O Yemin Tutmaz(dı)

Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Nisan ayında yürürlüğe girdi.

Bu kanunda hiçbir pratik etkisi olmayacak, sadece cila niteliğinde birçok düzenleme var.

O düzenlemelerden biri Türkiye Futbol Federasyonu’nun ilk derece kurulları ile Tahkim Kurulu üyeleri için getirilen yemin zorunluluğu.

Okumaya devam et O Yemin Tutmaz(dı)

Futbol Hakemleri Anayasa Mahkemesine Başvurabilirler mi?

Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK), Süper Lig’de görev alan hakem kadrosunu yeniden belirlerken 13 ismi listeden çıkardı.

Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Ali Palabıyık, Halis Özkahya, Abdulkadir Bitigen, Bahattin Şimşek, Hüseyin Göçek, Suat Arslanboğa, Burak Şeker, Alper Ulusoy, Mert Güzenge, Tugay Kaan Numanoğlu ve Özgür Yankaya‘nın görevlerine bu sezon için son verildi.

Bu hakemlerin listeden çıkarılmaları hakkında çok spekülasyon yapıldı.

MHK başkanı Ferhat Gündoğdu’nun yayıncı kuruluşa verdiği röportaj kafaları karıştırdı.

Ferhat Gündoğdu’nun açıklamaları MHK’nın kararının hukuka aykırı olduğunu açıkça ortaya koydu.

Bazı hakemler TFF Tahkim Kurulu’na başvurdular.

TFF Tahkim Kurulu hukuka göre hareket ederse, MHK’nın kararını iptal etmeli ancak bu kurul bu şekilde çalışmıyor. Kurulun başvuruları reddetmesi sürpriz olmaz.

Peki TFF Tahkim Kurulu başvuruları reddederse ne olacak? Hakemler TFF Tahkim Kurulu kararına karşı bir makama başvurabilirler mi?

Sorunun cevabı çok basit olmasına rağmen Türkiye’de bazı spor hukukçularının mevzuattan bihaber şekilde yorum yaptıklarını gördüm.

Doğru cevabı vereyim.

Hakemler, TFF Tahkim Kurulu’nun olası red kararına karşı Türkiye’de hiçbir yargı merciine başvuramayacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, zorunlu tahkim kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulmasını yasaklıyor.

Türkiye’de bazı spor hukukçuları “yargı merciine başvuru” yasağını bölge adliye mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile sınırlı başvuru yasağı zannediyorlar. Bu hukukçular TFF Tahkim Kurulu’nun kararlarının verilmekle kesinleşeceğini ve bu kesinleşen kararlara karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabileceğini, bireysel başvuru yapılabileceğini iddia ediyorlar.

Bu görüş (!) mevzuat bilmemekten kaynaklanıyor.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun şartları özel kanunda düzenleniyor.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca, Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvurunun konusu olamaz.

Anayasa, sporda zorunlu tahkim kararlarını yargı denetimi dışında bırakıyor. Haliyle, zorunlu tahkim kararlar hakkında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılamaz.

Sonuç olarak, MHK’nın liste dışı bıraktığı hakemler, TFF Tahkim Kurulu’nun olası red kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvuramayacaklar.

TFF Tahkim Kurulu’nun kararı ile iç hukuk yolları tükenmiş olacak. Hakemler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilecekler.

Türkiye Futbol Federasyonu’nda AİHM Etkisi

Türkiye Futbol Federasyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararlarından sonra yapılan yeniden yargılama taleplerini değerlendirmeye başladı.

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, daha önce ceza verdiği ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili ceza kararları hakkında ihlal kararları verdiği dosyaları tekrar incelemeye başladı.

PFDK, hakem İbrahim Tokmak, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski yöneticileri Mehmet Şekip Mosturoğlu ile İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun yeniden yargılama başvurularını kabul etti ve bu isimler hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verdi.

PFDK ÜYELERİ ARASINDA YANLIŞTA ISRAR EDENLER VAR

PFDK’nın bu kararları oyçokluğu ile aldığını dikkate alalım.

PFDK içinde ayrışma olmuş. Bir veya birkaç üye AİHM kararlarına rağmen ceza verilmesi konusunda ısrarcı olmuş.

Bu üyeler kim? Hangi gerekçeyle hukuka aykırılıkta inat ediyorlar?

Yanıtları gerekçeli kararlar tebliğ edildiğinde öğrenebiliriz.

Müvekkilim İbrahim Tokmak’ın dosyası ile ilgili gerekçeli karar tarafıma tebliğ edildiğinde, detayları blogda paylaşacağım.

AİHM’YE BAŞVURULAR ARTACAK

AİHM ihlal kararlarından sonra PFDK’nın yeniden yargılama yapması ve ceza tayinine yer olmadığına karar vermesi Türk spor hukuku açısından büyük önem arz ediyor.

Maalesef Türk Anayasası spor federasyonlarının sporun disiplinine ilişkin kararlarına karşı devlet mahkemesine başvurmayı yasaklıyor. Anayasa bu haller için zorunlu tahkim öngörüyor.

Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu ile Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’nun bağımsız ve tarafsız olmadığı kabul ediliyor.

Ne yazık ki bu tahkim kurullarının kararlarına karşı yargıya başvurmak yasak.

Anayasa zorunlu tahkim kararlarını yargı denetimi dışında bıraktığı için bu kararlara karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak da mümkün değil (Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun md. 45/III).

TFF Tahkim Kurulu ve SGM Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvurulamadığı için mağdurlar ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabiliyorlar.

Bugüne kadar AİHM’ye çok az başvuru yapıldı.

2020 yılından beri AİHM önce TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı, adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğü ile ilgili ihlal kararları verdi. AİHM son olarak SGM Tahkim Kurulu’nun kararına karşı yapılan başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

AİHM’nin ihlal kararları sonucunda Türkiye’de yargılamanın yenilenmesi talep edilebiliyor.

PFDK’nın ceza tayinine yer olmadığına dair kararları Türk futbol camiası için uyarı olmalı!

Adil yargılanmadığını düşünen, insan haklarının ihlal edildiğine kanaat getiren herkes TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı AİHM’ye başvurmalı.

AİHM’ye gerçek kişiler (insanlar) ve tüzel kişiler (kulüpler, şirketler) başvurabilir.

İlerleyen günlerde çok sayıda sporcu, antrenör, yönetici, hakemin AİHM’ye başvuracağını düşünüyorum. Başvurucu sayısının katlanarak artmasını umuyorum.

NOT:

AİHM’nin TFF ile ilgili ihlal kararı verdiği başvurular aşağıdadır.

Ali Rıza ve Diğerleri Başvurusu

İbrahim Tokmak Başvurusu

Sedat Doğan Başvurusu

Deniz Naki ve Amed Sportif Faaliyetler Kulübü Derneği Başvurusu

Ekşioğlu ve Mosturoğlu Başvurusu

Yargıtay, Eşcinsel Hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın Tazminat Talebini Reddetti

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, eşcinsel olduğu gerekçesiyle hakemlik görevine son verilen futbol hakemi Halil İbrahim Dinçdağ’ın tazminat talebini oy çokluğuyla reddetti.

Ne yazık ki çoğunluk üyeleri, klasik şekilde, hiçbir gerekçe sunmadan karar düzeltme talebinin yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar vermişler.

Azınlıkta kalan Yargıtay üyesi ise karar düzeltme talebinin iki gerekçeyle kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiş:

  • Cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmemesi biçimindeki uygulamanın, davacının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağı kapsamında kaldığından davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.
  • Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanması, davacının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar niteliktedir.

Karşı oy sahibi üye, “Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesini İsteme Hakkı ile Ayrımcılık Yasağı yönünden yaptığı değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin [Z.A. Başvurusu, B.No: 2013/2928, 18/10/2017 künyeli kararındaki Üye …’ın karşı oy görüşünden yararlandığını” belirtmiş. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararında birden çok karşı oy var. AYM’nin kararına baktığımda, Yargıtay üyesinin AYM Başkanvekili Engin Yıldırım‘ın görüşlerinden etkilendiğini gördüm.

Bu karar bugün medyada haber oldu.

Kararı Yargıtay’ın sitesinde aradım ve buldum.

Aşağıda kararı paylaşıyorum. Kararın altında ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin konuyla ilgili ilk kararını paylaşacağım.

Kararı paylaşmadan önce, Halil İbrahim Dinçdağ‘ın önündeki yolu kısaca anlatayım.

Karar düzeltme talebinin reddi ile birlikte, iç hukuk yolları tükenmiş oldu. Dinçdağ, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacaktır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruyu reddederse, Dİnçdağ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararını merakla bekliyorum. Türk sporcu açısından çok büyük önemi olacak. Maalesef Türkiye’de sporda ayrımcılık, eşcinsel hakları hiç tartışılmıyor. Bu bireysel başvuru, belki AİHM başvurusunun ardından Türk spor kamuoyu bu konuyu tartışmaya başlar. Türk spor hukuku açısından yeni bir dönemin başlayacağına inanıyorum.

Birkaç hususa daha değinmek istiyorum.

Türkiye’de yargı kararları anonimleştiriliyor. Davanın tarafları üç nokta (…) ile saklanıyor. Ayrıca yer, mekân isimleri de siliniyor. Hatta ilk derece ve yüksek yargı kararlarının esas ve karar numaraları da gizleniyor. Birçok kararda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının başvuru numaralarının silindiğini gördüm.

Yargıtay, aşağıda paylaşacağım kararda da tarafların isimlerini anonimleştirmeye çalışmış ama becerememiş.

Karşı oyun ilk paragrafında davanın tarafları açık edilmiş.

Paragraf şöyle:

“Dava; davalı … Federasyonuna (TFF) bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacıya, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulması sonrası ortaya çıkan cinsel yönelimi dolayısıyla TFF Trabzon İl Hakem Kurulunca görev verilmemesi nedeniyle zarara uğradığından bahisle maddi; davacıya uygulanan ayrımcı muamele ile cinsel yöneliminin açığa vurulmasından dolayı ayrımcılık yasağı (eşitlik ilkesi) ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlali nedeniyle de manevi tazminat istemine ilişkindir.”

TFF kısaltmasını ve futbol ifadesini görünce, davalının Türkiye Futbol Federasyonu olduğunu hemen anlıyoruz.

eşcinsel” ve “Trabzon İl Hakem Kurulu” ifadelerini internette arayınca karşımıza sadece Halil İbrahim Dinçdağ’ın ismi çıkıyor.

Maalesef Adalet Bakanlığı kararları anonimleştirmeyi öğrenemedi. Umarım en kısa zamanda bu işi düzgün yapmaya başlarlar.

Kararı aşağıda paylaşıyorum.

Karardaki linkler, orijinal metinde yer almamaktadır. Ben linkleri ekledim. Kararda atıf yapılan Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına erişebilirsiniz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08/03/2021, 2020/3822 E. , 2021/1035 K.

Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 30/09/2020 gün ve 2020/2480-2020/3106 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’un 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 2. ve 4/b-1. maddeleri gereğince takdiren 490,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 08/03/2021 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava; davalı … Federasyonuna (TFF) bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacıya, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulması sonrası ortaya çıkan cinsel yönelimi dolayısıyla TFF Trabzon İl Hakem Kurulunca görev verilmemesi nedeniyle zarara uğradığından bahisle maddi; davacıya uygulanan ayrımcı muamele ile cinsel yöneliminin açığa vurulmasından dolayı ayrımcılık yasağı (eşitlik ilkesi) ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlali nedeniyle de manevi tazminat istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi; davacının askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporunun, TFF Merkez Hakem Kurulu İç Talimatnamesi’nin 25. maddesindeki “Sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar.” şeklindeki düzenleme uyarınca geçerli sağlık raporu bulunmadığından bahisle davacıya hakemlik görevi verilmediği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 04/07/2018 tarihli ve 2016/7938 Esas, 2018/5283 Karar sayılı ilamıyla, tarafların diğer temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddelerinde belirlenen kişisel haklar kapsamında kalmadığı düşüncesiyle davacının manevi tazminat talebinin tümden reddedilmesi gerektiğinden bahisle kararı bozmuş, davacı vekilinin karar düzeltme istemini de reddetmiştir.

Bozmaya uyan mahkemece Dairemizin bozma gerekçeleri doğrultusunda davacının manevi tazminat talebi reddedilmiş, bu karara karşı davacı vekilinin temyiz istemi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/09/2020 tarihli ve 2020/2480 Esas, 2020/3106 Karar sayılı ilamıyla, kararın bozma ilamına uygun olduğundan ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden reddedilerek ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır.

Temyiz ilamında bildirilen gerekçe hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin karar düzeltme istemi oy çokluğuyla reddedilmiştir. Sayın Çoğunluk ile hangi gerekçelerle aynı düşüncede olmadığımı aşağıda iki başlık altında izah edeceğim:

A) Dava konusu uygulama nedeniyle davacının özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediği,

B) Temel hak ve özgürlükler ile usuli kazanılmış hakkın korunması ilkesi çatıştığında/yarıştığında hangisine üstünlük tanınması gerektiği.

A) Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesini İsteme Hakkı ile Ayrımcılık Yasağı Yönünden Değerlendirme (Bu başlık altındaki değerlendirmeler ve atıf yapılan kararlar için Anayasa Mahkemesinin [Z.A. Başvurusu, B.No: 2013/2928, 18/10/2017] künyeli kararındaki Üye …’ın karşı oy görüşünden yararlanılmıştır.)

a) Dava Konusu Olay

TFF’ye bağlı futbol hakemi olarak görev yapmakta olan davacı, psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle askerlik ödevinden muaf tutulmuş, bu muafiyet sonrası cinsel yönelimi öğrenilmiş, doğrudan veya dolaylı şekilde dosyadan anlaşıldığı ve Dairemizin de davacının maddi tazminat talebini değerlendirirken kabul ettiği üzere cinsel yönelimi nedeniyle kendisine İl Hakem Kurulunca görev verilmemiştir. Bu muameleden sonra davacı hakemlik görevini icra edemez hâle gelmiş, iş ve meslek hayatı ile özel yaşamı bu durumdanolumsuz etkilenmiştir. Davacının bu sorunları yaşamasında, askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporu sunduktan sonra TFF Merkez Hakem Kurulu İç Talimatnamesi’nin 25. maddesindeki “Sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar.” şeklindeki kural uyarınca geçerli sağlık raporu bulunmadığından bahisle hakemlik görevi verilmemesinin belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.

Davacıya hakemlik görevi verilmemesinde cinsel yönelimi (eşcinsel olması) belirleyici tek etken olduğundan ayrımcılık iddiasının makul nedenlere dayandığı kabul edilmelidir. Bu nedenle davacının cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğradığı yönündeki iddiasının Anayasa’nın 10. ve 20. maddeleri kapsamında incelenmesi gerekir.

Davalı tarafın savunmalarında, davacının eşcinsel olması nedeniyle hakemlik görevi verilmediği iddiaları kabul edilmese de dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davacının askerliğe elverişli olmadığına ilişkin raporunu il hakem kuruluna sunduktan sonra sağlık sorunları ve mevzuat gerekçe gösterilerek çeşitli bahanelerle ayrımcı muameleye tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının maruz kaldığı muamele, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında ayrımcılık nedeni olarak kabul edilen cinsel yönelimle doğrudan bağlantılıdır.

b) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uygulaması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesi, “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir” ve 14. maddesi “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” hükümlerini amirdir.

Kamusal görev üstlenme, AİHS ile güvence altına alınan bir hak değildir. Ancak AİHM, kişilerin kamuda veya özel sektörde iş bulmalarının zorlaştırılmasını veya engellenmesini veya belirli bir mesleğe erişimin kamu makamlarınca engellenmesini özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında incelemektedir.

AİHM ayrımcılığı, “nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamele edilmesi” şeklinde tanımlamaktadır (AİHM; Zarb Adami & Malta, B. No: 17209/02, 20/06/2006, § 71; Kiyutin & Russia B. No: 2700/10, 10/03/2011 § 59). AİHS’nin 14. maddesi bakımından bir muameledeki farklılık “objektif ve makul bir haklılığa” sahip değilse veya “meşru bir amaç” izlemiyorsa, izlenilen yol veya araç ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurulamıyorsa Mahkeme’ye göre ayrımcılık söz konusudur (AİHM; Abdulaziz, Cabales and Balkandali & The United Kingdom, B. No: 9214/80, 25/05/1985, § 72; Marckx & Belgium, B. No: 6833/74, 13/06/1979, § 33). Burada kamusal yarar ile kişinin ihlal edilen hakkı arasında adil veya makul bir denge kurulmaya çalışılmaktadır.

AİHS’nin 14. maddesinde açıkça sayılmamasına karşın AİHM, cinsel yönelime ve cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcı uygulamaları bu madde kapsamında koruma altına almaktadır. Mahkeme, cinsel yönelim temelli farklı muamelenin nesnel ve makul olarak kabul edilebilmesi için kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantının ve oldukça önemli gerekçelerin varlığını aramakta ve farklı topluluklar arasındaki muamele farklılığının yalnızca cinsel yönelimden ve cinsiyet kimliğinden kaynaklanması söz konusu olduğunda AİHS’nin 14. maddesinin ihlali sonucuna ulaşmaktadır (AİHM; E.B. & France [BD], B. No: 43546/02, 22/01/2008 § 91, 96; Fabris & France [BD], B. No: 16574/10, 07/02/2013, § 56; Karner & Austria, B. No: 40016/98, 24/07/2003; Pajić & Croatia, B. No: 68453/13, 23/02/2016, § 83; X. & Turkey B. No: 24626/09, 09/10/2012, § 57).

AİHM’ye göre kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel hayatın gizliliğine yönelik bir müdahale oluşturmaktadır (AİHM; Özpınar & Turkey, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 72). Özel hayatın bir yönüyle bireyin kendi kişiliğini geliştirme ve gerçekleştirmek için diğer insanlarla, özellikle duygusal ilişkiler kurma ve bunu devam ettirme hakkı olduğu vurgulanmıştır (Özpınar & Turkey, § 47-48).

Mesleki hayat kapsamındaki faaliyetlerin de özel hayat kavramına dâhil olduğunu kabul eden AİHM’ye göre özel hayat kavramını, bireyin kişisel hayatını dilediği gibi yaşayabileceği bir iç alanla kısıtlamak ve bu alanın dışında kalan dış dünyayı bu alandan tamamen hariç tutmak aşırı sınırlayıcı bir yaklaşım olacaktır (AİHM; Y.Y. & Turkey, B. No: 14793/08, 10/03/2015, § 57; Schlumpf & Switzerland, B. No. 29002/06, 08/01/2009, § 77-78). Kişinin özel yaşamındaki davranışları ve sosyal ilişkilerinin, mesleki yaşamı, ilişkileri ve görevine olumsuz etkilerinin somut olarak ortaya konulmadığı hâllerde özel hayatın gizliliğine saygı duyulmasını isteme hakkının ihlali söz konusudur (AİHM; Smith and Grady & The United Kingdom, B. No. 33985/96 ve 33986/96, 27/09/1999 § 97-98; Lustig-Prean and Beckett & The United Kingdom, B. No: 31417/96 ve 32377/96, 27/09/1999, § 90; Beck, Copp and Bazeley & The United Kingdom, B. No. 48535/99, 48536/99 ve 48537/99, 22/10/2002; Perkins and R. & The United Kingdom, B. No: 43208/98 ve 44875/98, 22/10/2002). Örneğin AİHM; bir hâkimin özel hayatında arkadaşlık ettiği kişiler ve giyim tarzı, yaptığı aşırı makyaj vs. ön plana çıkarılarak meslekten çıkarılmasını incelediği bir başvuruda, söz konusu hâkimle ilgili iddiaların bu kişinin mesleğini icrasına etkisinin somut olarak ortaya konulamadığı hususunu vurgulayarak AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Özpınar & Turkey, § 72).

c) Anayasal Durum, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay Uygulaması

Anayasa’nın 10. maddesi gereğince “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. … Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi, AİHS’nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağına göre daha kapsayıcı olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden bağımsız olarak da ileri sürülebilecek öznesi herkes olan temel bir ilkedir. Toplumun çoğunluğundan farklı cinsel yönelime sahip kişilerin “herkes” kapsamında hak özneleri olarak anayasada yer verilen hak ve özgürlüklerden ayrımcılık yasağı kapsamında yararlanmaları gerektiği kuşkusuzdur. Kaldı ki maddede ayrımcılık sebepleri “ve benzeri sebeplerle” ibaresi ile ucu açık bırakılmıştır. Hukuk kuralları; yaşayan dinamik bir organizmadır, katı ve şekli sınırlara sıkı sıkıya bağlı yorumlandığında çağın şartlarına ve ihtiyaçlarına çözüm getirmeleri mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında Anayasa’nın 10. maddesinde ucu açık, yoruma elverişli ve esnek bir ayrımcılık temeli benimsendiğinden cinsel yönelimin de bu kapsamda kaldığını kabul etmek gerekir. Çünkü cinsel yönelim; ırk, cinsiyet, köken, renk kadar ciddi bir ayrımcılık temeli olarak özel hayatın mahrem yönlerinden birini oluşturur (AYM; Sinem Hun, B. No: 2013/5356, 08/05/2014, § 32; Ahmet Şanci, B. No: 2012/29, 05/11/2014; Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 08/05/2014, § 41; Mehmet Fatih Yiğit ve Diğerleri, B. No: 2014/16838, 09/09/2015 § 82).

Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası uyarınca “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir…” Anayasa’ya göre özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesini güvence altına almaktadır. Bu çerçevede mahremiyet alanında cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata dâhil olduğu hususunda şüphe yoktur. Bireylerin diğer insanlarla ilişki ve etkileşim içinde olduğu mesleki faaliyetlerini yürüttüğü alanlar da özel hayata saygı hakkı dışında tutulmamaktadır (AYM; Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 35). Anayasa Mahkemesi kişilerin mesleki hayatları ile özel hayatları arasında yakın ilişkinin bulunduğunu ve özel hayatı ilgilendiren durumların, kişinin mesleği ile ilgili tasarruflarda temel alınmasının özel hayata saygı hakkının kapsamında inceleneceğini kabul etmektedir (AYM; Serap Tortuk, § 37; Bülent Polat [GK], B. No:2013/7666, 10/12/2015, § 62; G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, § 41).

AYM’ye göre özel hayat; “…kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı…” gibi unsurları koruyarak kişinin herhangi bir dış müdahaleye maruz kalmadan hayatını arzuladığı şekilde sürdürmesini güvence altına almak anlamına gelir. Esasen Anayasa’nın 20. maddesi, kişilerin özel hayat ve aile hayatlarına karşı devletin keyfî müdahalelerinin önlenmesini amaçlamaktadır (Bülent Polat, § 62).

Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (AYM; Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/06/2014, § 115; İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/07/2014, § 48; Hüseyin Kesici, B. No: 2013/3440, 20/4/2016, § 56).

Danıştay 12. Dairesi de 07/11/2014 tarihli ve 2011/750 esas, 2014/7169 karar sayılı ilamında; Anayasa’nın 10. maddesindeki “kanun önünde ayrım gözetilmeksizin eşitlik” ifadesine atfen Anayasa’nın 20. maddesinin ihlaline yol açabileceğinden bahisle eşcinsel bir öğretmenin işten atılmasını hukuka aykırı bulmuştur.

d) Değerlendirme

İdare makamları veya işveren, ayrımcı muameleye görünür gerekçeler ve bahaneler üretebildiklerinden doğaldır ki ayrımcılığın kanıtlanması her zaman kolay değildir. Bu durumda ayrımcı muamelenin hukuka uygun her türlü delille ispatı mümkündür. Somut olayda davacının ayrımcı muameleye uğradığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İl Hakem Kurulunca davacının hakemlik yapma isteği psikoseksüel bozukluk (eşcinsel) teşhisiyle sağlık raporu alması sonrası kabul edilmemiş, ilk derece mahkemesi de bu kabule dayalı olarak davacının hakemlik görevini yapamadığından bahisle maddi tazminata hükmetmiş, hükmün bu kısmını Dairemiz onamıştır. Dolayısıyla kanaatimizce davacıya, benzer durumdaki kişilerden farklı muamelede bulunulduğu sübuta ermiştir.

Davacının cinsel yönelimi nedeniyle aynı veya benzer konumda olan diğer kişilerden farklı bir muameleye uğradığı tespitinden sonra ikinci aşama olarak bunun haklı bir sebebinin veya meşru bir amacının olup olmadığına bakılmalıdır. Davacının hakemlik görevine iade talebinin reddedilmesi, mesleki yetersizlik veya bununla ilgili bir nedenden dolayı değil özel hayatıyla ilgili tercihinden kaynaklanmıştır. Eşcinsel olan bir kişinin, mevcut mevzuat uyarınca hakemlik görevini yapamayacağını öngören bir kural veya bu yönde bir iddia da bulunmamaktadır.

Öte yandan, cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmediğini ve bu durumun kamuoyu tarafından öğrenildikten sonra davacının kamuda görev almasının veya özel sektörde çalışmasının artık kolay olmayacağı, özel hayatında da sorunlar ve dışlanma yaşayacağı açıktır. Nitekim davacının bu yönde şikâyetleri de dosya kapsamında yer alan dilekçelerinden anlaşılmaktadır. Kişinin çalışma yaşamı ve mesleki faaliyetleri kişiliğinin gelişimi ve gerçekleştirilmesi için ona imkân tanıyan önemli bir hayat alanı olup özel hayat hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Davacı, maruz kaldığı müdahaleyle görevine geri dönememiş ve bu nedenle geçimini sağlamaktan alıkonulmuştur. Bu durum ise kişinin yakın çevresiyle ve diğer insanlarla ilişkilerinde ve niteliklerinin cevap verdiği işi yapma yetkisini etkileyerek sosyal konumu, saygınlığı ve gelecek beklentileri üzerinde olumsuz sonuçlara neden olabilecek, sosyal ve hukuki dışlanmışlık sonucunu doğurabilecektir. Hukuka saygılı devlet ise bütün bireylere toplumda var olan fırsatlara erişmek için eşit ve adil imkânlar sunmak ve bunun önündeki engelleri kaldırmakla yükümlüdür. Farklı muamele kaynaklı ayrımcılıktan kurtulması için kişiden, şeref ve haysiyetini ilgilendiren ve kişiliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturan cinsel yönelimini inkâr etmesi veya değiştirmesi beklenemez. Bu nedenle somut olayda davacının kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin kabulü gerekir.

B) Usuli Kazanılmış Hak İlkesi Yönünden Değerlendirme

a) Usuli Kazanılmış Hak İlkesinin Bağlayıcılığı

Bilindiği üzere bir davada, mahkemenin veya tarafların yaptıkları bir usul işlemi sebebiyle taraflardan biri lehine doğan ve göz önüne alınması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denir. Bu müessesenin kanuni bir dayanağı bulunmayıp 1960’tan günümüze Yargıtay uygulamaları ile benimsenmiş ve akademik çalışmalarla da kabul görmüş bir ilkedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04/02/1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 09/05/1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı içtihatları). Usuli kazanılmış hak müessesesi, Yargıtayın bozma ilamına mahkemece uyulduktan sonra bozma ilamının bağlayıcı etkisinin kapsamını belirlemek amacıyla Türk hukuk sistemine girmiştir.

Usuli kazanılmış hak; usul ve esasa yani hukuka uygun karar verilmesinin, yargı kararlarında istikrarın, yargılamanın hızlı sonuçlandırılmasının ve kamu düzeninin sağlanması amaçlarına hizmet eden müessesedir. Yukarıda tarih ve sayıları verilen içtihadı birleştirme kararlarında bu husus şöyle açıklanmıştır:

“Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; Usul Kanununun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir.”

Ancak kamu düzeni ve hakkaniyet ilkeleri nedeniyle uygulamada bu hakka birçok istisna getirilmiş ve hakkın kapsamı epeyce genişletilmiş ve genişletilmeye de devam etmektedir. Uygulama ve doktrin tarafından geliştirilen ve sınırları çizilmeye çalışılan bu kurumu, yargılamada uyulması zorunlu bir hak olarak kabul etmek ve katı bir biçimde uygulamak, hakkaniyete aykırı sonuçlar da doğurabilmektedir.
Usuli kazanılmış hak, esasen Yargıtayın bozma ilamı sonrası karar veren ilk derece mahkemesinin yapacağı yargılamanın sınırlarını belirlemek amacı ile gündeme gelmiştir. Böylece, Yargıtay içtihatlarında sıklıkla tekrarlandığı üzere, bozma ilamı ile davanın, usul ve kanuna uygun bir yola sokulması amaçlanmıştır. İlk derece mahkemesince artık Yargıtay tarafından gösterilen ve doğru olduğu kabul edilen usul ve esaslar dairesinde yargılama yapılması zorunlu hâle gelmiştir. İlk derece mahkemesinin bozma ilamına uyması hâlinde artık Yargıtay tarafından gösterilen yolda ilerlemesi beklenir. Böylece; hem yargılamanın, Yargıtayca bozma ilamıyla çizilen esaslar dâhilinde devam ettirilerek doğru, adil ve hızlı bir biçimde sonuçlanması amacına ulaşılır, hem de mahkemeler arasındaki hiyerarşi, uyum, kararlardaki istikrar ve dolayısıyla da kamu düzeni sağlanmış olur.

Ancak bütün bu ihtimaller, Yargıtayın usul ve esas bakımından isabetli kararlar verdiği hâllerde geçerlidir. Yargıtay, bozulan karar tekrar önüne geldiğinde yanlış yaptığını fark etmişse yukarıda getiriliş gerekçeleri açıklanan usuli kazanılmış hak müessesesinin amaçları ortadan kalkmaktadır. Yargıtayın, yanlış kararda ısrar etmesi hâlinde yargılamanın doğru, adil ve hızlı bir biçimde sonuçlanması ve mahkemeler arasındaki hiyerarşi ve uyumun sağlanması ilkelerinden artık söz edilemez. Yargı merciince verilen hukuka aykırı bir kararın taraflardan biri lehine hak doğurması kabul edilemez ve usuli kazanılmış hak ilkesi, yanlıştan dönülmemesi için gerekçe olamaz. Tam aksine yanlıştan dönülmesi hâlinde dava doğru mecraya girmiş olur ve hakkaniyetin sağlanması, hukuki alanda istikrar, yargılamanın hızlı sonuçlandırılması ve kamu düzeni ilkeleri gözetilmiş olur.

Bunun içindir ki usuli kazanılmış hak müessesesine sürekli istisnalar getirilmektedir (kanun değişikliği, içtihadı birleştirme kararı, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, kamu düzenine aykırılık, mahkemenin görevi, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, talepten fazlasına karar verilmiş olması, bozma sonrası tarafların açık veya zımni iradeleri ile yargılamanın seyrinin değişmesi, harcın hesaplanmasında hata, maddi hata vb). Bu hâllerde de bozma sonrası taraflardan biri lehine durumlar söz konusu olabilmekte, hakkaniyete aykırı sonuçlar ortaya çıktığından usuli kazanılmış hak kuralı esnetilmeye çalışılmaktadır.
Bu açıklamalar göstermektedir ki Yargıtayın bozma ilamına uyan mahkeme, artık bozma gereğince işlem yapmak zorundadır, ancak bozma sonrası verilen kararın kanun yolu incelemesini yapan merci, özellikle temel hak ve özgürlüklerin üstün tutulması gereken hâllerde verdiği ilk kararından dönebilmelidir.

b) Temel Hak ve Özgürlük ile Usuli Kazanılmış Hakkın Çatışması

Özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, Anayasa’nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddelerinde; ayrımcılık yasağı ise Anayasa’nın 10. ve AİHS’nin 14. maddelerinde düzenlenmiş, önemli temel hak ve özgürlüklerdendir. Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası ile 148. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca AİHS ve eki Protokoller Türk hukuk sisteminin bir parçası hâline gelmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası antlaşmaların esas alınacağı açıkça belirlenmiştir. Söz konusu Anayasa değişikliği ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşma niteliğindeki AİHS, normlar hiyerarşisinde kanunlardan daha üstün bir konuma yükseltilmiştir.

Usuli kazanılmış hak müessesesi ise Yargıtay uygulamalarıyla hukuk sistemimizde yer almış, kanuni dayanağı bulunmayan bir ilkedir. Kanun ile düzenlenmiş olsa bile Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca temel hak ve özgürlük ile çatıştığında temel hak ve özgürlüğe üstünlük tanınması anayasal zorunluluk iken yargısal içtihatlarla hukuk sistemine girmiş olan usuli kazanılmış hak ilkesine üstünlük tanımak mümkün değildir. Bu nedenle, Dairemizin bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanmasının, davalının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar nitelikte olduğu düşüncesinde olduğumdan bu nedenle de ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatindeyim.

Sonuç itibarıyla;

a) Cinsel yönelimi nedeniyle davacıya hakemlik görevi verilmemesi biçimindeki uygulamanın, davacının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile ayrımcılık yasağı kapsamında kaldığından davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği,

b) Dairemizin bozma ilamına uyulmak suretiyle yeni bir karar verildiğinden bahisle, başka bir anlatımla usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının onanmasının, davacının temel hak ve özgürlüğünü kısıtlar nitelikte olduğu,

Düşünceleriyle, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/09/2020 tarihli ve 2020/2480 Esas, 2020/3106 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle karar düzeltme talebinin reddi yönündeki Sayın Çoğunluğun düşüncesine iştirak etmiyorum. 08/03/2021.

– – – – –

Aşağıda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin konuyla ilgili kararını paylaşıyorum.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 04/07/2018, 2016/7938 E., 2018/5283 K.

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 05/11/2010 gününde verilen dilekçe ile haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/12/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; davacının … İl Hakem Kurulunda il hakemi olarak görev yaptığını, 2008 yılında askere gittiğini ve 2009 yılında askerliğe elverişli olmadığından terhis edildiğini, daha sonra askerliğe elverişli olmaması nedeniyle davacıya maç verilmediğini, davacının psikoseksüel bozukluk nedeniyle askerliğe elverişli olmadığına ve bu durumun bir sağlık sorunu olmadığına ilişkin doktor raporunu sunmasına rağmen maç verilmemeye devam edildiğini, bu durumun ayrımcılık yasağının ihlali niteliğinde olduğunu, sonraki sezonda hakemlik yapabilmesi için gerekli olan atletik teste alınmadığını, 29/04/2009 tarihinde davalı tarafından … İl Hakem Kuruluna yazı gönderilerek davacı hakkında … Merkez Hakem Kurulu Hakemliğe Giriş Ünvan ve Klasmanlara Ayrılma İle Vize Yenileme Kural, Prensip ve Yöntemleri İç Talimatı’nın 25. maddesi gereğince işlem yapılması istenildiğini, davacının sınava alınmaması nedeniyle itiraz dilekçesi gönderdiğini, bu başvuru sonrasında davalının dilekçeyi basına sızdırdığını ve gazetelerde davacı hakkında haberler yapıldığını, davacı tarafından daha sonra verilen dilekçelere cevap olarak davacının atletik test koşu ve mazeret hakkını kullanmadığı için görev alamadığı ifadelerinin yer aldığını, davacının bu hakkı kullanması halinde elde edeceği hakkın il hakemliği yapmaktan ibaret olduğunu, oysa davacının atletik testlere katılımı sağlanmayarak klasman hakemliğine yükselme hakkının ortadan kalktığını, davalının bu kararının eşitlik ilkesine, özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkına, ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu, davacının cinsel kimliğinin deşifre edilmesi nedeniyle hakemlik yapamadığını, uzun yıllardır icra ettiği radyoculuk mesleğini yapamadığını, davalının bu eylemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; oluşan maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; davacıya mazeret sınavına ilişkin tebliğlerin yapıldığının davalı tarafından ispat edilemediği, bu nedenle davalının kusurlu olduğu, davacının sezonda görevlendirildiği maç sayısı hususunda yazılan yazılara net cevaplar alınmadığı için kesin ve net olarak zararının tespit edilemediği, 818 sayılı BK’nın 42. maddesi gereğince maddi tazminatın mahkemece takdir edilmesi gerektiği, davacının radyoculuk yapamaması ile dava konusu olay arasında irtibat bulunduğu, davacının klasman hakemliğine yükselme hakkının olduğu, davacının cinsel kimliğinin davalı tarafından basına sızdırıldığı ve ifşa edildiği hususlarının ispatlanamadığı, ancak davacının askerlik dönüşünde … Merkez Hakem Kurulunun İç Talimatının 25. maddesinde “sağlık problemleri nedeniyle askerlikten muaf tutulanlar hakemlik yapamazlar” hükmü gereğince davacının hakemliğe engel teşkil etmeyen durumuna rağmen bu sebeple kendisine 2009/2010 sezonunda hakemlik görevi verilmediği, daha sonra davalı tarafça bu hususun sağlık sorunu olmadığı şeklinde İç Talimat 25. maddesinin yorumlanarak internet sitesinde ilgilinin hakemlik yapmasına engel bulunmadığı şeklinde düzeltme yapıldığı, bu süreçte davalı tarafın iç talimat maddesini yanlış yorumlamak suretiyle davacının görev yapmasını kısa bir süre için de olsa engellediği, bu şekilde davacının manevi yönden zarar görmesine yol açıldığı gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Manevi tazminata karar verilebilmesi için BK 49 (TBK’nun 58) maddesindeki koşulların oluşması gerekir.

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49. maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve BK.49 (TBK’nın 58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Davaya konu olayda; olayın gelişim şekli bir bütün olarak değerlendirildiğinde manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. Şu durumda; manevi tazminat isteminin tümden reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) sayılı bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay: “Sözleşmeden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda TFF Tahkim Kurulu Kararlarına Karşı Yargı Yolu Açıktır”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi sporcu (spor hizmet) sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hakkında önemli kararlar vermeye başladı.

Yargıtay, kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunu açıkça ifade etti, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu açıkladı.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yakın tarihli bir diğer kararında uygulamada büyük sorunlar yaşanan ve hukukçular arasında tartışılan bir konuya nokta koydu.

Türkiye’de birçok spor hukukçusu TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargıya başvurulamayacağını kabul ediyor. Bu hukukçular Anayasanın 59’uncu maddesinde yer alan “tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz” hükmüne dayanıyorlar.

Oysa yargı yoluna başvuru yasağını konu alan bu düzenlemeyi ilgili maddenin bir diğer cümlesi ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Anayasanın 59’uncu maddesinde “spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği” öngörülüyor.

Sözleşmesel uyuşmazlıklar yukarıdaki düzenlemenin kapsamında değil.

Anayasa değişikliğine dair kanun teklifinin gerekçesinde ve TBMM Anayasa Komisyonu’nun kanun teklifi ile ilgili raporunda alacak haklarına dair uyuşmazlıkların Anayasa değişikliği kapsamında olmadığı, bu uyuşmazlıkların adli yargıda görüleceği belirtildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, futbolcu Serdar Kesimal‘in Fenerbahçe Futbol A.Ş.‘ye karşı açtığı hakem kararının iptali davasına dair temyiz başvurusunda yukarıda belirttiğim konuları kapsamlı şekilde değerlendirmiş. Mahkeme Anayasanın 59’uncu maddesini tarihi yorum metoduyla yorumlamış. Yargıtay, Anayasa md. 59’un profesyonel futbolcu ile kulübü arasındaki sözleşmesel uyuşmazlıklara uygulanmadığını, TFF Tahkim Kurulu’nun sözleşmesel uyuşmazlıklarla ilgili kararlarının kesin olmadığını ve TFF Tahkim Kurulu’nun bu kararlarının iptali için devlet mahkemesine başvurulabileceğini kabul etmiş.

Bu karar spor hukuku ve özellikle spor tahkimi açısından büyük önem arz ediyor.

Profesyonel futbolcu ve kulüp arasındaki sözleşmede tahkim şartı yer alabilir. Sözleşmede TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun görevli olduğu kabul edilebilir.

Futbolcu, kulübe karşı Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na başvurabilir ancak UÇK’nın kararından memnun kalmayabilir. Bu durumda futbolcu UÇK’nın kararına karşı TFF Tahkim Kurulu’na başvuracak. TFF Tahkim Kurulu’nun kararı ise kesin değil. Futbolcu veya kulüp TFF Tahkim Kurulu’nun kararının iptali için devlet mahkemesine başvurabilir. Hakem kararının iptalini talep edebilir.

DİĞER SORUNLAR

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararını geniş anlamda değerlendirmek, Türk spor yargısı, spor tahkimi ile ilgili bazı sorunları ortaya koymak gerekiyor.

KURULLAR BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ DEĞİL

TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu gerçek anlamda tahkim faaliyeti yapmıyor. Bu kurullar hukuken tahkim kurulu değil.

UÇK ve TFF Tahkim Kurulu, TFF yönetim kurulu tarafından atanıyor. TFF yönetim kurulu ise TFF genel kurulunda kulüpler tarafından seçiliyor. Kulüpler, UÇK ve TFF Tahkim Kurulu üyelerinin belirlenmesinde baskın rol oynuyor. Kulüpler ile yakın bağı olan hukukçular bu kurullara atanıyorlar. Futbolcular, kulüplerin belirlediği kurullara başvurarak kulüplere karşı haklarını elde etmeye çalışıyorlar.

Gazeteci Atilla Türker, TFF hukuk kurullarının üyelerinin bazı kulüpler ve kulüp yöneticileri ile yakın ilişki içinde olduklarını ve bunun menfaat çatışması yarattığını ortaya koydu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ocak 2020’de verdiği Ali Rıza ve Diğerleri / İsviçre Kararı‘nda TFF Tahkim Kurulu üyelerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını açıkladı. (Kararın Türkçe çevirisi için bkz. https://tinyurl.com/alirizaturkiye)

AİHM’nin TFF Tahkim Kurulu ile ilgili değerlendirmeleri UÇK için de temel alınabilir. UÇK üyeleri de aynı gerekçelerle bağımsız ve tarafsız addedilmelidir.

TAHKİM ŞARTI GEÇERLİ Mİ?

UÇK ihtiyari tahkim olarak değerlendiriliyor. Kulüp ve profesyonel futbolcu arasındaki sözleşmede UÇK’yı görevli kılan tahkim şartı yer alabiliyor.

Peki bu tahkim şartı geçerli mi?

Yargıtay, UÇK’nın zorunlu tahkim olarak nitelendirildiği dönemde çelişkili kararlar veriyordu. Yargıtay’ın farklı daireleri temelde 3 farklı görüşü benimsemişti.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, “sözleşmenin kuruluşunda bizzat sözleşme içeriğinde tahkim şartı öngörülmesi halinde işçi, işverene bağımlı durumda bulunmakla tahkim şartının işçiyi bağladığından bahsedilemez” demiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bir başka kararında “antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesinin iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırma(yacağını)” kabul etmişti.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise “Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel kanunlarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsen(mesi halinde) sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerek(tiğini)” benimsemişti.

Bugün kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki tahkim şartının geçerliliği, tahkim şartı geçerli ise bu tahkim şartının işçinin devlet mahkemesine başvuru hakkını ortadan kaldırıp kaldırmadığı tartışılmalıdır.

Bu tartışma başlı başına makale konusudur.

KULÜPLERİN BELİRLEDİĞİ SÖZLEŞME CEZALARI GEÇERLİ Mİ?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararında, Fenerbahçe Spor A.Ş. ile futbolcusu Serdar Kesimal arasındaki uyuşmazlık incelenmiş.

Serdar Kesimal, kulübün izni olmaksızın bir hastaneye gitmiş ve rapor almış. Kulüp, bu davranışın sözleşmesel yükümlülüklere aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile Kesimal‘a 250.000 Avro para cezası vermiş ve anılan miktarı Kesimal’ın alacağından tenkis etmiş.

UÇK ise futbolcu hakkında tesis edilecek cezanın kazancı ile orantılı olmasının gerektiği bu sebeple 250.000 Avro cezai şart tutarının fazla olduğunu, – dalga geçer gibi – 200.000,00 Avro ceza verilmesinin uygun olacağını belirtmiş.

Kesimal’in avukatı UÇK’da ileri sürdü mü bilmiyorum ama öncelikle sözleşme cezasının geçerliliğinin tartışılması gerekiyordu.

Uygulamada, spor kulüplerinin disiplin talimatları hazırladığı ve bu disiplin talimatlarında sadece kulüpler lehine düzenlemeler getirildiği görülmektedir.

Bu disiplin talimatlarında yer alan cezalar sözleşme cezası niteliğindedir.

Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir (TBK md. 420/f. 1). Hem işçi hem de işveren yararına öngörülmüş ceza koşulu ile ilgili düzenlemelerde denklik mevcut değilse, bir başka anlatımla işçi aleyhine daha ağır bir ceza koşulu söz konusu ise işçinin sorumluluğu, işverenin sorumluluğundan daha ağır olamaz.

İlgili mevzuat ve Yargıtay içtihatlarının ışığında kulüplerin hazırladığı disiplin talimatlarının ve bu talimatlara dayanarak verdileri cezaların geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

Önümüzdeki günlerde Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, TFF Tahkim Kurulu daha çok konuşulacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yeni ihlal kararları vermesi bekleniyor. Yargıtay’ın da adalet ve hak arayışı mücadelesinde yeni yollar açmasını umuyorum.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararı aşağıdadır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 30/09/2020, 2020/3283 E.,  2020/5165 K.

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA)

Taraflar arasındaki tahkim kurulu kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davacı vekili avukat … ile davalı vekili yetki belgesine istinaden avukat … gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, müvekkilinin 14847 lisans numarası ile Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde tescilli Fenerbahçe Futbol A.Ş’nin futbolcusu olduğunu, davalı kulüp tarafından …,… Eğitim ve Araştırma Hastanesine Kulübün veya yetkililerinin yazılı izni olmaksızın gittiği ve rapor aldığı bu durumun Futbolcunun sözleşmesel yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile 250.000,00 Euro para cezası verilerek anılan miktarın futbolcu alacağından tenkis edildiğini, müvekkil futbolcunun tahakkuk etmiş alacaklarından 250.000,00 Euro’nun sözleşmede belirtilen vadeden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili ve müvekkil futbolcuya verilen 250.000,00 Euro para cezasının geçersizliğine hükmedilmesi için Uyuşmazlık Çözüm Kuruluna yapılan başvuru sonucunda Uyuşmazlık Çözüm Kurulunca müvekkil futbolcu hakkında tesis edilecek cezanın kazancı ile orantılı olmasının gerektiği bu sebeple 250.000 Euro cezai şart tutarının fazla olduğu, 200.000,00 Euro ceza verilmesinin uygun olacağı gerekçesiyle alacak talebinin kısmen kabulü ile; 50.000,00 Euro’nun 26.05.2016 tarihinden fiili ödeme tarihine kadar işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince kamu bankalarının Euro’ya uyguladıkları en yüksek yıllık tevdiat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine oy birliği ile karar verildiği, taraflarca uyuşmazlık çözüm kurulunun kararına karşı Tahkim Kuruluna başvurulduğu, Tahkim Kurulu 01.11.2018 tarihli kararı ile Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararında usule ve esasa aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddi ile kararın onanmasına oy çokluğu ile karar verdiğini ileri sürerek TFF Tahkim Kurulu’nun 01/11/2018 tarihli ve 2018/305 E., 2018/330 K. sayılı kararının iptaline ve 200.000 Euro’nun sözleşmede belirtilen vade tarihlerinden ayrı ayrı işleyecek devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, karar tarihinde yürürlükte olan yasa hükmü gereğince karara karşı yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesi ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda uyuşmazlık TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargı yoluna başvurulup başvurulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yasal mevzuatın incelenmesi gerekmektedir.

