Tahir Kum Yanlış Yazmış. Fenerbahçe’nin AİHM Başvurusu Milat Değil

Geçen günlerde Fenerbahçe Spor Kulübü, kulübün, kulüp başkanı Ali Koç ve yönetim kurulu üyesi Alper Pirşen’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptıkları başvurular hakkında açıklama yayınladı.

Açıklamaya göre, devlet üç başvurucu ile uzlaşmış.

Hürriyet yazarı Tahir Kum, bu gelişme hakkında bir yazı kaleme almış.

Yazıdaki yorum bölümü yanlış, gerçeğe aykırı.

Kum, yazısının son paragrafında aşağıdaki ifadeleri kullanmış:

Okumaya devam et Tahir Kum Yanlış Yazmış. Fenerbahçe’nin AİHM Başvurusu Milat Değil

Türkiye Futbol Federasyonu’nda AİHM Etkisi

Türkiye Futbol Federasyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararlarından sonra yapılan yeniden yargılama taleplerini değerlendirmeye başladı.

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, daha önce ceza verdiği ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili ceza kararları hakkında ihlal kararları verdiği dosyaları tekrar incelemeye başladı.

PFDK, hakem İbrahim Tokmak, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski yöneticileri Mehmet Şekip Mosturoğlu ile İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun yeniden yargılama başvurularını kabul etti ve bu isimler hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verdi.

PFDK ÜYELERİ ARASINDA YANLIŞTA ISRAR EDENLER VAR

PFDK’nın bu kararları oyçokluğu ile aldığını dikkate alalım.

PFDK içinde ayrışma olmuş. Bir veya birkaç üye AİHM kararlarına rağmen ceza verilmesi konusunda ısrarcı olmuş.

Bu üyeler kim? Hangi gerekçeyle hukuka aykırılıkta inat ediyorlar?

Yanıtları gerekçeli kararlar tebliğ edildiğinde öğrenebiliriz.

Müvekkilim İbrahim Tokmak’ın dosyası ile ilgili gerekçeli karar tarafıma tebliğ edildiğinde, detayları blogda paylaşacağım.

AİHM’YE BAŞVURULAR ARTACAK

AİHM ihlal kararlarından sonra PFDK’nın yeniden yargılama yapması ve ceza tayinine yer olmadığına karar vermesi Türk spor hukuku açısından büyük önem arz ediyor.

Maalesef Türk Anayasası spor federasyonlarının sporun disiplinine ilişkin kararlarına karşı devlet mahkemesine başvurmayı yasaklıyor. Anayasa bu haller için zorunlu tahkim öngörüyor.

Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu ile Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’nun bağımsız ve tarafsız olmadığı kabul ediliyor.

Ne yazık ki bu tahkim kurullarının kararlarına karşı yargıya başvurmak yasak.

Anayasa zorunlu tahkim kararlarını yargı denetimi dışında bıraktığı için bu kararlara karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak da mümkün değil (Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun md. 45/III).

TFF Tahkim Kurulu ve SGM Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvurulamadığı için mağdurlar ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabiliyorlar.

Bugüne kadar AİHM’ye çok az başvuru yapıldı.

2020 yılından beri AİHM önce TFF Tahkim Kurulu’nun yapısı, adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğü ile ilgili ihlal kararları verdi. AİHM son olarak SGM Tahkim Kurulu’nun kararına karşı yapılan başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

AİHM’nin ihlal kararları sonucunda Türkiye’de yargılamanın yenilenmesi talep edilebiliyor.

PFDK’nın ceza tayinine yer olmadığına dair kararları Türk futbol camiası için uyarı olmalı!

Adil yargılanmadığını düşünen, insan haklarının ihlal edildiğine kanaat getiren herkes TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı AİHM’ye başvurmalı.

AİHM’ye gerçek kişiler (insanlar) ve tüzel kişiler (kulüpler, şirketler) başvurabilir.

İlerleyen günlerde çok sayıda sporcu, antrenör, yönetici, hakemin AİHM’ye başvuracağını düşünüyorum. Başvurucu sayısının katlanarak artmasını umuyorum.

NOT:

AİHM’nin TFF ile ilgili ihlal kararı verdiği başvurular aşağıdadır.

Ali Rıza ve Diğerleri Başvurusu

İbrahim Tokmak Başvurusu

Sedat Doğan Başvurusu

Deniz Naki ve Amed Sportif Faaliyetler Kulübü Derneği Başvurusu

Ekşioğlu ve Mosturoğlu Başvurusu

CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin 3 Temmuz Süreci İle İlgili Kararları (Güncellenmiş)

3 Temmuz sürecinde kulüpler UEFA ve FIFA’nın kararlarına karşı CAS’a başvurdular.

Fenerbahçe, CAS’a yaptığı başvurunun reddinden sonra CAS’ın kararını İsviçre Federal Mahkemesi’ne taşıdı. İFM iptal davasını reddetti.

