Etiket: sporcu sözleşmesi

Yargıtay Kararı – Basketbol, Oyuncu Kiralaması

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/3425 E. , 2019/1334 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı kulüp vekili, 2011 yılında müvekkil kulübe transfer edilen davalı basketbolcunun, 2011/2012 sezonu için ve sezon sonunda tekrar kulübe dönmek şartıyla, dava dışı … …’nın … isimli oyuncusuna karşılık anılan kulübe kiralandığını, bu süreçte davalının tüm özlük haklarının, taraflar arasında yapılan sporcu özel sözleşmesi hükümlerine göre yerine getirildiğini, sezon sonunda 06.07.2012 tarihinde dava dışı kulübe keşide edilen ihtarname ile davalının bonservisi talep edilmiş olduğu halde ve davalı ile aralarında yaptıkları sözleşme devam etmekteyken, davalının 17.08.2012 tarihinde başka bir spor kulübü ile 3 yıllık sözleşme imzaladığını duyurduğunu, böylelikle de müvekkil kulüp ile aralarındaki sözleşmeye yönelik fesih iradesini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek; haksız fesih nedeniyle, bonservis bedeli olarak dava dışı …’a ödenen 300.000,00 TL, dava dışı … …’da ödenenler dahil sporcunun bizzat kendisine ödenen 300.000,00 TL, menajere ödenen 30.000,00 TL ve uğranılan diğer zararlar dahil toplam 1.000.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı sporcu, davanın süresinde açılmadığını, davacı kulüp ile aralarında imzalanarak, federasyon nezdinde onaylanmış bir tip sözleşme ilişkisi bulunmadığını, dava dışı … spor kulübü ile davacı kulüp arasında yapılan sözleşmenin kiralama sözleşmesi olmayıp, sporcunun tüm lisansının devrini sağlayan Transfer Sözleşmesi olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi görüşü de benimsenerek, davalının … Spor Kulübü’ne transfer edilmesi ve bonservisinin davacı … kulübüne geri verilmemesi hususlarında söz sahibi olmayan, olması halinde sözleşmesel ilişkinin sona ermesi sebebiyle mecburiyeti bulunmayan davalının, zarara uğramış olsa dahi davacının zararlarından mesul tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan 1.000.000,00 TL’nin tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verildiğine göre, bu değer esas alınıp, tarife hükümleri gözetilerek davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu ücrete hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarını reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 2.fıkrasında yer alan “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 1.500,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının çıkartılarak yerine “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 52.900,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde taraflara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Sporcu Sözleşmesi, Alacak, İcra İnkar Tazminatı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/10623 E.,  2019/1332 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzaladıkları 28.09.2013 Türkiye … Federasyonu tescil tarihli Deplasmanlı Lig Sporcuları sözleşmesi kapsamında, kulüp tarafından ödenmesi gereken 60.000,00 TL’den sadece 31.000,00 TL’nin ödendiğini, ödenmeyen 29.000,00 TL’nin tahsiline yönelik başlattığı takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, icra dosyasına yaptığı itirazında borcu bulunmadığını bildirmiş ancak, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, aldırılan bilirkişi raporu, federasyon yazısı ve sözleşme hükümleri gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile … 19.İcra Müdürlüğü’nün 2013/17141 sayılı dosyasına yapılan itirazın toplam 21.761,70 TL yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya dair ve icra inkar tazminatına yönelik talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra- inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte belirtilen nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan “… ayrıca icra inkar tazminatı talebinin de reddine,” ibaresinin karar yerinden çıkartılarak yerine “… ayrıca alacak likit ve muayyen olduğundan hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, İhtiyari Tahkim (2014)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/20902 E., 2019/1275 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış 19.06.2012 başlangıç tarihli Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında, toplam hakedişinin 124.457,68 TL olduğunu ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 47.727,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinden bahsedilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yerinin, TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) olduğundan bahisle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; eldeki dava 27.10.2014 tarihinde açılmış olup, bu tarihteki düzenlemelere göre UÇK’nın görev alanının belirlenmesi gerekeceği açıktır. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Ana Statüsünün 21.7.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren değişik 56.maddesinde, “Kulüpler, futbolcular teknik direktörler, antrenörler, futbolcu temsilcileri, sağlık personelleri ve müsabaka organizatörleri aralarındaki futbolla ilgili her türlü sözleşmeden doğan ihtilafların çözümü için uyuşmazlık çözüm kurulunun yetkisini kabul edip etmemekte serbesttirler. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili olabilmesi için tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Bununla birlikte sportif cezalarla, yetiştirme tazminatına ilişkin ihtilaflar münhasıran uyuşmazlık Çözüm Kurulu önünde çözülür. Bu kararlara karşı ancak Tahkim Kurulu’na itiraz edilebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi bulunduğu, sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıkların mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebileceği, diğer uyuşmazlıkların ise, genel hükümlere tabi olup, ancak her iki tarafın da yazılı olarak kabul etmesi halinde, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu tarafından ihtiyari tahkim sıfatıyla bakıp sonuçlandırabileceği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davanın niteliğine göre, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim değil, ihtiyari tahkim yetkisi bulunduğundan, adı geçen Kurulun yetkili olabilmesi için, tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan, ihtiyari tahkim niteliğindeki Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkisini kabul etmediğini ortaya koymuş, tercihini genel mahkemelerde dava açmaktan yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir. O halde, mahkemece işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Voleybol, Kulübün Prim Ödeme Borcu