5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinde yer alan düzenlemeye göre (1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir. (2) Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi TFF talimatlarının yayımından veya itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren yedi gündür. (3) Tahkim Kurulunun oluşumu, görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler TFF Statüsünde belirlenir. Tahkim Kurulunun işleyişi ve usul kuralları TFF tarafından çıkarılacak talimatta yer alır.

(4) Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar (…)(1). (5) Tahkim Kurulu üyeleri de bu Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümlerine tabidir.

6. Maddenin 4. Fıkrasındaki “…..ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz.” hükmü Anayasa Mahkemesinin 26.02.2011 tarihli 2010/61 esas 2011/7 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Kararın gerekçesinde ” tahkim kurulu tarafından verilen kararlara karşı yargı yoluna başvurulamayacağı belirtilerek, tarafların yargı mercileri önünde dava haklarını kullanmaları engellenmektedir. Yasa koyucu, taraflara görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce aralarındaki uyuşmazlığı kısa sürede çözmek üzere tahkim kuruluna başvurma yükümlülüğü getirebilir ise de, bu kurulun kesin ve nihai kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaması Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale niteliğinde olup, hak arama özgürlüğü ile bağdaşmaz” . Açıklanan nedenlerle, kuralın “…ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz bölümünün Anayasa’nın 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iptalinin gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 6.1.2011 tarihli ve E.2010/61, K.2011/7 sayılı kararında kanun koyucunun, futbol sporu alanındaki uyuşmazlıkları çözmek üzere görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce Tahkim Kuruluna başvurma yükümlülüğü getirebileceğini ancak bu aşamadan sonra kararı benimsemeyen tarafa yargı yolunun açık tutulması gerektiğini vurgulamış ve 5894 sayılı Kanun’un Tahkim Kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasının Tahkim Kurulu kararları aleyhine yargı yoluna başvurulamayacağını düzenleyen kısmını Anayasa’nın 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra Anayasa’nın 59. maddesinde 6214 sayılı Kanunla üçüncü fıkra eklenerek; spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği, tahkim kurulu kararlarının kesin olduğu ve bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Anayasa’nın 59. maddesinde spor federasyonlarının yalnızca spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği ve tahkim kurulu kararlarına karşı yargı merciine başvurulamayacağı öngörülmüştür.

Anayasa’nın 59. maddesinin değişiklik teklif gerekçesine göre; Anayasada yapılan bu değişiklikle, sportif faaliyetlerin yönetilmesine ve disiplinine ilişkin ihtilafların süratle ve yargı denetimine tabi olmaksızın kesin olarak çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilgili kurulların müsabakalarla, kulüplerle, sporcularla ve sporla ilgili diğer kişiler hakkında verdikleri müsabakadan men, küme düşürme, ligden ihraç, ihraç, seyircisiz oynama ve puan tenzili gibi kararlarına karşı süratli ve kesin bir denetim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte, kulüpler ile sporcu ya da teknik adamlar gibi diğer kişiler arasındaki alacak uyuşmazlıkların bu şekilde çözüme kavuşturulmasına dair bir zorunluluk bulunmamaktadır. Dolayısıyla, spor kulüpleri ile sporcu, teknik adam ve sporla ilgili diğer kişiler arasındaki alacak haklarına dair uyuşmazlıklar yetki ve göreve ilişkin genel hükümler çerçevesinde adli yargı yerlerinde görülecektir. Böylece, sporla ilgili hizmet, vekalet veya benzeri diğer sözleşmelerden kaynaklanan ifa, ifa etmeme, fesih ve tazminat gibi uyuşmazlıklar ile diğer alacak hakları, genel hükümlere tabi olacaktır.

Adalet Komisyon raporuna göre; spor federasyonlarının organ ve kurullarının, sporun yönetilmesi ve disiplinine ilişkin olarak ihtar, kınama, para cezası, küme düşürme, hak mahrumiyeti, ligden ihraç, tescil iptali, üyeliğin askıya alınması ve üyelikten ihraç gibi bunun yanı sıra sporun yönetilmesine yönelik statü, talimat ve benzeri hukuki düzenlemeleri, müsabakaların icrasına, tatiline, ertelenmesine gibi verdikleri tüm kararlarına karşı sadece zorunlu tahkim yoluna gidilebileceği, zorunlu Tahkim Kurullarının kararlarının kesin olduğu, bu kararlara karşı istinaf, temyiz, karar düzeltme gibi kanun yollarına başvurulamayacağı, bu kararların hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tespit, iptal ve tazminat davası açılması mümkün olmadığı vurgulanarak yeniden yazılmıştır. Bu düzenleme karşısında kulüp, sporcu, teknik adam, sağlık personeli, menajer ve maç organizatörü gibi sporla ilgili kişilerin kendi aralarında imzaladıkları transfer, geçici transfer, menajerlik, hizmet, vekalet ve maç organizatörlüğü gibi tüm sözleşmelerden kaynaklanan alacak iddia ve talepleri ile mali haklar, sporun yönetilmesi ve disiplinine ilişkin olmadığından bu kapsam dışındadır. Bu çerçevedeki uyuşmazlıklar ya yargı mercileri nezdinde dava yoluyla ya da tarafların tercihine göre, karşılıklı yazılı mutabakatları ile yargı denetimine tabi olmak üzere spor federasyonlarının kurulları önünde de çözülebilecektir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin olmadığı taraflar arasında imzalanan sözleşmeye aykırılıktan kaynaklandığı Anayasa’nın 59 maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemenin spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin olduğu ve anılan konularda çıkan uyuşmazlıklarda zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği, tahkim kurulu kararlarının kesin olduğu ve bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı öngörüldüğü sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim kurulunca verilen kararlara karşı yargı yolunun açık olduğu Hal böyleyken mahkemece Tahkim Kurulunun 01.11.2018 tarihli 2018/305 esas 2018/330 sayılı kararının sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığa ilişkin olduğu ve anılan karara karşı yargı yolunun açık olduğu kabul edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2540TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 44,40 TL harcın istek halinde iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

“Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi” Hakkında Konuştuk

Koronavirüs salgını sürecinde kulüpler futbolculara ücretlerini ödemiyor, futbolcuları ücretlerinde indirim yapmaya zorluyor.

İstanbul Barosu Tahkim Merkezi Başkanı Av. İsmail Altay ile aşağıdaki soruları tartıştık:

  • Futbolcular, kulüplerin indirim taleplerini kabul etmek zorunda mı?
  • Kulüpler sözleşmelerde tek taraflı değişiklik yapabilir mi?
  • Ücreti ödenmeyen futbolcular hangi hukuki yollara başvurabilirler?
  • TFF, kulüpler ve futbolcular arasında çıkacak sözleşmesel uyuşmazlıklara müdahale edebilir mi?
  • Futbolcular Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na başvurmak zorundalar mı?
  • Uyuşmazlık Çözüm Kurulu gerçek anlamda bir tahkim kurulu mu? Kurulun üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Sözleşmesel uyuşmazlıklar TFF Tahkim Kurulu önüne getirilmeli mi?
  • Futbolcu sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda devlet yargısına başvurulabilir mi?
  • TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı nedir? Üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Ali Rıza ve Diğerleri” kararı Türk spor tahkimi sistemini etkiler mi?
  • Türk spor tahkimi nasıl yapılandırılmalı?

Yayını Youtube’da izleyebilir, Soundcloud ve Spotify’da dinleyebilirsiniz.

mertyasar · Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi



2008 Spor Şurası “Spor Hukuku Ön Komisyonu Raporu” Hakkında Görüşlerim

Önceki yazımda, 2008 yılında düzenlenen Spor Şurası’ndan bahsetmiştim. Şura’nın spor hukuku ön komisyonunun hazırladığı raporu yayınlamıştım.

Bu yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi paylaşacağım.

Görüşlerimi ön komisyon raporunu ve raporun planını temel alarak kaleme almıştım.

Ön komisyon raporuna ilişkin görüşlerim eksik olabilir. Raporumu tekrar okurken eksikleri fark ettim. Bununla birlikte, öngörülerimin gerçekleşmesine üzüldüm.

Şura’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ön komisyon raporunun hukuka aykırılığı, dünya gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğu ortaya çıktı.

  • Futbolda şike, teşvik primi aldı başını gidiyor.
  • Kulüpler, (eski) yöneticilerine borçlu hale geldi. Kulüpler battı.
  • Spor tahkimi çöktü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ali Rıza ve Diğerleri Kararı ile tabuta çivi çakmaya başladı.
  • Doping konusunda dünyada ilk 5’teyiz. Uluslararası raporlarda sporcuların, kulüp yöneticilerinin, federasyon başkanlarının rüşvet görüşmelerini okuduk. CAS kararlarını okurken Türk sporunun yolsuzluğa kurban edildiğini öğrendik.
  • Sporda şiddet önlenemiyor. Bakanlar, valiler, emniyet amirleri, belediye başkanları işin içinde.

Daha birçok olumsuzluk sayabilirim.

2008 Spor Şurası’nda bütün bu riskler dile getirildi. Maalesef bu uyarılar Şura sonuç bildirgesinde yer bulmadı.

Görüşlerim yüzünden hep azınlık içindeydim. Azınlık kalmaya devam ediyorum. Eleştiren, uyaran, öneriler sunan bir avuç hukukçu olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Karar alma mekanizması içinde değilim. Bu çarkın içine girmeyeceğim. Yöneticiler değişse bile bu yolsuz düzen içinde farklı sonuçlar alınabileceğine inanmıyorum.

Vicdanım rahat. Konuşuyorum. Yazıyorum. Tartışıyorum. Öğreniyorum ve öğretiyorum. Görüşlerim değişiyor ama özü asla değişmedi, değişmeyecek. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük için düşünmeye, yazmaya devam edeceğim.

Aşağıdaki görüşleri -12 yıl önce kaleme alındığını göz önüne alarak- okumanızı ve değerlendirmenizi rica ediyorum.

Eleştiri, görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

– — – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

GİRİŞ

Her devlet, federasyonların veya liglerin yayın haklarının merkezi veya bireysel satışına ulusal rekabet hukukunu uygulamaktadır.

Her devlet, spor sektöründeki işverenle sporcu işçi arasındaki sözleşmelere kendi hukukunu uygulamakta ve kendi mahkemeleri bu uyuşmazlıkları çözümlemektedir.

Her devlette, doğal olarak, yerel mahkemeler, ulusal hukuku temel alarak spor sektörünün çeşitli aktörleri arasındaki uyuşmazlıkları çözmektedirler. Böylece bu alanda binlerce karar ve buna bağlı olarak içtihat oluşmuştur.

Avrupa’da bugüne kadar ulusal hukukun uygulanmasının sporun özerkliğine zarar verdiği iddia edilmemiştir.

Avrupa Birliği de sporla ilgili politika oluşturmaya başlamıştır. Avrupa Birliği’nin sporla ilgili özel yetkisi bulunmamaktadır. Ancak diğer alanlardaki yetkileri aracılığıyla spor sektörüne müdahale etmektedir.

Avrupa Adalet Divanı’nın sporla ilgili onlarca kararı bulunmaktadır. Ülkemizde bilinen “Bosman Kararı” dışında, mahkemenin sporcuların serbest dolaşımı ve rekabet hukukuna ilişkin diğer kararları dikkat çekmektedir.

Avrupa Komisyonu ve FIFA ile UEFA başta olmak üzere diğer uluslar arası federasyonlar arasında çok şiddetli tartışmalar yaşanmaktadır. Zira Avrupa Komisyonu ve Avrupa Adalet Divanı bu federasyonların sadece bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu gerçeği karşısında bunların Avrupa Birliği’ne ve Avrupa Birliği üyesi devletlere kendi kurallarını kabul ettirmelerine izin vermemektedir. Rekabet hukuku ve kamu düzeni açısından bu federasyonların birçok uygulaması Komisyon’a ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’na takılmaktadır. Son olarak, “Meca-Medina Kararı” Avrupa Birliği’nin, spor kurallarını, federasyonların kararlarını, uygulamalarını her somut olayın koşullarına göre değerlendireceğini ve uluslar arası federasyonların, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin sporun özel yapısını ileri sürerek kendi başlarına hareket etmelerini engelleyebileceğini göstermiştir.

Türkiye’de ise durum tam tersi bir istikamette ilerlemektedir. Siyasiler üzerine polemik yapılabilecek çeşitli sebeplerle sporun içinde yer almayı tercih etmektedirler. Spor camiası da özellikle vergi indirimi veya affı, kulüplere vergi kolaylığı sağlanması; kulüplere ve federasyonlara arazi, taşınmaz sağlanması; spor dışındaki sektörlerde çıkar elde edilmesi; devlet yargısına tabi olmama, istedikleri gibi kural koyma ve kendi kendilerini yönetme gibi nice sebeplerle siyasilerle iyi geçinmeye önem vermektedir.

Bugün devletin spora müdahalesinin özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülmekte; devletin federasyonlar ve kulüpler üzerindeki denetim faaliyetlerinin özerkliği zedelediği iddia edilmektedir. Bu iddialar sonunda ise dünyanın hiçbir devletinde rastlanmayan bir uygulama geliştirilmiş ve spor, devlet yargısına tabi olmaktan kurtarılmıştır.

Bunun sorumlusu elbette sadece federasyonlar, kulüpler değildir. Siyasiler ve GSGM, sporla ilgili uluslar arası gelişmeleri takip edecek, karşılaştırmalı hukuk çalışması yapacak bilgi birikimine sahip değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, İsviçre hukukuna göre sadece bir dernek olan FIFA ve UEFA’nın sözünden çıkamaz hale gelmiştir. Bu kuruluşlar, hükümet temsilcileri ile toplantı yapma, kendi düzenlemelerini kabul ettirme gücüne sahip olmuşlardır.

Federasyonların denetimi söz konusu olduğunda, usulsüzlük iddiaları üzerine soruşturma açılması tartışılmaya başlandığı vakit FIFA ve UEFA devreye girerek Türkiye Futbol Federasyonu’nun üyeliğinin askıya alınabileceği ve uluslar arası yarışmalardan men edileceği tehdidi ile federasyonu koruma gayreti içine girmektedirler. Oysa FIFA ve UEFA her sene devlet denetimine tabi olmaktadır. İsviçre polisinin usulsüzlük sebebiyle FIFA’nın belgelerine el koyduğu, başkanı ve bazı yönetim kurulu üyeleri, FIFA ile ortak çalışan bazı şirketler hakkında dava açıldığı gözden kaçırılmaktadır. Merkezinin bulunduğu ülkede rahat hareket edemeyen bir derneğin bir başka devletin spor yapısına, yürütme ve yargı yetkilerine karışması alışılmış ve kabul edilebilir bir durum değildir.

Türkiye’de spor hukuku, federasyonların ve kulüplerin kendi çıkarlarına göre yorumladığı; bu kuruluşların lobisi ve medyanın baskısı, siyasilerin ve bürokratların popülist yaklaşımları sebebiyle devletin gerekli düzenlemeleri yapıp tüm federasyonlara, kulüplere, sporculara uygulanabilecek bir sistem yaratamadığı bir düzeni ifade etmektedir. Daha iddialı bir deyişle, Türkiye’de spor hukuku, hukuksuzluğun bir görünümü halini almıştır.

Spor Şurası’nda ilk defa spor hukukunun tartışılacak olması, bu düzensizliğin önüne geçilmesi ve Türkiye’de spor hukukunun Avrupa ve Amerika’da vardığı seviyeye ulaşması için çok önemli bir adımdır.

Biz Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporunu, rapordaki sırayı takip ederek değerlendireceğiz. Gerekli gördüğümüz noktalarda tespitlerimizi yapacak, eleştirilerimizi paylaşacağız. Bazı noktalarda önerilerimizi sunacağız.

 

I-) Komisyonun Yapısı Hakkındaki Görüşlerimiz

Spor Hukuku Komisyonu’nun üyeleri incelendiğinde birkaç nokta dikkat çekmektedir:

1) Komisyonda Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsilen üç temsilci bulunmakta iken, diğer spor federasyonlarını temsilen sadece bir üyenin (Prof. Dr. Nadi Günal) yer alması ilginçtir. Türkiye’de 58 spor federasyonu bulunmaktadır. Bu federasyonların çoğunluğu ise bireysel spor federasyonlarıdır. Bu federasyonların hiçbirinden temsilci çağırılmazken, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan üç üye davet edilmesi ve bu üyelerden birinin başkan yardımcılığına getirilmesi, ilk bakışta bu komisyonun futbol ağırlıklı bir rapor hazırlayacağı, futbolun tartışmalarda baskın olacağı izlenimi uyandırmaktadır. Zira raporun içeriğine bakıldığında da tartışmaların daha çok futbol odaklı olduğu görülmektedir.

2) Spor hukukunun tartışılacağı bir komisyonda kurum ve kuruluşların isimlerine dikkat etmek gerekir.

Birkaç yıldan beri Türk spor camiası, merkezi Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi (İngilizce kısaltması CAS, Fransızca kısaltması TAS) ile ilgili haberleri, yorumları takip etmektedir.

Bugün iki Türk hukukçu bu mahkemede hakem olarak görev almaktadır. Bu hukukçular spor hukuku komisyonunun üyeleri arasındadırlar.

Bu mahkemenin adı medyada olsun, bilimsel toplantılarda olsun, hatta kanun ve yönetmeliklerde bile yanlış dile getirilmektedir. Bu mahkemenin adı komisyon üyelerinin tanıtımında da “Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi” olarak zikredilmiştir. 

Bu mahkemenin İngilizce ismi Court of Arbitration for Sport’tur. Fransızca karşılığı ise Tribunal Arbitral du Sport’dur. Bu iki isim aynı anlama gelip, Türkçe karşılığı Spor Tahkim Mahkemesi’dir.

Bu mahkeme sadece uluslar arası spor uyuşmazlıklarını çözümlemekte yetkili olmayıp, ayrıca İsviçre’deki spor uyuşmazlıklarında da yetkili kılınabilmektedir. Diğer bir deyişle, İsviçre hukukuna göre kurulmuş olan bu tahkim mahkemesi, yerel uyuşmazlıkları da çözümlemektedir.

Yukarıdaki teknik açıklamaya gerek olmaksızın, mahkemenin ismi ile sınırlı kalınsa bile, doğru tercümenin “Spor Tahkim Mahkemesi” olduğu açıktır.

Spor Şurası esnasında ve Şura’nın ardından basılacak raporlarda ve bu raporların bir araya getirilerek kamuoyunun bilgisine sunulacak kitaplarda, en önemlisi Türk mevzuatında söz konusu mahkemenin doğru adlandırılmasına özen gösterilmelidir.

II-) Komisyonda Görüşülmesi Planlanan Ana Başlıklar ile İlgili Görüşümüz

Spor Hukuku Komisyonu, spor hukuku ile ilgili konuların “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulmuştur.

Spor hukuku ile ilgili önerilen ana başlıklar spor hukukunun konuları dikkate alındığında çok dar kapsamlıdır.

Komisyon ise spor hukukunu dar ve geniş anlamda spor hukuku olarak iki sınıfa ayırmış; bu ayırım uyarınca alt başlıkları belirlemiş ancak bu noktaların çok azı komisyon tarafından tartışılmıştır.

Sporcuların haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen kurallar;

  • Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemleri, yükümlülükleri ve sorumlulukları;
  • Fair Play;
  • Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkı;
  • Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutu;
  • Profesyonel spor aktörlerinin hakları ve ilişki düzenlemeleri;
  • Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkiler

Tartışılmamıştır.

Aynı şekilde, kanımızca “Spor ve Kadın Hakları”, “Spor ve Çocuk Hakları”, “Spor ve Engelli Hakları”  başlıkları da komisyon tarafından tartışılmalıydı.

Yukarıda belirtilen başlıkların bazılarının tartışılmamasının sebebi olarak, söz konusu konularla ilgili başka komisyonların varlığı ileri sürülebilir. Ancak söz konusu iddia, spor hukuku komisyonunun raporu incelendiğinde gerçekçi olmayacaktır.

Komisyonda “doping” ve “sporculara burs” gibi konular tartışılmıştır. Aynı konular Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu ve Spor Kültürü ve Sporla Eğitim Komisyonu tarafından incelenmiştir. Hatta Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu dopingle ilgili olarak ulusal düzeyde yapılması gereken hukuki düzenlemelerle ilgili çarpıcı öneriler sunmuştur. Spor hukuku komisyonunun raporunda aynı ölçüde tespit ve önerilerin yer almadığı görülmektedir. Bu durum da komisyonlar arasında iletişim olmadığını, belli bir sistem izlenmediğini göstermektedir.

Her ne kadar Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu, sporun sosyal güvenlik boyutunu incelemiş olsa da, sporcuların, antrenörlerin, teknik görevlilerin sigortalanması dışında iş hukukuna ve sendika hukukuna ilişkin çok büyük sorunlar bulunmaktadır. Spor hukuku komisyonunun iş hukuku ve sendika hukukuna dair hiçbir tartışma yapmaması dikkat çekicidir.

III-) Komisyonun Çalışma Yöntemi ile İlgili Görüşlerimiz

Spor Şurası’nın Internet sitesinin ana sayfasında Spor Şuraları “sporda gelişmişlik düzeyini yakalamak için geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak amacıyla gerçekleştirilen ve Türk spor kamuoyunu bir araya getiren büyük spor buluşmaları” olarak tanımlanmaktadır.

Spor hukuku alt komisyonu, geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak için sadece iki gün tartışabilmiştir.

Komisyon üyeleri, komisyonun kurulmasından  (21 Mayıs 2008) alt komisyon toplantısına (18-19 Haziran 2008) kadar bir aydan kısa bir süre içinde hazırlık yapmak, görüşlerini belirlemek, gerekirse çalıştıkları kurumlardan görüş almak zorundaydılar.

Sayın Murat Başesgioğlu ve Sayın Mehmet Atalay, bu Şura’da alınacak kararların mutlaka uygulamaya konulacağını belirtmelerine rağmen, Şura’nın hazırlık sürecinin gereği gibi düzenlenmediği açıktır.

Alt komisyon toplantısının sadece iki güne sıkıştırılması uygun olmamıştır. Karşılıklı görüş alışverişinden sonra komisyon üyelerinin tartışılan konular üzerine kendi raporlarını hazırlaması beklenmeliydi. Bu raporların yeniden tartışılarak alt komisyon raporunun, içeriği zengin ve her görüşün gerekçeleriyle birlikte kamuoyuna sunulması gerekirdi.

Aynı şekilde, alt komisyon raporlarının yayınlanmasından sonra GSGM, federasyonlar, kulüplerin yanında antrenör, hakem ve sporcu dernekleri; BESYOlar başta olmak üzere sporla ilgili araştırma yapılan üniversiteler, merkezler, enstitüler gibi eğitim kurumları ile sivil toplum örgütlerine bu raporlar hakkında görüşlerini açıklamaları için uygun süre verilmeliydi. Bu raporlar bütün ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilmeliydi.

Komisyonların üyeleri tarafından ele alınan ve alınmayan bütün konular bilimsel toplantılarda, açık oturumlarda tartışılmalı; böylece kamuoyunun bilinçlenmesi ve Şura kapsamındaki konuların en detaylı biçimde irdelenmesi için gerekli ortam oluşturulmalıydı.

Şura alt komisyonlarının raporlarının değerlendirilmesi büyük zaman almaktadır. Bu raporlarda ileri sürülen görüşlerin, önerilerin tek tek tartışılması; eleştiri ve önerilerin ortaya konması için yeterli zaman bulunmamaktadır.

Diğer önemli bir olumsuzluk ise federasyonlar açısından söz konusu olmuştur. Şura’da alınacak kararları uygulayacak olan kurumlar federasyonlardır. Geçmiş uygulamalardan ders çıkaracak ilk kurumlar da federasyonlardır.

Federasyonların bu Şura’ya gerektiği gibi hazırlanamayacaklarını tahmin etmek hiç güç değildir. Çoğu federasyon, Olimpiyat Oyunları’ndan sonra seçim telaşı içine girmiştir. Genel kurul hazırlığı yapan federasyonların yönetimlerinin bu Şura’ya gereği gibi hazırlanmaları çok zordur. Federasyonların yöneticilerinin Şura’da eksiklerini ortaya koyup koltuklarını tehlikeye sokma riskini bertaraf etmek isteyecekleri ve soyut görüşler ileri sürecekleri kesindir. Şura’ya kadar yapılan seçimlerle yönetimi elde eden kurulun ise federasyonun yapılanması ile vakit harcarken ayrıca Şura’ya hazırlanmaları çok zordur. Bu Şura’da ancak kış sporları ve olimpik olmayan sporların federasyonları layıkıyla hazırlık yapma şansına sahip olacaklardır.

Biz, kendi inisiyatifimizle bu raporu hazırlıyoruz. Raporumuzda ele alacağımız noktaların, ileri sürdüğümüz eleştiri ve önerilerin Şura’da ele alınacağı umudunu taşıyoruz.


IV-) Hukuk ve Spor Hukuku Hakkında Yapılan Genel Tespitlerle İlgili Görüşlerimiz

Raporda yer alan “ortadan kaldırıcı norm” ile neyin kast edildiği anlaşılmamıştır.

Spor hukukunun doğumu ve “lex sportiva” ile ilgili açıklamaların yapıldığı bölümde, spor hukukunun önde gelen uzmanlarının “Dünyada devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” olmak üzere iki hukuk düzeni olduğuna dair iddialarına yer verilmiştir.

Bu iddia, spor hukukunun salt federasyonlar ve kulüpler bakımından ele alınması durumunda geçerlidir.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, sporun özel yapısını kabul etmekte ancak bunun ayrı bir hukuk düzeni olduğu fikrini benimsememektedir. AB ve devletler, sporu kendi hukuk düzenleri içinde değerlendirmekte ve sporun ayrı bir düzeni olduğu fikrine karşı çıkmaktadırlar. AB Komisyonu’nun sporla ilgili muafiyet getirilmesi talebini reddetmesi, söz konusu karşı duruşun en açık göstergelerinden biridir.

– Rapora göre, dar anlamda spor hukuku “spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını” da incelemektedir. Bu ifade ile neden bahsedildiği anlaşılmamaktadır.

– Raporda, geniş anlamda spor hukukunun kapsamı içinde “Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumun” yer aldığı açıklanmıştır.

Bu önlem ve kurumlar nelerdir? Komisyon tarafından bu noktalar neden tartışılmamıştır?

– CAS ile ilgili açıklamalar yanıltıcıdır. Raporda, “bu mahkeme(nin) spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru mercii (olduğu)” iddia edilmektedir.

Bu ifade yanıltıcıdır.

Raporda bu mahkemenin sanki bütün spor uyuşmazlıkları için ilk derece mahkemesi veya temyiz makamı olduğu ileri sürülmektedir. Bu ifade hem uluslararası hem de ulusal spor uyuşmazlıkları açısından doğru değildir.

Ulusal spor uyuşmazlıkları, devletlerin kendi yargı makamları tarafından çözümlenmektedir. CAS, bu uyuşmazlıklar açısından doğrudan görevli değildir. Aynı şekilde, asıl amacı uluslar arası uyuşmazlıkları çözümlemek olan CAS’ın yetkisi bütün uluslararası federasyonlar tanınmamakta, tanıyanlardan bazıları ise dar kapsamda bu yetkiyi kabul etmektedirler.

Aşağıda, CAS’ın yetkisi ile ilgili çeşitli ayırımlar yapılmıştır:

A) Uluslararası Federasyonlar Açısından Genel Bakış

1) CAS’ın Genel Yetkisini Tanıyan Federasyonlar

Çeşitli federasyonlar, statülerinde CAS’ın genel yetkisini tanımışlardır. Uluslar arası Binicilik Federasyonu (md. 35), Uluslar arası Yüzme Federasyonu (md. 25), Uluslar arası Basketbol Federasyonu (md. 36), Uluslar arası Triatlon Federasyonu (md. 19/I), Uluslar arası Atletizm Birliği (md. 15/I), statülerinden doğacak her türlü uyuşmazlığın çözümünde CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

2) CAS’ın Genel Yetkisini Belirli Alanlar Dışında Tanıyan Federasyonlar

FIFA (Statü md. 60-61) ve UEFA (md. 61-62) CAS’ın yetkisini kural olarak tanımışlardır. Bununla birlikte, oyun kurallarının ihlallerine ilişkin kararlar ile 4 veya daha az maç ya da 3 ay veya daha az süreli hak mahrumiyeti kararlarına karşı CAS’a başvuru söz konusu olamayacaktır.

3) CAS’ın Yetkisini Belli Uyuşmazlıklar İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Bisiklet Federasyonu, (UCI) statüsünün 85’inci maddesinde uyuşmazlıkların çözümü düzenlenmiştir.

Bu madde ile, UCI’ye karşı açılacak davalar açısından prensip, UCI’nin merkezinin bulunduğu kanton mahkemesinin görevli olmasıdır.

Bununla birlikte, özellikle doping kontrolüne ilişkin yönetmelik olmak üzere, yönetim kurulu tarafından düzenlenen yönetmeliklerde CAS’a başvurunun öngörülebileceği kabul edilmiştir. Örneğin, UCI’nin “Bisiklet Sporu Yönetmeliği”nin 2.15.032 maddesinde, lisans verilmemesine ilişkin kararlara karşı CAS’a başvurulabileceği öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, UCI’ye karşı CAS’a başvurulabilmesi için, UCI’nin ilgili yönetmeliklerinde bu yetkiyi veren açık hüküm bulunmalıdır. UCI’nin faaliyetlerinden doğan bütün uyuşmazlıklara karşı CAS’a başvuru söz konusu değildir.

4) CAS’ın Yetkisinin Disiplin Uyuşmazlıklarıyla Sınırlı Olduğunu Kabul Eden Federasyonlar:

Uluslar arası Kayak Federasyonu, Uluslar arası Güreş Federasyonu, Uluslar arası Jimnastik Federasyonu’nun düzenlemeleri bu tür görev kurallarına örnek oluşturmaktadır.

5) CAS’ın Yetkisini Sadece Doping Olayları İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Voleybol Federasyonu (FIVB), bünyesinde Uluslar arası Voleybol Mahkemesi kurmuş ve federasyonun kararlarından doğan bütün uyuşmazlıkların çözümünde bu mahkemeyi yetkili kılmıştır (Statü md. 2.7.2) Bununla birlikte, dopingle ilgili kararların temyizi için CAS’a başvurulabileceğini öngörmüştür.

6) CAS’ın Yetkisini Hiçbir Şekilde Kabul Etmeyen Federasyonlar:

Doping dahil hiçbir uyuşmazlığın halli için CAS’ın yetkisini kabul etmeyen ve başka yetkili makam belirlemiş federasyonlar da mevcuttur.

Uluslar arası Otomobil Federasyonu, sporla alakalı tüm uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Uluslar arası Temyiz Mahkemesi’ni yetkili kılmıştır. Bu federasyon CAS’ın yetkisini tanımamakta ısrar etmektedir.

B) Ulusal Düzenlemeler Açısından CAS’ın Yetkisi

7) CAS’ın Genel Yetkisini Kabul Eden Ulusal Federasyonlar

İsviçre Futbol Federasyonu (Statü md. 7) ve İsviçre Buz Hokeyi Federasyonu (Statü md. 40), CAS’ın genel yetkisini kabul etmişlerdir.

8) CAS’ın Yetkisini Doping Alanında Kabul Eden Ulusal Olimpiyat Komiteleri

İsviçre Olimpiyat Komitesi (Swiss Olympic) (Statü md. 20.2.1), ve İtalya Olimpiyat Komitesi, disiplin kurullarının verdiği kararlara karşı CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

ABD Olimpiyat Komitesi ise iki aşamalı tahkim sistemi getirmiştir. Karara karşı önce American Arbitration Association’a başvurulmaktadır. Bu kuruluşun verdiği karara karşı ayrıca CAS’a başvurulabilmektedir.

9) Ulusal Anlamda Kendi Tahkim Mahkemelerini Kuran Milli Olimpiyat Komiteleri

İtalya Olimpiyat Komitesi bünyesinde kurulan tahkim mahkemesinin dopingten doğan uyuşmazlıklar dışında genel yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, yerel mahkemelere başvuru da mümkündür.

Fransa Olimpiyat ve Spor Komitesi bünyesinde kurulan Tahkim Dairesi ise sadece sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar bakımından yetkilidir. Tarafların bu kuruluşun yetkisini tahkim şartı, tahkim sözleşmesi ile kabul etmiş olmaları gerekmektedir. Bunun dışında tüm uyuşmazlıkların çözümünde idare mahkemeleri yetkilidir.

Almanya’da kurulan Spor Tahkim Mahkemesi de doping dahil sporla ilgili her türlü uyuşmazlığın çözümünde genel yetkiye sahiptir.

Sonuç:

Türkiye’de çeşitli kesimlerin iddia ettiğinin aksine, CAS,  uluslar arası federasyonlar ve ulusal spor kuruluşlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde kesin yetkili değildir. CAS’ın yetkisi açısından çok farklı uygulamalar söz konusudur.

CAS’ın yetkisini tanıyan kuruluşlar açısından ise ortak özellik, CAS’ın yetkisinin sözleşmeye dayanmasıdır. Federasyonların, milli olimpiyat komitelerinin statülerinde, yönetmeliklerinde CAS’ın yetkisini tanıyan hükümler bulunmaktadır. Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların ve milli olimpiyat komitelerinin CAS’ın yetkisine yönelik bu düzenlemeleri tahkim şartı olarak kabul edilmektedir. Sporcular söz konusu federasyonların ve komitelerin üyesi olmasalar da dolaylı ilgi kurularak sporcuların da bu düzenlemelere tabi oldukları benimsenmektedir. Lisanslarda yer alan atıflar aracılığıyla bu ilgi somutlaştırılmaktadır.

Şu husus da unutulmamalıdır: Dünyada Türkiye dışında CAS’ın yetkisini kanunla tanıyan ve kendi yargı makamlarının yetkisini ortadan kaldıran başka devlet yoktur. Kanun koyucu, milli irade iki İsviçre derneğinin baskısıyla kendi yargı makamlarının yetkisini tanımamaktadır. Bu husus gerçekten kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

V-) Görüşülen Konular, Komisyon Kararları ve Karşı Görüşlerle ile İlgili Eleştirilerimiz, Önerilerimiz

Bu bölümde komisyon raporunda tartışılan konular sırasıyla takip edilecektir. Ardından, raporda yer almayan ancak tartışılmasını gerekli gördüğümüz hususlara değinilecektir.

1) Tanımlar

Raporda sporcu tanımının, sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması önerilmiştir. “Sporcu kişilik” ifadesi hukuki değildir. Ayrıca “sporcu kişilik” ifadesi genelde “Fair Play” ilkesine uygun davranan kişilerin karakteri için kullanılmaktadır. Bu ifadenin belki “sistemli, devamlı şekilde spor yapan” şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

– Sporcuların lisanslar kademelendirilerek spor yapan kişi, lisanslı sporcu, üst düzey sporcu olarak üçlü ayrıma tabi tutulması önerilmiştir.

Bu ayrımın, Avrupa Birliği bünyesinde hazırlanan raporlar dikkate alınarak, spor yapan kişi, amatör sporcu, profesyonel sporcu ve üst düzey (elit) sporcu olarak yapılması uygun olacaktır. Zira lisanslı sporcular arasında amatör ve profesyonel sporcu ayrımı çok önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu sebeple alt ayrımlara başvurmak yerine ilk başta amatör ve profesyonel sporcuların ayrı sınıflara dahil edilmesinde fayda vardır. Komisyonca önerilen “Spor Kodu”nun kaleme alınmasında bu ayırım temel alınmalıdır.

Amatör ve profesyonel sporu ayırımında, profesyonel sporcunun bağımlı olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Zira bu ayırım, hizmet (iş) sözleşmesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmaması açısından önem arz etmektedir.

Biz aşağıdaki ayrımı öneriyoruz:

  • Amatör sporcu: Profesyonel anlamda bir faaliyet göstermeyen sporcu
  • Bağımsız profesyonel sporcu: Bu sporcunun mesleği spordur. Faaliyetlerini bir işverene bağlı olmadan yerine getirmektedir.
  • Bağımlı profesyonel sporcu: Spor mesleğini hizmet sözleşmesi kapsamında yürütmektedir.
  • Üst düzey (elit) sporcu: Uluslar arası yarışmalara katılan, milli takımda oynayan / oynama ihtimali bulunan ve derece yapması muhtemel sporcu

Bu ayrımda belirtilen sınıfların tanımlarının açıkça yapılması gerekir.

Profesyonel sporculara ilişkin hukuki sorunlarla ilgili kanun ve yönetmelikler hazırlanmalıdır. Profesyonel sporcuların transferlerine ilişkin yönetmelikler genelde kulüpleri koruma amaçlı kaleme alınmıştır. Bu yönetmeliklerin, talimatların Türk mevzuatına uygun hale getirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki,  uluslar arası spor federasyonlarının talimatları devletleri bağlamaz. Bu düzenlemeler, devletlerin taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler değildir. Ancak tarafların kabul etmesi halinde iç hukuka dahil olurlar. Bununla birlikte, sporcular açısından Borçlar Kanunu, antrenörler ve diğer teknik görevliler açısından ise İş Kanunu’nun hükümleri genel olarak nisbi emredici hükümlerdir. İşçi lehine değiştirilebilir ancak işçi aleyhine değiştirilemez. Bu kuralların doğrudan uygulanan kurallar olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Türk sporcuların sözleşmesel sorumlulukları, transferleri Türk hukukuna tabidir. Uzlaşma kurullarının, yönetim kurullarının ve GSGM Tahkim Kurulu’nun bu özelliği göz önünde tutmaları gerekir.

2) Eğitim

a) Raporda, Anayasada yer alan “Devlet başarıyı sporcuyu korur” hükmü uyarınca sporculara burs verilmesi, üniversiteye girişte daha düşük puanla fakültelere giriş imkanı tanınması gibi pozitif ayırımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Başarılı sporcu” kavramının geniş biçimde düzenlenmesi gerekir. Çeşitli kanunlara ve GSGM’nin yönetmelikleri dikkate alındığında, başarılı sporcu kavramının çok dar tanımlandığı fark edilmektedir.

–  5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun:

Bu kanunun 2’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başarılı sporcu, müsabakaların yapıldığı dönem itibariyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor dallarının büyükler kategorisinde; olimpiyat oyunlarında, Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ferdi ya da takım sporlarında takım halinde birinci, ikinci ve üçüncü olan amatör sporculardır

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise katılımcı ülkeler ve yarışma kategorisi itibariyle birinci fıkra kapsamına girmekle birlikte belirli nüfus veya sosyal gruplar ya da meslekler ile sınırlı olarak düzenlenen oyun veya şampiyonalar ile bu oyun veya şampiyonalarda alınan derecelerin kanunun kapsamı dışında olduğu öngörülmüştür.

Bu kanun ile sporculara “sporcu şeref aylığı” bağlanması ve “devlet sporcusu unvanı” verilmesi öngörülmüş ancak devlet sporcusu unvanı verilmesi açısından ikinci bir ayrım yapılmıştır. Bu unvan ancak Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor branşlarının büyükler kategorisinde yapılan olimpiyat oyunlarında veya Dünya şampiyonalarında ferdi spor dallarında birinci olanlara, takım veya takım tasnifi yapılan spor dallarında takım halinde ilk üçe giren sporculara ve Avrupa şampiyonalarında final oynayan milli takım sporcularına verilebilecektir.

Sporcu şeref aylığı alabilecek olup devlet sporcusu alamayacak bir grup bulunmaktadır. Olimpiyat Oyunlarında ikinci ve üçüncü, Avrupa Şampiyonalarında üçüncü olan sporcular devlet sporcusu unvanı alamayacaklardır.

Görüldüğü üzere, olimpik olmayan sporlarda derece yapan sporcuların kanun uyarınca ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Aynı şekilde, olimpik veya olimpik olmasın, yıldızlar, gençler dallarında Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ilk üçe giren sporcular bu kanunun kapsamına girmemektedirler. Gençlik Olimpiyatları, Dünya Üniversite Sporları Federasyonunun şampiyonları da aynı şekilde kapsam dışında bırakılmıştır.

Son olarak ise, profesyonel sporcular kapsam dışındadır.

Sporcular arasında bu şekilde ayırım yapılması doğru değildir.

– Spor Hizmet ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik:

Bu yönetmeliğin amacı; ulusal ve uluslararası spor hizmet ve faaliyetlerinde üstün başarı gösteren sporcular ile bunların kulüpleri, teknik direktörleri ve antrenörleriyle başarıda emeği geçen diğer spor elemanlarına ayni veya nakdi ödül verilmesine dair esas ve usulleri düzenlemek olarak ifade edilmiştir.

Burada da uluslar arası yarışmalardaki dereceler açısından olimpik branşlar ile olimpik olmayan branşlar arasında ayırım yapılmaktadır. Olimpik olmayan branşlarda başarılı olan sporculara, olimpik spor dallarında derece alan sporculara verilen ödülün 1/5’inden daha az ödül verilmektedir.

Ulusal yarışmalarda ise sadece olimpik spor dallarında başarı elde eden sporculara ödül verilmektedir. Olimpik olmayan branşlarda faaliyet gösteren sporcuların ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Bu ödül yönetmeliğinde futbol branşına ayrı bir düzenleme getirilmesinin sebebi ise anlaşılmamaktadır.

– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Müşavirleri Atanma ve Çalıştırma Yönetmeliği

Bu yönetmelikle, Olimpiyat şampiyonluğu veya olimpik spor dallarından birinde büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananların spor müşaviri olarak atanmaları ve çalıştırılmalarına ilişkin esas ve usulleri belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere, burada da olimpik sporları dikkate alınmış ve ancak Olimpiyatlarda şampiyonluk veya olimpik spor dallarından birinde sadece büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananlara bu imkan tanınmıştır.

–  Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelik

Bu yönetmelikle, uluslar arası spor yarışmalarında Türkiye’yi temsil eden sporculara,  milli sporcu belgesi verilmesiyle ilgili usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Bu yönetmelikte “uluslar arası spor yarışmaları” ise yine oldukça dar kaleme alınmıştır.

Bu yönetmeliğe göre uluslar arası spor karşılaşmaları;

Yurt içinde veya yurt dışında yapılan;

a) Olimpiyat oyunları,

b) Dünya şampiyonası,

c) Avrupa şampiyonası,

 ç) Akdeniz oyunları,

d) Karadeniz oyunları,

e) Güney doğu Avrupa ülkeleri oyunları,

f) Üniversiade oyunları,

g) Dünya ve Avrupa gençlik olimpik festivali,

ğ) Uluslar arası Askeri Sporlar Konseyince (CISM) her dört yılda bir yapılan dünya askeri oyunları ile her sene yapılan Avrupa ve dünya şampiyonaları,

h) Uluslar arası federasyonlarca düzenlenecek olimpiyatlara katılmayı hedefleyen  kalifikasyon ve kota müsabakaları,

Olarak belirlenmiştir.

Burada da yine olimpik sporlar ağırlıklı bir derecelendirme söz konusudur. Ayrıca her ne kadar amaçta “uluslar arası spor karşılaşmaları” ifadesine yer verilse bile, federasyonların “milli takım” oluşturarak katıldığı diğer şampiyonalarda yarışan sporcuların “milli sporcu” statüsünü elde etme şansları bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Balkan Şampiyonası’na katılan sporcuların milli sporcu belgesi almaları mümkün değildir.

İlgili yönetmelik kapsamına girmeyen ancak federasyonların çağırısı ile “milli takıma” alınıp yarışmalara katılan sporcular aleyhine ayrımcılık yapılmaktadır.

Bu düzenlemenin garip bir yanı vardır. Zira, bu yönetmeliğe göre milli sporcu sıfatını elde edemeyecek sporcular, federasyonlarının programı dahilinde bulunan şampiyonalara ve bu şampiyonalara hazırlık kamplarına katılmak zorundadırlar. Bu kamplara katılmayan sporculara yarışmalardan men cezaları verilebilmektedir. Bir sporcu “milli sporcu” olmayacaksa, bu “milli takım”larda yer almasının, okulundan veya işinden ayrı kalmasının mantığı nedir?

Yönetmelik kapsamında yer almayan şampiyonalarda derece alan sporcuların durumu daha acı vericidir. Açılış törenlerinde Türkiye’nin bayrağını taşıyan, ilk üçte yer alması durumunda madalya töreninde bayrağın göndere çekilmesini sağlayan, birinci olması durumunda ise İstiklal Marşı’nı tüm salona, stada dinlettiren bu sporcular “milli sporcu” belgesi alamamaktadırlar.

Kanımızca, federasyonlarının “milli takım” adı altında katıldıkları turnuvalarda, şampiyonalarda yer alan tüm sporcular “milli sporcu” olarak kabul edilmeli ve bunlara ilgili belge verilmelidir. Bununla birlikte, sporcuların belli avantajlardan yararlanmaları için ek şartların getirilmesi doğal olacaktır.

SONUÇ:

Başarılı sporcu” kavramı Türk spor sisteminde muğlak ve eksik bir kavramdır. Ancak çok büyük turnuvalarda derece elde eden sporcuların mevzuat uyarınca “milli sporcu” ve “başarılı sporcu” olduğu kabul edilmektedir.

Komisyon raporunda başarılı sporculara burs verilmesi önerisi bu anlamda çok muğlaktır. Komisyon bu ifadeyle hangi sporcuları amaçlamaktadır?

5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanunun geçici birinci maddesinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından 2012 olimpiyat oyunlarına hazırlanmak amacıyla olimpik ve paralimpik spor dallarında en az yıldızlar seviyesinde olmak kaydıyla seçilecek 1000 sporcu yetiştireceği öngörülmüştür.

Bu sporculara başarılı sporcu denebilir mi? Burs imkanlarından öncelikle bu sporcular mı faydalanacaklardır?

Görüldüğü üzere, “başarılı sporcu” kavramının içi boştur. Bu kavramla ilgili sübjektif tanımlamalar ve kurumdan kuruma değişecek uygulamaları engellemek için geniş kapsamlı bir tanım oluşturulmalıdır. Kanımızca başarılı sporcu kıstası yerine “üstün nitelikli sporcu” veya “elit sporcu” kıstası kabul edilmelidir. Zira elit sporcular o güne kadar derece alamamış olsalar bile gelecekte derece alması muhtemel sporculardır. Kulüpler, federasyonlar, devlet o sporculara uzun vadeli yatırım yapmaktadırlar. Bu sebeple çıkış noktasının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca üniversitelere girişte düşük puan uygulaması ve burs imkanları yetersizdir. Başarılı sporcuların ortaokul ve lise dönemindeki gelişimi önem taşımaktadır. Bu sebeple kolejlere ve Anadolu liselerine girişte başarılı, bize göre elit sporculara aynı imkanlar sağlanmalı ve bunların düşük puanla, burslu olarak özellikle kolejlerde okumalarının önü açılmalıdır. Önde gelen kolejlerin spor faaliyetlerine yönelik imkanları tartışılamayacak kadar üstün niteliktedir.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur” düzenlemesinin amaca uygun olmadığı; devletin her türlü sporcuyu koruma yükümlülüğünün bulunduğu öngörülmelidir. Devlet genel olarak sporun yaygınlaştırılması ve bütün sporcuların korunması için gereken önlemleri almalı, faaliyetler göstermelidir.

