CAS Bülteni’nin Yeni Sayısı Yayımlandı

Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), CAS Bülteni‘nin yeni sayısını (2021/1) yayınladı.

Bültende iki makale, CAS kararları ve CAS ile ilgili İsviçre Federal Mahkemesi kararlarının İngilizce çevirileri yer alıyor.

Spor hukuku ile ilgilenenlere bu bülteni okumalarını öneririm.

Özellikle İsviçre Federal Mahkemesi’nin Çinli yüzücü Sun Yangın başvurusu üzerine verdiği kararı mutlaka okumalısınız. Hakemlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkındaki tartışmalar ve mahkemenin değerlendirmeleri ufkunuzu açacak.

Aşağıda listeyi bulacaksınız. Linklere tıklayarak içeriğe erişebilirsiniz. İlk tıkladığınızda birinci sayfa açılırsa, bir kez daha linke tıklayarak link verilen sayfayı açabilirsiniz.

İsviçre Federal Mahkemesi kararlarının orijinal metinlerinin linklerini de paylaşıyorum.

Keyifli okumalar.

MAKALELER

CAS KARARLARI

Okumaya devam et CAS Bülteni’nin Yeni Sayısı Yayımlandı

Şampiyonlar Ligi Finali İstanbul’dan Alınacak Mı?

İngiliz hükümeti, İstanbul’da düzenlenmesi planlanan ve İngiliz kulüpleri Manchester City ile Chelsea FC arasında oynanacak Şampiyonlar Ligi finali öncesi Türkiye’yi kırmızı listeye aldı ve çok riskli ülke ilan etti.

İngiltere Ulaştırma Bakanı Grant Shapps, İngiliz taraftarları Türkiye’ye gitmemeleri konusunda uyardı. Shapps, ingiliz hükümetinin UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmak istediğini, İngiltere Futbol Federasyonu yetkililerinin UEFA ile görüşmeye başladıklarını ifade etti.

UEFA ve İngiltere yetkilileri bugün masaya oturacaklar.

Süreci değerlendirdiğim video yayında.

Türkiye Kırmızı Listede. Şampiyonlar Ligi Hayal mi Oluyor?

Son bir haftada çok ilginç olaylara şahit olduk.

Türkiye koronavirüs önlemleri kapsamında daha önce yurt dışından gelen yolcular için zorunlu olan PCR testi uygulamasını bazı ülkeler için kaldırdığını duyurdu. Alınan yeni kararla birlikte, Birleşik Krallık dahil 15 ülkeden gelen yolculardan PCR testi talep edilmeyecek.

Türkiye, Birleşik Krallık için PCR testi zorunluluğunu kaldırırken, İngiltere’de çok farklı bir konu gündeme taşındı.

Şampiyonlar Ligi yarı finalleri oynanmadan önce, İngilizler Manchester City ile Chelsea finali ihtimalini tartışmaya başladılar. İngiliz sağlık uzmanları, finalin iki İngiliz kulübü arasında oynanması durumunda bu maçın İstanbul’da oynanmasının saçma olduğunu, İngiliz taraftarların boşuna Türkiye’ye gideceklerini ve bu durumun riskli olduğunu dile getirdiler.

Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul’dan alınması fikri, Türk tarafında hoş karşılanmadı.

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Nihat Özdemir şöyle konuştu: “İngilizler kuzu kuzu gelip oynayacaklar. Her şeyimizle Şampiyonlar Ligi finaline hazırız. Bütün tedbirler alınmış. Hiçbir şekilde başka yere alınması söz konusu olamaz. Bu maç inşallah 29 Mayıs’ta İstanbul’da oynanacak.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise turistlerin sağlığını korumak için turizm sektöründe çalışanlar için aşı seferberliği başlayacağını şu cümlelerle duyurdu: “Tüm turizm çalışanları, otellerde restoranlarda çalışanlar, şoförler, havaalanlarında çalışanlar, tur rehberleri de dahil turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız.”

Bu söylemler İngiltere hükümetini pek etkilememiş olacak ki, bu akşam İngiltere Türkiye’yi kırmızı listeye aldığını duyurdu.

Bu karar 17 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek.

Türkiye’ye giriş yapan ya da Türkiye’den transit geçen kişiler için çeşitli ayrımlar öngörülüyor.

İngiltere, Kuzey İrlanda vatandaşları ve oturma izni olan yabancılar, Türkiye’den İngiltere’ye döndüklerinde 10 gün karantinaya alınacaklar.

Oturma izni olmayan yabancılar ise İngiltere’ye kabul edilmeyecekler.

İngiliz hükümeti sadece Kırmızı Liste kararını açıklamakla yetinmedi.

İngiltere Ulaştırma Bakanı Grant Shapps yaptığı açıklamada, İngiliz taraftarların Türkiye’ye gitmemeleri gerektiğini belirtti. Shapps, Şampiyonlar Ligi finalinin İngiltere’de oynanmasını dilediklerini, İngiltere Futbol Federasyonu’nun UEFA ile temas kurduğunu, büyük turnuva geçmişi olan ve seyircili maç oynatan İngiltere’de Şampiyonlar Ligi finalinin oynanabileceğini açıkladı.

Bu yazıyı kaleme aldığım saatte (23.05) bu gelişme Türk kamuoyunda çok yankı bulmamıştı. Türk medyası ve Türk spor medyası konunun ciddiyetinin farkına varmamışlardı.

Oysa bu konu çok ciddi.

İngiliz hükümeti, yarı final maçlarının sonucunu bekledi. İki İngiliz kulübü finale çıkmasaydı, İngilizler Kırımız Liste kararını alırlar mıydı? Tartışılır.

Peki bu kararın sonucu ne olacak?

Taraftarlar Türkiye’ye gelmeyi göze alacaklar mı? Evlerine döndüklerinde 10 gün karantinada kalmayı düşünüyorlar mı? Bilmeyenler için yazayım, karantina süreci evde geçmiyor. Devletin belirlediği yerde kalınıyor. Gecelik 130-140 Pound ödeniyor.

Sorun sadece taraftarlarla da sınırlı değil.

Final İstanbul’da oynanırsa, futbolcular İngiltere’ye döndüklerinde 10 gün karantinaya alınacaklar. Karantina bittikten birkaç gün sonra ise EURO 2020’de İngiltere ilk maçını Hırvatistan ile oynayacak. Karantinaya alınmış futbolcular, kampa katılamayacak ve antrenman yapamayacaklar. Avrupa Şampiyonası’na hazırlanamayacaklar.

İngiliz kamuoyu, futbolcuların karantina uygulamasından muaf tutulması önerisini tartışıyor.

FORMULA 1 ETKİLENİR Mİ?

İngiltere’nin Kırmızı Liste kararı sadece futbolu etkilemeyecek.

F1 yetkilileri durumu değerlendirdiklerini, ilerleyen günlerde açıklama yapacaklarını açıkladılar.

Kanada’nın takvimden çıkarılmasıyla F1 takvimine daha yeni dahil edilen Türkiye, Kırmızı Liste kararından ötürü takvimdeki yerini kaybedebilir. Bu, birilerine çok büyük zarar verir.

SONUÇ

İngiltere’nin Kırmızı Liste kararı Türkiye’yi çok zor durumda bırakacak. Turizm gelirlerinden ve sporun yumuşak kuvveti etkisinden mahrum kalacak kabine bu işin peşini kolay kolay bırakmaz.

UEFA ne yapar bilinmez.

Türkiye Futbol Federasyonu ve cumhurbaşkanlığı kabinesi için çok önemli bir sınav olacak.

Bu kavganın sonunda kimin lobisinin daha güçlü olduğunu göreceğiz.

“Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi” Hakkında Konuştuk

Koronavirüs salgını sürecinde kulüpler futbolculara ücretlerini ödemiyor, futbolcuları ücretlerinde indirim yapmaya zorluyor.

İstanbul Barosu Tahkim Merkezi Başkanı Av. İsmail Altay ile aşağıdaki soruları tartıştık:

  • Futbolcular, kulüplerin indirim taleplerini kabul etmek zorunda mı?
  • Kulüpler sözleşmelerde tek taraflı değişiklik yapabilir mi?
  • Ücreti ödenmeyen futbolcular hangi hukuki yollara başvurabilirler?
  • TFF, kulüpler ve futbolcular arasında çıkacak sözleşmesel uyuşmazlıklara müdahale edebilir mi?
  • Futbolcular Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na başvurmak zorundalar mı?
  • Uyuşmazlık Çözüm Kurulu gerçek anlamda bir tahkim kurulu mu? Kurulun üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Sözleşmesel uyuşmazlıklar TFF Tahkim Kurulu önüne getirilmeli mi?
  • Futbolcu sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda devlet yargısına başvurulabilir mi?
  • TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı nedir? Üyeleri bağımsız ve tarafsız mı?
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Ali Rıza ve Diğerleri” kararı Türk spor tahkimi sistemini etkiler mi?
  • Türk spor tahkimi nasıl yapılandırılmalı?

Yayını Youtube’da izleyebilir, Soundcloud ve Spotify’da dinleyebilirsiniz.

mertyasar · Koronavirüs Salgını Sürecinde Futbol Tahkimi



2008 Spor Şurası “Spor Hukuku Ön Komisyonu Raporu” Hakkında Görüşlerim

Önceki yazımda, 2008 yılında düzenlenen Spor Şurası’ndan bahsetmiştim. Şura’nın spor hukuku ön komisyonunun hazırladığı raporu yayınlamıştım.

Bu yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi paylaşacağım.

Görüşlerimi ön komisyon raporunu ve raporun planını temel alarak kaleme almıştım.

Ön komisyon raporuna ilişkin görüşlerim eksik olabilir. Raporumu tekrar okurken eksikleri fark ettim. Bununla birlikte, öngörülerimin gerçekleşmesine üzüldüm.

Şura’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ön komisyon raporunun hukuka aykırılığı, dünya gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğu ortaya çıktı.

  • Futbolda şike, teşvik primi aldı başını gidiyor.
  • Kulüpler, (eski) yöneticilerine borçlu hale geldi. Kulüpler battı.
  • Spor tahkimi çöktü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ali Rıza ve Diğerleri Kararı ile tabuta çivi çakmaya başladı.
  • Doping konusunda dünyada ilk 5’teyiz. Uluslararası raporlarda sporcuların, kulüp yöneticilerinin, federasyon başkanlarının rüşvet görüşmelerini okuduk. CAS kararlarını okurken Türk sporunun yolsuzluğa kurban edildiğini öğrendik.
  • Sporda şiddet önlenemiyor. Bakanlar, valiler, emniyet amirleri, belediye başkanları işin içinde.

Daha birçok olumsuzluk sayabilirim.

2008 Spor Şurası’nda bütün bu riskler dile getirildi. Maalesef bu uyarılar Şura sonuç bildirgesinde yer bulmadı.

Görüşlerim yüzünden hep azınlık içindeydim. Azınlık kalmaya devam ediyorum. Eleştiren, uyaran, öneriler sunan bir avuç hukukçu olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Karar alma mekanizması içinde değilim. Bu çarkın içine girmeyeceğim. Yöneticiler değişse bile bu yolsuz düzen içinde farklı sonuçlar alınabileceğine inanmıyorum.

Vicdanım rahat. Konuşuyorum. Yazıyorum. Tartışıyorum. Öğreniyorum ve öğretiyorum. Görüşlerim değişiyor ama özü asla değişmedi, değişmeyecek. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük için düşünmeye, yazmaya devam edeceğim.

Aşağıdaki görüşleri -12 yıl önce kaleme alındığını göz önüne alarak- okumanızı ve değerlendirmenizi rica ediyorum.

Eleştiri, görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

– — – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

GİRİŞ

Her devlet, federasyonların veya liglerin yayın haklarının merkezi veya bireysel satışına ulusal rekabet hukukunu uygulamaktadır.

Her devlet, spor sektöründeki işverenle sporcu işçi arasındaki sözleşmelere kendi hukukunu uygulamakta ve kendi mahkemeleri bu uyuşmazlıkları çözümlemektedir.

Her devlette, doğal olarak, yerel mahkemeler, ulusal hukuku temel alarak spor sektörünün çeşitli aktörleri arasındaki uyuşmazlıkları çözmektedirler. Böylece bu alanda binlerce karar ve buna bağlı olarak içtihat oluşmuştur.

Avrupa’da bugüne kadar ulusal hukukun uygulanmasının sporun özerkliğine zarar verdiği iddia edilmemiştir.

Avrupa Birliği de sporla ilgili politika oluşturmaya başlamıştır. Avrupa Birliği’nin sporla ilgili özel yetkisi bulunmamaktadır. Ancak diğer alanlardaki yetkileri aracılığıyla spor sektörüne müdahale etmektedir.

Avrupa Adalet Divanı’nın sporla ilgili onlarca kararı bulunmaktadır. Ülkemizde bilinen “Bosman Kararı” dışında, mahkemenin sporcuların serbest dolaşımı ve rekabet hukukuna ilişkin diğer kararları dikkat çekmektedir.

Avrupa Komisyonu ve FIFA ile UEFA başta olmak üzere diğer uluslar arası federasyonlar arasında çok şiddetli tartışmalar yaşanmaktadır. Zira Avrupa Komisyonu ve Avrupa Adalet Divanı bu federasyonların sadece bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu gerçeği karşısında bunların Avrupa Birliği’ne ve Avrupa Birliği üyesi devletlere kendi kurallarını kabul ettirmelerine izin vermemektedir. Rekabet hukuku ve kamu düzeni açısından bu federasyonların birçok uygulaması Komisyon’a ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’na takılmaktadır. Son olarak, “Meca-Medina Kararı” Avrupa Birliği’nin, spor kurallarını, federasyonların kararlarını, uygulamalarını her somut olayın koşullarına göre değerlendireceğini ve uluslar arası federasyonların, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin sporun özel yapısını ileri sürerek kendi başlarına hareket etmelerini engelleyebileceğini göstermiştir.

Türkiye’de ise durum tam tersi bir istikamette ilerlemektedir. Siyasiler üzerine polemik yapılabilecek çeşitli sebeplerle sporun içinde yer almayı tercih etmektedirler. Spor camiası da özellikle vergi indirimi veya affı, kulüplere vergi kolaylığı sağlanması; kulüplere ve federasyonlara arazi, taşınmaz sağlanması; spor dışındaki sektörlerde çıkar elde edilmesi; devlet yargısına tabi olmama, istedikleri gibi kural koyma ve kendi kendilerini yönetme gibi nice sebeplerle siyasilerle iyi geçinmeye önem vermektedir.

Bugün devletin spora müdahalesinin özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülmekte; devletin federasyonlar ve kulüpler üzerindeki denetim faaliyetlerinin özerkliği zedelediği iddia edilmektedir. Bu iddialar sonunda ise dünyanın hiçbir devletinde rastlanmayan bir uygulama geliştirilmiş ve spor, devlet yargısına tabi olmaktan kurtarılmıştır.

Bunun sorumlusu elbette sadece federasyonlar, kulüpler değildir. Siyasiler ve GSGM, sporla ilgili uluslar arası gelişmeleri takip edecek, karşılaştırmalı hukuk çalışması yapacak bilgi birikimine sahip değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, İsviçre hukukuna göre sadece bir dernek olan FIFA ve UEFA’nın sözünden çıkamaz hale gelmiştir. Bu kuruluşlar, hükümet temsilcileri ile toplantı yapma, kendi düzenlemelerini kabul ettirme gücüne sahip olmuşlardır.

Federasyonların denetimi söz konusu olduğunda, usulsüzlük iddiaları üzerine soruşturma açılması tartışılmaya başlandığı vakit FIFA ve UEFA devreye girerek Türkiye Futbol Federasyonu’nun üyeliğinin askıya alınabileceği ve uluslar arası yarışmalardan men edileceği tehdidi ile federasyonu koruma gayreti içine girmektedirler. Oysa FIFA ve UEFA her sene devlet denetimine tabi olmaktadır. İsviçre polisinin usulsüzlük sebebiyle FIFA’nın belgelerine el koyduğu, başkanı ve bazı yönetim kurulu üyeleri, FIFA ile ortak çalışan bazı şirketler hakkında dava açıldığı gözden kaçırılmaktadır. Merkezinin bulunduğu ülkede rahat hareket edemeyen bir derneğin bir başka devletin spor yapısına, yürütme ve yargı yetkilerine karışması alışılmış ve kabul edilebilir bir durum değildir.

Türkiye’de spor hukuku, federasyonların ve kulüplerin kendi çıkarlarına göre yorumladığı; bu kuruluşların lobisi ve medyanın baskısı, siyasilerin ve bürokratların popülist yaklaşımları sebebiyle devletin gerekli düzenlemeleri yapıp tüm federasyonlara, kulüplere, sporculara uygulanabilecek bir sistem yaratamadığı bir düzeni ifade etmektedir. Daha iddialı bir deyişle, Türkiye’de spor hukuku, hukuksuzluğun bir görünümü halini almıştır.

Spor Şurası’nda ilk defa spor hukukunun tartışılacak olması, bu düzensizliğin önüne geçilmesi ve Türkiye’de spor hukukunun Avrupa ve Amerika’da vardığı seviyeye ulaşması için çok önemli bir adımdır.

Biz Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporunu, rapordaki sırayı takip ederek değerlendireceğiz. Gerekli gördüğümüz noktalarda tespitlerimizi yapacak, eleştirilerimizi paylaşacağız. Bazı noktalarda önerilerimizi sunacağız.

 

I-) Komisyonun Yapısı Hakkındaki Görüşlerimiz

Spor Hukuku Komisyonu’nun üyeleri incelendiğinde birkaç nokta dikkat çekmektedir:

1) Komisyonda Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsilen üç temsilci bulunmakta iken, diğer spor federasyonlarını temsilen sadece bir üyenin (Prof. Dr. Nadi Günal) yer alması ilginçtir. Türkiye’de 58 spor federasyonu bulunmaktadır. Bu federasyonların çoğunluğu ise bireysel spor federasyonlarıdır. Bu federasyonların hiçbirinden temsilci çağırılmazken, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan üç üye davet edilmesi ve bu üyelerden birinin başkan yardımcılığına getirilmesi, ilk bakışta bu komisyonun futbol ağırlıklı bir rapor hazırlayacağı, futbolun tartışmalarda baskın olacağı izlenimi uyandırmaktadır. Zira raporun içeriğine bakıldığında da tartışmaların daha çok futbol odaklı olduğu görülmektedir.

2) Spor hukukunun tartışılacağı bir komisyonda kurum ve kuruluşların isimlerine dikkat etmek gerekir.

Birkaç yıldan beri Türk spor camiası, merkezi Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi (İngilizce kısaltması CAS, Fransızca kısaltması TAS) ile ilgili haberleri, yorumları takip etmektedir.

Bugün iki Türk hukukçu bu mahkemede hakem olarak görev almaktadır. Bu hukukçular spor hukuku komisyonunun üyeleri arasındadırlar.

Bu mahkemenin adı medyada olsun, bilimsel toplantılarda olsun, hatta kanun ve yönetmeliklerde bile yanlış dile getirilmektedir. Bu mahkemenin adı komisyon üyelerinin tanıtımında da “Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi” olarak zikredilmiştir. 

Bu mahkemenin İngilizce ismi Court of Arbitration for Sport’tur. Fransızca karşılığı ise Tribunal Arbitral du Sport’dur. Bu iki isim aynı anlama gelip, Türkçe karşılığı Spor Tahkim Mahkemesi’dir.

Bu mahkeme sadece uluslar arası spor uyuşmazlıklarını çözümlemekte yetkili olmayıp, ayrıca İsviçre’deki spor uyuşmazlıklarında da yetkili kılınabilmektedir. Diğer bir deyişle, İsviçre hukukuna göre kurulmuş olan bu tahkim mahkemesi, yerel uyuşmazlıkları da çözümlemektedir.

Yukarıdaki teknik açıklamaya gerek olmaksızın, mahkemenin ismi ile sınırlı kalınsa bile, doğru tercümenin “Spor Tahkim Mahkemesi” olduğu açıktır.

Spor Şurası esnasında ve Şura’nın ardından basılacak raporlarda ve bu raporların bir araya getirilerek kamuoyunun bilgisine sunulacak kitaplarda, en önemlisi Türk mevzuatında söz konusu mahkemenin doğru adlandırılmasına özen gösterilmelidir.

II-) Komisyonda Görüşülmesi Planlanan Ana Başlıklar ile İlgili Görüşümüz

Spor Hukuku Komisyonu, spor hukuku ile ilgili konuların “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulmuştur.

Spor hukuku ile ilgili önerilen ana başlıklar spor hukukunun konuları dikkate alındığında çok dar kapsamlıdır.

Komisyon ise spor hukukunu dar ve geniş anlamda spor hukuku olarak iki sınıfa ayırmış; bu ayırım uyarınca alt başlıkları belirlemiş ancak bu noktaların çok azı komisyon tarafından tartışılmıştır.

Sporcuların haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen kurallar;

  • Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemleri, yükümlülükleri ve sorumlulukları;
  • Fair Play;
  • Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkı;
  • Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutu;
  • Profesyonel spor aktörlerinin hakları ve ilişki düzenlemeleri;
  • Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkiler

Tartışılmamıştır.

Aynı şekilde, kanımızca “Spor ve Kadın Hakları”, “Spor ve Çocuk Hakları”, “Spor ve Engelli Hakları”  başlıkları da komisyon tarafından tartışılmalıydı.

Yukarıda belirtilen başlıkların bazılarının tartışılmamasının sebebi olarak, söz konusu konularla ilgili başka komisyonların varlığı ileri sürülebilir. Ancak söz konusu iddia, spor hukuku komisyonunun raporu incelendiğinde gerçekçi olmayacaktır.

Komisyonda “doping” ve “sporculara burs” gibi konular tartışılmıştır. Aynı konular Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu ve Spor Kültürü ve Sporla Eğitim Komisyonu tarafından incelenmiştir. Hatta Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu dopingle ilgili olarak ulusal düzeyde yapılması gereken hukuki düzenlemelerle ilgili çarpıcı öneriler sunmuştur. Spor hukuku komisyonunun raporunda aynı ölçüde tespit ve önerilerin yer almadığı görülmektedir. Bu durum da komisyonlar arasında iletişim olmadığını, belli bir sistem izlenmediğini göstermektedir.

Her ne kadar Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu, sporun sosyal güvenlik boyutunu incelemiş olsa da, sporcuların, antrenörlerin, teknik görevlilerin sigortalanması dışında iş hukukuna ve sendika hukukuna ilişkin çok büyük sorunlar bulunmaktadır. Spor hukuku komisyonunun iş hukuku ve sendika hukukuna dair hiçbir tartışma yapmaması dikkat çekicidir.

III-) Komisyonun Çalışma Yöntemi ile İlgili Görüşlerimiz

Spor Şurası’nın Internet sitesinin ana sayfasında Spor Şuraları “sporda gelişmişlik düzeyini yakalamak için geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak amacıyla gerçekleştirilen ve Türk spor kamuoyunu bir araya getiren büyük spor buluşmaları” olarak tanımlanmaktadır.

Spor hukuku alt komisyonu, geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak için sadece iki gün tartışabilmiştir.

Komisyon üyeleri, komisyonun kurulmasından  (21 Mayıs 2008) alt komisyon toplantısına (18-19 Haziran 2008) kadar bir aydan kısa bir süre içinde hazırlık yapmak, görüşlerini belirlemek, gerekirse çalıştıkları kurumlardan görüş almak zorundaydılar.

Sayın Murat Başesgioğlu ve Sayın Mehmet Atalay, bu Şura’da alınacak kararların mutlaka uygulamaya konulacağını belirtmelerine rağmen, Şura’nın hazırlık sürecinin gereği gibi düzenlenmediği açıktır.

Alt komisyon toplantısının sadece iki güne sıkıştırılması uygun olmamıştır. Karşılıklı görüş alışverişinden sonra komisyon üyelerinin tartışılan konular üzerine kendi raporlarını hazırlaması beklenmeliydi. Bu raporların yeniden tartışılarak alt komisyon raporunun, içeriği zengin ve her görüşün gerekçeleriyle birlikte kamuoyuna sunulması gerekirdi.

Aynı şekilde, alt komisyon raporlarının yayınlanmasından sonra GSGM, federasyonlar, kulüplerin yanında antrenör, hakem ve sporcu dernekleri; BESYOlar başta olmak üzere sporla ilgili araştırma yapılan üniversiteler, merkezler, enstitüler gibi eğitim kurumları ile sivil toplum örgütlerine bu raporlar hakkında görüşlerini açıklamaları için uygun süre verilmeliydi. Bu raporlar bütün ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilmeliydi.

Komisyonların üyeleri tarafından ele alınan ve alınmayan bütün konular bilimsel toplantılarda, açık oturumlarda tartışılmalı; böylece kamuoyunun bilinçlenmesi ve Şura kapsamındaki konuların en detaylı biçimde irdelenmesi için gerekli ortam oluşturulmalıydı.

Şura alt komisyonlarının raporlarının değerlendirilmesi büyük zaman almaktadır. Bu raporlarda ileri sürülen görüşlerin, önerilerin tek tek tartışılması; eleştiri ve önerilerin ortaya konması için yeterli zaman bulunmamaktadır.

Diğer önemli bir olumsuzluk ise federasyonlar açısından söz konusu olmuştur. Şura’da alınacak kararları uygulayacak olan kurumlar federasyonlardır. Geçmiş uygulamalardan ders çıkaracak ilk kurumlar da federasyonlardır.

Federasyonların bu Şura’ya gerektiği gibi hazırlanamayacaklarını tahmin etmek hiç güç değildir. Çoğu federasyon, Olimpiyat Oyunları’ndan sonra seçim telaşı içine girmiştir. Genel kurul hazırlığı yapan federasyonların yönetimlerinin bu Şura’ya gereği gibi hazırlanmaları çok zordur. Federasyonların yöneticilerinin Şura’da eksiklerini ortaya koyup koltuklarını tehlikeye sokma riskini bertaraf etmek isteyecekleri ve soyut görüşler ileri sürecekleri kesindir. Şura’ya kadar yapılan seçimlerle yönetimi elde eden kurulun ise federasyonun yapılanması ile vakit harcarken ayrıca Şura’ya hazırlanmaları çok zordur. Bu Şura’da ancak kış sporları ve olimpik olmayan sporların federasyonları layıkıyla hazırlık yapma şansına sahip olacaklardır.

Biz, kendi inisiyatifimizle bu raporu hazırlıyoruz. Raporumuzda ele alacağımız noktaların, ileri sürdüğümüz eleştiri ve önerilerin Şura’da ele alınacağı umudunu taşıyoruz.


IV-) Hukuk ve Spor Hukuku Hakkında Yapılan Genel Tespitlerle İlgili Görüşlerimiz

Raporda yer alan “ortadan kaldırıcı norm” ile neyin kast edildiği anlaşılmamıştır.

Spor hukukunun doğumu ve “lex sportiva” ile ilgili açıklamaların yapıldığı bölümde, spor hukukunun önde gelen uzmanlarının “Dünyada devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” olmak üzere iki hukuk düzeni olduğuna dair iddialarına yer verilmiştir.

Bu iddia, spor hukukunun salt federasyonlar ve kulüpler bakımından ele alınması durumunda geçerlidir.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, sporun özel yapısını kabul etmekte ancak bunun ayrı bir hukuk düzeni olduğu fikrini benimsememektedir. AB ve devletler, sporu kendi hukuk düzenleri içinde değerlendirmekte ve sporun ayrı bir düzeni olduğu fikrine karşı çıkmaktadırlar. AB Komisyonu’nun sporla ilgili muafiyet getirilmesi talebini reddetmesi, söz konusu karşı duruşun en açık göstergelerinden biridir.

– Rapora göre, dar anlamda spor hukuku “spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını” da incelemektedir. Bu ifade ile neden bahsedildiği anlaşılmamaktadır.

– Raporda, geniş anlamda spor hukukunun kapsamı içinde “Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumun” yer aldığı açıklanmıştır.

Bu önlem ve kurumlar nelerdir? Komisyon tarafından bu noktalar neden tartışılmamıştır?

– CAS ile ilgili açıklamalar yanıltıcıdır. Raporda, “bu mahkeme(nin) spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru mercii (olduğu)” iddia edilmektedir.

Bu ifade yanıltıcıdır.

Raporda bu mahkemenin sanki bütün spor uyuşmazlıkları için ilk derece mahkemesi veya temyiz makamı olduğu ileri sürülmektedir. Bu ifade hem uluslararası hem de ulusal spor uyuşmazlıkları açısından doğru değildir.

Ulusal spor uyuşmazlıkları, devletlerin kendi yargı makamları tarafından çözümlenmektedir. CAS, bu uyuşmazlıklar açısından doğrudan görevli değildir. Aynı şekilde, asıl amacı uluslar arası uyuşmazlıkları çözümlemek olan CAS’ın yetkisi bütün uluslararası federasyonlar tanınmamakta, tanıyanlardan bazıları ise dar kapsamda bu yetkiyi kabul etmektedirler.

Aşağıda, CAS’ın yetkisi ile ilgili çeşitli ayırımlar yapılmıştır:

A) Uluslararası Federasyonlar Açısından Genel Bakış

1) CAS’ın Genel Yetkisini Tanıyan Federasyonlar

Çeşitli federasyonlar, statülerinde CAS’ın genel yetkisini tanımışlardır. Uluslar arası Binicilik Federasyonu (md. 35), Uluslar arası Yüzme Federasyonu (md. 25), Uluslar arası Basketbol Federasyonu (md. 36), Uluslar arası Triatlon Federasyonu (md. 19/I), Uluslar arası Atletizm Birliği (md. 15/I), statülerinden doğacak her türlü uyuşmazlığın çözümünde CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

2) CAS’ın Genel Yetkisini Belirli Alanlar Dışında Tanıyan Federasyonlar

FIFA (Statü md. 60-61) ve UEFA (md. 61-62) CAS’ın yetkisini kural olarak tanımışlardır. Bununla birlikte, oyun kurallarının ihlallerine ilişkin kararlar ile 4 veya daha az maç ya da 3 ay veya daha az süreli hak mahrumiyeti kararlarına karşı CAS’a başvuru söz konusu olamayacaktır.

3) CAS’ın Yetkisini Belli Uyuşmazlıklar İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Bisiklet Federasyonu, (UCI) statüsünün 85’inci maddesinde uyuşmazlıkların çözümü düzenlenmiştir.

Bu madde ile, UCI’ye karşı açılacak davalar açısından prensip, UCI’nin merkezinin bulunduğu kanton mahkemesinin görevli olmasıdır.

Bununla birlikte, özellikle doping kontrolüne ilişkin yönetmelik olmak üzere, yönetim kurulu tarafından düzenlenen yönetmeliklerde CAS’a başvurunun öngörülebileceği kabul edilmiştir. Örneğin, UCI’nin “Bisiklet Sporu Yönetmeliği”nin 2.15.032 maddesinde, lisans verilmemesine ilişkin kararlara karşı CAS’a başvurulabileceği öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, UCI’ye karşı CAS’a başvurulabilmesi için, UCI’nin ilgili yönetmeliklerinde bu yetkiyi veren açık hüküm bulunmalıdır. UCI’nin faaliyetlerinden doğan bütün uyuşmazlıklara karşı CAS’a başvuru söz konusu değildir.

