teminat altına alındığını, davaya konu haberlerin basın özgürlüğü kapsamında verilen haberler olması nedeniyle hukuka uygunluk sebebi bulunduğunu ve bu nedenle haberlerin haksız rekabet oluşturmayacağını, haberlerin basın özgürlüğüne uygun olarak objektif şekilde verildiğini, haberlerin doğru olduğunu, veriliş şeklinin basın kurallarına uygun olduğunu, okuyucunun dikkatini çekmek için konulan başlıkların mevzuata uygun olduğunu, davacının kişilik haklarının zarar görmediğini ancak kanunun bilgi alma hakkı ile davacının kişilik hakları karşılaştırıldığında kamunun bilgi alma hakkına üstünlük tanınması gerektiğini savunmuştur.

Anayasa’nın 28.maddesi uyarınca basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin almak ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 26 ve 27.madde hükümleri uygulanır. AİHS.10.maddesinde ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Bu hakkın haber alma verme özgürlüğünü de kapsadığı vurgulanmıştır. Aynı maddenin 2.fıkrasında bu hakkın ne şekilde sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre demokratik bir toplum ilkelerine uygun olarak bu hakkın yasayla sınırlandırılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Basın Kanunu’nun 3.maddesine göre, basın özgürdür. Bu maddenin 2.fıkrasına göre basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma hakkı temel hak ve özgürlük niteliğinde olmakla birlikte, tüm hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, bu hak da sınırsız değildir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2009/1008 E. – 2010/3631 K.sayılı, 01/04/2010 tarihli kararında belirtildiği üzere, “…Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel medya bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır”.

Bu hukuki açıklama ışığında somut olayımıza gelindiğinde, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul kararına konu gazete haberleri içerik itibariyle kesin bir mahkeme hükmü bulunmadığı halde davacının tüketiciyi kandırdığı yönünde haber yapıldığı, daha önce gerçekleşen bazı olaylar nedeniyle kamuoyunda olumsuz algısız bulunan … ile davacı arasında paralellik kurulduğu, böylece davacının şahsının ve markasının gereksiz yere kötülendiği, davacının televizyon yayın portalı olan … markasının gereksiz yere kötülendiği, … balonu patlamak üzere gibi ifadelerin haber verme sınırını aştığı, davacının ücretlendirme politikasının dürüstlük kuralına aykırı şekilde eleştirildiği, sonuç olarak ilk derece mahkemesinin kabul kararına konu gazete haberlerinin yukarıda anılan Yasa hükümleri ve Yargıtay içtihadı bağlamında haber verme özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün sınırlarını aşan subjektif ve gereksiz yere davacının şahsını ve markasını karalayan haberler olduğu, haberlerin veriliş şeklinin ve başlıklarının da kamunun bilgi almasını sağlama amacının ötesine geçen nitelikte olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde bulunmamış, ilk derece mahkemesinin karar gerekçeleri isabetli bulunmuştur.

4- Davalı vekili müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının müterafik kusuru bulunduğunu savunmuştur. Davalı vekili davacının kusurlu olduğuna dair iddiasını, davacının basında paylaştığı ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 esas sayılı dosyasında Yargılamaya konu edilen basın açıklamasına dayandırmaktadır. Oysa yukarıda anılan dosyadan alıntı yapılan Yargıtay kararında da açıkça vurgulandığı üzere, davacının TFF ile davalı arasında yapılan anlaşmanın süre uzatımına ilişkin TFF işlemi hakkında kamuyu bilgilendirme amacıyla bu basın bildirisini hazırladığı tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının bu konuda müterafik kusurunun bulunduğuna dair davalı savunması yerinde değildir. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasının tarafları ve yargılamaya konu haberler farklıdır. …Gazetesinde yayınlanan 13.06.2007 tarihli haberle ilgili açılmış tazminat davasıdır. Anılan dosya kabulle sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğundan oradaki yargılamaya konu eylemin, davalı için haksız rekabette bulunma hakkı vermeyeceği açıktır. Her eylemin birbirinden bağımsız düşünülmesi gerekir. Bu nedenle bu konudaki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

5- TTK.’nın 59.maddesi uyarınca, mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler. Hükmün sadece özetinin ilan edileceğine dair bir yasal sınırlama getirilmemiştir. İlanın şeklini ve kapsamını belirleme yetkisini Kanun mahkemeye vermiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri de yerinde görülmemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf sebeplerinin incelenmesinde;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bilirkişi kurulunun kök raporunda son sayfa IV başlığı altında benzer bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu haberin içeriği itibariyle davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı kamuyu bilgilendirme özelliğinin ağır bastığı, yine bilirkişi kurulunca bu haberin haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararı sonucu itibariyle doğru bulunmuş, davacı vekilinin bu konudaki istinaf talebi reddedilmiştir.

2- İlk derece mahkemesinin kısmi ret kararına konu diğer haberler yönünden yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi kök ve ek raporundaki değerlendirmeler ve her bir haber için yapılan ayrıntılı analizler Dairemizce de benimsenmiş ve bu haberlerin basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma kapsamında yapılan haberler olduğu, davacı için zarar tehlikesi doğurmadığı, bu gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu kanaatine varıldığından, davacının bu konudaki istinaf sebepleri reddedilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, taraflar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK.’nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Taraflar tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irad kaydına,
3-Tarafların istinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın bir örneğinin Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,
5-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 05/07/2018 tarihinde oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU : HMK 361.maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açıktır.

Fenerbahçe-Beşiktaş Maçında Kimin İhmali Var?

Fenerbahçe-Beşiktaş arasında oynanan Türkiye Kupası yarı final rövanş maçında olaylar çıktı.

Okumaya devam et Fenerbahçe-Beşiktaş Maçında Kimin İhmali Var?