Kanun koyucu ve GSGM’nin spor branşları arasında ayrım yapmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Bir spor branşının olimpik olup olmaması IOC’nin takdirindedir. IOC ise sadece o sporun yayılmışlığı ile ilgilenmemekte, sporun dünya çapında reyting alıp almayacağını, diğer bir deyişle ekonomik getirisini de dikkate almaktadır. Bir spor dalının IOC tarafından olimpik spor olarak kabul edilmesi veya IOC tarafından tanınması o spor dalını diğer spor dallarından üstün kılmamaktadır.

GSGM yöneticilerine bir soru sormak gerekir: Halter branşı, Türkiye’nin Olimpiyatlar’da madalya kazandığı ender spor dallarından biridir. Ancak son zamanlarda meydana gelen doping skandalları halterin Olimpiyat listesinden çıkarılma riskini ortaya çıkarmıştır. Halterin olimpik spor listesinden çıkarılması durumunda, Türkiye’nin haltere yaptığı yatırım azalacak mıdır?

Devlet sadece Olimpiyatlar’da başarı elde etme hevesine kapılmamalıdır. Sporla ilgili kalkınma planları, projeler hazırlanırken bütün spor dallarının geliştirilmesi ana hedef olmalıdır. Devletin amacı Olimpiyatlarda derece elde etmek değil, tüm spor branşlarında Avrupa ve Dünya çapında sporcu yetiştirmek; daha önemlisi, bütün toplumun spor yapmasına imkan tanımaktır.

Ayrıca devletin görevi, sporcuyu sadece derece aldıktan sonra ödüllendirmek değildir. Sporculara sosyal haklar, ekonomik güvence verilmelidir. Elit sporcular, spor kariyerleri sona erdikten sonra yaşamlarını devam etmekte zorlanmaktadırlar. Özellikle üniversite bitirmemiş, bir uzmanlık alanında gelişmemiş sporcular normal yaşama uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar. Bu sorunlarla karşılaşmamak için sporcuların kariyer sonrası eğitim almaları ve iş bulmaları için özel programlar öngörülmelidir. Sporcuların bir meslek edinmesi için üst seviye eğitim alması, bu eğitim için üniversiteye gitmeleri, mezun olduktan sonra bünyesinde yer alıp, sporu bıraktıktan sonra çalışabileceği kurumlar bulunmalıdır.

1940’lı yıllardan kalma spor yönetimi zihniyetinin değişmesi gerekmektedir. Bu sebeple, GSGM ve federasyonların öncelikle Avrupa devletlerinin spor yapılanmalarını dikkate alarak Türk spor sistemini yeniden kurmaları gerekir.

b) Raporda, “BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının yararlı olacağı” ifade edilmiştir.

Bu öneri nasıl hayata geçirilecektir?

Spor yöneticiliği alanında yetenek sınavının kaldırılması kanımızca gereklidir. Zira, aktif olarak spor yapsın veya yapmasın, spor yöneticisi olmak isteyen birinin fiziksel efor testlerine tabi tutulması gariptir. O kişinin yöneticilik vasıflarının gelişmesi amaçlanmaktadır. Derslerin niteliği de bu amaca uygun hazırlanmaktadır.

Rapordaki öneride ise, bu hususun fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlanmasının yararlı olacağı belirtilmiştir.

Burada “sporla uğraşmak” ifadesi “fiilen spor yapmak”, “lisanslı olarak müsabakalara katılmak” şeklinde mi anlaşılmalı; yoksa “fiilen spor sektörünün içinde yer almak” olarak mı kabul edilmelidir?

Bu husus” ifadesi ile “yetenek sınavı” mı yoksa “yetenek sınavının kaldırılması” mı belirtilmektedir?

Her halükarda bu önerinin uygulama kabiliyeti yoktur. Zira spor yöneticiliğinden mezun olan bir kimse elbette fiilen sporun içinde olacaktır. Mezun kimse, spor sektörünün bir elemanı haline gelecektir. Ayrıca yüksekokula girişte bu ayrım nasıl yapılacaktır? Mezuniyet sonrası verilecek bir kararın henüz yüksekokula giriş aşamasında taahhüt edilmesi mümkün değildir.

Söz konusu öneri, eşyanın doğasına aykırıdır. Daha açık hale getirilip, spor yöneticiliği için yetenek sınavının kaldırılması gerekmektedir.

c)

– Üniversitelerde Spor Hukuku

Spor Hukuku Anabilim Dalı kurulması için öncelikle bu konuda uzman akademisyenlerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Kanımızca, spor hukuku anabilim dallarının oluşumundan önce spor araştırma merkezlerinin, spor bilimleri enstitülerinin kurularak araştırmaya dayanan çalışmaların yapılmasının önü açılmalıdır. Belli sayıda bilimsel toplantı ve bilimsel eser meydana getirildikten sonra ilgili üniversitelerde söz konusu anabilim dalının açılmasına izin verilmelidir.

Anabilim dalı kurulmasından önce, bünyesinde hukuk fakültesi bulunan üniversitelerin sosyal bilimler enstitülerinde spor hukukunun yüksek lisans programı olarak açılması sağlanmalıdır. Çeşitli anabilim dallarındaki akademisyenler bu programda spor hukukunun kendi branşlarına giren konularında ders verebilirler.

Spor hukukuna ilişkin yüksek lisans ve hatta doktora tezlerinin yazılması konusunda öğrencilere destek verilmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler arasında iletişim sağlanmalıdır. Sık aralıklarla konferanslar, seminerler, yuvarlak masa toplantıları, atölyeler düzenlenmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler ve BESYOlar arasında işbirliği sağlanmalıdır. Spor hukuku dersleri uzmanlar tarafından verilmelidir.

Spor teşkilatı ile spor hukuku eğitimi veren hukuk fakülteleri arasında işbirliği sağlanmalıdır. GSGM ve federasyon hukukçularına bu üniversitelerin vereceği eğitim programlarına katılma yükümlülüğü getirilmelidir. Futbol dışındaki branşlarla pek ilgilenmeyen Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu ve GSGM İl Müdürlükleri aracılığıyla kulüplere, antrenörlere, sporculara spor hukuku eğitimi verilmelidir.

– Barolar ve Spor Hukuku

Baroların bünyesinde faaliyet gösteren Staj Eğitim Merkezleri’nde spor hukuku dersleri verilmelidir. Üniversitelerden farklı olarak, bu merkezlerde akademisyenler dışındaki uzmanların da rahatlıkla ders verebilmesi, spor hukuku uzmanlarının, avukatlarının rahatlıkla ders vermesi için önemli bir fırsat olacaktır.

Stajyer avukatların bitirme ödevi olarak spor hukuku alanına yönelmeleri de ancak Baro bünyesinde bu konuda derslerin, seminerlerin, konferansların düzenlenmesi ile mümkündür.

– Spor Hukuku Kütüphanesi

Türkiye’de genel olarak bilimsel eserlere ulaşımda büyük zorluklar yaşanmaktadır. Merkezi bir veritabanının bulunmaması; makalelerin veritabanlarına işlenmemesi bilimsel araştırmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır.

Türkiye’de spor hukuku henüz emekleme dönemindedir. Bu konuda bilimsel eserlerin sayısı çok azdır. Ancak bunların da takibi gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Spor hukukuyla ilgilenen hukukçuların, yazdıkları makalelerin, kitapların, genel olarak bilimsel eserlerin bir örneğinin TMOK bünyesindeki kütüphaneye gönderilmesi sağlanmalıdır. Böylece spor açısından Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan TMOK kütüphanesi, spor hukuku alanında çalışacaklar için eşsiz bir kaynak olacaktır.

Aynı uygulama BESYOlar bünyesinde yazılan tezler, bunlar tarafından dergiler açısından hayata geçirilmelidir.

d) Hizmet içi eğitimlerin yanında, federasyonlara, spor kulüplerine spor hukuku eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimlerin bir anda herkese yönelik olamayacağı gerçeği karşısında, eğitim materyalleri, dosyaları Internet sitelerinde yayınlanmalıdır.

Sporculara yönelik spor hukuku dersleri verilmelidir. Özellikle doping, kamplara davet ve milli takım seçimleri sporcuların en mağdur olduğu konuların başında gelmektedir.

3) Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi

– GSGM ve Spor Mevzuatı

GSGM’nin hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu çerçeve statü ve yönetmelikler çok sık değiştirilmektedir. Ayrıca sporla ilgili kanunlar veya spor hukukuyla bağlantısı olan kanunlar bizim “torba kanun” olarak nitelendirdiğimiz “Çeşitli Kanunların Değiştirilmesi Hakkında Kanun” olarak ortaya çıkan kanunlarla değiştirilmektedir. Bu durum, mevzuatın takibini neredeyse imkansız hale getirmiştir.

GSGM’nin sitesinde ise sporla ilgili mevzuatın tamamına ulaşılamamaktadır. Örneğin raporun yazıldığı Ekim ayının ortalarında GSGM’nin sitesinde 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun hala yer almamaktaydı. Bunun dışında, kanımızca GSGM’nin sitesinde de yer alması gereken Milli Eğitim Bakanlığı Spor Siteleri Yönetmeliği de spor mevzuatının içine işlenmemiştir.

GSGM’nin sitesindeki diğer bir eksiklik ise yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin ilgili yönetmeliklere yansıtılmamasıdır. Örneğin, Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapan yönetmelikler, ilk yayınlanan yönetmeliğin arkasına konmuştur. Oysa ilgili madde değişikliklerinin asıl metne yansıtılıp, yönetmeliğin son, güncel hali yayınlanmalıydı.

GSGM’nin sitesindeki yönetmeliklerin sıralaması karışıktır. Bir yönetmeliği bulmak için bütün yönetmeliklere tek tek bakmak gerekmektedir. GSGM sitesi içinde mevzuat için ayrı bir arama motoru konulmalıdır.

Kanun taslakları, kanun tasarıları da ayrıca GSGM’nin Internet sitesinde yayınlanmalıdır. Şu anda Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı, Türkiye Anti Doping Ajansı Kanun Tasarısı, Spor Yüksek Kurumu Kanun Tasarısı Taslağı hiçbir yerde bulunamamaktadır.

– Spor Kanunu Tasarısı

Raporda, Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususların halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer aldığı belirtilmiştir.

Bu kanun, uluslar arası gelişmelerin karşısında çok yetersiz kalmaktadır. Spor Kanununun hazırlığında karşılaştırmalı hukuk araştırması yapılmalı ve özellikle Avrupa Birliği üyesi devletlerinden hukuk sistemi bize yakın devletlerin spor mevzuatı dikkate alınmalıdır.

– Kod Önerisi

Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanması önerilmiştir.

Oluşturulması amaçlanan Spor Kodu geniş bir içeriğe sahip olmalıdır. Amatör sporlar, profesyonel sporlar, üst düzey sporlar, engelliler için spor, antrenörler, spor ajanları, hakemler, antrenman merkezleri, fiziksel faaliyetlerin öğretimi, spor kulüpleri, federasyonlar, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, GSGM, vergi, sosyal güvenlik, iş hukuku gibi konular bu Kod tarafından düzenlenmelidir. Bu Kod’un hazırlanmasında Avrupa Birliği düzenlemeleri ile AB üyesi devletlerin düzenlemeleri dikkate alınmalı; Kod, karşılaştırmalı bir çalışmanın ürünü olmalıdır.

Türk spor hukuku uygulamasında, futbolun hep ayrıcalıklı kılındığı görülmektedir. FIFA’nın futbol federasyonunun özerkliğini tehdit edeceğini iddia ettiği çoğu düzenleme Avrupa’nın diğer futbol federasyonlarına uygulanmaktadır. Avrupa’da futbol için özel mevzuat geliştirilmemiştir. Spor Kodu’nun hazırlanmasında bu anlamda Avrupa devletlerinin mevzuatlarının dikkate alınması ve “eşitlik prensibi” uyarınca her federasyonun bu Kod’a tabi olması sağlanmalıdır.

– Uluslar arası Mevzuatın Tercüme Edilmesi

Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi önerilmiştir.

Bir federasyon, bağlı olduğu uluslar arası federasyonun mevzuatını bugüne kadar tercüme ettirmemişse, bu federasyonun işlevinin ne olduğu tartışılmalıdır. Bununla birlikte, spor federasyonlarının çoğunda mevzuatın eksik yayınlandığı görülmektedir. Spor kuralları, uluslar arası federasyonların kuralları, federasyonun hazırladığı talimatların çoğu federasyonların Internet sitelerinde yer almamaktadır.

Bu tercümelerin ilgili federasyonların hukuk kurulları tarafından yapılması gerekir. Duruma göre, GSGM’nin uzman hukukçularından yardım alınabilir.

GSGM’de yabancı dil bilen hukukçu sayısının az olması durumunda, spor hukukuyla ilgilenen akademisyenlerden yardım alınabilir.

4-) Spor Kulüpleri

– Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı

Raporda, Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı’na değinilmektedir. Ancak bu taslağa ne GSGM, ne TBMM sitesinden ulaşılabilmektedir.

Raporda, bu taslaktaki bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşünün kabul edildiği açıklanmıştır. Peki komisyonun memnun olmadığı, eleştirdiği noktalar nelerdir? Söz konusu itirazın gerekçeleri nelerdir? Değişikliklerin hangi yönde olması istenmektedir?

– Yerel yönetimlerin ve gençlik ve il müdürlüklerinin kulüp kurmamaları

Raporda, yerel yönetimlerin ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri teorik olarak doğrudur. Devlet sadece hukuki ve siyasi altyapıyı hazırlamalı, denetim faaliyetini üstlenmelidir. Özel hukuk tüzel kişileri sporcuların yetiştirilmesinde rol oynamalıdır. Fakat Türkiye’nin şartları aksini gerektirmektedir.

Merkezi ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurması sorununu ikili ayrıma giderek incelemek gerekir.

Kanımızca merkezi yönetimin her halükarda spordan uzak durması gerekir. Bilindiği üzere, Polis Gücü, Maliyespor gibi spor kulüpleri profesyonel liglerde mücadele etmektedirler. Bu kulüpler, bağlı oldukları teşkilatın bütçesinden faydalanmaktadırlar. Bu bütçeyi de o teşkilatlara devlet vermektedir. Bu teşkilatlar ayrıca hizmetleri karşılığı “bağış” adı altında para alarak bunları kulübe aktarmaktadırlar. Bu uygulamanın sona erdirilmesi ve genel olarak İdare’ye bağlı kurum ve kuruluşların spor alanında rekabet etmemesi gerekir.

Yerel yönetim, spor alanlarının inşa edilmesi ve kulüplere destek için hareket etmelidir. GSGM il müdürlükleri sadece spor yönetiminden sorumlu olmalı, kurdukları spor kulüpleri aracılığıyla spor arenasında rekabet etmekten vazgeçmelidirler. GSGM İl Müdürlüğü, devlet imkanları ile diğer kulüplerin karşısına çıkmamalıdır.

Bununla birlikte, farklı spor dallarında faaliyet gösteren kulüplerin azlığı, çoğu kulübün yüksek üyelik ücreti istemeleri, malzeme masraflarını sporcuların karşılamak zorunda kalmaları spor yapmak isteyen kimselerin ilgili kulüplere başvurmalarını engellemektedir. Biz, bu olumsuzluğun ortadan kalkması, sporun geniş tabana yayılması amacıyla belediye ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin amatör spor kulüpleri kurmalarının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Söz konusu kulüplerin futbol, basketbol, voleybol gibi popüler sporlar dışında Türkiye’de federasyonu bulunan diğer spor dallarında da faaliyet göstermeleri zorunlu olmalıdır.

Bir hususu belirtmek isteriz. Bu kurumların faaliyet alanı sadece “amatör sporlar” ile sınırlı olmalıdır. Bugün belediyeler profesyonel liglerde de mücadele etmektedirler. Devlet olanakları, halktan alınan vergilerle profesyonel sporda mücadele etmek haksız rekabet oluşturmaktadır.

Ayrıca bu uygulama, belediyeleri asıl amaçlarından uzaklaştırmaktadır. Belediyeler, spor hizmetlerinde bulunmak zorundadırlar. Profesyonel spora aktarılan bütçenin amatör sporlara kaydırılması ile amatör sporların gelişimine, halkın spor yapabileceği alanların çoğalmasına büyük katkıda bulunulabilir. Profesyonel kulüpler borca batık faaliyette bulunurken, belediyelerin bu alanda rekabet etmesi eleştirilmelidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, belediyeler ile gençlik ve spor il müdürlükleri spor kulüpleri kurabilmelidir. Zira, ülkemizde spor kültürü çok gelişmemiştir. Futbol ve diğer birkaç popüler spor dalı dışında diğer spor dallarında faaliyet gösterecek spor kulübü henüz istenen sayıya ulaşmamıştır. Bu spor dallarının gelişimi ancak belediye ve il spor müdürlüklerinin kulüpleri ile mümkündür.

Raporda bir husus çok doğru teşhis edilmiştir. Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlükleri, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlüdür. Ancak uygulamada, bu hizmet, destek belli kulüplerle sınırlı kalmaktadır. Bu husus aşağıda, “Şike ve Haksız Rekabet” başlığı altında incelenmiştir.

– Spor Kulüplerinin Yönetimi

Profesyonel kulüplerin uzmanlar tarafından yönetilmesi için gerekli düzenlemeler getirilmelidir. Kulüplerin sadece kendi öz kaynakları ile yönetilmesi gerekli olup, bunların yöneticilere borçlanmaları engellenmelidir.

– Bağımsız Denetim Kuruluşları Tarafından Yapılacak Denetim

Raporda İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi önerilmiştir.

Bu öneri eksiktir.

Sadece kulüplerin değil, federasyonların da denetimi hem GSGM hem de dış denetim şirketleri tarafından yapılmalıdır. Her ne kadar spor federasyonları özel hukuk tüzel kişileri olsa bile, bunların kamu hizmeti ile sorumlu olmaları, aldığı kararlar ve verdikleri cezalarla kamu kudreti kullanmaları sebebiyle bunların GSGM tarafından denetlenmeleri gerekmektedir. Söz konusu denetimin özerkliği ihlal ettiği ileri sürülemez. Aksine, özerk kuruluşların kamu denetimine tabi olmaları Türk hukuk sisteminde olağan bir uygulamadır.

– Kulüplerde spor hukuku bilen elemanların çalıştırılması

Raporda, kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesinin uygun olacağı görüşü ortaya atılmıştır.

Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması yasal zorunluluk mu olacaktır? Türkiye’de bu konuda çalışan uzman hukukçu sayısının azlığı, buna karşın binlerce spor kulübünün varlığı dikkate alındığında bu öneri gerçekçi değildir.

Ayrıca “spor hukuku eğitimi” ifadesi çok geniştir. Bu eğitimin içeriği ne olacaktır? Bir yönetici spor hukuku eğitimi aldığını nasıl ispatlayacaktır?

Belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi fikri olumludur.

– Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi

İsim üzerindeki hakkın sadece il sınırları ile sınırlı kullanılabileceği önerisi kabul edilemez. İsim üzerindeki hak tüm ülke sınırları içinde korunmalıdır. Üstelik kulüp isminin bir marka olarak kullanılması durumunda komisyonun ilgili önerisinin hayata geçirilmesi çok büyük uyuşmazlıklara sebep verecektir.

Açıkçası bir kulüp isim ararken biraz yaratıcı olmalı, bulunduğu şehrin, içinde bulunduğu toplumun, faaliyet gösterdiği spor dalının özelliklerini kapsayan bir isim bulmaya çalışmalıdır.

– Futbol kulüpleri için ayrı düzenleme talebi

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Futbolun özelliği nedir? Diğer federasyonlardan farklı düzenlemeyi gerektirecek objektif sebepler nelerdir?

Spor Kulüpleri Kanunu Tasarısı Taslağı’nın söz konusu raporda değinilen düzenlemeleri futbolun özerkliğine müdahale niteliği taşımamaktadır. Futbol için ayrı bir düzenleme yapılmasına gerek yoktur.

Futbol Federasyonunun, profesyonel kulüpleri dikkate alarak itiraz ettiğini sanıyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri, söz konusu itiraza karşı ilginç bir görüş ileri sürmüşlerdir. GSGM temsilcilerine göre, Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanması uygun olacaktır.

Bu görüş sağlıklı değildir. Ayrıca bu gerekçe futbol için ayrı düzenleme yapılmasını gerektirmez.

Profesyonel ligler sadece futbol için söz konusu değildir. Basketbol, voleybol gibi takım sporlarında profesyonel ligler bulunmaktadır. Bu sebeple, tüm bu profesyonel ligleri kapsayan bir düzenlemeye gerek vardır.

Aşağıda da belirteceğimiz gibi, profesyonel ligler, federasyonlara bağlı takımlar ve sporcular açısından küçük bir azınlığı kapsamaktadır. Lisanslı sporcuların önemli bir kısmı amatör sporla uğraşmaktadır. Buna rağmen, profesyonel liglerde mücadele eden takımlar federasyona hakim olmaya çalışmaktadırlar. Bu kulüplerin sorunları, ihtiyaçları ve federasyonlardan beklentileri amatör dalların sorunları ve beklentilerinden çok farklıdır.

Bununla birlikte, özellikle seçimlerde profesyonel takımların delege sayısı açısından baskın çıktıkları ve yaklaşık on (10) kulübün ortak hareketiyle tüm federasyonun değişmesi gibi olumsuzluklara rastlanmaktadır. Delegeler açısından dağılım hem TFF hem de diğer federasyonlar açısından dengesiz oluşturulmuştur.

Biz, profesyonel ve amatör branşların ayrı ayrı yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Profesyonel liglerin, federasyonla işbirliği içinde ancak ayrı birer tüzel kişilik olarak örgütlenmesinin doğru olacağı kanısındayız. Elbette bu durum liglerin bağımsız olacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, yayın gelirlerinden sadece profesyonel lig ve kulüpler faydalanmayacak; bu gelirlerden belli bir miktar federasyona aktarılacaktır.

Türk spor sistemini önemli ölçüde değiştirecek bu önerinin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Böylece federasyonlar sadece o spor dalının gelişmesi için çalışacak ve profesyonel kulüplerin baskısından kurtulmuş olacaklardır. Profesyonel ligler ise kendi ihtiyaçları ölçüsünde hareket edeceklerdir.

Söz konusu sistem değişikliği profesyonel liglerin daha rahat hareket etmesini ve güçlenmesini sağlayacaktır. Bu gücün elbette karşı bir güç veya güçler tarafından kontrol edilmesi, dengelenmesi gerekir. Profesyonel liglerin hesaplarının devlet ve bağımsız denetim şirketleri tarafından kontrolü; sporcuların, antrenörlerin ve hakemlerin sendika kurmaları söz konusu gücü dengeleyebilecek atılımlar olacaktır.

Aynı şekilde spor federasyonlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların onların içinden çıkmış, bağımsızlığı ve tarafsızlığından şüphe duyulan kurullar yerine hakim teminatına sahip, bağımsız ve tarafsız hakimler veya hakemlerden oluşan mahkemeler tarafından çözümlenmesi gerekmektedir. Bugün yürürlükte olan sistem kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

– Spor Kulüpleri ile İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Amatör sporcularla kulüpler arasında üyelik ilişkisinin oluşturulması gerekmektedir. Amatör sporcular veya bunların velilerinin kulüp içinde söz hakkı olması; kulüplerin bunlara karşı belli yükümlülükler altında olması sağlanmalıdır. Bu amaçla, Kulüplerde veli ve sporcu komiteleri kurulmalıdır. Sporcu üyeler kulüplerin yönetimine katılmalıdırlar. Sporcu komiteleri, o kulüpte aktif, lisanslı spor yapan sporculardan oluşmalıdır.

– Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Kulüp yönetimlerinde kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. Kulüp yöneticilerinin en az % 20’sinin kadın olması gerekliliğine dair hükümler getirilmelidir. Kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Kulüp yöneticileri için yaş sınırı getirilmelidir.

– Spor kulüplerine ilişkin kanun ve yönetmeliklerde, kulüp içinde kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları bu yönetmelikle kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Profesyonel liglerde yarışan kulüplere şirketleşme zorunluluğu getirilmelidir. Alacaklıklar arasında eşitliğin sağlanması açısından blunların iflasa tabi olmaları gerekir.

– SPK’nın şirketleşen kulüpler üzerindeki kontrolü artmalıdır. Del Bosque olayından sonra SPK’nın, BJK’nın kamuoyunu yanıltan açıklamalarına karşı hiçbir işlem yapmaması düşündürücüdür.

– Siyaset spordan uzaklaştırılmalıdır. Milletvekilleri, bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları başta olmak üzere siyasilerin herhangi bir şekilde kulüplerle bağı ortadan kaldırılmalıdır. Bunların kulüplere üye olmaları, doğrudan veya dolaylı biçimde kulüp yönetimlerinde aktif olmaları engellenmelidir.

Belediyelerin özellikle profesyonel spor dallarında mücadele etmelerine izin verilmemelidir.

– Vergi düzenlemeleri, eşitsizliği ortadan kaldıracak şekilde değiştirilmelidir. Profesyonel sporda mücadele eden kulüplere ve profesyonel sporculara sağlanan kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Bu konuda Avrupa’daki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

Kulüplerin vergi borçlarının ötelenmesi veya affedilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir.

Vergi borcu olan kulüplere ve bunların yöneticilerine karşı mevzuatta öngörülen yaptırımlar uygulanmalıdır. Futbol kulüplerinin kurtarılması için milletvekillerinin lobi yapmaları engellenmeli; bu konularda kanun teklifleri hazırlanmasının önüne geçilmelidir.

– Profesyonel kulüpler üzerindeki kontrol arttırılmalıdır. Devlet, ekonomik zorluk çeken kulüplerin yükünü üstlenmek zorunda değildir. Rekabetin korunması, sporcuların mağdur olmalarının önlenmesi için ilgili kulüplerin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Özellikle sporcuların korunması için özel hükümler öngörülmelidir.

– Birden fazla kulüp sahipliği, birden fazla kulübün kontrolünün önüne geçilmelidir. Bu konuda UEFA ve Avrupa ülkelerindeki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

– Profesyonel ligler için “lisans sistemi” getirilmelidir. UEFA’nın getirdiği lisans sistemi, profesyonel ligi olan tüm federasyonlara genişletilmelidir. TFF’nin de lisans sistemini UEFA kurallarına riayet ederek uygulaması gerekmektedir. Söz konusu lisans sistemi, Bank Asya Ligi’ne de uygulanmalıdır.

Finansal yönetim, saydamlık, ayrımcılık, şiddet, küçüklerin korunması, fiziki altyapı gibi konularda kulüpler için ortak hükümler getirilerek, kulüplerin belli seviyede olması sağlanmalıdır.

– Profesyonel dallarda altyapıdan yetişmiş sporcuların oynaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu sporcuların özellikle Türk asıllı olmasına özen gösterilmelidir. Takımda yer alacak altyapıdan gelecek sporcu sayısı yıl geçtikçe arttırılmalı; bu sporcuların sahada görev alması için zorlayıcı hükümler getirilmelidir.

– Bir kulübün, federasyon bünyesindeki amatör ve profesyonel organizasyonlara katılması için, ilgili federasyonun bütün yaş gruplarında mücadele etmesi gerektiği öngörülmelidir. Böylece kulüplerin altyapıya önem vermeleri sağlanacaktır.

5)  Federasyonlar:

Türkiye’de İdare, bir yandan federasyonları özel hukuk tüzel kişiliği olarak düzenlemekte, diğer yandan ise bunlar üzerinde kontrolünü devam ettirmek istemektedir. Son gelişmeler dikkate alındığında, İdare, federasyonlara maddi destek vermek yerine bunların sponsorlar aracılığıyla faaliyet göstermelerini sağlamayı, ancak federasyonların üzerinde baskısını sürdürmeyi amaçladığı ileri sürülebilir. Diğer bir deyişle, İdare, davulu özel sektöre devrederken tokmağı elinde tutmayı amaçlamaktadır.

İdare, belediyeler ve il spor müdürlükleri aracılığıyla sporu yönetmeye çalışmaktadır.

Federasyonların faaliyetlerine karşı devlet yargısına başvurma yolunun kapatılması, Türkiye’de sporun federasyonların ve bunların dolaylı şekilde bağımlı oldukları GSGM’nin keyfi yönetimine tabi olmasına sebep olmuştur.

Kanımızca, devlet, “müdahaleci sistem” ile “serbest sistem” arasında artık bir tercih yapmalıdır.

Müdahaleci sisteme Fransız spor sistemi örnek gösterilebilir.

Fransa’da federasyonlar özel hukuk tüzel kişileridir. Ancak spor yönetimi ve spor finansmanı devletçi nitelik taşımaktadır. Federasyonların bazı faaliyetleri de kamu hizmeti niteliğindedir.

Devlet desteği ve devlet kontrolü, federasyonların finansal sorunlara karşı korunmasını sağlamaktadır. Aynı şekilde, farklı bir açıdan bakılırsa, devlet desteği federasyonların özerk kalmasını sağlamaktadır. Finansman bulmak için özel sektöre açılmak, sponsor bulmak zorunda kalacak federasyonlar, özel sektörün federasyon yönetimlerine müdahale etme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.

Fransa’da federasyonların faaliyetleri devletin kontrolü altındadır. Bu federasyonların işlemleri kamu işlemi niteliğinde olup, bunların hukuka aykırı işlemlerine karşı idare mahkemelerine başvurulmaktadır.

Serbest sistemde ise devlet ya spora hiç müdahale etmemekte ya da sadece denetim işlevi görmektedir. İngiltere ve İsviçre bu sisteme örnek gösterilebilir. Bu ülkelerde spora ilişkin özel mevzuat bulunmamaktadır. Ortak hukuk spor sistemine de uygulanmaktadır. İsviçre’de Haksız Rekabetin Önlenmesine Dair Kanun, rekabet hukuku, milletlerarası özel hukuk, sorumluluk hukuku, ceza hukuku ve medeni hukuk spor aktörleri arasındaki ilişkilere de uygulanmaktadır.

Hangi sistem seçilirse seçilsin, federasyonların faaliyetlerinin yargı kontrolünde olduğu unutulmamalıdır.

Biz GSGM’nin federasyonlar üzerindeki etkisinin sona ermesi gerektiğini düşünüyoruz.. GSGM, federasyonları kontrol eden değil, spor politikasını belirleyen ve federasyonlar arasında koordinasyon sağlayan bir yapıya bürünmelidir.

– Uyuşmazlıkların federasyonlar tarafından çözümlenmesi

Raporda, çıkacak uyuşmazlıkları federasyonların kendilerinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri, hukuk mantığına uymamaktadır. Dünyada bir başka örneği de bulunmamaktadır.

Federasyonlar hem karar veren (yasama), hem uygulayan (yürütme) hem de yargılayan (yargı) makam olamaz. Yargı işlevinin bağımsız, tarafsız bir makam tarafından yerine getirilmesi gerekir.

Bu itirazın içeriğinin iyi anlaşılması gerekir. Federasyonlarda disiplin kurulu, ceza kurulu olması olağandır. Federasyonlar faaliyet alanları ile ilgili uyuşmazlıkların hepsini veya bunlardan bazılarını kendi bünyeleri içinde çözümlerler. Söz konusu uyuşmazlığı çözümleyen kişiler federasyona bağlı çalışan veya federasyon bünyesinde faaliyet gösteren özel hukuk kişileridir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin, Spor Tahkim Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili verdiği kararlarda, federasyonların disiplin kurullarına, tahkim kurullarına da değinmiş ve bu kurulların, mahkemelerin aslında sadece ilgili federasyonun birer “organı” olduklarını; adları “tahkim kurulu”, “mahkeme” olsa bile, üyelerinin federasyona bağımlı olmaları, maaşlarının bunlar tarafından verilmeleri gibi sebeplerle, bu kurumların tahkimin gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlık teminatlarını vermediklerini dile getirmiştir.

Spor hukuku komisyonundaki bazı üyeler özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bu görüşlerin hukuki dayanağı yoktur. Bütün özel hukuk tüzel kişilerinin işlemlerine, kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulabilmektedir. İtiraz makamı tahkim kurulu olsun veya olmasın, federasyonların verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi dileği hukuk mantığıyla uyuşmamaktadır.

– Özerk Federasyonların Genel Kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Temsil Oranının Azaltılması

Raporda, bir kısım üyelerin, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği yönünde görüş bildirdikleri açıklanmıştır.

Bu öneriyi genişletip, özerk olsun veya olmasın bütün federasyonların seçimlerinde sadece kulüplerin oy kullanabileceği şeklinde düzenleme yapılmalıdır. Federasyonlar, kulüplerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Federasyona bu özelliğini veren unsur, spor kulüpleridir.

Kulüpler, federasyonların kararlarından doğrudan etkilenmektedir. Federasyonlar öncelikle kulüplere karşı sorumludur. Federasyonların kararlarından doğrudan veya dolaylı biçimde etkilenmeyen, ancak onların üzerinde bir şekilde hiyerarşik otorite teşkil eden Merkez Danışma Kurulu’nun başarısız federasyon başkanlarını görevden alması hiyerarşiye dayanan bir yetkinin kullanılmasıdır GSGM Teşkilatı’nın federasyon seçimlerinde oy kullanması uygun değildir. Aynı şekilde diğer bakanlıkların ve TSYD’nin bu seçimlerde doğrudan menfaatleri bulunmamaktadır. Federasyon yönetimleri sadece kendi aktörlerine, federasyonlara, kulüplere bırakılmalıdır.

Ayrıca TSYD’nin sadece federasyonlar seçimlerindeki oy kullanma yetkisi dışında, Merkez Danışma Kurulu’ndaki üyeliği sona erdirilmelidir. TSYD’ye verilmiş bu yetkilerin dünyada eşi bulunmamaktadır. TSYD’nin spor yönetimi konusunda oy hakkının olması, basının bağımsız ve tarafsız olma, en önemlisi denetleyen, eleştiren ve kamuoyunu aydınlatan dördüncü kuvvet olma özelliğini zedelemektedir.

Federasyonların özerkliği, kulüplerin, kendilerini yönetecek federasyonun işleyişine katkıda bulunma ve federasyon yöneticilerini belirleme hakkını, yetkisini kapsar. Bu sebeple, federasyon seçimlerinde sadece kulüpler oy kullanmalıdır. Oy verme yetkisi, kararlardan etkilenmeleri sebebiyle, aktif hakem, antrenör ve sporcuları kapsayacak şekilde düzenlenebilir.

Belirtmek gerekir ki, çerçeve statüde ve ana statülerde yer alanfaal olma(yan) hakemlerin”, “genel kurul tarihinden belli bir süre önce faal sporculuğu bırakan sporcuların”, “eski başkanların”, “faal olmayan teknik direktör ve antrenörlerin” oy kullanmalarının bir anlamı bulunmamaktadır. Zira onların ilgili spor dalıyla hiçbir bir ilgileri bulunmamaktadır. Onlar sadece oy sayısında dikkate alınmaktadırlar. Bu sistem, lobi faaliyetlerinin sporla ilgisiz insanlar üzerinde yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır.

– Federasyonlarla İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Devletin spora müdahalesi en alt seviyede olmalıdır. İdare, federasyonların yönetimine karışmamalılar. Siyasiler de kulüplerin yönetiminde aktif olmamalılar.

Sporu siyasetten arındırmak için radikal çözümlere başvurmak gerekmektedir. Bu konudaki bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Federasyonlar için çerçeve statü öngörülmeli ancak diğer konularda federasyonların kendilerini serbestçe yönetmesine imkan tanınmalıdır.
  • GSGM teşkilatının federasyon seçimlerinde oy vermesi sona ermelidir.
  • GSGM, kendi bürokratlarının, personelinin federasyonlara girmesi için baskı yapmayı bırakmalıdır. Federasyon yönetimi serbestçe belirlenmelidir.
  • Siyasetçiler, yerel yöneticilerin spor kulüplerine üyeliği yasaklanmalıdır. Bunların, fahri sıfatıyla bile yöneticilik yapmaları engellenmelidir.
  • Merkez teşkilatı ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurarak profesyonel sporda rekabet etmeleri yasaklanmalıdır. Profesyonel spor tamamen özel kişiler tarafından yönetilmelidir.
  • GSGM Ceza Kurulları ve GSGM Tahkim Kurulu’na siyasiler tarafından atama yapılması engellenmelidir. Bu kurulların üyeleri hakimlik teminatına sahip olmalıdır. Üyelerin bürokrat, siyasi olmamasına özen gösterilmelidir.
  • Türkiye Futbol Federasyonu üzerindeki siyasi baskı sona erdirilmelidir. TFF’nin yapısının kanunla düzenlenmesi son bulmalıdır. TBMM’nin TFF üzerindeki etkisi ortadan kaldırılmalıdır.

Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Federasyon kurullarında kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. IOC, ulusal komitelere söz konusu kota uygulaması konusunda tavsiyelerde bulunmuştur. Federasyon bünyesinde kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Federasyonlar, kurumsal faaliyetlerinde, bunlardan etkilenecek bütün ilgililer arasında bir denge bulmaya özen göstermelidirler. Bu sebeple, karar alım sürecinde sporcular, antrenörler, diğer teknik elemanlar, hakemler ve kulüp yöneticilerinden görüş almaya özen göstermelidirler. Özellikle sporcu, antrenör temsilcilerinin yönetimde yer alması sağlanmalıdır. Bunun için sporcu, antrenör komiteleri kurulmalıdır. Sporcu komitelerinin üyeleri doğrudan doğruya o federasyonun şampiyonalarına katılan sporcular tarafından seçilmelidir.

– Federasyon başkanlarının İngilizce, Almanca, Fransızca dillerinden birini bilmesi zorunluluğu getirilmelidir. Uluslararası gelişmeleri takip etmek, uluslararası kuruluşlar ve diğer ulusal federasyonlarla iletişim halinde olmak, uluslararası toplantılarda federasyonu temsil etmek gibi görevleri bulunan federasyon başkanlarının yabancı dil bilmemesi düşünülemez.

Bu belgelerin, resmi kurumlar tarafından elde edilmesi gerekliliği öngörülmelidir.

Genel Müdürlükçe oluşturulacak komisyonca yapılacak mülakat sonucu verilecek belge ile belgeleme şartı gerçekçi değildir. Genel Müdürlük bünyesinde oluşturulacak komisyonun tarafsızlığı şüphe uyandırmaktadır.

Anayasal eşitlik prensibi gereği, söz konusu şartın bütün federasyonlar için getirilmesi gerekliliği unutulmamalıdır.

– Federasyon yöneticileri, kurul üyeleri için yaş sınırı getirilmelidir

– Federasyonların ana statüleri dışında, yönetmelikleri, talimatları, soyut ve genel tüm düzenlemeleri Internet sitesinde ve Resmi Gazete’de yayınlanmalıdır.

– Çok az federasyonun ana statüsünde ve talimatlarında ceza kurullarının işleyişi ile ilgili kurallar bulunmaktadır. Savunma hakkının, adil yargılanma hakkının teminatını sağlayacak bu hükümlerin yokluğu, federasyonun bir organı tarafından yapılan yargılamanın hukuka aykırı olmasına sebep olmaktadır.

Özerk federasyonların önemli bölümünde Ceza Yönetmelikleri gereği gibi hazırlanmamıştır. Bu yönetmeliklerin GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği esas alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu eksiklik özellikle hakem ve gözlemcilerin görevleri ve sorumlulukları hususunda dikkat çekmektedir.

– Federasyonlara, spor kulüplerine ilişkin kanun, statü ve yönetmeliklerde, federasyon ve kulüpler kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları söz konusu mevzuatla kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Kulüp yöneticilerinin, GSGM Teşkilatı’nda görevli olanların federasyon yönetimlerinde yer almaları engellenmelidir.

Bugün Genel Müdürlük Merkez Ceza Kurulu, Genel Müdürlük Ceza Kurulu, il ceza kurulları ve Tahkim Kurulu ile özerk federasyonların ceza veya disiplin kurulları üyelerinin kulüplerin yönetim kurullarında görev alamayacağı öngörülmüştür.

Bu düzenleme yetersizdir.

Kulüplerin yönetim kurulu üyelerinin federasyonların yönetim ve hukuk kurullarında yer alması da engellenmelidir. Bu iki statü bir arada yer alamaz. Bazı kulüplerin yöneticileri, kendi kulüplerine çıkar sağlamak, federasyonun kararlarında kulüp lehine karar alınmasında etkili olmak veya kulüp aleyhine karar alınmasını engellemek için faaliyet göstermektedirler.

Her ne olursa olsun, federasyon, kulüplerden bağımsız ve tarafsız bir görünüm sergilemelidir. Bu sebeple, kulüp yöneticiliği ve federasyon yöneticiliğinin bir arada olamayacağını düşünüyoruz.

– Federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin, ilgili spor branşında belli bir süre aktif olma şartı getirilmelidir.

Federasyonlarda yöneticiliği, o dalda belli süre sporcu olarak yarışmış ya da antrenör, hakem, idareci olarak görev almış kimseler üstlenmelidir. İlgili spor branşının en üst yönetim birimi olan federasyonda yöneticilik yapacak olanların, ilgili spor branşının oluşumunu, yapısını, sorunlarını bilmeleri gerekmektedir. Herhangi bir kimsenin federasyon başkanı olmasının önüne geçilmelidir.

 

– Federasyonların ana statüleri özenle hazırlanmalıdır.

Çerçeve statüde öngörülen hükümler, ilgili federasyonun yapısı dikkate alınarak ana statüye dahil edilmelidir. Örneğin, Motosiklet Federasyonu’nun ana statüsünde, Olimpiyat oyunlarında ilk üç dereceye girmiş sporcuların oy kullanabilecekleri öngörülmüştür (md. 7). Oysa Olimpiyat Oyunları’nda motosiklet branşı bulunmamaktadır.

 

– Özerkliğin, bütün spor federasyonları için aynı yapıda olması gerekir. Futbola verilen özerklik, eşitlik prensibi gereği diğer federasyonlara da verilmelidir.

Özerklik özellikle federasyonların bütçeleri açısından büyük önem arz etmektedir. GSGM’nin bu konudaki vesayet yetkisi sona erdirilmelidir. Federasyon bütçelerinin kullanımı konusunda GSGM’nin onayının alınması; GSGM ve Maliye Bakanlığı’nın söz konusu yerindelik denetimi, federasyonların özerkliğine aykırılık teşkil etmektedir.

Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların üzerinde İdare’nin bu şekilde yerindelik denetimi yetkisini haiz olması başlı başına hukuk sistemimize aykırı bir uygulamadır.

– Spor federasyonları, kamplara katılma ve milli takıma seçilme kriterlerini sezon başında belirlemelidirler.

Turnuvalardan sonra getirilen veya son anda değiştirilen kriterler sporcuları mağdur etmekte; federasyonların güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bu kriterlerin objektif olmasına özen gösterilmelidir. Turnuvadaki performanslar öncelikle dikkate alınmalıdır. Federasyon yönetim kurulunun, teknik heyetinin takdir hakkı mümkün oldukça kısıtlanmalıdır. Aynı kriterlere sahip sporcular arasında nasıl seçim yapılacağı da aynı şekilde önceden belirlenmelidir. Oyunun kuralları, sezon başında tüm ilgililer tarafından bilinmelidir.

Olimpiyat Oyunları’na katılımda TMOK, kendi seçim kriterlerini getirmeli; federasyonların keyfi davranışlarını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.

– Sporcuların sigortalanması hususunda federasyonlar zorlayıcı rol oynamalıdır. Lisanslı her sporcunun sigorta edilmesi zorunlu olmalıdır.

Sigortası olmayan sporcuların turnuvalara katılmaları engellenmeli; antrenman esnasında ve/veya yanlış antrenman sonucunda sakatlanan sporcuların tedavi giderlerini kulüp karşılamalıdır. Kulüplerin sporcular için ödeyeceği primler için devlet destek vermelidir.

– Özerklik, kendi kurallarını koymakla ilgilidir. Federasyonlar, kanunda öngörülen sınırlar çerçevesinde kural koyma yetkisine sahiptir. Federasyonlar ancak kendilerine tanınan alanda kural koyabilir. Bu kurallar da ancak tabi oldukları hukuk sisteminin temel kuralları tarafından belirlenen sınırlar içinde yer alabilirler.

Spor federasyonlarının hukuka aykırı statü, yönetmelik, talimat gibi düzenlemelerinin dış denetiminin yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı düzenlemelerin kabul edilmemesi, bunlara karşı iptal davası açılma imkanı sağlanmalıdır. Özellikle sporcu ve antrenörlerin çalışma haklarını kısıtlayan, kanımızca Anayasa’ya, Borçlar Kanunu’na, İş Kanunu’na aykırı onlarca hüküm bulunmaktadır. Sporcu ve antrenör derneklerine bu tür dava açma yetkisi tanınmalıdır.

– Türkiye’de uluslar arası spor federasyonlarının kurallarının doğrudan uygulandığı kabul edilmektedir. Türk Spor Kurumu Kanunu Tasarısı’nda da bu görüş açıkça ortaya konmuştur. Tasarıda “spor federasyonları(nın), uluslararası federasyonların  kural ve esasları ile ülkemizce kabul edilen spora yönelik uluslararası antlaşma ve  sözleşme  hükümlerine  tabi olduğu” öngörülmüştür (md. 20/VI).

Belirtmek gerekir ki, spora yönelik uluslar arası sözleşmelerin çoğu tavsiye niteliğindedir ve doğrudan uygulanması söz konusu değildir.

Bir hususun dikkate alınması gerekir: Her uluslar arası federasyonun kendi iç işleyişi vardır. Bunlar arasında ortak nokta çok azdır. Hatta “dünyada ne kadar uluslar arası federasyon varsa, o kadar spor hukuku düzeni vardır” dersek abartmış olmayız. Oysa biz devletin görevinin bir spor sistemi kurmak, ulusal federasyonların bir sistem altında toplamak ve eşitlik prensibi gereği ülke içinde faaliyet gösteren bütün spor kulüpleri, sporcular için ortak hükümler getirmek olduğunu düşünüyoruz.

Dünyada federasyonlar, bağlı oldukları spor federasyonları ve tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlıdırlar. Bir konuda uluslar arası federasyonun düzenlemesi yanında, devletin de düzenlemesi bulunuyorsa, devletin düzenlemesi öncelikle uygulanacaktır. Zira uluslar arası federasyonların kamu otoritesi bulunmamaktadır. Onların kuralları da devletin hukuk düzenine aykırı olamaz. Aykırılık halinde, ulusal spor federasyonu öncelikle devletin kurallarına uygun hareket etmek zorundadır.