3 Temmuz süreci devam ediyor. Trabzonspor, FIFA’ya yaptığı başvurunun reddi üzerine CAS’a başvurmuştu. CAS, Trabzonspor’un başvurusunu reddedince Trabzonspor İsviçre Federal Mahkemesi’ne başvurdu. İFM, Trabzonspor’un başvurusunu reddetti.

Türkiye’de süreç farklı düzlemde devam ediyor. ‘Kumpas Davası’ denilen bir dava sürüyor.

Kumpas Davası’nın UEFA, FIFA ve CAS kararlarına etkisi olmayacak. CAS bunu açıkça dile getirdi. CAS, yerel mahkemelerin ve UEFA’nın kararlarıyla bağlı olmaksızın sil baştan (de novo) yargılama yaptı. CAS, içeriğine itiraz edilmeyen tüm delilleri değerlendirdi ve Beşiktaş, Eskişehirspor, Fenerbahçe ve Sivasspor’un şike ve teşvik primi olaylarını karıştığını tespit etti.

3 Temmuz sürecinin spor hukuku boyurunu öğrenmek isteyenler CAS’ın ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararlarını okumalılar.

Daha önce CAS’ın bazı kararlarının linklerini paylaşmıştım. O paylaşımdan sonra CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi yeni kararlar verdi.

Aşağıda CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararlarının linklerini paylaşacağım. Yeni kararlar yayınlandıkça listeyi güncelleyeceğim.

İyi okumalar.

Kararların listesi aşağıdadır:

CAS 2013/A/3256 Fenerbahçe Spor Kulübü v. UEFA (İsviçre Federal Mahkemesi Kararı: 4A_324/2014)

CAS 2013/A/3258 Besiktas Jimnastik Kulübü v. UEFA

CAS 2014/A/3628 Eskişehirspor Kulübü v. UEFA

CAS 2014/A/3625 Sivasspor Kulübü v. UEFA

CAS 2015/A/4343 Trabzonspor v. TFF, UEFA and Fenerbahce

CAS 2015/A/4345 & 4347 Trabzonspor & Fenerbahce SK v. UEFA

CAS 2018/A/5746 Trabzonspor Sportif v. Turkish FA, Fenerbahce Spor Kulubu & FIFA (İsviçre Federal Mahkemesi Kararı: 4A_486/2019)

Şike ile Mücadele mi, Yolsuzluk mu?

Türkiye’de spor kamuoyu iki haftadır Spor Tahkim Mahkemesi‘nin (CAS) kararını tartışıyor.

CAS, Trabzonspor‘un FIFA, Türkiye Futbol Federasyonu ve Fenerbahçe’ye karşı yaptığı başvuruyu reddetti.

CAS, kararını bir basın bülteni ile duyurdu.

Basın bülteninde özetle,

  • Fenerbahçe‘nin şike yapması sebebiyle Trabzonspor’un doğrudan, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın şampiyon ilan edilmesini sağlayan bir düzenleme bulunmadığı,
  • Trabzonspor‘un sürecin tarafı olmadığı, kurumların verdiği kararlardan doğrudan etkilenmediği; bu sebeple Trabzonspor‘un TFF ve Fenerbahçe‘nin cezalandırılması için FIFA‘ya başvurmasında hukuki yararı olmadığı,

belirtildi.

CAS‘ın basın bülteni yayınlanır yayınlanmaz, kulüplerden karşılıklı açıklamalar geldi.

Fenerbahçe, “alın teri ile kazandıkları 2010-2011 sezonu şampiyonluğunun ‘bir kez daha’ tescillendiğini” açıkladı. Oysa CAS‘ın basın bülteninde bile Fenerbahçe’nin şike faaliyetlerinde bulunduğu ifade edilmişti.

Trabzonspor ise, çok ağır bir açıklama yayınladı.

Trabzonspor, CAS‘ın kararını komik ve hukukla izah edilemez olarak nitelendirdi. Kulüp, “Avrupa futbolunu yönetme iddiasındaki UEFA’nın, dünya futbolunu yönetme iddiasındaki FIFA’nın ve yaşanan adaletsizlikleri ortadan kaldırma iddiasındaki Spor Tahkim Mahkemesi CAS’ın, tarihin en belirgin emek hırsızlığı karşısında tarihi bir sorumluluk üstlenmek yerine asla unutulmayacak bir garabetin öznesi haline geldiklerini” iddia etti.

CAS‘ın basın bülteni pek açık olmadığı için, basın bültenindeki ifadeler tartışılmaya başlandı. Özellikle TFF ve Fenerbahçe‘ye ceza verilmesi talebinin reddi gerekçesi pek mantıklı gelmedi. Bırakalım Trabzonspor’un başvurmasını, CAS‘ın Türkiye’deki şike süreci ile ilgili kararları yayınlandıktan sonra FIFA‘nın re’sen (görevi gereği) Fenerbahçe ve TFF hakkında soruşturma açması ve özellikle TFF‘yi cezalandırması gerekiyordu.