4) CAS’ın Yetkisinin Disiplin Uyuşmazlıklarıyla Sınırlı Olduğunu Kabul Eden Federasyonlar:

Uluslar arası Kayak Federasyonu, Uluslar arası Güreş Federasyonu, Uluslar arası Jimnastik Federasyonu’nun düzenlemeleri bu tür görev kurallarına örnek oluşturmaktadır.

5) CAS’ın Yetkisini Sadece Doping Olayları İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Voleybol Federasyonu (FIVB), bünyesinde Uluslar arası Voleybol Mahkemesi kurmuş ve federasyonun kararlarından doğan bütün uyuşmazlıkların çözümünde bu mahkemeyi yetkili kılmıştır (Statü md. 2.7.2) Bununla birlikte, dopingle ilgili kararların temyizi için CAS’a başvurulabileceğini öngörmüştür.

6) CAS’ın Yetkisini Hiçbir Şekilde Kabul Etmeyen Federasyonlar:

Doping dahil hiçbir uyuşmazlığın halli için CAS’ın yetkisini kabul etmeyen ve başka yetkili makam belirlemiş federasyonlar da mevcuttur.

Uluslar arası Otomobil Federasyonu, sporla alakalı tüm uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Uluslar arası Temyiz Mahkemesi’ni yetkili kılmıştır. Bu federasyon CAS’ın yetkisini tanımamakta ısrar etmektedir.

B) Ulusal Düzenlemeler Açısından CAS’ın Yetkisi

7) CAS’ın Genel Yetkisini Kabul Eden Ulusal Federasyonlar

İsviçre Futbol Federasyonu (Statü md. 7) ve İsviçre Buz Hokeyi Federasyonu (Statü md. 40), CAS’ın genel yetkisini kabul etmişlerdir.

8) CAS’ın Yetkisini Doping Alanında Kabul Eden Ulusal Olimpiyat Komiteleri

İsviçre Olimpiyat Komitesi (Swiss Olympic) (Statü md. 20.2.1), ve İtalya Olimpiyat Komitesi, disiplin kurullarının verdiği kararlara karşı CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

ABD Olimpiyat Komitesi ise iki aşamalı tahkim sistemi getirmiştir. Karara karşı önce American Arbitration Association’a başvurulmaktadır. Bu kuruluşun verdiği karara karşı ayrıca CAS’a başvurulabilmektedir.

9) Ulusal Anlamda Kendi Tahkim Mahkemelerini Kuran Milli Olimpiyat Komiteleri

İtalya Olimpiyat Komitesi bünyesinde kurulan tahkim mahkemesinin dopingten doğan uyuşmazlıklar dışında genel yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, yerel mahkemelere başvuru da mümkündür.

Fransa Olimpiyat ve Spor Komitesi bünyesinde kurulan Tahkim Dairesi ise sadece sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar bakımından yetkilidir. Tarafların bu kuruluşun yetkisini tahkim şartı, tahkim sözleşmesi ile kabul etmiş olmaları gerekmektedir. Bunun dışında tüm uyuşmazlıkların çözümünde idare mahkemeleri yetkilidir.

Almanya’da kurulan Spor Tahkim Mahkemesi de doping dahil sporla ilgili her türlü uyuşmazlığın çözümünde genel yetkiye sahiptir.

Sonuç:

Türkiye’de çeşitli kesimlerin iddia ettiğinin aksine, CAS,  uluslar arası federasyonlar ve ulusal spor kuruluşlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde kesin yetkili değildir. CAS’ın yetkisi açısından çok farklı uygulamalar söz konusudur.

CAS’ın yetkisini tanıyan kuruluşlar açısından ise ortak özellik, CAS’ın yetkisinin sözleşmeye dayanmasıdır. Federasyonların, milli olimpiyat komitelerinin statülerinde, yönetmeliklerinde CAS’ın yetkisini tanıyan hükümler bulunmaktadır. Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların ve milli olimpiyat komitelerinin CAS’ın yetkisine yönelik bu düzenlemeleri tahkim şartı olarak kabul edilmektedir. Sporcular söz konusu federasyonların ve komitelerin üyesi olmasalar da dolaylı ilgi kurularak sporcuların da bu düzenlemelere tabi oldukları benimsenmektedir. Lisanslarda yer alan atıflar aracılığıyla bu ilgi somutlaştırılmaktadır.

Şu husus da unutulmamalıdır: Dünyada Türkiye dışında CAS’ın yetkisini kanunla tanıyan ve kendi yargı makamlarının yetkisini ortadan kaldıran başka devlet yoktur. Kanun koyucu, milli irade iki İsviçre derneğinin baskısıyla kendi yargı makamlarının yetkisini tanımamaktadır. Bu husus gerçekten kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

V-) Görüşülen Konular, Komisyon Kararları ve Karşı Görüşlerle ile İlgili Eleştirilerimiz, Önerilerimiz

Bu bölümde komisyon raporunda tartışılan konular sırasıyla takip edilecektir. Ardından, raporda yer almayan ancak tartışılmasını gerekli gördüğümüz hususlara değinilecektir.

1) Tanımlar

Raporda sporcu tanımının, sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması önerilmiştir. “Sporcu kişilik” ifadesi hukuki değildir. Ayrıca “sporcu kişilik” ifadesi genelde “Fair Play” ilkesine uygun davranan kişilerin karakteri için kullanılmaktadır. Bu ifadenin belki “sistemli, devamlı şekilde spor yapan” şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

– Sporcuların lisanslar kademelendirilerek spor yapan kişi, lisanslı sporcu, üst düzey sporcu olarak üçlü ayrıma tabi tutulması önerilmiştir.

Bu ayrımın, Avrupa Birliği bünyesinde hazırlanan raporlar dikkate alınarak, spor yapan kişi, amatör sporcu, profesyonel sporcu ve üst düzey (elit) sporcu olarak yapılması uygun olacaktır. Zira lisanslı sporcular arasında amatör ve profesyonel sporcu ayrımı çok önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu sebeple alt ayrımlara başvurmak yerine ilk başta amatör ve profesyonel sporcuların ayrı sınıflara dahil edilmesinde fayda vardır. Komisyonca önerilen “Spor Kodu”nun kaleme alınmasında bu ayırım temel alınmalıdır.

Amatör ve profesyonel sporu ayırımında, profesyonel sporcunun bağımlı olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Zira bu ayırım, hizmet (iş) sözleşmesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmaması açısından önem arz etmektedir.

Biz aşağıdaki ayrımı öneriyoruz:

  • Amatör sporcu: Profesyonel anlamda bir faaliyet göstermeyen sporcu
  • Bağımsız profesyonel sporcu: Bu sporcunun mesleği spordur. Faaliyetlerini bir işverene bağlı olmadan yerine getirmektedir.
  • Bağımlı profesyonel sporcu: Spor mesleğini hizmet sözleşmesi kapsamında yürütmektedir.
  • Üst düzey (elit) sporcu: Uluslar arası yarışmalara katılan, milli takımda oynayan / oynama ihtimali bulunan ve derece yapması muhtemel sporcu

Bu ayrımda belirtilen sınıfların tanımlarının açıkça yapılması gerekir.

Profesyonel sporculara ilişkin hukuki sorunlarla ilgili kanun ve yönetmelikler hazırlanmalıdır. Profesyonel sporcuların transferlerine ilişkin yönetmelikler genelde kulüpleri koruma amaçlı kaleme alınmıştır. Bu yönetmeliklerin, talimatların Türk mevzuatına uygun hale getirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki,  uluslar arası spor federasyonlarının talimatları devletleri bağlamaz. Bu düzenlemeler, devletlerin taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler değildir. Ancak tarafların kabul etmesi halinde iç hukuka dahil olurlar. Bununla birlikte, sporcular açısından Borçlar Kanunu, antrenörler ve diğer teknik görevliler açısından ise İş Kanunu’nun hükümleri genel olarak nisbi emredici hükümlerdir. İşçi lehine değiştirilebilir ancak işçi aleyhine değiştirilemez. Bu kuralların doğrudan uygulanan kurallar olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Türk sporcuların sözleşmesel sorumlulukları, transferleri Türk hukukuna tabidir. Uzlaşma kurullarının, yönetim kurullarının ve GSGM Tahkim Kurulu’nun bu özelliği göz önünde tutmaları gerekir.

2) Eğitim

a) Raporda, Anayasada yer alan “Devlet başarıyı sporcuyu korur” hükmü uyarınca sporculara burs verilmesi, üniversiteye girişte daha düşük puanla fakültelere giriş imkanı tanınması gibi pozitif ayırımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Başarılı sporcu” kavramının geniş biçimde düzenlenmesi gerekir. Çeşitli kanunlara ve GSGM’nin yönetmelikleri dikkate alındığında, başarılı sporcu kavramının çok dar tanımlandığı fark edilmektedir.

–  5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun:

Bu kanunun 2’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başarılı sporcu, müsabakaların yapıldığı dönem itibariyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor dallarının büyükler kategorisinde; olimpiyat oyunlarında, Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ferdi ya da takım sporlarında takım halinde birinci, ikinci ve üçüncü olan amatör sporculardır

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise katılımcı ülkeler ve yarışma kategorisi itibariyle birinci fıkra kapsamına girmekle birlikte belirli nüfus veya sosyal gruplar ya da meslekler ile sınırlı olarak düzenlenen oyun veya şampiyonalar ile bu oyun veya şampiyonalarda alınan derecelerin kanunun kapsamı dışında olduğu öngörülmüştür.

Bu kanun ile sporculara “sporcu şeref aylığı” bağlanması ve “devlet sporcusu unvanı” verilmesi öngörülmüş ancak devlet sporcusu unvanı verilmesi açısından ikinci bir ayrım yapılmıştır. Bu unvan ancak Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor branşlarının büyükler kategorisinde yapılan olimpiyat oyunlarında veya Dünya şampiyonalarında ferdi spor dallarında birinci olanlara, takım veya takım tasnifi yapılan spor dallarında takım halinde ilk üçe giren sporculara ve Avrupa şampiyonalarında final oynayan milli takım sporcularına verilebilecektir.

Sporcu şeref aylığı alabilecek olup devlet sporcusu alamayacak bir grup bulunmaktadır. Olimpiyat Oyunlarında ikinci ve üçüncü, Avrupa Şampiyonalarında üçüncü olan sporcular devlet sporcusu unvanı alamayacaklardır.

Görüldüğü üzere, olimpik olmayan sporlarda derece yapan sporcuların kanun uyarınca ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Aynı şekilde, olimpik veya olimpik olmasın, yıldızlar, gençler dallarında Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ilk üçe giren sporcular bu kanunun kapsamına girmemektedirler. Gençlik Olimpiyatları, Dünya Üniversite Sporları Federasyonunun şampiyonları da aynı şekilde kapsam dışında bırakılmıştır.

Son olarak ise, profesyonel sporcular kapsam dışındadır.

Sporcular arasında bu şekilde ayırım yapılması doğru değildir.

– Spor Hizmet ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik:

Bu yönetmeliğin amacı; ulusal ve uluslararası spor hizmet ve faaliyetlerinde üstün başarı gösteren sporcular ile bunların kulüpleri, teknik direktörleri ve antrenörleriyle başarıda emeği geçen diğer spor elemanlarına ayni veya nakdi ödül verilmesine dair esas ve usulleri düzenlemek olarak ifade edilmiştir.

Burada da uluslar arası yarışmalardaki dereceler açısından olimpik branşlar ile olimpik olmayan branşlar arasında ayırım yapılmaktadır. Olimpik olmayan branşlarda başarılı olan sporculara, olimpik spor dallarında derece alan sporculara verilen ödülün 1/5’inden daha az ödül verilmektedir.

Ulusal yarışmalarda ise sadece olimpik spor dallarında başarı elde eden sporculara ödül verilmektedir. Olimpik olmayan branşlarda faaliyet gösteren sporcuların ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Bu ödül yönetmeliğinde futbol branşına ayrı bir düzenleme getirilmesinin sebebi ise anlaşılmamaktadır.

– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Müşavirleri Atanma ve Çalıştırma Yönetmeliği

Bu yönetmelikle, Olimpiyat şampiyonluğu veya olimpik spor dallarından birinde büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananların spor müşaviri olarak atanmaları ve çalıştırılmalarına ilişkin esas ve usulleri belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere, burada da olimpik sporları dikkate alınmış ve ancak Olimpiyatlarda şampiyonluk veya olimpik spor dallarından birinde sadece büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananlara bu imkan tanınmıştır.

–  Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelik

Bu yönetmelikle, uluslar arası spor yarışmalarında Türkiye’yi temsil eden sporculara,  milli sporcu belgesi verilmesiyle ilgili usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Bu yönetmelikte “uluslar arası spor yarışmaları” ise yine oldukça dar kaleme alınmıştır.

Bu yönetmeliğe göre uluslar arası spor karşılaşmaları;

Yurt içinde veya yurt dışında yapılan;

a) Olimpiyat oyunları,

b) Dünya şampiyonası,

c) Avrupa şampiyonası,

 ç) Akdeniz oyunları,

d) Karadeniz oyunları,

e) Güney doğu Avrupa ülkeleri oyunları,

f) Üniversiade oyunları,

g) Dünya ve Avrupa gençlik olimpik festivali,

ğ) Uluslar arası Askeri Sporlar Konseyince (CISM) her dört yılda bir yapılan dünya askeri oyunları ile her sene yapılan Avrupa ve dünya şampiyonaları,

h) Uluslar arası federasyonlarca düzenlenecek olimpiyatlara katılmayı hedefleyen  kalifikasyon ve kota müsabakaları,

Olarak belirlenmiştir.

Burada da yine olimpik sporlar ağırlıklı bir derecelendirme söz konusudur. Ayrıca her ne kadar amaçta “uluslar arası spor karşılaşmaları” ifadesine yer verilse bile, federasyonların “milli takım” oluşturarak katıldığı diğer şampiyonalarda yarışan sporcuların “milli sporcu” statüsünü elde etme şansları bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Balkan Şampiyonası’na katılan sporcuların milli sporcu belgesi almaları mümkün değildir.

İlgili yönetmelik kapsamına girmeyen ancak federasyonların çağırısı ile “milli takıma” alınıp yarışmalara katılan sporcular aleyhine ayrımcılık yapılmaktadır.

Bu düzenlemenin garip bir yanı vardır. Zira, bu yönetmeliğe göre milli sporcu sıfatını elde edemeyecek sporcular, federasyonlarının programı dahilinde bulunan şampiyonalara ve bu şampiyonalara hazırlık kamplarına katılmak zorundadırlar. Bu kamplara katılmayan sporculara yarışmalardan men cezaları verilebilmektedir. Bir sporcu “milli sporcu” olmayacaksa, bu “milli takım”larda yer almasının, okulundan veya işinden ayrı kalmasının mantığı nedir?

Yönetmelik kapsamında yer almayan şampiyonalarda derece alan sporcuların durumu daha acı vericidir. Açılış törenlerinde Türkiye’nin bayrağını taşıyan, ilk üçte yer alması durumunda madalya töreninde bayrağın göndere çekilmesini sağlayan, birinci olması durumunda ise İstiklal Marşı’nı tüm salona, stada dinlettiren bu sporcular “milli sporcu” belgesi alamamaktadırlar.

Kanımızca, federasyonlarının “milli takım” adı altında katıldıkları turnuvalarda, şampiyonalarda yer alan tüm sporcular “milli sporcu” olarak kabul edilmeli ve bunlara ilgili belge verilmelidir. Bununla birlikte, sporcuların belli avantajlardan yararlanmaları için ek şartların getirilmesi doğal olacaktır.

SONUÇ:

Başarılı sporcu” kavramı Türk spor sisteminde muğlak ve eksik bir kavramdır. Ancak çok büyük turnuvalarda derece elde eden sporcuların mevzuat uyarınca “milli sporcu” ve “başarılı sporcu” olduğu kabul edilmektedir.

Komisyon raporunda başarılı sporculara burs verilmesi önerisi bu anlamda çok muğlaktır. Komisyon bu ifadeyle hangi sporcuları amaçlamaktadır?

5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanunun geçici birinci maddesinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından 2012 olimpiyat oyunlarına hazırlanmak amacıyla olimpik ve paralimpik spor dallarında en az yıldızlar seviyesinde olmak kaydıyla seçilecek 1000 sporcu yetiştireceği öngörülmüştür.

Bu sporculara başarılı sporcu denebilir mi? Burs imkanlarından öncelikle bu sporcular mı faydalanacaklardır?

Görüldüğü üzere, “başarılı sporcu” kavramının içi boştur. Bu kavramla ilgili sübjektif tanımlamalar ve kurumdan kuruma değişecek uygulamaları engellemek için geniş kapsamlı bir tanım oluşturulmalıdır. Kanımızca başarılı sporcu kıstası yerine “üstün nitelikli sporcu” veya “elit sporcu” kıstası kabul edilmelidir. Zira elit sporcular o güne kadar derece alamamış olsalar bile gelecekte derece alması muhtemel sporculardır. Kulüpler, federasyonlar, devlet o sporculara uzun vadeli yatırım yapmaktadırlar. Bu sebeple çıkış noktasının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca üniversitelere girişte düşük puan uygulaması ve burs imkanları yetersizdir. Başarılı sporcuların ortaokul ve lise dönemindeki gelişimi önem taşımaktadır. Bu sebeple kolejlere ve Anadolu liselerine girişte başarılı, bize göre elit sporculara aynı imkanlar sağlanmalı ve bunların düşük puanla, burslu olarak özellikle kolejlerde okumalarının önü açılmalıdır. Önde gelen kolejlerin spor faaliyetlerine yönelik imkanları tartışılamayacak kadar üstün niteliktedir.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur” düzenlemesinin amaca uygun olmadığı; devletin her türlü sporcuyu koruma yükümlülüğünün bulunduğu öngörülmelidir. Devlet genel olarak sporun yaygınlaştırılması ve bütün sporcuların korunması için gereken önlemleri almalı, faaliyetler göstermelidir.

Kanun koyucu ve GSGM’nin spor branşları arasında ayrım yapmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Bir spor branşının olimpik olup olmaması IOC’nin takdirindedir. IOC ise sadece o sporun yayılmışlığı ile ilgilenmemekte, sporun dünya çapında reyting alıp almayacağını, diğer bir deyişle ekonomik getirisini de dikkate almaktadır. Bir spor dalının IOC tarafından olimpik spor olarak kabul edilmesi veya IOC tarafından tanınması o spor dalını diğer spor dallarından üstün kılmamaktadır.

GSGM yöneticilerine bir soru sormak gerekir: Halter branşı, Türkiye’nin Olimpiyatlar’da madalya kazandığı ender spor dallarından biridir. Ancak son zamanlarda meydana gelen doping skandalları halterin Olimpiyat listesinden çıkarılma riskini ortaya çıkarmıştır. Halterin olimpik spor listesinden çıkarılması durumunda, Türkiye’nin haltere yaptığı yatırım azalacak mıdır?

Devlet sadece Olimpiyatlar’da başarı elde etme hevesine kapılmamalıdır. Sporla ilgili kalkınma planları, projeler hazırlanırken bütün spor dallarının geliştirilmesi ana hedef olmalıdır. Devletin amacı Olimpiyatlarda derece elde etmek değil, tüm spor branşlarında Avrupa ve Dünya çapında sporcu yetiştirmek; daha önemlisi, bütün toplumun spor yapmasına imkan tanımaktır.

Ayrıca devletin görevi, sporcuyu sadece derece aldıktan sonra ödüllendirmek değildir. Sporculara sosyal haklar, ekonomik güvence verilmelidir. Elit sporcular, spor kariyerleri sona erdikten sonra yaşamlarını devam etmekte zorlanmaktadırlar. Özellikle üniversite bitirmemiş, bir uzmanlık alanında gelişmemiş sporcular normal yaşama uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar. Bu sorunlarla karşılaşmamak için sporcuların kariyer sonrası eğitim almaları ve iş bulmaları için özel programlar öngörülmelidir. Sporcuların bir meslek edinmesi için üst seviye eğitim alması, bu eğitim için üniversiteye gitmeleri, mezun olduktan sonra bünyesinde yer alıp, sporu bıraktıktan sonra çalışabileceği kurumlar bulunmalıdır.

1940’lı yıllardan kalma spor yönetimi zihniyetinin değişmesi gerekmektedir. Bu sebeple, GSGM ve federasyonların öncelikle Avrupa devletlerinin spor yapılanmalarını dikkate alarak Türk spor sistemini yeniden kurmaları gerekir.

b) Raporda, “BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının yararlı olacağı” ifade edilmiştir.

Bu öneri nasıl hayata geçirilecektir?

Spor yöneticiliği alanında yetenek sınavının kaldırılması kanımızca gereklidir. Zira, aktif olarak spor yapsın veya yapmasın, spor yöneticisi olmak isteyen birinin fiziksel efor testlerine tabi tutulması gariptir. O kişinin yöneticilik vasıflarının gelişmesi amaçlanmaktadır. Derslerin niteliği de bu amaca uygun hazırlanmaktadır.

Rapordaki öneride ise, bu hususun fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlanmasının yararlı olacağı belirtilmiştir.

Burada “sporla uğraşmak” ifadesi “fiilen spor yapmak”, “lisanslı olarak müsabakalara katılmak” şeklinde mi anlaşılmalı; yoksa “fiilen spor sektörünün içinde yer almak” olarak mı kabul edilmelidir?

Bu husus” ifadesi ile “yetenek sınavı” mı yoksa “yetenek sınavının kaldırılması” mı belirtilmektedir?

Her halükarda bu önerinin uygulama kabiliyeti yoktur. Zira spor yöneticiliğinden mezun olan bir kimse elbette fiilen sporun içinde olacaktır. Mezun kimse, spor sektörünün bir elemanı haline gelecektir. Ayrıca yüksekokula girişte bu ayrım nasıl yapılacaktır? Mezuniyet sonrası verilecek bir kararın henüz yüksekokula giriş aşamasında taahhüt edilmesi mümkün değildir.

Söz konusu öneri, eşyanın doğasına aykırıdır. Daha açık hale getirilip, spor yöneticiliği için yetenek sınavının kaldırılması gerekmektedir.

c)

– Üniversitelerde Spor Hukuku

Spor Hukuku Anabilim Dalı kurulması için öncelikle bu konuda uzman akademisyenlerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Kanımızca, spor hukuku anabilim dallarının oluşumundan önce spor araştırma merkezlerinin, spor bilimleri enstitülerinin kurularak araştırmaya dayanan çalışmaların yapılmasının önü açılmalıdır. Belli sayıda bilimsel toplantı ve bilimsel eser meydana getirildikten sonra ilgili üniversitelerde söz konusu anabilim dalının açılmasına izin verilmelidir.

Anabilim dalı kurulmasından önce, bünyesinde hukuk fakültesi bulunan üniversitelerin sosyal bilimler enstitülerinde spor hukukunun yüksek lisans programı olarak açılması sağlanmalıdır. Çeşitli anabilim dallarındaki akademisyenler bu programda spor hukukunun kendi branşlarına giren konularında ders verebilirler.

Spor hukukuna ilişkin yüksek lisans ve hatta doktora tezlerinin yazılması konusunda öğrencilere destek verilmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler arasında iletişim sağlanmalıdır. Sık aralıklarla konferanslar, seminerler, yuvarlak masa toplantıları, atölyeler düzenlenmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler ve BESYOlar arasında işbirliği sağlanmalıdır. Spor hukuku dersleri uzmanlar tarafından verilmelidir.

Spor teşkilatı ile spor hukuku eğitimi veren hukuk fakülteleri arasında işbirliği sağlanmalıdır. GSGM ve federasyon hukukçularına bu üniversitelerin vereceği eğitim programlarına katılma yükümlülüğü getirilmelidir. Futbol dışındaki branşlarla pek ilgilenmeyen Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu ve GSGM İl Müdürlükleri aracılığıyla kulüplere, antrenörlere, sporculara spor hukuku eğitimi verilmelidir.

– Barolar ve Spor Hukuku

Baroların bünyesinde faaliyet gösteren Staj Eğitim Merkezleri’nde spor hukuku dersleri verilmelidir. Üniversitelerden farklı olarak, bu merkezlerde akademisyenler dışındaki uzmanların da rahatlıkla ders verebilmesi, spor hukuku uzmanlarının, avukatlarının rahatlıkla ders vermesi için önemli bir fırsat olacaktır.

Stajyer avukatların bitirme ödevi olarak spor hukuku alanına yönelmeleri de ancak Baro bünyesinde bu konuda derslerin, seminerlerin, konferansların düzenlenmesi ile mümkündür.

– Spor Hukuku Kütüphanesi

Türkiye’de genel olarak bilimsel eserlere ulaşımda büyük zorluklar yaşanmaktadır. Merkezi bir veritabanının bulunmaması; makalelerin veritabanlarına işlenmemesi bilimsel araştırmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır.

Türkiye’de spor hukuku henüz emekleme dönemindedir. Bu konuda bilimsel eserlerin sayısı çok azdır. Ancak bunların da takibi gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Spor hukukuyla ilgilenen hukukçuların, yazdıkları makalelerin, kitapların, genel olarak bilimsel eserlerin bir örneğinin TMOK bünyesindeki kütüphaneye gönderilmesi sağlanmalıdır. Böylece spor açısından Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan TMOK kütüphanesi, spor hukuku alanında çalışacaklar için eşsiz bir kaynak olacaktır.

Aynı uygulama BESYOlar bünyesinde yazılan tezler, bunlar tarafından dergiler açısından hayata geçirilmelidir.

d) Hizmet içi eğitimlerin yanında, federasyonlara, spor kulüplerine spor hukuku eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimlerin bir anda herkese yönelik olamayacağı gerçeği karşısında, eğitim materyalleri, dosyaları Internet sitelerinde yayınlanmalıdır.

Sporculara yönelik spor hukuku dersleri verilmelidir. Özellikle doping, kamplara davet ve milli takım seçimleri sporcuların en mağdur olduğu konuların başında gelmektedir.

3) Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi

– GSGM ve Spor Mevzuatı

GSGM’nin hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu çerçeve statü ve yönetmelikler çok sık değiştirilmektedir. Ayrıca sporla ilgili kanunlar veya spor hukukuyla bağlantısı olan kanunlar bizim “torba kanun” olarak nitelendirdiğimiz “Çeşitli Kanunların Değiştirilmesi Hakkında Kanun” olarak ortaya çıkan kanunlarla değiştirilmektedir. Bu durum, mevzuatın takibini neredeyse imkansız hale getirmiştir.

GSGM’nin sitesinde ise sporla ilgili mevzuatın tamamına ulaşılamamaktadır. Örneğin raporun yazıldığı Ekim ayının ortalarında GSGM’nin sitesinde 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun hala yer almamaktaydı. Bunun dışında, kanımızca GSGM’nin sitesinde de yer alması gereken Milli Eğitim Bakanlığı Spor Siteleri Yönetmeliği de spor mevzuatının içine işlenmemiştir.

GSGM’nin sitesindeki diğer bir eksiklik ise yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin ilgili yönetmeliklere yansıtılmamasıdır. Örneğin, Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapan yönetmelikler, ilk yayınlanan yönetmeliğin arkasına konmuştur. Oysa ilgili madde değişikliklerinin asıl metne yansıtılıp, yönetmeliğin son, güncel hali yayınlanmalıydı.

GSGM’nin sitesindeki yönetmeliklerin sıralaması karışıktır. Bir yönetmeliği bulmak için bütün yönetmeliklere tek tek bakmak gerekmektedir. GSGM sitesi içinde mevzuat için ayrı bir arama motoru konulmalıdır.

Kanun taslakları, kanun tasarıları da ayrıca GSGM’nin Internet sitesinde yayınlanmalıdır. Şu anda Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı, Türkiye Anti Doping Ajansı Kanun Tasarısı, Spor Yüksek Kurumu Kanun Tasarısı Taslağı hiçbir yerde bulunamamaktadır.

– Spor Kanunu Tasarısı

Raporda, Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususların halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer aldığı belirtilmiştir.

Bu kanun, uluslar arası gelişmelerin karşısında çok yetersiz kalmaktadır. Spor Kanununun hazırlığında karşılaştırmalı hukuk araştırması yapılmalı ve özellikle Avrupa Birliği üyesi devletlerinden hukuk sistemi bize yakın devletlerin spor mevzuatı dikkate alınmalıdır.

– Kod Önerisi

Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanması önerilmiştir.

Oluşturulması amaçlanan Spor Kodu geniş bir içeriğe sahip olmalıdır. Amatör sporlar, profesyonel sporlar, üst düzey sporlar, engelliler için spor, antrenörler, spor ajanları, hakemler, antrenman merkezleri, fiziksel faaliyetlerin öğretimi, spor kulüpleri, federasyonlar, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, GSGM, vergi, sosyal güvenlik, iş hukuku gibi konular bu Kod tarafından düzenlenmelidir. Bu Kod’un hazırlanmasında Avrupa Birliği düzenlemeleri ile AB üyesi devletlerin düzenlemeleri dikkate alınmalı; Kod, karşılaştırmalı bir çalışmanın ürünü olmalıdır.

Türk spor hukuku uygulamasında, futbolun hep ayrıcalıklı kılındığı görülmektedir. FIFA’nın futbol federasyonunun özerkliğini tehdit edeceğini iddia ettiği çoğu düzenleme Avrupa’nın diğer futbol federasyonlarına uygulanmaktadır. Avrupa’da futbol için özel mevzuat geliştirilmemiştir. Spor Kodu’nun hazırlanmasında bu anlamda Avrupa devletlerinin mevzuatlarının dikkate alınması ve “eşitlik prensibi” uyarınca her federasyonun bu Kod’a tabi olması sağlanmalıdır.

– Uluslar arası Mevzuatın Tercüme Edilmesi

Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi önerilmiştir.

Bir federasyon, bağlı olduğu uluslar arası federasyonun mevzuatını bugüne kadar tercüme ettirmemişse, bu federasyonun işlevinin ne olduğu tartışılmalıdır. Bununla birlikte, spor federasyonlarının çoğunda mevzuatın eksik yayınlandığı görülmektedir. Spor kuralları, uluslar arası federasyonların kuralları, federasyonun hazırladığı talimatların çoğu federasyonların Internet sitelerinde yer almamaktadır.

Bu tercümelerin ilgili federasyonların hukuk kurulları tarafından yapılması gerekir. Duruma göre, GSGM’nin uzman hukukçularından yardım alınabilir.

GSGM’de yabancı dil bilen hukukçu sayısının az olması durumunda, spor hukukuyla ilgilenen akademisyenlerden yardım alınabilir.

4-) Spor Kulüpleri

– Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı

Raporda, Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı’na değinilmektedir. Ancak bu taslağa ne GSGM, ne TBMM sitesinden ulaşılabilmektedir.

Raporda, bu taslaktaki bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşünün kabul edildiği açıklanmıştır. Peki komisyonun memnun olmadığı, eleştirdiği noktalar nelerdir? Söz konusu itirazın gerekçeleri nelerdir? Değişikliklerin hangi yönde olması istenmektedir?