Zaferspor ve Amatör Futbol Şiddeti

Geçen günlerde amatör futbol liginde ilginç olaylar yaşanmış.

Bursa şehrinin takımlarından Zaferspor’un taraftarları stadyuma bira şişeleri ile girmişler. Taraftarlar gururla bira şişeleriyle poz vermişler. Maç esnasında tribünde biralarını içmişler ve fotoğraflarını yayınlamışlar. Ayrıca meşaleler yakmışlar. Ortalık karışınca bira şişelerini silah gibi kullanıp sahaya atmışlar.

Zaferspor ve Sapancaspor birbirini suçlarken, asıl suçlanması gereken kurum unutulmuş. Emniyet güçleri stadyum çevresinde, arama noktalarında ve stadyumda ne yapıyormuş?

Amatör futbolda neredeyse her maçta bu sorunlar yaşanıyor. Stadyumlara şişe, bıçak, meşale sokuluyor. Tribünlerde alkol alınıyor. Meşaleler yakılıyor. Tribünde ve stadyum çevresinde kavgalar çıkıyor. Taraftarlar futbolculara, hakemlere saldırıyorlar.

Bütün bunlar olurken emniyet güçlerinin kılı kıpırdamıyor. Birileri yaralandığında sadece taraftarlar suçlanıyor. Kimse stadyumlara yasak maddelerin sokulmasına izin veren yetkililer hakkında harekete geçmiyor.

Hatırlarsınız. Geçen sene Süper Kupa maçından sonra Adalet, İçişleri, Gençlik ve Spor Bakanları bir araya gelmiş ve önlem paketlerini açıklamışlardı.

O paket ne oldu? Neden kanun değiştirilmiyor?

Süleyman Soylu “valilerimiz, belediye başkanlarımız, emniyet müdürlerimiz görev yaptıkları şehrin formasını giymesinler” demişti.

Bugün ne değişti? Bir şey değişti mi?

Artık numara yapmayalım. Taraftarları günah keçisi yapmaktan vazgeçelim. Tribünlerde çıkacak olaylardan sadece taraftarlar değil, bu olayların çıkmasına bilerek göz yuman Emniyet güçleri de sorumludur. İçişleri Bakanlığı, sorumlu şahıslar hakkında iç soruşturma başlatmalı ve bu kamu görevlilerini stadyumlardan uzak tutmalıdır.

FIFA, PROFESYONEL FUTBOLCULARIN STATÜSÜ VE TRANSFERİ TALİMATI 2018’İ YAYINLADI

Screen Shot 2018-01-07 at 02.20.29FIFA, Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferi Talimatı 2018‘i yayınladı.

FIFA, Talimat’ta yapılan değişiklikleri 1603 sayılı Sirküler ile ulusal federasyonlara duyurmuştu.

FIFA ayrıca Oyuncular Statüsü Komitesi ve Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Usullerini Düzenleyen Kurallar‘da da değişiklik yaptı. Kuralların son versiyonu için bkz. https://goo.gl/yKXB74

Sporcuların Askerlik Sorunu

Spor camiasında askerlik çok önemli bir sorun. Birçok sporcu, kısa süren spor kariyerlerinin ortasında askere gitmek zorunda kalıyor.

MHP milletvekili Saffet Sancaklı, bu hafta TBMM genel kurulunda profesyonel futbol 3. Ligi’ndeki futbolcuların askerlik sorunundan bahsetti. (Oturum tutanağı için bkz. https://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem26/yil3/ham/b04301h.htm)

Sancaklı, futbol kulüplerinin sporcuları askerlik üzerinden tehdit ettiğini, futbolcuları alacaklarını bırakmaya zorladıklarını iddia etti ve 3. Ligdeki futbolculara da askerliği tecil ettirme hakkı tanınmasını istedi.

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Sancaklı’ya yanıt olarak, bu konuya sıcak baktıklarını ancak geçmiş dönemde yaşanan suistimallerin önlenmesi için adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Bu konunun sadece profesyonel futbolcular açısından ele alınması yanlış.

Öncelikle şu soruyu sormalıyız: “Bütün profesyonel erkek sporculara askerliği tecil ettirme hakkı tanınmalı mı?

Bu hak öngörülecekse, sadece profesyonel sporculara mı tanınmalı? Federasyonlar bünyesinde profesyonel dal olarak düzenlenmeyen ancak Avrupa, Dünya Şampiyonaları ile Olimpiyatlar’a ve Paralimpik Oyunları’na katılan yüzlerce erkek sporcu var. Henüz Büyükler kategorisinde olmayıp, Gençler kategorisinde fırtına gibi esen ancak askerlik çağı gelmiş sporcular var.

Gençlik ve Spor Bakanı’nın değindiği olumsuzluklar da önemli bir tehdit. Bazı kişiler futbol kulüplerini satın alıp yahut bu kulüplerle bir şekilde temasa geçip kendilerini futbol takımlarında oyuncu olarak kaydettiriyorlardı. Ayağına top değmemiş ve değmeyecek adamlar, futbolcu olduklarını iddia edip askere gitmiyorlardı.

Askerlik Kanunu’nda sporculara tanınan hak gözden geçirilmeli. Sınırları iyi çizilmeli. Sadece futbolculara değil, bütün profesyonel dal sporcularına ve profesyonel dalda yarışmasa bile milli takımlarda yer alan bütün sporculara bu hak tanınmalı.

 

NOT:

Mayıs 2020 itibariyle, askerlik ile ilgili yeni bir kanun yürürlükte.

Askeralma Kanunu‘nda sporculara aşağıdaki şartlarda erteleme imkanı tanınıyor.