CAS‘ın FIFA Disiplin Talimatı’nı nasıl yorumladığı basın bülteninden anlaşılmıyordu.

CAS‘ın kararındaki detaylar bilinmediği için tartışma havada kaldı. Bir kesim, Trabzonspor yönetimini suçladı. Yönetimin davaya sahip çıkmadığını, bütün taleplerin dilekçeye yazılmadığını ileri sürenler oldu. Hatta işi daha ileri götürüp, taraf ehliyeti olmadığını bile bile CAS‘a başvurulduğunu ve kulübün büyük ekonomik zarara uğratıldığını iddia eden avukatlar ortamı iyice gerdiler.

Birkaç gün geçmeden CAS kararının detayları ortaya çıkmaya başladı.

Önce süreci yakından bilen ve kulübe hukuki destek veren Avukat Hakan Orhan, CAS kararını bir gazete için yorumladı.

YABANCI UZMANDAN TEPKİ

CAS kararı sadece Türkiye’de tartışılmadı. CAS‘ın basın bülteni yurtdışında da tepkiyle karşılandı.

En sert tepki Kanada’dan geldi.

Kanada Spor Hukuku Derneği başkanı, Kanada Futbol Federasyonu eski yönetim kurulu üyesi, spor hukuku profesörü Amélia S. Fouques, önce basın bülteni hakkında tweetler yazdı. Fouques, bir şekilde CAS’ın kararını elde ettikten sonra kararla ilgili çok uzun bir yazı kaleme aldı.

FIFA, Şikeyle Mücadelede Ciddi mi?” başlıklı yazıda, Fouques, hem FIFA hem de CAS‘ı ağır dille eleştirdi.

Fouques, özetle,

  • Dünya futbolunu yöneten ve üyesi federasyonlar için futbolu koruma görevi olan FIFA‘nın görevini ihmal ettiğini, ceza verme yükümlülüğü öngören Talimat hükümlerini uygulamadığını, yolsuz davrandığını, şikeyi neredeyse serbest bıraktığını;
  • FIFA Disiplin Talimatı‘nın şike yapanlara ve şikeyle mücadele etmeyi reddeden federasyonlara ceza verilmesini öngören düzenlemelere rağmen, CAS‘ın bu düzenlemelerin FIFA’yı ceza vermeye zorlamadığını iddia etmesinin FIFA‘nın saygınlığını ve güvenirliğine zarar vereceğini; FIFA‘nın kendi mevzuatını uygulamaktan imtina etmesi halinde, FIFA‘nın, kurulma amacını ve FIFA‘nın varlığını tehlike altına sokacağını,
  • TFF Süper Lig şampiyonluk kupasının, şike yaptığı CAS kararlarıyla belgelenen Fenerbahçe‘den alınıp Trabzonspor‘a verilmesinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu; bu konuda özel bir düzenleme aranmasının anlaşılmaz olduğunu, zira benzer bir suç olan dopingte doping yapan sporcuların derecelerinin ortadan kaldırılıp onların yerine arkadaki sporcuların getirilmesi ve ödüllerin o sporculara verilmesi için özel düzenleme aranmadığını,
  • Şikenin, sporun düşmanı ve karşı takıma saygısızlık olduğunu; şikenin açıkça ortaya çıkmasından sonra federasyonlardan kararlı adımlar beklendiğini,
  • CAS‘ın şeffaf davranmadığını, duruşma tarihini bile yayınlamaktan kaçındığını,
  • Trabzonspor‘un açık yargılama, duruşma, tanık (özellikle  FIFA Disiplin Kurulu başkan ve üyelerini) dinletme taleplerini reddeden CAS‘ın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini,
  • Şikeden mağdur olmuş ve adalet arayan bir kulübün kendisine gelmesi halinde, o kulübe ‘bu işi unut! Paran sende kalsın. Dava 10 yıl sürecek ve kaybedeceksin. Üstelik yargılama masraflarına da sen katlanacaksın‘ diyeceğini,
  • FIFA‘nın Disiplin Talimatı’nı değiştirmesi ve şikeden ötürü kusursuz sorumluluk rejimini hayata geçirmesi gerektiğini,
  • Trabzonspor‘un hak ettiği adaleti elde etmesini dilediğini; bunun sadece Trabzonspor için değil, futbol ailesi ile birlikte ayrıca temiz oynayan ve  sporda ahlakı ve sporcuları koruması beklenen uluslararası federasyonlar tarafından haksızlığa uğratılan sporcular için büyük bir zafer olacağını

yazdı.

Fouques‘un yazısı, spor yönetimi ve spor tahkimi açısından çok önemli. Yabancı hukukçular, spor insanları bu yazıya yorum yapıyor ve yazıyı paylaşıyorlar.

