Yargıtay: “Sözleşmeden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda TFF Tahkim Kurulu Kararlarına Karşı Yargı Yolu Açıktır”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi sporcu (spor hizmet) sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hakkında önemli kararlar vermeye başladı.

Yargıtay, kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunu açıkça ifade etti, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu açıkladı.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yakın tarihli bir diğer kararında uygulamada büyük sorunlar yaşanan ve hukukçular arasında tartışılan bir konuya nokta koydu.

Türkiye’de birçok spor hukukçusu TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargıya başvurulamayacağını kabul ediyor. Bu hukukçular Anayasanın 59’uncu maddesinde yer alan “tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz” hükmüne dayanıyorlar.

Oysa yargı yoluna başvuru yasağını konu alan bu düzenlemeyi ilgili maddenin bir diğer cümlesi ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Anayasanın 59’uncu maddesinde “spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği” öngörülüyor.

Sözleşmesel uyuşmazlıklar yukarıdaki düzenlemenin kapsamında değil.

Anayasa değişikliğine dair kanun teklifinin gerekçesinde ve TBMM Anayasa Komisyonu’nun kanun teklifi ile ilgili raporunda alacak haklarına dair uyuşmazlıkların Anayasa değişikliği kapsamında olmadığı, bu uyuşmazlıkların adli yargıda görüleceği belirtildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, futbolcu Serdar Kesimal‘in Fenerbahçe Futbol A.Ş.‘ye karşı açtığı hakem kararının iptali davasına dair temyiz başvurusunda yukarıda belirttiğim konuları kapsamlı şekilde değerlendirmiş. Mahkeme Anayasanın 59’uncu maddesini tarihi yorum metoduyla yorumlamış. Yargıtay, Anayasa md. 59’un profesyonel futbolcu ile kulübü arasındaki sözleşmesel uyuşmazlıklara uygulanmadığını, TFF Tahkim Kurulu’nun sözleşmesel uyuşmazlıklarla ilgili kararlarının kesin olmadığını ve TFF Tahkim Kurulu’nun bu kararlarının iptali için devlet mahkemesine başvurulabileceğini kabul etmiş.

Bu karar spor hukuku ve özellikle spor tahkimi açısından büyük önem arz ediyor.

Profesyonel futbolcu ve kulüp arasındaki sözleşmede tahkim şartı yer alabilir. Sözleşmede TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun görevli olduğu kabul edilebilir.

Futbolcu, kulübe karşı Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na başvurabilir ancak UÇK’nın kararından memnun kalmayabilir. Bu durumda futbolcu UÇK’nın kararına karşı TFF Tahkim Kurulu’na başvuracak. TFF Tahkim Kurulu’nun kararı ise kesin değil. Futbolcu veya kulüp TFF Tahkim Kurulu’nun kararının iptali için devlet mahkemesine başvurabilir. Hakem kararının iptalini talep edebilir.

DİĞER SORUNLAR

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararını geniş anlamda değerlendirmek, Türk spor yargısı, spor tahkimi ile ilgili bazı sorunları ortaya koymak gerekiyor.

KURULLAR BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ DEĞİL

TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu gerçek anlamda tahkim faaliyeti yapmıyor. Bu kurullar hukuken tahkim kurulu değil.

UÇK ve TFF Tahkim Kurulu, TFF yönetim kurulu tarafından atanıyor. TFF yönetim kurulu ise TFF genel kurulunda kulüpler tarafından seçiliyor. Kulüpler, UÇK ve TFF Tahkim Kurulu üyelerinin belirlenmesinde baskın rol oynuyor. Kulüpler ile yakın bağı olan hukukçular bu kurullara atanıyorlar. Futbolcular, kulüplerin belirlediği kurullara başvurarak kulüplere karşı haklarını elde etmeye çalışıyorlar.

Gazeteci Atilla Türker, TFF hukuk kurullarının üyelerinin bazı kulüpler ve kulüp yöneticileri ile yakın ilişki içinde olduklarını ve bunun menfaat çatışması yarattığını ortaya koydu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ocak 2020’de verdiği Ali Rıza ve Diğerleri / İsviçre Kararı‘nda TFF Tahkim Kurulu üyelerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını açıkladı. (Kararın Türkçe çevirisi için bkz. https://tinyurl.com/alirizaturkiye)

AİHM’nin TFF Tahkim Kurulu ile ilgili değerlendirmeleri UÇK için de temel alınabilir. UÇK üyeleri de aynı gerekçelerle bağımsız ve tarafsız addedilmelidir.

TAHKİM ŞARTI GEÇERLİ Mİ?

UÇK ihtiyari tahkim olarak değerlendiriliyor. Kulüp ve profesyonel futbolcu arasındaki sözleşmede UÇK’yı görevli kılan tahkim şartı yer alabiliyor.

Peki bu tahkim şartı geçerli mi?

Yargıtay, UÇK’nın zorunlu tahkim olarak nitelendirildiği dönemde çelişkili kararlar veriyordu. Yargıtay’ın farklı daireleri temelde 3 farklı görüşü benimsemişti.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, “sözleşmenin kuruluşunda bizzat sözleşme içeriğinde tahkim şartı öngörülmesi halinde işçi, işverene bağımlı durumda bulunmakla tahkim şartının işçiyi bağladığından bahsedilemez” demiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bir başka kararında “antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesinin iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırma(yacağını)” kabul etmişti.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise “Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel kanunlarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsen(mesi halinde) sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerek(tiğini)” benimsemişti.

Bugün kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki tahkim şartının geçerliliği, tahkim şartı geçerli ise bu tahkim şartının işçinin devlet mahkemesine başvuru hakkını ortadan kaldırıp kaldırmadığı tartışılmalıdır.

Bu tartışma başlı başına makale konusudur.

KULÜPLERİN BELİRLEDİĞİ SÖZLEŞME CEZALARI GEÇERLİ Mİ?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararında, Fenerbahçe Spor A.Ş. ile futbolcusu Serdar Kesimal arasındaki uyuşmazlık incelenmiş.