– Yerel yönetimlerin ve gençlik ve il müdürlüklerinin kulüp kurmamaları

Raporda, yerel yönetimlerin ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri teorik olarak doğrudur. Devlet sadece hukuki ve siyasi altyapıyı hazırlamalı, denetim faaliyetini üstlenmelidir. Özel hukuk tüzel kişileri sporcuların yetiştirilmesinde rol oynamalıdır. Fakat Türkiye’nin şartları aksini gerektirmektedir.

Merkezi ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurması sorununu ikili ayrıma giderek incelemek gerekir.

Kanımızca merkezi yönetimin her halükarda spordan uzak durması gerekir. Bilindiği üzere, Polis Gücü, Maliyespor gibi spor kulüpleri profesyonel liglerde mücadele etmektedirler. Bu kulüpler, bağlı oldukları teşkilatın bütçesinden faydalanmaktadırlar. Bu bütçeyi de o teşkilatlara devlet vermektedir. Bu teşkilatlar ayrıca hizmetleri karşılığı “bağış” adı altında para alarak bunları kulübe aktarmaktadırlar. Bu uygulamanın sona erdirilmesi ve genel olarak İdare’ye bağlı kurum ve kuruluşların spor alanında rekabet etmemesi gerekir.

Yerel yönetim, spor alanlarının inşa edilmesi ve kulüplere destek için hareket etmelidir. GSGM il müdürlükleri sadece spor yönetiminden sorumlu olmalı, kurdukları spor kulüpleri aracılığıyla spor arenasında rekabet etmekten vazgeçmelidirler. GSGM İl Müdürlüğü, devlet imkanları ile diğer kulüplerin karşısına çıkmamalıdır.

Bununla birlikte, farklı spor dallarında faaliyet gösteren kulüplerin azlığı, çoğu kulübün yüksek üyelik ücreti istemeleri, malzeme masraflarını sporcuların karşılamak zorunda kalmaları spor yapmak isteyen kimselerin ilgili kulüplere başvurmalarını engellemektedir. Biz, bu olumsuzluğun ortadan kalkması, sporun geniş tabana yayılması amacıyla belediye ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin amatör spor kulüpleri kurmalarının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Söz konusu kulüplerin futbol, basketbol, voleybol gibi popüler sporlar dışında Türkiye’de federasyonu bulunan diğer spor dallarında da faaliyet göstermeleri zorunlu olmalıdır.

Bir hususu belirtmek isteriz. Bu kurumların faaliyet alanı sadece “amatör sporlar” ile sınırlı olmalıdır. Bugün belediyeler profesyonel liglerde de mücadele etmektedirler. Devlet olanakları, halktan alınan vergilerle profesyonel sporda mücadele etmek haksız rekabet oluşturmaktadır.

Ayrıca bu uygulama, belediyeleri asıl amaçlarından uzaklaştırmaktadır. Belediyeler, spor hizmetlerinde bulunmak zorundadırlar. Profesyonel spora aktarılan bütçenin amatör sporlara kaydırılması ile amatör sporların gelişimine, halkın spor yapabileceği alanların çoğalmasına büyük katkıda bulunulabilir. Profesyonel kulüpler borca batık faaliyette bulunurken, belediyelerin bu alanda rekabet etmesi eleştirilmelidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, belediyeler ile gençlik ve spor il müdürlükleri spor kulüpleri kurabilmelidir. Zira, ülkemizde spor kültürü çok gelişmemiştir. Futbol ve diğer birkaç popüler spor dalı dışında diğer spor dallarında faaliyet gösterecek spor kulübü henüz istenen sayıya ulaşmamıştır. Bu spor dallarının gelişimi ancak belediye ve il spor müdürlüklerinin kulüpleri ile mümkündür.

Raporda bir husus çok doğru teşhis edilmiştir. Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlükleri, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlüdür. Ancak uygulamada, bu hizmet, destek belli kulüplerle sınırlı kalmaktadır. Bu husus aşağıda, “Şike ve Haksız Rekabet” başlığı altında incelenmiştir.

– Spor Kulüplerinin Yönetimi

Profesyonel kulüplerin uzmanlar tarafından yönetilmesi için gerekli düzenlemeler getirilmelidir. Kulüplerin sadece kendi öz kaynakları ile yönetilmesi gerekli olup, bunların yöneticilere borçlanmaları engellenmelidir.

– Bağımsız Denetim Kuruluşları Tarafından Yapılacak Denetim

Raporda İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi önerilmiştir.

Bu öneri eksiktir.

Sadece kulüplerin değil, federasyonların da denetimi hem GSGM hem de dış denetim şirketleri tarafından yapılmalıdır. Her ne kadar spor federasyonları özel hukuk tüzel kişileri olsa bile, bunların kamu hizmeti ile sorumlu olmaları, aldığı kararlar ve verdikleri cezalarla kamu kudreti kullanmaları sebebiyle bunların GSGM tarafından denetlenmeleri gerekmektedir. Söz konusu denetimin özerkliği ihlal ettiği ileri sürülemez. Aksine, özerk kuruluşların kamu denetimine tabi olmaları Türk hukuk sisteminde olağan bir uygulamadır.

– Kulüplerde spor hukuku bilen elemanların çalıştırılması

Raporda, kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesinin uygun olacağı görüşü ortaya atılmıştır.

Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması yasal zorunluluk mu olacaktır? Türkiye’de bu konuda çalışan uzman hukukçu sayısının azlığı, buna karşın binlerce spor kulübünün varlığı dikkate alındığında bu öneri gerçekçi değildir.

Ayrıca “spor hukuku eğitimi” ifadesi çok geniştir. Bu eğitimin içeriği ne olacaktır? Bir yönetici spor hukuku eğitimi aldığını nasıl ispatlayacaktır?

Belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi fikri olumludur.

– Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi

İsim üzerindeki hakkın sadece il sınırları ile sınırlı kullanılabileceği önerisi kabul edilemez. İsim üzerindeki hak tüm ülke sınırları içinde korunmalıdır. Üstelik kulüp isminin bir marka olarak kullanılması durumunda komisyonun ilgili önerisinin hayata geçirilmesi çok büyük uyuşmazlıklara sebep verecektir.

Açıkçası bir kulüp isim ararken biraz yaratıcı olmalı, bulunduğu şehrin, içinde bulunduğu toplumun, faaliyet gösterdiği spor dalının özelliklerini kapsayan bir isim bulmaya çalışmalıdır.

– Futbol kulüpleri için ayrı düzenleme talebi

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Futbolun özelliği nedir? Diğer federasyonlardan farklı düzenlemeyi gerektirecek objektif sebepler nelerdir?

Spor Kulüpleri Kanunu Tasarısı Taslağı’nın söz konusu raporda değinilen düzenlemeleri futbolun özerkliğine müdahale niteliği taşımamaktadır. Futbol için ayrı bir düzenleme yapılmasına gerek yoktur.

Futbol Federasyonunun, profesyonel kulüpleri dikkate alarak itiraz ettiğini sanıyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri, söz konusu itiraza karşı ilginç bir görüş ileri sürmüşlerdir. GSGM temsilcilerine göre, Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanması uygun olacaktır.

Bu görüş sağlıklı değildir. Ayrıca bu gerekçe futbol için ayrı düzenleme yapılmasını gerektirmez.

Profesyonel ligler sadece futbol için söz konusu değildir. Basketbol, voleybol gibi takım sporlarında profesyonel ligler bulunmaktadır. Bu sebeple, tüm bu profesyonel ligleri kapsayan bir düzenlemeye gerek vardır.

Aşağıda da belirteceğimiz gibi, profesyonel ligler, federasyonlara bağlı takımlar ve sporcular açısından küçük bir azınlığı kapsamaktadır. Lisanslı sporcuların önemli bir kısmı amatör sporla uğraşmaktadır. Buna rağmen, profesyonel liglerde mücadele eden takımlar federasyona hakim olmaya çalışmaktadırlar. Bu kulüplerin sorunları, ihtiyaçları ve federasyonlardan beklentileri amatör dalların sorunları ve beklentilerinden çok farklıdır.

Bununla birlikte, özellikle seçimlerde profesyonel takımların delege sayısı açısından baskın çıktıkları ve yaklaşık on (10) kulübün ortak hareketiyle tüm federasyonun değişmesi gibi olumsuzluklara rastlanmaktadır. Delegeler açısından dağılım hem TFF hem de diğer federasyonlar açısından dengesiz oluşturulmuştur.

Biz, profesyonel ve amatör branşların ayrı ayrı yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Profesyonel liglerin, federasyonla işbirliği içinde ancak ayrı birer tüzel kişilik olarak örgütlenmesinin doğru olacağı kanısındayız. Elbette bu durum liglerin bağımsız olacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, yayın gelirlerinden sadece profesyonel lig ve kulüpler faydalanmayacak; bu gelirlerden belli bir miktar federasyona aktarılacaktır.

Türk spor sistemini önemli ölçüde değiştirecek bu önerinin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Böylece federasyonlar sadece o spor dalının gelişmesi için çalışacak ve profesyonel kulüplerin baskısından kurtulmuş olacaklardır. Profesyonel ligler ise kendi ihtiyaçları ölçüsünde hareket edeceklerdir.

Söz konusu sistem değişikliği profesyonel liglerin daha rahat hareket etmesini ve güçlenmesini sağlayacaktır. Bu gücün elbette karşı bir güç veya güçler tarafından kontrol edilmesi, dengelenmesi gerekir. Profesyonel liglerin hesaplarının devlet ve bağımsız denetim şirketleri tarafından kontrolü; sporcuların, antrenörlerin ve hakemlerin sendika kurmaları söz konusu gücü dengeleyebilecek atılımlar olacaktır.

Aynı şekilde spor federasyonlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların onların içinden çıkmış, bağımsızlığı ve tarafsızlığından şüphe duyulan kurullar yerine hakim teminatına sahip, bağımsız ve tarafsız hakimler veya hakemlerden oluşan mahkemeler tarafından çözümlenmesi gerekmektedir. Bugün yürürlükte olan sistem kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

– Spor Kulüpleri ile İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Amatör sporcularla kulüpler arasında üyelik ilişkisinin oluşturulması gerekmektedir. Amatör sporcular veya bunların velilerinin kulüp içinde söz hakkı olması; kulüplerin bunlara karşı belli yükümlülükler altında olması sağlanmalıdır. Bu amaçla, Kulüplerde veli ve sporcu komiteleri kurulmalıdır. Sporcu üyeler kulüplerin yönetimine katılmalıdırlar. Sporcu komiteleri, o kulüpte aktif, lisanslı spor yapan sporculardan oluşmalıdır.

– Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Kulüp yönetimlerinde kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. Kulüp yöneticilerinin en az % 20’sinin kadın olması gerekliliğine dair hükümler getirilmelidir. Kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Kulüp yöneticileri için yaş sınırı getirilmelidir.

– Spor kulüplerine ilişkin kanun ve yönetmeliklerde, kulüp içinde kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları bu yönetmelikle kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Profesyonel liglerde yarışan kulüplere şirketleşme zorunluluğu getirilmelidir. Alacaklıklar arasında eşitliğin sağlanması açısından blunların iflasa tabi olmaları gerekir.

– SPK’nın şirketleşen kulüpler üzerindeki kontrolü artmalıdır. Del Bosque olayından sonra SPK’nın, BJK’nın kamuoyunu yanıltan açıklamalarına karşı hiçbir işlem yapmaması düşündürücüdür.

– Siyaset spordan uzaklaştırılmalıdır. Milletvekilleri, bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları başta olmak üzere siyasilerin herhangi bir şekilde kulüplerle bağı ortadan kaldırılmalıdır. Bunların kulüplere üye olmaları, doğrudan veya dolaylı biçimde kulüp yönetimlerinde aktif olmaları engellenmelidir.

Belediyelerin özellikle profesyonel spor dallarında mücadele etmelerine izin verilmemelidir.

– Vergi düzenlemeleri, eşitsizliği ortadan kaldıracak şekilde değiştirilmelidir. Profesyonel sporda mücadele eden kulüplere ve profesyonel sporculara sağlanan kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Bu konuda Avrupa’daki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

Kulüplerin vergi borçlarının ötelenmesi veya affedilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir.

Vergi borcu olan kulüplere ve bunların yöneticilerine karşı mevzuatta öngörülen yaptırımlar uygulanmalıdır. Futbol kulüplerinin kurtarılması için milletvekillerinin lobi yapmaları engellenmeli; bu konularda kanun teklifleri hazırlanmasının önüne geçilmelidir.

– Profesyonel kulüpler üzerindeki kontrol arttırılmalıdır. Devlet, ekonomik zorluk çeken kulüplerin yükünü üstlenmek zorunda değildir. Rekabetin korunması, sporcuların mağdur olmalarının önlenmesi için ilgili kulüplerin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Özellikle sporcuların korunması için özel hükümler öngörülmelidir.

– Birden fazla kulüp sahipliği, birden fazla kulübün kontrolünün önüne geçilmelidir. Bu konuda UEFA ve Avrupa ülkelerindeki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

– Profesyonel ligler için “lisans sistemi” getirilmelidir. UEFA’nın getirdiği lisans sistemi, profesyonel ligi olan tüm federasyonlara genişletilmelidir. TFF’nin de lisans sistemini UEFA kurallarına riayet ederek uygulaması gerekmektedir. Söz konusu lisans sistemi, Bank Asya Ligi’ne de uygulanmalıdır.

Finansal yönetim, saydamlık, ayrımcılık, şiddet, küçüklerin korunması, fiziki altyapı gibi konularda kulüpler için ortak hükümler getirilerek, kulüplerin belli seviyede olması sağlanmalıdır.

– Profesyonel dallarda altyapıdan yetişmiş sporcuların oynaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu sporcuların özellikle Türk asıllı olmasına özen gösterilmelidir. Takımda yer alacak altyapıdan gelecek sporcu sayısı yıl geçtikçe arttırılmalı; bu sporcuların sahada görev alması için zorlayıcı hükümler getirilmelidir.

– Bir kulübün, federasyon bünyesindeki amatör ve profesyonel organizasyonlara katılması için, ilgili federasyonun bütün yaş gruplarında mücadele etmesi gerektiği öngörülmelidir. Böylece kulüplerin altyapıya önem vermeleri sağlanacaktır.

5)  Federasyonlar:

Türkiye’de İdare, bir yandan federasyonları özel hukuk tüzel kişiliği olarak düzenlemekte, diğer yandan ise bunlar üzerinde kontrolünü devam ettirmek istemektedir. Son gelişmeler dikkate alındığında, İdare, federasyonlara maddi destek vermek yerine bunların sponsorlar aracılığıyla faaliyet göstermelerini sağlamayı, ancak federasyonların üzerinde baskısını sürdürmeyi amaçladığı ileri sürülebilir. Diğer bir deyişle, İdare, davulu özel sektöre devrederken tokmağı elinde tutmayı amaçlamaktadır.

İdare, belediyeler ve il spor müdürlükleri aracılığıyla sporu yönetmeye çalışmaktadır.

Federasyonların faaliyetlerine karşı devlet yargısına başvurma yolunun kapatılması, Türkiye’de sporun federasyonların ve bunların dolaylı şekilde bağımlı oldukları GSGM’nin keyfi yönetimine tabi olmasına sebep olmuştur.

Kanımızca, devlet, “müdahaleci sistem” ile “serbest sistem” arasında artık bir tercih yapmalıdır.

Müdahaleci sisteme Fransız spor sistemi örnek gösterilebilir.

Fransa’da federasyonlar özel hukuk tüzel kişileridir. Ancak spor yönetimi ve spor finansmanı devletçi nitelik taşımaktadır. Federasyonların bazı faaliyetleri de kamu hizmeti niteliğindedir.

Devlet desteği ve devlet kontrolü, federasyonların finansal sorunlara karşı korunmasını sağlamaktadır. Aynı şekilde, farklı bir açıdan bakılırsa, devlet desteği federasyonların özerk kalmasını sağlamaktadır. Finansman bulmak için özel sektöre açılmak, sponsor bulmak zorunda kalacak federasyonlar, özel sektörün federasyon yönetimlerine müdahale etme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.

Fransa’da federasyonların faaliyetleri devletin kontrolü altındadır. Bu federasyonların işlemleri kamu işlemi niteliğinde olup, bunların hukuka aykırı işlemlerine karşı idare mahkemelerine başvurulmaktadır.

Serbest sistemde ise devlet ya spora hiç müdahale etmemekte ya da sadece denetim işlevi görmektedir. İngiltere ve İsviçre bu sisteme örnek gösterilebilir. Bu ülkelerde spora ilişkin özel mevzuat bulunmamaktadır. Ortak hukuk spor sistemine de uygulanmaktadır. İsviçre’de Haksız Rekabetin Önlenmesine Dair Kanun, rekabet hukuku, milletlerarası özel hukuk, sorumluluk hukuku, ceza hukuku ve medeni hukuk spor aktörleri arasındaki ilişkilere de uygulanmaktadır.

Hangi sistem seçilirse seçilsin, federasyonların faaliyetlerinin yargı kontrolünde olduğu unutulmamalıdır.

Biz GSGM’nin federasyonlar üzerindeki etkisinin sona ermesi gerektiğini düşünüyoruz.. GSGM, federasyonları kontrol eden değil, spor politikasını belirleyen ve federasyonlar arasında koordinasyon sağlayan bir yapıya bürünmelidir.

– Uyuşmazlıkların federasyonlar tarafından çözümlenmesi

Raporda, çıkacak uyuşmazlıkları federasyonların kendilerinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri, hukuk mantığına uymamaktadır. Dünyada bir başka örneği de bulunmamaktadır.

Federasyonlar hem karar veren (yasama), hem uygulayan (yürütme) hem de yargılayan (yargı) makam olamaz. Yargı işlevinin bağımsız, tarafsız bir makam tarafından yerine getirilmesi gerekir.

Bu itirazın içeriğinin iyi anlaşılması gerekir. Federasyonlarda disiplin kurulu, ceza kurulu olması olağandır. Federasyonlar faaliyet alanları ile ilgili uyuşmazlıkların hepsini veya bunlardan bazılarını kendi bünyeleri içinde çözümlerler. Söz konusu uyuşmazlığı çözümleyen kişiler federasyona bağlı çalışan veya federasyon bünyesinde faaliyet gösteren özel hukuk kişileridir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin, Spor Tahkim Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili verdiği kararlarda, federasyonların disiplin kurullarına, tahkim kurullarına da değinmiş ve bu kurulların, mahkemelerin aslında sadece ilgili federasyonun birer “organı” olduklarını; adları “tahkim kurulu”, “mahkeme” olsa bile, üyelerinin federasyona bağımlı olmaları, maaşlarının bunlar tarafından verilmeleri gibi sebeplerle, bu kurumların tahkimin gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlık teminatlarını vermediklerini dile getirmiştir.

Spor hukuku komisyonundaki bazı üyeler özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bu görüşlerin hukuki dayanağı yoktur. Bütün özel hukuk tüzel kişilerinin işlemlerine, kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulabilmektedir. İtiraz makamı tahkim kurulu olsun veya olmasın, federasyonların verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi dileği hukuk mantığıyla uyuşmamaktadır.

– Özerk Federasyonların Genel Kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Temsil Oranının Azaltılması

Raporda, bir kısım üyelerin, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği yönünde görüş bildirdikleri açıklanmıştır.

Bu öneriyi genişletip, özerk olsun veya olmasın bütün federasyonların seçimlerinde sadece kulüplerin oy kullanabileceği şeklinde düzenleme yapılmalıdır. Federasyonlar, kulüplerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Federasyona bu özelliğini veren unsur, spor kulüpleridir.

Kulüpler, federasyonların kararlarından doğrudan etkilenmektedir. Federasyonlar öncelikle kulüplere karşı sorumludur. Federasyonların kararlarından doğrudan veya dolaylı biçimde etkilenmeyen, ancak onların üzerinde bir şekilde hiyerarşik otorite teşkil eden Merkez Danışma Kurulu’nun başarısız federasyon başkanlarını görevden alması hiyerarşiye dayanan bir yetkinin kullanılmasıdır GSGM Teşkilatı’nın federasyon seçimlerinde oy kullanması uygun değildir. Aynı şekilde diğer bakanlıkların ve TSYD’nin bu seçimlerde doğrudan menfaatleri bulunmamaktadır. Federasyon yönetimleri sadece kendi aktörlerine, federasyonlara, kulüplere bırakılmalıdır.

Ayrıca TSYD’nin sadece federasyonlar seçimlerindeki oy kullanma yetkisi dışında, Merkez Danışma Kurulu’ndaki üyeliği sona erdirilmelidir. TSYD’ye verilmiş bu yetkilerin dünyada eşi bulunmamaktadır. TSYD’nin spor yönetimi konusunda oy hakkının olması, basının bağımsız ve tarafsız olma, en önemlisi denetleyen, eleştiren ve kamuoyunu aydınlatan dördüncü kuvvet olma özelliğini zedelemektedir.

Federasyonların özerkliği, kulüplerin, kendilerini yönetecek federasyonun işleyişine katkıda bulunma ve federasyon yöneticilerini belirleme hakkını, yetkisini kapsar. Bu sebeple, federasyon seçimlerinde sadece kulüpler oy kullanmalıdır. Oy verme yetkisi, kararlardan etkilenmeleri sebebiyle, aktif hakem, antrenör ve sporcuları kapsayacak şekilde düzenlenebilir.

Belirtmek gerekir ki, çerçeve statüde ve ana statülerde yer alanfaal olma(yan) hakemlerin”, “genel kurul tarihinden belli bir süre önce faal sporculuğu bırakan sporcuların”, “eski başkanların”, “faal olmayan teknik direktör ve antrenörlerin” oy kullanmalarının bir anlamı bulunmamaktadır. Zira onların ilgili spor dalıyla hiçbir bir ilgileri bulunmamaktadır. Onlar sadece oy sayısında dikkate alınmaktadırlar. Bu sistem, lobi faaliyetlerinin sporla ilgisiz insanlar üzerinde yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır.

– Federasyonlarla İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Devletin spora müdahalesi en alt seviyede olmalıdır. İdare, federasyonların yönetimine karışmamalılar. Siyasiler de kulüplerin yönetiminde aktif olmamalılar.

Sporu siyasetten arındırmak için radikal çözümlere başvurmak gerekmektedir. Bu konudaki bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Federasyonlar için çerçeve statü öngörülmeli ancak diğer konularda federasyonların kendilerini serbestçe yönetmesine imkan tanınmalıdır.
  • GSGM teşkilatının federasyon seçimlerinde oy vermesi sona ermelidir.
  • GSGM, kendi bürokratlarının, personelinin federasyonlara girmesi için baskı yapmayı bırakmalıdır. Federasyon yönetimi serbestçe belirlenmelidir.
  • Siyasetçiler, yerel yöneticilerin spor kulüplerine üyeliği yasaklanmalıdır. Bunların, fahri sıfatıyla bile yöneticilik yapmaları engellenmelidir.
  • Merkez teşkilatı ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurarak profesyonel sporda rekabet etmeleri yasaklanmalıdır. Profesyonel spor tamamen özel kişiler tarafından yönetilmelidir.
  • GSGM Ceza Kurulları ve GSGM Tahkim Kurulu’na siyasiler tarafından atama yapılması engellenmelidir. Bu kurulların üyeleri hakimlik teminatına sahip olmalıdır. Üyelerin bürokrat, siyasi olmamasına özen gösterilmelidir.
  • Türkiye Futbol Federasyonu üzerindeki siyasi baskı sona erdirilmelidir. TFF’nin yapısının kanunla düzenlenmesi son bulmalıdır. TBMM’nin TFF üzerindeki etkisi ortadan kaldırılmalıdır.

Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Federasyon kurullarında kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. IOC, ulusal komitelere söz konusu kota uygulaması konusunda tavsiyelerde bulunmuştur. Federasyon bünyesinde kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Federasyonlar, kurumsal faaliyetlerinde, bunlardan etkilenecek bütün ilgililer arasında bir denge bulmaya özen göstermelidirler. Bu sebeple, karar alım sürecinde sporcular, antrenörler, diğer teknik elemanlar, hakemler ve kulüp yöneticilerinden görüş almaya özen göstermelidirler. Özellikle sporcu, antrenör temsilcilerinin yönetimde yer alması sağlanmalıdır. Bunun için sporcu, antrenör komiteleri kurulmalıdır. Sporcu komitelerinin üyeleri doğrudan doğruya o federasyonun şampiyonalarına katılan sporcular tarafından seçilmelidir.

– Federasyon başkanlarının İngilizce, Almanca, Fransızca dillerinden birini bilmesi zorunluluğu getirilmelidir. Uluslararası gelişmeleri takip etmek, uluslararası kuruluşlar ve diğer ulusal federasyonlarla iletişim halinde olmak, uluslararası toplantılarda federasyonu temsil etmek gibi görevleri bulunan federasyon başkanlarının yabancı dil bilmemesi düşünülemez.

Bu belgelerin, resmi kurumlar tarafından elde edilmesi gerekliliği öngörülmelidir.

Genel Müdürlükçe oluşturulacak komisyonca yapılacak mülakat sonucu verilecek belge ile belgeleme şartı gerçekçi değildir. Genel Müdürlük bünyesinde oluşturulacak komisyonun tarafsızlığı şüphe uyandırmaktadır.

Anayasal eşitlik prensibi gereği, söz konusu şartın bütün federasyonlar için getirilmesi gerekliliği unutulmamalıdır.

– Federasyon yöneticileri, kurul üyeleri için yaş sınırı getirilmelidir

– Federasyonların ana statüleri dışında, yönetmelikleri, talimatları, soyut ve genel tüm düzenlemeleri Internet sitesinde ve Resmi Gazete’de yayınlanmalıdır.

– Çok az federasyonun ana statüsünde ve talimatlarında ceza kurullarının işleyişi ile ilgili kurallar bulunmaktadır. Savunma hakkının, adil yargılanma hakkının teminatını sağlayacak bu hükümlerin yokluğu, federasyonun bir organı tarafından yapılan yargılamanın hukuka aykırı olmasına sebep olmaktadır.

Özerk federasyonların önemli bölümünde Ceza Yönetmelikleri gereği gibi hazırlanmamıştır. Bu yönetmeliklerin GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği esas alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu eksiklik özellikle hakem ve gözlemcilerin görevleri ve sorumlulukları hususunda dikkat çekmektedir.

– Federasyonlara, spor kulüplerine ilişkin kanun, statü ve yönetmeliklerde, federasyon ve kulüpler kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları söz konusu mevzuatla kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Kulüp yöneticilerinin, GSGM Teşkilatı’nda görevli olanların federasyon yönetimlerinde yer almaları engellenmelidir.

Bugün Genel Müdürlük Merkez Ceza Kurulu, Genel Müdürlük Ceza Kurulu, il ceza kurulları ve Tahkim Kurulu ile özerk federasyonların ceza veya disiplin kurulları üyelerinin kulüplerin yönetim kurullarında görev alamayacağı öngörülmüştür.

Bu düzenleme yetersizdir.

Kulüplerin yönetim kurulu üyelerinin federasyonların yönetim ve hukuk kurullarında yer alması da engellenmelidir. Bu iki statü bir arada yer alamaz. Bazı kulüplerin yöneticileri, kendi kulüplerine çıkar sağlamak, federasyonun kararlarında kulüp lehine karar alınmasında etkili olmak veya kulüp aleyhine karar alınmasını engellemek için faaliyet göstermektedirler.

Her ne olursa olsun, federasyon, kulüplerden bağımsız ve tarafsız bir görünüm sergilemelidir. Bu sebeple, kulüp yöneticiliği ve federasyon yöneticiliğinin bir arada olamayacağını düşünüyoruz.

– Federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin, ilgili spor branşında belli bir süre aktif olma şartı getirilmelidir.

Federasyonlarda yöneticiliği, o dalda belli süre sporcu olarak yarışmış ya da antrenör, hakem, idareci olarak görev almış kimseler üstlenmelidir. İlgili spor branşının en üst yönetim birimi olan federasyonda yöneticilik yapacak olanların, ilgili spor branşının oluşumunu, yapısını, sorunlarını bilmeleri gerekmektedir. Herhangi bir kimsenin federasyon başkanı olmasının önüne geçilmelidir.

 

– Federasyonların ana statüleri özenle hazırlanmalıdır.

Çerçeve statüde öngörülen hükümler, ilgili federasyonun yapısı dikkate alınarak ana statüye dahil edilmelidir. Örneğin, Motosiklet Federasyonu’nun ana statüsünde, Olimpiyat oyunlarında ilk üç dereceye girmiş sporcuların oy kullanabilecekleri öngörülmüştür (md. 7). Oysa Olimpiyat Oyunları’nda motosiklet branşı bulunmamaktadır.

 

– Özerkliğin, bütün spor federasyonları için aynı yapıda olması gerekir. Futbola verilen özerklik, eşitlik prensibi gereği diğer federasyonlara da verilmelidir.

Özerklik özellikle federasyonların bütçeleri açısından büyük önem arz etmektedir. GSGM’nin bu konudaki vesayet yetkisi sona erdirilmelidir. Federasyon bütçelerinin kullanımı konusunda GSGM’nin onayının alınması; GSGM ve Maliye Bakanlığı’nın söz konusu yerindelik denetimi, federasyonların özerkliğine aykırılık teşkil etmektedir.

Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların üzerinde İdare’nin bu şekilde yerindelik denetimi yetkisini haiz olması başlı başına hukuk sistemimize aykırı bir uygulamadır.

– Spor federasyonları, kamplara katılma ve milli takıma seçilme kriterlerini sezon başında belirlemelidirler.

Turnuvalardan sonra getirilen veya son anda değiştirilen kriterler sporcuları mağdur etmekte; federasyonların güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bu kriterlerin objektif olmasına özen gösterilmelidir. Turnuvadaki performanslar öncelikle dikkate alınmalıdır. Federasyon yönetim kurulunun, teknik heyetinin takdir hakkı mümkün oldukça kısıtlanmalıdır. Aynı kriterlere sahip sporcular arasında nasıl seçim yapılacağı da aynı şekilde önceden belirlenmelidir. Oyunun kuralları, sezon başında tüm ilgililer tarafından bilinmelidir.

Olimpiyat Oyunları’na katılımda TMOK, kendi seçim kriterlerini getirmeli; federasyonların keyfi davranışlarını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.

– Sporcuların sigortalanması hususunda federasyonlar zorlayıcı rol oynamalıdır. Lisanslı her sporcunun sigorta edilmesi zorunlu olmalıdır.

Sigortası olmayan sporcuların turnuvalara katılmaları engellenmeli; antrenman esnasında ve/veya yanlış antrenman sonucunda sakatlanan sporcuların tedavi giderlerini kulüp karşılamalıdır. Kulüplerin sporcular için ödeyeceği primler için devlet destek vermelidir.

– Özerklik, kendi kurallarını koymakla ilgilidir. Federasyonlar, kanunda öngörülen sınırlar çerçevesinde kural koyma yetkisine sahiptir. Federasyonlar ancak kendilerine tanınan alanda kural koyabilir. Bu kurallar da ancak tabi oldukları hukuk sisteminin temel kuralları tarafından belirlenen sınırlar içinde yer alabilirler.