Bu görüşümüz reddedilse dahi, karşılaştırmalı hukuk incelemesi yapıldığı vakit, yabancı ulusal federasyonların, hem uluslar arası federasyonların kuralları hem de tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlı oldukları tespit edilecektir. Hiçbir ülkede federasyonlar sadece uluslar arası federasyonların kurallarına göre yönetilmemektedir.

6) Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

Raporda, Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59.maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu önerinin uygulama kabiliyeti kazanması ancak GSGM ve yerel yönetimlerin spor alanları, çok amaçlı spor salonları inşa etmeleri halinde mümkündür.

Seksen yıldan beri Doğu’ya, Güneydoğu’ya yatırım yapmayan devletin, yeni özerk olmuş federasyonların bu bölgeleri kalkındırmalarını beklemesi dikkat çekicidir.

GSGM’nin 2006 yılı faaliyet raporunda özel beden eğitimi ve spor tesislerinin illere göre dağılımı sunulmuştur (Rapor, EK-18). Bu rapora göre bazı illerimizde tek bir spor tesisi bulunmazken, bazılarında bir (1) veya iki (2) spor tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin de  futbol stadyumu mu, açık spor sahası (atletizm, basketbol, voleybol sahaları vs.) mı yoksa spor salonu mu olduğu açıklanmamıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Spor Tesisi Bulunmayan İller: Ağrı, Burdur, Sinop, Tunceli, Şırnak…

1-5 Arası Spor Tesisi Bulunan İller: Bilecik (4), Bolu (5), Çankırı (5), Erzincan (5), Hakkari (3), Kars (5), Muş (1), Rize (2), Bayburt (3), Ardahan (5), Bartın (5), Yalova (3), Kilis (2), Osmaniye (1)…

Sporun kişilerin topluma entegrasyonundaki rolü yadsınamaz. Eğitim düzeyi düşük, yoksulluk sınırının altında yaşayan, işsiz gençlerin topluma kazandırılmasının en etkili yöntemlerinden biri spordur. Doğu’daki spor tesislerinin azlığı ile buradaki sosyal kargaşa arasında korelasyon bulunup bulunmadığını ancak sosyologlar, sosyal bilimciler saha araştırmaları ile tespit edebilirler. Bununla birlikte, bu bölgelerde spor tesisinin bulunmaması kanımızca gençleri olumsuz etkilemektedir. Spor olarak sadece futbol bilen bu gençlerin farklı spor branşlarına kaydırılması toplumsal barışın sağlanmasında da rol oynayacaktır.

Geri kalan illerde bulunan spor tesislerini saymaya gerek görmüyoruz. Sadece yaklaşık 11 milyon kişiyi barındıran İstanbul’da sadece 851 spor tesisi olduğunu belirtmek isteriz. Olimpik sporlara tahsis edilen spor tesislerinin sayısı ise çok azdır.

Bu çarpıcı tablo karşısında sporun Doğu’ya da kaydırılmasının sorumluluğunu sadece federasyonlar üstlenemez. Önce spor tesisleri yapılmalıdır.

Doğu’da elit düzey yetiştirecek spor tesislerinin yokluğu, GSGM tarafından da kabul edilmiştir. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda bayanlar 57 kiloda gümüş madalya kazanan tekvandocu Azize Tanrıkulu’nun, tayininin çıktığı Şırnak’a altyapı eksikliği ve antrenman yapamayacak olması sebebiyle gitmek istememesi, devletin de bu talebi benimsemesi, devletin de Doğu’nun spor altyapısı bakımından çok fakir olduğunu ilan ettiğini göstermektedir.

Aynı şekilde, spor karşılaşmalarının Doğu’da düzenlenmesinden önce federasyonların Doğu’da faaliyet göstermeleri ve bölgesel ligler oluşturmaları gerekmektedir. Sporun Doğu’da gelişmesinden GSGM, yerel yönetimler ve federasyonlar sorumlu olup, Batı’daki kulüp ve sporcuların bu yükü taşıması, bütçelerini zorlayacak masraflar yapmaları engellenmelidir. Bununla birlikte, özellikle takım sporlarında, 4’lü turnuvaların Doğu illerinde organize edilerek kulüplerin masraflarına yardımcı olunması durumunda, çeşitli spor dallarının tanıtımı sağlanabilecektir.

Ferdi sporlarda ise federasyonun faaliyetlerine katılan, Doğu’ya yakın şehirlerde yer alan kulüplerin masrafları karşılanarak turnuvaların düzenlenmesi öngörülebilir.

Doğu illerinde futbol sahaları yerine havuzlar, kapalı spor salonları, jimnastik salonları, çok amaçlı salonlar, atletizm sahaları ve hatta paten sahaları yapılmalıdır. Birden çok spor faaliyetine imkan veren, çocuğundan yaşlısına herkesin spor yapmasını sağlayacak spor alanlarının yapılması çok önemlidir. Bugün var olan statlar çok amaçlı olmayıp, maçlar dışında atıl kalmaktadırlar. Devletin birincil amacı, futbolu değil, sporu geliştirmektir. Vatandaşın spor yapmasına olanak vermektir. Bu sebeple öncelikle çok amaçlı spor salonlarının inşa edilmesi gerekir.

Bütün bu gereklilikler kanun koyucu tarafından ilgili kanunlara, yönetmeliklere yansıtılmalıdır. Doğu’da sporun yaygınlaştırılmasını amaçlayan özel bir kanun öngörülebilir. Bu kanunla Doğu’ya yapılacak yatırımlarda kolaylıklar sağlanması; GSGM ve yerel yönetimlerin birlikte hareket ederek spor alanları oluşturmaları gerekliliği düzenleme altına alınabilir. GSGM ve yerel yönetimlerin, söz konusu amaçları gerçekleştirememesi durumunda söz konusu kurumlara karşı yaptırımlar da getirilmelidir.

7)   Sponsorluk:

– Sponsorlukta ortak havuz oluşturulmalıdır.

Türk sporunun sponsorları belirlenmelidir. Bu kaynaktan gelecek para ise federasyonlara ihtiyaçları oranında dağıtılmalıdır. Özellikle gelişmekte olan, gençlerin ilgisini çekebilecek spor federasyonlarına öncelik verilmelidir.

 

– Ferdi sponsorluk geliştirilmelidir.

Ferdi sporlarda sponsorlar sporcular yerine kulüplere destek vermeyi tercih etmektedirler. Türkiye’de uluslar arası başarılar genelde ferdi sporlarda elde edilmektedir. Bu başarılar ise ancak belli spor dalları için söz konusudur. Diğer ferdi spor dallarında sporcular uluslar arası yarışmalara katılmaları, federasyonların verdiği desteğe bağlıdır. Çoğu federasyonun bütçesi ise sporcularını birçok uluslar arası turnuvaya göndermeye yeterli değildir. Burada, sporcuların bireysel çabaları, emekleri ve ekonomik güçleri rol oynamaktadır. Sponsor eksikliği ise birçok yetenekli gencin sporu bırakmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, ferdi sponsorluğun özendirilmesi için bu tür faaliyetlere yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

8)  Doping:

– Uluslar arası yarışmalara katılan sporcularla diğer sporcular arasındaki fark kaldırılmalıdır.

Dünya Dopingle Mücadele Kodu ve uluslar arası federasyonların dopingle ilgili düzenlemelerinde, uluslar arası yarışmalara katılan sporcular “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmektedirler. Bu sporcularla ilgili doping uyuşmazlıklarında son sözü CAS’ın söyleyeceği öngörülmüştür. Oysa tabi oldukları uluslar arası federasyonlar bakımından “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmeyen Türk sporcuların CAS’a başvurma yetkileri bulunmamaktadır.

Futbolcular ve uluslar arası sporculara CAS’a başvurma hakkı tanınırken diğer sporculara bu hakkın tanınmaması eşitlik prensibine aykırılık oluşturmaktadır. Bu sebeple, dopingle ilgili uyuşmazlıklarda, bütün sporcuların CAS’a başvuru yapma hakkı öngörülmelidir.

– Raporda, dopingle ilgili sadece iki noktanın üzerinde durulmuştur. Bu iki nokta ise sadece yaptırımla ilgilidir.

Dopingle ilgili bir düzenlemenin Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda yer alacak olmasının sebebi ise anlaşılamamaktadır.

Amacı spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemek olan bir kanunda dopingin yeri nedir?

Türkiye’nin UNESCO bünyesinde kabul edilen “Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme”’ye katılımı 5271 sayılı kanunla uygun bulunmuştur. Türkiye, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülükleri yerine getirmek için yoğun çaba harcamalıdır. Bu Sözleşme dikkate alınırsa, devletler dopingle mücadelede eğitime, bilimsel çalışmalara kaynak ayırmak zorundadırlar.

Avrupa Konseyi, WADA, UNESCO ve INTERPOL ile ilişki kurulmalıdır. Bu kurumlardan destek alınmalıdır.

UNESCO bünyesinde düzenlenen ve Türkiye’nin kabul ettiği Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme hayata geçirilmelidir.

WADA Kodu tercüme edilmeli ve kanımızca aynen Türk hukukuna aktarılmalıdır. Bugün dopingle ilgili düzenlemeler eksiktir. Her federasyon kendi talimatını yayınlamaya başlamıştır. Ancak bu talimatlar çok karışık kaleme alınmıştır. Son olarak, Süreyya Ayhan Kop davası bu karışıklığın olumsuz sonuçlarını ortaya koymuştur. Çoğu federasyonun ise bu konuda yönetmeliği, talimatı bulunmamaktadır. Bu federasyonlar dopingle ilgili hiçbir çalışma yapmadıkları gibi doping kontrollerinin yapılmasında TDKM ile işbirliği yapmaya yanaşmamaktadırlar.

Türkiye, kendi doping listesini hazırlamalıdır. Örneğin, Fransa kendi doping listesini hazırlamıştır. Fransa Turu’nda dopingli olduğu saptanan ve hakkında soruşturma açılan bisikletçiler UCI’nin yönetmeliklerine göre dopingli değillerdi.

 

– Türkiye’deki düzenlemeler

Doping, GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği’nde sadece iki madde ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ise WADA Kodu ile uyumlu değildir. Ayrıca bu yönetmelik özerk federasyonlara uygulanmamaktadır.

GSGM Dopingle Mücadele Yönetmeliği ise çok dar kapsamlıdır. Ayrıca bu yönetmeliğin 15’inci maddesinde “doping kontrolü için alınmış olan numunenin analiz sonucunun pozitif (+) olması halinde ülkemiz lisansını taşıyan sporcuların/yarış hayvanlarının bağlı bulundukları üst kuruluş durumundaki uluslararası federasyonları tarafından, analiz sonucunda bulunan ilaç cinsine göre öngörülen cezai hükümler aynen uygulanır” hükmü yer almaktadır. Bu hükümle, uluslar arası federasyonların öngördüğü cezaların uygulanacağı öngörülmüştür.

Ceza Yönetmeliği ve Dopingle Mücadele Yönetmeliği uyumlu değildir. Özerk federasyonların da bu konuda düzenlemeleri yok denecek kadar azdır. Dopingle ilgili düzenlemeler ise eksik, hatta yanlıştır. Bu sebeple, dopingin merkezi bir sisteme tabi tutulması gerekmektedir.

Dopingle mücadele tek elden yönetilmelidir. Bütün federasyonlar bir çatı altında birleştirilmelidir. TADA bu işlevi üstlenebilir.

– Tercümeler

Dopingle ilgili olarak, WADA ve uluslar arası federasyonların bütün düzenlemeleri tercüme edilmelidir.

Ne yazık ki GSGM, WADA Kodu’nun tercümesinde (http://www.wada-ama.org/rtecontent/document/turkish_code.pdf) büyük hatalar yapmıştır. Söz konusu tercüme çok karışıktır. Kavram birliği bulunmamaktadır. Orijinal metin daha açıktır.

Tercüme ile ilgili bir örnek vermek isteriz. Tercümenin ilk sayfalarında WADA için farklı karşılıklar kullanılmıştır. Dünya Anti-Doping Ajansı, Dünya Anti-Doping Acentası, Dünya Dopingle Mücadele Ajansı WADA için kullanılan karşılıklardır.

WADA Kodu’nda tıbbi ve hukuki terimlerin hakim olduğu dikkate alınırsa, bu tercümelerin tıp ve hukuk uzmanları tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından gerçekleştirilmesinde fayda vardır.

WADA Kodu’nun yeni versiyonu 2009 yılında yürürlüğe girecektir. Önümüzdeki bir ay içinde ciddi bir çalışma sergilenmesi durumunda Kod’un 2009 yılına yetiştirilmesi mümkündür. Yetiştirilmesi de gerekir.

Yönetici, antrenör ve sporcuların Kod konusundaki bilgileri çok sınırlıdır. Yeni Kod ile ilgili bilgileri yoktur. TDKM’nin sitesinde de bu konuda bir açıklama bulunmamaktadır. Ulusal ve uluslar arası müsabakalarda ve müsabaka dışında kontrol tehdidi altında olan sporcuların Kod’u bilmemeleri GSGM’nin ve federasyonların sorumluluğunu gerektirir. Önemli sayıdaki sporcumuz yabancı dil bilmemektedir. Antrenörleri de yabancı dil bilmeyebilir. Ancak uluslar arası turnuvalara katılan sporcuların bütün bu mevzuatı bildiği kabul edilir. Bu sebeple, ileride başımızın ağrımaması için Kod’un yeni versiyonunun en kısa zamanda tercüme edilmesi gerekir.

Her federasyon, tabi olduğu uluslar arası federasyonun doping mevzuatını tercüme etmelidir. Çoğu uluslar arası federasyon WADA Kodu’nu aynen kabul etmiştir. Ancak küçük farklar yer alabilir. Federasyonlar, hukuk kurulları ve doping konusunda çalışan hukukçu ve tıp uzmanlarının desteği ile bu farkları dikkate alıp ilgili değişiklikleri yapmaları gerekir.

Yasaklı maddelerin listesi de her zaman güncellenmelidir. TDMK’nın liste güncelleme konusundaki ihmali birkaç sene önce Fenerbahçe ile Galatasaray’ı karşı karşıya getirmiş; Uluslar arası Yüzme Federasyonu’nun yasak madde listesinde yer almasına rağmen TDKM listesinde yer almayan bir madde yüzünden büyük tartışma çıkmıştır. Milli takımda yer alan bir sporcunun (Sibel Piroğlu) uluslar arası federasyonun listesini bilmemesi düşünülemese bile GSGM Ceza Kurulu sporcuya ceza vermemiştir.

Bu tür sorunların tekrar yaşanmaması için WADA Kodu ve onun ekleri, her yıl yenilenen Yasak Maddeler Listesi tercüme edilmelidir.

– Eğitimler

Doping konusunda eğitimler verilmelidir.

Hacettepe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Doping Kontrol Merkezi, yönetmeliğinde belirtilen eğitim faaliyetlerini hayata geçirmelidir. Bu kurumun Internet sitesinde bilgi yazıları yayınlanmalıdır. WADA’nın resmi dergisinin her sayısı Türkçe’ye tercüme edilerek, bu çeviriler GSGM’ye ve spor federasyonlarına gönderilmelidir. Tüm ilgili kuruluşlar bu yazıları Internet sitelerinden yayınlamalıdır.

WADA ve diğer ulusal dopingle mücadele kuruluşlarının eğitim dokümanları tercüme edilmelidir.

Spor temalı kanallar, Özellikle TRT 3 aracılığıyla dopingle ilgili bilgilendirme programları yayınlanmalıdır. NTVSPOR’dan da destek istenmelidir.

Her federasyon, üyesi olduğu uluslar arası federasyonla iletişim halinde olmalıdır. Uluslar arası federasyonların kuralları, eğitim dosyaları Türkçe’ye tercüme edilmelidir.

Sporcular, doping testi hakkında bilgilendirilmelidir. Dopingle ilgili birçok dava, usul kurallarına uyulmaması sebebiyle açılmaktadır. Aynı şekilde, sporcuların kişilik haklarının korunması açısından, bu eğitimler özel önem arz etmektedir.

– Doping Cezalarının Arttırılması

Raporda, “(D)oping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması” önerilmiştir.

Cezaların arttırılmasına gerek yoktur. WADA Kodu’nda öngörülen, uluslar arası federasyonlar tarafından kabul edilen cezaların aynen kabul edilmesi ve uygulanması yeterlidir. Bu konuda ceza kurulları ve tahkim kurulu üyelerine eğitim verilmelidir. Olağanüstü haller olmadıkça cezanın indirilemeyeceği dikkate alınmalı ve sporculara ödül gibi cezalar verilmemelidir. Bazen bu ceza indirimlerinin daha büyük sorunlara sebep verebileceği unutulmamalıdır.

Cezaların indirilmesi ile ilgili ilk manipülasyon Süreyya Ayhan Kop Olayı’nda karşımıza çıkmıştır. Hatırlanacağı üzere, 2004 Olimpiyat Oyunları öncesi yapılan doping kontrolü esnasında meydana gelen olaylar neticesinde Süreyya Ayhan Kop’a ceza verilmesi istenmiştir. Türkiye’de önce iki yıl ceza verilmiş, sonra bu ceza bir yıla indirilmiştir. IAAF’in devreye girmesi ile Kop’a iki sene ceza verilmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Süreyya Ayhan Kop ile ilgili ikinci dava da Atletizm Federasyonu Ceza Kurulu ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir.

Görüldüğü üzere, cezaların arttırılması yeterli değildir. Asıl başarı, mevzuatta yer alan hükümlerin, öngörülen cezaların hukuka uygun bir yargılama sonucunda doğru şekilde uygulanması olacaktır. Ağır ceza tehdidi ile başarı elde edilmesi söz konusu olamaz.

Cezaların doğru uygulanması ile ilgili son örnek Ekim ayı içinde gerçekleşmiştir.

Voleybolcu Burak Hascan’ın 21.04.2007 tarihinde alınan ilk idrar numunesinde, sporcuda norandrosterone maddesi tespit edildi. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu, sporcuya 2 yıl müsabakalardan men cezası verdi. Sporcu, kullandığı ilacı sağlık nedenlerinden dolayı aldığını doktor raporuyla belgelendirerek cezaya itirazda bulundu. Federasyonun, ilaç kullandığına dair raporu yapılan kontrolden önce kendilerine sunmaması gerekçesiyle itirazı reddetmesinin ardından, sporcu bu sefer konuyu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na götürdü.  Oyuncunun sağlık raporunu inceleyen kurul ise ilacın doping yapmak üzere kullanılmadığı, ancak sporcunun da bazı kusurlarının bulunduğu görüşüne vararak, 24 aylık cezayı 10 aya indirdi. Hascan’dan 373 gün sonra alınan ikinci numunede de yine norandrosterone maddesi saptandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne transfer olan Hascan, maddeyi tekrar kullanmadığı, rastlanan değerin, ilk kullanımından sonra maddenin vücuttan atılmayan kısmı olduğunu iddia etti. Bunun üzerine, Türkiye Voleybol Federasyonu, Türk Anti Doping Ajansı’ndan gelen sonuçları ve sporcunun beyanının geçerliliğini analiz etmek üzere üniversite tıp fakültelerine görüş sormuştur. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu ise, “160 ve 16 ng/ml’lik idrar norandrosterone düzeyinin 373 gün sonra tespiti için arada mutlaka tekrar uygulamanın olması gereklidir” açıklamasını içeren raporun federasyon kayıtlarına 06.10.2008 tarihli olarak girmesinin ardından, 9 Ekim toplandı ve sporcuya talimatlar gereği müsabakalardan ömür boyu men cezası verdiğini açıkladı.

Yukarıda açıklanan olayla ilgili alınan üç karar da yayınlanmamıştır. Tahkim Kurulu’nun, hangi gerekçelerle söz konusu maddenin performans arttırma amacıyla alınmadığını kabul ettiği bilinmemektedir. Bu maddenin patolojik sebeplerle vücutta bulunduğu nasıl ispatlanmıştır?

Kararlar arasındaki bu önemli farklar dopingle ilgili yargılamaların, varılan hükümlerin şüpheyle karşılanmasına sebep vermektedir.

– Dopingle ilgili Kararların Yayınlanması

Yukarıda belirttiğimiz gibi, federasyonların ceza kurullarının kararları ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasında önemli farklar meydana çıkmıştır. Bu görüş, değerlendirme farklılıkları kararlara yansımaktadır.

Bugün dopingle ilgili uyuşmazlıklar şüpheyle karşılanmaktadır. Sporcular, federasyonlarına güvenmemektedirler. GSGM Tahkim Kurulu kararları ise ancak kurul üyeleri ve uyuşmazlığın taraflarınca bilinmektedir. Kamuoyu bu davaları medya aracılığıyla takip edebilmektedir. Kararlar da medyadan öğrenilmektedir. Taraflar arasındaki söz düellosu arasında kararın özünden, öneminden uzaklaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere, kararların yayınlanmaması birçok soruyu, şüpheyi beraberinde getirmektedir. Bu durum en çok doping şüphesi altındaki sporcuyu etkilemektedir. Sporcu, federasyonu, kulübü, içinde bulunduğu camia ve genel olarak toplum tarafından eleştirilmekte; kendisine olumsuz gözle bakılmaktadır. Medyanın bu konudaki cehaleti ve saldırgan tavrı ise sporcuyu mağdur etmektedir.

Özellikle sporcuların avukatları medyayı bir silah olarak kullanmaya başlamışlardır. Bazı avukatların GSGM Tahkim Kurulu’nun kararlarını bile kamuoyuna farklı sunarak lobi yapmaya başladıkları görülmektedir. Kanımızca bu durumdan hem federasyonlar hem de Tahkim Kurulu zarar görmektedir.

Bir sporcuda doping bulunduğu, bu konuya ilişkin federasyon ceza kurulu ve tahkim kurulu kararları, bu iki kurum ile GSGM ve TDKM’nin Internet sitelerinde yayınlanmalıdır. Kulaktan dolma ve iddialara dayanan haberlerin önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Ayrıca kararların yerindeliğinin spor hukuku uzmanları tarafından değerlendirilmesi sağlanabilir.

Doping uzmanları bu kararlar ışığında köşe yazıları, makaleler yazarak; medyada görüş belirterek spor camiasını aydınlatacaklardır.

Söz konusu kararlar doping konusundaki eğitimler açısından büyük önem arz etmektedir. Federasyonlar, antrenörler ve sporcular bu kararları göz ardı etmeden önlemlerini alacaklardır.

– Dopingin Suç Olarak Düzenlenmesi

Raporda, doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Bu iddia doğru değildir.

Bugün ABD, İskandinav ülkeleri, Fransa, Belçika, başta olmak üzere birçok devlet dopingi suç olarak kabul etmektedir. Bu düzenlemenin hangi uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, söz konusu görüş sahiplerince açıklanmalıdır.

Raporda ayrıca dopingin suç olarak düzenlenmesi durumunda ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı ileri sürülmüştür. Bu iddia da doğru değildir. İtalya her sene onlarca uluslar arası spor organizasyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Torino Olimpiyatları bu organizasyonların en büyüğü olarak dikkat çekmiştir. İtalya dışında, Belçika ve İsveç’te de doping yapan sporcular ceza tehdidi altındadır.

Bununla birlikte, sporculara verilecek hapis cezalarına karşı IOC ve diğer uluslar arası federasyonların baskı yaptığı bilinmektedir. IOC ile İtalya devleti arasındaki anlaşma sonucunda doping suçuna ilişkin düzenlemelerin Torino Olimpiyatları’na katılan sporculara uygulanmaması ve dopingli sporculara para ve hapis cezaları verilmemesi dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, İtalya hala bu kanunu uygulamaktadır. Bununla birlikte, İtalya her yıl onlarca uluslar arası spor organizasyonuna imza atmaktadır.

Biz sadece yukarıdaki iddiaların gerçekçi olmadığını belirtmek isteriz. Söz konusu gerekçelere katılmamakla birlikte, sporcuların doping kullanmasının ceza hükümlerine tabi olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Sporcu sadece performans arttırmak sebebiyle doping kullanmayabilir. Doping maddesini ihmal neticesinde almış olabilir. Herhangi bir sebeple doping kullanma kastı olmamasına rağmen doping yaptığı tespit edilebilir.

Doping bir sistem ürünüdür. Sporcu da bunun son ve en zayıf halkasıdır. Sporcu, antrenörünün, doktorunun talimatlarıyla hareket etmektedir. Spor kulüplerinin, federasyonların ve sponsorların da doping kullanımında etkili oldukları bilinmektedir. Türkiye gibi spor kültürü olmayan, teknik uzmanlardan faydalanılmayan ülkelerde aileler de işe karışmaktadır. Bütün bu ilişki düzeninin içinde sporcuya ceza verilmesi ceza siyaseti açısından uygun değildir. Olaya sporcu açısından yaklaşmak gerekir.

Bununla birlikte, sporcular dışında doping olayıyla bağlantılı diğer kişilerin cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Komisyon raporunda belirtilen çerçevenin genişletilmesini öneriyoruz: Doping maddesi imal eden, elinde bulunduran, ithal eden, üçüncü kişiler için elde eden kişiler yanında doping maddeleri için reçete düzenleyen, bunları üçüncü kişilere veren kimseler; üçüncü kişilere doping metodları uygulayan kimselere ceza verilmelidir.

– Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu Raporu:

Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu’nun raporundaki önerileri de hatırlatmak isteriz. Komisyon, ulusal düzeyde yapılması gerekli hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamıştır:

  • Doping içeren ilaçların reçetesiz satılması engellenmeli, en azından bu amaçla sık tercih edilen ilaçların satışının Sağlık Bakanlığı ve/veya Türk Eczacıları Birliği tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
  • Doping maddesi satan eczanelere cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Sporcular tarafından kullanılmasını kısıtlamak amacıyla yasaklı madde ve yöntemlerin bulunabilirliğinin kısıtlanmasına yönelik uygun tedbirler alınmalıdır.
  • Yasaklı madde ve yöntemlerin sporcular tarafından yasa dışı şekillerde temin edilmesine karşı önlemler alınmalıdır.
  • Bu maddelerin üretimi, dolaşımı, ithalatı, dağıtımı ve satışı denetim altına alınmalıdır.
  • Besin destek üreticileri ve dağıtıcılarının bu ürünleri pazarlarken ve dağıtımını yaparken, bu ürünlerin analitik bileşimi ve kalite güvencesi ile ilgili bilgiler vermeleri zorunlu hale getirilmelidir.
  • Egzersiz salonlarında doping kullanımına cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Salon yöneticileri bu konuda sorumluluk üstlenmelidir.
  • Spora ilginin seyirci düzeyinden katılımcı düzeyine çıkartılması için spor olanakları geliştirilerek spor yapan insan sayısı artırılmalı, bu yolla toplumun spor hakkında bilinç düzeyi yükseltilmelidir.
  • GSGM’nin ödül yönetmeliği değiştirilerek doping kullanımını özendirici olmayan, uzun vadeli, başarıları ödüllendiren bir sistem getirilmelidir.
  • Çok büyük ödüller tek seferde verilmemelidir.

9) Sporda Şiddet:

– Şiddetin Önlenmesi için Eğitim ve İşbirliği:

Raporda, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve cezalar üzerinde durulmuştur.

Dopingin ancak cezaların arttırılması yoluyla çözülebileceğini kabul eden irade, sporda şiddetin de ancak cezalarla engellenebileceğini kabul etmektedir.

Sporda şiddet, birçok sebebe dayanmaktadır. Sosyal, ekonomik, sosyokültürel, psikolojik sebepleri burada uzun uzun incelemeye gerek yoktur.

Güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi, fanatiklere ve onların davranışlarından ötürü kulüplere verilen cezalar sporda şiddeti önlemekte o kadar etkili değildir.

Uluslar arası birçok sözleşme bu konuda devletlere yükümlülükler getirmiştir. Ancak Türkiye şiddetle mücadelenin sadece ceza boyutuyla ilgilenmekte; “önlem”, “eğitim”, “sosyal proje” boyutunu hayata geçirememektedir.

Türkiye’de futbol dışındaki sporlarda da şiddet olayları görülmektedir. Özellikle basket maçlarında şiddet olayları gün geçtikçe artmaktadır. Bu olayların bayanlar maçlarında sıklaşması kaygı vericidir.

Sorunun sadece taraftarlardan kaynaklanmadığı bilinmektedir. Güvenlik güçleri stada girişlerde taraftarlara sert müdahalelerde bulunmaktadırlar. Aynı şekilde stadyum içinde görev alan kulüp çalışanları (stewardlar) eğitimli değildir.

– Öneriler:

Şiddetin önlenmesine yönelik bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Sporda şiddetle ilgili Ulusal Komite kurulmalıdır. Bu komite, sporda şiddetin önlenmesi için çalışmalar yapmalı, projeler üretmelidir. GSGM, federasyonlar, yerel yönetimler, güvenlik kuvvetlerini koordine etmelidir. Bu komite için Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren şiddetle mücadele komiteleri, komisyonları örnek alınabilir.
  • Taraftar grupları eğitilmelidir. Bu konuda GSGM, federasyonlar, yerel yönetimle, güvenlik kuvvetleri ve kulüpler birlikte çalışmalıdırlar. Fan-Coaching programları hayata geçirilmelidir.
  • Şiddete meyilli taraftarlar özel programlara alınmalı; bunların rehabilitasyonu için çaba harcanmalıdır.
  • Bilet satışları kontrol edilmelidir. Kulüplerin bedava bilet dağıtmalarının önüne geçilmelidir. Biletler nama yazılı olmalıdır. Böylece şiddet olaylarına karışanlar kolayca tespit edilebilir.
  • Kulüpler, güvenliğin sağlanması için emniyet güçlerine bedel ödemek zorundadırlar. Kulüpler, stad içinde olduğu kadar, stad çevresinde meydana gelen olaylardan sorumlu olmalıdırlar.
  • Profesyonel Lig takımlarının statlarının, salonlarının hepsine güvenlik kameraları konulmalıdır. Bu konuda kulüplere yükümlülük getirilmelidir. Güvenlik kameraları bulunmayan spor sahalarında maçlar oynatılmamalıdır.
  • Emniyet güçleri, yerel yönetimler, kulüpler ve taraftar birlikleri bir araya gelerek ortak projeler geliştirmelidirler.
  • Kulüplerle taraftar birlikleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Kulüpler, taraftarlara yönelik seminerler, eğitim programları düzenlemeye zorlanmalıdır.
  • GSGM ve federasyonlar şiddete karşı kampanyalar oluşturmalıdırlar. Medyada bu konuyla ilgili çarpıcı programların, spotların gösterilmesi gerekmektedir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un sadece tribünde veya spor alanın çevresinde değil, o karşılaşmaya gidip gelirken olay çıkaran holiganlara da uygulanması gerekir. İtalya’da tren işgal eden tiffosilere verilen cezalar bu konudaki en çarpıcı örneklerden biridir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un amatör branşlarda uygulanması için gerekli altyapı hazırlanmalıdır.
  • Maçlar akşam oynanmamalıdır. Sadece reyting kaygısıyla güvenlik geri plana itilmemelidir.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği bünyesinde şiddetin, ırkçılığın önlenmesi için çeşitli programlar uygulanmaktadır. Bu konuda birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul edilmiştir. Türk spor yetkililerinin bu sözleşmeleri hayata geçirmekle yükümlü oldukları açıktır. Birçok yabancı kuruluşun üzerine çalıştığı bu sorunla mücadelede diğer ülkelerle işbirliği kurmaktan, onların çalışmalarından faydalanmaktan kaçınılmaması gerekir.

Sporda şiddetin sebepleri ve bunların önlenmesine ilişkin birçok toplantı düzenlenmektedir. Üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin de düzenlediği bu toplantılarda paylaşılan fikirler, öneriler dikkate alınmalıdır. Örneğin, Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen “The role of local and regional authorities in preventing violence at sports events and in particular at football matches” başlıklı konferansta bu konuyla ilgili çeşitli öneriler getirilmiştir. Söz konusu önerilere raporun 51’inci sayfasından itibaren ulaşılabilir.

 

– Futbolda Seyircisiz Oynama Cezasının Kaldırılması

Raporda, futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı ileri sürülmüştür.

TFF, kulüplerden gelen yoğun baskıların sonucunda talimatlarında değişiklikler yapmıştır. Örneğin, bazı taraftar gruplarının kulüp yönetimlerini tehdit ederek olay çıkarmama karşılığından çıkar sağlanmasını istemeleri sonucunda, TFF ceza talimatlarını değiştirmiş ve kulüplerin sorumluluğuna ilişkin yeni düzenlemeler yapmıştır.

Kriminal olaylardan çekinen ve kulüpleri korumak isteyen TFF’nin bu tavrı, bir grup fanatik karşısında TFF’nin, kulüplerin, emniyet güçlerinin ne kadar yetersiz olduklarını; statta asayişin sağlanmadığını ortaya koymuştur.

Oysa, ulusal federasyonların FIFA ve UEFA tarafından öngörülen cezaları aynen uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. TFF’nin yönetmeliklerinin, talimatlarının uluslar arası federasyonların düzenlemeleri ile uyumlu olması gerekir. Bu sebeple, kanımızca seyircisiz oynama cezasının talimatlardan kaldırılması FIFA ve UEFA düzenlemelerine aykırıdır.

 

10) Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Komisyon raporunda şike ve haksız rekabetin önlenmesi aynı başlık halinde düzenlenmiştir. Biz, bu iki kavramın ayrı ayrı ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. 

TFF temsilcisi, şike ve teşvik priminin suç olarak kabul edilmesinin faydasına yönelik görüşe eleştiri olarak, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

Almanya, ABD örnekleri dikkate alındığında, şike ve teşvik primleri verilmesinin suç olarak kabul edildiği ve bu olaylarla ilgili savcılık soruşturmasının ardından devlet mahkemelerinin ceza kararları verdiği görülmektedir. Türkiye’de de bu davranışların suç teşkil edecek olması olumlu bir adımdır.

Şike, maç ayarlanması, teşvik primi ile ilgili bazı örnekleri paylaşalım:

Alman hakem Robert Hoyzer 2005 senesinde iki yıl beş ay hapis cezasına çarptırıldı ve Alman Futbol Federasyonu tarafından ömür boyu men cezasına çarptırıldı.

Mart 2007’de Avustralyalı bir binici Hong Kong’da yarışların ayarlanması sebebiyle 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İngiltere’de 2005 yılında yürürlüğe giren yeni Gambling Act, Güney Afrika’da the Prevention and Combating of Corrupt Activities Act ile şikeye karşı kanuni düzenlemeler getirildi. Bu ülkelerde hapis cezaları öngörüldü.

Bununla birlikte, raporun “Spor Kulüpleri” başlıklı bölümünde “yerel yönetimler(in) ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları” belirtilmiştir. Biz de yukarıda özellikle yerel yönetimlerin bazı spor kulüpleriyle yakın ilişki içinde olduklarını ifade etmiştik.

Gerçekten belediyeler ile bazı spor kulüpleri arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Bu spor kulüplerine çok büyük ayrıcalıklar tanınmakta ve ekonomik çıkar sağlanmaktadır. Bunu birkaç örnekle açıklayalım.

Türkiye’de en fazla rastlanan örnek, belediyelere ait otoparkların işletme hakkının belli spor kulüplerine devridir. Sadece dernek olan bu spor kulüpleri, o bölgede faaliyet gösterebilecek ticari şirketler aleyhine bu ekonomik kazancı elde etmektedirler. Üstelik çoğu işletim hakkı ihale düzenlenmeden devredilmektedir.

Aynı uygulama arazi tahsisi için de söz konusudur. Bu uygulamanın en çarpıcı örneklerinden biri, çok büyük bir spor kulübü çıkarına gerçekleşmiştir. Bir belediye, sınırları içinde bulunduğu şehir yerine başka bir şehirde yayımlanan yerel bir gazeteye ihale ilanı vererek çok büyük bir araziyi o büyük kulübümüze tahsis etmiştir.

GSGM’nin, belediyenin bütçesi ile inşa edilen spor kompleksleri yine bazı kulüplere devredilmekte veya onlara üst hakkı ya da intifa hakkı tanınmaktadır. Şehirlerimizde onlarca, hatta bazılarında yüzlerce spor kulübü antrenman sahası bulmakta zorlanırken, özellikle profesyonel ligde mücadele eden futbol kulüplerine büyük ayrıcalıklar sağlanmaktadır.

Spor tesisleri üzerinde intifa hakkı tanınması veya bunların kiralanmasını öngören sözleşmelerde ilgili tesislerin diğer kulüpler tarafından da kullanılabileceği şartı getirilmelidir. Bu şartın hayata geçirilmesi, yaptırımlar aracılığıyla sağlanmalıdır.

Kapalı spor salonlarının kullanım hakkı ise daha büyük sorunlar yaratmaktadır. Spor salonu üzerinde hak sahibi olan kulüp, diğer kulüplerin antrenman yapmasına izin vermediği gibi; salonda başka lig maçlarının düzenlenmesini engelleyebilmektedir. Özellikle engelli basketbolu karşılaşmaları açısından bu konudaki şikayetler devam etmektedir.

Görüldüğü üzere, yerel idareler her kulübe aynı mesafede durmamaktadır. Bu uygulamanın önüne geçilmesi için elbette hukuki imkanlar mevcuttur. Ancak bütün yetkililer söz konusu uygulamaları görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Devlet tarafından profesyonel kulüplere verilen destek sona ermelidir. Üst seviye, profesyonel liglerde yer alan kulüplerin devlet desteği almaması gerekir. Kendi yağıyla kavrulamayan kulüplerin profesyonel ligde yerinin olmadığı açıktır. Aksi halde, devlet, kendi eliyle haksız rekabete sebep vermiş olacaktır.

Haksız rekabet sadece yerel yönetimlerle kulüp ilişkileri açısından söz konusu değildir. Federasyonların da haksız rekabet teşkil eden uygulamaları mevcuttur. Daha geniş bir bakışla, rekabet hukukunun kapsamına girebilecek diğer hususlar da Komisyon tarafından tartışılmalıdır.

– Rekabet Hukuku ile İlgili Diğer Konular:

A) Federasyonların teşebbüs ve teşebbüs birliği niteliği:

Türkiye’de, tüm dünyada olduğu gibi, her spor dalı için bir federasyon bulunmaktadır. Bu federasyonlar da ilgili bölgede tekel özelliği taşımaktadırlar.

Federasyonların artık birer teşebbüs veya teşebbüs birliği oldukları kabul edilmektedir. Bu konuda ikili ayırım yapılabilir.

a) Spor federasyonları, kendilerine tabi olan kulüplerin aktiviteleri sebebiyle, teşebbüs birliği niteliğini haizdirler. Profesyonel spor kulüpleri, özellikle futbol kulüpleri için, futbol ekonomik faaliyettir. Bu kulüpler birer teşebbüstür. Bunları barındıran spor federasyonları da sonuç olarak teşebbüs birlikleridir.

Profesyonel kulüplerin yanında amatör kulüplerin de yer alması bu değerlendirmeyi değiştirmez. Bir federasyon tarafından tek taraflı yapılan “amatör” nitelemesi ise bu kulüplerin ekonomik faaliyette bulundukları gerçeğini değiştirmez.

b) Federasyonların da ekonomik faaliyetleri bulunmaktadır.

Federasyonlar, spor olaylarının pazarlanmasından büyük gelir elde etmektedirler. Federasyonlar yayın haklarının tanınması, sponsorluk, pazarlama gibi faaliyetlerle iştigal etmektedirler. Profesyonel sporun ekonomik faaliyet olması ve bu faaliyetin uygulanması ile ilgili kuralları federasyonlar belirlediğinden, federasyonlar birer teşebbüs olarak kabul edilmelidir.

Bu açıklamaların ışığında, federasyonlar birer teşebbüs olup, bunların rekabeti etkileyen karar ve uygulamaları Rekabet Kurumu’nun yetki alanına girmektedir. Her ne kadar TFF ile ilgili kanunda yönetim kurulu kararlarına karşı önce Tahkim Kurulu’na, ardından CAS’a başvurulabileceği öngörülmüş olsa da, rekabet hukuku gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda tahkime gidilmesi söz konusu olamaz. Rekabet Kurumu, re’sen veya şikayet üzerine bu konuda soruşturma yapabilir ve gerekli görürse ilgili federasyonlara ceza verebilir.

Bosman Kararı, rekabete ilişkin konularda dernek statüsündeki federasyonların karar verme yetkisine sahip olmadığını göstermiştir.

B) Çarpıcı Bir Örnek: Üçüncü Ligde Yaş Sınırlaması

Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu, geçen aylarda dikkat çekici bir karar aldı. 3. Lig statüsündeki oyuncu uygunluğu esaslarında bazı değişikliklere gitti, 2008-2009 sezonundan itibaren 30 yaş ve üzerindeki oyuncularla sözleşme imzalanmamasına karar verdi.

Federasyonun sitesinde yapılan açıklamaya göre, sözleşmesi devam eden oyuncuların haklarının korunacağı yeni uygulamaya göre, 2009-2010 sezonundan itibaren TFF 3. Lig’de 24 yaş ve altı oyuncularla sözleşme yapılabilecek. Ayrıca, 25-30 yaşları arasında en fazla 6 futbolcuyla sözleşme imzalanabilecek. Bunlardan sadece 4 tanesi müsabaka isim listesine yazılabilecek. Kulüpler, futbolcular ile imzalayacakları yeni sözleşmelerdeki süreleri, bu koşulu dikkate alıp belirleyecek.

TFF 3. Ligi, tıpkı Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig gibi profesyonel lig niteliği taşımaktadır. 3. Lig’de mücadele eden futbolcular profesyonel olup, işçi statüsündedirler. Bu ligdeki kulüpler de teşebbüs niteliğindedir.

Türkiye Futbol Federasyonu, söz konusu kararla belli yaştaki futbolcuların çalışma haklarını ortadan kaldırmıştır. Bu kararla, 3. Lig’in gençleştirilmesi ve altyapı ligi oluşturulması amaçlanmaktadır.

Kanımızca bu gerekçe, tek başına belli yaştaki sporcuların çalışma haklarının ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Anayasa’da öngörülmüş olan çalışma hakkının, bu subjektif sebeplerle ortadan kaldırılması hem Anayasa’ya hem de Rekabet Kanunu’na aykırılık oluşturmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA’nın “altyapıdan yetişmiş sporcu bulundurma zorunluluğu” ile ilgili kuralını örnek göstererek 30 yaş sınırını savunmak isteyebilir. Ancak UEFA’nın uygulaması ile TFF’nin uygulaması çok farklıdır. TFF, gençlerin, altyapıdan gelenlerin gelişmesini ve böylece Türk futbolunun, Türk milli takımlarının gelişmesini amaçlıyorsa, UEFA’nın lisans kriterlerini harfiyen ve tüm profesyonel liglere uygulamalıdır. Süper Lig’de mücadele eden kulüplerin altyapıdan sporcularla mücadele etmesi yönündeki düzenlemelerin sertleştirilmesi ve bu düzenlemelerin uygulanması için azami çabanın harcanması gerekmektedir.

 

C) Ambush Marketing

Rekabetle ilgili düzenlemeler ve denetimler sadece federasyonların faaliyetiyle sınırlı olmamalıdır. Uluslar arası birçok organizasyona ev sahipliği yapan; Dünya Basketbol Şampiyonası (2009), Üniversiteler Kış Olimpiyatları (2011) gibi dünyanın takip edeceği büyük organizasyonları kazanan; Olimpiyat Oyunları ve Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmak isteyen Türkiye’nin acilen “ambush marketing” ile ilgili düzenlemeler yapması gerekmektedir. Büyük organizasyonların ev sahipliğinin kazanılması, o organizasyonu düzenleyen uluslar arası kuruluş ile sponsorların haklarının korunması ile mümkün olacaktır. Aynı şekilde, ulusal sponsorların artışı da bu konudaki düzenlemelerin kabul edilmesi ile doğru orantılı olacaktır.

Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

Spor Şurası Spor Hukuku Komisyonu, spor yargısı üzerinde çok kapsamlı durmuştur. Biz de bu konuyu detaylı biçimde incelemeyi uygun gördük.

Türkiye’de spor yargısı üç bölüme ayrılmıştır: Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu, GSGM Ceza Kurulları.

Dünyanın hiçbir yerinde bir federasyonun kanunla kurulmuş ayrı tahkim mahkemesi bulunmadığı gibi, hiçbir gelişmiş devlet, söz konusu tahkim ve ceza kurullarının kararlarının kesin olduğunu ve bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağını hüküm altına almamıştır.

Türkiye’yi dünyada tek kılan bu garip yapılanmayı yakından incelemekte fayda vardır.

Türk Spor Tahkiminin Özellikleri:

– Zorunlu Tahkim

Türkiye’de spor tahkimi, zorunlu tahkim niteliğindedir. TFF Tahkim Kurulu ve GSGM Tahkim Kurulu, neredeyse sporla ilgili her konuda yetkili kılınmış; spor federasyonlarının faaliyetlerinden, aktörleri arasındaki ilişkilerden doğan sporla ilgili uyuşmazlıkların çözümünde bu kurullar görevli addedilmiştir. Spor aktörlerinin devlet mahkemelerine başvuru hakkı ortadan kaldırılmıştır.

Oysa tahkim, kural olarak rızaya dayanmaktadır. Spor tahkiminin en önemli özelliği de, tarafların rızalarıyla tahkime tabi olmalarıdır.

Avrupa’da ABD’de spor tahkimi rızaya dayanmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmelerde, federasyonların, kulüplerin statülerinde, yönetmeliklerinde yer alan tahkim şartına dayanılarak tahkime başvurulmaktadır.

Tahkimin rızai niteliği özellikle sporcu-kulüp, sporcu-federasyon ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda sorun yaratmaktadır

Avusturya’da, Avusturya Kayak Federasyonu ile Avusturyalı kayakçılar arasındaki ilişki hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmekte; federasyonun statüsünde, yönetmeliklerinde yer alacak tahkim şartlarının geçersiz olduğu kabul edilmektedir.

İtalya’da hizmet sözleşmesi, kural olarak, tahkime elverişli değildir. Bununla birlikte, İtalya’da kabul edilen yeni bir kanunla spor kuruluşları ile profesyonel sporcular arasındaki sözleşmelerde tahkim şartı öngörülebileceği öngörülmüştür.

Dikkat edilirse, Avrupa’da profesyonel sporcuların sözleşmelerinin tahkime elverişliliği genel olarak kabul edilmemekte; tahkimi kabul eden devletler ise spor tahkiminin rızai özelliğini öne çıkarmaktadırlar.

Türkiye’de de iş sözleşmelerinin tahkime tabi olması, Anayasa Mahkemesi tarafından sınırlı biçimde kabul edilmektedir. Mahkeme, 2007 yılında verdiği bir kararda iş ilişkilerinde tahkim konusunu aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir:

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

– Tahkim Kurullarının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı / Adil Yargılanma Hakkı

Federasyonların yargılama yetkisi, Anayasa’da belirtilen ve AİHS’de öngörülen temel hukuk prensipleri ile sınırlıdır. Öncelikle, federasyonlar bünyesinde kurulan yargılama kurullarının bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda teminat vermeleri gerekir. Federal Mahkeme çoğu kez bu kurulların sadece spor federasyonlarının organı olduklarına karar vermiştir. Böylece, sporcu, bu kurulların kararlarına karşı dış yargılama makamlarına başvurabilmektedir.