Serdar Kesimal, kulübün izni olmaksızın bir hastaneye gitmiş ve rapor almış. Kulüp, bu davranışın sözleşmesel yükümlülüklere aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile Kesimal‘a 250.000 Avro para cezası vermiş ve anılan miktarı Kesimal’ın alacağından tenkis etmiş.

UÇK ise futbolcu hakkında tesis edilecek cezanın kazancı ile orantılı olmasının gerektiği bu sebeple 250.000 Avro cezai şart tutarının fazla olduğunu, – dalga geçer gibi – 200.000,00 Avro ceza verilmesinin uygun olacağını belirtmiş.

Kesimal’in avukatı UÇK’da ileri sürdü mü bilmiyorum ama öncelikle sözleşme cezasının geçerliliğinin tartışılması gerekiyordu.

Uygulamada, spor kulüplerinin disiplin talimatları hazırladığı ve bu disiplin talimatlarında sadece kulüpler lehine düzenlemeler getirildiği görülmektedir.

Bu disiplin talimatlarında yer alan cezalar sözleşme cezası niteliğindedir.

Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir (TBK md. 420/f. 1). Hem işçi hem de işveren yararına öngörülmüş ceza koşulu ile ilgili düzenlemelerde denklik mevcut değilse, bir başka anlatımla işçi aleyhine daha ağır bir ceza koşulu söz konusu ise işçinin sorumluluğu, işverenin sorumluluğundan daha ağır olamaz.

İlgili mevzuat ve Yargıtay içtihatlarının ışığında kulüplerin hazırladığı disiplin talimatlarının ve bu talimatlara dayanarak verdileri cezaların geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

Önümüzdeki günlerde Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, TFF Tahkim Kurulu daha çok konuşulacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yeni ihlal kararları vermesi bekleniyor. Yargıtay’ın da adalet ve hak arayışı mücadelesinde yeni yollar açmasını umuyorum.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin kararı aşağıdadır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 30/09/2020, 2020/3283 E.,  2020/5165 K.

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA)

Taraflar arasındaki tahkim kurulu kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davacı vekili avukat … ile davalı vekili yetki belgesine istinaden avukat … gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, müvekkilinin 14847 lisans numarası ile Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde tescilli Fenerbahçe Futbol A.Ş’nin futbolcusu olduğunu, davalı kulüp tarafından …,… Eğitim ve Araştırma Hastanesine Kulübün veya yetkililerinin yazılı izni olmaksızın gittiği ve rapor aldığı bu durumun Futbolcunun sözleşmesel yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile 250.000,00 Euro para cezası verilerek anılan miktarın futbolcu alacağından tenkis edildiğini, müvekkil futbolcunun tahakkuk etmiş alacaklarından 250.000,00 Euro’nun sözleşmede belirtilen vadeden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili ve müvekkil futbolcuya verilen 250.000,00 Euro para cezasının geçersizliğine hükmedilmesi için Uyuşmazlık Çözüm Kuruluna yapılan başvuru sonucunda Uyuşmazlık Çözüm Kurulunca müvekkil futbolcu hakkında tesis edilecek cezanın kazancı ile orantılı olmasının gerektiği bu sebeple 250.000 Euro cezai şart tutarının fazla olduğu, 200.000,00 Euro ceza verilmesinin uygun olacağı gerekçesiyle alacak talebinin kısmen kabulü ile; 50.000,00 Euro’nun 26.05.2016 tarihinden fiili ödeme tarihine kadar işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince kamu bankalarının Euro’ya uyguladıkları en yüksek yıllık tevdiat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine oy birliği ile karar verildiği, taraflarca uyuşmazlık çözüm kurulunun kararına karşı Tahkim Kuruluna başvurulduğu, Tahkim Kurulu 01.11.2018 tarihli kararı ile Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararında usule ve esasa aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddi ile kararın onanmasına oy çokluğu ile karar verdiğini ileri sürerek TFF Tahkim Kurulu’nun 01/11/2018 tarihli ve 2018/305 E., 2018/330 K. sayılı kararının iptaline ve 200.000 Euro’nun sözleşmede belirtilen vade tarihlerinden ayrı ayrı işleyecek devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, karar tarihinde yürürlükte olan yasa hükmü gereğince karara karşı yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesi ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda uyuşmazlık TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargı yoluna başvurulup başvurulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yasal mevzuatın incelenmesi gerekmektedir.

5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinde yer alan düzenlemeye göre (1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir. (2) Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi TFF talimatlarının yayımından veya itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren yedi gündür. (3) Tahkim Kurulunun oluşumu, görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler TFF Statüsünde belirlenir. Tahkim Kurulunun işleyişi ve usul kuralları TFF tarafından çıkarılacak talimatta yer alır.

(4) Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar (…)(1). (5) Tahkim Kurulu üyeleri de bu Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümlerine tabidir.

6. Maddenin 4. Fıkrasındaki “…..ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz.” hükmü Anayasa Mahkemesinin 26.02.2011 tarihli 2010/61 esas 2011/7 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Kararın gerekçesinde ” tahkim kurulu tarafından verilen kararlara karşı yargı yoluna başvurulamayacağı belirtilerek, tarafların yargı mercileri önünde dava haklarını kullanmaları engellenmektedir. Yasa koyucu, taraflara görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce aralarındaki uyuşmazlığı kısa sürede çözmek üzere tahkim kuruluna başvurma yükümlülüğü getirebilir ise de, bu kurulun kesin ve nihai kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaması Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale niteliğinde olup, hak arama özgürlüğü ile bağdaşmaz” . Açıklanan nedenlerle, kuralın “…ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz bölümünün Anayasa’nın 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iptalinin gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 6.1.2011 tarihli ve E.2010/61, K.2011/7 sayılı kararında kanun koyucunun, futbol sporu alanındaki uyuşmazlıkları çözmek üzere görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce Tahkim Kuruluna başvurma yükümlülüğü getirebileceğini ancak bu aşamadan sonra kararı benimsemeyen tarafa yargı yolunun açık tutulması gerektiğini vurgulamış ve 5894 sayılı Kanun’un Tahkim Kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasının Tahkim Kurulu kararları aleyhine yargı yoluna başvurulamayacağını düzenleyen kısmını Anayasa’nın 9. ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin anılan kararından sonra Anayasa’nın 59. maddesinde 6214 sayılı Kanunla üçüncü fıkra eklenerek; spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği, tahkim kurulu kararlarının kesin olduğu ve bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Anayasa’nın 59. maddesinde spor federasyonlarının yalnızca spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği ve tahkim kurulu kararlarına karşı yargı merciine başvurulamayacağı öngörülmüştür.