Spor federasyonlarının hukuka aykırı statü, yönetmelik, talimat gibi düzenlemelerinin dış denetiminin yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı düzenlemelerin kabul edilmemesi, bunlara karşı iptal davası açılma imkanı sağlanmalıdır. Özellikle sporcu ve antrenörlerin çalışma haklarını kısıtlayan, kanımızca Anayasa’ya, Borçlar Kanunu’na, İş Kanunu’na aykırı onlarca hüküm bulunmaktadır. Sporcu ve antrenör derneklerine bu tür dava açma yetkisi tanınmalıdır.

– Türkiye’de uluslar arası spor federasyonlarının kurallarının doğrudan uygulandığı kabul edilmektedir. Türk Spor Kurumu Kanunu Tasarısı’nda da bu görüş açıkça ortaya konmuştur. Tasarıda “spor federasyonları(nın), uluslararası federasyonların  kural ve esasları ile ülkemizce kabul edilen spora yönelik uluslararası antlaşma ve  sözleşme  hükümlerine  tabi olduğu” öngörülmüştür (md. 20/VI).

Belirtmek gerekir ki, spora yönelik uluslar arası sözleşmelerin çoğu tavsiye niteliğindedir ve doğrudan uygulanması söz konusu değildir.

Bir hususun dikkate alınması gerekir: Her uluslar arası federasyonun kendi iç işleyişi vardır. Bunlar arasında ortak nokta çok azdır. Hatta “dünyada ne kadar uluslar arası federasyon varsa, o kadar spor hukuku düzeni vardır” dersek abartmış olmayız. Oysa biz devletin görevinin bir spor sistemi kurmak, ulusal federasyonların bir sistem altında toplamak ve eşitlik prensibi gereği ülke içinde faaliyet gösteren bütün spor kulüpleri, sporcular için ortak hükümler getirmek olduğunu düşünüyoruz.

Dünyada federasyonlar, bağlı oldukları spor federasyonları ve tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlıdırlar. Bir konuda uluslar arası federasyonun düzenlemesi yanında, devletin de düzenlemesi bulunuyorsa, devletin düzenlemesi öncelikle uygulanacaktır. Zira uluslar arası federasyonların kamu otoritesi bulunmamaktadır. Onların kuralları da devletin hukuk düzenine aykırı olamaz. Aykırılık halinde, ulusal spor federasyonu öncelikle devletin kurallarına uygun hareket etmek zorundadır.

Bu görüşümüz reddedilse dahi, karşılaştırmalı hukuk incelemesi yapıldığı vakit, yabancı ulusal federasyonların, hem uluslar arası federasyonların kuralları hem de tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlı oldukları tespit edilecektir. Hiçbir ülkede federasyonlar sadece uluslar arası federasyonların kurallarına göre yönetilmemektedir.

6) Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

Raporda, Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59.maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu önerinin uygulama kabiliyeti kazanması ancak GSGM ve yerel yönetimlerin spor alanları, çok amaçlı spor salonları inşa etmeleri halinde mümkündür.

Seksen yıldan beri Doğu’ya, Güneydoğu’ya yatırım yapmayan devletin, yeni özerk olmuş federasyonların bu bölgeleri kalkındırmalarını beklemesi dikkat çekicidir.

GSGM’nin 2006 yılı faaliyet raporunda özel beden eğitimi ve spor tesislerinin illere göre dağılımı sunulmuştur (Rapor, EK-18). Bu rapora göre bazı illerimizde tek bir spor tesisi bulunmazken, bazılarında bir (1) veya iki (2) spor tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin de  futbol stadyumu mu, açık spor sahası (atletizm, basketbol, voleybol sahaları vs.) mı yoksa spor salonu mu olduğu açıklanmamıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Spor Tesisi Bulunmayan İller: Ağrı, Burdur, Sinop, Tunceli, Şırnak…

1-5 Arası Spor Tesisi Bulunan İller: Bilecik (4), Bolu (5), Çankırı (5), Erzincan (5), Hakkari (3), Kars (5), Muş (1), Rize (2), Bayburt (3), Ardahan (5), Bartın (5), Yalova (3), Kilis (2), Osmaniye (1)…

Sporun kişilerin topluma entegrasyonundaki rolü yadsınamaz. Eğitim düzeyi düşük, yoksulluk sınırının altında yaşayan, işsiz gençlerin topluma kazandırılmasının en etkili yöntemlerinden biri spordur. Doğu’daki spor tesislerinin azlığı ile buradaki sosyal kargaşa arasında korelasyon bulunup bulunmadığını ancak sosyologlar, sosyal bilimciler saha araştırmaları ile tespit edebilirler. Bununla birlikte, bu bölgelerde spor tesisinin bulunmaması kanımızca gençleri olumsuz etkilemektedir. Spor olarak sadece futbol bilen bu gençlerin farklı spor branşlarına kaydırılması toplumsal barışın sağlanmasında da rol oynayacaktır.

Geri kalan illerde bulunan spor tesislerini saymaya gerek görmüyoruz. Sadece yaklaşık 11 milyon kişiyi barındıran İstanbul’da sadece 851 spor tesisi olduğunu belirtmek isteriz. Olimpik sporlara tahsis edilen spor tesislerinin sayısı ise çok azdır.

Bu çarpıcı tablo karşısında sporun Doğu’ya da kaydırılmasının sorumluluğunu sadece federasyonlar üstlenemez. Önce spor tesisleri yapılmalıdır.

Doğu’da elit düzey yetiştirecek spor tesislerinin yokluğu, GSGM tarafından da kabul edilmiştir. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda bayanlar 57 kiloda gümüş madalya kazanan tekvandocu Azize Tanrıkulu’nun, tayininin çıktığı Şırnak’a altyapı eksikliği ve antrenman yapamayacak olması sebebiyle gitmek istememesi, devletin de bu talebi benimsemesi, devletin de Doğu’nun spor altyapısı bakımından çok fakir olduğunu ilan ettiğini göstermektedir.

Aynı şekilde, spor karşılaşmalarının Doğu’da düzenlenmesinden önce federasyonların Doğu’da faaliyet göstermeleri ve bölgesel ligler oluşturmaları gerekmektedir. Sporun Doğu’da gelişmesinden GSGM, yerel yönetimler ve federasyonlar sorumlu olup, Batı’daki kulüp ve sporcuların bu yükü taşıması, bütçelerini zorlayacak masraflar yapmaları engellenmelidir. Bununla birlikte, özellikle takım sporlarında, 4’lü turnuvaların Doğu illerinde organize edilerek kulüplerin masraflarına yardımcı olunması durumunda, çeşitli spor dallarının tanıtımı sağlanabilecektir.

Ferdi sporlarda ise federasyonun faaliyetlerine katılan, Doğu’ya yakın şehirlerde yer alan kulüplerin masrafları karşılanarak turnuvaların düzenlenmesi öngörülebilir.

Doğu illerinde futbol sahaları yerine havuzlar, kapalı spor salonları, jimnastik salonları, çok amaçlı salonlar, atletizm sahaları ve hatta paten sahaları yapılmalıdır. Birden çok spor faaliyetine imkan veren, çocuğundan yaşlısına herkesin spor yapmasını sağlayacak spor alanlarının yapılması çok önemlidir. Bugün var olan statlar çok amaçlı olmayıp, maçlar dışında atıl kalmaktadırlar. Devletin birincil amacı, futbolu değil, sporu geliştirmektir. Vatandaşın spor yapmasına olanak vermektir. Bu sebeple öncelikle çok amaçlı spor salonlarının inşa edilmesi gerekir.

Bütün bu gereklilikler kanun koyucu tarafından ilgili kanunlara, yönetmeliklere yansıtılmalıdır. Doğu’da sporun yaygınlaştırılmasını amaçlayan özel bir kanun öngörülebilir. Bu kanunla Doğu’ya yapılacak yatırımlarda kolaylıklar sağlanması; GSGM ve yerel yönetimlerin birlikte hareket ederek spor alanları oluşturmaları gerekliliği düzenleme altına alınabilir. GSGM ve yerel yönetimlerin, söz konusu amaçları gerçekleştirememesi durumunda söz konusu kurumlara karşı yaptırımlar da getirilmelidir.

7)   Sponsorluk:

– Sponsorlukta ortak havuz oluşturulmalıdır.

Türk sporunun sponsorları belirlenmelidir. Bu kaynaktan gelecek para ise federasyonlara ihtiyaçları oranında dağıtılmalıdır. Özellikle gelişmekte olan, gençlerin ilgisini çekebilecek spor federasyonlarına öncelik verilmelidir.

 

– Ferdi sponsorluk geliştirilmelidir.

Ferdi sporlarda sponsorlar sporcular yerine kulüplere destek vermeyi tercih etmektedirler. Türkiye’de uluslar arası başarılar genelde ferdi sporlarda elde edilmektedir. Bu başarılar ise ancak belli spor dalları için söz konusudur. Diğer ferdi spor dallarında sporcular uluslar arası yarışmalara katılmaları, federasyonların verdiği desteğe bağlıdır. Çoğu federasyonun bütçesi ise sporcularını birçok uluslar arası turnuvaya göndermeye yeterli değildir. Burada, sporcuların bireysel çabaları, emekleri ve ekonomik güçleri rol oynamaktadır. Sponsor eksikliği ise birçok yetenekli gencin sporu bırakmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, ferdi sponsorluğun özendirilmesi için bu tür faaliyetlere yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

8)  Doping:

– Uluslar arası yarışmalara katılan sporcularla diğer sporcular arasındaki fark kaldırılmalıdır.

Dünya Dopingle Mücadele Kodu ve uluslar arası federasyonların dopingle ilgili düzenlemelerinde, uluslar arası yarışmalara katılan sporcular “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmektedirler. Bu sporcularla ilgili doping uyuşmazlıklarında son sözü CAS’ın söyleyeceği öngörülmüştür. Oysa tabi oldukları uluslar arası federasyonlar bakımından “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmeyen Türk sporcuların CAS’a başvurma yetkileri bulunmamaktadır.

Futbolcular ve uluslar arası sporculara CAS’a başvurma hakkı tanınırken diğer sporculara bu hakkın tanınmaması eşitlik prensibine aykırılık oluşturmaktadır. Bu sebeple, dopingle ilgili uyuşmazlıklarda, bütün sporcuların CAS’a başvuru yapma hakkı öngörülmelidir.

– Raporda, dopingle ilgili sadece iki noktanın üzerinde durulmuştur. Bu iki nokta ise sadece yaptırımla ilgilidir.

Dopingle ilgili bir düzenlemenin Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda yer alacak olmasının sebebi ise anlaşılamamaktadır.

Amacı spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemek olan bir kanunda dopingin yeri nedir?

Türkiye’nin UNESCO bünyesinde kabul edilen “Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme”’ye katılımı 5271 sayılı kanunla uygun bulunmuştur. Türkiye, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülükleri yerine getirmek için yoğun çaba harcamalıdır. Bu Sözleşme dikkate alınırsa, devletler dopingle mücadelede eğitime, bilimsel çalışmalara kaynak ayırmak zorundadırlar.

Avrupa Konseyi, WADA, UNESCO ve INTERPOL ile ilişki kurulmalıdır. Bu kurumlardan destek alınmalıdır.

UNESCO bünyesinde düzenlenen ve Türkiye’nin kabul ettiği Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme hayata geçirilmelidir.

WADA Kodu tercüme edilmeli ve kanımızca aynen Türk hukukuna aktarılmalıdır. Bugün dopingle ilgili düzenlemeler eksiktir. Her federasyon kendi talimatını yayınlamaya başlamıştır. Ancak bu talimatlar çok karışık kaleme alınmıştır. Son olarak, Süreyya Ayhan Kop davası bu karışıklığın olumsuz sonuçlarını ortaya koymuştur. Çoğu federasyonun ise bu konuda yönetmeliği, talimatı bulunmamaktadır. Bu federasyonlar dopingle ilgili hiçbir çalışma yapmadıkları gibi doping kontrollerinin yapılmasında TDKM ile işbirliği yapmaya yanaşmamaktadırlar.

Türkiye, kendi doping listesini hazırlamalıdır. Örneğin, Fransa kendi doping listesini hazırlamıştır. Fransa Turu’nda dopingli olduğu saptanan ve hakkında soruşturma açılan bisikletçiler UCI’nin yönetmeliklerine göre dopingli değillerdi.

 

– Türkiye’deki düzenlemeler

Doping, GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği’nde sadece iki madde ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ise WADA Kodu ile uyumlu değildir. Ayrıca bu yönetmelik özerk federasyonlara uygulanmamaktadır.

GSGM Dopingle Mücadele Yönetmeliği ise çok dar kapsamlıdır. Ayrıca bu yönetmeliğin 15’inci maddesinde “doping kontrolü için alınmış olan numunenin analiz sonucunun pozitif (+) olması halinde ülkemiz lisansını taşıyan sporcuların/yarış hayvanlarının bağlı bulundukları üst kuruluş durumundaki uluslararası federasyonları tarafından, analiz sonucunda bulunan ilaç cinsine göre öngörülen cezai hükümler aynen uygulanır” hükmü yer almaktadır. Bu hükümle, uluslar arası federasyonların öngördüğü cezaların uygulanacağı öngörülmüştür.

Ceza Yönetmeliği ve Dopingle Mücadele Yönetmeliği uyumlu değildir. Özerk federasyonların da bu konuda düzenlemeleri yok denecek kadar azdır. Dopingle ilgili düzenlemeler ise eksik, hatta yanlıştır. Bu sebeple, dopingin merkezi bir sisteme tabi tutulması gerekmektedir.

Dopingle mücadele tek elden yönetilmelidir. Bütün federasyonlar bir çatı altında birleştirilmelidir. TADA bu işlevi üstlenebilir.

– Tercümeler

Dopingle ilgili olarak, WADA ve uluslar arası federasyonların bütün düzenlemeleri tercüme edilmelidir.

Ne yazık ki GSGM, WADA Kodu’nun tercümesinde (http://www.wada-ama.org/rtecontent/document/turkish_code.pdf) büyük hatalar yapmıştır. Söz konusu tercüme çok karışıktır. Kavram birliği bulunmamaktadır. Orijinal metin daha açıktır.

Tercüme ile ilgili bir örnek vermek isteriz. Tercümenin ilk sayfalarında WADA için farklı karşılıklar kullanılmıştır. Dünya Anti-Doping Ajansı, Dünya Anti-Doping Acentası, Dünya Dopingle Mücadele Ajansı WADA için kullanılan karşılıklardır.

WADA Kodu’nda tıbbi ve hukuki terimlerin hakim olduğu dikkate alınırsa, bu tercümelerin tıp ve hukuk uzmanları tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından gerçekleştirilmesinde fayda vardır.

WADA Kodu’nun yeni versiyonu 2009 yılında yürürlüğe girecektir. Önümüzdeki bir ay içinde ciddi bir çalışma sergilenmesi durumunda Kod’un 2009 yılına yetiştirilmesi mümkündür. Yetiştirilmesi de gerekir.

Yönetici, antrenör ve sporcuların Kod konusundaki bilgileri çok sınırlıdır. Yeni Kod ile ilgili bilgileri yoktur. TDKM’nin sitesinde de bu konuda bir açıklama bulunmamaktadır. Ulusal ve uluslar arası müsabakalarda ve müsabaka dışında kontrol tehdidi altında olan sporcuların Kod’u bilmemeleri GSGM’nin ve federasyonların sorumluluğunu gerektirir. Önemli sayıdaki sporcumuz yabancı dil bilmemektedir. Antrenörleri de yabancı dil bilmeyebilir. Ancak uluslar arası turnuvalara katılan sporcuların bütün bu mevzuatı bildiği kabul edilir. Bu sebeple, ileride başımızın ağrımaması için Kod’un yeni versiyonunun en kısa zamanda tercüme edilmesi gerekir.

Her federasyon, tabi olduğu uluslar arası federasyonun doping mevzuatını tercüme etmelidir. Çoğu uluslar arası federasyon WADA Kodu’nu aynen kabul etmiştir. Ancak küçük farklar yer alabilir. Federasyonlar, hukuk kurulları ve doping konusunda çalışan hukukçu ve tıp uzmanlarının desteği ile bu farkları dikkate alıp ilgili değişiklikleri yapmaları gerekir.

Yasaklı maddelerin listesi de her zaman güncellenmelidir. TDMK’nın liste güncelleme konusundaki ihmali birkaç sene önce Fenerbahçe ile Galatasaray’ı karşı karşıya getirmiş; Uluslar arası Yüzme Federasyonu’nun yasak madde listesinde yer almasına rağmen TDKM listesinde yer almayan bir madde yüzünden büyük tartışma çıkmıştır. Milli takımda yer alan bir sporcunun (Sibel Piroğlu) uluslar arası federasyonun listesini bilmemesi düşünülemese bile GSGM Ceza Kurulu sporcuya ceza vermemiştir.

Bu tür sorunların tekrar yaşanmaması için WADA Kodu ve onun ekleri, her yıl yenilenen Yasak Maddeler Listesi tercüme edilmelidir.

– Eğitimler

Doping konusunda eğitimler verilmelidir.

Hacettepe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Doping Kontrol Merkezi, yönetmeliğinde belirtilen eğitim faaliyetlerini hayata geçirmelidir. Bu kurumun Internet sitesinde bilgi yazıları yayınlanmalıdır. WADA’nın resmi dergisinin her sayısı Türkçe’ye tercüme edilerek, bu çeviriler GSGM’ye ve spor federasyonlarına gönderilmelidir. Tüm ilgili kuruluşlar bu yazıları Internet sitelerinden yayınlamalıdır.

WADA ve diğer ulusal dopingle mücadele kuruluşlarının eğitim dokümanları tercüme edilmelidir.

Spor temalı kanallar, Özellikle TRT 3 aracılığıyla dopingle ilgili bilgilendirme programları yayınlanmalıdır. NTVSPOR’dan da destek istenmelidir.

Her federasyon, üyesi olduğu uluslar arası federasyonla iletişim halinde olmalıdır. Uluslar arası federasyonların kuralları, eğitim dosyaları Türkçe’ye tercüme edilmelidir.

Sporcular, doping testi hakkında bilgilendirilmelidir. Dopingle ilgili birçok dava, usul kurallarına uyulmaması sebebiyle açılmaktadır. Aynı şekilde, sporcuların kişilik haklarının korunması açısından, bu eğitimler özel önem arz etmektedir.

– Doping Cezalarının Arttırılması

Raporda, “(D)oping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması” önerilmiştir.

Cezaların arttırılmasına gerek yoktur. WADA Kodu’nda öngörülen, uluslar arası federasyonlar tarafından kabul edilen cezaların aynen kabul edilmesi ve uygulanması yeterlidir. Bu konuda ceza kurulları ve tahkim kurulu üyelerine eğitim verilmelidir. Olağanüstü haller olmadıkça cezanın indirilemeyeceği dikkate alınmalı ve sporculara ödül gibi cezalar verilmemelidir. Bazen bu ceza indirimlerinin daha büyük sorunlara sebep verebileceği unutulmamalıdır.

Cezaların indirilmesi ile ilgili ilk manipülasyon Süreyya Ayhan Kop Olayı’nda karşımıza çıkmıştır. Hatırlanacağı üzere, 2004 Olimpiyat Oyunları öncesi yapılan doping kontrolü esnasında meydana gelen olaylar neticesinde Süreyya Ayhan Kop’a ceza verilmesi istenmiştir. Türkiye’de önce iki yıl ceza verilmiş, sonra bu ceza bir yıla indirilmiştir. IAAF’in devreye girmesi ile Kop’a iki sene ceza verilmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Süreyya Ayhan Kop ile ilgili ikinci dava da Atletizm Federasyonu Ceza Kurulu ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir.

Görüldüğü üzere, cezaların arttırılması yeterli değildir. Asıl başarı, mevzuatta yer alan hükümlerin, öngörülen cezaların hukuka uygun bir yargılama sonucunda doğru şekilde uygulanması olacaktır. Ağır ceza tehdidi ile başarı elde edilmesi söz konusu olamaz.

Cezaların doğru uygulanması ile ilgili son örnek Ekim ayı içinde gerçekleşmiştir.

Voleybolcu Burak Hascan’ın 21.04.2007 tarihinde alınan ilk idrar numunesinde, sporcuda norandrosterone maddesi tespit edildi. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu, sporcuya 2 yıl müsabakalardan men cezası verdi. Sporcu, kullandığı ilacı sağlık nedenlerinden dolayı aldığını doktor raporuyla belgelendirerek cezaya itirazda bulundu. Federasyonun, ilaç kullandığına dair raporu yapılan kontrolden önce kendilerine sunmaması gerekçesiyle itirazı reddetmesinin ardından, sporcu bu sefer konuyu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na götürdü.  Oyuncunun sağlık raporunu inceleyen kurul ise ilacın doping yapmak üzere kullanılmadığı, ancak sporcunun da bazı kusurlarının bulunduğu görüşüne vararak, 24 aylık cezayı 10 aya indirdi. Hascan’dan 373 gün sonra alınan ikinci numunede de yine norandrosterone maddesi saptandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne transfer olan Hascan, maddeyi tekrar kullanmadığı, rastlanan değerin, ilk kullanımından sonra maddenin vücuttan atılmayan kısmı olduğunu iddia etti. Bunun üzerine, Türkiye Voleybol Federasyonu, Türk Anti Doping Ajansı’ndan gelen sonuçları ve sporcunun beyanının geçerliliğini analiz etmek üzere üniversite tıp fakültelerine görüş sormuştur. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu ise, “160 ve 16 ng/ml’lik idrar norandrosterone düzeyinin 373 gün sonra tespiti için arada mutlaka tekrar uygulamanın olması gereklidir” açıklamasını içeren raporun federasyon kayıtlarına 06.10.2008 tarihli olarak girmesinin ardından, 9 Ekim toplandı ve sporcuya talimatlar gereği müsabakalardan ömür boyu men cezası verdiğini açıkladı.

Yukarıda açıklanan olayla ilgili alınan üç karar da yayınlanmamıştır. Tahkim Kurulu’nun, hangi gerekçelerle söz konusu maddenin performans arttırma amacıyla alınmadığını kabul ettiği bilinmemektedir. Bu maddenin patolojik sebeplerle vücutta bulunduğu nasıl ispatlanmıştır?

Kararlar arasındaki bu önemli farklar dopingle ilgili yargılamaların, varılan hükümlerin şüpheyle karşılanmasına sebep vermektedir.

– Dopingle ilgili Kararların Yayınlanması

Yukarıda belirttiğimiz gibi, federasyonların ceza kurullarının kararları ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasında önemli farklar meydana çıkmıştır. Bu görüş, değerlendirme farklılıkları kararlara yansımaktadır.

Bugün dopingle ilgili uyuşmazlıklar şüpheyle karşılanmaktadır. Sporcular, federasyonlarına güvenmemektedirler. GSGM Tahkim Kurulu kararları ise ancak kurul üyeleri ve uyuşmazlığın taraflarınca bilinmektedir. Kamuoyu bu davaları medya aracılığıyla takip edebilmektedir. Kararlar da medyadan öğrenilmektedir. Taraflar arasındaki söz düellosu arasında kararın özünden, öneminden uzaklaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere, kararların yayınlanmaması birçok soruyu, şüpheyi beraberinde getirmektedir. Bu durum en çok doping şüphesi altındaki sporcuyu etkilemektedir. Sporcu, federasyonu, kulübü, içinde bulunduğu camia ve genel olarak toplum tarafından eleştirilmekte; kendisine olumsuz gözle bakılmaktadır. Medyanın bu konudaki cehaleti ve saldırgan tavrı ise sporcuyu mağdur etmektedir.

Özellikle sporcuların avukatları medyayı bir silah olarak kullanmaya başlamışlardır. Bazı avukatların GSGM Tahkim Kurulu’nun kararlarını bile kamuoyuna farklı sunarak lobi yapmaya başladıkları görülmektedir. Kanımızca bu durumdan hem federasyonlar hem de Tahkim Kurulu zarar görmektedir.

Bir sporcuda doping bulunduğu, bu konuya ilişkin federasyon ceza kurulu ve tahkim kurulu kararları, bu iki kurum ile GSGM ve TDKM’nin Internet sitelerinde yayınlanmalıdır. Kulaktan dolma ve iddialara dayanan haberlerin önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Ayrıca kararların yerindeliğinin spor hukuku uzmanları tarafından değerlendirilmesi sağlanabilir.

Doping uzmanları bu kararlar ışığında köşe yazıları, makaleler yazarak; medyada görüş belirterek spor camiasını aydınlatacaklardır.

Söz konusu kararlar doping konusundaki eğitimler açısından büyük önem arz etmektedir. Federasyonlar, antrenörler ve sporcular bu kararları göz ardı etmeden önlemlerini alacaklardır.

– Dopingin Suç Olarak Düzenlenmesi

Raporda, doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Bu iddia doğru değildir.

Bugün ABD, İskandinav ülkeleri, Fransa, Belçika, başta olmak üzere birçok devlet dopingi suç olarak kabul etmektedir. Bu düzenlemenin hangi uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, söz konusu görüş sahiplerince açıklanmalıdır.

Raporda ayrıca dopingin suç olarak düzenlenmesi durumunda ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı ileri sürülmüştür. Bu iddia da doğru değildir. İtalya her sene onlarca uluslar arası spor organizasyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Torino Olimpiyatları bu organizasyonların en büyüğü olarak dikkat çekmiştir. İtalya dışında, Belçika ve İsveç’te de doping yapan sporcular ceza tehdidi altındadır.

Bununla birlikte, sporculara verilecek hapis cezalarına karşı IOC ve diğer uluslar arası federasyonların baskı yaptığı bilinmektedir. IOC ile İtalya devleti arasındaki anlaşma sonucunda doping suçuna ilişkin düzenlemelerin Torino Olimpiyatları’na katılan sporculara uygulanmaması ve dopingli sporculara para ve hapis cezaları verilmemesi dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, İtalya hala bu kanunu uygulamaktadır. Bununla birlikte, İtalya her yıl onlarca uluslar arası spor organizasyonuna imza atmaktadır.

Biz sadece yukarıdaki iddiaların gerçekçi olmadığını belirtmek isteriz. Söz konusu gerekçelere katılmamakla birlikte, sporcuların doping kullanmasının ceza hükümlerine tabi olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Sporcu sadece performans arttırmak sebebiyle doping kullanmayabilir. Doping maddesini ihmal neticesinde almış olabilir. Herhangi bir sebeple doping kullanma kastı olmamasına rağmen doping yaptığı tespit edilebilir.

Doping bir sistem ürünüdür. Sporcu da bunun son ve en zayıf halkasıdır. Sporcu, antrenörünün, doktorunun talimatlarıyla hareket etmektedir. Spor kulüplerinin, federasyonların ve sponsorların da doping kullanımında etkili oldukları bilinmektedir. Türkiye gibi spor kültürü olmayan, teknik uzmanlardan faydalanılmayan ülkelerde aileler de işe karışmaktadır. Bütün bu ilişki düzeninin içinde sporcuya ceza verilmesi ceza siyaseti açısından uygun değildir. Olaya sporcu açısından yaklaşmak gerekir.

Bununla birlikte, sporcular dışında doping olayıyla bağlantılı diğer kişilerin cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Komisyon raporunda belirtilen çerçevenin genişletilmesini öneriyoruz: Doping maddesi imal eden, elinde bulunduran, ithal eden, üçüncü kişiler için elde eden kişiler yanında doping maddeleri için reçete düzenleyen, bunları üçüncü kişilere veren kimseler; üçüncü kişilere doping metodları uygulayan kimselere ceza verilmelidir.

– Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu Raporu:

Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu’nun raporundaki önerileri de hatırlatmak isteriz. Komisyon, ulusal düzeyde yapılması gerekli hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamıştır:

  • Doping içeren ilaçların reçetesiz satılması engellenmeli, en azından bu amaçla sık tercih edilen ilaçların satışının Sağlık Bakanlığı ve/veya Türk Eczacıları Birliği tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
  • Doping maddesi satan eczanelere cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Sporcular tarafından kullanılmasını kısıtlamak amacıyla yasaklı madde ve yöntemlerin bulunabilirliğinin kısıtlanmasına yönelik uygun tedbirler alınmalıdır.
  • Yasaklı madde ve yöntemlerin sporcular tarafından yasa dışı şekillerde temin edilmesine karşı önlemler alınmalıdır.
  • Bu maddelerin üretimi, dolaşımı, ithalatı, dağıtımı ve satışı denetim altına alınmalıdır.
  • Besin destek üreticileri ve dağıtıcılarının bu ürünleri pazarlarken ve dağıtımını yaparken, bu ürünlerin analitik bileşimi ve kalite güvencesi ile ilgili bilgiler vermeleri zorunlu hale getirilmelidir.
  • Egzersiz salonlarında doping kullanımına cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Salon yöneticileri bu konuda sorumluluk üstlenmelidir.
  • Spora ilginin seyirci düzeyinden katılımcı düzeyine çıkartılması için spor olanakları geliştirilerek spor yapan insan sayısı artırılmalı, bu yolla toplumun spor hakkında bilinç düzeyi yükseltilmelidir.
  • GSGM’nin ödül yönetmeliği değiştirilerek doping kullanımını özendirici olmayan, uzun vadeli, başarıları ödüllendiren bir sistem getirilmelidir.
  • Çok büyük ödüller tek seferde verilmemelidir.

9) Sporda Şiddet:

– Şiddetin Önlenmesi için Eğitim ve İşbirliği:

Raporda, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve cezalar üzerinde durulmuştur.

Dopingin ancak cezaların arttırılması yoluyla çözülebileceğini kabul eden irade, sporda şiddetin de ancak cezalarla engellenebileceğini kabul etmektedir.

Sporda şiddet, birçok sebebe dayanmaktadır. Sosyal, ekonomik, sosyokültürel, psikolojik sebepleri burada uzun uzun incelemeye gerek yoktur.

Güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi, fanatiklere ve onların davranışlarından ötürü kulüplere verilen cezalar sporda şiddeti önlemekte o kadar etkili değildir.

Uluslar arası birçok sözleşme bu konuda devletlere yükümlülükler getirmiştir. Ancak Türkiye şiddetle mücadelenin sadece ceza boyutuyla ilgilenmekte; “önlem”, “eğitim”, “sosyal proje” boyutunu hayata geçirememektedir.

Türkiye’de futbol dışındaki sporlarda da şiddet olayları görülmektedir. Özellikle basket maçlarında şiddet olayları gün geçtikçe artmaktadır. Bu olayların bayanlar maçlarında sıklaşması kaygı vericidir.

Sorunun sadece taraftarlardan kaynaklanmadığı bilinmektedir. Güvenlik güçleri stada girişlerde taraftarlara sert müdahalelerde bulunmaktadırlar. Aynı şekilde stadyum içinde görev alan kulüp çalışanları (stewardlar) eğitimli değildir.