 

  • Aktif spor hayatının Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikte belirtilen şartlarda devam ettiğinin belgelendirilmesi ve müteakip ertelemesi için Bakanlıkça belirlenecek oran kadar kadroya girmek kaydıyla Gençlik ve Spor Bakanlığınca bildirilenlerin, 35 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar askerlikleri ertelenebilir.
  • Yoklama kaçağı veya bakayalar ile 21 inci maddenin birinci fıkrası gereğince yoklama kaçağı olarak muayenesi yapılarak sınıflandırma kaynağına alınacakların, sevke tabi tutulacağı celp tarihine kadar geçen süre içinde bu fıkra kapsamında askerlikleri ertelenmez. Ancak, ertelemelerine neden olan (…) sporcuların erteleme kapsamındaki kulüpleri ile yaptıkları sözleşme başlangıç tarihleri, yoklama kaçağı veya bakaya kaldıkları tarihten önce olanların ertelemeleri yapılabilir.

 

Sporda Şiddetle Mücadelede Devletin İhmali

Geçen hafta Göztepe ve Eskişehirspor taraftarları gözaltına alınmaya başlandı. Medyada belirtildiğine göre, 55 taraftar hakkında “örgüt soruşturması” başlatılmış.

Bu soruşturma eksik yürütülüyor.

İçişleri Bakanlığı, Antalya Emniyet Müdürlüğü ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri hakkında soruşturma açılmadı. Oysa onların da olayların çıkmasında sorumluluğu var.

Eksikleri kısaca özetleyeyim:

  • Türkiye Kupası maçlarında şiddet olayları yaşanmasına rağmen gerekli önlemler alınmadı.
  • Yoğun güvenlik tedbiri gereken maçlar için yeterli önlemler alınmadı. Diğer şehirlerden takviye yapılmadı.
  • Güvenlik görevlileri sayesinde tribünlere yasak maddeler sokuldu
  • Futbol maçlarında görev alan kolluk kuvvetleri eğitimli değil. Kolluk kuvvetlerine tribün psikolojisi ve taraftarlarla iletişim, taraftara müdahale eğitimleri verilmedi.
  • Valiler, görevleri olmasına rağmen, Spor İl Güvenlik Kurullarına başkanlık etmediler. Bu kurullar maçları iyi analiz edemedi.
  • Deplasman takımının taraftarları yola çıkmalarından itibaren kontrol edilmedi.
  • Özel güvenlik görevlileri eğitilmedi. Emniyet Müdürlükleri özel güvenlik görevlilerini denetlemedi.
  • TFF, kendi Talimatlarında sıraladığı güvenliğin sağlanmasına dair görevlerinin hiçbirini yerine getirmedi.
  • En kötüsü ise valiler, emniyet müdürleri, belediye başkanları görev yaptıkları şehrin takımının formasını giydiler. O şehrin taraftarlarına ayrıcalık tanıdılar. Bu gruplara kurallar uygulanmadı. Her şehir kendi istisnasını yarattı. 6222 sayılı Kanun uygulanamaz hale geldi.

Sporda şiddetle mücadele sadece taraftarlara tavır alınarak yapılmaz. Devlet, iç soruşturma yapmalı ve kendi içindeki çürük yumurtaları ayırmalıdır. Aksi halde, yakın zamanda Hillsborough Faciası benzeri bir facia yaşayacağız.

“Birinci Sorumlu Devlet, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve TFF”

Süper Kupa’daki Fanatik Terörünü Konuştuk

Geçtiğimiz günlerde Turkcell Süper Kupa 2017’de Beşiktaş ve Atiker Konyaspor karşı karşıya geldi.

Konyasporlu fanatikler maçta büyük olaylar çıkardılar. Hakem Fırat Aydınus maçı tatil etmesi gerekirken, devam ettirdi.

Maçı Atiker Konyaspor 2-1 kazandı ve Süper Kupa şampiyonu oldu.

Süper Kupa maçındaki olayları ve devletin sporda şiddetle mücadele politikasını Medyascope TV‘de Güne Bakış programında değerlendirdim.

“Futbolda Cinsel Şiddet ve Cinsiyet Ayrımcılığı” Sempozyumu

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği futbolda üretilen cinsel şiddet söylemleri ve cinsiyetçi tezahüratlara karşı farkındalık yaratmak için 13-14 Mayıs 2017 tarihinde “Futbolda Cinsel Şiddet ve Cinsiyet Ayrımcılığı” konulu bir sempozyum düzenliyor.

Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin destekleriyle gerçekleşen sempozyumun düzenleyicileri arasında; Kadınlar için Spor ve Fiziksel Aktivite Derneği (KAFSAD) ve Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi de bulunuyor.

Sempozyumda “Sporda Cinsiyet Ayrımcılığı Karşıtı Politikalar”, “Futbol ve Cinsel Şiddet”, “Tribünlerde Kullanılan Cinsel Şiddet Dili”, “Medyada Cinsel Şiddet Dili”, “Kadın Futbolu”, “Futbolda Kadın Hakemler ve Yönetim Sorunları”, “LGBTI+ Futbolu ve Ayrımcılık”, Sporda Çocuk İstismarı ve Çocuk Koruma Programları”, “Engelli Kadın Sporcuların Yaşadığı Ayrımcılık ve Mücadele Yöntemleri”, “Spor Kulüplerinin Alt Yapılarında Yaşanan Ayrımcılığın Hukuki Boyutları” gibi birçok konu tartışılacak.

Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşecek sempozyumla ilgili detaylı bilgiye http://futbolherkesicindir.blogspot.com.tr/ linkinden ulaşılabilir.

Herkese açık sempozyuma katılım için http://p2.khas.edu.tr/scmkayit/ adresindeki formun doldurulması yeterli.