Anayasa’nın 59. maddesinin değişiklik teklif gerekçesine göre; Anayasada yapılan bu değişiklikle, sportif faaliyetlerin yönetilmesine ve disiplinine ilişkin ihtilafların süratle ve yargı denetimine tabi olmaksızın kesin olarak çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilgili kurulların müsabakalarla, kulüplerle, sporcularla ve sporla ilgili diğer kişiler hakkında verdikleri müsabakadan men, küme düşürme, ligden ihraç, ihraç, seyircisiz oynama ve puan tenzili gibi kararlarına karşı süratli ve kesin bir denetim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte, kulüpler ile sporcu ya da teknik adamlar gibi diğer kişiler arasındaki alacak uyuşmazlıkların bu şekilde çözüme kavuşturulmasına dair bir zorunluluk bulunmamaktadır. Dolayısıyla, spor kulüpleri ile sporcu, teknik adam ve sporla ilgili diğer kişiler arasındaki alacak haklarına dair uyuşmazlıklar yetki ve göreve ilişkin genel hükümler çerçevesinde adli yargı yerlerinde görülecektir. Böylece, sporla ilgili hizmet, vekalet veya benzeri diğer sözleşmelerden kaynaklanan ifa, ifa etmeme, fesih ve tazminat gibi uyuşmazlıklar ile diğer alacak hakları, genel hükümlere tabi olacaktır.

Adalet Komisyon raporuna göre; spor federasyonlarının organ ve kurullarının, sporun yönetilmesi ve disiplinine ilişkin olarak ihtar, kınama, para cezası, küme düşürme, hak mahrumiyeti, ligden ihraç, tescil iptali, üyeliğin askıya alınması ve üyelikten ihraç gibi bunun yanı sıra sporun yönetilmesine yönelik statü, talimat ve benzeri hukuki düzenlemeleri, müsabakaların icrasına, tatiline, ertelenmesine gibi verdikleri tüm kararlarına karşı sadece zorunlu tahkim yoluna gidilebileceği, zorunlu Tahkim Kurullarının kararlarının kesin olduğu, bu kararlara karşı istinaf, temyiz, karar düzeltme gibi kanun yollarına başvurulamayacağı, bu kararların hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tespit, iptal ve tazminat davası açılması mümkün olmadığı vurgulanarak yeniden yazılmıştır. Bu düzenleme karşısında kulüp, sporcu, teknik adam, sağlık personeli, menajer ve maç organizatörü gibi sporla ilgili kişilerin kendi aralarında imzaladıkları transfer, geçici transfer, menajerlik, hizmet, vekalet ve maç organizatörlüğü gibi tüm sözleşmelerden kaynaklanan alacak iddia ve talepleri ile mali haklar, sporun yönetilmesi ve disiplinine ilişkin olmadığından bu kapsam dışındadır. Bu çerçevedeki uyuşmazlıklar ya yargı mercileri nezdinde dava yoluyla ya da tarafların tercihine göre, karşılıklı yazılı mutabakatları ile yargı denetimine tabi olmak üzere spor federasyonlarının kurulları önünde de çözülebilecektir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin olmadığı taraflar arasında imzalanan sözleşmeye aykırılıktan kaynaklandığı Anayasa’nın 59 maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemenin spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin olduğu ve anılan konularda çıkan uyuşmazlıklarda zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği, tahkim kurulu kararlarının kesin olduğu ve bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı öngörüldüğü sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim kurulunca verilen kararlara karşı yargı yolunun açık olduğu Hal böyleyken mahkemece Tahkim Kurulunun 01.11.2018 tarihli 2018/305 esas 2018/330 sayılı kararının sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığa ilişkin olduğu ve anılan karara karşı yargı yolunun açık olduğu kabul edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2540TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 44,40 TL harcın istek halinde iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay: “Sporcu Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda İş Mahkemesi Görevlidir”

Resmî Gazete’nin bugünkü sayısında sporcu sözleşmelerinde tahkim şartı ve görevli mahkemeye ilişkin ilginç bir Yargıtay kararı yayınlandı.

Bu karar spor hukuku açısından çok önemli.

Yargıtay kararı bazı soruları gündeme getirdi:

  • Kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşmenin niteliği nedir?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinde tahkim şartı öngörülebilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinden doğan ücret alacağının tahsili için Türkiye Basketbol Federasyonu veya bir başka federasyon görevli kılınabilir mi? Sporcu, alacağın tahsili için federasyona başvurmaya zorlanabilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinde yer alan tahkim şartı geçerli midir? Sporcu, tahkim şartına rağmen devlet mahkemesine başvurabilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar için hangi mahkeme görevlidir?

Yargıtay bazı sorulara cevap vermiş.

Önce olayı anlatayım.

Basketbol oyuncusu Dilan Çelik ile Kastamonu Basketbol Spor Kulübü Derneği arasında sözleşme imzalanmış.

Sporcu, ücret alacağının ödenmemesi sebebiyle icra takibi başlatmış. Davalı kulüp takibe itiraz etmiş. Sporcu, itirazın iptali ve takibin devamı için asliye hukuk mahkemesine başvurmuş.

Kulüp, davacı ile aralarındaki sözleşmede “uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine” dair hüküm bulunduğunu savunarak, tahkim ilk itirazında bulunmuş.

Asliye hukuk mahkemesi, sözleşmede tahkim şartı bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş.

Yargıtay, 7036 sayılı Kanun uyarınca görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, davanın iş mahkemesinde açılması ve tahkim ilk itirazını iş mahkemesinin değerlendirmesi gerektiğini, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik karar vermesi gerekirken davanın usulden reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiş.