– Öneriler:

Şiddetin önlenmesine yönelik bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Sporda şiddetle ilgili Ulusal Komite kurulmalıdır. Bu komite, sporda şiddetin önlenmesi için çalışmalar yapmalı, projeler üretmelidir. GSGM, federasyonlar, yerel yönetimler, güvenlik kuvvetlerini koordine etmelidir. Bu komite için Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren şiddetle mücadele komiteleri, komisyonları örnek alınabilir.
  • Taraftar grupları eğitilmelidir. Bu konuda GSGM, federasyonlar, yerel yönetimle, güvenlik kuvvetleri ve kulüpler birlikte çalışmalıdırlar. Fan-Coaching programları hayata geçirilmelidir.
  • Şiddete meyilli taraftarlar özel programlara alınmalı; bunların rehabilitasyonu için çaba harcanmalıdır.
  • Bilet satışları kontrol edilmelidir. Kulüplerin bedava bilet dağıtmalarının önüne geçilmelidir. Biletler nama yazılı olmalıdır. Böylece şiddet olaylarına karışanlar kolayca tespit edilebilir.
  • Kulüpler, güvenliğin sağlanması için emniyet güçlerine bedel ödemek zorundadırlar. Kulüpler, stad içinde olduğu kadar, stad çevresinde meydana gelen olaylardan sorumlu olmalıdırlar.
  • Profesyonel Lig takımlarının statlarının, salonlarının hepsine güvenlik kameraları konulmalıdır. Bu konuda kulüplere yükümlülük getirilmelidir. Güvenlik kameraları bulunmayan spor sahalarında maçlar oynatılmamalıdır.
  • Emniyet güçleri, yerel yönetimler, kulüpler ve taraftar birlikleri bir araya gelerek ortak projeler geliştirmelidirler.
  • Kulüplerle taraftar birlikleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Kulüpler, taraftarlara yönelik seminerler, eğitim programları düzenlemeye zorlanmalıdır.
  • GSGM ve federasyonlar şiddete karşı kampanyalar oluşturmalıdırlar. Medyada bu konuyla ilgili çarpıcı programların, spotların gösterilmesi gerekmektedir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un sadece tribünde veya spor alanın çevresinde değil, o karşılaşmaya gidip gelirken olay çıkaran holiganlara da uygulanması gerekir. İtalya’da tren işgal eden tiffosilere verilen cezalar bu konudaki en çarpıcı örneklerden biridir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un amatör branşlarda uygulanması için gerekli altyapı hazırlanmalıdır.
  • Maçlar akşam oynanmamalıdır. Sadece reyting kaygısıyla güvenlik geri plana itilmemelidir.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği bünyesinde şiddetin, ırkçılığın önlenmesi için çeşitli programlar uygulanmaktadır. Bu konuda birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul edilmiştir. Türk spor yetkililerinin bu sözleşmeleri hayata geçirmekle yükümlü oldukları açıktır. Birçok yabancı kuruluşun üzerine çalıştığı bu sorunla mücadelede diğer ülkelerle işbirliği kurmaktan, onların çalışmalarından faydalanmaktan kaçınılmaması gerekir.

Sporda şiddetin sebepleri ve bunların önlenmesine ilişkin birçok toplantı düzenlenmektedir. Üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin de düzenlediği bu toplantılarda paylaşılan fikirler, öneriler dikkate alınmalıdır. Örneğin, Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen “The role of local and regional authorities in preventing violence at sports events and in particular at football matches” başlıklı konferansta bu konuyla ilgili çeşitli öneriler getirilmiştir. Söz konusu önerilere raporun 51’inci sayfasından itibaren ulaşılabilir.

 

– Futbolda Seyircisiz Oynama Cezasının Kaldırılması

Raporda, futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı ileri sürülmüştür.

TFF, kulüplerden gelen yoğun baskıların sonucunda talimatlarında değişiklikler yapmıştır. Örneğin, bazı taraftar gruplarının kulüp yönetimlerini tehdit ederek olay çıkarmama karşılığından çıkar sağlanmasını istemeleri sonucunda, TFF ceza talimatlarını değiştirmiş ve kulüplerin sorumluluğuna ilişkin yeni düzenlemeler yapmıştır.

Kriminal olaylardan çekinen ve kulüpleri korumak isteyen TFF’nin bu tavrı, bir grup fanatik karşısında TFF’nin, kulüplerin, emniyet güçlerinin ne kadar yetersiz olduklarını; statta asayişin sağlanmadığını ortaya koymuştur.

Oysa, ulusal federasyonların FIFA ve UEFA tarafından öngörülen cezaları aynen uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. TFF’nin yönetmeliklerinin, talimatlarının uluslar arası federasyonların düzenlemeleri ile uyumlu olması gerekir. Bu sebeple, kanımızca seyircisiz oynama cezasının talimatlardan kaldırılması FIFA ve UEFA düzenlemelerine aykırıdır.

 

10) Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Komisyon raporunda şike ve haksız rekabetin önlenmesi aynı başlık halinde düzenlenmiştir. Biz, bu iki kavramın ayrı ayrı ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. 

TFF temsilcisi, şike ve teşvik priminin suç olarak kabul edilmesinin faydasına yönelik görüşe eleştiri olarak, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

Almanya, ABD örnekleri dikkate alındığında, şike ve teşvik primleri verilmesinin suç olarak kabul edildiği ve bu olaylarla ilgili savcılık soruşturmasının ardından devlet mahkemelerinin ceza kararları verdiği görülmektedir. Türkiye’de de bu davranışların suç teşkil edecek olması olumlu bir adımdır.

Şike, maç ayarlanması, teşvik primi ile ilgili bazı örnekleri paylaşalım:

Alman hakem Robert Hoyzer 2005 senesinde iki yıl beş ay hapis cezasına çarptırıldı ve Alman Futbol Federasyonu tarafından ömür boyu men cezasına çarptırıldı.

Mart 2007’de Avustralyalı bir binici Hong Kong’da yarışların ayarlanması sebebiyle 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İngiltere’de 2005 yılında yürürlüğe giren yeni Gambling Act, Güney Afrika’da the Prevention and Combating of Corrupt Activities Act ile şikeye karşı kanuni düzenlemeler getirildi. Bu ülkelerde hapis cezaları öngörüldü.

Bununla birlikte, raporun “Spor Kulüpleri” başlıklı bölümünde “yerel yönetimler(in) ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları” belirtilmiştir. Biz de yukarıda özellikle yerel yönetimlerin bazı spor kulüpleriyle yakın ilişki içinde olduklarını ifade etmiştik.

Gerçekten belediyeler ile bazı spor kulüpleri arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Bu spor kulüplerine çok büyük ayrıcalıklar tanınmakta ve ekonomik çıkar sağlanmaktadır. Bunu birkaç örnekle açıklayalım.

Türkiye’de en fazla rastlanan örnek, belediyelere ait otoparkların işletme hakkının belli spor kulüplerine devridir. Sadece dernek olan bu spor kulüpleri, o bölgede faaliyet gösterebilecek ticari şirketler aleyhine bu ekonomik kazancı elde etmektedirler. Üstelik çoğu işletim hakkı ihale düzenlenmeden devredilmektedir.

Aynı uygulama arazi tahsisi için de söz konusudur. Bu uygulamanın en çarpıcı örneklerinden biri, çok büyük bir spor kulübü çıkarına gerçekleşmiştir. Bir belediye, sınırları içinde bulunduğu şehir yerine başka bir şehirde yayımlanan yerel bir gazeteye ihale ilanı vererek çok büyük bir araziyi o büyük kulübümüze tahsis etmiştir.

GSGM’nin, belediyenin bütçesi ile inşa edilen spor kompleksleri yine bazı kulüplere devredilmekte veya onlara üst hakkı ya da intifa hakkı tanınmaktadır. Şehirlerimizde onlarca, hatta bazılarında yüzlerce spor kulübü antrenman sahası bulmakta zorlanırken, özellikle profesyonel ligde mücadele eden futbol kulüplerine büyük ayrıcalıklar sağlanmaktadır.

Spor tesisleri üzerinde intifa hakkı tanınması veya bunların kiralanmasını öngören sözleşmelerde ilgili tesislerin diğer kulüpler tarafından da kullanılabileceği şartı getirilmelidir. Bu şartın hayata geçirilmesi, yaptırımlar aracılığıyla sağlanmalıdır.

Kapalı spor salonlarının kullanım hakkı ise daha büyük sorunlar yaratmaktadır. Spor salonu üzerinde hak sahibi olan kulüp, diğer kulüplerin antrenman yapmasına izin vermediği gibi; salonda başka lig maçlarının düzenlenmesini engelleyebilmektedir. Özellikle engelli basketbolu karşılaşmaları açısından bu konudaki şikayetler devam etmektedir.

Görüldüğü üzere, yerel idareler her kulübe aynı mesafede durmamaktadır. Bu uygulamanın önüne geçilmesi için elbette hukuki imkanlar mevcuttur. Ancak bütün yetkililer söz konusu uygulamaları görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Devlet tarafından profesyonel kulüplere verilen destek sona ermelidir. Üst seviye, profesyonel liglerde yer alan kulüplerin devlet desteği almaması gerekir. Kendi yağıyla kavrulamayan kulüplerin profesyonel ligde yerinin olmadığı açıktır. Aksi halde, devlet, kendi eliyle haksız rekabete sebep vermiş olacaktır.

Haksız rekabet sadece yerel yönetimlerle kulüp ilişkileri açısından söz konusu değildir. Federasyonların da haksız rekabet teşkil eden uygulamaları mevcuttur. Daha geniş bir bakışla, rekabet hukukunun kapsamına girebilecek diğer hususlar da Komisyon tarafından tartışılmalıdır.

– Rekabet Hukuku ile İlgili Diğer Konular:

A) Federasyonların teşebbüs ve teşebbüs birliği niteliği:

Türkiye’de, tüm dünyada olduğu gibi, her spor dalı için bir federasyon bulunmaktadır. Bu federasyonlar da ilgili bölgede tekel özelliği taşımaktadırlar.

Federasyonların artık birer teşebbüs veya teşebbüs birliği oldukları kabul edilmektedir. Bu konuda ikili ayırım yapılabilir.

a) Spor federasyonları, kendilerine tabi olan kulüplerin aktiviteleri sebebiyle, teşebbüs birliği niteliğini haizdirler. Profesyonel spor kulüpleri, özellikle futbol kulüpleri için, futbol ekonomik faaliyettir. Bu kulüpler birer teşebbüstür. Bunları barındıran spor federasyonları da sonuç olarak teşebbüs birlikleridir.

Profesyonel kulüplerin yanında amatör kulüplerin de yer alması bu değerlendirmeyi değiştirmez. Bir federasyon tarafından tek taraflı yapılan “amatör” nitelemesi ise bu kulüplerin ekonomik faaliyette bulundukları gerçeğini değiştirmez.

b) Federasyonların da ekonomik faaliyetleri bulunmaktadır.

Federasyonlar, spor olaylarının pazarlanmasından büyük gelir elde etmektedirler. Federasyonlar yayın haklarının tanınması, sponsorluk, pazarlama gibi faaliyetlerle iştigal etmektedirler. Profesyonel sporun ekonomik faaliyet olması ve bu faaliyetin uygulanması ile ilgili kuralları federasyonlar belirlediğinden, federasyonlar birer teşebbüs olarak kabul edilmelidir.

Bu açıklamaların ışığında, federasyonlar birer teşebbüs olup, bunların rekabeti etkileyen karar ve uygulamaları Rekabet Kurumu’nun yetki alanına girmektedir. Her ne kadar TFF ile ilgili kanunda yönetim kurulu kararlarına karşı önce Tahkim Kurulu’na, ardından CAS’a başvurulabileceği öngörülmüş olsa da, rekabet hukuku gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda tahkime gidilmesi söz konusu olamaz. Rekabet Kurumu, re’sen veya şikayet üzerine bu konuda soruşturma yapabilir ve gerekli görürse ilgili federasyonlara ceza verebilir.

Bosman Kararı, rekabete ilişkin konularda dernek statüsündeki federasyonların karar verme yetkisine sahip olmadığını göstermiştir.

B) Çarpıcı Bir Örnek: Üçüncü Ligde Yaş Sınırlaması

Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu, geçen aylarda dikkat çekici bir karar aldı. 3. Lig statüsündeki oyuncu uygunluğu esaslarında bazı değişikliklere gitti, 2008-2009 sezonundan itibaren 30 yaş ve üzerindeki oyuncularla sözleşme imzalanmamasına karar verdi.

Federasyonun sitesinde yapılan açıklamaya göre, sözleşmesi devam eden oyuncuların haklarının korunacağı yeni uygulamaya göre, 2009-2010 sezonundan itibaren TFF 3. Lig’de 24 yaş ve altı oyuncularla sözleşme yapılabilecek. Ayrıca, 25-30 yaşları arasında en fazla 6 futbolcuyla sözleşme imzalanabilecek. Bunlardan sadece 4 tanesi müsabaka isim listesine yazılabilecek. Kulüpler, futbolcular ile imzalayacakları yeni sözleşmelerdeki süreleri, bu koşulu dikkate alıp belirleyecek.

TFF 3. Ligi, tıpkı Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig gibi profesyonel lig niteliği taşımaktadır. 3. Lig’de mücadele eden futbolcular profesyonel olup, işçi statüsündedirler. Bu ligdeki kulüpler de teşebbüs niteliğindedir.

Türkiye Futbol Federasyonu, söz konusu kararla belli yaştaki futbolcuların çalışma haklarını ortadan kaldırmıştır. Bu kararla, 3. Lig’in gençleştirilmesi ve altyapı ligi oluşturulması amaçlanmaktadır.

Kanımızca bu gerekçe, tek başına belli yaştaki sporcuların çalışma haklarının ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Anayasa’da öngörülmüş olan çalışma hakkının, bu subjektif sebeplerle ortadan kaldırılması hem Anayasa’ya hem de Rekabet Kanunu’na aykırılık oluşturmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA’nın “altyapıdan yetişmiş sporcu bulundurma zorunluluğu” ile ilgili kuralını örnek göstererek 30 yaş sınırını savunmak isteyebilir. Ancak UEFA’nın uygulaması ile TFF’nin uygulaması çok farklıdır. TFF, gençlerin, altyapıdan gelenlerin gelişmesini ve böylece Türk futbolunun, Türk milli takımlarının gelişmesini amaçlıyorsa, UEFA’nın lisans kriterlerini harfiyen ve tüm profesyonel liglere uygulamalıdır. Süper Lig’de mücadele eden kulüplerin altyapıdan sporcularla mücadele etmesi yönündeki düzenlemelerin sertleştirilmesi ve bu düzenlemelerin uygulanması için azami çabanın harcanması gerekmektedir.

 

C) Ambush Marketing

Rekabetle ilgili düzenlemeler ve denetimler sadece federasyonların faaliyetiyle sınırlı olmamalıdır. Uluslar arası birçok organizasyona ev sahipliği yapan; Dünya Basketbol Şampiyonası (2009), Üniversiteler Kış Olimpiyatları (2011) gibi dünyanın takip edeceği büyük organizasyonları kazanan; Olimpiyat Oyunları ve Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmak isteyen Türkiye’nin acilen “ambush marketing” ile ilgili düzenlemeler yapması gerekmektedir. Büyük organizasyonların ev sahipliğinin kazanılması, o organizasyonu düzenleyen uluslar arası kuruluş ile sponsorların haklarının korunması ile mümkün olacaktır. Aynı şekilde, ulusal sponsorların artışı da bu konudaki düzenlemelerin kabul edilmesi ile doğru orantılı olacaktır.

Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

Spor Şurası Spor Hukuku Komisyonu, spor yargısı üzerinde çok kapsamlı durmuştur. Biz de bu konuyu detaylı biçimde incelemeyi uygun gördük.

Türkiye’de spor yargısı üç bölüme ayrılmıştır: Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu, GSGM Ceza Kurulları.

Dünyanın hiçbir yerinde bir federasyonun kanunla kurulmuş ayrı tahkim mahkemesi bulunmadığı gibi, hiçbir gelişmiş devlet, söz konusu tahkim ve ceza kurullarının kararlarının kesin olduğunu ve bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağını hüküm altına almamıştır.

Türkiye’yi dünyada tek kılan bu garip yapılanmayı yakından incelemekte fayda vardır.

Türk Spor Tahkiminin Özellikleri:

– Zorunlu Tahkim

Türkiye’de spor tahkimi, zorunlu tahkim niteliğindedir. TFF Tahkim Kurulu ve GSGM Tahkim Kurulu, neredeyse sporla ilgili her konuda yetkili kılınmış; spor federasyonlarının faaliyetlerinden, aktörleri arasındaki ilişkilerden doğan sporla ilgili uyuşmazlıkların çözümünde bu kurullar görevli addedilmiştir. Spor aktörlerinin devlet mahkemelerine başvuru hakkı ortadan kaldırılmıştır.

Oysa tahkim, kural olarak rızaya dayanmaktadır. Spor tahkiminin en önemli özelliği de, tarafların rızalarıyla tahkime tabi olmalarıdır.

Avrupa’da ABD’de spor tahkimi rızaya dayanmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmelerde, federasyonların, kulüplerin statülerinde, yönetmeliklerinde yer alan tahkim şartına dayanılarak tahkime başvurulmaktadır.

Tahkimin rızai niteliği özellikle sporcu-kulüp, sporcu-federasyon ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda sorun yaratmaktadır

Avusturya’da, Avusturya Kayak Federasyonu ile Avusturyalı kayakçılar arasındaki ilişki hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmekte; federasyonun statüsünde, yönetmeliklerinde yer alacak tahkim şartlarının geçersiz olduğu kabul edilmektedir.

İtalya’da hizmet sözleşmesi, kural olarak, tahkime elverişli değildir. Bununla birlikte, İtalya’da kabul edilen yeni bir kanunla spor kuruluşları ile profesyonel sporcular arasındaki sözleşmelerde tahkim şartı öngörülebileceği öngörülmüştür.

Dikkat edilirse, Avrupa’da profesyonel sporcuların sözleşmelerinin tahkime elverişliliği genel olarak kabul edilmemekte; tahkimi kabul eden devletler ise spor tahkiminin rızai özelliğini öne çıkarmaktadırlar.

Türkiye’de de iş sözleşmelerinin tahkime tabi olması, Anayasa Mahkemesi tarafından sınırlı biçimde kabul edilmektedir. Mahkeme, 2007 yılında verdiği bir kararda iş ilişkilerinde tahkim konusunu aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir:

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

– Tahkim Kurullarının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı / Adil Yargılanma Hakkı

Federasyonların yargılama yetkisi, Anayasa’da belirtilen ve AİHS’de öngörülen temel hukuk prensipleri ile sınırlıdır. Öncelikle, federasyonlar bünyesinde kurulan yargılama kurullarının bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda teminat vermeleri gerekir. Federal Mahkeme çoğu kez bu kurulların sadece spor federasyonlarının organı olduklarına karar vermiştir. Böylece, sporcu, bu kurulların kararlarına karşı dış yargılama makamlarına başvurabilmektedir.

Aynı şekilde, kurulun vereceği karardan doğrudan etkilenecek veya çıkar çatışması bulunan kimselerin kurullarda görev alamaması gerekir. Ayrıca itiraz konusu olan kararın alınmasına katılan kişiler de kurullarda yer alamaz.

Bu organlar kişilik haklarının korunması için öngörülen çeşitli usul kurallarına uymalıdırlar. Sporcu gerekli bütün delilleri sunma, oturumlara katılma veya oturumlarda temsil edilme hakkına sahip olmalıdır. Sporcu, karşı tarafın iddialarını bilme, kendisine karşı ileri sürülen delilleri inceleme, tartışma ve karşı delil ileri sürme hakkına sahip olmalıdır. Taraflar eşit muameleye tabi olma hakkına sahiptir. Diğer bir deyişle, taraflar adil yargılanma hakkına sahip olmalıdırlar.

Dünyada spor tahkiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi ile bağlı olup olmadığı tartışılmaktadır.

Bilindiği üzere, AİHS md. 6’da öngörülen teminatlar devlet yargısına uygulanmaktadır. Tahkim mahkemeleri ise devlet yargısı niteliği taşımamaktadır. Bu sebeple, bu mahkemelerin AİHS md. 6’ya uygun yargılama yapmamaları kural olarak onların sorumluluğuna sebep olmayacaktır. Spor tahkiminin rızaya dayanması, tarafların söz konusu hakemlere rızalarıyla görevlendirmeleri AİHS md. 6’nın hakemlere uygulanmasını engellemektedir.

Bununla birlikte, AİHS, devletlere tahkimi temel usul teminatlarını uygulayacak şekilde düzenleme yükümlülüğü getirmiştir. Devlet mahkemeleri, tahkim kararlarına karşı son başvuru makamı olmaları sebebiyle AİHS md. 6 ile bağlıdırlar. Sonuç olarak, devlet mahkemeleri, tahkim yargılamasında temel yargılanma haklarından biri veya bazılarının ihlal edildiğini tespit etmesine rağmen bu aykırılığa yaptırım bağlamaması durumunda ilgili devletin AİHS md. 6 karşısında sorumluluğuna sebep verebilecektir.

Devletin dolaylı sorumluluğunu ön plana çıkaran Avrupalı spor hukukçuları, sporcunun özel durumuna da değinmektedirler. Yazarlar, sporcunun tahkime karşı rızasının serbest olmaması, onun tahkimi kabul etmekten başka çaresinin bulunmaması ve devlet mahkemeleri önünde sahip olacağı temel haklardan vazgeçmesi karşısında spor tahkiminin kanunla öngörülen tahkime benzediğini ve bu tür tahkimin AİHS’ye tabi olduğunu ileri sürmektedirler.

Söz konusu tartışmaları Türk spor tahkimi açısından inceleyince karşımıza çok ilginç bir tablo çıkmaktadır.

Türkiye’de spor tahkimi kanun ve yönetmeliklerle zorunlu kılınmıştır. Bu durumda, söz konusu tahkim kurullarının AİHS’deki teminatları sağlaması gerekmektedir.

Türkiye’de ceza veya disiplin kurulları ile tahkim kurulları, ister federasyonun içinde ister ayrı bir kurum olarak örgütlenmiş olsunlar, yeterli bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi vermemektedirler. Zira bunların, kendilerini yaratan kurumlarla aralarında bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, tahkimde tarafların kendi hakemlerini seçme hakları vardır. Tarafların seçtikleri hakemler bir başkan seçerler. Üç hakem uyuşmazlığı çözüme kavuşturur. Duruma göre, tarafların belirleyeceği tek hakem de yetkili olabilir.

Türkiye’de ise tahkim kurulları atama yoluyla göreve gelmektedirler. Bu hakemler de genelde kulüplere yakın isimlerdir. GSGM Tahkim Kurulu’nda ise GSGM bürokratı görev yapmaktadır. Ayrıca GSGM Tahkim Kurulu’nda, devlet hakimleri de görev almaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesi 2006 yılında verdiği kararla[2], hakim ve savcıların federasyonların kurullarında görev yapması yapmasına ilişkin düzenlemeleri Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Buna ek olarak, GSGM Tahkim Kurulu, kendisini atayan teşkilat ile diğer kurumlar arasındaki uyuşmazlıkları da çözümlemekle yetkili kılınmıştır.

Söz konusu kurulların kararlarına karşı devlet yargısına başvurulamayacağı öngörülmüştür. Aşağıda bu hususa ayrıca değinilecektir.

Yukarıda kapsamlı biçimde anlatılan görüşler ışığında, Türk spor tahkiminin Avrupa’daki benzerlerinin çok gerisinde kaldığını, sporcu için yeterli teminatları vermediğini ve bu durumun Türkiye’nin AİHS uyarınca sorumlu kılacağını rahatlıkla iddia edebiliriz.

– Kararların kesinliği

Ceza ve disiplin kurullarının ilgili federasyonun organları olmaları federasyonları, bu bağımlılık ilişkisi içinde hem karar veren hem de yargılayan kılmaktadır. Sporcular ise bu ilişki karşısında rahatsız olmaktadırlar. Uygulamada pek sık rastlanmasa da sporcunun avukat aracılığıyla savunma yapması da bu olumsuzluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Dünyada hiçbir spor federasyonunun yargılama kurulunun kararlarının kesinliği söz konusu değildir. Bu kararlara karşı her zaman bağımsız ve tarafsız, federasyona yabancı bir yargılama makamının denetimi öngörülmüştür. Bu denetim son tahlilde devlet mahkemeleri tarafından yapılmaktadır.

Spor tahkiminde sporcuların tahkimi seçmek dışında alternatifi bulunmamaktadır. Doktrinde, spor tahkiminin zorlayıcı özelliği sebebiyle, sporcuların korunması gerektiği, spor tahkim kurumlarının verdiği kararların devlet mahkemeleri tarafından bir şekilde denetlenmesi durumunda sporcuların da tahkime daha sıcak bakacakları iddia edilmektedir. Spor tahkiminde, ticari tahkimden farklı olarak, çok uluslu şirketler ve onların hissedarları değil, bütün yaşamını ve maddi kaynaklarını spora adamış gerçek kişiler söz konusudur. Bu yazarlara göre, spor tahkimi söz konusu olduğunda, devlet mahkemeleri esastan inceleme yapmalıdırlar.

Federasyonların kararlarının sporcunun kişilik haklarını, temel özgürlüklerini ihlal etme riski karşısında devlet, sporcuyu korumak amacıyla bu kararlara müdahale etmektedir. “Devlet yargısının müdahalesi ilkesi” öncelikle içtihatlar tarafından ortaya konmuştur. Devlet mahkemeleri, devlet yargısına başvuruyu engelleyen hükümleri hukuka aykırı kabul etmişlerdir. Belirtmek gerekir ki, sporcuların spor kurumları tarafından alınan kararları gözden geçirtme hakları kanunlar tarafından teminat altına alınmış kişilik haklarındandır.

Tahkimin merkezi sayılan, Spor Tahkim Mahkemesi ile birçok uluslar arası federasyona ev sahipliği yapan, bu sayede spor hukukunun önde gelen ülkelerinden biri haline gelen İsviçre’de Kanton mahkemeleri ve Federal Mahkeme, spor federasyonlarının faaliyetlerini, işlemlerini denetlemektedir. İlgililer federasyonların kararlarına karşı mahkemelere başvurabilmektedir. IOC, uluslarararası federasyonalar, ulusal federasyonlar bu denetimin sporun özerkliğine aykırı olduğunu iddia etmemektedirler.

Türkiye’de ise spor yargısı makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Hatta bu husus şaşırtıcı şekilde, kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi[3], kanun dışındaki düzenlemelerde tahkim kararlarının kesinliğine, bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağına dair hükümlerin Anayasa’ya uygunluğunu denetlerken şu ifadeyi kullanmıştır:

““Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.        

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

Anayasa Mahkemesi, yine bir başka kararında[4] tahkimle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması ve tahkim kararlarına karşı yargı yolunun açık tutulmasına ilişkin aşağıdaki görüşü ortaya koymuştur:

Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Bu madde uyarınca, yapılacak yargılamanın kişiler yönünden gerçek bir güvence oluşturabilmesi için aranacak nitelikler de 36. maddede belirtilerek “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesiyle de davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması görevi yargıya verilmiştir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir. Bu durumda yasakoyucu, taraflara görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce aralarındaki uyuşmazlığı kısa sürede çözmek üzere baro hakem kuruluna başvurma yükümlülüğünü getirebilir. Ancak bu aşamadan sonra kararı benimsemeyen tarafa ilk derecede ve/veya temyiz aşamasında yargı yolunun açık tutulması, hakem kurullarının oluşumunun ve çalışma yönteminin, uzmanlığın önemi de gözetilerek hukuk devleti ilkeleriyle uyum içinde düzenlenmesi gerekir. Ayrıca hakem kurullarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, uzman niteliği ile bu kurulların alacağı kararların bağlı olacağı usul ve esasların yönetmeliğe bırakılmayıp yasa ile düzenlenmesi de zorunludur.”

Görüldüğü üzere, tahkim kararlarının kesinliğine ilişkin hükümler, hak arama özgürlüğünü sınırlandırmaktadır. Söz konusu sınırlama kanunla yapılmalıdır.

Sınırlama konusu kararları verecek tahkim mahkemeleri de bağımsız ve tarafsız niteliğe sahip olmalıdır. Bu niteliğe sahip olmayan kurulların vereceği kararlar tahkim kararı olmayacak; bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulabilecektir.

Kanımızca, Türkiye’deki spor yargılamasına ilişkin mevzuat değiştirilmelidir. Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvuru hakkı tanınmalıdır. AİHS uyarınca var olan bu hakkın mevzuatta öngörülmesi gerekmektedir.

Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde ise sporcu ve antrenörlerin, tıpkı İş Kanunu’nda düzenlendiği gibi, ister tahkime ister devlet yargısına başvurabilecekleri öngörülmelidir.

– Tahkim Kurulunun Tüm Sporlar İçin Ortak, Federasyonlardan Bağımsız Bir Kurul Olması Zorunluluğu

IOC, TMOK, spor federasyonlarının iddia ettiğinin tersine, özerklik, federasyonların her istediğini yapabilmesi, devletin yargı sistemine tabi olmaması anlamına gelmemektedir. Bugüne kadar federasyonlar, bu özerklikleri sayesinde hiç demokratik olmayan ve spor camiasını rahatsız eden uygulamalar imza atmışlardır.

İşte bu sebeple, spor kuruluşlarının faaliyetlerinin bağımsız ve tarafsız bir yargı makamı tarafından denetlenmesi gerekmektedir.

Devlet yargısının spora müdahale etmesi istenmemektedir. Yargının, hantal yapısı sebebiyle çok hızlı çözümlenmesi gereken spor uyuşmazlıklarının çözümünde yetersiz kalması; sporun uluslar arası boyutunun bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıklar için özel uzmanlık gerektirmesi ve devlet hakimlerinin bu uzmanlığa sahip olmaması sporun özel bir mahkemeye ihtiyaç duymasına sebep olmuştur.

Biz de spora özgü ayrı bir mahkemenin kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Açıkçası, devletin kuracağı bir mahkeme yerine, uzmanlardan oluşan, bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda teminat veren bir tahkim mahkemesini tercih ediyoruz.

Türkiye’de faaliyet gösteren GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu’nun bir çatı altında toplanması gerektiğini düşünüyoruz. Futbolun yapısının farklı olduğuna dair eleştirileri ise kabul etmiyoruz. Futbol dışında basketbol, voleybol, hentbol gibi takım sporları da profesyonel yapıya sahiptir. Bu sporlarda da lig sistemi kabul edilmiştir. Bu sporlarda da uyuşmazlıkların birkaç gün içinde çözümlenmesi gerekmektedir. Futbolu bütün bu dallardan ayrı bir kefeye koymanın anlamı bulunmamaktadır. Spor uyuşmazlıklarını çözümlendirecek bir mahkeme, tahkim kurulu oluşturulacaksa, bu makam futbol dahil bütün spor dallarını kapsamalıdır. Futbolun ayrı bir yargısının olması “yargılama birliği” prensibine aykırılık oluşturacaktır. Dünyada tek bir spor federasyonu için kurulmuş özel bir mahkeme bulunmamaktadır.