NOT:

Sempozyum kitabı yayınlandı: https://cinselsiddetlemucadele.org/wp-content/uploads/2018/10/sempozyum-kitap-online.pdf

Sempozyum kitabına basılı ulaşmak için bilgi.csmd@gmail.com adresine, iletişim bilgilerinizi ve bu alanla ilişkinizi içeren bir mail atabilirsiniz.

Yargıtay Kararı – 6222 Sayılı Kanun, Şike, Kulübün Sorumluluğu, İdari Yaptırım, İdari Para Cezası

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 2016/629 E., 2017/248 K.

“İçtihat Metni”

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna aykırılık eyleminden dolayı kabahatli … hakkında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı İdarî yaptırım kararı ile uygulanan 100.000,00 Türk lirası idarî para cezasına yönelik başvurunun kabulüne ve idarî para cezasının iptaline dair, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin idari para cezasının iptaline ilişkin kararının kaldırılmasına dair Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 03/03/2014 gün ve 15835 ile 13/01/2016 gün 5864 sayılı kanun yararına bozma istemlerini içeren yazıları ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/03/2014 gün ve KYB. 2014-87361 ile 09/02/2016 gün ve KYB. 2016/23072 sayılı ihbarnameleri ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

1-Dosya kapsamına göre, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 11/7. maddesinde “Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz” şeklinde düzenleme nazara alındığında somut olayda 22/05/2011 günü oynanan…A.Ş. futbol müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … tarafından, … futbol takımı oyuncuları … ve… ile para karşılığında müsabakada kötü oynamaları için şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … Kulübü Başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığı dolayısıyla şike suçunun … A.Ş. futbol takımı yararına işlendiği … yararına işlenmediğinin anlaşılması karşısında … yönünden söz konusu kabahat fiilinin yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin itirazın bu yönden reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,

2-6222 sayılı Kanun’un 11/7. maddesine göre idari para cezası verilebilmesi için şike ve teşvik primi suçundan hükmolunan kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmasının gerektiği ve UYAP ortamında yapılan sorgulamada 22/05/2011 günü oynanan …- … maçında şike ve teşvik primi suçu işlendiğinden bahisle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 09/10/2015 tarih ve 2014/147 Esas – 2015/212 Karar sayılı kararla tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildiği ve kararın henüz kesinleşmediğinin anlaşılması karşısında; … Kulubü Derneği hakkında 22/05/2011 günü oynanan maç nedeniyle şike ve teşvik primi suçundan açılan ceza davası sonucunun kesinleşmesine müteakip karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

A-Kanun yararına bozma isteminin (2) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede;

I. YASAL DÜZENLEMELER

12.10.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” başlıklı 20. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. (2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.”

Anılan Kanun’un “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” başlıklı 60. maddesinde ise; “(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. (2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır. (3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.”

17.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tüzel kişinin temsili” başlıklı 249. maddesinde; (1) Bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada tüzel kişinin organ veya temsilcisi, katılan veya savunma makamı yanında yer alan sıfatıyla duruşmaya kabul edilir. (2) Bu durumda, tüzel kişinin organ veya temsilcisi bu Kanunun katılana veya sanığa sağladığı haklardan yararlanır. (3) Birinci fıkra hükmü, sanığın aynı zamanda tüzel kişinin organ veya temsilcisi sıfatını taşıması hâlinde uygulanmaz.

31.03.2005 tarihli 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk” başlıklı 8. maddesinde; “(1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (3) Kanunun, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hallerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması halinde de uygulanır.

Anılan Kanun’un “İdari yaptırım kararı verme yetkisi” başlıklı 22. maddesinde; “(1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir. (2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir. (3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri, ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir.

Anılan Kanun’un “Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi” başlıklı 23. maddesinde; “(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir.

Anılan Kanun’un “Mahkemenin karar verme yetkisi” başlıklı 24. maddesinde; “(1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.

Anılan Kanun’un 26/06/2009 tarihli 5918 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle eklenen “Tüzel kişilerin sorumluluğu” başlıklı 43/A maddesinde ise; “(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından; a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun; 1) 157 nci ve 158 inci maddelerinde tanımlanan dolandırıcılık suçunun, 2) 235 inci maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçunun, 3) 236 ncı maddesinde tanımlanan edimin ifasına fesat karıştırma suçunun, 4) 252 nci maddesinde tanımlanan rüşvet suçunun, 5) 282 nci maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun, b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun, c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının, ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun, d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.”

14.04.2011 tarihli 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin üçüncü fıkrası (h) bendinde; “Spor kulübü: Belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluşu,”

Anılan Kanun’un “Şike ve Teşvik Primi” başlıklı 11. maddesinde; “(1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar(1) hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur. (4) Suçun; a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,b) (Değişik:10/12/2011-6259/1 md.) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından, c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde, ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (6) Bu madde hükümleri; a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla, b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla, prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz. (7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz. (8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez. (9) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. (10) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur. (11) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.

Anılan Kanun’un “Yargılama ve usul hükümleri” başlıklı 23. maddesinde ise; “(1) Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği sulh veya asliye ceza mahkemeleri yetkilidir. (2) Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır. (3) Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına ve diğer idari yaptırımlara karar vermeye, Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Hükümleri düzenlenmiştir.

II. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ

Spor, günümüzde gerek ekonomik gerekse sosyal boyutuyla sonuç elde etmeye yönelik sportif faaliyetler (rekabet sporu) olarak karşımıza çıkmaktadır. Spor, ekonomik boyutuyla profesyonel sporcular, teknik adamlar, medya kuruluşları, lisanslı üreticileri, reklam kuruluşları, spor kulüpleri ve şirketleri gibi birçok kişi ve kuruluşu içine alan ticari bir sektör haline gelmiştir. Sosyal boyutuyla ise, medya sayesinde sporun bilhassa futbolun, toplumun geniş kesiminin ilgi duyduğu ve popüler bir faaliyet haline dönüşmüştür. Bu iki boyut birbiri ile devamlı etkileşim halinde bulunması nedeniyle sportif faaliyetlerinin spor ahlakına ve hukuka aykırı eylemlere maruz kalma riskini arttırmaktadır. Bu nedenle ki, sportif faaliyetlerini hem ekonomik hem de sosyal olarak desteklen seyircilerin, spor müsabakalarının dürüstlük (fair-play) esasları dahilinde yapıldığına yönelik inancın ve güvenin korunması gereklidir. Şike ve teşvik primi eylemleri ise, sporun doğasında olan rekabet ortamını sarsan ve seyircilerin güvenini zedeleyen başlıca sebeplerdendir.

Türk Dil Kurumu, şikeyi “Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma”; teşviki ise, “Belirli bir iktisadi veya sosyal amaca ulaşabilmek için maddi destek ve hukuki kolaylıklar biçiminde verilen ödül” olarak tanımlamıştır. Teşvikin tanımını sportif anlamda açmak gerekirse, bir başka spor kulübünün oyuncularına oynayacakları spor müsabakası ile ilgili olarak, bir diğer spor kulübü veya kulüplerinin yararına başarılı bir performans ortaya koymaları ve oynayacakları maçı kazanmaya yönelik verilen haksız menfaattir.

Kanun koyucu, sporun ülkemizdeki ekonomik ve sosyal gelişimini dikkate alarak, 6222 sayılı Spor Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile şike ve teşvik primi eylemlerini suç olarak düzenlemiş, ayrıca bu suçlarla etkin mücadele açısından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunda düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması maddesinin de uygulanacağı hüküm altına almıştır.

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, şike, belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin etmek olarak tanımlanmış olup, birinci fıkranın son cümlesinde ise, “kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, taraflar anlaşmaya varamadıkları takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı değerlendirilmelidir. Kazanç veya sair menfaat, müsabakayı yöneten hakeme, karşı takımın oyuncularına, antrenörüne, sportif direktörüne, kulüp başkanına, yöneticilerine sağlanmış olabilir.

Anılan maddenin beşinci fıkrasında da, teşvik primi, bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla kazanç veya sair menfaat verilmesi veya vaat edilmesi olarak tanımlanmıştır. Maddenin son cümlesinde ise, teşvik pirimi verilmesi veya vaat edilmesi halinde, bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.” hükmü bulunmaktadır. Taraflar teşvik priminin verilmesi hususunda aralarında anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur. Teşvik priminin verilmesi yönünde vaatte bulunulması halinde ise, taraflar anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur aksi halde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Teşvik primi takım oyuncularına, antrenörlerine, sportif direktörüne veya takımın mensup olduğu kulübe verilebilir.

Teşvik primi suçunun oluşabilmesi için, ekonomik bir değerin, spor kulübünün kaynakları dışında bir başka kaynaktan verilmesi veya vaat edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, spor kulübünün başkan veya yöneticileri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmeleri amacıyla spor kulübünün kaynaklarından çeşitli isimler altında (galibiyet primi vb…) menfaat sağlaması veya vaatte bulunması bu suçu oluşturmayacağı gibi (md. 11/6-b), ilgili spor federasyonlarınca, kendi spor dalında faaliyet gösteren milli sporculara veya milli takıma uluslararası spor müsabakalarında başarılı olabilmeleri için sahibi oldukları kaynaktan ekonomik bir değeri çeşitli isimler altında menfaat sağlaması veya vaatte bulunması da bu suçu oluşturmaz (md. 11/6-a).

Anılan Kanun’un 11 inci maddesinin sekizinci fıkrasında ise, özel bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, şike ve teşvik primi suçlarının hedeflenen spor müsabakası yapılmadan önce ortaya çıkmasının sağlanması, cezayı kaldıran bir şahsi sebep oluşturmaktadır.

III. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ SUÇUNUN SPOR KULÜPLERİNİN VEYA SAİR BİR TÜZEL KİŞİNİN YARARINA İŞLENMESİ HALİNDE UYGULANAN İDARİ YAPTIRIM

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında, şike ve teşvik primi suçlarının yararına işlenen spor kulüplerinin veya sair tüzel kişinin sorumlulukları düzenlenmiştir. “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi uyarınca tüzel kişiler hakkında cezai müeyyide uygulanamaz ancak lehine suç işlenen tüzel kişiler hakkında kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımların veya idari para cezalarının uygulanması olanaklıdır.

Anılan fıkranın gerekçesinde; şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmiştir. Güvenlik tedbirleri, kanunda öngörülen toplumsal savunma vasıtaları olup, toplum için tehlike oluşturan suçun işlenmesinden sonra tehlikeli failler hakkında ceza yerine veya ceza ile birlikte hakim tarafından hükmedilen yaptırımlardır.

Kanun koyucu, anılan düzenleme ile, şike ve teşvik primi suçları halinde, kovuşturma evresinin sonunda ceza mahkumiyetine ilave olarak bu suçların yararına işlenen spor kulübüne veya sair tüzel kişilere idari para cezasının verilmesini öngörmüştür. Burada, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinin ikinci fıkrasına nazaran idari para cezasına karar vermeye yetkili mercinin farklı kılındığı ve ceza davasına bağlı güvenlik tedbirinin uygulanabildiği kendine özgü bir düzenleme bulunmaktadır. Bu durum, mutlaka kovuşturma aşamasının tamamlanarak bir hükümle yargılamanın bitirilmesini zorunlu kılmaktadır. Suçu işleyen gerçek kişi olmasına karşın, yararına suç işlenen bir başka kişi ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişidir. Bu itibarla, şike ve teşvik primi suçlarının faillerine kanunda öngörülen ceza yaptırımı, yararına suç işlenen spor kulübüne veya sair bir özel hukuk tüzel kişisine ise idari para cezası uygulanacaktır.