O yazı, Türkiye’de de sosyal medyada paylaşılıyor. Yabancı dil bilmeyen taraftarlar yazının içeriğini öğrenmek için yoğun çaba harcıyorlar. Bazı taraftarlar, Trabzonspor yönetiminin bu yazıyı tercüme ederek yayınlamasını ve hatta Fouques‘u Türkiye’ye davet edip ona konferans verdirmesini önerdiler.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Trabzonspor, CAS‘ın kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesi‘nde iptal davası açacaktır. Mahkemeden olumsuz karar çıkarsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne başvurabilir. Bu süreçte Trabzonspor taraftarları da Avrupa’nın dört bir yanında gösteri yapmaya devam edeceklerdir. Dünyaca ünlü, başarılı ve etkili bir spor hukukçusunun Trabzonspor‘a destek vermesi ve Trabzonspor‘dan bağımsız olarak FIFA ve CAS ile uğraşması dünya spor kamuoyunun Trabzonspor davası ile ilgilenmesini sağlayabilir.

Taraftarlar İçin Anayasaya Aykırı Cezalar Getiriliyor

Türkiye’de taraftar şiddeti hep gündemde oldu.

Taraftar şiddetini önlemek için kanunlar yapıldı. Kanunlar değiştirildi. Yeni kanunlar yapıldı. Onlar değiştirildi. Cezalar artırıldı. Cezalar indirildi.

Bugün yine cezaların artırılması tartışılıyor.

Dün medyada konuyla ilgili iddialar ileri sürüldü. İddiaya göre, 6222 sayılı Kanun değiştirilecekmiş. Kapsamı genişletilecekmiş. Cezalar artırılacakmış.

Stada yasak madde sokmak, müsabaka düzenini bozacak davranışlarda bulunmak, hakaret içeren sloganlar, kasten yaralama, yüze yarım ve tam maske takma cezaları iki kat artacakmış.

Şiddete teşvik eden ve haraket içeren beyenatlar da iki kat ceza ile cezalandırılacakmış.

AKP, “ANAYASAYA AYKIRILIK” İDDİASIYLA CEZALARI İNDİRMİŞTİ?

Bu haberleri okurken gülüyorum.

Nereden nereye? Kimler kimlerle yan yana düşüyor!

Okumaya devam et Taraftarlar İçin Anayasaya Aykırı Cezalar Getiriliyor

Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Türkiye Futbol Federasyonu, Tayfur Havutçu’yu Milli Takım’da görevlendirdi.

Havutçu’nun geçmişi ve başka kurumlardaki görevleri, TFF’deki görevini şüpheli hale getiriyor.

Okumaya devam et Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Tayfur Havutçu’nun TFF’de İşi Nedir?

Türkiye Profesyonel Futbolcular Derneği, derneğin yönetim kurulu üyesi Tayfur Havutçu‘nun A Milli Takım Teknik Direktörü Mircea Lucescu‘nun 1. yardımcısı olduğunu duyurdu.

Bu görevlendirme beni çok rahatsız etti.

Sanırım kamuoyu, Havutçu’nun 3 Temmuz sürecindeki yerini bilmiyor ya da unutmuş. Okumaya devam et Tayfur Havutçu’nun TFF’de İşi Nedir?

Yıldırım Demirören TFF Genel Kurulunda Konuştu

Bugün Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulu gerçekleşiyor.

Az önce TFF Başkanı Yıldırım Demirören genel kurula seslendi.

Demirören’in konuşması TFF’nin sitesinde yayınlandı.

Bu konuşma üzerine çok sert yorumlar yapılacaktır. Zira Demirören kamuoyunu yanıltmaya çalıştı; konuları saptırdı.

Yorumlarımı daha sonra paylaşacağım.

Şimdilik TFF sitesinde yayınlanan konuşma metnini bilginize sunmak istiyorum. Okumaya devam et Yıldırım Demirören TFF Genel Kurulunda Konuştu

TFF Başkanı Demirören, Futbol Aktüel Programı’na Katıldı

TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, NTV ve NTV Spor’da canlı olarak yayınlanan Futbol Aktüel programına katıldı.

TFF, bu yayına sitesinde yer verdi.

Röportajın bazı bölümleri hakkında uzun uzun tartışmak gerekiyor. Şimdilik röportajı yayınlamakla yetineceğim.

TFF’nin sitesinde yayınlanan röportaj aşağıdaki gibidir:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, NTV ve NTV Spor’da canlı olarak yayınlan Futbol Aktüel programında, spor medyasının önde gelen yöneticilerinden Doğuş Medya Spor Grup Başkanı Fuat Akdağ, Hürriyet Gazetesi Spor Müdürü Mehmet Arslan, Haber Türk Spor Müdürü Halil Özer, Sabah Gazetesi Spor Müdürü Murat Özbostan ve Milliyet Gazetesi Spor Müdürü Tayfun Bayındır‘ın soruları yanıtladı.