Tahkim Kurulu yerine alternatif çözüm yollarını kullanan bir merkez kurulmalıdır:

Sportif uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında çözümlenmesinde tek faaliyet tahkim değildir. Alternatif uyuşmazlık yöntemleri sporda çok sık kullanılmaktadır. Arabuluculuk (mediation), tahkimden sonra en çok uygulanan alternatif uyuşmazlık yöntemidir. Bu sebeple, sadece tahkim kurulu kurulması önerisinin genişletilerek, sportif uyuşmazlıkların çözümü için bir merkez kurulması ve bu merkezin tahkim dışında diğer alternatif çözüm yollarının hayata geçirilmesinde öncü olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu merkez sadece uyuşmazlıkların çözümünde değil; uyuşmazlıkların oluşmaması, oluşabilecek uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerinin bilinmesi amacıyla federasyonlara, kulüplere, sporculara diğer spor aktörlerine eğitim verecek bir kuruluş olmalıdır. Böylece uyuşmazlıkların büyük oranda önüne geçilebilecek; tarafların bu konuda bilgili olması sayesinde çözüm daha rahat bulunacaktır.

Bugün gündemi spor tahkiminin meşgul etmesi sebebiyle, biz tüm spor federasyonlarının, GSGM ve TMOK’un tabi olacağı tahkim kurulunun yapısına yönelik aşağıdaki önerilerimizi paylaşıyoruz:

Her taraf kendi hakemini seçebilmelidir.

Bu konuda ikili ayrım yapılabilir. Taraflar hakemlerini serbestçe seçebilirler veya liste sistemi uygulanabilir.

Taraflar, kendi hakemlerini hiçbir sınırlamaya bağlı kalmaksızın seçebilirler.

Liste sistemi kabul edilirse, çok önemli bir hususa dikkat etmek gerekmektedir. CIAS, CAS’ta görev alabilecek hakemleri belirlemiştir. İsviçre Federal Mahkemesi, tahkimde tarafların hakemlerini seçmekte özgür olduklarını belirtmiş; CAS’ta görev alacak hakemlerin sınırlı bir listeden seçilmesini eleştirmiştir. Federal Mahkeme, söz konusu eleştirisine rağmen, hakemlerin spor hukuku alanında uzman olmaları ve her kesimi temsil etmeleri sebebiyle liste sistemine rağmen CAS’ın bağımsızlığını tarafsızlığını kabul etmiştir.

Tarafların anlaşarak tek bir hakem seçmeleri de mümkün olmalıdır.

 

Hakemler tarafsız ve bağımsız olmalıdır

Hakemlerin GSGM ve federasyonlara yakın kimseler olmamaları gerekir.

CAS’ın yapısı örnek alınabilir. Listedeki hakemlerin en az % 20’sinin federasyonlardan bağımsız olması şartı getirilebilir.

 

Bu bir tahkim olacaksa, Tahkim yeri serbestçe seçilebilmelidir

Tahkim yeri üzerinde karar alınamazsa, belli bir yerin tahkim yeri olacağı öngörülmelidir. TFF Tahkim Kurulu, İstanbul’da; GSGM Tahkim Kurulu ise Ankara’da toplanmaktadır. Bu iki şehir dışında merkezi bulunan kulüplerin yöneticilerinin, sporcularının bu iki şehre gelmek zorunda kalmamaları; duruma göre yargılamanın uyuşmazlığın meydana geldiği yerde yapılabilmesi için taraflara tahkim yerini belirleme hakkı verilmelidir.

Taraflar kendi uzmanlarını bilirkişi olarak önerebilmelidir

Özellikle dopingle ilgili uyuşmazlıklarda taraflar kendi seçtikleri uzmanların raporlarının da dikkate alınmasını isteyebilmelidirler.

 

Çapraz sorgu sistemi getirilmelidir.

Taraflar birbirlerine, tanıklara ve bilirkişilere soru sorma hakkına sahip olmalıdırlar.

Tahkim yargılaması ucuz olmalıdır:

Tahkim, devlet yargısına göre pahalı bir usuldür. Türkiye’de spor tahkiminin ucuz olması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle amatör sporcuların tahkime başvurabilmeleri, adalete başvurma hakkını kullanabilmeleri amacıyla adli yardım öngörülmelidir. GSGM, TMOK, federasyonlardan alınacak katkı payları ile bir fon oluşturulmalıdır.

Kararlar yayınlanmalıdır:

Bugün federasyonların disiplin kurullarının, GSGM ceza kurullarının ve tahkim kurullarının kararları yayınlanmamaktadır. Bu kararların içtihat oluşturup oluşturmadığı konusunda kimsenin bir fikri yoktur. Bugün spor yargılama makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamadığı dikkate alınırsa, bu kararların yayınlanması zorunludur.

Uluslar arası kuralların hakim olduğu spor hukukunda sporun organizasyonu ile ilgili ulusal ve uluslar arası kuralların yargılama makamları tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl uygulandığı bilinmelidir.

Spor hukuku için kullanılan “lex sportiva”, belli temel prensipler ve bu prensipler ışığında hazırlanan ve artık uluslar arası federasyonların önemli bir kısmı tarafından benimsenen, uygulanan kurallardan meydana gelmektedir. Bu kuralların Türkiye’deki yansımaları, Türkiye’deki uygulamanın bu uyumlaştırma hareketine uygun olup olmadığı tespit edilmelidir. Spor yargısının verdiği kararların diğer ulusal yargı makamları ve uluslar arası federasyonlar, tahkim makamları tarafından verilen kararlarla karşılaştırılması; bunların doktrin tarafından değerlendirilmesi ve en önemlisi benzer olaylarla karşılaşan spor aktörlerinin iddia ve savunmalarını bu kararlar ışığında hazırlayabilmeleri için söz konusu kararlar yayınlanmalıdır.

Söz konusu kararların yayını sadece spor hukukunun gelişmesi için değil, aynı zamanda ulusal mevzuatın doğru uygulanıp uygulanmadığının tespiti hususunda da önem taşımaktadır. Özellikle sporcularla kulüpler arasındaki sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda Türk Borçlar Kanunu’nun, antrenörlerle yapılan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda ise İş Kanunu’nun, Türk mahkemelerinin verdiği içtihatlar da dikkate alınarak uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir. Tahkim kurulları, ulusal mevzuatı uygularken, bu mevzuatla ilgili oluşmuş içtihatları da dikkate almak zorundadırlar.

Sonuç olarak, federasyonların disiplin kurulları, GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu kararları ilgili kuruluşların Internet sitelerinden en kısa süre içinde yayınlanmalıdır. Her faaliyet döneminin sonunda bu kararlar kitap olarak basılmalıdır. Bu kararlar TMOK ve GSGM bünyesinde biriktirilmeli ve ilgililerin istifadesine sunulmalıdır.

Bu kararlarla ilgili açıklayıcı bilgiler; kararın önemi ile ilgili notların oluşturulması ve bunların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekir.

Söz konusu kararların dışında, doktrin eserleri için bir veritabanı oluşturulmalıdır. Bu eserlere veya en azından künyelerine Internet ortamından ulaşılabilmelidir.

Spor hukukçularının listesi yayınlanmalıdır

Türkiye’de spor hukukuyla ilgilenen hukukçu sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Sportif uyuşmazlıklara taraf olan veya spor hukukuyla ilgili bilgi almak isteyen kimselerin,  spor hukuku üzerine çalışan hukukçuları nasıl bulacakları konusunda bilgili olmadıkları açıktır. Bu sorun özellikle amatör sporcular için söz konusudur.

Kurulmasını önerdiğimiz “Uyuşmazlıkların Çözüm Merkezi’nin Internet sitesinde spor hukukçularının listesi yayınlanarak, bu konuda avukat veya uzman arayan kimselere büyük bir hizmet verilecektir.

Bu listenin hazırlanmasında sadece beyana dayanılmamalıdır. Spor hukukçusu olduğunu iddia eden kimselerin bu konuda fiilen çalışıyor olmaları gerektiği açıktır. Uzmanların tespitinde akademik çalışmalar da dikkate alınmalıdır.

Diğer Önerilerimiz:

Türk spor hukuku sistemi ile ilgili diğer önerilerimiz aşağıdadır:

– Amatör spor dallarında düzenlenen organizasyonlarda yüzlerce gönüllüye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak ülkemizde gönüllülük kurumu henüz emekleme aşamasındadır. Bu sebeple, gönüllülükle ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Gönüllülük özendirilmeli ve hukuki altyapısı hazırlanmalıdır.. Gönüllülerin ve bunları kullanan kuruluşların hak ve yükümlülüklerine ilişkin mevzuat oluşturulmalıdır. Bu konuda GSGM ve federasyonlar birlikte çalışmalıdır.

– Hakem ve sporcu derneklerinin aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Bu derneklere, tıpkı tüketici hukukunda olduğu gibi dava açma hakkı verilmelidir.

– Hakem ve oyuncuların, disiplin kuralları dışında Türk mevzuatında dayanarak kendilerine her türlü hukuka aykırı davranışta bulunanlara karşı hukuk ve ceza mahkemelerine başvurabilecekleri öğretilmelidir.

– Öğretimlerine devam eden sporcuların, turnuvalara, kamplara katılımında okulların gerekli izni vermeleri ve öğrencilerin mağdur olmaması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle üniversite öğrencisi sporcuların bu konuda büyük zorluklar yaşadıkları; spor eğitimi veren BESYOlarda bile öğrencilerin kamp ve turnuvalara katılımlarından ötürü devamsızlık sebebiyle başarısız oldukları bilinmektedir.

– Engelli vatandaşlara karşı spor alanlarından faydalanma, spor karşılaşmalarına seyirci olarak katılma ve spor yapma (malzemelerin tedariki, görevlilerin eğitimi ve spor alanlarının uygun hale getirilmesi) konularında yapılan ayırımcılığın önüne geçilmelidir. Bunun hukuki altyapısı hazırlanmalı; federasyonların görevleri arasında bu ayırımcılığın giderilmesi de öngörülmelidir.

Engelli öğrencilerin en az sağlam öğrenciler kadar spor yapma hakları olduğu gözden kaçırılmamalı ve onların spor yapmaları için altyapı sağlanmalıdır.

Engelli sporcular için özel okullar açılmalı; spor liseleri ve BESYO’larda bu sporcular için özel sınıflar öngörülmelidir.

Engelli sporcularla sağlam sporcuların karma takım kurmaları sağlanmalı ve karma takımların katıldığı turnuvalar düzenlenmelidir. Böylece entegrasyon sağlanacaktır.

– Spor dallarına göre sporcu dağılımında bir sistem öngörülmelidir. Oyuncu sayısının federasyonlara göre dağılımı araştırılmalıdır. Gereğinden fazla sporcuya sahip olan federasyonların fazla sayıdaki sporcuları diğer federasyonlara kaydırılmalıdır. Niceliğin değil, niteliğin önemli olduğu dikkate alınmalı; elit sporcu olabilecek yeteneklerin sayısı sınırlı tutularak niteliğe ağırlık verilmelidir. Bu konuda GSGM ve federasyonların bu konudaki yükümlülükleri ve ortak çalışma yöntemleri düzenleme altına alınmalıdır.

– Antrenman merkezleri için öngörülecek gereklilikler hukuki düzenlemeler ile belirlenmelidir. Ayrıca federasyonlar da ilgili spor için ek şartlar öngörebilmelidir.

– Amatör ve profesyonel genç sporcuların sosyal güvenlik, eğitim haklarıyla ilgili özel düzenlemeler yapılmalıdır.

– Yerel yönetimlerin nüfus oranını dikkate alarak gerekli kültür fizik ve spor alanlarının inşası için gerekli fonu ayırmaları zorunlu olmalıdır.

– Sportif faaliyetler ile çevrenin korunması ve çevrenin sportif faaliyetlerden doğan tehlikelerden korunması için düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle motor sporları, golf gibi sporların çevreye verdikleri zararlar tartışılmalıdır

– Çocukların profesyonel dallarda oynamasına ilişkin düzenlemeler getirilmelidir. Çocuk işçilerin korunmasına ilişkin hükümlerin çocuk sporcuları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

– Spor yapma, fiziksel faaliyette bulunma hakkı Anayasa’da düzenlenmelidir.

“Devlet sporcuyu korur” hükmü yeterli değildir. “Sporcu” ifadesinin ne anlama geldiği açık değildir. Bunu tüm fiziksel faaliyette bulunanları kapsayacak şekilde geniş ele almak gerekir.

– Federasyonlara ve kulüplere BESYOlar ile ortak çalışma yapma, BESYO mezunu yönetici, antrenör, masör ve diğer teknik görevli çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Türkiye Amatör Sporlar Konfederasyonu’nun futbol odaklı çalışmasının önüne geçilmelidir. Diğer spor dallarında aktif rol almayan konfederasyon yetkililerinin federasyon seçimlerinde oy kullanma hakkı kaldırılmalıdır.

– TMOK ile Paralimpik Komitesi arasındaki ilişki belirlenmelidir. İki komitenin amacı, işlevi açık hale getirilmelidir.

Paralimpik Komitesi’nin siyasetten arındırılıp sadece bu konuyla ilgili çalışan uzmanlardan oluşması sağlanmalıdır.

Komiteler-GSGM-federasyonlar arasındaki ilişkiler sistemli hale getirilmelidir. TMOK’un olimpik spor federasyonları üzerinde yetki sahibi olması sağlanmalıdır.

– Üst düzey spor için bir konsey kurulmalıdır. Bu Konsey, elit spor politikalarının geliştirilmesinden, elit sporcu yetiştirilmesinden sorumlu olmalıdır.

– Yabancı oyuncuların Türk statüsü kazanmasında gösterilen kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Yabancı oyuncuların diğer yabancılara kıyasla daha kolay Türk vatandaşlığı kazanması engellenmelidir.

SON SÖZ

Bu rapor, Spor Şurası bünyesinde oluşturulmuş Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporu dikkate alınarak hazırlanmıştır. Öncelikle, komisyon raporundaki görüşler değerlendirilmiş ve eleştiriler sunulmuştur.

Bu raporda spor hukukunun bütün konularının kapsamlı biçimde ele alınması mümkün olmadı. Amacımız da spor hukukunun tüm sorunlarını ortaya dökmek ve bunları kesin çözüme kavuşturmak değildir. Raporun ilgililer tarafından değerlendirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi ve yeni öneriler sunulması durumunda, çalışmamız amacına ulaşmış olacaktır.

Spor Şurası’nın yapılanması ve komisyonların çalışma sistemi karşısında Şura’nın büyük açılımlar sağlaması konusunda bizi şüpheye düşürmüştür.

Spor Şurası’nın gelecekte yapılacak daha kapsamlı ve ciddi toplantıların ilk basamağı olarak değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

                                                                  
Başkan Özdemir, ilk olarak ertelenen liglerin yeniden başlatılma kararı ile ilgili konuya açıklık getirdi ve 12 Haziran tarihi ile ilgili şu ifadeleri kullandı: 

Okumaya devam et Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

TFF’den Koronavirüs Açıklaması

TFF ligler ile ilgili süreç hakkında bir açıklama yayınladı.

TFF, 10 alternatifli senaryo belirlediğini, Mayıs ayı başında durum değerlendirmesi yapılacağını duyurdu.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et TFF’den Koronavirüs Açıklaması

Erteleme Kararına Nasıl Geldik?

Koronavirüs salgınının Türkiye’de başlamasının ardından spor alanında da bazı önlemler alındı.

Önce maçların seyircisiz oynanmasına karar verildi.

Kamuoyu bu karara sert tepki gösterdi. Büyük bir kesim, maçların ertelenmesi gerektiğini savundu.

Kamuoyu tepkisi Cumhurbaşkanını, Gençlik ve Spor Bakanı‘nı, Türkiye Futbol Federasyonu‘nu hiç etkilemedi. Seyircisiz oynama kararında ısrar ettiler.

Ne olduysa oldu, bugün yıldırım hızıyla toplantı yapıldı ve liglerin ertelenmesine karar verildi.

Aşağıda gelişmeleri kronolojik sırada özetlemek istiyorum. Kimin ne dediğini, ne talep ettiğini, neye itiraz ettiğini hatırlamak gerekiyor. Hatırlayalım ki, bugün yapılan açıklamaların samimi olmadığını görelim.

Okumaya devam et Erteleme Kararına Nasıl Geldik?

UEFA Turnuvaları Erteledi. Türkiye’de Ne Olacak?

UEFA, üye ulusal federasyon yetkilileri ile yaptığı toplantının ardından bir açıklama yayınladı.

Avrupa Erkekler Futbol Şampiyonası (EURO 2020) 2021 yılına ertelendi.

Bütün UEFA turnuvaları ve -özel maçlar dahil- kulüpler ve milli takımlar arasında oynanacak maçlar askıya alındı.

UEFA, EURO 2020’nin ertelenmesi sayesinde ulusal liglerin – geç de olsa- tamamlanmasını umuyor.

TÜRKİYE’DE FUTBOL MÜSABAKALARI ERTELENECEK Mİ?

UEFA, EURO 2020’yi erteleyerek ulusal liglerin tamamlanmasını umsa da, bu beklentinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tamamen ulusal federasyonların inisiyatifinde.

Avrupa’da … federasyon maçları erteledi.

Türkiye’de ise bütün spor dallarında karşılaşmalar inatla seyircisiz oynatılıyor.

Kamuoyunda maçların ertelenmesi yönünde beklenti varken, sporcular oynamak istemediklerini dile getirmesine rağmen cumhurbaşkanı başdanışmanları (Hamza Yerlikaya ve Hidayet Türkoğlu), Gençlik ve Spor Bakanı ölü taklidi yapıyorlar.

Hidayet Türkoğlu ortada yok.

Hamza Yerlikaya, “antrenman yapmayın” diyor ama maçların antrenmansız nasıl oynanacağı hakkında görüş bildirmiyor.

Gençlik ve Spor Bakanı, kulağının üzerine yatmış; spor karşılaşmalarının ertelenmesi taleplerini duymazdan geliyor.

Türkiye Futbol Federasyonu, seyircisiz oynama kararında etkileri olmadığını duyurdu.

Hatırlayalım, TFF başkanı Nihat Özdemir, maçların seyircisiz oynanmasını düşünmediklerini açıklamıştı. O açıklamanın üzerinden üç gün geçmeden cumhurbaşkanı, maçların seyircisiz oynanmasına karar verdi. Bu kararın TFF’ye rağmen alındığı belli.

Avrupa’da neredeyse bütün federasyonlar maçları, karşılaşmaları, turnuvaları ertelerken neden Türkiye’de maçlar ertelenmiyor?

Bu sorunun yanıtını uzun uzun düşündüm. Tek bir mantıklı yanıt, gerekçe bulamadım.

Aradığım yanıtı gökten ararken yerde buldum.

Trabzonspor başkanı Ahmet Ağaoğlu, yüzüne maske takarak yaptığı basın toplantısında maçların ertelenmesi tartışması hakkında ilginç yorumlar yaptı.

Ağaoğlu, ağzında maske ile şunları söyledi:

Bugüne kadar insan sağlığı konusunda hassas değildik de, son 24-48 saat içinde mi hassas olduk?

Ligler tatil edilsin, bilmem ne, niye tatil edilsin? 2-3 gün önce böyle bir şey yokken, şu 3 gün içerisinde liglerin tamamen tatil edilmesi için doğan sebepler neler? Demek ki birileri bir şey bekliyor.”

“Bu kadar fazla liglere ara verilirse, seyircisiz oynanırsa bir ay sonra boşanma davalarına bakacak hakim de bulamayız bu ülkede. Futbol, ülke insanının ciddi şekilde stresini attığı, eğlendiği, meşgul olduğu bir olgu. Bunu da göz ardı etmemek lazım.”

Ağaoğlu’nun sözleri komik bile değil. Cevap vermeye değmez. 

Cumhurbaşkanı, UEFA’nın da aldığı kararlardan sonra ligleri ertelemeli!

Erteleyecek mi?

Sanmam.

Bu kararın olası sebeplerini başka bir yazıda irdeleyeceğim.

Türkiye Futbol Federasyonu, TBMM’de Savunma Verdi

Türkiye Futbol Federasyonu ile Kamu Denetçiliği Kurumu arasındaki gerginlik TBMM‘ye taşındı.

Kamu Denetçiliği Kurumu, iki seneden beri Türkiye Futbol Federasyonu‘na karşı yapılan başvurularda TFF‘nin kamu kurumu olduğuna işaret ediyor ve TFF‘nin özellikle adil yargılanma ilkesine aykırı davrandığını tespit ederek tavsiye kararları veriyor.

TFF, KDK‘nın soruşturmalarında KDK‘ya yanıt bile vermekten imtina ediyor. TFF, Anayasa’daki spor tahkimi ile ilgili düzenlemesini gerekçe gösteriyor ve KDK‘nın TFF hakkında soruşturma açamayacağını, TFF ile ilgili karar veremeyeceğini iddia ediyor.

TFF‘nin hukuk tanımaz ve TBMM‘nin iradesini hiçe sayan tutumu tepki görmeye başladı. En sonunda, TFF, TBMM‘ye davet edildi ve savunma vermesi istendi.

TFF başkan vekili ve aynı zamanda Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, TFF’yi temsilen TBMM Dilekçe Komisyonu İle İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Alt Komisyonu‘nda savunma yaptı. Toplantı tutanağı için bkz. https://tinyurl.com/y2ccrgpn

Okumaya devam et Türkiye Futbol Federasyonu, TBMM’de Savunma Verdi

UEFA, EURO 2024 ADAYLIĞI DEĞERLENDİRME RAPORU’NU YAYINLADI

euro 2024 evaluation reportUEFA, EURO 2024 Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği için yarışan adayların dosyalarını değerlendirdi. UEFA değerlendirme raporunu yayınladı.

Rapor objektif değerlendirildiğinde, Almanya’nın bir adım önde olduğunu görüyoruz.

Önemli bir husus daha var. Maalesef Türkiye, raporunu hiç ciddi hazırlamamış. Almanya’nın raporu daha profesyonel kaleme alınmış. Konuyla ilgili güzel bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Volkan Ağır, Türkiye’nin raporunu çok güzel analiz etmiş. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/09/23/536522/

Ancak UEFA’da oylama bir avuç erkek arasında gerçekleşecek. Türkiye, altyapı ve insan hakları konusunda çok geride olmasına rağmen, UEFA’ya vergi kolaylıkları ve başka maddi menfaatler sağlayacağını taahhüt etti. Almanya ise bu konularda çekincelerini iletti. UEFA, sadece maddi menfaatlerini dikkate alırsa, Türkiye’nin şansı daha fazla.

Kulüpler Kanunu Nerede?

Geçtiğimiz günlerde Galatasaray ile ilgili üzücü gelişmeler gündeme geldi.

Galatasaray’ın eski başkanı Dursun Özbek ise kulübü adetâ haraca bağlamış.

Kulüple ilgili denetleme kurulu raporuna göre, Özbek’in şirketi Özbek Turizm A.Ş. lehine senetler düzenlenmiş. Şirket, bu alacakları için yaklaşık 8 milyon TL TL faiz tahakkuk ettirmiş.

Daha kötüsü, Dursun Özbek, tüm alacaklarını garanti altına almak için, Galatasaray’ın Emlak Konut A.Ş.’den tahakkuk edecek alacakları üzerine 90.786.150 TL temlik koydurmuş ve kulübün Galatasaray A.Ş.’deki 4.283.000 adet hisse senedi üzerine 27.753.840 TL değerinde rehin işlemi ihdas etmiş.

Dursun Özbek yetinmemiş, kendisinin ödemesi gereken 911.427,79 TL noter giderini de Galatasaray Spor Kulübü Derneği’ne fatura etmiş ve alacaklarına eklemiş.

Özetle, Dursun Özbek, kulübün bugününe ve geleceğine ipotek koymuş.

KULÜPLER KANUNU, KULÜPLER LOBİSİNE RAĞMEN ÇIKARILMALI

Kulüplerin mali yapısı, yöneticileri tarafından çökertilirken, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kulüpler Kanunu hazırlığına girişti. Suat Kılıç zamanında başlayan çalışma bir türlü sona erdirilemedi. Taslak 3 Bakan eskitti. Hiçbir Bakan masaya yumruğunu vuramadı.

Biliyoruz ki, Kulüpler Birliği, bu kanun çalışmasına müdahale ediyor. Çalışma komisyonunda Kulüpler Birliği temsilcileri yer alıyor. Kulüpler Birliği yine FIFA, UEFA yalanları ile kanunu kuşa çevirme gayretinde.

Gençlik ve Spor Bakanı ile Maliye Bakanı asla Kulüpler Birliği’ni dinlememeli. Avrupa devletlerini ve finansal fair-play uygulayan federasyonları temel alarak Taslağı hazırlamalı.

Devlet şunu unutmamalı: Türk Ceza Kanunu hazırlanırken hırsızlardan, dolandırıcılardan, tecavüzcülerden komisyon oluşturulmadı. Kulüpler Kanunu hazırlanırken kulüpleri araç olarak kullanan ve kulüpleri bataklığa sürükleyen yöneticilerin görüşlerine neden ihtiyaç duyulsun?

NOT:

Galatasaray başkanı Mustafa Cengiz, Dursun Özbek’in seçimi kaybettikten sonra başkanlığı devrettiği güne kadar geçen 4 gün boyunca yaptıklarını anlattı.

FIFPRO, PROFESYONEL KADIN FUTBOLU RAPORUNU YAYINLADI

Screen Shot 2018-01-07 at 02.05.37Dünya Profesyonel Futbolcular Birliği (FIFPro), Profesyonel Kadın Futbolcuların Çalışma Şartlarına Dair Raporu‘nu yayınladı. Rapor için bkz. https://goo.gl/FMmdGH

Raporda çok çarpıcı tespitler yer alıyor.

Bu raporu, UEFA’nın “Ulusal Federasyonlar Bünyesinde Kadın Futbolu 2016/17” Raporu ile karşılaştırarak okumakta fayda var. 

Özer Hurmacı Krizi Büyüyor

TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, bugün Osmanlıspor forması giyen Özer Hurmacı ile futbolcunun eski kulübü Trabzonspor arasında çıkan anlaşmazlıkta Hurmacı hakkında 6 ay müsabakalardan men kararı vermişti.

Bu olay, Trabzonspor camiasını çok mutlu etmekle birlikte sporcu haklarını savunan hukukçuları rahatsız etmişti.

Bu hafta bu olayın çok farklı bir boyut kazandığını öğrendik.

Dünya Profesyonel Futbolcular Birliği (FIFPro), İnternet sitesinde yaptığı açıklama ile, Profesyonel Futbolcular Derneği’nin (PFD) Özer Hurmacı ile ilgili UÇK kararına karşı hukuki yollara başvurduğunu açıkladı.

FIFPro’nun sitesinde Profesyonel Futbolcular Derneği başkanı Hakan Ünsal’ın açıklamalarına yer verildi.

Ünsal, Özer Hurmacı ile ilgili kararın tüm futbol camiasını çok şaşırttığını, UÇK’nın tarafsızlığı konusunda şüpheler uyandırdığını ifade etmiş. Ünsal, UÇK’nın kararının kulüpleri futbolculara hukuka aykırı cezalar vermek konusunda cesaretlendireceğini söylemiş.

Keşke Hakan Ünsal bu açıklamalarını başkanı olduğu derneğin İnternet sitesinde de paylaşsaydı!

Keşke PFD, kapsamlı bir basın açıklaması yayınlasaydı! UÇK ve TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı hakkındaki kaygılarını kamuoyu ile paylaşsaydı! TFF Talimatlarının FIFA, UEFA mevzuatına ve Türk hukukuna aykırı düzenlemelerini kamuoyunun bilgisine sunsaydı!

Top şimdi TFF Tahkim Kurulu’nda. Kurul, önce PFD’nin dava ehliyeti olup olmadığını inceleyecek. Bu konuda ciddi tartışma olacaktır.

Eminim Özer Hurmacı da TFF Tahkim Kurulu’na başvurmuştur. Eğer TFF Tahkim Kurulu, Hurmacı’nın itirazını reddederse, Hurmacı’nın önünde devlet yargısı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var.

Türk spor tahkimini zor günler bekliyor. Yolun sonu göründü.

Elveda EURO 2024

EURO 2024’e ev sahipliği için Türkiye ve Almanya yarışacak.

YarışacakTI” yazsak daha doğru olur.

UEFA, EURO 2024’e ev sahipliği adaylığı için çeşitli kriterler getirdi. Bu kriterlerin en önemlileri “insan haklarına saygı” ve “yolsuzlukla mücadele” oldu.

İlginç bir şekilde, bu karar Türkiye’de hoş karşılanmadı. Ana akım medya, Almanya karşısında güçlü olan Türkiye’nin “insan hakları kriteri” getirilerek saf dışı bırakılmak istendiğini iddia etti. Bu gruba göre, bu kriterlerin zamanlaması manidarmış.

Asıl, bu tepki manidar. Yanlış kurumlar sorgulanıyor. Gerçek muhataplar saklanıyor.

Neden insan haklarına saygı ve yolsuzlukla mücadele endekslerinde dibe vurduk? Neden bu kadar gazeteci tutuklu? Neden insan hakları ihlallerinde zirveye oynuyoruz? Neden AİHM kararlarını uygulamıyoruz? Neden yolsuz işadamlarını ve siyasetçileri yargılamıyoruz?

İşkencecileri, yolsuzları, ahlaksızları eleştirmek yerine, insan haklarını ve yolsuzlukla mücadeleyi ön plana alan kurum ve kuruluşların kararlarında art niyet ve bize karşı komplo arıyoruz.

UEFA, bu tür kriterler getiren tek kurum değil. FIFA ve IOC de organizasyonlara ev sahipliği yarışında benzer kriterleri hayata geçirmeye karar verdi. UEFA, EURO 2024’ün yanında diğer organizasyonlar için de bu kriterleri uygulayacak. “Türkiye’ye karşı ittifak” gibi komplo teorilerine kimse inanmıyor.

UEFA’nın EURO 2024 için getirdiği kriterlerle, Türkiye’nin ev sahibi olma hayali başlamadan bitti. TFF’nin ve devletin kaybedeceğini bildiği bu yarış için yapacağı tüm harcamalar kamu zararı olacak. Birilerinin cebi doldurulacak.

Bu sürecin ciddi şekilde denetlenmesi lazım.

Peki kim denetleyecek?

EURO 2024 Adaylığı ve İnsan Hakları

Türkiye ve Almanya, EURO 2024 Futbol Şampiyonası adaylık dosyalarını UEFA’ya teslim etti.

Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin adaylığını değerlendirirken, Almanya’nın havalimanı sorununa değindi. Kılıç, Türkiye’nin havalimanı sorunu olmayacağını iddia etti.

Sayın Bakan EURO 2024 organizasyonunu çok yanlış değerlendiriyor. UEFA, değerlendirmesini havalimanına göre yapmayacak. Geride bıraktığımız Avrupa Şampiyonaları’nda binlerce taraftar şehirler arası yolculukları trenlerle yaptılar. Yolcu taşımada en büyük yükü demiryolu çekti. Türkiye’nin demiryolu ağı yok. Almanya ise Avrupa’nın en gelişmiş demiryolu ağına sahip. Stadyumlarımız yeni olsa bile, bu stadyumların Almanya’daki stadyumlar gibi altyapıları yok. Türkiye’de stadyumların çevresi boş. Metro, tramvay ağları yok.