6222 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, spor kulübü; “belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluş” olarak tanımlanmıştır.

Tüzel kişi, belirli, ortak ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek ve başlı başına bağımsız bir varlığa sahip olmak üzere örgütlenmiş; hukuk düzeni tarafından kendilerine hukuk sujesi olma niteliği tanınan kişi veya mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler, tabi tutuldukları hukuka ve işlevlerine göre de, “kamu hukuku tüzel kişileri” ve “özel hukuk tüzel kişileri” olmak üzere, iki gruba ayrılmaktadırlar. Türk Ceza Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde sözü edilen ve haklarında güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımlara hükmedilebileceği öngörülen tüzel kişiler “özel hukuk tüzel kişileri” dir. Bu bağlamda kamu hukuku tüzel kişileri anılan madde kapsamında değillerdir.

Şike ve teşvik primi suçları nedeniyle idari para cezasına karar verilebilmesi için zorunlu kanuni koşullar ise şunlardır:

a-Şike ve teşvik primi suçlarının spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi gerekmektedir.

Spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına bu suçları işleyen kişi, anılan spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kurumun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimse olmalı ve spor kulübü veya sair bir tüzel kişi tarafından suç ile hedeflenen amaca yönelik hareket etmelidir. Şike ve teşvik primi verme suçlarında karşılıklı menfaat uyumu bulunmaktadır. Bir tarafta, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği haksız sportif başarı (kupa, uluslararası organizasyonlara katılım hakkı, ligde kalma ve bunların neticesinde başarı endeksli sponsorluk anlaşmaları, yayın geliri vb…), diğer tarafta ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği konusu suç teşkil eden ve ekonomik bir değeri olan kazanımdır.

b-Yaptırım

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında öngörülen düzenlemede; anılan maddenin amaç ve kapsamı da dikkate alınarak, spor kulübü veya sair bir tüzel kişisinin organ veya temsilci ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından yolsuzluk olarak da kabul edilen şike ve teşvik primi suçlarını spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına olarak işlenmesi halinde, spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye idari para cezası verilmesine imkan tanınmaktadır. Anılan suç tipleriyle elde edilebilecek ekonomik değerin çok yüksek olması nedeniyle, cezanın caydırıcılığının sağlanması amacıyla spor kulübü veya sair tüzel kişiler için öngörülen idari para cezasının alt sınırı, şike veya teşvik primi miktarı tespit edilemediği takdirde, yüzbin Türk Lirası olarak belirlenmiş olup; anılan menfaatin tespit edilebilmesi halinde ise, bu miktar kadar idari para cezası verilecektir. Mahkeme, şike ve teşvik primi miktarını tespit edemeyerek alt sınırdan uzaklaşmak istediği takdirde, idari para cezasının miktarı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kabahatin haksızlık içeriği ile spor kulübünün veya sair tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kuruluşun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimsenin kusuru ve spor kulübünün veya sair bir tüzel kişinin ekonomik durumu göz önünde bulundurulmalıdır.

c. İdari Yaptırım Uygulayacak Merci 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmünün sözüne ve ruhuna uygun olarak, şike ve teşvik primi suçlarını kovuşturan mahkemece, yapılan yargılama neticesinde, anılan suçların işlendiği sabit görülmesi halinde, hüküm ile birlikte bu suçların yararına işlendiği spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye de kanunda öngörülen idari para cezası verilmelidir. Çünkü, bu maddede düzenlenen idari para cezasının uygulanabilmesi için öncelikle eylemin suç teşkil ettiğinin ve bu suçun spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 24 üncü maddesi hükmü dikkate alınmalıdır. Aksi halde, anılan suçların işlendiğinin henüz sabit görülmeden, sadece suçun işlendiği varsayımına dayanılarak idari yaptırım kararı verilmesi suçsuzluk karinesine aykırılık oluşturacaktır.

Mahkeme tarafından şike ve teşvik primi suçlarından dolayı yapılan yargılama sonucunda gerçek kişiler hakkında 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi uyarınca ceza mahkumiyeti verilmiş ancak anılan maddenin yedinci fıkrasınca güvenlik tedbirine karar verilmemiş ve kesinleşmiş olmasına rağmen infaz edilemeyen hükümlere ait ilamlar bu suçlardan hüküm kuran mahkemece yeniden esasa kayıt edilmeyip, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. ve 101. maddeleri uyarınca “ek karar” biçiminde anılan suçların yararına işlenen spor kulübü veya sair bir tüzel kişi hakkında idari para cezasına hükmedilerek, kesinleşme tarihinden sonra kararın infazı amacıyla mal müdürlüğüne gönderilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay genel olarak değerlendirildiğinde;