Bu kararda değerlendirilmesi gereken birkaç nokta var.

1) Kulübe bağlı çalışan profesyonel sporcu, işçidir:

Yargıtay, kulüp bünyesinde ücret karşılığı çalışan profesyonel sporcuların işçi olduklarını belirtmiş.

Yargıtay’ın bu tespiti doğru.

Her ne kadar ülkemizde bazı spor hukukçuları profesyonel sporcuların işçi olmadıklarını iddia etseler de, bu meslektaşlar – çok şükür – azınlıkta.

Konu hakkında uzun yazmayacağım. Daha önce yayınladığım yazımı okuyabilirsiniz.

2) Yargıtay, kanunun adını yanlış yazmış:

Yargıtay, “7036 sayılı İş Kanununun göreve ilişkin 5/1/a maddesi” uyarınca iş mahkemesinin görevli olduğunu açıklamış.

Yargıtay, kanunun adını yanlış yazmış.

7036 sayılı Kanun, İş Kanunu değildir. Bu kanunun başlığı İş Mahkemeleri Kanunudur.

3) Kanun, tahkim şartını ortadan kaldırmaz:

Yargıtay’ın ne dediğini doğru anlamak gerekiyor.

Twitter’da bir hukukçu bu kararı “Sözleşmeli sporcunun ücret alacağından doğan uyuşmazlıklar hakkında, tahkim şartı olsa bile 25.10.2017 tarihinden sonra açılan iş davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir.” şeklinde duyurmuş.

Bu ifadeyi düzeltmek gerekir.

Yargıtay, tahkim şartına rağmen iş mahkemesinin görevli olduğunu ifade etmedi. Yargıtay, davanın asliye hukuk mahkemesinde değil, iş mahkemesinde açılması gerektiğini; tahkim itirazını iş mahkemesinin değerlendirmesi gerektiğini açıkladı. Yargıtay, İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile tahkim şartını geçersiz hale geldiği, tahkim şartı olmasın rağmen iş mahkemesinde dava açılması gerektiği yönünde bir açıklama yapmadı.

4) Tahkim şartı geçersiz:

Asliye hukuk mahkemesi, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan “uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine” dair düzenlemeyi tahkim şartı olarak değerlendirmiş.

Uyuşmazlığın federasyonca değerlendirileceğine dair düzenleme tahkim şartı mıdır?

Kanımca bu tahkim şartı geçersizdir. Zira Türkiye Basketbol Federasyonu’na tahkim görevi yükleyen yasal düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca federasyon bünyesinde, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan farklı olarak, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu gibi bir kurul bulunmamaktadır.

Federasyona yetki veren düzenlemenin tahkim şartı olduğu kabul edilse bile, bu tahkim şartının geçerliliği tartışmalıdır.

Yargıtay’ın konuyla ilgili çelişkili kararlar verdiği, içtihat yaratamadığı görülmektedir.

Yargıtay, “sözleşmenin kuruluşunda bizzat sözleşme içeriğinde tahkim şartı öngörülmesi halinde işçi, işverene bağımlı durumda bulunmakla tahkim şartının işçiyi bağladığından bahsedilemez” demiştir.

Yargıtay bir başka kararında “antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesinin iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırma(yacağını)” kabul etmiştir.

Yargıtay bir diğer kararında “Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel kanunlarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsen(mesi halinde) sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerek(tiğini)” benimsemiştir.

Yargıtay’ın kararları dikkate alınırsa, Yargıtay sporcu sözleşmesinde spor federasyonunun görevli olduğuna tahkim şartının geçerliliğini sadece ilgili federasyonun mevzuatında bu yönde düzenleme olması ve federasyonda özel kurullar olması ihtimalinde tartışmaktadır. Federasyonda tahkim kurulu, uyuşmazlık çözüm kurulu gibi kurullar yok ise, kulüp ile sporcu arasındaki sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların federasyon tarafından çözümleneceğine dair düzenleme tahkim şartı olarak kabul edilmeyecektir.

Federasyon bünyesinde tahkim kurulu yer almadığına göre, işveren işçiyi federasyona başvurmaya zorlayabilir mi?

Zorlayamaz.

Taraflar arasında tahkim şartı olduğu kabul edilse bile, Yargıtay iş sözleşmesindeki tahkim şartını ya geçersiz kabul ediyor ya da işçinin mahkemeye başvurma hakkının ortadan kaldırmadığını belirtiyor.

Sonuç olarak, asliye hukuk mahkemesinin tahkim şartını kabul etmesi hukuka aykırıdır.

İş mahkemeleri de kulüp ile sporcular arasındaki sözleşmelerde yer alan bu tür tahkim şartlarının geçerli olmadığı ya da sporcuların devlet mahkemesine başvurma hakkını ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle sporcuların açacakları ücret alacağı davalarını kabul etmek zorundadır.

5) Dava şartı arabuluculuk atlanmamalı:

Kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşme hizmet sözleşmesidir. Hizmet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi görevlidir.

Dava açmaya karar verilmesi halinde, çok önemli bir hususa dikkat etmek gerekiyor.

Kulüp veya profesyonel sporcu, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı talepli dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmektedir.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – — – –

Yargıtay’ın kararını aşağıda paylaşıyorum.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:

ESAS NO : 2020/7165

KARAR NO : 2020/5239

TÜRK MİLLETİ ADINA

YARGITAY İLAMI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KASTAMONU 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ: 27/11/2018

NUMARASI: 2018/302-2018/380

DAVACI: DİLAN ÇELİK VEKİLİ AVUKAT ZEYNEP YURT

DAVALI : KASTAMONU BASKETBOL SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ VEKİLİ AVUKAT OSMAN YİĞİT ÇINAROĞLU

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY KARARI

Davacı, davalı spor kulübünün sözleşmeli sporcusu olduğunu, 1.375,00 TL ücret alacağının davalı spor kulübü tarafından ödenmediğini, bu nedenle başlattığı takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı spor kulübü, davacı ile aralarındaki sözleşmenin 8.maddesinde uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine dair hüküm bulunduğunu savunarak, tahkim ilk itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, sözleşmede tahkim şartı bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; miktar itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir.