2024’e kadar altyapı düzeltilebilir. Belki demiryolu ağı da geliştirilir. Ancak asıl mücadele futbol dışındaki alanlarda olacak.

UEFA, FIFA’nın düştüğü hataya düşmeyecektir. Katar ve Rusya örnekleri karşısında, aday ülkelerin insan hakları ve yolsuzluk karnesi adaylık sürecinde çok tartışılacak. Almanya Futbol Federasyonu Başkanı Reinhard Grindel “Almanya ev sahibi olursa, EURO 2024 temel hakların hüküm sürdüğü bir ülkede gerçekleşecek” diyerek Türkiye’nin kötü siciline atıf yaptı.

Yolsuzluk dosyalarıyla çalkalanan, iç güvenliği olmayan, insan hakları karnesi gün geçtikçe kötüleşen ve sporda şiddet, fanatizm, doping, şike konularında olumlu hiçbir adım atmayan bir ülke Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapabilir mi?

Fred, Doping, Hükmen Yenilgi Bilmecesi

Fenerbahçe – Shakhtar Donetsk arasında oynanan Şampiyonlar Ligi 3’üncü Ön Eleme Turu ilk maçı 0-0 bitti ama şimdiden tarihe geçti.

Maçtan bir gün önce Shakhtar Donetsk’in yıldız futbolcusu Fred’in A numunesinin pozitif çıktığı öğrenildi. Fenerbahçe, UEFA’ya durumu bildirdi. Ukrayna takımının teknik direktörü Lucescu, UEFA’nın kendilerini Fred’i oynatmamaları konusunda uyardığını ancak sporcusuna güvendiğini açıkladı.

Maçın ardından Fenerbahçe, Donetsk’in hükmen mağlup edilmesi için UEFA’ya başvurdu.

Fenerbahçe’nin hangi gerekçeleri ileri sürdüğünü bilmiyoruz. Sosyal medyada paylaşılan iddialar çeşitli ihtimalleri akla getiriyor.

İDDİA 1: Fenerbahçe, UEFA Disiplin Talimatı’nın 21’inci maddesine dayandı. İlgili düzenlemeye göre, uygun olmayan bir oyuncunun müsabakada yer alması ve rakip takımın bu yönde itirazda bulunması halinde, sporcunun takımının hükmen yenilgisine karar veriliyor.

Peki Fred, UEFA Şampiyonlar Ligi kuralları uyarınca “uygun olmayan” oyuncu muydu? 

Fenerbahçeli hukukçulara göre, Fred’in A numunesinin pozitif çıkması başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın Fred’i uygun olmayan sporcu statüsüne soktu. Bu görüş sahipleri, FIFA Dopingle Mücadele Talimatı’nın 25’inci maddesini temel alıyorlar. Bu görüşe göre, A numunesinin pozitif çıkması ile birlikte oyuncu oynama niteliğini kaybeder. Görüş sahipleri, ayrıca bir tedbir kararı gerekmediğini, zira ayrı bir karara gerek olmadan dopingli madde örneği alındığı andan itibaren elde edilen tüm madalya ve kazanımlar iade edileceğini ve oyuncunun müsabakalardan otomatik olarak men edileceğini ileri sürüyorlar.

Bu iddiaya katılmıyorum.

A numunesinin pozitif çıkması, doğrudan sporcuyu “uygun olmayan sporcu” haline getirmez. Tedbir kararı alınmasının sebebi de budur. Duruma göre, futbolcu hakkında tedbir kararı verilir. Tedbir kararı alınması ile futbolcu “uygun olmayan sporcu” haline gelir ve yarışmalara katılamaz. Hakkında tedbir kararı bulunmayan bir sporcuyu müsabakalara katılmaktan yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Shakhtar Donetsk de tedbirli olmayan bir sporcuyu oynatmıştır.

Fred Olayı’nda sorun, onun hakkında tedbir kararı verilmemesi oldu. Fred’in numunesinde çıkan maddenin niteliği, Fred hakkında tedbir kararı alınmasını zorunlu kılabilirdi. Kural olarak, Fred’in savunması alınmadan tedbir kararı verilemezken, zorunlu tedbir alınması gereken hallerde önce tedbir kararı alınıp, en kısa sürede futbolcunun savunmasının alınması gerekiyordu.

Hakkında tedbir kararı bulunmayan bir sporcu yarışmalara katılabilir. Onu oynatan kulüp de sorumlu olmaz. A numunesinin pozitif çıkması, bir sporcuyu doğrudan “uygun olmayan sporcu” kategorisine sokmaz.

İDDİA 2: Diğer bir iddia ise, Shakhtar Donetsk’in oyuncusuyla işbirliği içinde hareket ettiği, bilerek ihmalkarlık yaptığı, oyuncunun dopingine göz yumduğu ve bu sebeple kulübün “yardım ve yataklık”tan ötürü ceza alması yönünde. Bu görüş sahipleri Shakhtar’ın etik dışı, sorumsuzca ihmalkarlığı hakkında yeterli delil olduğunu ve maç sonucunun hükmen Fenerbahçe lehine tescil edilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar.

Bu görüşe de katılmak mümkün değil. Bu görüş ancak Fenerbahçe – Shakhtar Donetsk maçından sonra Fred’e doping kontrolü yapılması ve Fred’in doping ihlali yaptığının tespit edilmesi halinde dikkat alınabilir ve tartışılabilirdi.

Neden maçtan sonra Fred’e doping testi yapılmadı?

Bu olayda ilginç bir nokta nedense hiç tartışılmadı.

Fred’in A numunesinin pozitif çıkması, onun doping kullandığı yönünde kesin kanaat oluşturamaz ancak onun doping kullandığı hususunda ciddi şüphe doğurur. Doğurmalıdır.

Fenerbahçe – Shakhtar Donetsk maçından sonra doping kontrolü yapılmalıydı. Doping kontrollerinden önce kulüpleri temsilen hangi sporcuların teste tabi tutulacakları kura ile belirlenmeliydi. Kuradan hangi sporcular çıkarsa çıksın, UEFA temsilcisi veya UEFA doping kontrol görevlileri doping şüphesi sebebiyle Fred’i listeye yazmalı ve Fred’in numune vermesini sağlamalıydılar. Fenerbahçe bu konuda girişimde bulundu mu?

Donetsk Cezalandırılmalıdır Ama Cezalandırılamaz!

Shakhtar Donetsk, A numunesi pozitif çıkan ve maçtan birkaç gün sonra B numunesinin de pozitif çıkacağını bildiği bir futbolcuyu oynatarak etik kurallarını ihlal etti. Ahlaka aykırı hareket etti. 

Fred hakkında tedbir kararı bulunmadığı ve sporcu “uygun olmayan sporcu” kapsamında değerlendirilemeyeceği için Shakhtar Donetsk’e “uygun olmayan sporcu oynattığı” gerekçesiyle ceza verilemeyecektir.

Shakhtar Donetsk sistemdeki boşluktan, disiplin hukukunda da uygulanan kıyas yasağından ve boşluk doldurma imkanının olmamasından faydalandı. Donetsk’in ceza almaması hukuka uygun olacak ama vicdanları rahatsız edecek.

UEFA Disiplin ve Kontrol Komitesi’ni çok zor bir dosya bekliyor. Komite’nin kararı ne olursa olsun, bu dosya CAS’a taşınacaktır. CAS ise doping içtihatları açısından tarihi öneme sahip olacak bir karar verecek.

Bu olay, doping talimatlarının daha açık yazılmasında ve boşlukların doldurulmasında etken olabilir.

Kısmet Erkiner’e Armağan Yayınlandı

İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyonu, İstanbul Barosu Dergileri içinde “Spor Hukuku Özel Sayısı” yayınlama kararı almıştı.
Yazılar toplanıp yayına gönderildikten kısa süre sonra, yayının niteliği bir anda değiştirildi ve özel sayı yerine “Kısmet Erkiner’e Armağan” başlıklı bir kitap yayınlandı.
 
Armağan’da yer alan yazılar aşağıda listelenmiştir:
  • Türk Spor Tahkim Mahkemesi (Projesi) – Av. Hüseyin Alpay Köse (Bu proje ile ilgili özet görüşlerimiz için bkz. )
  • Devlet ve Sportif Faaliyet – Prof. Dr. Selçuk Öztek
  • Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulunun Yapısı – Prof. Dr. Fehim Üçışık
  • Dopingle Mücadele Kural İhlali Olarak Biyolojik Pasaport Uygulaması – Anıl Artan Gürsoy
  • Türkiye’de Hukukun Kadın Penceresi ve Kadının Spora Katılımı – Av. Aysu Melis Bağlan
  • Dopingin Ve Dopingle Mücadelenin Mağdurları: Sporcular – Av. Dr. Bülent Özdirekcan
  • 6222 Sayılı Kanundan Kaynaklanan Suçların Soruşturulması Usulü İle Spor Alanlarına Yasak Madde Sokulması Ve Müsabaka Düzeninin Bozulması, Spor Alanlarına Usulsüz Seyirci Girmesi Suçları – Celalettin Karanfil
  • UEFA Mali Fair Play Kuralları Temel Esaslar, Kulüpleri Bekleyen Tehlikeler Ve Çıkış Yolları – Av. Emin Özkurt
  • Kişisel Verilerin Korunması Kapsamında Spor Müsabakalarında E-Bilet Sistemi – Av. Gürkan Özocak
  • Profesyonel Kadın Sporcuların Hamilelik Sebebiyle Karşılaştığı Sorunlar ve İlgili Hukuki Düzenlemeler – Stj. Av. Hande Öztürk
  • Futbol Disiplin Hukukunda Tedbir Kavramı Ve Kapsamı – Av. Dr. Hüseyin Aydın
  • Futbol Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarının Çözümü – Av. Taner Ünlü
  • Avrupa Birliği Vatandaşı Sporcuların Türk Spor Mevzuatındaki Statüsü – Av. Tutku Dinçer
  • Toplu İş Hukuku Ve Profesyonel Sporcular – Prof. Dr. Ufuk Aydın
  • WADA Code Madde 10.4 : Doping cezasının belirli koşullar altında azaltılması veya kaldırılması – Uğur Mutlu
  • Türkiye Futbol Federasyonu Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun İhtiyari Hakem Heyeti Olarak Verdiği Kararlara İtiraz Mercii – Dr. Ümit Orhan
  • Spor Hukukunda Kurumsallaşma Ve Spor Federasyonlarının Tüzel Kişilikleri – Av. Yusuf Kara
  • CAS 2013/A/3067 Malaga CF SAD v. UEFA – Çeviri: Aytekin Gürbüz
  • UEFA Tahkim Kurulu – Litex Lovech vs. Debreceni – Karar Çevirisi – Çeviri: Emir Güney
  • CAS 2011/A/2384 UCI v. Alberto Contador Velasco & RFEC, CAS 2011/A/2386 WADA v. Alberto Contador Velasco & RFEC – Çeviri: Av. Kemal Kumkumoğlu

İsviçre Federal Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı (Almanca)

İsviçre  Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin CAS kararına karşı açtığı iptal davasını reddetmişti.

Mahkeme, kararını bugün yayınladı.

Kararın orijinal versiyonunu paylaşıyorum. Zaman içinde kararın önemli bölümlerini açıklayacağım.

Okumaya devam et İsviçre Federal Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı (Almanca)

İsviçre Federal Mahkemesi’nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri

Fenerbahçe SK, 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğu itirazın; İsviçre Federal Mahkemesi’nin (İFM) 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedildiğini duyurdu. Kulüp, İFM’nin kararının Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bir karar olduğunu iddia etti ve  yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben söz konusu karara karşı her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanacağını açıkladı.

İFM kararının öğrenilmesi ile birlikte, birçok olasılık ve yöntem tartışılmaya başlandı. Aşağıda bunlardan bazılarına değineceğim. Okumaya devam et İsviçre Federal Mahkemesi’nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri

İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin İtirazını Reddetti

İsviçre Federal Mahkemesi (İFM), Fenerbahçe’nin CAS kararına karşı açtığı iptal davasını reddetti. Fenerbahçe, İFM’nin red kararını sitesinde aşağıdaki şekilde duyurdu:

“Fenerbahçe Spor Kulübü olarak 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğumuz itiraz; İsviçre Federal Mahkemesi’nin 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiş olup iş bu karar tarafımıza 23/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararla ilgili yapacağı açıklamalara karşı ayrıntılı bir değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşacağımızı bildirmekle birlikte;

Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bu kararlara karşı, kulübümüzün, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini tüm kamuoyuna deklare ederiz.”

Anayasa Mahkemesi’nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

Yarın büyük gün. UEFA şike süreci ile ilgili yapılan şikayetleri değerlendirip kararını verecek. Ayrıca İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin CAS kararının iptali için açtığı davayı görmeye başlayacak.
 
Aziz Yıldırım‘ın avukatları Anayasa Mahkemesi‘ne başvurarak 17 Temmuz’dan önce olumlu veya olumsuz bir karar vermesini talep etmişler. Avukatlar, Anayasa Mahkemesi‘nin kararlarının Avrupa’da dikkatle takip edildiğini ileri sürmüşler.
 
3 seneden beri aynı taktik izleniyor. Ceza hukuku ve spor hukuku karıştırılıyor.

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi’nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

TFF’den UEFA’ya Savunma

Dünya Kupası bitti. Ülkenin gündemine yine şike yerleşti.
 
Herkes UEFA’nın TFF, Fenerbahçe ve Trabzonspor hakkında 17 Temmuz’da vereceği kararları bekliyor.
 
Fenerbahçe ve Trabzonspor’un savunmalarını bilmiyoruz. TFF’nin savunması ise medyada yayınlandı.
 
Savunma ile ilgili yorumlarımı paylaşayım:

CAS’ın Fenerbahçe Kararı – Bölüm 1

İsviçre’nin Lozan şehrinde faaliyet gösteren Spor Tahkim Mahkemesi’nin Fenerbahçe’nin şike dosyası ile ilgili kararı kamuoyunun bilgisine sunulmadı ama medyada karar hakkında birçok iddia ve yorum duyduk, okuduk.

CAS’ın kararını okuduğumuzda medyada manşet olan iddiaların önemli bölümün gerçeğe aykırı olduğunu tespit ettik.

Aşağıda 139 sayfalık kararda ilk göze çarpan noktaları paylaşacağım. Bir sonraki yazımda ise CAS’ın dört maçla ilgili değerlendirmelerini aktaracağım. Okumaya devam et CAS’ın Fenerbahçe Kararı – Bölüm 1

Yeniden Yargılama Kararı, İsviçre Federal Mahkemesi’ni Etkilemez

Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu başta olmak üzere birkaç isim hakkında verilen yeniden yargılama kararının ardından, Fenerbahçe‘nin bu kararı İsviçre Federal Mahkemesi‘nin önüne getireceği iddia ediliyor.

Fenerbahçe, her türlü yolu deneyecektir. Haklıdır. Ancak bundan sonuç alınamaz.

İsviçre Federal Mahkemesi‘nin CAS kararlarını nasıl incelediğini daha önce anlatmıştım: http://goo.gl/cIoL6k.

FenerbahçeCAS kararına karşı itirazında kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia edebilir. Yeniden yargılama kararı ise bu iddiayı desteklemeyecektir.

Okumaya devam et Yeniden Yargılama Kararı, İsviçre Federal Mahkemesi’ni Etkilemez

İlhan Cavcav: “Ceza Hakkaniyetli Değil”

UEFA’nın Eskişehirspor ve Sivasspor’u şikeden ötürü Avrupa Ligi’nden men etmesinin ardından, Kulüpler Birliği ve Gençlerbirliği Spor Kulübü başkanı İlhan Cavcav demeç vermiş. Cavcav, cezayı hakkaniyetli bulmadığını; fiilin sahiplerinin değil de kulüplerinin cezalandırılması ve tarihlerine gölge düşürülmesinin adil olmayacağını ifade etmiş.
 
Bu demeci okuyunca, İlhan Cavcav‘ın şike ile görüşleri aklıma geldi.

Milliyet’ten Yanlış Haber

UEFA Temyiz Kurulu, Eskişehir ve Sivasspor‘un UEFA Avrupa Ligi’nden men etti.
 
Bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan bir yazıda iki konuya değinildi.
 
Yazının ilk bölümünde UEFA‘nın şike sürecinde ismi geçen bütün kulüpleri takibe aldığının öğrenildiği belirtilmiş. “Günaydın” deyip, bu bölümü geçiyorum.
 
Yazının ikinci bölümünde ise Eskişehir ve Sivasspor‘un UEFA kararından sonra izleyeceği yol haber yapılmış. Bu bölüm baştan sona yanlış. Ne yazık ki, bu bölüm “hukukçuların yorumlarına” dayandırılmış.
 
Haberdeki iddialar ve düzeltmeler aşağıdadır.

Eskişehirspor’dan Şike Açıklaması

UEFA Temyiz Kurulu, Eskişehirspor ve Sivasspor’un 2014-2015 sezonunda Avrupa Ligi’ne katılamayacaklarına karar verdi.

Eskişehirspor, bu kararın ardından bir kamuoyu açıklaması yayınladı.

Açıklamanın her cümlesi hakkında sayfalarca yorum yapılabilir. Yarın bu açıklama hakkında yorumlarımı yazacağım.

Şimdilik kamuoyu açıklamasını paylaşacağım:

Okumaya devam et Eskişehirspor’dan Şike Açıklaması

Fenerbahçe, CAS Kararının İptali ve Yürütmenin Durdurulması için Dava Açtı

Fenerbahçe Futbol A.Ş., dün Kamuyu Aydınlatma Platformu‘na gönderdiği açıklama ile CAS‘ın şike kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için İsviçre Federal Mahkemesi‘ne dava açtığını bildirdi.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı vereceğini sanmıyorum. Şampiyonlar Ligi’ne katılmamak ağır bir zarar oluşturacaksa da, UEFA ve CAS bir yana, Yargıtay tarafından şike yaptıkları tespit edilen isimlerin yöneticilik yapmaya devam ettikleri bir kulübün yürütmeyi durdurma talebinin kabul edilmesi çok zor. Bununla birlikte, “kamu düzenine aykırılık” iddiasının temellerinden biri olarak ileri sürülebilecek “UEFA’nın yargılama yetkisi olmaması” iddiası dosyadan açıkça anlaşılıyorsa, İsviçre Federal Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verebilir. 

İsviçre Federal Mahkemesi, kanunda belirtilen çok sınırlı hallerde CAS kararlarını iptal edebiliyor.

Bugüne kadar CAS‘ın dokuz kararı iptal edildi.

İsviçre Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu’na göre (md. 190), hakem kararları aşağıdaki hallerde iptal edilebiliyor:

1) Tek hakemin usule aykırı tayin edilmiş olması veya hakem heyetinin oluşumunda usule aykırı hareket edilmiş olması,
2) Tahkim mahkemesinin hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar vermiş olması,
3) Tahkim mahkemesinin talepten fazlasına karar vermiş olması veya talep edilen konularda karar vermemiş olması,
4) Tarafların eşitliği prensibinin veya savunma hakkının ihlal edilmesi,
5) Kararın kamu düzenine aykırı olması.

Kamuoyuna yansıyan iddialar doğru ise, Fenerbahçe öncelikle “Tarafların eşitliğinin veya savunma hakkının ihlal edilmesi” iptal şartlarından biri olsa da, Fenerbahçe‘nin davasında böyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Olsaydı, Lozan’daki duruşmadan çıkar çıkmaz dile getirilirdi. 

Türkiye’de İsviçre Federal Mahkemesi‘nin dosyanın esasına girmeden, sadece usuli denetim yaptığını iddia eden spor hukuku uzmanları (!) var.

Bu iddia doğru değil.

Okumaya devam et Fenerbahçe, CAS Kararının İptali ve Yürütmenin Durdurulması için Dava Açtı

Kardemir Karabükspor’un Avrupa Ligi’ndeki Yeri Garanti Değil

UEFA‘nın Sivasspor ve Eskişehirspor ile ilgili soruşturma açmasının ardından Türkiye’de heyecanlı ve gergin bir bekleyiş başladı.
 
Bu iki kulüp de ceza alırsa, bunların yerine hangi kulüpler gidecek?
 
Dünkü yazımda, iki kulübün de ceza alması ihtimali üzerinde durmuştum.
 
Şahsi kanaatim, Eskişehirspor‘un ceza almayacağı yönünde. Eskişehirspor‘dan sadece bir teknik direktör ve bir futbolcu teşvik priminden ceza aldılar. Eskişehirspor‘un yöneticileri şike ve teşvik primi faaliyetlerine karışmadılar. Bu durumda Eskişehirspor‘a ceza verilmesi zor görünüyor.
 
Eğer Eskişehirspor ceza almazsa, sadece Sivasspor‘un yerine hangi kulübün gideceğini tartışacağız.
 
Sivasspor yerine öncelikle Kasımpaşa A.Ş.’nin Avrupa Ligi ön eleme turuna katılması düşünülebilirdi. Ancak Kasımpaşa A.Ş.’nin UEFA Kulüp lisansı yok. TFF Tahkim Kurulu, bugün Kasımpaşa’nın itirazını reddetti. Kasımpaşa A.Ş.‘nin bu lisansı alması zor gözüküyor.
 
Kasımpaşa A.Ş.‘nin ardından Kardemir Karabükspor geliyor. Bu kulüp, TFF’den UEFA Kulüp Lisansı’nı aldı.
 
Sosyal medyada, Kardemir Karabükspor‘un Emenike Olayı sebebiyle şikeden ceza alabileceğine yönelik iddialar paylaşılıyor.
 
Bu iddialar ağır ceza mahkemesi ve Yargıtay kararları dikkate alındığında temelsiz. Bununla birlikte, UEFA mevzuatı dikkate alındığında, Karabükspor için tehlike çanları çalıyor.
 
Aşağıda detaylarıyla açıklamaya çalışacağım.

Okumaya devam et Kardemir Karabükspor’un Avrupa Ligi’ndeki Yeri Garanti Değil

Eskişehirspor’dan Şike Soruşturması Açıklaması

Eskişehirspor, UEFA’nın şike soruşturması ile ilgili kamuoyu açıklaması yayınladı.
 
İlgili açıklamada “Lisanslama aşamasında, Türkiye’de yaşanan şike olaylarında, kulüpte o dönemde görev alan bazı kişilerin şike sürecinde adlarının geçmesi nedeniyle konuya ilişkin gerekli açıklama, bilgi ve belgelerin TFF aracılığı ile UEFA’ya sunulduğu” belirtildi.


Aynı açıklamada “Kulübümüzün, şike olayları ile ilgili yapılan tüm soruşturmalarda müdahil olmadığı ve herhangi bir ceza almadığı kamuoyunun malumudur” ifadesine yer verildi.

Bu açıklama eksik.

Okumaya devam et Eskişehirspor’dan Şike Soruşturması Açıklaması

UEFA, Eskişehirspor ve Sivasspor Hakkında Soruşturma Başlattı

Beklenen oldu. UEFA, şike şüphesi nedeniyle Eskişehirspor ve Sivasspor hakkında soruşturma açıldığını açıkladı.

Eskişehirspor’un futbolcusu ve teknik direktörü ile Sivasspor‘un yöneticileri ile kalecisi şikeden ötürü ceza almışlardı. UEFA’nın soruşturmasına şaşırmamak lazım.

Şu anda sadece bu iki kulübün yerine hangi kulüplerin Avrupa Ligi ön eleme turlarına katılacağı tartışılmalı!

Bu tartışmada çeşitli ihtimaller karşımıza çıkıyor.

Okumaya devam et UEFA, Eskişehirspor ve Sivasspor Hakkında Soruşturma Başlattı

Sivasspor’un Avrupa Hayali Erken Bitecek

Spor Toto Süper Lig sona erdi. Avrupa Kupaları’na katılacak ve küme düşen takımlar belli oldu.

Sezonu şampiyon kapatan Fenerbahçe, şike cezası nedeniyle Avrupa’ya gidemiyor.

TFF, resmi sitesinde Avrupa’ya gidecek takımları açıkladı.

Açıklamaya göre,

Ligi ikinci sırada bitiren Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ne grup aşamasından, lig üçüncüsü Beşiktaş ise Şampiyonlar Ligi’ne 3. ön eleme turundan katılacak.

Lig dördüncüsü Trabzonspor Avrupa Ligi’ne Play-Off turundan, lig beşincisi Sivasspor 3. ön eleme turundan, kupa finalisti Eskişehirspor ise 2. ön eleme turundan katılacak.

Bu açıklamaya göre, Sivasspor Avrupa Ligi’nde ön eleme turu oynayacak. Oysa bu mümkün değil. Sivasspor‘un Avrupa hayali erken sona erecek.

Hatırlanacağı üzere, Sivasspor‘un iki yöneticisi şike suçundan mahkum oldu.

Sivasspor başkanı Mecnun Otyakmaz, Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011) maçı için şike yapmaktan mahkum oldu. Otyakmaz, Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan da mahkum oldu.

Sivasspor yönetim kurulu üyesi Ahmet Çelebi ise İstanbul Büyükşehir Belediyespor – Fenerbahçe (01.05.2011) ve Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011) maçlarında şike yapmaktan mahkum oldu.

Yargıtay, Ahmet Çelebi‘ye verilen cezayı onarken; Mecnun Otyakmaz‘a verilen cezanın ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerektiğini belirterek ağır ceza mahkemesinin kararını bozdu.

Sivasspor yönetim kurulu, Yargıtay‘ın kararının ardından yaptığı açıklamada Ahmet Çelebi ile ilgili kesinleşmiş karara hiç değinmezken; Mecnun Otyakmaz lehine bozma kararı verildiğini iddia etti.

Dikkat edilirse, Yargıtay, Mecnun Otyakmaz‘ın şike yaptığını ve Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğini kabul etti. Yargıtay sadece cezanın ertelenmesinin tartışılması gerektiğini açıkladı.

Ahmet Çelebi hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası ve Mecnun Otyakmaz‘ın fiillerinin Yargıtay tarafından da tespit edilmesi, Sivasspor‘u UEFA önünde zora sokacak.

UEFA Avrupa Ligi 2014-2015 sezonuna ilişkin talimata göre, Sivasspor‘un 2 Haziran 2014 tarihine kadar UEFA’ya bazı belgeler göndermesi gerekiyor. Bu belgeler içinde, “kulübün 27 Nisan 2007’den beri şike faaliyetlerine karışmadığını” belirten bir form da bulunuyor.

Sivasspor bu formda şikeye karışmadığını ifade ederse, UEFA ağır ceza mahkemesi ve Yargıtay’ın kararlarına dayanarak Sivasspor’u şikeye karıştığı için Avrupa Ligi’nden men edecek.

UEFA sadece men kararıyla yetinmeyecek. UEFA, gerçeğe aykırı beyan sebebiyle, Sivasspor‘un sorumluluğunu daha ağır takdir edecek. Sivasspor en az bir sene men cezası alacak. Yalan beyan sebebiyle, bu cezanın en az iki sene men olması muhtemel.

UEFA sadece Sivasspor‘a ceza vermekle yetinmeyebilir. TFF, Yargıtay‘ın kararına rağmen, yöneticileri şike yapmış bir kulübü Avrupa Ligi’ne gönderme kararı alarak, UEFA‘nın mevzuatına aykırı davranmış olacak. Şikeye karşı sıfır tolerans ilkesini benimseyen ve birkaç ay önce şikeyle mücadeleyi güçlendirmek için önemli kararlar alan UEFA, bu kararlarını öncelikle TFF üzerinde uygulama imkanına sahip olacak.

Zamanında Sivasspor yöneticilerine ceza vermekten imtina eden PFDK ve şike yapan bir futbolcuya sadece üç maç men cezası verecek kadar şuurunu kaybetmiş TFF Tahkim Kurulu, UEFA‘nın muhtemel mektubu karşısında nasıl tavır alacak? Zamanı gelince göreceğiz.

UEFA’dan Thibault Courtois Açıklaması: "Futbolcu Kirasında Rekabet Yasağı Geçersizdir"

UEFA Şampiyonlar Ligi 2013-2014 sezonu yarı finalinde İngiliz Chelsea kulübü ile İspanyol Atlético de Madrid kulübü eşleşti. Bu eşleşmenin ardından, Atlético de Madrid takımının Chelsea’den kiraladığı kalecisi Thibault Courtois’nın, 22 Nisan 2014 tarihinde yapılacak maçta Chelsea’ya karşı oynayıp oynamayacağı tartışılmaya başlandı. Chelsea ve Atlético de Madrid arasındaki sözleşmeye göre, Courtois Chelsea’ye karşı forma giymeyecek; forma giymesi ihtimalinde ise Madrid takımı, Chelsea’ye 3 milyon Avro ödeyecekti.

Bu haberin kamuoyunda büyük yankı ve tartışma yaratması üzerine, UEFA 11 Nisan 2014 tarihinde resmi sitesinden bir açıklama yayınladı.

Spor karşılaşmalarında dürüstlüğün temel prensiplerden biri olduğunu hatırlatan UEFA’nın yaptığı açıklamaya göre; bir kulübün sahaya sürebileceği veya süremeyeceği oyuncuları başka bir kulübün belirlemesine imkan veren özel sözleşme hükümleri UEFA nezdinde geçersizdir.
UEFA, bu tür sözleşme hükümlerinin hayata geçirilmesine teşebbüs edilmesi durumunda, gereken yaptırımların uygulanacağını hatırlattı.

UEFA Disiplin Talimatı’nın 2’nci maddesi çerçevesinde; UEFA’nın kurucu ilkelerinin ağır ihlali halinde, ilgili ihlal UEFA üyesi federasyonlarca gereği gibi soruşturulmadığı takdirde, UEFA ihlalin soruşturulmasına kendi disiplin talimatına göre müdahale edebilecektir.

Sportif rekabetin bütünlüğü (dürüstlüğü)” ilkesi, UEFA’nın kurucu ilkelerinden biridir. UEFA’nın Thibault Courtoisile ilgili sözleşme hükmünü geçersiz sayması, Türkiye liglerinin de içinde bulunduğu ulusal liglerde bu tür rekabet yasağı hükümlerinin geçersiz olacağı sonucuna ulaşmamızı sağlayacaktır.

Kulüpler arasındaki sözleşmelerde, “kiralanan/transfer edilen futbolcunun bonservisine sahip/eski takımına karşı oynamayacağına/oynaması halinde sözleşme cezası ödeneceğine” ilişkin kayıtlar geçersizdir. Futbolcuyu transfer eden kulüp, ilgili futbolcuyu eski kulübüne karşı serbestçe oynatabilir. Bununla birlikte yeni kulüp, futbolcuyu söz konusu sözleşme hükmü nedeniyle oynatmama yoluna giderse, ilgili anlaşmanın tarafları olan iki kulüp de yaptırımla karşılaşmayı göze almalıdır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun bu konuda sessiz kalmayı tercih etmesi de kulüpleri kurtaramaz. UEFA’nın müdahale yetkisi unutulmamalıdır.