Aynı şekilde, kurulun vereceği karardan doğrudan etkilenecek veya çıkar çatışması bulunan kimselerin kurullarda görev alamaması gerekir. Ayrıca itiraz konusu olan kararın alınmasına katılan kişiler de kurullarda yer alamaz.

Bu organlar kişilik haklarının korunması için öngörülen çeşitli usul kurallarına uymalıdırlar. Sporcu gerekli bütün delilleri sunma, oturumlara katılma veya oturumlarda temsil edilme hakkına sahip olmalıdır. Sporcu, karşı tarafın iddialarını bilme, kendisine karşı ileri sürülen delilleri inceleme, tartışma ve karşı delil ileri sürme hakkına sahip olmalıdır. Taraflar eşit muameleye tabi olma hakkına sahiptir. Diğer bir deyişle, taraflar adil yargılanma hakkına sahip olmalıdırlar.

Dünyada spor tahkiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi ile bağlı olup olmadığı tartışılmaktadır.

Bilindiği üzere, AİHS md. 6’da öngörülen teminatlar devlet yargısına uygulanmaktadır. Tahkim mahkemeleri ise devlet yargısı niteliği taşımamaktadır. Bu sebeple, bu mahkemelerin AİHS md. 6’ya uygun yargılama yapmamaları kural olarak onların sorumluluğuna sebep olmayacaktır. Spor tahkiminin rızaya dayanması, tarafların söz konusu hakemlere rızalarıyla görevlendirmeleri AİHS md. 6’nın hakemlere uygulanmasını engellemektedir.

Bununla birlikte, AİHS, devletlere tahkimi temel usul teminatlarını uygulayacak şekilde düzenleme yükümlülüğü getirmiştir. Devlet mahkemeleri, tahkim kararlarına karşı son başvuru makamı olmaları sebebiyle AİHS md. 6 ile bağlıdırlar. Sonuç olarak, devlet mahkemeleri, tahkim yargılamasında temel yargılanma haklarından biri veya bazılarının ihlal edildiğini tespit etmesine rağmen bu aykırılığa yaptırım bağlamaması durumunda ilgili devletin AİHS md. 6 karşısında sorumluluğuna sebep verebilecektir.

Devletin dolaylı sorumluluğunu ön plana çıkaran Avrupalı spor hukukçuları, sporcunun özel durumuna da değinmektedirler. Yazarlar, sporcunun tahkime karşı rızasının serbest olmaması, onun tahkimi kabul etmekten başka çaresinin bulunmaması ve devlet mahkemeleri önünde sahip olacağı temel haklardan vazgeçmesi karşısında spor tahkiminin kanunla öngörülen tahkime benzediğini ve bu tür tahkimin AİHS’ye tabi olduğunu ileri sürmektedirler.

Söz konusu tartışmaları Türk spor tahkimi açısından inceleyince karşımıza çok ilginç bir tablo çıkmaktadır.

Türkiye’de spor tahkimi kanun ve yönetmeliklerle zorunlu kılınmıştır. Bu durumda, söz konusu tahkim kurullarının AİHS’deki teminatları sağlaması gerekmektedir.

Türkiye’de ceza veya disiplin kurulları ile tahkim kurulları, ister federasyonun içinde ister ayrı bir kurum olarak örgütlenmiş olsunlar, yeterli bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi vermemektedirler. Zira bunların, kendilerini yaratan kurumlarla aralarında bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, tahkimde tarafların kendi hakemlerini seçme hakları vardır. Tarafların seçtikleri hakemler bir başkan seçerler. Üç hakem uyuşmazlığı çözüme kavuşturur. Duruma göre, tarafların belirleyeceği tek hakem de yetkili olabilir.

Türkiye’de ise tahkim kurulları atama yoluyla göreve gelmektedirler. Bu hakemler de genelde kulüplere yakın isimlerdir. GSGM Tahkim Kurulu’nda ise GSGM bürokratı görev yapmaktadır. Ayrıca GSGM Tahkim Kurulu’nda, devlet hakimleri de görev almaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesi 2006 yılında verdiği kararla[2], hakim ve savcıların federasyonların kurullarında görev yapması yapmasına ilişkin düzenlemeleri Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Buna ek olarak, GSGM Tahkim Kurulu, kendisini atayan teşkilat ile diğer kurumlar arasındaki uyuşmazlıkları da çözümlemekle yetkili kılınmıştır.

Söz konusu kurulların kararlarına karşı devlet yargısına başvurulamayacağı öngörülmüştür. Aşağıda bu hususa ayrıca değinilecektir.

Yukarıda kapsamlı biçimde anlatılan görüşler ışığında, Türk spor tahkiminin Avrupa’daki benzerlerinin çok gerisinde kaldığını, sporcu için yeterli teminatları vermediğini ve bu durumun Türkiye’nin AİHS uyarınca sorumlu kılacağını rahatlıkla iddia edebiliriz.

– Kararların kesinliği

Ceza ve disiplin kurullarının ilgili federasyonun organları olmaları federasyonları, bu bağımlılık ilişkisi içinde hem karar veren hem de yargılayan kılmaktadır. Sporcular ise bu ilişki karşısında rahatsız olmaktadırlar. Uygulamada pek sık rastlanmasa da sporcunun avukat aracılığıyla savunma yapması da bu olumsuzluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Dünyada hiçbir spor federasyonunun yargılama kurulunun kararlarının kesinliği söz konusu değildir. Bu kararlara karşı her zaman bağımsız ve tarafsız, federasyona yabancı bir yargılama makamının denetimi öngörülmüştür. Bu denetim son tahlilde devlet mahkemeleri tarafından yapılmaktadır.

Spor tahkiminde sporcuların tahkimi seçmek dışında alternatifi bulunmamaktadır. Doktrinde, spor tahkiminin zorlayıcı özelliği sebebiyle, sporcuların korunması gerektiği, spor tahkim kurumlarının verdiği kararların devlet mahkemeleri tarafından bir şekilde denetlenmesi durumunda sporcuların da tahkime daha sıcak bakacakları iddia edilmektedir. Spor tahkiminde, ticari tahkimden farklı olarak, çok uluslu şirketler ve onların hissedarları değil, bütün yaşamını ve maddi kaynaklarını spora adamış gerçek kişiler söz konusudur. Bu yazarlara göre, spor tahkimi söz konusu olduğunda, devlet mahkemeleri esastan inceleme yapmalıdırlar.

Federasyonların kararlarının sporcunun kişilik haklarını, temel özgürlüklerini ihlal etme riski karşısında devlet, sporcuyu korumak amacıyla bu kararlara müdahale etmektedir. “Devlet yargısının müdahalesi ilkesi” öncelikle içtihatlar tarafından ortaya konmuştur. Devlet mahkemeleri, devlet yargısına başvuruyu engelleyen hükümleri hukuka aykırı kabul etmişlerdir. Belirtmek gerekir ki, sporcuların spor kurumları tarafından alınan kararları gözden geçirtme hakları kanunlar tarafından teminat altına alınmış kişilik haklarındandır.

Tahkimin merkezi sayılan, Spor Tahkim Mahkemesi ile birçok uluslar arası federasyona ev sahipliği yapan, bu sayede spor hukukunun önde gelen ülkelerinden biri haline gelen İsviçre’de Kanton mahkemeleri ve Federal Mahkeme, spor federasyonlarının faaliyetlerini, işlemlerini denetlemektedir. İlgililer federasyonların kararlarına karşı mahkemelere başvurabilmektedir. IOC, uluslarararası federasyonalar, ulusal federasyonlar bu denetimin sporun özerkliğine aykırı olduğunu iddia etmemektedirler.

Türkiye’de ise spor yargısı makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Hatta bu husus şaşırtıcı şekilde, kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi[3], kanun dışındaki düzenlemelerde tahkim kararlarının kesinliğine, bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağına dair hükümlerin Anayasa’ya uygunluğunu denetlerken şu ifadeyi kullanmıştır:

““Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.        

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

Anayasa Mahkemesi, yine bir başka kararında[4] tahkimle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması ve tahkim kararlarına karşı yargı yolunun açık tutulmasına ilişkin aşağıdaki görüşü ortaya koymuştur:

Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Bu madde uyarınca, yapılacak yargılamanın kişiler yönünden gerçek bir güvence oluşturabilmesi için aranacak nitelikler de 36. maddede belirtilerek “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesiyle de davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması görevi yargıya verilmiştir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir. Bu durumda yasakoyucu, taraflara görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce aralarındaki uyuşmazlığı kısa sürede çözmek üzere baro hakem kuruluna başvurma yükümlülüğünü getirebilir. Ancak bu aşamadan sonra kararı benimsemeyen tarafa ilk derecede ve/veya temyiz aşamasında yargı yolunun açık tutulması, hakem kurullarının oluşumunun ve çalışma yönteminin, uzmanlığın önemi de gözetilerek hukuk devleti ilkeleriyle uyum içinde düzenlenmesi gerekir. Ayrıca hakem kurullarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, uzman niteliği ile bu kurulların alacağı kararların bağlı olacağı usul ve esasların yönetmeliğe bırakılmayıp yasa ile düzenlenmesi de zorunludur.”

Görüldüğü üzere, tahkim kararlarının kesinliğine ilişkin hükümler, hak arama özgürlüğünü sınırlandırmaktadır. Söz konusu sınırlama kanunla yapılmalıdır.

Sınırlama konusu kararları verecek tahkim mahkemeleri de bağımsız ve tarafsız niteliğe sahip olmalıdır. Bu niteliğe sahip olmayan kurulların vereceği kararlar tahkim kararı olmayacak; bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulabilecektir.

Kanımızca, Türkiye’deki spor yargılamasına ilişkin mevzuat değiştirilmelidir. Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvuru hakkı tanınmalıdır. AİHS uyarınca var olan bu hakkın mevzuatta öngörülmesi gerekmektedir.

Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde ise sporcu ve antrenörlerin, tıpkı İş Kanunu’nda düzenlendiği gibi, ister tahkime ister devlet yargısına başvurabilecekleri öngörülmelidir.

– Tahkim Kurulunun Tüm Sporlar İçin Ortak, Federasyonlardan Bağımsız Bir Kurul Olması Zorunluluğu

IOC, TMOK, spor federasyonlarının iddia ettiğinin tersine, özerklik, federasyonların her istediğini yapabilmesi, devletin yargı sistemine tabi olmaması anlamına gelmemektedir. Bugüne kadar federasyonlar, bu özerklikleri sayesinde hiç demokratik olmayan ve spor camiasını rahatsız eden uygulamalar imza atmışlardır.

İşte bu sebeple, spor kuruluşlarının faaliyetlerinin bağımsız ve tarafsız bir yargı makamı tarafından denetlenmesi gerekmektedir.

Devlet yargısının spora müdahale etmesi istenmemektedir. Yargının, hantal yapısı sebebiyle çok hızlı çözümlenmesi gereken spor uyuşmazlıklarının çözümünde yetersiz kalması; sporun uluslar arası boyutunun bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıklar için özel uzmanlık gerektirmesi ve devlet hakimlerinin bu uzmanlığa sahip olmaması sporun özel bir mahkemeye ihtiyaç duymasına sebep olmuştur.

Biz de spora özgü ayrı bir mahkemenin kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Açıkçası, devletin kuracağı bir mahkeme yerine, uzmanlardan oluşan, bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda teminat veren bir tahkim mahkemesini tercih ediyoruz.

Türkiye’de faaliyet gösteren GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu’nun bir çatı altında toplanması gerektiğini düşünüyoruz. Futbolun yapısının farklı olduğuna dair eleştirileri ise kabul etmiyoruz. Futbol dışında basketbol, voleybol, hentbol gibi takım sporları da profesyonel yapıya sahiptir. Bu sporlarda da lig sistemi kabul edilmiştir. Bu sporlarda da uyuşmazlıkların birkaç gün içinde çözümlenmesi gerekmektedir. Futbolu bütün bu dallardan ayrı bir kefeye koymanın anlamı bulunmamaktadır. Spor uyuşmazlıklarını çözümlendirecek bir mahkeme, tahkim kurulu oluşturulacaksa, bu makam futbol dahil bütün spor dallarını kapsamalıdır. Futbolun ayrı bir yargısının olması “yargılama birliği” prensibine aykırılık oluşturacaktır. Dünyada tek bir spor federasyonu için kurulmuş özel bir mahkeme bulunmamaktadır.

Tahkim Kurulu yerine alternatif çözüm yollarını kullanan bir merkez kurulmalıdır:

Sportif uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında çözümlenmesinde tek faaliyet tahkim değildir. Alternatif uyuşmazlık yöntemleri sporda çok sık kullanılmaktadır. Arabuluculuk (mediation), tahkimden sonra en çok uygulanan alternatif uyuşmazlık yöntemidir. Bu sebeple, sadece tahkim kurulu kurulması önerisinin genişletilerek, sportif uyuşmazlıkların çözümü için bir merkez kurulması ve bu merkezin tahkim dışında diğer alternatif çözüm yollarının hayata geçirilmesinde öncü olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu merkez sadece uyuşmazlıkların çözümünde değil; uyuşmazlıkların oluşmaması, oluşabilecek uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerinin bilinmesi amacıyla federasyonlara, kulüplere, sporculara diğer spor aktörlerine eğitim verecek bir kuruluş olmalıdır. Böylece uyuşmazlıkların büyük oranda önüne geçilebilecek; tarafların bu konuda bilgili olması sayesinde çözüm daha rahat bulunacaktır.

Bugün gündemi spor tahkiminin meşgul etmesi sebebiyle, biz tüm spor federasyonlarının, GSGM ve TMOK’un tabi olacağı tahkim kurulunun yapısına yönelik aşağıdaki önerilerimizi paylaşıyoruz:

Her taraf kendi hakemini seçebilmelidir.

Bu konuda ikili ayrım yapılabilir. Taraflar hakemlerini serbestçe seçebilirler veya liste sistemi uygulanabilir.

Taraflar, kendi hakemlerini hiçbir sınırlamaya bağlı kalmaksızın seçebilirler.

Liste sistemi kabul edilirse, çok önemli bir hususa dikkat etmek gerekmektedir. CIAS, CAS’ta görev alabilecek hakemleri belirlemiştir. İsviçre Federal Mahkemesi, tahkimde tarafların hakemlerini seçmekte özgür olduklarını belirtmiş; CAS’ta görev alacak hakemlerin sınırlı bir listeden seçilmesini eleştirmiştir. Federal Mahkeme, söz konusu eleştirisine rağmen, hakemlerin spor hukuku alanında uzman olmaları ve her kesimi temsil etmeleri sebebiyle liste sistemine rağmen CAS’ın bağımsızlığını tarafsızlığını kabul etmiştir.

Tarafların anlaşarak tek bir hakem seçmeleri de mümkün olmalıdır.

 

Hakemler tarafsız ve bağımsız olmalıdır

Hakemlerin GSGM ve federasyonlara yakın kimseler olmamaları gerekir.

CAS’ın yapısı örnek alınabilir. Listedeki hakemlerin en az % 20’sinin federasyonlardan bağımsız olması şartı getirilebilir.

 

Bu bir tahkim olacaksa, Tahkim yeri serbestçe seçilebilmelidir

Tahkim yeri üzerinde karar alınamazsa, belli bir yerin tahkim yeri olacağı öngörülmelidir. TFF Tahkim Kurulu, İstanbul’da; GSGM Tahkim Kurulu ise Ankara’da toplanmaktadır. Bu iki şehir dışında merkezi bulunan kulüplerin yöneticilerinin, sporcularının bu iki şehre gelmek zorunda kalmamaları; duruma göre yargılamanın uyuşmazlığın meydana geldiği yerde yapılabilmesi için taraflara tahkim yerini belirleme hakkı verilmelidir.

Taraflar kendi uzmanlarını bilirkişi olarak önerebilmelidir

Özellikle dopingle ilgili uyuşmazlıklarda taraflar kendi seçtikleri uzmanların raporlarının da dikkate alınmasını isteyebilmelidirler.

 

Çapraz sorgu sistemi getirilmelidir.

Taraflar birbirlerine, tanıklara ve bilirkişilere soru sorma hakkına sahip olmalıdırlar.

Tahkim yargılaması ucuz olmalıdır:

Tahkim, devlet yargısına göre pahalı bir usuldür. Türkiye’de spor tahkiminin ucuz olması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle amatör sporcuların tahkime başvurabilmeleri, adalete başvurma hakkını kullanabilmeleri amacıyla adli yardım öngörülmelidir. GSGM, TMOK, federasyonlardan alınacak katkı payları ile bir fon oluşturulmalıdır.

Kararlar yayınlanmalıdır:

Bugün federasyonların disiplin kurullarının, GSGM ceza kurullarının ve tahkim kurullarının kararları yayınlanmamaktadır. Bu kararların içtihat oluşturup oluşturmadığı konusunda kimsenin bir fikri yoktur. Bugün spor yargılama makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamadığı dikkate alınırsa, bu kararların yayınlanması zorunludur.

Uluslar arası kuralların hakim olduğu spor hukukunda sporun organizasyonu ile ilgili ulusal ve uluslar arası kuralların yargılama makamları tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl uygulandığı bilinmelidir.

Spor hukuku için kullanılan “lex sportiva”, belli temel prensipler ve bu prensipler ışığında hazırlanan ve artık uluslar arası federasyonların önemli bir kısmı tarafından benimsenen, uygulanan kurallardan meydana gelmektedir. Bu kuralların Türkiye’deki yansımaları, Türkiye’deki uygulamanın bu uyumlaştırma hareketine uygun olup olmadığı tespit edilmelidir. Spor yargısının verdiği kararların diğer ulusal yargı makamları ve uluslar arası federasyonlar, tahkim makamları tarafından verilen kararlarla karşılaştırılması; bunların doktrin tarafından değerlendirilmesi ve en önemlisi benzer olaylarla karşılaşan spor aktörlerinin iddia ve savunmalarını bu kararlar ışığında hazırlayabilmeleri için söz konusu kararlar yayınlanmalıdır.

Söz konusu kararların yayını sadece spor hukukunun gelişmesi için değil, aynı zamanda ulusal mevzuatın doğru uygulanıp uygulanmadığının tespiti hususunda da önem taşımaktadır. Özellikle sporcularla kulüpler arasındaki sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda Türk Borçlar Kanunu’nun, antrenörlerle yapılan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda ise İş Kanunu’nun, Türk mahkemelerinin verdiği içtihatlar da dikkate alınarak uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir. Tahkim kurulları, ulusal mevzuatı uygularken, bu mevzuatla ilgili oluşmuş içtihatları da dikkate almak zorundadırlar.

Sonuç olarak, federasyonların disiplin kurulları, GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu kararları ilgili kuruluşların Internet sitelerinden en kısa süre içinde yayınlanmalıdır. Her faaliyet döneminin sonunda bu kararlar kitap olarak basılmalıdır. Bu kararlar TMOK ve GSGM bünyesinde biriktirilmeli ve ilgililerin istifadesine sunulmalıdır.

Bu kararlarla ilgili açıklayıcı bilgiler; kararın önemi ile ilgili notların oluşturulması ve bunların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekir.

Söz konusu kararların dışında, doktrin eserleri için bir veritabanı oluşturulmalıdır. Bu eserlere veya en azından künyelerine Internet ortamından ulaşılabilmelidir.

Spor hukukçularının listesi yayınlanmalıdır

Türkiye’de spor hukukuyla ilgilenen hukukçu sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Sportif uyuşmazlıklara taraf olan veya spor hukukuyla ilgili bilgi almak isteyen kimselerin,  spor hukuku üzerine çalışan hukukçuları nasıl bulacakları konusunda bilgili olmadıkları açıktır. Bu sorun özellikle amatör sporcular için söz konusudur.

Kurulmasını önerdiğimiz “Uyuşmazlıkların Çözüm Merkezi’nin Internet sitesinde spor hukukçularının listesi yayınlanarak, bu konuda avukat veya uzman arayan kimselere büyük bir hizmet verilecektir.

Bu listenin hazırlanmasında sadece beyana dayanılmamalıdır. Spor hukukçusu olduğunu iddia eden kimselerin bu konuda fiilen çalışıyor olmaları gerektiği açıktır. Uzmanların tespitinde akademik çalışmalar da dikkate alınmalıdır.

Diğer Önerilerimiz:

Türk spor hukuku sistemi ile ilgili diğer önerilerimiz aşağıdadır:

– Amatör spor dallarında düzenlenen organizasyonlarda yüzlerce gönüllüye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak ülkemizde gönüllülük kurumu henüz emekleme aşamasındadır. Bu sebeple, gönüllülükle ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Gönüllülük özendirilmeli ve hukuki altyapısı hazırlanmalıdır.. Gönüllülerin ve bunları kullanan kuruluşların hak ve yükümlülüklerine ilişkin mevzuat oluşturulmalıdır. Bu konuda GSGM ve federasyonlar birlikte çalışmalıdır.

– Hakem ve sporcu derneklerinin aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Bu derneklere, tıpkı tüketici hukukunda olduğu gibi dava açma hakkı verilmelidir.

– Hakem ve oyuncuların, disiplin kuralları dışında Türk mevzuatında dayanarak kendilerine her türlü hukuka aykırı davranışta bulunanlara karşı hukuk ve ceza mahkemelerine başvurabilecekleri öğretilmelidir.

– Öğretimlerine devam eden sporcuların, turnuvalara, kamplara katılımında okulların gerekli izni vermeleri ve öğrencilerin mağdur olmaması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle üniversite öğrencisi sporcuların bu konuda büyük zorluklar yaşadıkları; spor eğitimi veren BESYOlarda bile öğrencilerin kamp ve turnuvalara katılımlarından ötürü devamsızlık sebebiyle başarısız oldukları bilinmektedir.

– Engelli vatandaşlara karşı spor alanlarından faydalanma, spor karşılaşmalarına seyirci olarak katılma ve spor yapma (malzemelerin tedariki, görevlilerin eğitimi ve spor alanlarının uygun hale getirilmesi) konularında yapılan ayırımcılığın önüne geçilmelidir. Bunun hukuki altyapısı hazırlanmalı; federasyonların görevleri arasında bu ayırımcılığın giderilmesi de öngörülmelidir.

Engelli öğrencilerin en az sağlam öğrenciler kadar spor yapma hakları olduğu gözden kaçırılmamalı ve onların spor yapmaları için altyapı sağlanmalıdır.

Engelli sporcular için özel okullar açılmalı; spor liseleri ve BESYO’larda bu sporcular için özel sınıflar öngörülmelidir.

Engelli sporcularla sağlam sporcuların karma takım kurmaları sağlanmalı ve karma takımların katıldığı turnuvalar düzenlenmelidir. Böylece entegrasyon sağlanacaktır.

– Spor dallarına göre sporcu dağılımında bir sistem öngörülmelidir. Oyuncu sayısının federasyonlara göre dağılımı araştırılmalıdır. Gereğinden fazla sporcuya sahip olan federasyonların fazla sayıdaki sporcuları diğer federasyonlara kaydırılmalıdır. Niceliğin değil, niteliğin önemli olduğu dikkate alınmalı; elit sporcu olabilecek yeteneklerin sayısı sınırlı tutularak niteliğe ağırlık verilmelidir. Bu konuda GSGM ve federasyonların bu konudaki yükümlülükleri ve ortak çalışma yöntemleri düzenleme altına alınmalıdır.

– Antrenman merkezleri için öngörülecek gereklilikler hukuki düzenlemeler ile belirlenmelidir. Ayrıca federasyonlar da ilgili spor için ek şartlar öngörebilmelidir.

– Amatör ve profesyonel genç sporcuların sosyal güvenlik, eğitim haklarıyla ilgili özel düzenlemeler yapılmalıdır.

– Yerel yönetimlerin nüfus oranını dikkate alarak gerekli kültür fizik ve spor alanlarının inşası için gerekli fonu ayırmaları zorunlu olmalıdır.

– Sportif faaliyetler ile çevrenin korunması ve çevrenin sportif faaliyetlerden doğan tehlikelerden korunması için düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle motor sporları, golf gibi sporların çevreye verdikleri zararlar tartışılmalıdır

– Çocukların profesyonel dallarda oynamasına ilişkin düzenlemeler getirilmelidir. Çocuk işçilerin korunmasına ilişkin hükümlerin çocuk sporcuları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

– Spor yapma, fiziksel faaliyette bulunma hakkı Anayasa’da düzenlenmelidir.

“Devlet sporcuyu korur” hükmü yeterli değildir. “Sporcu” ifadesinin ne anlama geldiği açık değildir. Bunu tüm fiziksel faaliyette bulunanları kapsayacak şekilde geniş ele almak gerekir.

– Federasyonlara ve kulüplere BESYOlar ile ortak çalışma yapma, BESYO mezunu yönetici, antrenör, masör ve diğer teknik görevli çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Türkiye Amatör Sporlar Konfederasyonu’nun futbol odaklı çalışmasının önüne geçilmelidir. Diğer spor dallarında aktif rol almayan konfederasyon yetkililerinin federasyon seçimlerinde oy kullanma hakkı kaldırılmalıdır.

– TMOK ile Paralimpik Komitesi arasındaki ilişki belirlenmelidir. İki komitenin amacı, işlevi açık hale getirilmelidir.

Paralimpik Komitesi’nin siyasetten arındırılıp sadece bu konuyla ilgili çalışan uzmanlardan oluşması sağlanmalıdır.

Komiteler-GSGM-federasyonlar arasındaki ilişkiler sistemli hale getirilmelidir. TMOK’un olimpik spor federasyonları üzerinde yetki sahibi olması sağlanmalıdır.

– Üst düzey spor için bir konsey kurulmalıdır. Bu Konsey, elit spor politikalarının geliştirilmesinden, elit sporcu yetiştirilmesinden sorumlu olmalıdır.

– Yabancı oyuncuların Türk statüsü kazanmasında gösterilen kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Yabancı oyuncuların diğer yabancılara kıyasla daha kolay Türk vatandaşlığı kazanması engellenmelidir.

SON SÖZ

Bu rapor, Spor Şurası bünyesinde oluşturulmuş Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporu dikkate alınarak hazırlanmıştır. Öncelikle, komisyon raporundaki görüşler değerlendirilmiş ve eleştiriler sunulmuştur.

Bu raporda spor hukukunun bütün konularının kapsamlı biçimde ele alınması mümkün olmadı. Amacımız da spor hukukunun tüm sorunlarını ortaya dökmek ve bunları kesin çözüme kavuşturmak değildir. Raporun ilgililer tarafından değerlendirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi ve yeni öneriler sunulması durumunda, çalışmamız amacına ulaşmış olacaktır.

Spor Şurası’nın yapılanması ve komisyonların çalışma sistemi karşısında Şura’nın büyük açılımlar sağlaması konusunda bizi şüpheye düşürmüştür.

Spor Şurası’nın gelecekte yapılacak daha kapsamlı ve ciddi toplantıların ilk basamağı olarak değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ANADOLU KAYAK İŞLETMELERİ VE TURİZM TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/6935)

Karar Tarihi: 4/7/2019

KARAR

Başkan : Engin YILDIRIM

Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör : Olcay ÖZCAN

Başvurucu : Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti.

Vekili : Av. Yalçın AKBAL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu kurumu aleyhine başlatılan icra takibinde alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; haczedilmezlik şikâyetiyle açılan davada aleyhe yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)”

Bireysel Başvuru Kararı (Ertan Hatipoğlu): “Tahkim Kurulu Tarafından Verilen Karar, Bireysel Başvuruya Konu Olamaz”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ERTAN HATİPOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/1993)

Karar Tarihi: 18/4/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan: Burhan ÜSTÜN

Üyeler: Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör: Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu: Ertan HATİPOĞLU

Vekili: Av. Saim ERTAN

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulunun cezalandırılmasına yeterli somut bir delil bulunmadığını dikkate almadan verilen disiplin cezasını onaması nedeniyle adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Okumaya devam et Bireysel Başvuru Kararı (Ertan Hatipoğlu): “Tahkim Kurulu Tarafından Verilen Karar, Bireysel Başvuruya Konu Olamaz”

Taraftarlar İçin Anayasaya Aykırı Cezalar Getiriliyor

Türkiye’de taraftar şiddeti hep gündemde oldu.

Taraftar şiddetini önlemek için kanunlar yapıldı. Kanunlar değiştirildi. Yeni kanunlar yapıldı. Onlar değiştirildi. Cezalar artırıldı. Cezalar indirildi.

Bugün yine cezaların artırılması tartışılıyor.

Dün medyada konuyla ilgili iddialar ileri sürüldü. İddiaya göre, 6222 sayılı Kanun değiştirilecekmiş. Kapsamı genişletilecekmiş. Cezalar artırılacakmış.

Stada yasak madde sokmak, müsabaka düzenini bozacak davranışlarda bulunmak, hakaret içeren sloganlar, kasten yaralama, yüze yarım ve tam maske takma cezaları iki kat artacakmış.

Şiddete teşvik eden ve haraket içeren beyenatlar da iki kat ceza ile cezalandırılacakmış.

AKP, “ANAYASAYA AYKIRILIK” İDDİASIYLA CEZALARI İNDİRMİŞTİ?

Bu haberleri okurken gülüyorum.

Nereden nereye? Kimler kimlerle yan yana düşüyor!

Okumaya devam et Taraftarlar İçin Anayasaya Aykırı Cezalar Getiriliyor

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı (Ziya Özel): “Tahkim Kurulu Tarafından Verilen Karar, Bireysel Başvuruya Konu Olamaz”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ZİYA ÖZEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/1996)

Karar Tarihi: 10/5/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan: Burhan ÜSTÜN

Üyeler: Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör: Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu: Ziya ÖZEL

Vekili: Av. Koray AKALP

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulunun cezalandırılmasına yeterli somut bir delil bulunmadığını dikkate almadan verilen disiplin cezasını onaması nedeniyle adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı (Ziya Özel): “Tahkim Kurulu Tarafından Verilen Karar, Bireysel Başvuruya Konu Olamaz”

Anayasa Mahkemesi’nden Türkiye Futbol Federasyonu’na Ağır Darbe

Birkaç hafta önce Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye Futbol Federasyonu Kanunu ile ilgili görüşme yaptığını yazmıştım. Mahkeme, kanunun 5’inci maddesi hakkındaki iptal başvurusunu esastan görüşmüştü ancak kararı bir türlü yayınlamamıştı.

Yaklaşık 1,5 aydır sabırsızlıkla bu kararı bekliyordum.

Bugün önemli bir çalıştayda “Spor Tahkimi” hakkında konuşacağım. Program belli olduğundan beri, “keşke Anayasa Mahkemesi’nin kararı Çalıştay günü yayınlansa! Herkes kararın şaşkınlığı ile salona gelse. Bilmeyenler de salonda öğrenip şaşırsalar” diyordum.

Kalbim çok temizmiş.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı, 2 Mart 2018 Tarihli ve 30348 Sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı. (Alternatif link: https://tinyurl.com/y754rmzd)

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi’nden Türkiye Futbol Federasyonu’na Ağır Darbe

Anayasa Mahkemesi’nin Futbol Federasyonu Kanunu ile ilgili Kararı Nerede?

Anayasa Mahkemesi çok önemli bir iptal başvurusunu esastan görüşecekti.

Mahkemenin 18 Ocak 2018 tarihli toplantı gündeminde 5.5.2009 tarihli ve 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi vardı. İlgili dosyanın Esas numarası 2017/136 idi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin iptal başvurusuna konu ettiği düzenlemeyi hatırlatayım: “İlk derece hukuk kurulları kulüp lisansı ile ilgili kararlar almaya veya bu Kanun, TFF Statüsü, TFF’nin diğer talimat ve düzenlemeleri ile diğer yetkili TFF kurul ve organları tarafından alınacak kararlara ilişkin olarak çıkacak ihtilaflarda karar vermeye münhasıran yetkilidir.”

Anayasa Mahkemesi, 18 Ocak günü bu dosyayı esastan görüşmüş olması lazım.

Peki Anayasa Mahkemesi nasıl bir karar verdi? Bilmiyoruz. Bilemiyoruz.

Anayasa Mahkemesi, 18 Ocak günü görüşülen dosyaların sonuçlarını yayınladı ancak listede 5894 sayılı Kanun ile ilgili dosya bulunmuyor.

Listeye baktığımızda esastan görüşülmesi gereken hiçbir dosyanın sonucunun yayınlanmadığını görüyoruz. TFF Kanunu dışında, 6741, 5307, 6001 sayılı kanunlara ilişkin kararlar da yayınlanmamış.

Umarım Anayasa Mahkemesi, TFF Kanunu ile ilgili kararını en kısa zamanda yayınlar. Şubat ayı bitmeden kararın yayınlanmasını ümit ediyorum.

NOT: İlgili karar, 2 Mart 2018 Tarihli ve 30348 Sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı. Anayasa Mahkemesi, oyçokluğu ile, ilgili hükmün İPTALİNE ve KARARIN RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE karar verdi.

Bireysel Başvuru Kararı – Sporcu Çocuğun Antrenmanda Vefatı, Soruşturma İzni Verilmemesi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUAZZEZ SALĞİT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/4596)

Karar Tarihi: 8/2/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan: Burhan ÜSTÜN

Üyeler: Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.: Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu: Muazzez SALĞİT

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, basketbol antremanı sırasında rahatsızlanma ve devamında ölme olayının gerçekleşmesinde sorumluluğu bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Okumaya devam et Bireysel Başvuru Kararı – Sporcu Çocuğun Antrenmanda Vefatı, Soruşturma İzni Verilmemesi

Anayasa Mahkemesi’nden “Sporda İfade Özgürlüğü” Kararı

Sporda ifade özgürlüğü var mıdır? Sporcular, antrenörler, yöneticiler rahatlıkla yorum yapabilirler mi? Rakiplerini, eski antrenörlerini ve sporcularını acımasızca eleştirebilirler mi?

Spor federasyonları bu tür eleştirileri genellikle “spor ahlakına aykırı açıklama/davranış” olarak değerlendirir ve söz sahibine disiplin cezası verir. “Sert eleştiri” olarak değerlendirilebilecek, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından korunan ifade özgürlüğü spor  camiası içinde cezalandırılır.

Bir antrenör, eski sporcusu hakkında bir gazetede köşe yazısı yazıp, o sporcunun ringi sürünerek terk ettiğini belirtse, ilgili federasyon o antrenöre “spor ahlakına aykırı açıklama/davranış” sebebiyle ceza verir. Antrenör ise bu cezaya karşı spor tahkimine başvurmak zorundadır. Antrenör, futbol antrenörü ise, TFF Tahkim Kurulu’na başvurmalıdır. TFF dışındaki federasyonların kararlarına karşı ise Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na başvurulmalıdır. Bu kurulların kararlarına karşı ise maalesef devlet yargısına başvurulamaz. Anayasamız spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceğini öngörmüştür. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz (Anayasa md. 59).

Peki hakkında yazı yazılan sporcu, savcılığa başvurursa ne olur? Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi’nden “Sporda İfade Özgürlüğü” Kararı

Ahmet Şan ve Bylock

Bugün güne Atiker Konyaspor Başkanı Ahmet Şan‘ın Bylock kullanıcısı olması sebebiyle gözaltına alındığını ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldığını öğrenerek başladık.

Kamuoyu, Ahmet Şan‘ı İzmir Marşı‘na karşı ölçüsüz tepkisi ile tanıyor. Okumaya devam et Ahmet Şan ve Bylock

Federasyon Başkanları İçin Dönem Sınırlaması Getirilmeli

Türkiye’de spor federasyonlarına başkan olmak kolaydır. Spor teşkilatı ile yakın ilişkisi olan ve teşkilatın desteğini alan herkes federasyon başkanı olabilir.

Federasyon başkanı, teşkilatın desteğini aldığı sürece, ömür boyu başkanlık yapabilir. Avrupa’da ise federasyon başkanlıkları için yaş ve süre sınırı bulunuyor. Bir başkan, örgütünü kurup bir spor federasyonunun diktatörü olamıyor. Yönetim için rekabet arttıkça, federasyon yönetimini denetleme çabası ve yönetimi ele geçirmeye yönelik rekabet yoğunlaşıyor.

15 Ağustos Pazartesi günü Resmî Gazete’de Anayasa Mahkemesi’nin çok önemli bir kararı yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi, Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda yer alan  “bir kişi, aynı (İhracatçılar Birliğinde), (…) en fazla iki dönem başkanlık yapabilir ve bir daha aynı göreve yeniden seçilemez.” şeklindeki hükmün iptali talebini reddetti.

Anayasa Mahkemesi’ne göre, “meslek kuruluşları veya üst kuruluşlarında yöneticilik görevlerine süre sınırlaması getiren kuralların uzun süre aynı görevde kalmanın meydana getireceği sakıncaların önlenmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması ve yönetime dinamizm getirilmesi gibi amaçlarla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki çağdaş demokrasilerde aynı gerekçelerle seçimle işbaşına gelinen kimi kamusal görevler bakımından itiraz konusu kurala benzer şekilde dönem sınırlandırmasına gidildiği görülmektedir.”

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı oyçokluğu ile verdiğini belirtmek isterim.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının dikkate alınması ve spor federasyonlarının başkanlığı için 2 dönem sınırı getirilmesi gerekir. Bu düzenleme Türkiye Futbol Federasyonu’nu da kapsayacak şekilde kaleme alınmalıdır.

Sporda Zorunlu Arabuluculuk Dönemi Başlıyor

Türkiye’de pek bilinmese bile, kulüplerde ücret karşılığı spor faaliyetinde bulunanlar (profesyoneller) işçidir. Profesyonel sporcular, antrenörler, teknik direktörler, teknik elemanlar ile kulüpler veya federasyonlar arasında yapılan sözleşme hizmet sözleşmesidir. Taraflar bir sözleşme imzalamamış olsalar bile, hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır.

Yakın zaman içinde profesyonel spor sektöründe yeni bir dönem başlayacak.

İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı, TBMM’ye sevk edildi. Tasarının TBMM tatile girmeden önce yasalaşması bekleniyor.

Okumaya devam et Sporda Zorunlu Arabuluculuk Dönemi Başlıyor

SGM Tahkim Kurulu’ndan Adalet Beklenemez

Spor Genel Müdürlüğü (SGM) Merkez Ceza Kurulu, Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla, Modern Pentatlon Federasyonu Başkanı Hasan Hüseyin Öner’e 3 ay hak mahrumiyeti vermiş. Başkanlığı düşen Öner, SGM Tahkim Kurulu’na başvuracakmış.

Bu kurulun bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında ciddi şüpheler var. Gençlik ve Spor Bakanı’nın atadığı bir kurulun, yine Bakan tarafından belirlenen kurulların kararlarını nasıl objektif denetleyebileceği tartışılıyor. Bakan, bir federasyon başkanı hakkında soruşturma açılması talimatı verdikten sonra, Bakan’ın atadığı bir Kurul’un Bakan’ın iradesine aykırı şekilde karar vermesi beklenmiyor.

Bu Kurul, sadece Bakan ile hiyerarşik ilişkisi açısından sorun yaratmakla kalmıyor.

Kurul Anayasaya aykırı şekilde oluşturuldu. Anayasa Mahkemesi, hâkim ve savcıların bu kurulda görevlendirilmesine izin veren hükmü iptal etti. Ancak AKP, Anayasa Mahkemesi’nin kararını görmezden geldi ve aynı düzenlemeyi tekrar getirdi. Bugün kurulda hâkim ve savcı kökenli dört üye var.

Bu kurulun üye dağılımı da hukuka aykırı. SGM Tahkim Kurulu’na beş hukukçu ve iki hukukçu olmayan üye atanması gerekiyor. Oysa bugün bu kurulda altı hukukçu var.

SGM Tahkim Kurulu göz göre göre hukuka aykırı şekilde oluşturuldu. Bu kuruldan nasıl adalet bekleyebiliriz?

Futbol Kulüpleri Anayasa Mahkemesi’ne Gidiyorlar. Yanlış Yapıyorlar.

anayasa_mahkemesiTFF tarafından puan silme cezasına çarptırılan Denizlispor, Bucaspor, Kahramanmaraşspor, Ankaragücü, Orduspor, Samsunspor ve Tarsus İdmanyurdu kulüpleri, Anayasa Mahkemesi’ne başvurma kararı aldı.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), mali kriterlere uymadıkları gerekçesiyle Denizlispor, Bucaspor, Kahramanmaraşspor, Ankaragücü, Orduspor, Samsunspor ve Tarsus İdmanyurdu kulüplerine geçtiğimiz Eylül ayında puan silme cezaları vermişti. Ceza alan 7 kulüp Tahkim Kurulu’na başvurarak karara itiraz etti, ancak reddedildi.

Okumaya devam et Futbol Kulüpleri Anayasa Mahkemesi’ne Gidiyorlar. Yanlış Yapıyorlar.

Anayasa Mahkemesi’nin E-Biletle İlgili Kararı Yayınlandı

Anayasa Mahkemesi’nin elektronik biletle ilgili 2/11/2015 Tarihli ve E: 2014/196, K: 2015/103 Sayılı Kararı, 16 Aralık 2015 Tarihli ve 29564 Sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi, kararla ilgili basın duyurusu yayınladı: http://goo.gl/jQEl5I

Anayasa Mahkemesi itirazın önemli bölümünü oyçokluğu ile reddetti.

Mahkeme sadece Kanun’un 5’inci maddesinin 11’inci fıkrasının “c” bendindeki iki cümleyi iptal etti:

  • Elektronik kart bilgilerinin kulüpler adına reklam ve pazarlamasında ilgili federasyonlar yetkilidir.
  • Federasyonlar bu fıkra kapsamında belirtilen yetkilerini kısmen veya tamamen üçüncü kişilere devredebilir.

KARŞIOYLAR DİKKATE ALINMALI!

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı oybirliği ile değil, oyçokluğu ile aldığını unutmamak lazım.

Karşıoylar şu şekilde özetlenebilir:

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi’nin E-Biletle İlgili Kararı Yayınlandı

Anayasa Mahkemesi, 3289 Sayılı Kanun’daki Bazı Düzenlemelerle İlgili Anayasaya Aykırılık İddialarını Reddetti

Anayasa Mahkemesi, 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un bazı düzenlemelerinin iptaline ilişkin başvuruyu reddetti. 16/1/2014 Tarihli ve E: 2013/77, K: 2014/4 Sayılı Karar4 Mart 2015 Tarihli ve 29285 Sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi, Danıştay’ın 10’uncu Dairesinin itirazlarını aşağıdaki şekilde reddetti:

“21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un;

A- 1- 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen ek 9. maddesinin;

a- İkinci fıkrasının;

aa- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,

ab- Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,

b- Üçüncü fıkrasının;

ba- “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,

bb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde…” ibaresinin,

bc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,

c- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,

2- 6215 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen geçici 11. maddesinin son fıkrasının,

iptallerine karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusunun, Anayasa’nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,

B- 1- 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen ek 9. maddesinin;

a- İkinci fıkrasının;

aa- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresi,

ab-  Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresi,

b- Üçüncü fıkrasının;

ba- Yedinci cümlesi,

bb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde…” ibaresi,

bc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresi,

c- Dördüncü fıkrasının onuncu cümlesi,

dışında kalan bölümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE,

16.1.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

Elektronik Bilet, Anayasa Mahkemesi Yolunda

Taraftar Hakları Dayanışma Derneği’nin Passolig’in iptali için açtığı davada Ankara Adliyesi 16. Tüketici Mahkemesi, elektronik bilet hariç elektronik kart uygulamasını içeren düzenlemeleri Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne aykırı bularak, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.
Anayasa aykırılığı iddia edilen düzenlemeler aşağıda mavi karakterlerle belirtilmiştir:
6222 sayılı Kanun md. 5/f. 4:
“(4) Spor müsabakalarının yapıldığı alanlara girişi sağlayacak biletler, elektronik sistem üzerinden oluşturulur. Bilet satın almak isteyen kişilerle ilgili olarak, üzerinde adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve fotoğrafı olan bir elektronik kart oluşturulur. Kişinin yabancı olması halinde kart üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası yerine uyruğu olduğu devletin adı ile Türkiye’ye giriş yaptığı pasaportun seri numarası kaydedilir. Bilet satışları kişilere özgü elektronik kart üzerinden yapılabilir. Spor müsabakalarına, kişi ancak adına düzenlenen elektronik kart ile izleyici olarak girebilir. Spor müsabakasına izleyici olarak girecek kişilerin kontrolünü ev sahibi kulüp yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük ev sahibi olmayan müsabakalarda, müsabakaya katılan her iki kulüp; milli müsabakalarda ise, ilgili federasyon tarafından yerine getirilir.”
6222 sayılı Kanun md. 5/f. 11:
Dördüncü fıkrada belirtilen elektronik kart uygulaması ile ilgili olarak;
a) Bilet organizasyonu ve seyircilerin müsabaka alanlarına giriş ve çıkışına ilişkin kontrol ve denetim yetkisi federasyonlara ait olup federasyonlar bu amaçla bünyelerinde merkezi kontrol sistemi oluşturur. Elektronik kart oluşturulmak amacıyla alınacak kişisel bilgiler federasyon bünyesinde oluşturulan merkezi veri tabanında tutulur. Bu veri tabanı Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı erişimine açıktır.
b) Elektronik kart ile elektronik kart kapsamında satışı gerçekleştirilecek biletlerin basım, satış ve dağıtımına ilişkin yerel uygulamalar kulüpler tarafından, sistem üzerinden merkezi satışları ise ilgili federasyonlar tarafından gerçekleştirilir.
c) Elektronik kart bilgilerinin kulüpler adına reklam ve pazarlamasında ilgili federasyonlar yetkilidir. Merkezi pazarlama ve bilet satışından elde edilecek gelirler kulüplere ait olup federasyon ya da yetki verdiği üçüncü kişiler nezdinde oluşacak bu gelirler kamu kurum ve kuruluşlara ilişkin alacaklar hariç olmak üzere haczedilemez, devir ve temlik edilemez. Federasyonlar bu fıkra kapsamında belirtilen yetkilerini kısmen veya tamamen üçüncü kişilere devredebilir.

Passolig, Tüketici Mahkemesi için Ne Diyecek?

Bugün Ankara’da tüketici mahkemesi, Passolig ile ilgili itirazları değerlendirdi. Sıra Anayasa Mahkemesi’nde.

Bu dava ile ilgili görüşlerimi daha sonra açıklayacağım. Tutanağın ulaşmasını bekliyorum.

Yarın veya hafta içinde Passolig’den de bir açıklama gelecektir.

Passolig’in saldırgan reklam stratejisi yargı karşısında etkili olmadı. Etkili olmayacağa benzer.

Passolig (Aktif Bank) hukukçularının aklından geçenleri paylaşayım. Onlar görüşlerini çok açık biçinde dile getirmişlerdi.

Mahkemenin itirazları ciddi bulup Anayasa Mahkemesi’ne başvuru kararı alması, mahkemenin Passolig’e karşı olduğunu gösteriyor.

Bu mahkeme de kim oluyor? Yoksa hâkim paralel yapı üyesi mi?