Görev, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınabileceği gibi taraflarca da davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 116’ncı maddesinin (b) bendine göre ihtiyari tahkimde uyuşmazlığın tahkimde görülmesi gerektiğine ilişkin itiraz, ilk itiraz niteliğinde olup, l 17’nci maddenin ikinci fıkrası gereğince, ilk itirazların, dava şartlarından sonra inceleneceği açıkça hükme bağlanmıştır.

7036 sayılı İş Kanununun göreve ilişkin 5/1/a maddesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ikinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen, hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yine aynı kanunun 38′ inci maddesinde de görevi düzenleyen 5′ inci maddesinin yayın tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

O halde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işverenler arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda, 7036 sayılı Kanununun 5’inci maddesinin (a) bendinde ve 38’inci maddeleri gereğince 25/10/2017 tarihinden sonra açılan davalarda görevli mahkeme iş mahkemeleridir.

Somut olaya bakıldığında; davacının, hizmet sözleşmesi gereğince davalı Spor Kulübünde profesyonel sporcu olarak görev yaptığı, 7036 sayılı Kanunun 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe girdiği, davanın 18/09/2018 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, davada görevli mahkeme iş mahkemesidir. İlk itirazı değerlendirecek olan mahkeme de görevli olan iş mahkemesidir. Mahkemece bu husus resen dikkate alınıp, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, tahkim ilk itirazı üzerine “davanın usulden reddine” karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile Kastamonu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.11.2018 tarih ve 2018/302 E., 2018/380 K. sayılı karanın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 01/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay: “Oyuncunun Bir Başka Kulüple Sözleşme İmzaladığı Anda Davalı Kulübün Ödeme Yükümlülüğü Sona Erer”

Yargıtay, Galatasaray Spor Kulübü’ne eski sporcusu tarafından açılan açılan tazminat davasını reddetti.

Galatasaray SK’nın tekerlekli sandalye basketbol takımının sporcusu, Galatasaray ile protokol imzalayıp kulüpten ayrıldıktan sonra Avustralya takımına transfer olmuş. Başka bir kulüpte oynamaya başlayan sporcu, Galatasaray SK’ya ücretinin ödenmediği gerekçesiyle dava açmış.

İlk derece mahkemesi, “davacının transfer olduğu ligde gelirinin olmadığı” gerekçesiyle davayı kabul etmiş.

Galatasaray SK bu karara karşı istinafa başvurmuş. Bölge Adliye Mahkemesi, “oyuncunun bir başka kulüple sözleşme imzaladığı anda davalı kulübün ödeme yükümlülüğünün sona ereceğinin kabulü ve davacının dava dışı kulüple (Avusturalya Basketbol Federasyonuna bağlı Viktoria Klubü) anlaşma imzaladığı, 01/05/2014 tarihinden itibaren davalı kulüpten her hangi bir ödeme talep edemeyeceği” gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış.

Yargıtay, BAM kararını hukuka uygun bulmuş.

Aşağıda Yargıtay’ın kararını paylaşıyorum.

– – – –  — – – – – – – – –

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2019/2583 E. , 2020/3333 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla … 20.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 2015/380 esas 2017/31 karar sayılı hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne dair … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 2017/2940 E. 2018/1660 K. sayılı kararının süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı ile aralarında 27.08.2012 tarihinde Türkiye … Basketbol Lgi, tüm … organizasyonları ve tüm … S.C Organizasyonları için 01.09.2012 ve 30.06.2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere toplam 40 aylık süreyi kapsayan bir sözleşme imzaladıklarını, bu sözleşmenin “ödeme” başlıklı maddesi uyarınca davalının her sezon için aylık 5.500 EURO olmak üzere yılda 10 ay ödeme yapacağını ve bu ödemelerin 2012 yılı Eylül ayından başlamak üzere her ayın 5. günü yapılmasının kararlaştırıldığını, aynı maddede Türkiye Lig Şampiyonu, Avrupa Şampiyonlar Ligi Şampiyonu ve Kitakyushu Kupası Turnuva Şampiyonu olması durumunda da 20.000 EURO prim ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalı tarafın sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve Mayıs 2014 dahil olmak üzere dava tarihine kadar herhangi bir ödeme yapmadığını, davalının sözleşmeye istinaden 01.05.2014 tarihine kadar ödeme yaptığını ancak sonrasında takip eden aylara ilişkin bir ödeme yapmadığını, 12.000,00 EURO luk alacak için Beyoğlu 2. Noterliği’nin 06.08.2015 tarih ve 6022 yevmiye sayılı ihtarnamenin davalı tarafa gönderildiğini, ancak ihtarnameye cevap alamadıklarını, bunun üzerine … 3. İcra Müdürlüğünün 2015/23030 esas numaralı takip dosyasını başlattıklarını, davalı tarafın takibe itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, sözü edilen sözleşmenin 07.10.2013 tarihinde taraflarca karşılıklı imzalanan karşılıklı sonlandırma protokolü ile sona erdirildiğini bu sonlandırma protokolü ile sözleşmenin sona ermesi sebebiyle tarafların birbirlerine karşı sorumlu oldukları hak ve yükümlülüklerinin hüküm altına alındığını, söz konusu protokolün 1.2 maddesi uyarınca kulüp sona erdirme tarihinden önceki son ay olan Eylül ayı için oyuncuya 5.500 EURO maaş ödemesi yapacağının, 1.3 maddesine göre 2012/2013 sezonundan kalma 20.000 EURO prim ödemesi yapacağını, 1.4 maddesine göre oyuncunun bir başka takımla sözleşme imzalamasına kadar veya asıl sözleşmenin sona erme tarihi olan 30.06.2016 tarihine kadar aylık 1.000 EURO ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, kulübün bu protokole göre hareket ettiğini, davacıya kararlaştırılan 5.500 EURO yu, 20.000 EURO yu ve her ay 1.000 EURO ödemeyi Mayıs 2014 tarihine kadar gerçekleştirildiğini, 15 Mayıs 2014 tarihinde Avusturalya … Basketbol Federasyonundan, Türkiye Engelli Sporcular Federasyonuna bir yazı yazıldığını ve davacının Avusturalya’da yeni bir takıma transfer olduğu ve bu nedenle de bu transferin yapılabilmesi için engel olmadığı takdirde ilişiksiz belgesinin kendilerine gönderilmesinin istendiğini, ilişiksiz belgesi ile bu transfere izin verildiğini, davacının Avustralya’nın Victoria Kulübüne transferinin gerçekleştiğini, Galatarasay Spor Kulübü ile davacının yapmış olduğu karşılıklı sonlandırma protokolünün 1.4 maddesinin ve bu maddede atıf yapılan asıl sözleşmenin sondan 3. fıkrasındaki koşulun gerçekleşmesi sebebiyle davacıya aylık olarak yapılması gereken ödeme yükümlülüğünden kurtulduğunu ve ve ödemelerin durdurulduğunu, sözleşmenin devam etmediğini savunarak; davanın reddini dilemiştir.