Trabzonspor Hukuku Kurulu’ndan Çok Sert Açıklama

Trabzonspor Hukuk Kurulu son günlerde şike lobisi tarafından ortaya atılan iddialara sert yanıt verdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Trabzonspor Hukuku Kurulu’ndan Çok Sert Açıklama

Trabzonspor, Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi Yayınladı

Şike sürecinde yeni dönem başladı. Yargıtay’ın kararının ardından Trabzonspor dört koldan TFF’ye savaş açmaya hazırlanıyor.

Kulüp “Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi” başlıklı bir bildiri yayınladı. Türkçe ve İngilizce kaleme alınan bildiri, gelecek günlerde başlayacak hukuk savaşının habercisi oldu.

Bildiri aşağıdadır:

Okumaya devam et Trabzonspor, Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi Yayınladı

FIFA ve UEFA’nın Muhtemel Yaptırımları

Yargıtay’ın birçok isim için şike sürecini bitiren kararının ardından gözler FIFA ve UEFA‘ya çevrildi.

Medya ve sosyal medyada takip ettiğim hukukçular birbiriyle çelişen yorumlar yapıyorlar.

Yargıtay kararından önce “UEFA kulüplere ceza veremez” diyen bazı hukukçular ağız değiştirdiler. Şimdi UEFA’nın küme düşme cezası verebileceğini iddia ediyorlar.

Bazı hukukçular TFF için yeniden yargılama söz konusu olamayacağını, zira Yargıtay kararının yeni delil olmadığını belirtiyorlar.

Bir kesim TFF’ye bile ceza verilemeyeceğini, UEFA’nın talimat değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını savunuyor. 

Ciddiye almakta zorlandığım tek görüş ise “Türkiye’de yeniden yargılamaya ilişkin kanun değişikliğinin gerçekleşmesi halinde, Yargıtay kararının bozulacağını ve Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni bir sürecin başlayacağını, spor hukukunun da bu sürecin sonunu beklemesi gerektiğini; olası beraat kararlarının ardından spor hukukunda yeniden yargılama yapılması gerektiği“ni iddia ediyor. Bu görüş sahipleri, Türk yargı sistemindeki yolsuzluğun UEFA’nın dikkatinden kaçamayacağını ileri sürüyorlar.

Eminim gözden kaçırdığım görüşler vardır. Hepsini ayrı ayrı değerlendirmem gerekmiyor. Bu yazıda kendi görüşümü paylaşacağım.

Öncelikle, FIFA ve UEFA Türk yargı sistemindeki yozlaşmayla ilgilenmez. UEFA Disiplin Kurulu, UEFA Temyiz Kurulu ve CAS sadece mahkeme kararını değil, delilleri de dikkate alarak karar verdi. Üstelik Yargıtay tapelerin gerçeği yansıttığını, sanıkların tapelerin içeriğine itiraz etmediklerini hatta sanıkların bazı ses kayıtlarının dinlenmesine karşı çıktıklarını açıkladı. UEFA ve FIFA için tapelerin sahte olmaması, içeriklerine itiraz edilmemesi yeterli. Bu tapelerin nasıl elde edildiğinin hiç önemi yok. Mahkeme kararı olmasaydı bile, tapeler tek başına UEFA için yeterli olacaktı. CAS için de durum aynı. CASAmadou Diakite ve Ahongalu Fusimalohi kararlarında tapeler, temel alarak kararları onadı. CAS, hukuka aykırı elde edildiği iddia edilen tapelerin şike gibi sporun doğasına zarar verecek büyük ihlallerin ispatında önemli delil olduğunu benimsedi. CAS, devlet mahkemeleri için bağlayıcı olan temel ilkelerin özel hukuka tabi tahkim yargılamasında birebir uygulanamayacağını ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin bu görüşü kabul ettiğini örnek içtihatlarla ortaya koydu.

Bu sebeple, şike soruşturmasında elde edilen ses kayıtları ceza yargılamasında hukuka aykırı kabul edilse bile, spor hukukunda kesinlikle nazara alınır. Ses kayıtlarının hukuka aykırı elde edilmiş olması tek başına spor hukukunda yeniden yargılamayı gerektirmez. 

FIFA ve UEFA ne tür cezalar verebilir?

Bazı hukukçular UEFA‘nın talimat değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını; şike, ırkçılık gibi temel değerlere saldırı niteliği taşıyan eylemlerin gereği gibi soruşturulmaması durumunda UEFA‘ya ceza verme yetkisi tanıyan yeni hükmün TFF ve yöneticileri şike yapan kulüplere uygulanamayacağını iddia ediyorlar.

CAS, Porto Kararı‘nda UEFA talimatında şike ile getirilen yeni hükümlerin geçmişe etkili uygulanabileceğini kabul etti. Her ne kadar Porto, talimat değişikliğinden önce şike yapmış olsa da, UEFA‘nın yeni talimatı uygulayarak Porto‘yu Avrupa Kupaları’na kabul etmeme yetkisi olduğunu açıkladı. Aynı gerekçeyle, UEFA‘nın son talimat değişikliğinin 3 Temmuz sürecine etkili olabileceği kabul edilebilir.

3 Temmuz sürecinde UEFA, şike sürecinin TFF‘nin egemenliğinde olduğunu ve TFF‘nin iç işleyişine müdahale etmeyeceğini açıklamıştı. Dikkat edilirse, bu açıklamalar talimat değişikliğinden önce yapılmıştı. Talimatın yeni düzenlemeleri UEFA‘ya ulusal federasyonların iç işleyişine karışma, hatta federasyon yerine karar verme yetkisi tanıyor.

UEFA ve FIFA öncelikle TFF‘ye ceza verebilir. TFF, gereği gibi soruşturma yapmadığı gerekçesiyle yaptırıma tabi tutulabilir.

TFF‘ye hangi cezalar verilebilir?

UEFA ve FIFA‘nın kulüplere, federasyonlara verilecek cezalarda geniş takdir yetkisi bulunuyor.

1) Önce, bugüne kadar kimsenin bahsetmediği bir ihtimali tartışmaya açayım.

FIFA Statüsü, FIFA‘ya olağanüstü durumlar söz konusu olduğunda üye federasyonların yönetim kurullarını görevden alma yetkisi vermektedir. Eğer UEFA ve FIFA, TFF‘den Yargıtay kararıyla kesinleşen mahkumiyet kararlarını dikkate alarak ilgili kişi ve kulüplere ceza verilmesini ister ancak TFF bu talebi reddederse, FIFA‘nın TFF‘nin yönetimine müdahale etme ihtimali bulunmaktadır. FIFA, TFF‘nin yönetim kurulunu görevden el çektirerek, belli süre için görev yapacak bir kurul atayabilir. FIFA, bu kararı vermeden önce UEFA‘ya danışmalıdır.

Yukarıdaki ihtimal Türkiye’de bomba etkisi yapar. Bilindiği üzere, futbol camiası TFF‘nin dokunulmaz olduğunu iddia ediyor. Hükümet, Bakanlar, muhalefet partileri de özerkliği dokunulmaz olarak yorumluyor. Her türlü yolsuzluğa imza atanlara müdahale edilemeyeceğini, bu pisliğin TFF‘nin iç sorunu olduğunu savunuyor. İsviçre, İngiltere, Fransa, Güney Afrika’da futbol federasyonları hakkında soruşturmalar açıldı. Hatta FIFA bile soruşturuldu. İsviçre mahkemeleri FIFA‘nın birkaç yöneticisini cezalandırdı. Hiçbir futbol federasyonu dokunulmaz değil. Türkiye hariç. Anayasa değişikliği ile TFF‘nin dokunulmazlığı katmerlendi. Bu da hükümetin ve muhalefet partilerinin ayıbı.

Türkiye’de TFF‘ye dokunulamazken, FIFA üye federasyonların yönetimlerine karışabiliyor. Sadece belli bir kararı almaya zorlamakla yetinmeyip, doğrudan yönetimi görevden alıp, karar verecek yeni bir yönetim getirebiliyor.

2) FIFA ve UEFA, Türk milli takımlarının uluslararası maçlar oynamasını engelleyebilir.

3) TFF’nin üyeliği askıya alınabilir.

Peki FIFA ve UEFA kulüplere ceza verebilir mi?

UEFA’nın 2013 tarihli talimatı sadece UEFA tarafından düzenlenen maç ve turnuvalarda değil, ayrıca UEFA’nın kuruluş amaçlarından birine esaslı aykırılık hallerinde de uygulama alanı bulacak. Bu yetki ancak üye federasyonların yeterli soruşturmayı yapmaları halinde uygulanamayacak (UEFA Disiplin Talimatı md. 2/IV). 

TFF‘nin şike sürecini nasıl yönettiğini biliyoruz. Etik Kurulu’nun saçma raporunu, PFDK‘nın açıkça hukuka aykırı kararını ve TFF Tahkim Kurulu’nun şikeye 3 maç ceza verdiği kararı unutmadık.

UEFA, TFF yönetim kurulu ve hukuk kurullarının şikeyi örtbas etmek için harcadığı çabanın farkında. UEFA, 2013 tarihli talimatını uygulayarak öncelikle TFF‘ye ceza verebilir. Bu talimata dayanarak kulüpleri de cezalandırabilir.

UEFA, kulüplere hangi cezaları verebilir?

Bir hususu unutmamak gerekir. UEFA sadece kendi disiplin talimatında yer alan cezaları verebilir. UEFA’nın küme düşürme yetkisi bulunmamaktadır. UEFA kulüplere “uyarı“dan başlayarak çeşitli cezalar verebilir ama küme düşürme cezası veremez.

Şikeye karışmış kulüplere verilebilecek en ağır cezalar Avrupa Kupaları’ndan men ve en üst ceza olarak lisansın iptalidir.

Fenerbahçe ve Beşiktaş UEFA tarafından cezalandırıldı. Her ne kadar Beşiktaş için cezanın kesin olmadığı, durumun tekrar değerlendirileceği belirtilse bile, cezanın arttırılacağını sanmıyorum.

Türkiye’de Sivasspor, Giresunspor ve Bülent Uygun‘un Yargıtay tarafından yönetici olarak değerlendirilmesinin tartışılmasının ardından belki Eskişehirspor UEFA tarafından cezalandırılabilecektir.

Bu süreçle ilgili asıl aktör FIFA’dır. FIFA’nın kulüplere küme düşme cezası verme yetkisi var. FIFA doğrudan bu cezayı vermeyip, TFF’ye yeni yönetim atadıktan sonra kulüplere ceza verilmesini sağlayabilecek.

Çok önemli bir noktayı atlamayalım. FIFA ve UEFA sadece Yargıtay aşamasından geçmiş kararlarda yer alan maçlarla sınırlı karar vermeyecektir. 6222 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce yapılmış ancak mahkemenin cezalandıramadığı şike olayları da UEFA ve FIFA’nın radarında olacaktır.  

Aynı şekilde, 6222 sayılı Kanun’a göre suç olmayan ancak UEFA talimatına göre suç olan fiiler de UEFA tarafından değerlendirilebilir.

Örneğin, Barış Özbek‘in, o süreçte görev aldığı Galatasaray’ın kadrosunu üçüncü kişilerle paylaşması UEFA düzenlemelerine göre şikeydi. TFF Etik Kurulu bu hareketi sadece etik ihlal olarak değerlendirdi ve oyuncunun Etik Kurulu’na sevk edilmesi gerektiğini açıkladı. TFF ise bu sporcuyu Etik Kurulu’na sevk etmedi.

Aynı şekilde, Hikmet Karaman, kendisine yapılan şike/teşvik primi teklifini kabul etmemesine rağmen, bunu TFF’ye bildirmediği için cezalandırılmalıydı. Karaman hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

TFF Etik Kurulu, birçok şike fiilini sadece etik ihlal olarak değerlendirdi. Bu fiillerin listesini paylaşmıştım: http://goo.gl/wC5K1I

Özetle, UEFA ve FIFA, TFF’nin görmezden geldiği bütün şike ve teşvik primlerini göz önüne alacaktır. Kişiler ve kulüpleri cezalandıracaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, UEFA ve FIFA aşağıdaki maçları da değerlendirebilecektir. FIFA ve UEFA’da lobi yapmaya çalışanların bu maçları özellikle belirtmesi ve iki federasyonun dikkatini çekmesi gerekir:

Manisaspor – Trabzonspor (21.02.2011)

Fenerbahçe – Kasımpaşa (26.02.2011)

Kayserispor – Manisaspor (04.03.2011)

Bursaspor – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (06.03.2011)

Gençlerbirliği – Fenerbahçe (07.03.2011)

Galatasaray – Fenerbahçe (18.03.2011)

Gençlerbirliği – Trabzonspor (20.03.2011)

Diyarbakırspor – Giresunspor (04.04.2011)

Eskişehirspor – Fenerbahçe (09.04.2011)

Trabzonspor – Bursaspor (17.04.2011)

Karşıyakaspor – Giresunspor (18.04.2011)

Eskişehirspor – Trabzonspor (22.04.2011)

Giresunspor – Mersin İdman Yurdu (24.04.2011)

Fenerbahçe – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (01.05.2011)

Karabükspor – Fenerbahçe (08.05.2011)

Beşiktaş – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (11.05.2011)

Fenerbahçe – Ankaragücü (15.05.2011)

Trabzonspor – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (15.05.2011)

Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011)

RTÜK’ten "Önemli Olaylar" Listesi

Pazar gününe Radikal’in haberi ile uyandık.

Radikal muhabiri Miray Çimen’in haberine göre, RTÜK şifresiz ve ücretsiz yayınlanması gereken “önemli olaylar listesi” hazırlamış.

Liste şöyle:

1- Yaz, Kış ve Paralimpik Olimpiyat Oyunları,
2- FIFA Dünya Kupası yarı final ve final karşılaşmaları,
3- UEFA Avrupa Kupası Kupası yarı final ve final karşılaşmaları,
4- Türk milli futbol takımlarının eleme ve final karşılaşmaları,
5- Türkiye Kupası (futbol, basketbol, voleybol, hentbol) karşılaşmaları,
6- Avrupa kupalarında (futbol) Türk takımlarının oynadığı bütün maçlar ile yarı final ve final karşılaşmaları, UEFA Avrupa Ligi karşılaşmaları ve UEFA Şampiyonlar Ligi karşılaşmaları, UEFA süper kupa maçları,
7- Dünya Şampiyonası (her branşta) yarı final ve final karşılaşmaları,
8- Avrupa şampiyonaları (her branş) yarı final ve final karşılaşmaları,
9- Türkiye’de yapılan uluslararası tenis organizasyonları,
10- Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu,
11- Akdeniz Oyunları,
12- Avrasya Maratonu,
13- İslam Dayanışma Oyunları,
14- Kırkpınar Yağlı Güreşleri,
15- Mevlana anma törenleri (Şeb-i Arus),
16- Yunus Emre şenlikleri,
17- Hacı Bektaşi Veli anma törenleri,
18- Nevruz etkinlikleri,
19- Boğaziçi kıtalararası yarışmalar.

Görüldüğü üzere, listenin önemli kısmı spor karşılaşmalarına ayrılmış.

Sporseverler için güzel haberler var. Bundan böyle Türk futbol milli takımının tüm resmi maçlarını ve Türk futbol kulüplerinin Avrupa Kupası maçlarını şifresiz ve ücretsiz izleyebileceğiz.

Geçen hafta içinde Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, UEFA ve FIFA aleyhine karar verdi. Birleşik Krallık ve Belçika Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası finallerinin toplumun yakından takip ettiği çok önemli olaylar olduğu gerekçesiyle bu turnuvaların ücretsiz ve şifresiz yayınlanması kararı almıştı. UEFA ve FIFA buna itiraz etti. ATAD ise devletlerin bu yönde yetkisi olduğunu belirterek davaları reddetti.

RTÜK’ün listesi de bu kararların yayınlanmasından birkaç gün sonra açıklandı.

Liste beni memnun etmedi. Sebeplerini açıklayayım.

1) Futbolda Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası’nın sadece yarı final ve final karşılaşmaları liste kapsamında.

ATAD kararlarında ise bazı devletlerin Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası organizasyonlarında tüm turnuvanın listeye alındığını gördük. RTÜK’ün tüm organizasyon yerine yarı final ve final müsabakaları ile sınırlı liste hazırlaması Avrupa’daki örnekleriyle uyuşmuyor.

2) Sadece Türk futbol takımlarının maçları listeye alınmış. Diğer spor dallarında faaliyet gösteren milli takım ve kulüplerin maçları yine şifreli yayınlanabilecek. Örneğin, basketbol hayranları Türk takımlarının Euroleague ve diğer turnuvalardaki maçlarını şifreli izlemek zorunda kalacaklar. Oysa futbol seyircileri takımlarının maçlarını özgürce takip edebilecekler.

3) Türkiye’de düzenlenen onlarca uluslararası spor organizasyonu arasında sadece uluslararasrı tenis organizasyonları listeye alınmış. Tenise özel düzenlemenin sebebini anlamadım.

4) FIFA Dünya Kupası ve UEFA Avrupa Kupası’nın ayrıca belirtilmesi gerekmiyor. Her branşta Dünya Şampiyonaları ve Avrupa Şampiyonaları’nın yarı final ve final maçları listede yer alıyor.

5) İslam Dayanışma Oyunları‘nın listede yer almasının sebebi nedir? Toplumun bu Oyunlar’a ilgisi olması bir yana bu Oyunlar’dan haberdar mıdır?

Laik bir devlet olan Türkiye’nin milli takımlarının İslam Dayanışma Oyunları’na katılması Anayasa’ya uygun mudur? Devleti temsil eden milli takımlar, İslam temelli spor karşılaşmalarına katılabilir mi?

Bu liste futbol tutkunlarını sevindirdi. Sporseverlerin boynu bükük kaldı.

UEFA, Fenerbahçe Davası İçin Hakemini Atadı

UEFA, Fenerbahçe’nin CAS’ta açtığı davaya hakem olarak İsrailli Efraim Barak‘ı atadı.

Efraim Barak, ünlü bir spor hukukçusu. Buenos Aires’te doğdu. Yaşamının büyük bölümünü İsrail’de geçirdi. İsrail Barosu üyesi ve Buenos Aires Barosu onursal üyesi. Spor hukuku alanında birçok akademik çalışması var. Bugün İspanya’nın dünya çapında saygınlığı olan Instituto Superior de  Derecho y Economía bünyesindeki Uluslararası Spor Hukuku Master Programı‘nın müdürlüğünü üstleniyor  ve bu programda ders veriyor.

Efraim Barak, özellikle Alberto Contador Valesco Davasında adından çok söz ettirdi. WADA‘nın avukatları, Efraim Barak’ın taraflı yargılama yaptığını iddia ettiler. WADA avukatları, tanıkları Machael Ashenden‘e çapraz sorgu yapmaktan alıkoyuldular. WADA avukatları bu karara büyük tepki gösterdiler. Radio Shack-Nissan takımının sahibi Flavio Becca, Efraim Barak‘ın Contador‘un tarafında olduğunu iddia etti.

Alberto Contador‘un takımı Saxo Bank‘ın İsrail’de kamp yapması ve Contador‘un İsrail’de Müslüman ve Yahudi çocuklar için okul inşa ettirmesi Contador ve Saxo Bank‘ın Barak‘ı etkileme çabaları olarak değerlendirildi.

Efraim Barak‘ın başkanlığını yaptığı CAS hakem heyeti, Contador‘un kan dopingi yapmadığına kanaat getirdi. Heyet, elindeki verilerden sporcunun iddia ettiği üzere kendisinde saptanan yasaklı maddenin yediği etten bulaşma olasılığının daha akla yatkın olduğunu ancak her halükarda cezayı hafifletecek ya da ortadan kaldırabilecek nitelikte kanıtların sporcu tarafından sunulamadığından bahisle iki yıl hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılması gerektiği yönünde karar verdi.

Contador, karardan o kadar memnun kaldı ki, CAS kararının iptali için İsviçre Federal Mahkemesi‘ne başvurmadı.

Efraim Barak, Fenerbahçe’nin CAS davası açısından özel öneme sahip. Barak, Makedon Pobeda Kulübü‘nün CAS’a yaptığı itirazda hakem heyetinin başkanı idi. CAS, bu davada UEFA Temyiz Kurulu’nun Pobeda‘ya verdiği 8 yıllık cezayı onamıştı.

Bir noktaya açıklık getirmek gerekiyor. Efraim Barak, Pobeda Davası‘nda UEFA tarafından atanmamıştı. CAS kuralları uyarınca, CAS’ın Temyiz Dairesi başkanı tarafların hakemlerine danıştıktan sonra baş hakemi atıyor.

Diğer bir deyişle, Efraim Barak, UEFA’nın her fırsatta atadığı hakemlerden değil. Eğer UEFA ile Barak arasında böyle bir ilişki var ise, Fenerbahçe’nin Barak’ı reddetme imkanı var. İsviçre’nin FC Sion Kulübü, CAS’taki davada UEFA’nın atadığı hakemin sık sık UEFA’nın davalarında hakemlik üstlendiğini belirtti ve hakemin bağımsızlığından/tarafsızlığından şüphe duyulması gerektiğini ileri sürdü. CAS bu itirazı kabul etti ve UEFA yeni bir hakem atamak zorunda kaldı.

CAS süreci bu tür usul tartışmalarına gebe olabilir.

Merakla bekliyoruz.

CAS’tan Fenerbahçe ve Beşiktaş Açıklaması

FENERBAHÇE SK & BEŞIKTAŞ JK V. UEFA – UPDATE Lausanne, 18 July 2013 –

Due to agreements reached between the appellants and UEFA, the decisions challenged by Fenerbahçe SK and Beşiktaş JK have been stayed and will not be enforced until the Court of Arbitration for Sport (CAS) issues its final decision in each matter.

This means that Fenerbahçe SK and Beşiktaş JK will take part in the draws of the first preliminary matches of the UEFA Champions League (Fenerbahçe) and of the UEFA Europa League (Beşiktaş). In the meantime, the arbitration procedures are continuing following an expedited calendar agreed upon by the parties and it is anticipated that hearings will take place in August with a final decision being issued before 28 August 2013 (Fenerbahçe) and 30 August 2013 (Besiktas).

Açıklama dikkate alındığında, kulüplerin yürütmeyi durdurma taleplerinin CAS tarafından kabul edilmesi gibi bir durum söz konusu değil.

Kulüpler ve UEFA, UEFA Temyiz Kurulu’nun kararlarının CAS karar verene kadar uygulanmayacağı konusunda anlaşmışlar.

UEFA ve kulüpler hızlandırılmış usulün uygulanması yönünde anlaşmış. CAS, Fenerbahçe ile ilgili kararını 28 Ağustor, Beşiktaş ile ilgili kararını ise 30 Ağustos’tan önce verecek.

Duygusal ama Gerçeklikten Kopuk Mektup

Fenerbahçeli futbolcular dün yaptıkları basın toplantısında UEFA’ya mektup göndereceklerini açıklamışlardı. Mektup az önce Fenerbahçe’nin resmi sitesinde yayınlandı.
Bu mektubun UEFA’ya gönderilip gönderilmeyeceğinden emin değilim. UEFA’nın yeniden yargılama yapabilmesi için resmi talepte bulunulması, yeniden yargılamayı gerektiren delillerin sunulması gerekir. Bu mektubun asıl muhatabı Türkiye kamuoyudur.
Mektupta UEFA’nın ciddiye almayacağı ancak taraftarların bam teline dokunacak ifadeler var.
Mektupta yer alan bazı yanlışları düzeltelim.

Okumaya devam et Duygusal ama Gerçeklikten Kopuk Mektup

Galatasaray Spor Kulübü’nden Açıklama

Galatasaray Spor Kulübü, Fenerbahçe yöneticilerinin Galatasaray yönetim kurulu üyelerini hedef alan açıklamalarına cevap olarak bir açıklama yayınladı:

Okumaya devam et Galatasaray Spor Kulübü’nden Açıklama

UEFA’dan Kurtuldular. Ya FIFA?

Bugün spor medyası müjdeli haberi verdi.
 
UEFA Temyiz Kurulu, UEFA Disiplin Kodu’nun 2013 versiyonunu uygulamayacak. Böylece olası ceza kararlarından sonra UEFA’nın TFF’ye ceza vermesine izin veren yeni disiplin kuralı işletilemeyecek. TFF’nin Fenerbahçe ve BJK’ye ceza verip veremeyeceği tartışılmayacak. UEFA, TFF’yi ve TFF üzerinden Türk futboluna yaptırım uygulayamayacak.
 
Geçen günlerde UEFA’nın ilgili kuralının uygulanamayacağını yazmıştım. Teknik açıklamalarla vakit almamak için detaya girmemiştim. Yeni bir ceza hükmü, sanık lehine düzenleme getirmediği müddetçe geçmişe etkili uygulanamaz. UEFA Disiplin Kodu’nun 2013 versiyonunda getirilen çoğu düzenleme ceza hükmüdür. Bu hükümlerin geçmişe etkili uygulanması söz konusu olamaz.
 
Türk medyası şike yapanların korunmasını müjdeli haber olarak sunabilir. Bununla birlikte, FIFA’nın yaptırım yetkisi devam ediyor.
 
FIFA Disiplin Talimatı’nda FIFA’nın ciddi ihlalleri soruşturmayan ulusal federasyonlara yaptırım uygulayabileceği öngörülmüştür. PFDK’nın ihalleri soruşturduğu ancak suç tespit etmediği iddia edilebilir. Bu iddiaya karşı ise ceza mahkemesinin mahkumiyet kararları ile UEFA Temyiz Kurulu’nun olası ihlal kararları ortaya konarak PFDK’nın görevini ihmal ettiği ileri sürülebilir. TFF kurullarının gereği gibi soruşturma yapmadığı kabul edilebilir.


Bu durumda FIFA, yeniden yargılama talep etmeksizin TFF’ye ceza verebilir. UEFA TFF’ye uluslararası faaliyetlerden menden Türkiye’de futbol faaliyetlerinin durdurulmasına kadar geniş bir yelpaze içinde yaptırım uygulayabilir.

UEFA Temyiz Kurulu’nun olası ihlal kararları bir sürecin sonu olacak. Kulüpler için CAS süreci başlayacak. Trabzonspor ve adalet arayan diğer gruplar ise FIFA’nın kapısını çalabilecek.

Türk medyası dereyi görmeden paçaları sıvamasın! Önümüzde çok uzun bir yol var.

Aziz Yıldırım’ın Basın Toplantısı (27.06.2013)

Aziz Yıldırım bugün basın toplantısı düzenledi.

Toplantının videosu aşağıdadır.

TFF Yeniden Yargılama Yapabilir mi?

UEFA Disiplin Kurulu’nun BJK ve Fenerbahçe SK’ya verdiği cezanın ardından TFF’nin şikeden ceza alan isimleri tekrar yargılayıp yargılayamayacağı tartışılmaya başlandı. Olası yargılamanın sonucunda iki kulübe küme düşme cezası verilmesi söz konusu olacak.
 
İki gündür bu konuda çeşitli senaryoları izliyor, okuyorum. Görüşümü paylaşmak isterim.
 
Yazıyı okumaya üşenenler için hemen açıklayayım: TFF’nin yeniden yargılama yapamayacağını düşünüyorum. TFF ancak hukuk kurallarını zorlayarak, amacından saptırarak yeniden yargılama yapabilir. UEFA’nın yetkisi tartışmalı olmakla birlikte, UEFA ve FIFA TFF’nin gereği gibi soruşturma yapmaması sebebiyle TFF’ye yaptırım uygulayabilir.

Okumaya devam et TFF Yeniden Yargılama Yapabilir mi?

BJK’den UEFA Disiplin Kurulu Kararı Hakkında Açıklama

BJK, UEFA Disiplin Kurulu Kararı hakkında bir açıklama yayınladı.

Açıklama aşağıdadır: Okumaya devam et BJK’den UEFA Disiplin Kurulu Kararı Hakkında Açıklama

UEFA Türkiye’ye Taktı

UEFA Disiplin Kurulu’nun BJK ve Fenerbahçe SK ile ilgili kararlarından sonra televizyon kanallarında ilginç iddialar paylaşıldı.

Bu yazıda sadece UEFA’nın Türkiye’ye garezi olduğuna dair iddiaları kaleme alacağım.

1) UEFA Disiplin Kurulu kararını şaşkınlıkla karşılayan bazı hukukçular ve spor yazarları Disiplin Kurulu’nun Steaua Bükreş‘e ceza vermediğini söylediler. Sözü fazla uzatmadan bunun doğru olmadığını açıklayayım. UEFA Disiplin Kurulu,  Steaua Bükreş‘in katılabileceği ilk turnuvadan men edilmesine karar verdi. Disiplin Kurulu, men cezasını 5 yıl erteledi.

Neden UEFA Disiplin Kurulu Türk kulüplerine daha ağır ceza verdi?

Türk kulüpleri UEFA’ya gönderdikleri yazıda şike yapmadıklarına dair güvence verdi. Steaua Bükreş Kulübü başkanı Beccali ise geçen ay Romanya Ligi’nde şike yaptıklarını itiraf etti.

2) UEFA ile ilgili diğer bir iddia ise, UEFA’nın ulusal ligdeki şike olaylarından ötürü sadece Türk kulüplerine ceza verdiği yönünde idi.

UEFA Disiplin Kurulu, Steaua Bükreş‘e ulusal ligde yaptığı şikeden ötürü ceza verdi.

UEFA Disiplin Kurulu,  Çek Cumhuriyeti’nin Sigma Olomouc kulübünü ulusal ligde yaptığı şikeden ötürü  2012-2013 sezonunda Avrupa Ligi’nden men etti. Üstelik Çek Kulübü, 2011 yılında ulusal federasyonu tarafından 9 puan indirme ve para cezasına mahkum edildi. UEFA Disiplin Kurulu, Sigma Olomouc‘un kendi federasyonu tarafından cezalandırılması ile yetinmedi. Kendi organizasyonu için de ceza verdi.

Ekranda çarpıcı iddialar paylaşan hukukçuların konuya vakıf olmaları gerekir. Internet varken bilgi eksikliğinin affedilecek yanı yok.

5N1K’da UEFA Kararları Tartışıldı (26.06.2013)

UEFA Disiplin Kurulu’nun BJK ve Fenerbahçe ile ilgili verdiği kararlar CNN Türk’te yayınlanan 5N1K’da tartışıldı.
Konuk: Av. Emin Özkurt

İlgili bölüm 18’inci dakikada başlıyor.

BJK’den KAP’a UEFA Kararı Açıklaması

UEFA, BJK’ye bir sezon Avrupa Kupaları’na katılmama cezası verdi.


BJK, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na UEFA kararına ilişkin bir açıklama gönderdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

UEFA Disiplin Kurulu’nun 25.06.2013 tarihinde açıkladığı kararına göre; 

Beşiktaş Profesyonel Futbol Takımı, 2013-2014 sezonunda UEFA Avrupa Ligi’ne katılamayacaktır. UEFA 54. Maddesi uyarınca bu karara itiraz yolu açıktır. Şirketimiz UEFA disiplin kurulunun bu kararına,  3 gün içerisinde itiraz etme hakkına sahip olup, bu hakkını kullanacaktır