Türkiye Spor Toto Süper Ligi’nin 2010-2011 sezonunun 34. haftasında 22.05.2011 günü oynanan … – … A.Ş. spor müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … A.Ş. kulübü başkanı … liderliğindeki suç örgütü tarafından … futbol takımı oyuncuları … ve… ile müsabakada kötü oynamaları için para karşılığında şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … kulübü başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığının iddia edildiği olayda;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli ve 2011/2287 soruşturma numaralı iddianamesi ile açılan kamu davasında, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 02/07/2012 tarihli, 2011/63 Esas ve 2012/71 sayılı kararı ile, yukarıda belirtilen olaydaki eylemleri gerçekleştiren ve iştiraki bulunan sanıklar hakkında şike suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Tarafların hükümleri temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/01/2014 tarihli, 2013/16791 Esas ve 2014/516 sayılı kararı ile bir kısım sanıkların haklarındaki hükümlerinin onanmasına, diğer sanıkların ise, haklarındaki hükümlerin bozulmasına karar verilmiş olup, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onama kararına karşı yapılan itiraz başvurusu ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/04/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, … A.Ş. Spor Kulübü başkanı …, 18/04/2014 ve 08/05/2014 tarihlerinde yargılamanın yenilenmesi talebiyle ilk derece mahkemesine başvurmuş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/5 Esas sayılı dosyasında, 23/06/2014 tarih ve 2014/236 değişik iş sayılı karar ile, 04/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 318. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından haklarındaki mahkumiyet hükümleri onanan tüm sanıklar yönünden yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilmiş ve infazın geri bırakılmasına karar verilmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2015 tarihli, 2014/147 Esas ve 2015/212 sayılı kararı ile, yapılan yargılama sonunda tüm sanıklar hakkında şike eylemlerinden beraat kararı verilmiş ve tarafların temyizi üzerine hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Eylemler Bürosunun 20/03/2012 tarihli ve 2012/1245 sayılı yazısı ekindeki ihbarı üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosu tarafından kabahatli … hakkında 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı idari yaptırım kararı ile uygulanan yüzbin Türk Lirası idari para cezası anılan spor kulübünün personeli Erol Gümüş’e 27.09.2012 tarihinde tebliğ olunmuş, kabahatli vekilinin yasal süresi içindeki itirazı üzerine Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararı ile, kabahatli vekilinin başvurusunun kabulüne ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal süre içinde yapılan itiraz üzerine Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarih ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı ile itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin anılan kararının kaldırılmasına ve Sivas Cumhuriyet Başsavcılığının idari yaptırım kararının aynen infazına karar verilmiştir.

IV. SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, idari yaptırım kararı (idari para cezası) uygulamaya yetkili mercinin, bu suçlardan dolayı yapılan yargılama sonucunda hüküm kuran mahkemenin olması, idari yaptırım kararına dayanak teşkil eden davada, yeniden yapılan yargılamanın neticesinde tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş bulunması (anılan hüküm, tarafların temyizi üzerine henüz denetim muhakemesi sürecinde olup, kesinleşmemiştir) ve dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünün bulunmaması karşısında, uyuşmazlığa konu idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, kabahatli hakkında verilen idari para cezasının kaldırılmasına,

B-Kanun yararına bozma isteminin (1) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede ise;

(A) nolu bozma nedenine göre kanun yararına bozma isteği konusuz kaldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) nolu kanun yararına bozma istemi konusunda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 16/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TFF 1. Lig Kulüpler Birliği Kuruldu

TFF 1. Lig Kulüpler Birliği kuruldu.

TFF‘nin sitesinde yer alan habere göre, TFF 1. Lig kulüp başkan ve yöneticileri, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Riva’da bulunan merkezinde Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’i ziyaret etti. Yapılan görüşmelerde TFF 1. Lig Kulüpleri‘nin sorunları ele alınırken, karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Görüşmede daha önce hayata geçirilen TFF 1. Lig Kulüpler Birliği; Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu onayına sunuldu ve kabulün ardından resmen göreve başladı.

TFF’nin sitesindeki haberde bir husus dikkat çekiyor. TFF 1. Lig Kulüpler Birliği, Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu onayına sunulmuş ve kabulün ardından resmen göreve başlamış.

Bir Birliğin kurulması ve faaliyete başlaması bir spor federasyonunun onayına tabi değil.

TFF Statüsü bu konuda bazı hükümler getirmiş ancak bu hükümler hukuka aykırı.

TFF Statüsü’nün “Kulüplerin ve TFF kapsamındaki birliklerin statüsü” başlıklı 18’inci maddesinin ilgili düzenlemeleri aşağıdaki gibidir:

“1. Kulüpler veya diğer birlikler, TFF’ye bağlıdır ve TFF tarafından tanınır. Bu üyelerin veya birliklerin tüzük ve talimatları TFF Yönetim Kurulu tarafından onaylanır.

2. TFF üyesi kulüpler ve birlikler, üyelikleri ile ilgili bütün kararlarını herhangi bir dış kurum veya kuruluştan bağımsız olarak kendileri alırlar. Bu zorunluluk, kurumsal yapılarına bakılmaksızın bu üyelerin hepsi için geçerlidir.”

Yukarıdaki düzenleme hukuka aykırıdır. Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve GSGM Gençlik ve Spor Kulüpleri Yönetmeliği spor kulüplerinin ve birliklerin kurulmasını bir spor federasyonunun onayına tabi  tutmuyor. Üstelik TFF Kanunu’nda bu yönde bir düzenleme bulunmazken; kanunda öngörülmeyen bir sınırlamanın Statü ile getirilmesi hukuka aykırı.

TFF 1. Lig Kulüpler Birliği, doğrudan TFF’nin hiyerarşisine tabi kılınmış. Bu Birlik, TFF karşısında haklarını nasıl savunacak? 

Altınordu SK Başkanı, Futbolcuları Hedef Gösterdi

Altınordu Futbol Kulübü’nün Başkanı Seyit Mehmet Özkan, futbolcularını tehdit etti. Özkan, performansından memnun olmadığı futbolcuları kamuoyuna şikayet etti.

Özkan, kulübünün Internet sitesinde aşağıdaki yazıyı yayınladı. Bu yazıyı daha sonra değerlendireceğim.

İşte o yazı:

Öz Kaynak Sahada, Lejyon’un Sonu *** (12 Ağustos 2016)

Ey kendilerinin Profesyonel bir “İş” yaptığını zannedenler,
Ey Paralı Askerler,
Ey Lejyon Takımı,
Ey A takım Oyuncuları,

Benim yazılarımı Altınordu İnternet sitemizden okumadığınızı biliyorum.
Okusaydınız zaten bugün bu yazımı “İyi Bayramlar” şeklinde yazardım !..