Passolig’in deyimiyle bu hâkim,
Karaborsa ve kayıtdışılıktan beslenenlerden mi?
Fişleme bahanesi ile sorumsuzca davranışlarını sürdürerek takımlarına maç, diğer seyircilere seyir cezası aldırmayı hak görüp çocuğumuzu maça götürme hakkımızı gasp edenler ile şiddete karşı gözüküp rant sağlayanlardan mı?
Yerli firmaların milli projelerinin başarılı olmasını istemeyenlerden mi?
“Bu iş bu kadar etmez. Bu sebeple eli cebe atıp bu kadar para vermenin manası yok” deyip proje hayata geçince gözü kalan şirketlerden birinin hissedarı veya gizli yöneticisi mi?

Passolig yöneticilerinden Cuma akşamına kadar cevap bekliyoruz. Kaç aydır “malum çevre” hakkında kapsamlı bir açıklama yapacaklardı. Nasip bu haftaya imiş.

Anayasa Mahkemesi, 6222 Sayılı Kanun ile İlgili İptal Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Erzurum 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 31.3.2011 günlü, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “Seyirden Yasaklanma” başlıklı 18’inci maddesinin (3), (5), (6), (8) ve (9) numaralı fıkralarının iptallerine karar verilmesi istemiyle yaptığı iptal başvurusunu reddetti.
Anayasa Mahkemesi, 6222 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verdi.
Anayasa Mahkemesi, 6222 sayılı Kanun’un 18. maddesinin (3), (8) ve (9) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetti.
Öncelikle 18’inci maddede öngörülen suçları ve cezaları hatırlayalım: “Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilir. Seyirden yasaklanma ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla spor alanlarına girişinin yasaklanması anlaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle infazına başlanan seyirden yasaklanma yaptırımının süresi cezanın infazı tamamlandıktan itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre kaydedilir.
Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya uygun bulduğu düzenlemeler aşağıdaki gibidir:
3’üncü fıkra: Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir.
8’inci fıkra:Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür.”
9’uncu fıkra:Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.

Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

3 hafta önce Anayasa Mahkemesi’nin Aziz Yıldırım hakkında verdiği kararı paylaşmıştım.

Anayasa Mahkemesi ilgili kararı aldığı gün (8 Mayıs 2014), Aziz Yıldırım’ın bir başka başvurusunu da inceleyip karara bağlamış. Ancak ikinci karar, birinci kararın yayımlanmasından üç hafta sonra yayımlandı.

Kararı şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aziz Yıldırım, çeşitli iddialarla soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK’ya başvuruda bulunarak şikayetçi oldu.
  • HSYK Üçüncü Dairesi, soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Aziz Yıldırım bu karara itiraz edince bu sefer HSYK Genel Kurulu itirazı reddetti.
  • Aziz Yıldırım HSYK Genel Kurulu kararının ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın meslekten çıkarma dışındaki kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı gerekçesiyle Aziz Yıldırım’ın itirazını “konu bakımından yetkisizlik” gerekçesiyle reddetti.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı ise aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Aziz Yıldırım, kendisi hakkında yürütülen soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcısı hakkında yaptığı şikayet sonucunda şikayetin işleme konulmamasına ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna  karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararını 8 Mayıs 2014 tarihinde vermişti. Karar bugünkü (2 Temmuz 2014) Resmi Gazetede yayımlandı (RG versiyonu: http://goo.gl/p0LKXF).

Karar aşağıdadır:

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi "Ocak 2014" Sayısı Yayınlandı

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi’nin “Ocak 2014” sayısı yayınlandı.

Derginin bu sayısında spor hukukuyla ilgili iki makale yayınlanmış. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı İrfan Saz, “Spor – Şiddet İlişkisi, Nedenleri ve Çözüm Önerileri” isimli makaleyi; Anayasa Mahkemesi raportörü Erhan Tutal ise “Spor Kulüplerinin İsim Hakkı ve Haciz Yasağı” isimli makaleyi kaleme almış.

Doğrudan sporu temel alan bu makalelerin yanında, birkaç makalede daha sporun işlendiğini görüyoruz.

Dr. İlyas ŞahinAmerikan Hukukunda Kişi Hakları İle Kamu Yararlarının Dengelenmesine İlişkin İlkeler ve Kamu Okullarında Yapılan Aramaların Hukuki Durumu” isimli makalesinde sporcu öğrencilere yapılan uyuşturucu testlerini de incelemiş.

Anayasa Mahkemesi raportörü Bahadır Yalçınöz, “Bireysel Başvuruya Konu Olamayacak İşlem ve Kararları” başlıklı makalesinde spor tahkimini de değerlendirmiş.

Derginin ilgili sayısı için: http://www.uyusmazlik.gov.tr/yayinlar/dergiler/2sayi.pdf

Anayasa Mahkemesi Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’u Tartışacak

Anayasa Mahkemesi’nin Internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, mahkeme yarın (16 Ocak) Spor Genel Müdürlüğünün  Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un bazı hükümlerinin iptali istemini değerlendirecek.

Danıştay 10. Dairesi,
21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un;
1- Ek 9. maddesinin, 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının,
2- Ek 9. maddesinin, 27.5.2007 günlü, 5674 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen yedinci ve sekizinci fıkralarının,
3- Ek 9. maddesinin, 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen dokuzuncu fıkrasının,
4- Ek 9. maddesine, 5674 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen onikinci fıkrasının,
5- Ek 9. maddesine, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesinin onikinci fıkrasıyla eklenen “Spor
federasyonları ile ilgili olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır.” biçimindeki fıkranın,
6- 6215 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen geçici 11. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarının iptallerine karar verilmesini talep etti.

Anayasa Mahkemesi, yarın değerlendireceği bazı hükümleri geçen sene değerlendirmiş ve ilgili düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti. Anayasa Mahkemesinin 14/2/2013 Tarihli ve E: 2011/63, K: 2013/28 Sayılı Kararı 31Aralık 2013 Tarihli ve 28868 Sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanmıştı.

Anayasa Mahkemesi, Ek 9. maddesinin,

a) Birinci fıkrasının üçüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin;

b) İkinci fıkrasının
ba) dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin
bb) son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin;

c) Üçüncü fıkrasının
ca) Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
cb) (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde…” ibaresinin,
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,

d) Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,

Anayasa’ya aykırı olmadığına oybirliği ile karar vermişti.

Mahkeme yarın belli bölümlerini Anayasa’ya aykırı bulmadığı 9. maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını bu sefer bütün halinde inceleyecek. Mahkeme ayrıca Ek 9. maddenin yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onikinci ve ondokuzuncu fıkralarını da değerlendirecek. Mahkeme Ek 9. madde yanında Kanun’un geçici 11. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olup olmadığını tartışacak.

İptali talep edilen düzenlemelerin çoğu daha önce de tartışma konusu olmuştu. Bu düzenlemeler Çerçeve Statü kapsamında getirilmişti. İlgili Çerçeve Statü iptal edilince düzenlemelerin yasal dayanağı kalmamıştı. Anayasa Mahkemesi, federasyonların bağımsız olmadığına işaret etmişti.

Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi, Tahkim Kurulu’na ilişkin düzenlemeleri de incelemiş ve Tahkim Kurulu’nun idari kurul olduğuna işaret etmişti. Kararların kesinliğine ilişkin düzenleme ise iptal edilmişti.

Zamanında faaliyet gösteren GSGM, Anayasa Mahkemesi kararlarını görmezden gelmiş ve “bağımsız federasyonlar” adı altında getirdiği düzenlemeler ile tekrar teşkilata bağlı federasyon yapıları kurmuştu.

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Spor Genel Müdürlüğü Anayasa Mahkemesi’ni yok saymayı alışkanlık haline getirdi. Mevzuat çalışmalarının çoğu Anayasa’ya, Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği ilkelere aykırı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği düzenlemeler tekrar kaleme alınıyor. Hatta daha ileri gidiliyor: Anayasa’ya aykırı olduğu için iptal edilen hükümler Anayasa’ya ekleniyor. “Spor Tahkimi” ile ilgili düzenleme Anayasa’ya bu şekilde yerleştirildi. Bugün Anayasa’da Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bir hüküm yer almaktadır. Bunun günahı TBMM’nindir. Günah onların. “Utanç” diyemeyeceğim. Hükümet ve muhalefet milletvekillerinin bu faaliyetlerinden utanç duyduklarını ve duyacaklarını sanmıyorum.

Sözü uzatmayayım.

İlgili düzenlemeler aşağıdaki gibidir:

Ek md. 9/I:Spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak, teşkilatlandırmak, federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonları kurulur. Federasyonlar, Merkez Danışma Kurulunun uygun görüşü, Bakanın teklifi ve Başbakanın kararı ile kurulur ve kararın Resmi Gazetede yayımlanması ile tüzel kişilik kazanır. Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir. Genel Müdürlük tarafından bağımsız spor federasyonlarına yapılan yardımlar ile Genel Müdürlük bütçesinden bu federasyonlara tahsis edilen kaynaklar kullanılarak edinilen her türlü taşınır ve taşınmazlar edinim amacı dışında kullanılamaz ve Genel Müdürün izni alınmadan üçüncü kişilere satılamaz ve devredilemez. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır. Federasyon malları Devlet malı hükmündedir, haczedilemez. Federasyon faaliyetlerinde görevli bulunanlar, görevleriyle ilgili olarak işlemiş oldukları suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.

Ek md. 9/II:Spor federasyonlarının merkezleri Ankara’dadır. Federasyonların merkez teşkilatı; genel kurul, yönetim, denetim, disiplin kurulları ile genel sekreterlikten teşekkül eder. Federasyon yönetim kurulu, yedi üyeden az, on beş üyeden fazla, disiplin kurulu ise üç üyeden az, beş üyeden fazla olamaz. Denetim kurulu; iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşur. Genel sekreter, en az dört yıllık yüksekokul mezunu kişiler arasından görevlendirilir. Bu fıkrada belirtilen kurulların oluşumu, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları ana statüyle, diğer kurulların oluşumu, çalışma usul ve esasları ise talimatlarla belirlenir. Profesyonel şube kurulması, federasyona spor dalı bağlanması, bağlı spor dallarının ayrılması işlemleri federasyon yönetim kurulunun Genel Müdürlüğe müracaatı üzerine bu Kanunun hükümlerine göre yürütülür. Federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere, illerde federasyon temsilcilikleri kurulabilir. Bağımsız spor federasyonlarının il temsilcileri, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilir.

Ek md. 9/III:Genel kurul federasyonun en üst organıdır. Genel kurulun toplanması ile ilgili her türlü işlemler yönetim kurulunca yürütülür. Genel Müdürlük, genel kurul toplantılarında gözlemci bulundurur. Gözlemci, genel kurul çalışmalarının bu Kanun ile ana statüye uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyerek, raporunu Bakana sunulmak üzere onbeş gün içerisinde Genel Müdürlüğe verir. Genel Müdürlük, raporun verildiği, ilgililer ise genel kurulun yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içerisinde asliye hukuk mahkemesinde genel kurulun iptalini isteyebilir. Genel kurulun toplanması, üyelerin belirlenmesi, divanın oluşturulması, delege listesine yapılacak itirazlar ve oyların sayımı ile ilgili diğer esas ve usuller ana statüde belirlenir. Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz. Genel kurul;
a) Olağan genel kurul; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonlarda ise; kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılır.
b) Olağanüstü genel kurul;
1) Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine,
2) Federasyon yönetim kurulunun kararıyla,
3) Son yapılan genel kurul toplantısında delege olanların en az yüzde 40’ının noter kanalı ile yazılı müracaatıyla,
4) Federasyon başkanının istifası, başkan olma şartlarından herhangi birisini kaybetmesi veya ölümü halinde,
olağanüstü toplanır.
c) Mali genel kurul iki yılda bir ana statülerinde belirtilen tarihte yapılır. Mali genel kurulda ibra edilmeyen veya üçüncü fıkranın (b) bendinde belirtilen hallerde başkan ve yönetim kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere en geç altmış gün içerisinde seçimli olağanüstü genel kurul toplanır. Ancak, üçüncü fıkranın (b) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde belirtilen hallerde, son toplantı tarihinden itibaren altı ay geçmeden veya olimpik ve paralimpik branşlarda olimpiyat oyunlarının yapılmasına altı aydan az süre kalmış ise olağanüstü genel kurul toplantısı yapılamaz.   


Ek md. 9/IV:Genel kurul; üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Seçimde en fazla oyu alan aday ve listesi seçilmiş sayılır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması halinde, takip eden günde çoğunluk aranmaksızın toplanır. Ancak, toplantıya katılanların sayısı seçimle belirlenen kurulların asıl üye sayısının iki katından aşağı olamaz. Olağan ve olağanüstü genel kurullarını bu maddede öngörülen süre ve esaslar dahilinde yapmayan federasyonların genel kurulları Tahkim Kurulunca oluşturulacak üç kişilik komisyon marifetiyle altmış gün içerisinde yapılır ve federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında mevzuata uymamaktan dolayı idari ve adli işlem başlatılır. Genel kurul çağrısı ve gündemi, toplantı tarihinden en az otuz gün önce; faaliyet raporu, denetleme raporu ile bütçe tasarısı ise en az onbeş gün önce federasyonun ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde üyelere duyurulur. Seçimler tek liste halinde gizli oy, açık tasnif şeklinde yapılır. Genel kurulun yapılacağı tarihten geriye doğru en az bir yıl önce faal sporculuğu, hakemliği, antrenörlüğü bırakmamış kişiler ile federasyonda maaşlı veya ücretli çalışanlar genel kurul üyesi olamazlar. Genel kurulda kulüplerin delege sayısı, toplam delege sayısının yüzde 60’ından az olamaz. Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur. Genel kurulun görevleri şunlardır:
a) Ana statüyü yapmak, değiştirmek.
b) Başkan, yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerini seçmek.
c) Yönetim kurulu tarafından hazırlanan faaliyet programını, bütçeyi onaylamak ve gerektiğinde bütçe harcama kalemleri arasında değişiklik yapmak konusunda yönetim kuruluna yetki vermek.
ç) Yönetim kuruluna, taşınmaz mal alımı-satımı ile uluslararası federasyonlara karşı mali taahhütlerde bulunmak için yetki vermek.
d) Yönetim kurulu faaliyet ve mali raporlarının ibra edilip edilmemesini oylamak.
e) Kanun ile verilen diğer görevleri yapmak.

Ek md. 9/VII: Tahkim Kurulu yedi asıl ve yedi yedek üyeden teşekkül eder. Üyelerin beşinin hukukçu, ikisinin ise spor alanında bilimsel çalışmalar yapmış veya sporda idareci, teknik adam ve benzeri görevlerde bulunmuş kariyer sahibi kişiler olmaları şarttır. Üyeler Genel Müdürün teklifi ve Gençlik ve Spor Bakanının onayı ile dört yıl için görevlendirilir. Hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar hâkimlik teminatı esasları gözetilerek ve yetkili kurulların onayı alınmak suretiyle Tahkim Kurulunda görev alabilirler. Üyeler kendi aralarından bir başkan seçerler. Tahkim Kurulu tarafından verilen kararlar kesindir.

Ek md. 9/VIII:Tahkim Kurulu, federasyon ile kulüpler, sporcular, hakemler, teknik direktör ve  antrenörler; kulüpler ile teknik direktörler, antrenörler ve sporcular; kulüpler ile kulüpler arasında çıkacak ihtilaflarla, federasyonlarca verilecek kararlar ile disiplin veya ceza kurulu kararlarını, ilgililerin itirazı üzerine inceleyerek sonuçlandırır. Tahkim Kurulu; itiraz üzerine Genel Müdürlük ile federasyonlar ve federasyonların birbirleri arasında çıkacak ihtilafları inceleyerek sonuçlandırır.

Ek md. 9/IX:Tahkim Kurulu, bu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ile dördüncü fıkrasında belirtilen hallerde federasyonu genel kurula götürecek komisyonu belirler. Federasyon başkanı ile yönetim, disiplin ve denetim kurulu üyelerinin, spor ahlakına ve disiplinine aykırı davranışlarının tespiti halinde Bakan tarafından Genel Müdürlük Merkez Ceza Kuruluna sevk edilmeleri sonucunda, Merkez Ceza Kurulunca verilecek kararlara karşı, ilgililerin itirazı üzerine karar verir.

Geçici md. 11/I: Bu Kanun ile çıkarılması öngörülen düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Geçici md. 11/II:Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesine göre özerk olan spor federasyonları bu Kanuna göre kurulmuş bağımsız spor federasyonu olarak kabul edilir. Diğer kanunlarda özerk spor federasyonlarına yapılan atıflar, bağımsız spor federasyonlarına yapılmış sayılır.

Geçici md. 11/IV:Bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorundadırlar. 

Anayasa Mahkemesi Bağımsız Federasyonlar ile ilgili Karar Verdi

Anayasa Mahkemesi, CHP’li milletvekillerinin açtığı iptal davasında 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9’uncu maddesindeki bazı ifadelerin ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesindeki bir bölümünün  Anayasa’ya aykırılık iddialarını değerlendirdi.

Anayasa Mahkemesi sadece federasyon başkanlığına aday olanlarda aranan“Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” şartını getiren düzenlemeyi iptal etti. Mahkeme bu kararı oyçokluğu ile verdi.

Anayasa Mahkemesi, bazı düzenlemelere ilişkin red kararlarını yine oyçokluğu ile verdi.

Muhalefet görüşlerinin okunmasında fayda var.

Bu karar hakkındaki görüşlerimi ileride paylaşacağım.

Karar aşağıdadır.

———————————————

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı    : 2011/63
Karar Sayısı : 2013/28
Karar Günü : 14.2.2013
31 Aralık 2013 tarihli, 28868 sayılı Resmî Gazete (http://goo.gl/HanCAL)
                 
                   İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
                   İPTAL DAVASININ KONUSU : 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:
1- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin;
                   a- Birinci fıkrasının;
                   aa- “Bu Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesinin,
ab-  “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelerinin,
 b- İkinci fıkrasının;
ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “… iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,
 bb- Son cümlesinde yer alan “… teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,
 c- Üçüncü fıkrasının;
 ca-  “Genel kurul üye sayısı olimpik paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
cb- (a) bendinde yar alan “… üç ay içerisinde…” ibaresinin,
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,
d- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,
e- Beşinci fıkrasının;
ea- “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin,
eb- (d) bendinde yer alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ve “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” ibarelerinin,
f-Altıncı fıkrasının;
fa- “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütnamelere uyup uymadıklarının değerlendirerek Bakana sunmak.” biçimindeki (a) bendinin,
fb- “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendinin,
g- Onaltıncı fıkrasının;
ga- İkinci cümlesinde yer alan “… amaca uygunluğu ve… ibaresinin,
gb-  Üçüncü cümlesinde yer alan “… ve amacına… ibaresinin,
gc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spot Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
2- 12. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasının;
3- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “… ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” bölümünün,
 Anayasa’nın 2., 7., 10., 33., 59. ve 123. maddelerine aykırı oldukları ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
                  
                   I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
                   A- 10.6.2011 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
                   “1) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10 uncu Maddesiyle 21.05.1986 Tarihli ve 3289 Sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Ek 9 uncu Maddesinde Yapılan Ek ve Değişikliklerden;
                   a) Birinci Fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” Tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” Tümcelerinin; İkinci Fıkrasının Üçüncü Tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” İbaresi ile Son Tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” İbaresinin; Üçüncü Fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” Tümcesi İle (a) Bendindeki, “üç ay içerisinde” İbaresi ve (b) Bendinin (1) Alt Bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” İbaresinin; Dördüncü Fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” Tümcesinin; Altıncı Fıkrasının (a) Bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” Tümcesi İle (c) Bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” Tümcesinin; Onaltıncı Fıkrasının İkinci Tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” İle Üçüncü Tümcesindeki, “ve amacına” İbareleri İle “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” Şeklindeki Son Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
                   6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 uncu maddesinin bir yandan “Özerklik” olan madde başlığı “Bağımsız spor federasyonları” biçiminde, madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise “bağımsız” şeklinde değiştirilirken; diğer yandan, maddede bağımsızlık veya özerklikle bağdaşmayan ve federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün adeta şube müdürlüklerine dönüştüren düzenlemeler yapılmıştır.
                  
                   Gerek günlük konuşma dilinde, gerek siyaset bilimi ve devletler hukukunda, gerekse de kamu hukuku ve Anayasamızda “bağımsızlık”, özerkliğe göre, özerkliği de kapsayan daha geniş bir anlam taşımaktadır.
                  
                   Güncel Türkçe Sözlükte özerk, “ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetisi olan (kuruluş, devlet vb.), muhtar, otonom” olarak tanımlanırken; bağımsız ise, “Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür” şeklinde tanımlanmıştır.
                   Siyaset bilimi ve devletler hukukunda bağımsızlık/istiklal, bir kişi, kurum ya da ülkenin yabancı bir otoritenin denetim ve güdümünde olmadan kendi kendini yönetebilmesi olarak tanımlanmakta ve devletler hukukunda devletin hukuk ölçütü olarak nitelendirilmektedir. Bağımsızlıktan söz edilebilmesi için; (i) ülkede otoritenin tek olması ve yasama, yürütme ve yargı tekelini elinde bulundurması; (ii) başka bir devlet yada benzeri bir topluluktan emir, talimat vb. almadan iç ve dış siyasetini kendi yapı ve örgütleriyle özerk bir biçimde kararlaştırıp yürütmesi; (iii) yetkinin geniş ve genel olması gerekir.
                   Anayasamızda ise, devlet organlarının düzenlenmesine ilişkin “bağımsızlık” ve “özerklik” olmak üzere iki temel kavram kullanılmıştır. Anayasada “bağımsızlık” kavramı yargı erki için kullanılmış ve erkler arası ilişki bağlamında şekillendirilmiştir. Anayasanın yargı yetkisi başlıklı 9 uncu maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı belirtilirken; Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 138 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilirken; bağımsızlığın gerçekleşmesi ise ikinci ve üçüncü fıkralarında, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” şeklinde biçimlendirilmiştir.
                   Özerklik ise Anayasal organlar arasındaki ilişkiyi değil, yürütme organının idari teşkilatının içsel ilişki ve işleyişini ifade etmektedir. Örneğin, Anayasanın 133 üncü maddesinin son fıkrasında, “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” denilmektedir. Özerklik, belirli kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla devletten ayrı kamu tüzel kişisi olarak kurulan kamu kurumlarının yasal görevlerini kendi iradeleri ile aldığı kararlarla yürütebilme yetisidir. Özerk kurumların “idarenin bütünlüğü ilkesi” bağlamında devlet tüzel kişiliğine bağlılığı, vesayet ilişkisi çerçevesinde sağlanmaktadır.
                   Özerklikten söz edebilmek için özekliğin idari ve mali boyutunu içermesi gerekir. İdari özerklik, kararların herhangi bir dış müdahale olmaksızın kendi organları tarafından alınması ve teşkilatı eliyle yürütülmesini ve dolayısı ile (i) organlarda görevli olanların kural olarak yürütme organı tarafından atanmak yerine kendilerine özgü usullerle seçilmelerini ve (ii) organların ve kararlarının üzerinde yargısal denetim dışında herhangi bir idari denetimin olmamasını gerekli kılar. Mali özerklik ise, kaynakların yaratılması, önceliklerin belirlenmesi ve bütçeleştirilmesi ile harcanmasında tam yetkili olmak demektir. Mali özerklikten söz edebilmek için, kaynakların çoğunluğunun öz gelirlerden oluşması ve merkezi idarenin yardımlarının herhangi bir koşula bağlanmadan şartsız yapılması zorunludur.
                   Öte yandan, federasyonlar spor alanında faaliyette bulunmaktadır. Spor, yerel değil, uluslararası boyutu ve örgütleri olan evrensel bir alandır. Bu bağlamda, federasyonların örgütlenmesi ve faaliyet alanlarının düzenlenmesinde uluslararası düzenlemelerin göz önüne alınması gerekir. Uluslararası spor camiasının kabul edemeyeceği örgütlenmeler, sistemler ve modeller kurulması, sporun uluslararası düzeyde gelişememesi yanında, uluslararası spor etkinliklerinden dışlanmaya ve hatta ihraca kadar uzanan süreçlere yol açar.
                   Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasında, yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların, tüzel kişiliklerinin iptal edileceği ve malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredileceği hüküm altına alınmıştır. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi bağımsızlık bir yana, özerklikle dahi bağdaşmaz.
                   Öte yandan, ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasının devamında, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olacağı ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacağı; onaltıncı fıkrasının son tümcesinde ise, teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
                  
                   Ek 9 uncu maddenin “Özerklik” olan madde başlığı, “Bağımsız spor federasyonları” ve madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise, “bağımsız” olarak değiştirildiğine göre, yasa koyucunun spor federasyonlarına, özerklikten de öte yönetsel bağımsızlık tanımayı amaçladığını kabul etmek gerekir.
                   Nitekim, 6215 sayılı Kanunun “Madde Gerekçeleri” bulunmamasına ve “Gerekçe”sinde de, “özerklik” ibaresinin “bağımsızlık” olarak değiştirilmesiyle nelerin amaçlandığına yer verilmemiş olmasına rağmen, “Gerekçe”sinde 3289 sayılı Kanuna 04.03.2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen ek 9 uncu madde için yer alan, “Türk Sporunu, çağdaş ülkelerde olduğu gibi devletin dışında idari ve mali özerkliğe sahip bir yönetime kavuşturmak, uluslararası federasyonlar gibi yapılanmalarına imkân sağlamak, faaliyetlerini daha verimli ve süratli bir şekilde organize edebilmek ve spor faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 4/3/2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu madde uyarınca, federasyonlara özerk olma imkanı sağlanarak, Devlet bütçesinden yardım alan, Devletin siyasi ve idari birimleri tarafından yönetilmeyip ancak denetlenebilen federasyon sistemine geçilmiştir.” ifadelerindeki özerklik anlayışından daha ileri bir özerkliğin ve giderek yönetsel bağımsızlığın amaçlandığı anlaşılabilmektedir.
                  
                   Bu durumda da hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olarak nitelendirilmesi gereken “bağımsız spor federasyonları”nın “yönetsel bağımsızlık” değilse de en azından “özerklik”in asgari şartlarını taşıması gerekir. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ile tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak olması, bağımsız federasyonların hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olma vasfını bütünüyle ortadan kaldırmakta ve federasyonları Genel Müdürlüğün idari şubesi durumuna indirgemektedir. Bu durum, Anayasanın 123 üncü maddesindeki, idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağına ilişkin hükmüne aykırıdır.
                   Federasyonlar, bir yanıyla genel idare içinde yer alan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne verilen bazı görevlerin daha verimli, hızlı ve esnek şekilde yürütülmesi amacıyla kamu hukuku alanında faaliyet göstermek üzere, hizmet yönünden yerinden yönetim ilkesine göre kurulan, hizmetle sınırlı olmak üzere kamusal yetki kullanan ve idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca merkezi idarenin vesayet denetimine tabi birer kamu kurumu olmakla birlikte, diğer yanıyla gönüllülük esasına göre kurulan ve kurulu olduğu alanda işlevlerini gönüllülük esasıyla ve amatör ruhla yürüten ve sivil alanda faaliyette bulunan birer dernektirler. Nitekim, ek 9 uncu maddenin ek fıkrasında, 3289 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5253 sayılı Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanması esası benimsenmiştir. Bu bağlamda, spor federasyonlarına ilişkin yasal düzenlemelerde, federasyonların bir yanıyla ulusal ve uluslararası düzeylerde sivil alanda faaliyette bulunan dernek oldukları gerçeğinin de gözetilmesi gerekir.
                   Anayasanın Dernek kurma hürriyeti başlıklı 33 üncü maddesinde, herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten ayrılma özgürlüğüne sahip oldukları; derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla kapatılabileceği veya faaliyetten alıkonulabileceği hükmü yer almaktadır.
                   Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki, yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi ile Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile onaltıncı fıkrasındaki teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağına ilişkin hükümler, Anayasanın 33 üncü maddesine aykırıdır.
                   Öte yandan, Anayasanın 59 uncu maddesinde, Devletin her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek önlemleri alacağı ve sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği hüküm altına alınmıştır.
                   Sporun geniş kitlelere yayılarak yurttaşların beden ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi; resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunacak sivil alanın bağımsız spor federasyonları da bu zorunluluktan doğmaktadır. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olacak; bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacak ve teknik elemanlarla sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak ise, bir kamu kurumu olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü zaten söz konusu esaslara göre çalıştığından, bağımsız spor federasyonları kurulmasına ihtiyaç bulunmayacak; spor federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün mevzuatına tabi olarak kurulacaklar ise, bu durumda da sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunan spor federasyonu olmanın asgari şartlarını taşımayacaklarından işlevlerini yerine getiremeyeceklerdir. Bu bağlamda söz konusu hükümler, Anayasanın 59 uncu maddesine de aykırıdır.
                   Ek 9 uncu maddenin ikinci fıkrasındaki, spor federasyonlarının denetim kurulunun, iki üyesinin seçimle belirlenen, üç üyesinin ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşacağı ile bağımsız spor federasyonlarının il temsilcilerinin, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirileceği; üçüncü fıkrasında, genel kurul üye sayısının olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamayacağı ile fıkranın (a) bendinde, olağan genel kurulun maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonların kararın Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren üç ay içinde yapılacağı; dördüncü fıkrasında genel kurulun delege sayısının yüzde % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşacağı; onaltıncı fıkrasında ise Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe mevzuata uygunluk yanında amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilip kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceği hüküm altına alınmaktadır.
                   Yukarıda da belirtildiği üzere bağımsız spor federasyonları, resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, sivil alanda gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; bunun için de serbest üyelik ve demokratik seçim esasına dayalı genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu vb. organları bulunmaktadır. Denetim Kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi, genel kurulun delege sayısının % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması, il temsilcilerinin Genel Müdürün onayıyla görevlendirilmesi ve genel kurul üye sayılarına alt ve üst sınırlar getirilmesi, bırakınız yönetsel bağımsızlığı, özerkliğin asgari şartları ile dahi bağdaşmamaktadır. Kaldı ki bağımsız spor federasyonları üzerinde, onaltıncı fıkrada belirtildiği üzere Bakanlık ile Genel Müdürlüğün ve ayrıca Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulunun denetimi vardır. Bunlara ek olarak bağımsız spor federasyonlarının öz organı olan denetim kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi ve genel kurulun % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması denetim yetkisinin merkezi idarede tekelleşmesine ve bağımsız spor federasyonlarının, genel kurullarının istem, karar ve beklentileri temelinde değil de merkezi idarenin direktifleri doğrultusunda yönetilmesine yol açarak federasyon genel kurullarının iradesini bütünüyle ortadan kaldırmasa da sakatlayacaktır. Bu bağlamda söz konusu hükümler Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkesi ile 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırıdır.
                   Öte yandan, Türkiye’nin nüfusu artmakta, ekonominin büyümesi ve gelirin adil bölüşümüyle birlikte kişilerin spora ayıracakları boş zaman çoğalmaktadır. Kaldı ki, ekonomik büyümenin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin hayata taşınması ve sporun teşvik edilerek kitlelere yaygınlaştırılması devletin Anayasal görevleridir. Böylesine dinamik bir süreçte, federasyon üyeliklerine yasayla alt ve üst sınırlar konulması ve dolayısıyla alt sınırın altında federasyonlaşmaya, üst sınırın üzerinde ise federasyona üyeliğe engel olunması, spor federasyonlarının sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerdeki çok yönlü ilişki ve işlevleri göz önüne alındığında Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ile sosyal hukuk devleti ilkelerine ve ayrıca 59 uncu maddesindeki devletin sporun kitlelere yaygınlaştırmasını teşvik edeceğine ilişkin hükmüne bu açıdan da aykırılık taşımaktadır.
                   Maddenin onaltıncı fıkrasındaki, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilerek kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceğine ilişkin hüküm ise, federasyonların bağımsızlığı ile bağdaşmamakta; özerkliklerini sakatlamaktadır. Bağımsız ya da özerk spor federasyonlarında kaynakların amaca uygun harcanıp harcanmadığı hususu demokratik hukuk devleti ilkesi bağlamında federasyon genel kurullarının yetkisinde olmak durumundadır. Mevzuata aykırılık dışında kalan amaca aykırılığın yaptırımı ise zarar ve zararın sorumluluğu bulunanlardan tahsilatı değil, yönetimin iyi yönetim/hesap verme sorumluluğu bağlamında seçimlerde görevden alınmalarıdır. Kaldı ki amaca uygunluk denetimi ve buna dayalı zarar ilkesi, Devletin genel idare esaslarına göre kamu hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan resmi kurum ve kuruluşları için dahi söz konusu değilken, sivil alanda demokratik esaslara göre faaliyette bulunan bağımsız spor federasyonları için geçerli olması, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik devlet ve hukuk devleti ilkeleri ile 123 üncü maddesi hükümleriyle bağdaşmaz.
                   Ek 9 uncu maddenin altıncı fıkrası ile federasyonların sportif başarılarını, plan ve projelerini kontrol etmek, faaliyetlerini değerlendirmek, geliştirmek ve izlemek üzere Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu kurulmakta ve Kurula fıkranın (a) bendi ile “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.”; (c) bendi ile “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” görevleri verilirken; üçüncü fıkrasının (b) bendinin (1) alt bendinde ise, Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine olağan üstü genel kurula gidilmesi öngörülmektedir.
                   Devletin genel idare esaslarına göre spor hizmetlerini yürütmekle yükümlü kamu kurumu olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, gelecekteki faaliyetlerine ilişkin olarak Bakana taahhütname (5018 sayılı Kanunda öngörülen stratejik plan ve performans programı taahhütname sayılamaz) vermez, taahhütlerine uyup uymadığı değerlendirme konusu yapılarak Bakana rapor sunulmaz ve en önemlisi raporlarda yetersiz görülen genel müdürün görevden alınmasına ilişkin hukuksal bir mekanizma bulunmaz iken; spor faaliyetlerini sivil alanda gönüllülük temelinde yürütmek üzere kurulan bağımsız spor federasyonları için böylesine bir yasal mekanizma kurulmasını anlamak ve hukuk devletiyle bağdaştırmak mümkün değildir.
                   Türk sporunun gelişerek uluslararası başarılara imza atabilmesi için bağımsız spor federasyonlarının elbette ki temel görevleri ve temel görüşleri bağlamında geleceğe ilişkin temel hedef ve stratejilerinin yer aldığı uzun erimli stratejik plan ve yıllık performans programı hazırlamaları ve bütçe tahsislerini performans programlarındaki performans göstergelerine dayandırmaları ve başarının bağımsız bir kurul tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak, bunun muhatabı Bakan değil, ilgili spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Dolayısıyla taahhütte bulunulacak makam da taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini değerlendirerek gereğini takdir edecek olan da spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Bu bağlamda söz konusu hükümler, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkeleri ile 123 üncü maddesi hükümlerine aykırıdır.
                  
                   Yukarıda açıklanan gerekçelerle; ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” tümceleri; ikinci fıkrasının üçüncü tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” ibaresi ile son tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” ibaresi; üçüncü fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” tümcesi ile (a) bendindeki, “üç ay içerisinde” ibaresi ve (b) bendinin (1) alt bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” ibaresi; dördüncü fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” tümcesi; altıncı fıkrasının (a) bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” tümcesi ile (c) bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” tümcesi; onaltıncı fıkrasının ikinci tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” ile üçüncü tümcesindeki, “ve amacına” ibareleri ile “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” şeklindeki son tümcesi;
Anayasanın 2 nci, 33 üncü, 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
                   b) Ek 9 uncu Maddenin Beşinci Fıkrasının (c) Bendindeki “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” ile (d) Bendindeki, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,” ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı
                   Ek 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında federasyon başkanlarında aranacak şartlara yer verilmiş ve bunlar arasında (c) bendinde “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu bulunmamak” denilirken; (d) bendinde ise “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk” suçu ile “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresine de yer verilmiştir.
                   Öncelikle, spor federasyonu başkanları için Devletin asli ve sürekli hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan Devlet memurlarından daha fazla şarta yer verilirken; spor federasyonunu başkanla birlikte ve demokratik usullerle yönetme görev ve yükümlülüğü olan federasyon yönetim kurulu üyeleri ile spor federasyonunun diğer organlarının başkan ve üyelerinde hiçbir şartın aranmamasının temel bir çelişki olduğunu ve yasa önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığını belirtmek gerekir.
                   Kişilerin kesinleşmiş vergi ve sigorta borcunun olması, ekonomik; “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk” ise siyasi suçlar arasındadır ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi ise maddede tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hale getirmektedir.
                   Kesinleşmiş vergi ve sigorta borçlarının olması büyük ölçüde piyasa şartlarına ve kişilerin piyasa şartlarını farklı değerlendirerek yanlış ekonomik kararlar almasına; Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk ise, yürürlükte olan siyasal rejime bağlıdır. Ülkenin ve kişinin ekonomik şartlarının değişmesi ile kişi yükümlülüğünden kurtulabilir ve siyasal sistemin değişmesi ile birlikte eski rejimin suç olarak gördükleri, yenisinde suç olma vasfını yitirir.
                  
                   Sporun en önemli işlevi ise, kişilerin beden ve ruh sağlıklarını geliştirerek kötü alışkanlıklardan ve çatışma kültüründen uzak, dayanışmanın pekiştiği, hoşgörünün yüceltildiği ve başarının ödüllendirildiği bir toplum yaratılmasına yaptığı dolaylı ve dolaysız katkıdır.
                   Piyasa şartlarına bağlı ödevlerin yerine getirilememesi ile siyasal rejimle ilgili siyasal suçlardan dolayı kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulması, Anayasanın 2 nci maddesinde sıralanan demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz.
                   Öte yandan, hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri kurallarda belirliliktir. Madenin beşinci fıkrasının (d) bendinde geçen “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi, kendinden önce tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hale getirdiğinden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
                   Yukarıda açıklanan gerekçelerle; ek dokuzuncu maddenin beşinci fıkrasının (c) bendindeki “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” ile (d) bendindeki, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,” ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibareleri; Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
                   2) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 12 nci Maddesiyle 3289 Sayılı Kanuna Eklenen Geçici 11 inci Maddesinin Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
                   6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesi ile 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinin son fıkrasında, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.
                   6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesinde yapılan değişiklikler için Anayasa Mahkemesine bu dilekçenin (1) nolu maddesinde yazılan iptal gerekçelerinde de belirtildiği üzere;
                   Bağımsız spor federasyonları, sporun ulusal ve uluslararası boyutu dikkate alınmadan düzenlenmiş; “bağımsız spor federasyonları” denilmesine rağmen, spor federasyonlarının idari ve mali özerklikleri dahi ellerinden alınmış; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, sporu destekleyen ve denetleyen konumundan sporu yöneten durumuna getirilerek spor federasyonları Genel Müdürlüğün adeta idari şubesi yapılmıştır.
                   Öncelikle, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, hukuki yapılarını Anayasaya aykırı hükümler taşıyan 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesine uygun hale getirecek olmaları hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
                   Öte yandan, federasyonların hukuki yapılarının uygun hale getirilmeleri kabul edilse bile, buna ilişkin düzenlemenin de Anayasaya uygun olması gerekir.
                   Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddeleri gereğince, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir.
                  
                   Dava konusu fıkrada ise, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır. “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihleri” ibaresi, belirsiz ve öngörülemezdir.
                  
                   Açıklanan nedenlerle, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesi ile 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinin son fıkrası, Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
                  
                   3) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 21 inci Maddesiyle Değiştirilen 10.07.2004 Tarihli ve 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı Maddesindeki, , “ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” Hükmünün Anayasaya Aykırılığı
                   29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesinde, büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabileceği; genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personelin bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilecekleri; büyükşehir belediyesinin, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebileceği ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebileceği hükme bağlanmıştır.
                   5393 sayılı Belediye Kanununun Belediyenin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dahil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek belediyenin yetkileri arasında sayılmış; ikinci fıkrasında ise, belediyenin (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen hizmetleri Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararıyla süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebileceği; toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz veya tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirebileceği gibi toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67 nci maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla da yerine getirebileceği hüküm altına alınmıştır.
                   Öte yandan, 5393 sayılı Belediye Kanununun 70 nci ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddelerinde, belediyenin/büyükşehir belediyesinin kendine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabileceği öngörülmüş; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde, büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek hükme bağlanmış; Büyükşehir belediyesinin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 10 uncu maddesinde ise, büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin, görevli oldukları konularda bu Kanunla birlikte Belediye Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile ilgisine göre belediyelere tanınan yetki, imtiyaz ve muafiyetlere sahip oldukları belirtilmiştir.
                   Yukarıdaki hükümlere göre, belediyelerin otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dahil her türlü toplu taşıma sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek konusunda imtiyazları, başka bir anlatımla tekel niteliğinde yetkileri bulunmaktadır. Hükümde kurmak ve işletmek şeklinde yer alan ifadeler ile bu hizmetlerin kurulması ve işletilmesi faaliyetlerinin belediye tüzel kişiliği tarafından, kendi örgüt, araç-gereç, personel ve malvarlığı ile yürütülmesi demek olan “emanet usulü”nün; kurdurmak ifadesi ile tesislerin yapımının “ihale edilmesi”nin; işlettirmek ifadesi ile de “imtiyaz” verilmesi yoluyla tesislerin işletmesinin devrinin öngörüldüğü açıktır.
                   2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 1 inci maddesinde belediyelerin kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlerinde 2886 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; toplu ulaşım hizmetlerinin işletmesinin devri 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararına bağlanmış; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek Danıştayın görevleri arasında sayılmıştır. Başka bir anlatımla, büyükşehir, il, ilçe ve diğerleri dahil tüm belediyelerinin imtiyazında/tekelinde bulunan toplu taşıma hizmetlerinde imtiyazın devri, 2886 sayılı Kanuna göre işletmenin devri ihalesi açılması, Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararıyla mümkün olabilmektedir.
                   6215 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesiyle ise, Büyükşehir belediyesi toplu ulaşım hizmetlerinin işletmesinin, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle devredilmesi hükme bağlanmakta ve böylece 2886 sayılı Kanun hükümlerine göre işletmenin devri ihalesi yapılması, Danıştay görüşü ve İçişleri Bakanlığı kararı büyükşehir belediyeleri bağlamında hükümsüz kılınmaktadır.
                   Öte yandan 24.06.2010 tarih ve 27621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10.06.2010 tarihli ve 5995 sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 19 uncu maddesiyle 6831 sayılı Orman Kanununun 16 ncı maddesine eklenen dördüncü fıkrasında, “Madencilik faaliyetlerinin sona ermesi neticesinde idareye teslim edilen veya terk edilen doğal yapısı bozulmuş orman alanları rehabilite edilir. Rehabilite maksadı ile bu alanların orman yetiştirilmek üzere inşaat, yıkıntı ve hafriyat atıkları ile doldurularak ağaçlandırmaya hazır hale getirilmesi için büyükşehir mücavir alanlarında büyükşehir belediyelerine, diğer yerlerde ise il ve ilçe belediyelerine bedeli karşılığında izin verilebilir.” denilmiş; 6215 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesiyle ise, Büyükşehir belediyesinin mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahaları, toplu ulaşım hizmetleri, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebileceği ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebileceği hükme bağlanmıştır.
                   Böylelikle, madencilik faaliyetleri nedeniyle doğal yapısı bozulmuş orman alanlarının tekrar orman yetiştirilmek üzere inşaat, hafriyat ve yıkıntı artıklarıyla doldurularak ağaçlandırmaya hazır hale getirilmesi Orman Bakanlığı tarafından yapılan “Toprak Döküm İhaleleri” ile sağlanırken; 5995 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, 6831 sayılı Orman Kanununun 16 ncı maddesine eklenen dördüncü fıkra ile bu alanların, hafriyat ve yıkıntı artıklarıyla doldurularak ağaçlandırmaya hazır hale getirilmesi tasarrufu, büyükşehir mücavir alanlarında büyükşehir belediyelerine, diğer yerlerde ise il ve ilçe belediyelerine geçmiş; 6215 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesiyle ise, Büyükşehir belediyesinin mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarının işletmesinin, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle devredilmesi öngörülmüştür.
                   Toplu taşıma imtiyazının ihale yapılmadan, Danıştay görüşü ve İçişleri Bakanlığı kararı alınmadan, büyükşehir belediyesinin mülkiyetindeki veya tasarrufundaki hafriyat sahalarının hafriyatla doldurulması ve sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerinin işletilmesi işlerinin ise ihale yapılmadan belediye meclisinin belirleyeceği süre ve bedelle devredileceği şirketler ise, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan, faaliyetlerini kendi yönetim ve karar organlarının iradelerine göre yürüten, diğer özel hukuk tüzel kişileri gibi gerektiğinde sorumluluk durumlarına göre malları haczedilebilen ve iflasa tabi olan belediye veya bağlı ortaklıklarının şirketleri olacaktır. Büyükşehir belediyeleri bağlamında belediye şirketleri ile piyasada faaliyette bulunan binlerce özel hukuk tüzel kişisi şirket arasında sahiplik ilişkisi dışında hukuki anlamda hiçbir fark bulunmamaktadır.
                   Toplu taşıma imtiyazının devri ile hafriyat sahalarının, sosyal tesislerin, büfe çay ocağı ve otoparkların işletmesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanuna göre, açık, saydam ve rekabetçi koşullarda ihale edilmek yerine, büyükşehir belediyelerinin şirketlerine doğrudan verilmesi işleminde kamu yararı olmadığı gibi, piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet yürüten binlerce şirket aleyhine ve belediye şirketleri lehine hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlik yaratılmaktadır. Belediye şirketleri lehine eşitsizlik yaratılmasının Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde eşitsizlik ilkesiyle bağdaşmazlığı tartışma götürmeyecek derecede açıktır.
                   Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine açık, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı ve sürdürmeyi amaç edinmiş, Anayasa ve hukukun üstün kurallarına bağlılığa özen gösteren devlettir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında, yasaların “kamu yararına dayanması” kuralların herkes için konulması, kamu düzeninin kurulması ve korunması amacına yönelik bu kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçütlerinin de göz önünde tutulması gerekliliği bulunmaktadır.
                   İhaleye istekli tüm firmalara açık, rekabetçi ve saydam koşullarda 2886 sayılı Kanuna göre yapılan imtiyazın devri ihalesiyle işletme hakkı devredilen toplu taşıma hizmetleri ile hafriyat sahaları, otopark, sosyal tesis, büfe ve çay ocağı ihaleleri yerine, kamu yararına sonuç doğurmayacak, kamu hizmetinin nitelikleriyle bağdaşmayan, adalet anlayışına aykırı ve makul olmayan bir şekilde toplu taşıma imtiyazı ile hafriyat sahalarının ve otopark, sosyal tesis, büfe ve çay ocaklarının işletmesinin doğrudan belediye şirketlerine devredilmesi işleminin, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırılamayacağı açıktır. Çünkü bir hukuk devletinde tüm kamu işlemlerinin nihai amacı, kamu yararıdır. Bir hukuk devleti, adil ve makul olmak durumundadır. Kamu hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayan, adil ve makul olmayan bir düzenlemenin, kamu yararına olduğu ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaştığı söylenemez.
                   Öte yandan, 6215 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesinde, büyükşehir genel sekreteri ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personelin büyükşehir belediyesi şirketlerinin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilecekleri hükme bağlanırken; 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun kapsam başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrasında, belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütüleceği; İlkeler başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun yürütülmesinde ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ile ihalede açıklık ve rekabetin sağlanmasının esas olduğu; İhaleye katılamayacak olanlar başlıklı 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise ihaleyi yapan idarenin, (a) bendinde ita amirlerinin; (b) bendinde ihale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve denetlemekle görevli olanların; (c) bendinde, (a) ve (b) bentlerinde belirtilen şahısların eşleri ve ikinci dereceye kadar (ikinci derece dahil) kan ve sıhri hısımlarının; (d) bendinde ise, (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen şahısların ortaklarının (bu şahısların yönetim kurullarında görevli olmadıkları anonim ortaklıklar hariç) doğrudan veya dolaylı olarak ihalelere katılamayacakları hüküm altına alınmıştır.
                   24.05.2001 tarih ve 24411 sayılı Resmi Gazete yayımlanan 26.04.2001 tarih ve 4985/1 sayılı Sayıştay Genel Kurulu Kararında ise, “… ita amiri sıfatıyla ihaleleri onaylama veya iptal etme yetkisine sahip bulunan belediye başkanlarının ya da belediyede ihale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve denetlemekle görevli olanların, bunların eşlerinin ve ikinci dereceye kadar (ikinci derece dahil) kan ve sıhri hısımlarının ve bu şahısların ortaklarının (bu şahısların yönetim kurullarında görevli olmadıkları anonim ortaklıklar hariç) yönetim ve denetim kurullarında bulundukları belediye şirketlerinin, aynı belediyelerin açtıkları ihalelere girmeleri, 2886 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle belirlenen ilkelerle bağdaşmamaktadır ve 6 ncı madde hükmüne de aykırıdır. (…) 6 ncı maddeyle getirilen yasaklama hükmü, esas itibariyle, ihaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkilerinin bulunması halinde ortaya çıkması muhtemel sakıncaları önleme amacını taşımaktadır. İhale işlemlerinde yetkili belediye görevlilerinin yönetim ve denetim kurulunda bulundukları bir şirketin, belediyece açılan ihaleye katılması, görev ilişkisinin de ötesinde ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelmektedir. Böyle bir durum, ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilebileceği konusunda kuşkulara yol açabileceği gibi eşit rekabet koşullarını da ortadan kaldıracaktır. (…) Sonuç olarak belediyelerin kurdukları veya iştirak ettikleri ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 6 ncı maddesinin 1’inci bendinde sayılan kişilerin yönetim ve denetim kurullarında görev aldıkları ticaret şirketlerinin, aynı belediyeler tarafından açılan ihalelere katılmalarının mümkün bulunmadığına, çoğunlukla karar verildi.” denilmiştir.
                   2886 sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile 6 ncı maddesi hükümleri yürürlükte ve bu hükümler değiştirilmemiş iken, büyükşehir belediyesi genel sekreteri ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personelin yönetim ve denetim kurullarında görev aldıkları büyükşehir belediyesi şirketlerinin, büyükşehir belediyesinin toplu taşıma hizmetleri, hafriyat sahaları, otopark, sosyal tesis, büfe ve çay ocağı ihalelerine katılmalarının da ötesinde, söz konusu yerlerin belediye meclisinin belirleyeceği süre ve bedel karşılığında ihalesiz verilmesini öngören düzenleme, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ve 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
                   Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. İptali istenen düzenleme, uygulayıcılar açısından duraksamalara yol açacağı ve belediyelerin keyfi uygulamalarına karşı önlem içermediği için Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan da aykırıdır.
                   Diğer yandan, Anayasanın 7 nci maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” denilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında, idarenin kanuniliği ilkesinin, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde yasayla düzenlenmesini gerekli kıldığı belirtilmiştir.
                   6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesiyle ise, büyükşehir belediyesinin mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın devredilebileceği hükme bağlanırken; devre ilişkin olarak belediye meclisince belirlenecek süre ve bedel dışında hiçbir koşula yer verilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında, yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesinin, yasama yetkisinin devri anlamına geleceği ve dolayısıyla Anayasanın 7 nci maddesine aykırı düşeceği belirtilmiştir.
                   Açıklanan nedenlerle, 29.03.2011 tarihli ve 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesindeki, “ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” ibaresi Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
                  
                   III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
                   12.04.2011 tarihli ve 27903 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 29.03.2011 tarihli ve 6215 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10 uncu maddesi ile 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 uncu maddesinde, 12 nci maddesiyle geçici 11 inci maddesinde ve 21 inci maddesi ile ise 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesinde Anayasaya aykırı düzenlemeler yapılmıştır.
                  