Yıldırım Demirören: Öncelikle bu programa geçen hafta Cuma günü gelecektim; ancak Zürih seyahatim vardı; UEFA’ya gittim. Ben bir kulüp başkanına cevap vermek için gelmedim buraya. Bir kişiyle kavga etmek değildi amacımız. Sizler gibi değerli kişilerle Türk futbolunu konuşmak istiyorum. Programın faydalı olacağına inanıyorum. Zürih’te UEFA ile bir toplantımız oldu. Listelerde değişiklik yapılacak. Bizden görüş aldılar. Toplantının en güzel yanı kulüplerimizle ilgili temaslarda bulunduk. Bazı kulüplerimiz Mali Fair-Play konusunda UEFA ile görüşüyor. UEFA bizim kulüplerimizden çok memnun. Sıkı bir şekilde inceliyor bizi. Hatta Fenerbahçe’nin yaptığı müracaata olumlu bakıyor. Döviz arttığı için Fenerbahçe’nin de borcu arttı. Hatta tüm kulüplerimizin arttı. Bazı kalemlerde oynama yapmak istiyorlar. Bunu sordular UEFA’ya… UEFA da taahhütleri yerine getirdikleri için olumlu bakıyor bu konuya. Bu konu tüm kulüplerimizi ilgilendiriyor. Bu da ne kadar iyi bir yapılanmayla gittiğini gösteriyor. Oradan memnun olarak döndük.

Ben de kulüp başkanlığı yaptım. Zamanında taraftardım. Medyanın bakış açısını taraftar olarak da, kulüp başkanı olarak da, Federasyon Başkanı olarak da, Medya Patronu olarak da gördüm. Hiçbir zaman şu haberi yapın, bunu edin demedim. Böyle bir tarzım yok. Benle çalışanlar bilir. Kamuoyunda bir gerçek var. Fenerbahçe haberi daha çok satar. Bu tiraj olarak kullanılıyor. Buna bir şey diyemem. Onun haricinde hayatta karışmam bu konuya… Ne ben, ne de ekibim başka bir muhabirimize şu haberi kullanın, kullanmayın demeyiz. Bu mevkiler geçici… Yarın müdürümün suratına bakamam bu talimatları verirsem…

Mehmet Arslan: Bu anlamda buradaki çalışan arkadaşlarıma kefilim…

Yıldırım Demirören: Ama şunu yaparım; hem Tayfun kardeşimden, hem de İbrahim Seten kardeşimden futbol dünyasında ne oluyor diye görüş alırım. Ya da bana tavsiyelerde bulunmalarını isterim. Sonuçta her soruya cevap vermek zorundayım. Bunun haricinde hiçbir şeye karışmam. Ben Beşiktaş Başkanlığı’nı bıraktığım gün; kulüpten alacağım vardı doğru. Alacağım 100 milyon lira… Fikret Başkan ile geçen sezon bir araya geldik. Gelmemin sebebi bu borcun belli bir kısmını kulübe bağış yapacağım… Fakat sonra düşündüm ki Federasyon Başkanı olarak eğer Beşiktaş Kulübü ile maddi bir anlaşmaya girersem bu durum farklı yerlere çekilir. Böyle bir anlaşma yapmadım. Ayrıldığım gün alacağım 60 milyon dolardı. Alacaklarımın hepsini dolar olarak alacaktım. Ancak bu anlaşmayı yapmadım. Türk lirası üzerinden anlaştık. Bu görevim sürdüğü sürece Beşiktaş’tan alacağımı almayacağım. Mehmet Ali Aydınlar, Federasyon Başkanı seçildiği gün; Fenerbahçe’nin en büyük sponsoruydu. Bunun başka yerlere çekilmesi komplo teorisidir…

Tayfun Bayındır: Sizin şirketlerinizde çalışan bazı kişilerin; TFF bünyesinde çalıştığı söyleniyor. Ya da Beşiktaş’ta çalışan kişilerin, TFF’ye geldiği söyleniyor. Bununla ilgili ne diyeceksiniz?

Yıldırım Demirören: 15 Temmuz gecesi çok şey değişti. Biz 26 Temmuz’da en büyük sivil toplum kuruluşu olarak ben dahil bütün çalışanların bilgilerini Ankara İstihbarat Birimleri’ne gönderdik. 26 Temmuz… Maili de cebimde. Gönderdiğimiz kişinin adı da bende. Zaten Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan TFF her zaman inceleme içinde. Göndermemize gerek bile yok ama biz yine de gönderdik. Buradan gelen cevaplara göre bazı kişiler ile yollarımızı ayırdık. Bu işi bilen bir arkadaşımıza sorduk; tavsiye istedik. İnsanlar kefil olmaya korktular. Biz o gün ne yaptık? FETÖ’cü olmayan insanları aldık. Tahkim Kurulumuzda bir tane bizde çalışan vardır; Kulüp Lisans’ta bir tane çalışan vardır… Bunlara güveniyoruz. Bu insanlara karar mı çıkarttırıyoruz? Hayır. Güveniyoruz kendilerine. Ben Beşiktaş Başkanlığı yaptım. Tabii ki Beşiktaş Kulübü’nden yönetici arkadaşlarımı Yönetim Kurulumuza aldım. 5 tane. Ama Fenerbahçe’den de 5 yöneticimiz var. Fenerbahçeli olan Başkanvekilimiz var. Profesyonel olarak Beşiktaş’tan 2 kişi getirdim. Siz Galatasaray Başkanı olsanız, federasyona gelseniz ilk getireceğiniz kişiler güveneceğiniz kişiler olmaz mı? Personel sayısına bakalım. En çok hangi takımı tutan vardır? Bana göre Beşiktaşlı sayısı çok daha azdır.