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/27796 E., 2018/11115 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulübün sözleşmeli sporcusu olduğunu, aralarında yapılan sözleşmede bir üst lige çıkılması halinde 3.000,00 TL prim ödeneceğine dair hüküm bulunduğunu, sezon sonunda Voleybol Federasyonu tarafından 1.lige davet edildiği halde, kulüp tarafından davete cevap verilmediği ve sonucunda l.lige çıkılmadığını, hak kazanılan prim alacağına yönelik başlatılan takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, … 2.İcra Müdürlüğü’nün 2015/6800 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Deplasmanlı Lig Sporcuları Sözleşmesine konu prim alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalı voleybol takımının 1. lige katılma hakkı kazandığı, bunun oyuncular bakımından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığınca da onaylanan tip sözleşmenin 2. maddesi ile ” Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı takdirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 3.000 TL prim ödenecektir.” düzenlemesine yer verilmiş olup, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Statü düzenlemesine göre, bir üst lige play-off müsabakaları sonucu ilk iki takım çıkabilmektedir. Davalı spor kulübünün 2013/2014 sezonu müsabakaları sonucu 3.sırada yer aldığı, statünün anılan bu kuralı gereğince bir üst lige çıkma hakkı elde edemediği anlaşılmaktadır. Prim, sporcuları teşvik etmek, verimlerini artırmak, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşılmasını sağlamak için verilen ödüldür. Somut olayda, davalı tarafın, bir üst lige çıkma hakkını, müsabakalar sonucu gösterilen başarı ile değil, sezonun tamamlanmasını müteakip, üst ligden bir takımın çekilmesi üzerine, 04.07.2014 tarihli Federasyonun davet yazısı ile olmuş, kulüp tarafından bu teklif katılım bedeli yatırılmayarak reddedilmiştir.Davalı kulübün başarısızlık ve yetersizlik sayılacak durumda, ligden çekilen takım yerine, davet üzerine durum ve şartlar değerlendirilerek bir üst lige çıkmak istememesi hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlanamaz. Hal böyle olunca, davacı sporcunun sözleşmedeki prim alacağına hak kazanamadığı sonucuna ulaşılmakta olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23/11/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Taraflar arasında akdolunan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığı’nca da onaylanan Tip Sözleşme’nin 2. maddesinde “Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı taktirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 7.500 TL ödenecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmeden açıkça anlaşılacağı gibi, prim ödeme şartı, sadece Voleybol 1. Ligine çıkılması sonucuna bağlanmış, bunun dışında, Kulübün sezonu birinci veya ikinci olarak bitirmesi suretiyle Voleybol Ligine çıkması vb. bir şart ya da başkaca herhangi bir şart Sözleşmede öngörülmemiştir. Yine Federasyon’un 26.01.2015 tarihli cevap yazısında, davalı Spor Kulübü’nün 2013-2014 sezonu play-off müsabakaları sonucu 3. sırayı aldığı, statü gereği ilk 2 takımın bir üst lige çıktığı, 2013-2014 sezonunda 1. Ligden çekilen takımlar olduğu, play-off müsabakalarını 3. sırada tamamlaması nedeniyle öncelikle (davalı) … …Spor Kulübü’ne 1. Lige katılım hususunda teklifte bulunulduğu, (davalı) Kulüp tarafından zamanında cevap verilmemesi nedeniyle play-off müsabakalarını 4. sırada tamamlayan … Belediye Spor Kulübü’nün 1. Lige davet edildiği belirtilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. Maddesi “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.”, 26. Maddesi “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükümlerini içermektedir.

Davalı Kulübün 1. Lige katılmaya hak kazanmasıyla, davacı sporcuya prim ödenmesi için, tarafların serbest iradeleri ile kurdukları ve içeriğini oluşturdukları yukarıda bahsolunan Sözleşme’nin 2. Maddesinde öngörülen sonuç ortaya çıkmıştır. Davalı Kulübün herhangi bir nedenle ya da saikle Federasyon’un 1. Lige çıkma teklifine cevap vermemiş olması, bu sonucu ortadan kaldırmaz. Aksine bir yorum, Sözleşme’nin bizatihi amacına aykırılık teşkil edecektir. Prim ödenebilmesi için Sözleşmede öngörülen sonuç ortaya çıktığına göre, davalı Kulübün davacıya prim ödeme borcu da doğmuştur. TBK’nun 646. Maddesi “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.” hükmüne amirdir. TMK’nun 2/2. Maddesi ise “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindedir. Davalı Kulüp, elde ettiği ve esasında Sözleşme’nin de amacını oluşturan 1. Lige çıkma hakkını, Federasyon’un teklifine süresinde cevap vermeyerek kullanmamıştır. Buna rağmen, cevap dilekçesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçelerle Sözleşme’nin kendisine yüklediği edimi ifadan kaçınması açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılmasıdır. Böyle bir davranışın ise korunmaması gerekir. Davacının, 7.500 TL asıl alacağa ilişkin ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Temyiz incelemesine konu mahkeme kararının bu nedenle onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğun görüşüne katılmıyorum.