                   6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesinde yapılan değişikliklerle, bağımsız spor federasyonları, sporun ulusal ve uluslararası boyutu dikkate alınmadan düzenlenmiş; sporun geniş kitlelere yayılarak yurttaşların beden ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi; resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, gönüllülüğe dayalı demokratik yapılar oldukları gerçeği görmezden gelinerek idari ve mali özerklikleri ellerinden alınmış; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, sporu destekleyen ve denetleyen konumunun ötesinde yöneten durumuna getirilerek spor federasyonları Genel Müdürlüğün şube müdürlükleri haline getirilmiştir.
                   Öte yandan, 6215 sayılı Kanunun 21 inci maddesi ile 5216 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, ihaleye istekli tüm firmalara açık, saydam ve rekabetçi koşullarda 2886 sayılı Kanuna göre yapılması gereken büyükşehir belediyesinin mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahaları, toplu ulaşım hizmetleri, sosyal tesis, büfe, otopark ve çay bahçesi ihaleleri yerine, kamu yararına sonuç doğurmayacak, kamu hizmetinin nitelikleriyle bağdaşmayan, adalet anlayışına aykırı, adil ve makul olmayan bir şekilde söz konusu yerlerin belediye meclisinin belirleyeceği süre ve bedelle doğrudan belediye şirketlerine devredilmesi öngörülmüştür.
                   İptali istenen hükümler, Türk sporunun uluslararası spor camiasından kopmasına yol açacak olan, Türk sporunun gelişmesinin önünde engel oluşturan, spor federasyonlarının özerkliliğini tehdit eden, sivil alanda gönüllülüğe dayalı spor faaliyetini bürokratikleştiren, federasyonların demokratik, saydam, erişilebilir ve hesap verebilir çalışmalarına katkı sağlamayan; kamu kaynaklarının etkili, verimli ve ekonomik kullanılmasıyla bağdaşmayan, saydam, açık ve rekabetçi ihale süreçlerini dışlayan düzenlemelerdir. Anayasaya ve hukukun temel ilkelerine aykırı olan söz konusu düzenlemeler, uygulanması halinde telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır.
                   Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti sayılmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
                   Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
                   IV. SONUÇ VE İSTEM
                   12.04.2011 tarih ve 27903 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 29.03.2011 tarihli ve 6215 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un;
                   1- 10 uncu maddesi ile 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 9 uncu maddesinde yapılan ek ve değişikliklerden;
                  
                   a) Birinci fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” tümcelerinin; ikinci fıkrasının üçüncü tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” ibaresi ile son tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” ibaresinin; üçüncü fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” tümcesi ile (a) bendindeki, “üç ay içerisinde” ibaresi ve (b) bendinin (1) alt bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” ibaresinin; dördüncü fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” tümcesinin; altıncı fıkrasının (a) bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” tümcesi ile (c) bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” tümcesinin; onaltıncı fıkrasının ikinci tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” ile üçüncü tümcesindeki, “ve amacına” ibareleri ile “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” şeklindeki son tümcesinin;
                   b) Beşinci fıkrasının (c) bendindeki “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” ile (d) bendindeki, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,” ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibarelerinin;
                   2- 12 nci maddesi ile 3289 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinin son fıkrasının;
                   3- 21 inci maddesi ile değiştirilen 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesindeki, “ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” hükmünün;
                   Anayasanın 2 nci, 7 nci, 33 üncü, 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.
                   B- Anayasa Mahkemesince alınan 30.6.2011 günlü, dava dilekçesindeki eksikliklerin giderilmesi kararından sonra Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE tarafından verilen 21.7.2011 günlü ek dava dilekçesinin gerekçe bölümü ise şöyledir:
                   “6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10 ncu maddesiyle değiştirilen 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 ncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde, olağan genel kurulun; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonlarda ise; kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.
                   Oysa, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 ncu maddesinin, 6215 sayılı Kanunun 10 ncu maddesiyle değişiklikten önceki beşinci fıkrasında, “Özerk federasyonların; genel kurullarının toplanması ve çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar ile kimlerin oy kullanabileceği ve Tahkim Kurulu ile ilişkileri Genel Müdürlükçe düzenlenecek çerçeve statü ile belirlenir. Özerk federasyonlarca hazırlanacak ana statü, çerçeve statüye aykırı olamaz.” hükmü yer almaktaydı.
                   14.07.2004 tarih ve 25522 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsünün 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, özerk federasyonların genel kurulunun en geç dört yılda bir, mali genel kurulunun ise iki yılda bir yapılacağı hüküm altına alınırken; 7 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Olağan genel kurul; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden itibaren, olimpik olmayan spor dallarında ise, yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılır.” denilmiştir.
                   Özerk spor federasyonlarının Çerçeve Statüye göre hazırladıkları “Ana Statülerinde, olağan genel kurul; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden, olimpik olmayan spor dallarında ise, yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılırken; 6215 sayılı Kanunun 10 ncu maddesiyle yapılan değişiklikle söz konusu süre, olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında ise yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren üç aya düşürülmüştür.
                   Genel kurul takvimi olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren başlamaktadır. Olimpiyat oyunlarındaki başarının veya başarısızlığın ilgili federasyon camiasında ve kamuoyunda tartışılarak belirli sonuçlara gidilebilmesi, başarısızlık faktörlerinin analiz edilerek alınması gereken önlemlerin tartışmaya açılabilmesi, başarının ilerletilerek daha üst seviyelere çıkılabilmesi, yönetime aday değişik gönüllü grupların hedef ve stratejilerini belirleyip kamuoyuna sunarak tartışılabilmesi ve bunlar arasında tercih yapılabilmesi için belirli bir süreye ihtiyaç duyulduğu kuşkusuzdur.
                   Çerçeve Statüde bu süre altı ay olarak belirlenmiştir. Altı aylık sürenin yasayla % 100 gibi bir oranda azaltılarak üç aya düşürülmesinin açıklanabilir ve hukuken makul görülebilir bir gerekçesinin olması gerekir. Ancak, bu gerekçeye Kanunun değişiklik gerekçesinde yer verilmemiştir.
                   Spor federasyonlarının Ana Statülerinde altı ay olarak yer alan süreyi yasayla üç aya veya hatta bir aya düşürmek, kuşkusuz yasa koyucunun takdir yetkisi içindedir. Ancak, yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi de hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yasakoyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
                   Spor federasyonlarının Ana Statülerinde altı ay olan sürenin, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin yasayla üç aya düşürülmesini öngören kural, objektif ve adil olmadığı gibi hakkaniyetle de bağdaşmadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olduğundan iptali gerekir.”
                   II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
1- 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un iptale konu kuralları da içeren ek 9. maddesi şöyledir:
Bağımsız spor federasyonları 
Ek Madde 9- (Ek: 4/3/2004-5105/2 md.)
(Değişik birinci fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak, teşkilatlandırmak, federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonları kurulur. Federasyonlar, Merkez Danışma Kurulunun uygun görüşü, Bakanın teklifi ve Başbakanın kararı ile kurulur ve kararın Resmi Gazetede yayımlanması ile tüzel kişilik kazanır. Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir. Genel Müdürlük tarafından bağımsız spor federasyonlarına yapılan yardımlar ile Genel Müdürlük bütçesinden bu federasyonlara tahsis edilen kaynaklar kullanılarak edinilen her türlü taşınır ve taşınmazlar edinim amacı dışında kullanılamaz ve Genel Müdürün izni alınmadan üçüncü kişilere satılamaz ve devredilemez. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır. Federasyon malları Devlet malı hükmündedir, haczedilemez. Federasyon faaliyetlerinde görevli bulunanlar, görevleriyle ilgili olarak işlemiş oldukları suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.
 (Değişik ikinci fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Spor federasyonlarının merkezleri Ankara’dadır. Federasyonların merkez teşkilatı; genel kurul, yönetim, denetim, disiplin kurulları ile genel sekreterlikten teşekkül eder. Federasyon yönetim kurulu, yedi üyeden az, on beş üyeden fazla, disiplin kurulu ise üç üyeden az, beş üyeden fazla olamaz. Denetim kurulu; iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşur. Genel sekreter, en az dört yıllık yüksekokul mezunu kişiler arasından görevlendirilir. Bu fıkrada belirtilen kurulların oluşumu, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları ana statüyle, diğer kurulların oluşumu, çalışma usul ve esasları ise talimatlarla belirlenir. Profesyonel şube kurulması, federasyona spor dalı bağlanması, bağlı spor dallarının ayrılması işlemleri federasyon yönetim kurulunun Genel Müdürlüğe müracaatı üzerine bu Kanunun hükümlerine göre yürütülür. Federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere, illerde federasyon temsilcilikleri kurulabilir. Bağımsız spor federasyonlarının il temsilcileri, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Genel kurul federasyonun en üst organıdır. Genel kurulun toplanması ile ilgili her türlü işlemler yönetim kurulunca yürütülür. Genel Müdürlük, genel kurul toplantılarında gözlemci bulundurur. Gözlemci, genel kurul çalışmalarının bu Kanun ile ana statüye uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyerek, raporunu Bakana sunulmak üzere onbeş gün içerisinde Genel Müdürlüğe verir. Genel Müdürlük, raporun verildiği, ilgililer ise genel kurulun yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içerisinde asliye hukuk mahkemesinde genel kurulun iptalini isteyebilir. Genel kurulun toplanması, üyelerin belirlenmesi, divanın oluşturulması, delege listesine yapılacak itirazlar ve oyların sayımı ile ilgili diğer esas ve usuller ana statüde belirlenir. Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz. Genel kurul;
a) Olağan genel kurul; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonlarda ise; kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılır.
b) Olağanüstü genel kurul;
1) Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine,
2) Federasyon yönetim kurulunun kararıyla,
3) Son yapılan genel kurul toplantısında delege olanların en az yüzde 40’ının noter kanalı ile yazılı müracaatıyla,
4) Federasyon başkanının istifası, başkan olma şartlarından herhangi birisini kaybetmesi veya ölümü halinde,
olağanüstü toplanır.
c) Mali genel kurul iki yılda bir ana statülerinde belirtilen tarihte yapılır. Mali genel kurulda ibra edilmeyen veya üçüncü fıkranın (b) bendinde belirtilen hallerde başkan ve yönetim kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere en geç altmış gün içerisinde seçimli olağanüstü genel kurul toplanır. Ancak, üçüncü fıkranın (b) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde belirtilen hallerde, son toplantı tarihinden itibaren altı ay geçmeden veya olimpik ve paralimpik branşlarda olimpiyat oyunlarının yapılmasına altı aydan az süre kalmış ise olağanüstü genel kurul toplantısı yapılamaz.
(Değişik dördüncü fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Genel kurul; üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Seçimde en fazla oyu alan aday ve listesi seçilmiş sayılır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması halinde, takip eden günde çoğunluk aranmaksızın toplanır. Ancak, toplantıya katılanların sayısı seçimle belirlenen kurulların asıl üye sayısının iki katından aşağı olamaz. Olağan ve olağanüstü genel kurullarını bu maddede öngörülen süre ve esaslar dahilinde yapmayan federasyonların genel kurulları Tahkim Kurulunca oluşturulacak üç kişilik komisyon marifetiyle altmış gün içerisinde yapılır ve federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında mevzuata uymamaktan dolayı idari ve adli işlem başlatılır. Genel kurul çağrısı ve gündemi, toplantı tarihinden en az otuz gün önce; faaliyet raporu, denetleme raporu ile bütçe tasarısı ise en az onbeş gün önce federasyonun ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde üyelere duyurulur. Seçimler tek liste halinde gizli oy, açık tasnif şeklinde yapılır. Genel kurulun yapılacağı tarihten geriye doğru en az bir yıl önce faal sporculuğu, hakemliği, antrenörlüğü bırakmamış kişiler ile federasyonda maaşlı veya ücretli çalışanlar genel kurul üyesi olamazlar. Genel kurulda kulüplerin delege sayısı, toplam delege sayısının yüzde 60’ından az olamaz. Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur. Genel kurulun görevleri şunlardır:
a) Ana statüyü yapmak, değiştirmek.
b) Başkan, yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerini seçmek.
c) Yönetim kurulu tarafından hazırlanan faaliyet programını, bütçeyi onaylamak ve gerektiğinde bütçe harcama kalemleri arasında değişiklik yapmak konusunda yönetim kuruluna yetki vermek.
ç) Yönetim kuruluna, taşınmaz mal alımı-satımı ile uluslararası federasyonlara karşı mali taahhütlerde bulunmak için yetki vermek.
d) Yönetim kurulu faaliyet ve mali raporlarının ibra edilip edilmemesini oylamak.
e) Kanun ile verilen diğer görevleri yapmak.
Federasyon başkanı adaylarında aşağıdaki şartlar aranır:
a) T.C. vatandaşı olmak.
b) En az lise mezunu olmak.
c) Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.
ç) Tahkim Kurulu, Genel Müdürlük ceza kurulları veya spor federasyonlarının ceza veya disiplin kurullarınca son beş yıl içerisinde bir defada üç ay veya toplam altı ay hak mahrumiyeti cezası almamış olmak.
d) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı ve haksız mal edinme suçlarından hükümlü bulunmamak.
(İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 2/7/2009 tarihli ve E.: 2006/118, K.: 2009/107 sayılı Kararı ile.)
(Değişik altıncı fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Federasyonların sportif başarılarını, plan ve projelerini kontrol etmek, faaliyetlerini değerlendirmek, geliştirmek ve izlemek üzere Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu kurulur. Kurul; Bakan tarafından spor alanında bilimsel çalışmalar yapmış veya sporda idareci, teknik adam ve benzeri görevlerde veya kamu kurum ve kuruşları ile özel sektörde üst düzey görevlerde bulunmuş kişiler arasından iki yıl için görevlendirilecek, bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir raportör ile dört üyeden oluşur. Toplantıda karar alınabilmesi için en az beş üyenin katılması şarttır. Kararlar salt çoğunlukla alınır. Mazeretsiz olarak üst üste dört toplantıya katılmayan üyelerin üyeliği sona erer. Kurulun sekretarya hizmetleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Kurulun görevleri şunlardır:
a) Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.
b) Federasyonlar tarafından hazırlanan master planını, performans ölçütlerini, amaç ve hedeflerini incelemek, uluslararası federasyonların statü ve talimatlarını gözeterek hizmet kalite standartlarını belirlemek.
c) Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.
(Değişik yedinci fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.) Tahkim Kurulu yedi asıl ve yedi yedek üyeden teşekkül eder. Üyelerin beşinin hukukçu, ikisinin ise spor alanında bilimsel çalışmalar yapmış veya sporda idareci, teknik adam ve benzeri görevlerde bulunmuş kariyer sahibi kişiler olmaları şarttır. Üyeler Genel Müdürün teklifi ve Gençlik ve Spor Bakanının onayı ile dört yıl için görevlendirilir. Hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar hâkimlik teminatı esasları gözetilerek ve yetkili kurulların onayı alınmak suretiyle Tahkim Kurulunda görev alabilirler. Üyeler kendi aralarından bir başkan seçerler. Tahkim Kurulu tarafından verilen kararlar kesindir.(1)
(Değişik sekizinci fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.) Tahkim Kurulu, federasyon ile kulüpler, sporcular, hakemler, teknik direktör ve antrenörler; kulüpler ile teknik direktörler, antrenörler ve sporcular; kulüpler ile kulüpler arasında çıkacak ihtilaflarla, federasyonlarca verilecek kararlar ile disiplin veya ceza kurulu kararlarını, ilgililerin itirazı üzerine inceleyerek sonuçlandırır. Tahkim Kurulu; itiraz üzerine Genel Müdürlük ile federasyonlar ve federasyonların birbirleri arasında çıkacak ihtilafları inceleyerek sonuçlandırır.
(Ek fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.; Değişik dokuzuncu fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Tahkim Kurulu, bu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ile dördüncü fıkrasında belirtilen hallerde federasyonu genel kurula götürecek komisyonu belirler. Federasyon başkanı ile yönetim, disiplin ve denetim kurulu üyelerinin, spor ahlakına ve disiplinine aykırı davranışlarının tespiti halinde Bakan tarafından Genel Müdürlük Merkez Ceza Kuruluna sevk edilmeleri sonucunda, Merkez Ceza Kurulunca verilecek kararlara karşı, ilgililerin itirazı üzerine karar verir.
(Ek fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.; Değişik onuncu fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Tahkim Kurulu, görevinde bağımsız ve tarafsızdır. Üyeler, istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça, yerlerine yenisi görevlendirilemez. Federasyonların veya spor kulüplerinin kurullarında görevli olanlar ile ihtar cezası dışında sportif ceza alanlar ve maddenin beşinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen suçlardan ceza alanlar Tahkim Kurulu üyeliği yapamazlar.
(Ek fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.; Değişik onbirinci fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Tahkim Kurulu ile Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu üyelerine bir ayda dört toplantıyı geçmemek üzere, görev yapılan her gün için uhdesinde kamu görevi bulunanlar bakımından (5.000), bulunmayanlar bakımından (6.000) gösterge rakamının Devlet memuruna uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucunda bulunulacak miktarı geçmemek üzere huzur ücreti ödenir. Tahkim Kurulu ile Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu tarafından görevlendirilen bilirkişi ve uzmanların ücretleri Genel Müdürlükçe karşılanır.
(Ek fıkra: 27/5/2007-5674/2 md.) Tahkim Kurulunun görev, yetki ve sorumlulukları, çalışma usûl ve esasları ile üyelere verilecek huzur ücretinin miktarı Genel Müdürlükçe hazırlanan yönetmelikle belirlenir.
(Değişik fıkra: 28/4/2005 – 5340/2 md.) Bağımsız federasyonların bütçesi; katılım payı, tescil, vize, transfer, itiraz, ceza, yayın, sponsorluk, reklam, yardım, bağış ve benzeri gelirlerden oluşur. Genel Müdürlük olimpik branşlarda; federasyonun bir önceki yıl gerçekleşen gelirlerinin % 75’i kadar, olimpik olmayan federasyonlara ise; % 50’si kadar yardımda bulunabilir.
Bağımsız federasyonların gelirleri ana statüsünde belirlenen usul ve esaslar dahilinde harcanır. Genel Müdürlük bütçesinden bağımsız federasyonlara, ilgili branşın alt yapısına ve eğitime ilişkin projelerinin desteklenmesi amacıyla gerektiğinde kaynak tahsis edilebilir. Bağımsız federasyonların tüm gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
Genel Müdürlük, bağımsız federasyonların talebi durumunda, kendisine ait spor tesislerinin işletilmesini, menkul ve gayrimenkullerini bedelsiz olarak kırkdokuz yıla kadar federasyonun faaliyetleri için tahsis edebilir. Söz konusu spor tesisleri ile menkul ve gayrimenkullerin tahsis amacı dışında kullanılması halinde, tahsis işlemi Genel Müdürlükçe iptal edilir.
(Değişik onaltıncı fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Federasyonların her türlü faaliyetlerinin denetimi; genel kurul, denetim kurulu ve Bakan tarafından görevlendirilecek denetim elemanlarınca yapılır. Federasyon harcamalarının yerindelik denetimi yetkili kurullarınca, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların amaca uygunluğu ve denetimi ise Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük tarafından yapılan ayni ve nakdi yardımların mevzuata ve amacına uygun olarak harcanmaması halinde oluşacak zarar, kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilir ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulur. Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.
 (Ek fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Federasyonlar; sporcu, antrenör, hakem ve benzeri spor elemanları ile spor kulüplerine ve sponsorluklara ait istatistiki bilgileri üç ayda bir Genel Müdürlüğe göndermek zorundadırlar. Federasyonlar, Genel Müdürlük ile uluslararası federasyonların belirlediği eğitim kriterlerine uygun olarak işbirliği içerisinde antrenör, hakem ve benzeri diğer spor elemanlarını yetiştirirler.
(Ek fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Federasyonlar, faaliyette bulundukları spor dalları ile ilgili olarak bağlı oldukları uluslararası federasyonun kurallarını göz önünde bulundurarak hangi eylem ve davranışlara ne tür sportif ceza verileceğini, ceza talimatında düzenler. Federasyonların programında yer alan veya izni ile yapılan faaliyetlerden dolayı sportif ceza verme yetkisi federasyon disiplin/ceza kuruluna aittir. Federasyonların ana statüsü Resmi Gazetede, ana statüye dayanılarak hazırlanan yönetmelik dışındaki talimat ile diğer alt düzenleyici işlemler ise Genel Müdürlüğün internet sitesinde yayımlanır.
(Ek fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Spor federasyonları ile ilgili olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır.
(Ek fıkra: 29/3/2011-6215/10 md.) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait alacaklar hariç olmak üzere, spor kulüplerinin Spor Toto Teşkilat Başkanlığı nezdindeki isim haklarından doğan alacakları haczedilemez ve bu alacaklar devir ve temlik edilemez.”
2- 6215 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen ve iptale konu kuralı da içeren geçici 11. maddesi şöyledir:
Geçici Madde 11– (Ek: 29/3/2011-6215/12 md.)
Bu Kanun ile çıkarılması öngörülen düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesine göre özerk olan spor federasyonları bu Kanuna göre kurulmuş bağımsız spor federasyonu olarak kabul edilir. Diğer kanunlarda özerk spor federasyonlarına yapılan atıflar, bağımsız spor federasyonlarına yapılmış sayılır.
Tahkim Kurulunun asıl ve yedek üyeleri, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren otuz gün içerisinde görevlendirilir.
Bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorundadırlar.
3- 6215 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun iptale konu kuralı da içeren 26. maddesi şöyledir:
Şirket kurulması
MADDE 26- Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.
                  
                   B- Dayanılan Anayasa Kuralları
                   Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 7., 10., 33., 59. ve 123. maddelerine dayanılmıştır.
                   III- İLK İNCELEME
                  
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 30.6.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle dava konusu kuralların bazılarına yönelik olarak iptal davasının açılmış sayılıp sayılmayacağı sorunu görüşülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 38. maddesinin (6) numaralı fıkrasında “İptal davalarında, Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduğunun ve gerekçelerinin belirtilmiş olması zorunludur.” kuralı yer almış, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 45. maddesinde de “İptali istenen kurallar ve bunların her birinin Anayasanın hangi maddelerine aykırılık oluşturduğu”, “Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasanın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi” dava dilekçesinde yer alması gereken hususlar arasında sayılmıştır.
6216 sayılı Kanun’un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, dava dilekçesinin, 38. maddede gösterilen şartları taşıyıp taşımadığının kayıt tarihinden itibaren on gün içinde inceleneceği, başvuru dilekçesindeki varsa eksikliklerin kararla saptanarak onbeş günden az olmamak üzere verilecek süre içinde tamamlatılması için ilgililere tebliğ olunacağı, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında ise birinci fıkrada belirtilen süre içinde eksikliklerin tamamlanmaması hâlinde Genel Kurulca iptal davasının açılmamış sayılmasına karar verileceği belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin (a) bendinde yar alan “… üç ay içerisinde…” ibaresi ile ilgili herhangi bir gerekçe belirtilmediği saptanmıştır.
Açıklanan nedenle, 6216 sayılı Kanun’un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, İstanbul Milletvekili M. Akif HAMZAÇEBİ ile Yalova Milletvekili Muharrem İNCE’ye bildirimde bulunulmasına ve yukarıda belirtilen eksikliğin giderilmesi için kararın tebliğinden başlayarak BİR AY süre verilmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
                   B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına 22.9.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
                   IV- ESASIN İNCELENMESİ
                   Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Cüneyt DURMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
                   A- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Birinci Fıkrasının “Bu Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” Biçimindeki Üçüncü Cümlesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” Biçimindeki Beşinci ve Altıncı Cümlelerinin İncelenmesi
                  