Yöneticilerin, kurulların alacağı kararı bilme şansı yok. Bizde herkesin bir görevi var. Hukuk işlerinden sorumlu yöneticimiz Sayın Hüsnü Güreli’dir; ki kendisi Türkiye’de bu konuda tartışılmaz bir insandır. Onun haricinde yönetici hukuka karışacak; hakeme karışacak gibi bir durum olmasına imkan yok. Tarafsız görev yapmak zorundayız. Bunu bana lafla değil de ispat edebilen varsa gelsinler.

Halil Özer: Milli Takım krizi herkesi yaraladı. TFF bu süre içinde krize neden müdahale etmedi? Neden oluruna bıraktınız ve herkesin yara almasına izin verdiniz?

Yıldırım Demirören: Öncelikle kriz dediğimizin ismi prim krizi diye çıktı. En son TV programında söylemiştim. Biz primi açıkladığımız zaman Kasım ayıydı. Kriz Eylül ayında çıktı. Bütün herkes ne kadar prim alacağını biliyordu. Bizim en büyük sıkıntımız şu: Müdahale etmemiz gerekiyor muydu? Öncelikle hocamızla oyuncu arasında çözülmesi gereken bir problemdi. Biz bu krizin çözüleceğini ve biteceğini biliyorduk. Bildiğimiz için kenarda durduk.

Halil Özer: Emre Belözoğlu’nun çözmesi içinize sindi mi?

Yıldırım Demirören: Emre kardeşimiz konuya son dakika dahil oldu. Kendisine teşekkür ederiz. Biz konuya girecektik ancak Emre olayı sadece 2 saat hızlandırdı. 6 oyuncumuzun cezası vardı. Konu Arda ile hocamız arasında gösterildi ama 6-7 oyuncu vardı. Benim konuşmam doğru olmazdı. Çünkü yarın bize dönebilirdi. Konunun hocamız tarafından Kosova maçından önce çözüleceğini bildiğimiz için bekledik. Bire bir müdahale etmemizin anlamı yoktu. Burak golünü attı. Toparlanma sürecine girdi. Bu konu geride bırakıldı. Kesinlikle bırakıldı. Bundan sonra bırakılmaması Milli Takım’a zarar verir. 

Halil Özer: Hakemler de hata yapar diye bugüne kadar geldik. Eskiden 2 hata olurdu; bütün sezon onu konuşurduk. Her hafta ligin kaderini etkileyecek hatalar yapılıyor. Hakemlik sistemi iflas etmiş durumda. Hakemlik sistemini ayağa kaldırmak için nasıl bir projeniz var? Yoksa; “Hakemler de hata yapar?” mı diyeceksiniz? Ben hakemlerin hata yapmasını kabullenemiyorum. Harcanan bedellerin bir düdükle silinmesini kabullenemiyorum.

Yıldırım Demirören: İnsanın olduğu yerde hata olur. Hakem de hata yapar. Yapmaya devam edecek. Bu hatalar Premier Lig’de de yapılıyor. Eskiden az yapılırdı. Şimdi orada bile her hafta yapılıyor. Rahatsız mıyım? Evet. Ama hakemler hata yapıyor. UEFA da Avrupa’daki hakem hatalarından rahatsız. Kendi içlerinde bile yenilenmeye gidiyorlar. Bizim geçen sene Kulüpler Birliği’ne, “Gelin MHK’yi size bağlayalım; profesyonelleşsin” önerimizin bir benzerini UEFA yapmaya çalışıyor. Hatanın düzeltilmesi için hep beraber hareket etmemiz lazım. Avrupa’daki kadar oyuncularımız hakeme destek olmuyor. Bu kadar büyük baskı; hakemleri daha çok hataya zorluyor. Kamuoyunda hakemlerin üstünde büyük bir baskı oluşuyor. UEFA’dan Roberto Rosetti şu an eğitim konusuyla ilgileniyor. Aslında biz TFF olarak gerekli şeyleri zaten yapıyoruz. Yeni bir sisteme girdiğiniz vakit oturma süreci 3-4 yıldır. Biz ilk yıldan iflas ettirirsek hiçbir yere varamayız. Her yenilik sancılı başlar. Biz de sancılı başladık. Ama hakeme yüklenmek doğru değil. Video sistemine hazırız. Mart ayında ilk denememiz başlıyor. Hakemle ilgili bize verilecek bir öneri varsa eğitimle ilgili; biz hazırız. Premier Lig’in hakem kuruluşu, “Siz önce kafanızdaki görüşü değiştirin” dedi. Ben hakemlere her zaman, “Adil olun. Hatanızı hata ile kapatmayın” dedim. Bunu yapanın arkasındayım. Yapmayan zaten gider.  MHK Başkanı ikinci yarıdan umutlu olduğunu söyledi. Olmazsa değerlendirmemizi yaparız. Art niyetli hatayı kabullenemem. Profesyonel hakem sayısını yeterli buluyorum.