Beni içinizde orta halli tanıyan var veya az buçuk tanıyan var ama hiç biriniz beni ÇOK İYİ tanımıyorsunuz !..
Şimdi bu yazımla, artık içinizde beni tanımayan kalmayacak..

Babanız yaşlarda, 61 yaşımdayım..
20 ila 40 arasında sadece para kazanmaya odaklandım.
40 ila 50 arası Ben Kimim, Nereden Geldim, Nereye Gidiyorum ile uğraştım..
50’den sonraya ise, yani inişe geçmeye başlarken, kendime bir Misyon koydum..

50 yaşımdan sonraki Hayatım’a Anlam Katmak adına “Ya Herru Ya Merru” şeklinde daldığım bu Misyon ;

– Evet, nedir bu Misyon ? 
Bu toprakların çocuklarından “Gerçek” Profesyonel Futbolcular Yetiştirmek.. 
– “Gerçek” ne demek ? 
– mış gibi yapmadan YAŞAMAK demek !..
– “Profesyonellik” ne demek ? 
Hayatını namerde muhtaç olmadan YAŞAMAK demek..
– Futbolculuk ne demek ? > (Lütfen kısa cümlelerle olsun ki, herkes anlasın..)
1. Futbol dünyada en yaygın spor dalıdır. Çok basit kuralları vardır, bu sayede neredeyse herkes bilir..
2. Futbol ayakla oynanır, arada sırada kafayla da vurulur..
3. Ama kafalarının içindeki BEYİNLERİ SALATA olanların en üst liglere kadar tırmanmalarına imkan tanımayan bir ÜST DÜZEY REKABET branşıdır !..

– Bu tanımlamalara göre, Misyonum’un Açılımı şöyle oluyor ;
Bu toprakların çocuklarından, – mış gibi yapmadan, namerde muhtaç olmadan, ayakla oynanan bir sporu beyinlerini kullanarak üst düzeyde yapabilecek İNSAN YETİŞTİRMEK..

Yani benim için sizler, eski jenerasyonsunuz, geleceğe dair sizlerle işim yok benim..
Sizler bizim yetiştirmekte olduğumuz “Evlatlarımız”dan önceki, “Ucuz, Semiz, Temiz” kriterlerimize göre seçilmiş Öncü Grup’sunuz..
Altınordu forması ile işiniz bittiği zaman, zaten biz söylemeden kendiniz gidin kardeşim..

1989 yılından itibaren, yani 27 yıllık futbol yöneticiliği geçmişimde, benim yönetimimdeki tüm takımlarımız daima COŞKULU ve TEMPOLU takımlar olmuştur..
En canlı örneği hemen yanınızda Sedat Kaptan.. Anlatsın dinleyin..

Bu futbolculuk uğraşısı ( çünkü henüz ülkemizde iş veya meslek olarak görülmüyor) 20’lerde başlar, 35’lerde biter.. En babası 15 yıllık ömrü vardır..
Bütün hafta çalışan çalışır, -mış gibi yapan çalışıyormuş gibi yapar, çalışmayan kılım döndü diyen montofon ineği gibi yatar !..
Sadece hafta sonları, o da hepi topu 1,5 saatliğine Arena’ya çıkılır..
Arena’da yenersen, önündeki 7 gün kebap yapabilirsin..
Ama yenilirsen, gelecek haftaya bakacağız artık, klasiğini çalıp, gelecek hafta biraz sıkarsın, olur biter, hayat ta böyle –mış gibilerle geçer gider..
O eskidendi, yani Arena dediğin, sonunda aslanlara yem olmak falan yoktur artık !..

Bandırmaspor maçında Altınordu A Takım formasını temsil eden Futbol Emekçileri,
Siz Altınordu Futbol Kulübü’nün ülkemiz için ne kadar değerli olduğunun farkında değilsiniz !..
– Olsaydınız bu kadar MİSKİN, SİLİK ve KORKAK maç çıkarmazdınız !..
Altınordu Misyonu’nun yüklendiği Değerler’in de farkında değilsiniz !..
– Olsaydınız COŞKULU, TEMPOLU ve CESUR futbol oynardınız..

Benim sizinle işim bitmiştir.
Beni uyandırdığınız için, bu hamlemi 2 yıl önceye çekmeme neden olduğunuz için, hepinize teşekkür ederim.

2016 yılının son maçına kadar bu formayı giyin, ama ADAM gibi giyin ve ara transferde hepiniz gidin. NOKTA.

2017 yılında bizi “Evlatlarımız”la baş başa bırakın !..

1 Ocak 2017 Altınordu Organizasyonu için YEPYENİ BİR DÖNEM BAŞLAYACAK..
Önce geri çekileceğiz, sonra “Evlatlarımız”’la iyi hazırlık yapıp bir daha geri adım atmamacasına ileri hamle yapacağız..

Hayatın anlamı olacak.. Patinaj yapıp durmayacağız..
– 05.01.2007 > Kazmayı ilk vurduğumuz gün idi.. Bir sürü şahit ve fotoğraf var..
– 08.01.2017 > “Evlatlarımız”ı ilk 11 süreceğimiz ilk Gün olacak.. Belki o gün Eskişehir’den 5 yiyeceğiz..

Ama bir gün Tarih şöyle yazacak ;
– Evet, bu Avrupa Şampiyonu Altınordu A Takımı Öz Kaynak Futbolcuları, 7 yıl önce çıktıkları ilk profesyonel maçlarında 5 yemişlerdi..

Ya Rab duy sesimi, o günü göster ve sonra beni yanına al Ya Rab..

Seyit Mehmet ÖZKAN
Altınordu Yediemini”