İlk Derece Mahkemesince “…taraflar arasında düzenlenen sonlandırma protokolünde belirlenen tarihe kadar, davalının ödeme yapma yükümlülüğünün devam edeceği, zira taraflar arasında aktedilen protokolde her ne kadar ücret alınması ile ilgili bir düzenleme yapılmamış ise de protokolde asıl hedeflenenin; davacının mükerrer kazanç sağlamasının önüne geçmek olduğu, davacı tarafından sunulan ve aksi kanıtlanamayan belge içeriklerine göre; davacının transfer olduğu ligden herhangi bir kazancının olmadığı…” gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; davalının istinaf talebi … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesince kabul edilerek ” … taraflar arasındaki sözleşme 07/10/2013 tarihli karşılıklı fesih başlığı adı altındaki sözleşmeyle yeniden düzenlenmiş, bu sözleşmenin 14.maddesinde iş bu sözleşmenin zamanından önce fesh edilmek istenmesi halinde kulüp sözleşmede düzenlenen özel hükümler uyarınca 2013 ekim ayından başlayarak 30/06/2016 ya kadar oyuncunun yeni bir takım bulamadığı her bir ay için oyuncuya 1000 EURO ödeyecektir. düzenlemesi bulunduğu, davacının davada dayandığı 01.05.2014 tarihinden itibaren sözleşmenin bu maddesi uyarınca davalı kulübün ücret alacağını ödemediği iddiasıdır. Bu maddenin yorumu dikkate alındığında kulübün ödeme yükümlülüğünün oyuncunun yeni bir takım bulamaması şartına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Ana sözleşmenin son sayfasındaki 3.paragrafta düzenlenen sözleşmenin anlaşılan tarihten önce bitirilmek istenmesi hali ve fesih sözleşmesinin 14.maddesi gereğince kulübün aylık 1000 Euro ödeme sorumluluğunun oyuncunun yeni bir takım buluncaya ve başka bir sözleşme imzalayıncaya kadar devam edeceği ve gerek fesih sözleşmesinde gerekse de ana sözleşmede bu şart dışında sözleşme metninde başkaca bir şart yazılı bulunmadığı dikkate alındığında oyuncunun bir başka kulüple sözleşme imzaladığı anda davalı kulübün ödeme yükümlülüğünün sona ereceğinin kabulü ve davacının dava dışı kulüple (Avusturalya Basketbol Federasyonuna bağlı Viktoria Klubü) anlaşma imzaladığı, 01/05/2014 tarihinden itibaren davalı kulüpten her hangi bir ödeme talep edemeyeceği...” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle yapılan inceleme sonucunda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu karara yönelik temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. madddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 10,00 TL. kalan harcın temyiz edenden alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 19.Hukuk Dairesi’ne GÖNDERİLMESİNE, 13/03/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay – Basketbol, Sözleşmeye Aykırılık, Borçlu Temerrüdü, Devlet Yargısı, Tahkim, Derdestlik İtirazı

Yargıtay 13. HD., 29.11.2019, E. 2016/15775 K. 2019/11942

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kulüp ile aralarında yaptıkları 01.06.1999 – 01.06.2003 yıllarına sari sözleşme kapsamında, 2002-2003 sezonu için federasyon nezdinde tek tip sözleşmenin yapılabilmesine yönelik davalı kulübün yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalıya keşide edilen ihtarnamelerden sonuç alınamadığını, bu nedenle 2002-2003 sezonunda başka bir kulüp ile sözleşme yapılmak zorunda kalındığını, borçlar kanunu hükümlerine göre davalının temerrüde düştüğünü ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle 368.250 USD karşılığı 520.000,00 TL alacağın tahsil tarihindeki dolar cinsi döviz kuru da hesaplanmak suretiyle 06.09.2002 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, sporcu sözleşmesinden kaynaklı temerrüt hükümlerine dayalı alacak isteğine ilişkindir. HMK’nun 297/1-c maddesinde hükmün tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıa hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bundan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kapsaması gerektiği, 297/2. maddesinde de hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerektiği açıklanmıştır. Mahkeme kararının gerekçesinde, taraflar arasında görülen … 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/851E., 2008/260 K. sayılı dosyası ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Tahkim Kurulu ve Türkiye Basketbol Federasyonu Yönetim Kurulu kararlarından bahsedilip, daha önce açılan davalarla ilgili görev hususunun çözümlenmemiş olduğu, davalının görev ve derdestlik itirazının yerinde olduğu, ayrıca zamanaşımı süresinin de dolduğu saptaması yapılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa ki, öncelikle dava şartları yönünden inceleme ve değerlendirme yapılmalı, HMK 114. maddesinde sayılan dava şartları yönünden bir eksiklik görülmezse, ileri sürülen zamanaşımı yönünden somut olayın özelliğine göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, görev ve derdestlik itirazları yerinde görüldükten sonra dosyadan el çekilmesi gerektiği halde, zamanaşımı itirazı hususunda da değerlendirme yapılarak karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi, daha önce açılan davanın, zamanaşımı yönünden bu davaya olan etkisi tartışılmaksızın karar verilmiş olması hükmün açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde yazılması kuralına aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz talebinde bulunan davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