Murat Özbostan:  Sayın Aziz Yıldırım’ın bazı açıklamaları oldu. Bunlardan bir tanesi de hakemlerin arasındaki gruplaşma… Böyle bir gruplaşma var mı? Cüneyt Çakır bir grubu temsil ediyor mu? Bu iddialarla ilgili bakış açınız nedir? Video hakemin Mart ayında başlayacağını söylüyorsunuz. Bu konuyu futbol adamlarıyla tartışmayı düşünüyor musunuz; yoksa TFF’nin bir kararı olarak diret hayata mı geçecek?

Yıldırım Demirören: Bakın biz ihale dahil, Video Hakemlik dahil Kulüpler Birliği’nin görüşünü alarak, bir araya gelerek adımlar attık; hatta gerektirdiğinde Kulüpler Birliği’nden elemanlar alarak işe girişeceğiz. Bir komisyon kuracağız. Öncelikle IVAB ile anlaşma imzalamamız gerekiyor. Sonra bu sistemi kuran 8 firma var; teklifleri toparlayıp; komisyonla çalışmaya başlayacağız. Mart ayında deneme yapıp; sistemin nasıl olacağını kamuoyuyla paylaşacağız. Video Hakemlikle ilgili başkanları ve teknik adamları çağırdık Antalya’ya… Sadece 2 başkan, 2 teknik adam geldi. Bunların hepsi yapılacak. Böyle önemli işleri paylaşarak görüş alacağız. Yabancı konusunda da aynı şeyi yaptık, ihalede de yaptık, Video Hakemlik’te de yaptık. Yönetim olarak 1. Lig’e, “Vakıf kurun” dedim. Bütün TFF 1. Lig Kulüpleri vakıf kurdu. Onlarla paylaşıyoruz. 2. Lig Kulüpleri de vakıf kurdular. Onlarla görüşleri paylaşıyoruz. Hakem konusunda gruplaşmaya gelince… Biz burada 6 kişiyiz. 3 kişiden fazla her yerde gruplaşma olur. Art niyetli bir gruplaşma olamaz. Bunu bana ispat etsinler. Bu sözü söylerken Serkan Çınar, Cüneyt Çakır gruplaşması deniyor. 2008’den beri 6 maç yönetmişler birlikte… Bu sezon da 1 kez maç yönetmişler… Ciddi bir şeyler varsa gelin savcılığa gidelim. Böyle birileri varsa kökünden temizleyelim. Ama duyum almakla bu işler olmaz. İngiltere’de komplo teorisi çıkmıyor, İspanya’da çıkmıyor. Ben görmedim. Hakemlerimiz formsuz. Onlara her türlü imkanı sağlıyoruz. O günkü şartlarda FETÖ’cü olmadığını bildiğimiz, güvendiğimiz bir kişiyi getirdik. Hatası varsa sezon sonunda Yönetim Kurulumuz olarak değerlendiririz. Güvendiğimiz, çalıştığımız, sevilen, sayılan bir insanı getirdik. Yola çıkarken bu komiteler yoktu. O lanet geceden sonra istihbarattan okey aldığımız kişileri getirdik.

Tayfun Bayındır: Hakem konusuna devam etmek istiyorum. İyi bir camia. Bu soruyu rahatlıkla sorabilirim. Sizin de, buradaki herkesin de hakemi beğenmediği maçlar oluyor. Bir ya da iki gün sonra o maçın gözlemcisinin hakeme 8.5 gibi yüksek bir not verdiğini görüyoruz. Bunun sonucunda da o hakem tekrar tekrar maç alıyor. Hakemlerle gözlemciler arasında bir ahbap-çavuş ilişkisi olduğuna inanıyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Keşke bu soruyu sen sormasaydın. Şu an açıklayacağım şeyi ilk kez açıklıyorum. Kulüp başkanı iken bu tarz şeyleri ben de söylüyordum. Sistemin içinde olabilir de… Seminere gitmeden önce Sayın Yusuf Namoğlu ile bir karar aldık. Gözlemcilik sistemini İngiltere ile aynı sisteme çeviriyoruz. Gözlemci maça bile gitmeyecek. Birkaç gözlemci maçı TV’den izleyecek. Hepsi raporlarından yazacak. Sonra kurulacak komite; o raporları inceleyerek sonuca varacak. Bu bir fikir… Bunu herkesle tartışacağız. Her konuyu tartışacağız. Her şey şeffaf olarak açıklanabilir. Kulüplerimiz böyle bir talepte bulunursa; hukuk da uygunsa hepsi yapılabilir. Ne kadar açık olursak Türk Futbolu’nu o kadar kurtarmış oluruz. Gelin yapalım; tartışalım. Gözlemci sisteminin yürümediğine, tam olmadığına biz de inanıyoruz. Önümüzdeki sezon için yeni bir sistem getirmeyi planlıyoruz.