                   Dava dilekçesinde ilk olarak, spor federasyonlarının bir yönüyle sivil alanda faaliyette bulunan dernek oldukları, yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek mal varlıklarının Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesinin bağımsızlık bir yana, özerklikle dahi bağdaşmayacağı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 33. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
                   3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin birinci fıkrasına göre, federasyonlar, Merkez Danışma Kurulunun uygun görüşü, Bakan’ın teklifi ve Başbakan’ın kararı ile kurulmakta ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması ile tüzel kişilik kazanmaktadır. Birinci fıkranın iptale konu üçüncü cümlesine göre ise 3289 sayılı Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişiliklerinin bu maddede belirtilen usulle iptal edilip mal varlıklarının Genel Müdürlüğe devredileceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, spor federasyonları idare tarafından kanunun verdiği yetkiye dayanılarak bir idari işlem sonucu kurulmaktadırlar.  Dernekler ise 4.11.2004 günlü ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na göre, fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişiler tarafından belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere önceden izin almaksızın kurulabilen tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.
Spor federasyonlarının, 3289 sayılı Kanun hükümleri uyarınca belirlenen kuruluşları, mali yapıları, denetimleri ve kararlarına karşı üyeleri Genel Müdürün teklifi ve Gençlik ve Spor Bakanının onayı ile görevlendirilen Tahkim Kuruluna başvurulabilmesi gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda, bunların hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları oldukları sonucuna varılmaktadır.
                   Anayasa’nın 123. maddesinde, bir kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulabileceği belirtilmiştir.
                   Spor federasyonları yukarıda yer verildiği üzere, idare tarafından kanunun verdiği yetkiye dayanarak bir idari işlem sonucu kurulmaktadırlar. Kamu tüzelkişiliğinin veya organlarının kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulması zorunluluğu, “usulde paralellik ilkesi” gereği kamu tüzelkişiliğinin veya organlarının ortadan kaldırılması bakımından da geçerlidir. 3289 sayılı Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişiliklerinin kuralda belirtilen usulle iptal edilmesi Anayasa’nın 123. maddesinin bir gereğidir.
Dava dilekçesinde ayrıca, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ile tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılmasının bağımsız federasyonların hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olma vasfını bütünüyle ortadan kaldırmakta olduğu ve federasyonları Genel Müdürlüğün idari şubesi durumuna indirgediği, sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunan spor federasyonu olmanın asgari şartlarını taşımayacaklarından işlevlerini yerine getiremeyecekleri belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ek 9. maddenin birinci fıkrasının iptale konu altıncı cümlesine göre, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olmaktadır. Bu taşınmazlar, Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır. Birinci fıkranın üçüncü cümlesinde ise federasyonların tüzel kişiliklerinin iptal edilmesi durumunda mal varlıklarının Genel Müdürlüğe devredileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 123. maddesinin ikinci fıkrasında, “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.” denilmektedir. Öğretide “özerklik” ve “vesayet ilişkisi” kavramlarının yerinden yönetim esasları arasında merkezî bir rol oynadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, özerkliğin sınırları ve vesayet yetkisinin kapsamı kanunlarda farklı şekillerde düzenlenebilmektedir. Bu bağlamda özerkliğin derecelerinden söz edilmekte ve kimi kurumların göreceli olarak daha özerk, kimi kurumların ise oldukça sınırlı bir alanda özerk olduklarına vurgu yapılmaktadır.
İdari vesayet yetkisi kanundan kaynaklandığına ve kanunla sınırlı olduğuna göre, vesayet makamlarının yetkileri kendilerine bu amaçla kanunla verilmiş yetkilerden ibarettir. İdari vesayet makamlarının vesayet yetkileri ilgili kişiler üzerinde olabileceği gibi spor federasyonlarında olduğu üzere yapılan işlemler üzerinde de olabilmektedir.
Kurumların özerkliğinin hangi unsurları içermesi gerektiği, hangi hallerde bir kurumun özerk sayılabileceği gibi soruların Anayasa’da herhangi bir cevabı olmadığı gibi ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlamasının bulunmadığı görülmektedir.
Uluslararası uygulamalarda genel olarak, spor federasyonlarının mali özerkliği öz gelirlerinin yeterli olup olmaması ile ilgili bir husus olup öz gelirleri tamamen giderlerini karşılayabilen federasyonlarda devletin bu federasyonların malları ve mali işlemleri konusunda kontrol ve mali denetim yetkisi bulunmamaktadır. Buna karşılık, ilgili federasyona mali kaynak sağlayan kamu otoriteleri, mali kaynağın kullanılmasına yönelik hukukilik ve yerindelik denetimi yapabilmektedir.
6215 sayılı Kanun’un gerekçesinden, Türk sporunu, çağdaş ülkelerde olduğu gibi Devletin dışında idari ve mali özerkliğe sahip bir yönetime kavuşturmak, uluslararası federasyonlar gibi yapılanmalarına imkân sağlamak, faaliyetlerini daha verimli ve süratli bir şekilde organize edebilmek ve spor faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla, federasyonlara özerk olma imkânı sağlanarak, Devlet bütçesinden yardım alan, Devletin siyasi ve idari birimleri tarafından yönetilmeyip ancak denetlenebilen federasyon sistemine geçilmek istenildiği anlaşılmaktadır.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin ek fıkra hükümlerine göre, bağımsız federasyonların bütçesi, katılım payı, tescil, vize, transfer, itiraz, ceza, yayın, sponsorluk, reklam, yardım, bağış ve benzeri gelirlerden oluşmaktadır. Bunların yanı sıra, Genel Müdürlük, olimpik branşlarda federasyonun bir önceki yıl gerçekleşen gelirlerinin % 75’i kadar, olimpik olmayan federasyonlara ise % 50’si kadar yardımda bulunabilir. Bağımsız federasyonların gelirleri ana statüsünde belirlenen usul ve esaslar dâhilinde harcanır. Genel Müdürlük bütçesinden bağımsız federasyonlara, ilgili branşın alt yapısına ve eğitime ilişkin projelerinin desteklenmesi amacıyla gerektiğinde kaynak tahsis edilebilir.
Genel Müdürlük, doğrudan kaynak tahsisinin yanı sıra dolaylı olarak, bazı tesis, menkul ve gayrimenkul malın kullanım imkânını federasyonlara sağlayabilmektedir. Nitekim, ek 9. maddenin ek fıkrasına göre Genel Müdürlük, bağımsız federasyonların talebi durumunda, kendisine ait spor tesislerinin işletilmesini, menkul ve gayrimenkullerini bedelsiz olarak kırkdokuz yıla kadar federasyonun faaliyetleri için tahsis edebilir. Söz konusu spor tesisleri ile menkul ve gayrimenkullerin tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi Genel Müdürlükçe iptal edilir.
Bu hükümlerden anlaşıldığı üzere ve ülkemizdeki spor yönetiminin mali yapısı göz önünde bulundurulduğunda, spor federasyonlarının gelirlerinin amaçlarının gerektirdiği faaliyetlerini sürdürmelerine imkân vermediği durumlarda mali açıdan Devlet katkısına bağımlı oldukları açıktır. Bu çerçevede, doğrudan kendi öz gelirleri kullanılmaksızın, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olmasında spor federasyonlarının özerkliğine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 59. maddesi hükmüne göre, Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder.
Kanun koyucu tarafından, Devletin, Anayasa’nın 59. maddesinden kaynaklanan sporun genel yönetimi konusundaki rolü, merkezde Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı, özel bütçeli ve tüzel kişiliğe sahip Spor Genel Müdürlüğüne verilmiş olup her bir spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak, teşkilatlandırmak, federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonları öngörülmüştür. Bu bakımdan spor federasyonları, ilgili oldukları spor dalının faaliyetlerini doğrudan yöneten uzmanlık sahibi yapılanmalardır. Spor Genel Müdürlüğü ise tüm spor federasyonlarının genel yönetimi konusunda kararlar alan bir kurumdur.  Spor federasyonlarının, sadece ilgili oldukları spor dalı özelinde amaçları bulunurken, Spor Genel Müdürlüğünün bütün spor dallarının faaliyetlerinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi amacı bulunmaktadır. Bu yapı içerisinde Genel Müdürlük kaynakları kullanılarak elde edilen malların Genel Müdürlük adına alınması ve federasyonun tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda sahip olduğu mal varlığının çatı yapılanma niteliğindeki Genel Müdürlüğe devredilmesi, kanun koyucunun öngördüğü spor yapılanma biçimi göz önünde bulundurulduğunda olağandır.
Genel Müdürlük bütçesinden aktarılan kaynaklar, genel bir nitelik arz ettiği için bu gelirlerden elde edilen saha ve tesislerin tek bir spor dalına tahsis edilerek diğer spor dallarının bunlardan yararlanmasına imkân verilmemesi Spor Genel Müdürlüğünün Kanun ile kendisine verilmiş olan tüm spor faaliyetlerinin yönetilmesi ve geliştirilmesi amacına aykırı düşebilecektir.
Kaldı ki, 6215 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile sadece Genel Müdürlük kaynakları kullanılarak elde edilen taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olacağı belirtilirken bağımsız spor federasyonlarının öz kaynakları ile aldıkları taşınmazların mülkiyetinin kendilerine ait olacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’da belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir; yani kanun koyucu, Anayasa’nın 59. maddesinde belirtilen amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için getireceği çözümü seçmekte serbesttir. Burada takdir yetkisi Anayasal ilkelere aykırı olmamak koşuluyla kanun koyucuya aittir ve bu hususun yerindeliği Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girmez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 33. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” İbaresi ile Son Cümlesinde Yer Alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” İbaresinin İncelenmesi
                   Dava dilekçesinde, spor federasyonlarının yetkili kurullarına üyelik seçimlerinde Genel Müdürlüğün dâhil olması ve il temsilcilerinin Genel Müdürün onayıyla görevlendirilmesi nedeniyle, federasyonların yönetsel bağımsızlığının ortadan kalktığı, bu durumun özerkliğin asgari şartları ile dahi bağdaşmadığı, bağımsız spor federasyonları üzerinde, Bakanlık ile Genel Müdürlüğün ve ayrıca Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulunun denetiminin bulunduğu,  bunlara ek olarak bağımsız spor federasyonlarının öz organı olan denetim kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesinin denetim yetkisinin merkezi idarede tekelleşmesine ve bağımsız spor federasyonlarının, genel kurullarının istem, karar ve beklentileri temelinde değil de merkezî idarenin talimatları doğrultusunda yönetilmesine yol açarak federasyon genel kurullarının iradesini sakatlayacağı belirtilerek kuralların, Anayasanın 2., 59. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
                   3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesine göre, spor federasyonlarının merkez teşkilatı; genel kurul, yönetim, denetim, disiplin kurulları ile genel sekreterlikten teşekkül etmektedir. Federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere, illerde federasyon temsilcilikleri kurulabilir.
                   Dava konusu kurallarla bağımsız spor federasyonlarının denetim kurullarının iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşturulması, federasyonlarının il temsilcilerinin, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilmesi yöntemi benimsenmiştir.
                    Spor federasyonlarının genel kurullarında en fazla oyu alan başkan adayı ve listesi federasyonların karar organları olarak seçilmiş sayılmaktadır.  Bu seçimde beş kişilik denetim kurulunun üçü iptale konu hüküm gereği Genel Müdürlük tarafından atanmakta, ikisinin seçimi de başkan adayının listesinden belirlenmektedir.
                   Bağımsız spor federasyonlarının il temsilcileri, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilir. Bu hükümler doğrultusunda, Genel Müdürlük tarafından doğrudan federasyon temsilcisi ataması yapılmamakta ancak, federasyon başkanlarının teklif ettiği kişiler Genel Müdürlük tarafından onaylanarak görevlendirilebilmektedir.
                   Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle, Anayasa’da aksine bir hüküm bulunmadıkça özerk kurumların karar ya da yönetim organlarının kendileri tarafından seçilmesi zorunlu değildir. Spor federasyonlarının karar organlarının üyelerinin kendi üyeleri tarafından seçilmesi zorunluluğuna ilişkin herhangi bir anayasal kural bulunmamaktadır. Bu itibarla, özerk bir kurumun karar organını oluşturan üyelerin tamamının veya bir bölümünün siyasal organlar tarafından seçilmesine bakılarak bunun özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülemez.
                   Anayasa’nın 59. maddesinde öngörülen sporun geliştirilmesi amacının da ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin herhangi bir belirleme bulunmamaktadır.
                   Ek 9. maddeye göre Spor Genel Müdürlüğü, bütçesinden bağımsız federasyonlara doğrudan mali yardımda bulunmakta, ilgili branşın alt yapısına ve eğitime ilişkin projelerinin desteklenmesi amacıyla gerektiğinde kaynak tahsis edebilmekte, kendisine ait spor tesislerinin işletilmesini, menkul ve gayrimenkullerini bedelsiz olarak kırk dokuz yıla kadar federasyonun faaliyetleri için tahsis edebilmektedir.
                   Kanun koyucu tarafından spor federasyonlarına mali destek sağlama ve sağlanan desteğin amacı doğrultusunda harcanması konusunda denetim yetkisi verilmiş bulunan Spor Genel Müdürlüğüne federasyonların denetim kurullarına 3 üye görevlendirmesinin ve federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere federasyon başkanının teklifi sonrasında Genel Müdürün onayı ile görevlendirilmesinin, Genel Müdürlük ve spor federasyonlarının pozisyonları ve aralarındaki ilişki nedeniyle, Anayasa’ya aykırı olduğundan söz edilemez
                   Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Genel kurul üye sayısı olimpik paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” Biçimindeki Yedinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ekonomik büyümenin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin hayata taşınması ve sporun teşvik edilerek kitlelere yaygınlaştırılmasının Devletin anayasal görevi olduğu, federasyon üyeliklerine kanunla alt ve üst sınırlar konulması ve dolayısıyla alt sınırın altında federasyonlaşmaya, üst sınırın üzerinde ise federasyona üyeliğe engel olunmasının, spor federasyonlarının sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerdeki çok yönlü ilişki ve işlevleri göz önüne alındığında demokratik hukuk devleti ile sosyal hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 59. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ek 9. maddenin üçüncü fıkrasına göre, genel kurul, federasyonun en üst organıdır. Kuralda genel kurulun toplanması, üyelerin belirlenmesi, divanın oluşturulması, delege listesine yapılacak itirazlar ve oyların sayımı ile ilgili diğer esas ve usullerin federasyonların ana statülerinde belirleneceği hükme bağlanırken, olimpiyat oyunlarına katılma yeterliliği esas alınarak genel kurul üye sayısında alt ve üst sınırlar tespit edilmiştir. Buna göre, genel kurul üye sayısının olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamayacağı ifade edilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Herhangi bir kuruluşun oluşmasında demokrasinin temel kuralı olan seçime yer verilmişse, bu kuruluşun seçim sisteminin, yönetim ve işleyişinin de demokratik kurallara aykırı olamayacağının kabulü gerekir. Demokratik seçimin en önemli niteliği, adil bir temsil ilkesine dayalı serbest, eşit ve genel-oy esasını içermesidir. Hukuk devletinin bir gereği olarak adaletli bir hukuk düzeninin kurulabilmesi de, diğer seçimler yanında kamu kuruluşu niteliğindeki spor federasyonlarının seçimlerinde de seçime katılacakların adil bir biçimde temsil edilmesine bağlıdır.
Demokratik seçim usulünün temel nitelikleri konusunda herhangi bir sınırlama getirmeyen düzenlemede, temsilde adaletin gerçekleşmesine engel olacak düzeyde çok az sayıda delegeden oluşan bir genel kurul oluşumuna engel olmak amacıyla genel kurul üye sayısına ilişkin bir alt sınır konularak, olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den, diğer dallarda ise 100’den az olmama koşulunun getirilmesi ve spor federasyonlarının zayıf mali yapıları göz önünde bulundurularak olimpik ve paralimpik spor dallarında 300’den, diğer dallarda ise 200’den fazla üyenin olmaması kuralının getirilmesinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 
Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 59. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle de iptale konu düzenleme kanun koyucunun takdir yetkisi içerisinde bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 59. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…üç ay içerisinde…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 3289 sayılı Kanun’un 6215 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki ek 9. maddenin beşinci fıkrasına dayanılarak Genel Müdürlükçe çıkarılan Çerçeve Statü’nün 7. maddesinin birinci fıkrasında spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden itibaren, olimpik olmayan spor dallarında ise yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılacağının hükme bağlandığı, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile bu sürenin 3 aya düşürüldüğü, olağan genel kurulu düzenleme süresinin 3 aya düşürülerek olimpiyat oyunları sonrası ilgili spor dalında gerçekleşen başarının veya başarısızlığın tartışılmasına imkân vermeyecek kadar çok kısaltıldığı, kanun koyucunun hukuk devleti içerisinde kendisine tanınan takdir hakkını adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmeksizin kullandığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu ibarenin de yer aldığı kuralla spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonlarda ise kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılacağı hükme bağlanmıştır.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesine dayanılarak çıkarılan “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsü”nün 7. maddesinde spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden itibaren, olimpik olmayan spor dallarında ise yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılacağı kurala bağlanmış bulunmaktaydı. Ancak, Çerçeve Statünün dayanağı olan 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 2.7.2009 günlü, E.2006/118, K.2009/107 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Artık, spor federasyonlarının genel kurulları 6215 sayılı Kanun ile 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde yapılan değişikliklere göre yapılacaktır.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlâl etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir.
İptale konu ibare ile spor federasyonlarının olağan genel kurullarının ilgili olimpiyatların bitiminden sonra 3 ay içerisinde yapılacağının tespiti tamamen kanun koyucunun takdirinde olan bir husustur. Kamu yararı dışında herhangi bir amacın gözetildiğine ilişkin yasama belgelerinde bir emare bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 59. maddesinde belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir; yani kanun koyucu, Anayasa’da belirtilen amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için getireceği çözümü seçmekte serbesttir. Burada takdir yetkisi Anayasal ilkelere aykırı olmamak koşuluyla kanun koyucuya aittir ve bu hususun yerindeliği Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girmez. Bu sürenin olimpiyatlarda elde edilen sportif başarı veya başarısızlıkların en uygun zamanda tartışılmasına imkân verip vermediği değerlendirmesi ise tamamen kanun koyucunun takdirinde olan bir husustur. 
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (b) Bendinin (1) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” İbaresi ile Altıncı Fıkrasının “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütnamelere uyup uymadıklarının değerlendirerek Bakana sunmak.” Biçimindeki (a) Bendinin ve “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” Biçimindeki (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Spor Genel Müdürlüğüne dahi verilmeyen Bakan’a karşı bir taahhütte bulunma yükümlülüğünün sivil alanda gönüllülük esaslarına dayalı olarak spor faaliyetlerini yöneten spor federasyonları için kabul edildiği, buna bağlı olarak federasyon başkanı veya yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasına yol açacak bir mekanizmanın kurulduğu, bu konuda ancak spor federasyonlarının genel kurullarının yetkili ve sorumlu olabileceği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde, 6215 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle spor federasyonlarının sportif başarılarını, plan ve projelerini kontrol etmek, faaliyetlerini değerlendirmek, geliştirmek ve izlemek üzere Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu kurulması öngörülmüştür. Bu Kurul, Bakan tarafından spor alanında bilimsel çalışmalar yapmış veya sporda idareci, teknik adam ve benzeri görevlerde veya kamu kurum ve kuruşları ile özel sektörde üst düzey görevlerde bulunmuş kişiler arasından iki yıl için görevlendirilecek, bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir raportör ile dört üyeden oluşmaktadır. 
Kurulun görevleri, iptale konu (a) ve (c) bentlerinin de yer aldığı ek 9. maddenin altıncı fıkrasında,  Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak, federasyonlar tarafından hazırlanan master planını, performans ölçütlerini, amaç ve hedeflerini incelemek, uluslararası federasyonların statü ve talimatlarını gözeterek hizmet kalite standartlarını belirlemek ve Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek olarak belirlenmiştir.
Ek 9. maddenin bu bölümde iptale konu diğer ibarelerin yer aldığı üçüncü fıkrasının (b) bendine göre olağanüstü genel kurul, üçüncü fıkrada yer verilen diğer hallerin dışında Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine de olağanüstü toplanacağı hükme bağlanmıştır.
Sportif Değerlendirme Kurulunun oluşumu ve görevleri göz önünde bulundurulduğunda, bu Kurulun spor federasyonları açısından taahhütnamelerini ve çalışma planlarını hazırlama ve sunma konusunda; Gençlik ve Spor Bakanı açısından ise federasyonlar tarafından hazırlanmış bu taahhütname ve planların değerlendirilmesi noktasında teknik destek hizmeti sağladığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle, kanun koyucu tarafından, idari vesayet kapsamında merkezî idareye, kanunla açık bir şekilde düzenlenmiş olması koşuluyla, vesayet denetimine tabi kurumların karar organlarını oluşturan kişileri göreve getirme ve görevden alma konusunda ilgili kurumun özerklik derecesine bağlı olmak üzere yetki verilebilmektedir. 
Spor federasyonları açısından ise merkezî idareye doğrudan spor federasyonlarının icra organını belirleme veya görevden alma yetkisi verilmemiştir. Sadece ek 9. maddenin iptale konu ibarelerin yer aldığı üçüncü fıkrası hükümleri doğrultusunda Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakan’a olağanüstü genel kurul çağrısında bulunma yetkisi verilmiştir. İptali istenen üçüncü fıkradaki ibareler ise Bakan’ın sahip olduğu bu yetkiyi yine iptale konu edilen altıncı fıkra hükümleri doğrultusunda Sportif Değerlendirme Kurulu tarafından sunulacak raporlara bağlamaktadır. Federasyon başkanı veya yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları konusunda yetkili karar organı spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Dolayısıyla, spor federasyonlarının özerkliğini olumsuz yönde etkileyecek bir husus bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 123. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” Biçimindeki Onuncu Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ek 9. maddenin ikinci fıkrasında yer alan ibarelere ilişkin belirtilen gerekçelerle kuralın, Anayasa’nın 2., 59. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle genel kurulda kulüplerin delege sayısı, toplam delege sayısının yüzde 60’ından az olamaz kuralı getirilirken genel kurulun delege sayısının yüzde 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşacağı hükme bağlanmıştır.
İptali istenilen cümle spor federasyonlarının en üst karar organı olan Genel Kurul üyelerinin belirlenmesinde Spor Genel Müdürlüğünün müdahalesine ilişkin bir düzenleme içermektedir. Aynı konuda düzenleme yapan ek 9. maddenin ikinci fıkrasının dava konusu yapılan kurallarının Anayasa’nın 59. ve 123. maddeleri yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle dava konusu kural Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Beşinci Fıkrasının “Kesinleşmiş vergi veya sigorta borcu olmamak.” Biçimindeki (c) Bendi ile (d) Bendinde Yer Alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ve “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” İbarelerinin İncelenmesi
              1- “Kesinleşmiş vergi veya sigorta borcu olmamak.” Biçimindeki (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, federasyonların yönetim kurulu üyeleri veya diğer organlarının başkan ve üyeleri için herhangi bir koşul aranmazken, spor federasyonlarına başkan olabilmek için Devlet memurluğuna girişte arananlardan daha ağır koşullara yer verilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, piyasa şartlarına bağlı ödevlerin yerine getirilememesi nedeniyle kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulmasının, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarelerin yer aldığı kuralla, kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak, federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında sayılmıştır.
Spor federasyonu başkanı olabilmek için getirilen “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” koşulu, vergi ve sigorta mevzuatından kaynaklanan bir mükellefiyetin yerine getirilmemesi durumudur. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre, vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğarken vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil etmektedir.
İptal davasına konu kuralda kanun koyucu, spor federasyonu başkanlığı görevinin saygınlığı, bu göreve karşı toplumun duyduğu güveni ve bu görevin içeriğinde yer alan etik değerleri göz önüne alarak, görevi icra edecek olanlar için belli kamu yükümlülüklerinin yerine getirilmesini şart koşmuştur. Kanun koyucu, belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen kişilerin bu görevi icra etmeleri hâlinde toplumun ve devletin değer yargılarının zarar göreceğini kabul etmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlarından kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Kanun koyucu, bir mesleğin ya da görevin genel yararı gereği bunları icra edenlerin birbirleriyle ve toplumla ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak için, o meslek ya da görevi geniş biçimde özel yaşamı dahi içine alacak şekilde değerlendirerek meslekle bağdaşmasını uygun bulmadığı eylem ve durumları da koşullar arasında takdir edebilir. Kanun koyucu bu düzenlemeleri yaparken anayasal ilke ve kurallara bağlı kaldığı sürece takdirine müdahale edilemez.
Bununla birlikte, federasyon başkanı olabilmek için getirilen “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” koşulu, ekonomik bir suç olmayıp vergi ve sigorta mevzuatından kaynaklanan bir mükellefiyetin yerine getirilmemesi durumudur. Bu tür bir mükellefiyetin kasten yerine getirilmemesi söz konusu olabileceği gibi dikkatsizlik, tedbirsizlik veya taksirle de gerçekleşebilecektir. Bu nitelikteki bir mükellefiyeti yerine getirmeyenlerin spor federasyonu başkanlığı görevine seçilememeleri sonucu ortaya çıkan hak yoksunluğunun adil ve orantılı olduğu söylenemeyecektir.
Açıklanan nedenlerle “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.
                   2- (d) Bendinde Yer Alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, siyasal rejimle ilgili siyasal suçlardan dolayı kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulmasının, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarenin yer aldığı kuralla, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk suçlarından hükümlü olmamak federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında öngörülmüştür.
Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 309 ilâ 316. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu bölümde düzenlenen suçların hepsi kasıtla işlenebilen ve en az 5 yıllık hapisten ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar cezalar öngören suçlardır.
Casusluk suçları ise 5237 sayılı Kanun’un 328 ilâ 338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup taksirle veya kasıtla işlenebilen, cezaları 6 ay hapisten müebbet ağır hapse kadar değişen suçlardır.  
İptal davasına konu ibarenin yer aldığı kuralda kanun koyucu, spor federasyonu başkanlığı görevinin saygınlığı, bu göreve karşı toplumun duyduğu güveni ve bu görevin içeriğinde yer alan etik değerleri göz önüne alarak, görevi icra edecek olanlar için belli suçlardan mahkûm olmama şartını getirmiştir. Kanun koyucu, belli suçlardan mahkûm olanların, bu görevi icra etmeleri hâlinde toplumun ve devletin değer yargılarının zarar göreceğini kabul etmiştir.
Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar”  işledikleri için mahkûm olanların spor federasyonu başkanlığı görevini icra edemeyeceklerine dair hak yoksunluğu sonucunu doğuran düzenlemeler, kuşkusuz toplum yaşantısının gerekleri ve kamu yararı düşüncesiyle kanun koyucunun takdirinde olan bir konudur.
Kanun koyucu tarafından anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı fiillerin suç kabul edilmesi ile korunan hukuki yarar, bu suçları 5237 sayılı Kanun’da düzenleyen bölümün başlığından da anlaşılacağı üzere anayasal düzendir. Anayasal düzenin korunması hukuki yararının önemi açıktır. Tamamı kasıtla işlenebilen bu suçlar için belli bir yılın üzerinde hapis cezası öngörülmesi ile bu önem de ortaya konmuştur.
Spor federasyonu başkanlarının ulusal ve uluslararası spor organizasyonlarında yürüttükleri faaliyetler ve temsil rolleri, görevlerinin gerektirdiği saygınlık ve içeriğinde yer alan etik değerler göz önünde bulundurularak, bu görevi icra edecek kişilerin ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak amacıyla spor federasyonu başkanı seçilebilmek için aranan koşullar arasında, bu görev ile bağdaşmadığı kabul edilen “casusluk” suçlarından mahkûm olmama koşuluna yer verilmiştir.
Spor federasyonu başkanlığı görevinin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve spor federasyonlarının faaliyet alanlarında korunması gereken değerler gibi hususlar dikkate alındığında, federasyon başkanı seçilememe hak yoksunluğunun işledikleri suçlara göre adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğu olduğu söylenemez.
                   Açıklanan nedenlerle, dava konusu “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Erdal TERCAN “casusluk” ibaresi yönünden bu görüşe katılmamıştır.
3- (d) Bendinde Yer Alan “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…”  İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresinin, kendinden önce tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hâle getirdiği belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarelerin yer aldığı kurallarla, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan hükümlü olmamak federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden birisi olan “belirlilik” ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Dava konusu kuralda geçen “gibi” edatının metinde sayılan “zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas” suçlarının yüz kızartıcı veya şeref veya haysiyet kırıcı birer suç olduklarını nitelemek için kullanıldığı ve federasyon başkanı olabilmek için sadece maddede sayılan suçlardan mahkûm olmamak şartının aranabileceğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Buna göre, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereği “gibi” kelimesine dayanarak “yüz kızartıcı suçlar” veya “şeref veya haysiyet kırıcı suçlar” kavramlarının kapsamını genişletmek mümkün değildir. Bu durumda, “belirlilik” ilkesine aykırılıktan söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin On Altıncı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “… amaca uygunluğu ve… İbaresinin,  Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “…ve amacına… İbaresinin  ve “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ek 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan cümlelere ilişkin belirtilen gerekçelere ek olarak, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilerek kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceğine ilişkin hükmün federasyonların bağımsızlığı ile bağdaşmadığı, özerkliklerini sakatladığı, kaynakların amaca uygun harcanıp harcanmadığı hususunun demokratik hukuk devleti ilkesi bağlamında federasyon genel kurullarının yetkisinde olması gerektiği, amaca uygunluk denetimi ve buna dayalı zarar ilkesi, Devletin genel idare esaslarına göre kamu hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan resmi kurum ve kuruluşları için dâhi söz konusu değilken, sivil alanda demokratik esaslara göre faaliyette bulunan bağımsız spor federasyonları için geçerli olmasının demokratik hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasanın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ek 9. maddenin dava konusu ibarelerin yer aldığı on altıncı fıkrasına göre, federasyonların her türlü faaliyetlerinin denetimi; genel kurul, denetim kurulu ve Bakan tarafından görevlendirilecek denetim elemanlarınca yapılır. Federasyon harcamalarının yerindelik denetimi yetkili kurullarınca, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların amaca uygunluğu ve denetimi ise Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük tarafından yapılan ayni ve nakdi yardımların mevzuata ve amacına uygun olarak harcanmaması hâlinde oluşacak zarar, kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilir ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulur.
On altıncı fıkranın iptale konu diğer kuralına göre, teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.
İptali istenilen ibareler spor federasyonlarına Spor Genel Müdürlüğü tarafından yapılan her türlü yardımların kullanımı, amaca uygunluğu ve denetimine ilişkin bir düzenleme içermektedir. Aynı konuda düzenleme yapan ek 9. maddenin birinci fıkrasının dava konusu yapılan kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle,  mali kaynak sağlayan vesayet makamlarına, kanunda açıkça ifade edilmiş olmak şartıyla yerindelik, amaca uygunluk açısından da denetim yetkisi verilmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,  dava konusu kurallar Anayasa’nın 123. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun’un 12. Maddesiyle 3289 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 11. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını 6215 sayılı Kanun’a uygun hâle getirmek zorunda olduklarının hüküm altına alındığı, oysa “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihleri” ibaresinin belirsiz ve öngörülemez olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptale konu kuralla 3289 sayılı Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, iptale konu kuralın yer aldığı maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını 6215 sayılı Kanun’a uygun hâle getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. “Belirlilik” ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla kanunlar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.
 “Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre kanunun uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı sağlar.
6215 sayılı Kanun’un 30. maddesine göre, Kanun’un yürürlüğe giriş tarihi Kanun’un yayım tarihi olarak kabul edilmiştir. Kanun 12.4.2011 günlü, 27903 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
6215 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, 2012 Londra Yaz Olimpiyatları ile 2014 Soçi Kış Olimpiyatlarının tarihleri Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından belirlenmiş bulunmaktadır. Hâlihazırda, 2016 Yaz ve 2018 Kış Olimpiyatlarının tarihi ve yeri de ilan edilmiş bulunmaktadır.
Spor dünyasının en önemli organizasyonu olan ve 4 yıllık aralıklarla düzenlenen olimpiyatların nerede ve ne zaman yapılacağının Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından yıllar öncesinden tespit edilip ilan edilmesi, iptale konu kuralın, genel kurul tarihlerinin çok önceden belirlenebilmesine imkân sağlaması nedeniyle kuralda kanunların belirliliği ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 7. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
J- Kanun’un 21. Maddesiyle Değiştirilen 5216 sayılı Kanun’un 26. Maddesinin Üçüncü Cümlesinin “… ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden den fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, toplu taşıma imtiyazının devri ile hafriyat sahalarının, sosyal tesislerin, büfe çay ocağı ve otoparkların işletmesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre, açık, saydam ve rekabetçi koşullarda ihale edilmek yerine, büyükşehir belediyelerinin şirketlerine doğrudan verilmesi işleminde kamu yararı olmadığı, piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet yürüten binlerce şirket aleyhine ve belediye şirketleri lehine hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlik yaratıldığı, işletme haklarının devrine ilişkin olarak belediye meclisince belirlenecek süre ve bedel dışında hiçbir koşula yer verilmediği, kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptale konu kuralların yer aldığı maddede, büyükşehir belediyelerine, kendilerine yüklenilmiş olan görev ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketi kurabilme olanağı verilmektedir.  Büyükşehir belediyelerince kurulabileceği öngörülen sermaye şirketlerinin çalışma konularının, büyükşehir belediyelerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları asli ve sürekli görevleri dışında kalan alanlarda, sermaye şirketleri aracılığıyla yürütülmeye uygun nitelikteki (piyasa şartlarının gözetileceği) görev ve hizmetler olacağında kuşku bulunmamaktadır.
 İptali istenilen kural, belediyelere kendi görev ve hizmet alanlarında, bazı idari koşulları yerine getirerek, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu sermaye şirketlerine maddede sayılan yerlerin işletmesini 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın devredebileceğini öngörmektedir.
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında; kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlemleri ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yürütülmektedir. Devlet İhale Kanunu’nun yürütülmesinde, ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması esastır.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlâl etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir. 
Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak, kanun koyucu, kimi zaman hukuki ve fiili eşitliği sağlamak kimi zaman da kamu yararını korumak veya kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak amacıyla temel kanunlardaki prensiplere istisna teşkil eden düzenlemeler yapabilir. Bu kapsamda, iptale konu kuralda, Büyükşehir belediyelerine kendilerine yüklenilmiş olan görev ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketi kurabilme olanağı verilmektedir.
Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır. Anayasa’da Hazineye ait veya kamu kurumlarına tahsisli kamu mallarının satış ve tasarrufuna ilişkin ilkelere açıkça yer verilmemiştir.
Belediye şirketleri, doğrudan belediyeler tarafından kurulan ya da yönetiminin elde edilmesi koşuluyla belediyelerce ortak olunan, bağımsız bütçeli, özel hukuk tüzel kişileridir.  5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin ilk hâlinin gerekçesinde büyükşehir belediyelerinin hizmetlerini daha etkili, verimli ve ekonomik şartlarda sunmasına ve kaynak yaratmalarına yardımcı olmak amacıyla sermaye ortaklığı kurmasına izin verildiği ifade edilmiştir. Aynı gerekçede kurulacak şirketin belediyenin görev alanıyla ilgili olması şartının bulunduğu, belediyelerin kurdukları veya ortak oldukları şirketlerden, belediyenin görev alanıyla ilgili olmayan şirketleri tasfiye etmesi veya ortaklıktan çekilmesi gerekeceği belirtilmiştir.
Belediye şirketlerinin kurulabilecekleri ve faaliyet gösterebilecekleri alanlar, işletme hakkının devredilebileceği yerlere ilişkin iptale konu kuralda yer verilen sınırlamalar ve belediyelerin bu şirketlerin sermayelerinin çoğunluğuna sahip olmaları nedeniyle yönetimlerine hâkim olmaları göz önünde bulundurularak, belediye meclislerince alınacak bir kararla kuralda sayılan yerlerin işletme haklarının bu şirketlere devrinin 2886 sayılı Kanun’un rekabeti ve açıklığı temin eden kurallarından muaf tutulduğu anlaşılmaktadır. Kuralda sayılan yerlerin bu alanda temel kanun olan 2886 sayılı Kanun’a istisna oluşturacak bir şekilde belediye meclislerince alınacak kararlar doğrultusunda belediye şirketlerince işletilebilmelerinin öngörülmesi, hizmetlerin ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasına imkân sağladığı ve kamunun yararına uygun olduğu değerlendirmesinde bulunan kanun koyucunun takdir yetkisi içerisindedir.
Öte yandan, 6360 sayılı “On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10. maddesi ile 5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin iptal konusu kuralın yer aldığı birinci fıkrasına “Ancak, bu yerlerin belediye şirketlerince üçüncü kişilere devri 2886 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.” biçimindeki kural eklenmiştir.
İptale konu edilen kuralda kanun koyucu doğrudan belediyeler tarafından “belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler” ile “bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler”e 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın mülkiyeti ya da tasarrufundaki belli bazı yerlerin işletmesini devretme imkânı vermektedir. Eklenmiş olan kuralda ise bu şekilde işletme hakkını devralan şirketlerin 3. kişilere aynı yerin işletme hakkını ancak 2886 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde devredebileceği öngörülmüştür.
Kanun koyucunun, bu şekilde doğrudan belediye meclislerince alınacak bir kararla, 2886 sayılı Kanun’da yer alan kurallara uyulmasına gerek bulunmaksızın kuralda sayılan yerlerin işletme haklarının belediye şirketlerine devrini bu alanlardaki kamu hizmetlerinin kamu yararına uygun bir şekilde yürütülmesine engel olmayacağı değerlendirmesinde bulunurken, işletme haklarını devralan şirketlerin bu haklarını 3. kişilere devrini genel kurala (2886 sayılı Kanun hükümlerine) tabi tutarak ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalelerde açıklık ve rekabetin sağlanması açısından kamunun yararına uygun olacağı değerlendirmesinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
İptal dilekçesinde ayrıca iptale konu kuralda işletme haklarının devrine ilişkin olarak belediye meclisince belirlenecek süre ve bedel dışında hiçbir koşula yer verilmediği, bunun Anayasa’nın 7. maddesinde yer alan yasama yetkisinin devri anlamına geleceği ve dolayısıyla Anayasanın 7. maddesine aykırı düşeceği ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Öte yandan, Anayasa’nın 87. maddesinde “kanun koyma” yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir görev olduğu açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.
 Farklı koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda ve değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip kriterlere uygun olarak, genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması, hukuk devletinin belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Belediye şirketleri, iptale konu kuralın yer aldığı 5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci cümlesine göre Büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında kurulabilirler ve dolayısıyla bu alanlarda faaliyet gösterebilirler.
Genel kural gereği belediyeler tarafından yapılan her türlü kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlemleri 2886 sayılı Kanun’a tabi tutulurken, iptale konu edilen kuralla sadece maddede sayılan yerlerin (mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçeleri) işletme hakkının belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle,  belirli şirketlere (belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere) devredebilecektir.
Kuralda sayılan yerlerin 2886 sayılı Kanun’da yer verilen koşullara tabi olmaksızın belediye tarafından yapılacak işletme hakkının devri işlemlerinde belediye meclislerine sadece süre ve bedel konusunda karar alma yetkisi verilmiştir.
Belediye ve ihale mevzuatı ile çok ayrıntılı olarak düzenlenmiş bir konuda, işletme hakkının devredileceği şirketlerin, belediyelerin bu şirketlerde sahip oldukları sermaye paylarından kaynaklanan özel durumları göz önünde bulundurularak, istisna kapsamına alınması ve belediyelerin kendilerinin tasarrufunda bulunan maddede sayma yoluyla belirtilen yerler üzerindeki işletme hakkının kamu yararı ve hizmetin gereklerini dikkate alarak devri konusunda büyükşehir belediye meclislerine süre ve bedel konusunda karar alma yetkisinin verilmesi, genel ilkeleri ve çerçevesi belirsiz bir alanda düzenleme yapma yetkisinin devri anlamına gelmemektedir.
Dava dilekçesinde son olarak, kuralda sayılan yerlerin işletmesinin 2886 sayılı Kanun’a göre, açık, saydam ve rekabetçi koşullarda ihale edilmek yerine, büyükşehir belediyelerinin şirketlerine doğrudan verilmesi sonucunda piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet yürüten binlerce şirket aleyhine ve belediye şirketleri lehine hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlik yaratıldığı ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yukarıda ifade edildiği üzere, kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak, kanun koyucu, kimi zaman hukuki ve fiili eşitliği sağlamak kimi zaman da kamu yararını korumak veya kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak amacıyla temel kanunlardaki prensiplere istisna teşkil eden düzenlemeler yapabilir. Bu kapsamda, iptali istenilen kuralla belediyelere kendi görev ve hizmet alanlarında, bazı idari koşulları yerine getirerek belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu sermaye şirketlerine maddede sayılan yerlerin işletmesinin 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın devredilebilmesi imkânının verilmesi, işletmenin devredildiği şirketlerin “belediye şirketi” olmaları ve diğer özel şirketlerden farklı bir hukuki niteliğe sahip olmaları nedeniyle eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, iptale konu edilen kural Anayasanın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
    V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
         29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
       A- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
         B- 1- 10. maddesiyle değiştirilen 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin;
           a- Birinci fıkrasının;
              
         aa- “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesine,
               
         ab- “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelere,
           
         b- İkinci fıkrasının;
                
         ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresine,
                
         bb-  Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresine,
            
         c- Üçüncü fıkrasının;
                
         ca- “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesine,
               
         cb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde   …” ibaresine,
                 
         cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresine,
             
         ç- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesine,
             
       d- Beşinci fıkrasının  (d) bendinde yer alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk, …” ile “…gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” ibarelere,         
               
         e- Altıncı fıkrasının;
                   
         ea- Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” biçimindeki (a) bendine,
                    
         eb-  “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendine,
               
         f- Onaltıncı fıkrasının;
                      
         fa- İkinci cümlesinde yer alan  “…amaca uygunluğu ve…” ibaresine,
                      
         fb- Üçüncü cümlesinde yer alan “…ve amacına…” ibaresine,
                      
         fc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesine,
    
       2- 12. maddesiyle, 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasına,
               
       3- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “…ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.”  bölümüne,  
        yönelik iptal istemleri, 14.2.2013 günlü, E. 2011/63,  K. 2013/28 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya, bentlere, cümlelere, bölüme ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
         14.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
                   VI- SONUÇ
         29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
         A- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 9. maddesinin;
      
         1- a- Birinci fıkrasının;
               
         aa- “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesinin,
               
         ab- “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelerinin,
          
         b- İkinci fıkrasının;
               
         ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,
               
         bb-  Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,
          
         c- Üçüncü fıkrasının;
               
         ca- “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
               
         cb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde…” ibaresinin,
               
         cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,
           
         d- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,
      
       Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
         2- Beşinci fıkrasının; 
      
       a- “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,  Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
           
       b- (d) bendinde yer alan;
              
       ba- “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile…” ile “…gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” biçimindeki ibarelerinin,  Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,       
                  
       bb- “…casusluk,…” sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Erdal TERCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
       
         3- a-Altıncı fıkrasının;
              
         aa- Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” biçimindeki (a) bendinin,
              
         ab-  “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendinin,
             
         b- Onaltıncı fıkrasının;
                  
         ba- İkinci cümlesinde yer alan  “…amaca uygunluğu ve…” ibaresinin,
                 
         bb- Üçüncü cümlesinde yer alan “…ve amacına…” ibaresinin,
                 
         bc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
         
       Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
       B- 12. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
            C- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “…ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
      
                   14.2.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
 Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
  
                                           KARŞIOY GEREKÇESİ
                   İptal istemine konu 3289 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin değiştirilen beşinci fıkrasının (d) bendindeki “casusluk” ibaresi ile bu suçtan hükümlü olanların Federasyon Başkanlığına aday olamayacakları hüküm altına alınmıştır. Casusluk suçları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 328-338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup; bu maddeler arasında taksirle işlenebilen suçlar olduğu gibi (Md.329/3, Md.336/3, Md.338), kastla işlenebilen suçlar da bulunmaktadır. Keza bu nev’i suçlar için öngörülen cezalar da 6 ay hapisten ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar farklılık göstermektedir. “Casusluk” suçları arasında herhangi bir ayırım gözetilmemesi nedeniyle, taksirle işlenebilen ve örneğin 6 ay hapis cezası öngören bir suçtan hükümlü kişinin sırf bu nedenle herhangi bir spor federasyonuna başkan adayı olamaması, işlenen suçla orantısız bir hak yoksunluğuna yol açacaktır. Nitekim 23.1.2008 günlü, 5278 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, benzer düzenlemeyi öngören hükümleri, aşağıdaki gerekçeyle  Anayasa Mahkemesinin 25.2.2010 tarih ve E: 2008/17, K:2010/44 sayıl kararıyla iptal edilmiştir.
                   “… yasakoyucu asli cezalara bağlı olarak kimi yoksunluklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir. Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu cezanın etkisini arttırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için, asli cezaya ek olarak kimi hak yoksunlukları da getirilmiştir. İptal davasına konu yasal düzenlemelerde de bazı meslek ya da görevlerin saygınlığı bunlara karşı toplumun güven duygusu ve içeriklerinde yer alan etik değerleri gözönüne alarak, bu meslek ve görevleri icra edecek olanların belli suçlardan mahkum olmaları halinde, asli cezanın yanı sıra sürekli olarak hak yoksunlukları öngörülmüştür. Ancak, ceza hukuku alanında olduğu gibi hak yoksunluğu getiren iptal davasına konu düzenlemelerde de kuralların, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir. Yasakoyucunun hak yoksunluklarını belirlerken takdir hakkı çerçevesindeki tercih serbestisinin de Anayasaya uygun olması gerektiği açıktır. Dava konusu düzenlemeler, meslek veya görevlerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, kastla veya taksirle işlenip işlenmediğine bakılmaması ve bir kademelendirmede yapılmaması ve bu suçlardan mahkum olanların belirli meslekleri ve görevleri sürekli olarak icra edememeleri, işledikleri suçlara göre adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır. İptali gerekir…”
                   Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesinin işaret edilen kararındaki gerekçelerle dava konusu “casusluk” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ve bu nedenle iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkan Vekili
Serruh KALELİ
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Erdal TERCAN
                                                 
                                                   KARŞIOY GEREKÇESİ
                    3289 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının (d) bendinde, federasyon başkan adayı olabilmek için “casusluk” suçundan hükümlü bulunmamak gerektiği öngörülmektedir.
                   Casusluk suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 328. ila 338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, taksirle veya kasıtla işlenebilen suçlardandır.

       Dava konusu ibarenin yer aldığı düzenlemede casusluk suçundan alınan hükmün kasıtla ya da taksirle işlenme sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ayırım yapılmamaktadır.
       Taksirle işlenen casusluk suçu ile kasıtla işlenen casusluk suçu arasında suçun işleniş şekli gözetilerek buna göre bir ayırım yapılması gerekirken, böyle bir ayırım yapılmadan her iki durum için aynı sonucun öngörülmesi adil ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açmaktadır.
       Açıklanan nedenle söz konusu ibare Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “Hukuk Devleti” ilkesine aykırıdır.
       İptali gerekir.                                                            
                                                                                     Üye
                                                                             Mehmet ERTEN  
                                                      KARŞIOY YAZISI
                   6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının (c) bendinde, spor federasyonlarına başkan adayı olabilmek için kesinleşmiş vergi ve sigorta borcu olmamak koşulu getirilmiştir.
                   Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletine aykırı olduğu sonucuna varılmış ise de hukuk devletinde kanun koyucu, bir mesleğin ya da görevin toplum yararına ifa edilebilmesi için bu görevleri üstlenenlerin toplumla ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin egemen kılınması amacıyla, meslek veya görevle bağdaşmadığını değerlendirdiği bazı durumların bulunmamasını koşul olarak öngörebilir. Bu durumlar kişinin özel ve aile hayatını ilgilendirmediği, kamusal alana ilişkin olduğu sürece yasa koyucunun bu alanda takdir hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. Bunda, hukuk devletine aykırılıktan söz edilemez.
                   Kuralla, kişinin vergi ve sigorta borcu bulunması spor federasyonu başkanı olmasına engel bir hal olarak öngörülmüştür. Kişinin bu türden kesinleşmiş borçları bulunması, mali ve ticari işlerine yeterli dikkat ve özeni göstermediğine veya mali durumunun bozuk olduğuna dair karine teşkil eder. Vergi ve sigorta borçlarının kesinleşmesi için belirli aşamalardan geçilmesi gerekeceği ve bu süreçte borcun ödenmesi imkanı varken ödememenin ancak bilinçli bir tercihle söz konusu olabileceği gözetildiğinde, taksirle bu duruma sebebiyet verilmesi pek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle borcun taksirle de gerçekleşebileceği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
                  
                   Hakimlik mesleğinde olduğu gibi, tarafsızlık gerektiren bazı görevlerde kişinin sadece tarafsız ve dış etkilere kapalı olması değil, bu görüntüsünün korunması da önemlidir. Spor federasyonlarının başkanlığı da tarafsızlık gerektiren bir görevdir. Kesinleşmiş vergi ve sigorta borçları bulunan bir kişinin tarafsız ve dış etkilere kapalı görüntüsünü koruması güç olacağından, yasa koyucu kamu yararını gözeterek, spor federasyonu başkanlığına aday olmak isteyenlere bu yönde bir koşul getirmiştir. Kişinin hakları ile gözetilen kamu yararı kıyaslandığında bu koşul, eylemle orantılı olmayan veya ölçüsüz bir hak mahrumiyeti olarak nitelendirilemez.
                   Açıklanan nedenlerle yasa koyucunun takdir alanı içinde olan kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmadığı düşüncesindeyiz.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
                                           KARŞIOY GEREKÇESİ
                   29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesi ile 10.7.2004 günlü,  5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun değiştirilen 26. maddesinde; “Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” denilmektedir.
       Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmak suretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlamaktır. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve nesnel olmalarına bağlıdır.
       Dava konusu kuralda, Büyükşehir belediyesinin, mülkiyetinde veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebileceği düzenlenmekte olup, bu haliyle idareye keyfi uygulamalara neden olabilecek geniş bir takdir yetkisi verildiği gibi, aynı durumda bulunan başvurucular yönünden de hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği sağlamaktan öte objektif olmadığı ve belirsizliğe neden olduğu açıktır.
       Açıklanan nedenle, kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile  çoğunluk görüşüne  katılmıyorum.    
  Üye

   Zehra Ayla PERKTAŞ        

Anayasa Mahkemesi’nden Spor Genel Müdürlüğü’ne İyi Haber

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin başvurusu üzerine bağımsız federasyonlarla ilgili bazı düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceledi. Mahkeme, iptal itirazında bulunulan hiçbir hükmü iptal etmedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 14/2/2013 Tarihli ve E: 2011/63, K: 2013/28 Sayılı Kararı 31Aralık 2013 Tarihli ve 28868 Sayılı Resmî Gazete‘de (http://goo.gl/5BgGTNyayımlandı.

Karara aşağıdadır.

———————————–

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı    : 2011/63
Karar Sayısı : 2013/28
Karar Günü : 14.2.2013
           
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:
1- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin;
a- Birinci fıkrasının;
aa- “Bu Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesinin,
ab-  Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelerinin,
 b- İkinci fıkrasının;
ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “… iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,
 bb- Son cümlesinde yer alan “… teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,
 c- Üçüncü fıkrasının;
 ca-  Genel kurul üye sayısı olimpik paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
cb- (a) bendinde yar alan “… üç ay içerisinde…” ibaresinin,
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,
d- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,
e- Beşinci fıkrasının;
ea- “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin,
eb- (d) bendinde yer alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ve “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” ibarelerinin,
f-Altıncı fıkrasının;
fa- “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütnamelere uyup uymadıklarının değerlendirerek Bakana sunmak.” biçimindeki (a) bendinin,
fb- “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendinin,
g- Onaltıncı fıkrasının;
ga- İkinci cümlesinde yer alan “… amaca uygunluğu ve… ibaresinin,
gb-  Üçüncü cümlesinde yer alan “… ve amacına… ibaresinin,
gc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spot Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
2- 12. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasının;
3- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “… ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” bölümünün,
 Anayasa’nın 2., 7., 10., 33., 59. ve 123. maddelerine aykırı oldukları ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
                 
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
A- 10.6.2011 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
1) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10 uncu Maddesiyle 21.05.1986 Tarihli ve 3289 Sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Ek 9 uncu Maddesinde Yapılan Ek ve Değişikliklerden;
a) Birinci Fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” Tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” Tümcelerinin; İkinci Fıkrasının Üçüncü Tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” İbaresi ile Son Tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” İbaresinin; Üçüncü Fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” Tümcesi İle (a) Bendindeki, “üç ay içerisinde” İbaresi ve (b) Bendinin (1) Alt Bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” İbaresinin; Dördüncü Fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” Tümcesinin; Altıncı Fıkrasının (a) Bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” Tümcesi İle (c) Bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” Tümcesinin; Onaltıncı Fıkrasının İkinci Tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” İle Üçüncü Tümcesindeki, “ve amacına” İbareleri İle “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” Şeklindeki Son Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 uncu maddesinin bir yandan “Özerklik” olan madde başlığı “Bağımsız spor federasyonları” biçiminde, madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise “bağımsız” şeklinde değiştirilirken; diğer yandan, maddede bağımsızlık veya özerklikle bağdaşmayan ve federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün adeta şube müdürlüklerine dönüştüren düzenlemeler yapılmıştır.
                 
Gerek günlük konuşma dilinde, gerek siyaset bilimi ve devletler hukukunda, gerekse de kamu hukuku ve Anayasamızda “bağımsızlık”, özerkliğe göre, özerkliği de kapsayan daha geniş bir anlam taşımaktadır.
                 
Güncel Türkçe Sözlükte özerk, “ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetisi olan (kuruluş, devlet vb.), muhtar, otonom” olarak tanımlanırken; bağımsız ise, “Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür” şeklinde tanımlanmıştır.
Siyaset bilimi ve devletler hukukunda bağımsızlık/istiklal, bir kişi, kurum ya da ülkenin yabancı bir otoritenin denetim ve güdümünde olmadan kendi kendini yönetebilmesi olarak tanımlanmakta ve devletler hukukunda devletin hukuk ölçütü olarak nitelendirilmektedir. Bağımsızlıktan söz edilebilmesi için; (i) ülkede otoritenin tek olması ve yasama, yürütme ve yargı tekelini elinde bulundurması; (ii) başka bir devlet yada benzeri bir topluluktan emir, talimat vb. almadan iç ve dış siyasetini kendi yapı ve örgütleriyle özerk bir biçimde kararlaştırıp yürütmesi; (iii) yetkinin geniş ve genel olması gerekir.
Anayasamızda ise, devlet organlarının düzenlenmesine ilişkin “bağımsızlık” ve “özerklik” olmak üzere iki temel kavram kullanılmıştır. Anayasada “bağımsızlık” kavramı yargı erki için kullanılmış ve erkler arası ilişki bağlamında şekillendirilmiştir. Anayasanın yargı yetkisi başlıklı 9 uncu maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı belirtilirken; Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 138 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilirken; bağımsızlığın gerçekleşmesi ise ikinci ve üçüncü fıkralarında, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” şeklinde biçimlendirilmiştir.
Özerklik ise Anayasal organlar arasındaki ilişkiyi değil, yürütme organının idari teşkilatının içsel ilişki ve işleyişini ifade etmektedir. Örneğin, Anayasanın 133 üncü maddesinin son fıkrasında, “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” denilmektedir. Özerklik, belirli kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla devletten ayrı kamu tüzel kişisi olarak kurulan kamu kurumlarının yasal görevlerini kendi iradeleri ile aldığı kararlarla yürütebilme yetisidir. Özerk kurumların “idarenin bütünlüğü ilkesi” bağlamında devlet tüzel kişiliğine bağlılığı, vesayet ilişkisi çerçevesinde sağlanmaktadır.
Özerklikten söz edebilmek için özekliğin idari ve mali boyutunu içermesi gerekir. İdari özerklik, kararların herhangi bir dış müdahale olmaksızın kendi organları tarafından alınması ve teşkilatı eliyle yürütülmesini ve dolayısı ile (i) organlarda görevli olanların kural olarak yürütme organı tarafından atanmak yerine kendilerine özgü usullerle seçilmelerini ve (ii) organların ve kararlarının üzerinde yargısal denetim dışında herhangi bir idari denetimin olmamasını gerekli kılar. Mali özerklik ise, kaynakların yaratılması, önceliklerin belirlenmesi ve bütçeleştirilmesi ile harcanmasında tam yetkili olmak demektir. Mali özerklikten söz edebilmek için, kaynakların çoğunluğunun öz gelirlerden oluşması ve merkezi idarenin yardımlarının herhangi bir koşula bağlanmadan şartsız yapılması zorunludur.
Öte yandan, federasyonlar spor alanında faaliyette bulunmaktadır. Spor, yerel değil, uluslararası boyutu ve örgütleri olan evrensel bir alandır. Bu bağlamda, federasyonların örgütlenmesi ve faaliyet alanlarının düzenlenmesinde uluslararası düzenlemelerin göz önüne alınması gerekir. Uluslararası spor camiasının kabul edemeyeceği örgütlenmeler, sistemler ve modeller kurulması, sporun uluslararası düzeyde gelişememesi yanında, uluslararası spor etkinliklerinden dışlanmaya ve hatta ihraca kadar uzanan süreçlere yol açar.
Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasında, yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların, tüzel kişiliklerinin iptal edileceği ve malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredileceği hüküm altına alınmıştır. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi bağımsızlık bir yana, özerklikle dahi bağdaşmaz.
Öte yandan, ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasının devamında, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olacağı ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacağı; onaltıncı fıkrasının son tümcesinde ise, teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
                 
Ek 9 uncu maddenin “Özerklik” olan madde başlığı, “Bağımsız spor federasyonları” ve madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise, “bağımsız” olarak değiştirildiğine göre, yasa koyucunun spor federasyonlarına, özerklikten de öte yönetsel bağımsızlık tanımayı amaçladığını kabul etmek gerekir.
Nitekim, 6215 sayılı Kanunun “Madde Gerekçeleri” bulunmamasına ve “Gerekçe”sinde de, “özerklik” ibaresinin “bağımsızlık” olarak değiştirilmesiyle nelerin amaçlandığına yer verilmemiş olmasına rağmen, “Gerekçe”sinde 3289 sayılı Kanuna 04.03.2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen ek 9 uncu madde için yer alan, “Türk Sporunu, çağdaş ülkelerde olduğu gibi devletin dışında idari ve mali özerkliğe sahip bir yönetime kavuşturmak, uluslararası federasyonlar gibi yapılanmalarına imkân sağlamak, faaliyetlerini daha verimli ve süratli bir şekilde organize edebilmek ve spor faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 4/3/2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu madde uyarınca, federasyonlara özerk olma imkanı sağlanarak, Devlet bütçesinden yardım alan, Devletin siyasi ve idari birimleri tarafından yönetilmeyip ancak denetlenebilen federasyon sistemine geçilmiştir.” ifadelerindeki özerklik anlayışından daha ileri bir özerkliğin ve giderek yönetsel bağımsızlığın amaçlandığı anlaşılabilmektedir.
                 
Bu durumda da hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olarak nitelendirilmesi gereken “bağımsız spor federasyonları”nın “yönetsel bağımsızlık” değilse de en azından “özerklik”in asgari şartlarını taşıması gerekir. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ile tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak olması, bağımsız federasyonların hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olma vasfını bütünüyle ortadan kaldırmakta ve federasyonları Genel Müdürlüğün idari şubesi durumuna indirgemektedir. Bu durum, Anayasanın 123 üncü maddesindeki, idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağına ilişkin hükmüne aykırıdır.
Federasyonlar, bir yanıyla genel idare içinde yer alan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne verilen bazı görevlerin daha verimli, hızlı ve esnek şekilde yürütülmesi amacıyla kamu hukuku alanında faaliyet göstermek üzere, hizmet yönünden yerinden yönetim ilkesine göre kurulan, hizmetle sınırlı olmak üzere kamusal yetki kullanan ve idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca merkezi idarenin vesayet denetimine tabi birer kamu kurumu olmakla birlikte, diğer yanıyla gönüllülük esasına göre kurulan ve kurulu olduğu alanda işlevlerini gönüllülük esasıyla ve amatör ruhla yürüten ve sivil alanda faaliyette bulunan birer dernektirler. Nitekim, ek 9 uncu maddenin ek fıkrasında, 3289 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5253 sayılı Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanması esası benimsenmiştir. Bu bağlamda, spor federasyonlarına ilişkin yasal düzenlemelerde, federasyonların bir yanıyla ulusal ve uluslararası düzeylerde sivil alanda faaliyette bulunan dernek oldukları gerçeğinin de gözetilmesi gerekir.
Anayasanın Dernek kurma hürriyeti başlıklı 33 üncü maddesinde, herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten ayrılma özgürlüğüne sahip oldukları; derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla kapatılabileceği veya faaliyetten alıkonulabileceği hükmü yer almaktadır.
Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki, yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi ile Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile onaltıncı fıkrasındaki teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağına ilişkin hükümler, Anayasanın 33 üncü maddesine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasanın 59 uncu maddesinde, Devletin her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek önlemleri alacağı ve sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği hüküm altına alınmıştır.
Sporun geniş kitlelere yayılarak yurttaşların beden ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi; resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunacak sivil alanın bağımsız spor federasyonları da bu zorunluluktan doğmaktadır. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olacak; bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacak ve teknik elemanlarla sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak ise, bir kamu kurumu olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü zaten söz konusu esaslara göre çalıştığından, bağımsız spor federasyonları kurulmasına ihtiyaç bulunmayacak; spor federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün mevzuatına tabi olarak kurulacaklar ise, bu durumda da sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunan spor federasyonu olmanın asgari şartlarını taşımayacaklarından işlevlerini yerine getiremeyeceklerdir. Bu bağlamda söz konusu hükümler, Anayasanın 59 uncu maddesine de aykırıdır.
Ek 9 uncu maddenin ikinci fıkrasındaki, spor federasyonlarının denetim kurulunun, iki üyesinin seçimle belirlenen, üç üyesinin ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşacağı ile bağımsız spor federasyonlarının il temsilcilerinin, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirileceği; üçüncü fıkrasında, genel kurul üye sayısının olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamayacağı ile fıkranın (a) bendinde, olağan genel kurulun maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonların kararın Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren üç ay içinde yapılacağı; dördüncü fıkrasında genel kurulun delege sayısının yüzde % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşacağı; onaltıncı fıkrasında ise Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe mevzuata uygunluk yanında amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilip kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceği hüküm altına alınmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bağımsız spor federasyonları, resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, sivil alanda gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; bunun için de serbest üyelik ve demokratik seçim esasına dayalı genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu vb. organları bulunmaktadır. Denetim Kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi, genel kurulun delege sayısının % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması, il temsilcilerinin Genel Müdürün onayıyla görevlendirilmesi ve genel kurul üye sayılarına alt ve üst sınırlar getirilmesi, bırakınız yönetsel bağımsızlığı, özerkliğin asgari şartları ile dahi bağdaşmamaktadır. Kaldı ki bağımsız spor federasyonları üzerinde, onaltıncı fıkrada belirtildiği üzere Bakanlık ile Genel Müdürlüğün ve ayrıca Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulunun denetimi vardır. Bunlara ek olarak bağımsız spor federasyonlarının öz organı olan denetim kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi ve genel kurulun % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması denetim yetkisinin merkezi idarede tekelleşmesine ve bağımsız spor federasyonlarının, genel kurullarının istem, karar ve beklentileri temelinde değil de merkezi idarenin direktifleri doğrultusunda yönetilmesine yol açarak federasyon genel kurullarının iradesini bütünüyle ortadan kaldırmasa da sakatlayacaktır. Bu bağlamda söz konusu hükümler Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkesi ile 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, Türkiye’nin nüfusu artmakta, ekonominin büyümesi ve gelirin adil bölüşümüyle birlikte kişilerin spora ayıracakları boş zaman çoğalmaktadır. Kaldı ki, ekonomik büyümenin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin hayata taşınması ve sporun teşvik edilerek kitlelere yaygınlaştırılması devletin Anayasal görevleridir. Böylesine dinamik bir süreçte, federasyon üyeliklerine yasayla alt ve üst sınırlar konulması ve dolayısıyla alt sınırın altında federasyonlaşmaya, üst sınırın üzerinde ise federasyona üyeliğe engel olunması, spor federasyonlarının sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerdeki çok yönlü ilişki ve işlevleri göz önüne alındığında Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ile sosyal hukuk devleti ilkelerine ve ayrıca 59 uncu maddesindeki devletin sporun kitlelere yaygınlaştırmasını teşvik edeceğine ilişkin hükmüne bu açıdan da aykırılık taşımaktadır.
Maddenin onaltıncı fıkrasındaki, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilerek kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceğine ilişkin hüküm ise, federasyonların bağımsızlığı ile bağdaşmamakta; özerkliklerini sakatlamaktadır. Bağımsız ya da özerk spor federasyonlarında kaynakların amaca uygun harcanıp harcanmadığı hususu demokratik hukuk devleti ilkesi bağlamında federasyon genel kurullarının yetkisinde olmak durumundadır. Mevzuata aykırılık dışında kalan amaca aykırılığın yaptırımı ise zarar ve zararın sorumluluğu bulunanlardan tahsilatı değil, yönetimin iyi yönetim/hesap verme sorumluluğu bağlamında seçimlerde görevden alınmalarıdır. Kaldı ki amaca uygunluk denetimi ve buna dayalı zarar ilkesi, Devletin genel idare esaslarına göre kamu hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan resmi kurum ve kuruluşları için dahi söz konusu değilken, sivil alanda demokratik esaslara göre faaliyette bulunan bağımsız spor federasyonları için geçerli olması, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik devlet ve hukuk devleti ilkeleri ile 123 üncü maddesi hükümleriyle bağdaşmaz.