                                                                  
Başkan Özdemir, ilk olarak ertelenen liglerin yeniden başlatılma kararı ile ilgili konuya açıklık getirdi ve 12 Haziran tarihi ile ilgili şu ifadeleri kullandı: 

Okumaya devam et Nihat Özdemir, CNN Türk’e Konuştu

Kulüplere Bağlı Profesyonel Sporcular, İşçidir

Geçen gün bir meslektaşımın “sporcu alacaklarınının tahsili” ile ilgili yazısını okudum. Yazısında çeşitli yollardan bahsettikten sonra, dava yoluna gidilmesi tercih edilirse, sporcu işçi sayılmadığı için davanın asliye hukuk mahkemesinde açılması gerektiğini savunmuş.

Bu hataya sık sık şahit oluyorum.

Sporcunun niteliği ve sporcu alacaklarının taleplerinde görevli mahkemenin tespiti konusunda iki büyük hata yapılıyor.

Okumaya devam et Kulüplere Bağlı Profesyonel Sporcular, İşçidir

Yargıtay Kararı – Basketbol, Oyuncu Kiralaması

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/3425 E. , 2019/1334 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı kulüp vekili, 2011 yılında müvekkil kulübe transfer edilen davalı basketbolcunun, 2011/2012 sezonu için ve sezon sonunda tekrar kulübe dönmek şartıyla, dava dışı … …’nın … isimli oyuncusuna karşılık anılan kulübe kiralandığını, bu süreçte davalının tüm özlük haklarının, taraflar arasında yapılan sporcu özel sözleşmesi hükümlerine göre yerine getirildiğini, sezon sonunda 06.07.2012 tarihinde dava dışı kulübe keşide edilen ihtarname ile davalının bonservisi talep edilmiş olduğu halde ve davalı ile aralarında yaptıkları sözleşme devam etmekteyken, davalının 17.08.2012 tarihinde başka bir spor kulübü ile 3 yıllık sözleşme imzaladığını duyurduğunu, böylelikle de müvekkil kulüp ile aralarındaki sözleşmeye yönelik fesih iradesini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek; haksız fesih nedeniyle, bonservis bedeli olarak dava dışı …’a ödenen 300.000,00 TL, dava dışı … …’da ödenenler dahil sporcunun bizzat kendisine ödenen 300.000,00 TL, menajere ödenen 30.000,00 TL ve uğranılan diğer zararlar dahil toplam 1.000.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı sporcu, davanın süresinde açılmadığını, davacı kulüp ile aralarında imzalanarak, federasyon nezdinde onaylanmış bir tip sözleşme ilişkisi bulunmadığını, dava dışı … spor kulübü ile davacı kulüp arasında yapılan sözleşmenin kiralama sözleşmesi olmayıp, sporcunun tüm lisansının devrini sağlayan Transfer Sözleşmesi olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi görüşü de benimsenerek, davalının … Spor Kulübü’ne transfer edilmesi ve bonservisinin davacı … kulübüne geri verilmemesi hususlarında söz sahibi olmayan, olması halinde sözleşmesel ilişkinin sona ermesi sebebiyle mecburiyeti bulunmayan davalının, zarara uğramış olsa dahi davacının zararlarından mesul tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan 1.000.000,00 TL’nin tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verildiğine göre, bu değer esas alınıp, tarife hükümleri gözetilerek davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, maktu ücrete hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm temyiz itirazlarını reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 2.fıkrasında yer alan “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 1.500,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının çıkartılarak yerine “Davalı taraf için karar tarihinde yürürlükte bulunan ….ne göre hesaplanıp takdir edilen 52.900,00 TL. Vekalet Ücretinin, davacı taraftan alınıp davalı tarafa Ödenmesine,” söz ve rakamının yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde taraflara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Sporcu Sözleşmesi, Alacak, İcra İnkar Tazminatı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/10623 E.,  2019/1332 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzaladıkları 28.09.2013 Türkiye … Federasyonu tescil tarihli Deplasmanlı Lig Sporcuları sözleşmesi kapsamında, kulüp tarafından ödenmesi gereken 60.000,00 TL’den sadece 31.000,00 TL’nin ödendiğini, ödenmeyen 29.000,00 TL’nin tahsiline yönelik başlattığı takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, icra dosyasına yaptığı itirazında borcu bulunmadığını bildirmiş ancak, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, aldırılan bilirkişi raporu, federasyon yazısı ve sözleşme hükümleri gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile … 19.İcra Müdürlüğü’nün 2013/17141 sayılı dosyasına yapılan itirazın toplam 21.761,70 TL yönünden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya dair ve icra inkar tazminatına yönelik talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra- inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. O halde, kabul edilen asıl alacak bakımından, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte belirtilen nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının hüküm bölümünün 1. fıkrasında yer alan “… ayrıca icra inkar tazminatı talebinin de reddine,” ibaresinin karar yerinden çıkartılarak yerine “… ayrıca alacak likit ve muayyen olduğundan hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 06/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, İhtiyari Tahkim (2014)

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/20902 E., 2019/1275 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış 19.06.2012 başlangıç tarihli Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında, toplam hakedişinin 124.457,68 TL olduğunu ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 47.727,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinden bahsedilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yerinin, TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) olduğundan bahisle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; eldeki dava 27.10.2014 tarihinde açılmış olup, bu tarihteki düzenlemelere göre UÇK’nın görev alanının belirlenmesi gerekeceği açıktır. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Ana Statüsünün 21.7.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren değişik 56.maddesinde, “Kulüpler, futbolcular teknik direktörler, antrenörler, futbolcu temsilcileri, sağlık personelleri ve müsabaka organizatörleri aralarındaki futbolla ilgili her türlü sözleşmeden doğan ihtilafların çözümü için uyuşmazlık çözüm kurulunun yetkisini kabul edip etmemekte serbesttirler. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili olabilmesi için tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Bununla birlikte sportif cezalarla, yetiştirme tazminatına ilişkin ihtilaflar münhasıran uyuşmazlık Çözüm Kurulu önünde çözülür. Bu kararlara karşı ancak Tahkim Kurulu’na itiraz edilebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi bulunduğu, sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıkların mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebileceği, diğer uyuşmazlıkların ise, genel hükümlere tabi olup, ancak her iki tarafın da yazılı olarak kabul etmesi halinde, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu tarafından ihtiyari tahkim sıfatıyla bakıp sonuçlandırabileceği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davanın niteliğine göre, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim değil, ihtiyari tahkim yetkisi bulunduğundan, adı geçen Kurulun yetkili olabilmesi için, tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan, ihtiyari tahkim niteliğindeki Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkisini kabul etmediğini ortaya koymuş, tercihini genel mahkemelerde dava açmaktan yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir. O halde, mahkemece işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Voleybol, Kulübün Prim Ödeme Borcu

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/27796 E., 2018/11115 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulübün sözleşmeli sporcusu olduğunu, aralarında yapılan sözleşmede bir üst lige çıkılması halinde 3.000,00 TL prim ödeneceğine dair hüküm bulunduğunu, sezon sonunda Voleybol Federasyonu tarafından 1.lige davet edildiği halde, kulüp tarafından davete cevap verilmediği ve sonucunda l.lige çıkılmadığını, hak kazanılan prim alacağına yönelik başlatılan takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, … 2.İcra Müdürlüğü’nün 2015/6800 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Deplasmanlı Lig Sporcuları Sözleşmesine konu prim alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalı voleybol takımının 1. lige katılma hakkı kazandığı, bunun oyuncular bakımından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığınca da onaylanan tip sözleşmenin 2. maddesi ile ” Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı takdirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 3.000 TL prim ödenecektir.” düzenlemesine yer verilmiş olup, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Statü düzenlemesine göre, bir üst lige play-off müsabakaları sonucu ilk iki takım çıkabilmektedir. Davalı spor kulübünün 2013/2014 sezonu müsabakaları sonucu 3.sırada yer aldığı, statünün anılan bu kuralı gereğince bir üst lige çıkma hakkı elde edemediği anlaşılmaktadır. Prim, sporcuları teşvik etmek, verimlerini artırmak, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşılmasını sağlamak için verilen ödüldür. Somut olayda, davalı tarafın, bir üst lige çıkma hakkını, müsabakalar sonucu gösterilen başarı ile değil, sezonun tamamlanmasını müteakip, üst ligden bir takımın çekilmesi üzerine, 04.07.2014 tarihli Federasyonun davet yazısı ile olmuş, kulüp tarafından bu teklif katılım bedeli yatırılmayarak reddedilmiştir.Davalı kulübün başarısızlık ve yetersizlik sayılacak durumda, ligden çekilen takım yerine, davet üzerine durum ve şartlar değerlendirilerek bir üst lige çıkmak istememesi hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlanamaz. Hal böyle olunca, davacı sporcunun sözleşmedeki prim alacağına hak kazanamadığı sonucuna ulaşılmakta olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23/11/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Taraflar arasında akdolunan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığı’nca da onaylanan Tip Sözleşme’nin 2. maddesinde “Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı taktirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 7.500 TL ödenecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmeden açıkça anlaşılacağı gibi, prim ödeme şartı, sadece Voleybol 1. Ligine çıkılması sonucuna bağlanmış, bunun dışında, Kulübün sezonu birinci veya ikinci olarak bitirmesi suretiyle Voleybol Ligine çıkması vb. bir şart ya da başkaca herhangi bir şart Sözleşmede öngörülmemiştir. Yine Federasyon’un 26.01.2015 tarihli cevap yazısında, davalı Spor Kulübü’nün 2013-2014 sezonu play-off müsabakaları sonucu 3. sırayı aldığı, statü gereği ilk 2 takımın bir üst lige çıktığı, 2013-2014 sezonunda 1. Ligden çekilen takımlar olduğu, play-off müsabakalarını 3. sırada tamamlaması nedeniyle öncelikle (davalı) … …Spor Kulübü’ne 1. Lige katılım hususunda teklifte bulunulduğu, (davalı) Kulüp tarafından zamanında cevap verilmemesi nedeniyle play-off müsabakalarını 4. sırada tamamlayan … Belediye Spor Kulübü’nün 1. Lige davet edildiği belirtilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. Maddesi “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.”, 26. Maddesi “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükümlerini içermektedir.

Davalı Kulübün 1. Lige katılmaya hak kazanmasıyla, davacı sporcuya prim ödenmesi için, tarafların serbest iradeleri ile kurdukları ve içeriğini oluşturdukları yukarıda bahsolunan Sözleşme’nin 2. Maddesinde öngörülen sonuç ortaya çıkmıştır. Davalı Kulübün herhangi bir nedenle ya da saikle Federasyon’un 1. Lige çıkma teklifine cevap vermemiş olması, bu sonucu ortadan kaldırmaz. Aksine bir yorum, Sözleşme’nin bizatihi amacına aykırılık teşkil edecektir. Prim ödenebilmesi için Sözleşmede öngörülen sonuç ortaya çıktığına göre, davalı Kulübün davacıya prim ödeme borcu da doğmuştur. TBK’nun 646. Maddesi “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.” hükmüne amirdir. TMK’nun 2/2. Maddesi ise “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindedir. Davalı Kulüp, elde ettiği ve esasında Sözleşme’nin de amacını oluşturan 1. Lige çıkma hakkını, Federasyon’un teklifine süresinde cevap vermeyerek kullanmamıştır. Buna rağmen, cevap dilekçesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçelerle Sözleşme’nin kendisine yüklediği edimi ifadan kaçınması açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılmasıdır. Böyle bir davranışın ise korunmaması gerekir. Davacının, 7.500 TL asıl alacağa ilişkin ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Temyiz incelemesine konu mahkeme kararının bu nedenle onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğun görüşüne katılmıyorum.