Tayfun Bayındır: Hakemler ciddi bir rakam kazanıyor. Maç yapan da, yapmayan da yüksek bir ücret alıyor. Bu durum düzeltilebilir mi? Kötü yönettiği; gözlemci raporlarıyla saptanan hakemin maaşı düşebilir mi?

Yıldırım Demirören: Sezon başlamasına 15 gün kala böyle bir öneri gündeme gelmişti. Ama şimdi hakemlerimizle de konuşup bu sistemin değişmesini konuşacağız. Yeni bir sistem kurulacak.

Mehmet Arslan: 2 noktaya değineceğim. Finansal Fair-Play konusunda UEFA’nın, Türkiye’ye olumlu baktığınızı söylediniz. 2016 nasıl geçti? 2017 yılında Finansal Fair-Play’a uymayan kulüplere, “Dur” diyebilecek gücü var mı TFF’nin?

Yıldırım Demirören: Bir karar aldık. Bunu kulüplerimize gönderdik. İlk sene yüzde 30 bütçe fazlası verebilecekler, ikinci sene yüzde 20; üçüncü sene denk bütçe olmak zorunda… Ne kadar makyaj yapsalar da Yeminli Mali Müşavirler tarafından kaşeli geliyor bütçeler. Orada da makyaj yapıyorlarsa artık bilemem ben… Kulüplerimizin bu kadar art niyetli olduğunu düşünemiyorum.

Mehmet Arslan: Aziz Yıldırım, “Başbakan bile 25 bin lira maaş alırken TFF’de kaç kişi bu maaşın üzerinde maaş alıyor?” diye sordu. Nedir bu sorunun karşılığı?

Yıldırım Demirören: 2012 senesinde göreve geldiğimizde 300 milyon lira olan bütçemiz; 2016-2017’de 550 milyon lira. TFF olarak 196 milyon lira tasarruf yapmışız. Bu tasarrufu yaparken bütün kulüplerimizin gecikmiş paralarını ödedik. Kasamızda 100 milyon küsür lira var. Biz göreve geldiğimiz zaman bu rakam 30 milyon liraydı. TFF’de 25 bin liranın üzerinde maaş alan sadece 1 veya 2; bilemediniz 3 kişi var; onun haricinde yok. Biz Genel Kurulumuzda bütçemizi açıklıyoruz; bunu herkes de görüyor zaten. Başarılıyız bence bu konuda…

Halil Özer: UEFA’dan gelen cezalar genelde UEFA sopası olarak kulüplere bildirilir. Neden TFF bu cezaları önceden vermez de UEFA verir kulüplerimize?

Yıldırım Demirören: Şimdi veriyoruz bu cezaları. Türkiye’de kulüplerin nasıl yaşadığını ben çok iyi biliyorum. Kulüplere tölerans tanımazsak kimse sahaya çıkamaz. Vergi borcu olana lisans çıkartmayacağız dedik. Geçen sene uyguladık. Şimdi denk bütçeye geçiyoruz. 3 Temmuz dönemi ve benim seçildiğim dönemi hatırlayın lütfen. Futbol bitmişti, 8 takım Avrupa’ya gidemiyordu; şike süreci vardı. Bugün Avrupa’nın yayınlar konusunda en pahalı 5. ülkesiyiz. İhalemiz 7 dakika sürdü. KDV dahil 600 milyon dolara yayınlarımızı sattık. Bunu TFF olarak yaptık. Bugün mart ayını gören 3 kulübümüz var. Tüm kulüplerimize ve Kulüpler Birliğimize teşekkür ediyoruz. Kulüplerimizin gelirleri yüzde 20 arttı. TFF bunu denetleyecek. Denk bütçe ile denetleyecek. Belirli bir süreç içerisinde borçlar bitmek zorunda. Biz de böyle bir karar aldık.

Fuat Akdağ: Bunun bir yaptırımı yok. Yaptırımı UEFA yapıyor. Federasyon lisans veriyor ama UEFA vermiyor. Bunu denetleyecek mekanizmalar oluşturulması söz konusu mu?

Yıldırım Demirören: Bununla ilgili kanun çalışması var biliyorsunuz. Bu çalışma değerlendiriliyor. Bununla beraber dernekler kanunuyla beraber bütünleşip; yöneticiler sorumlu hale gelecek. Kulüpleri toparlamaz da bu kanunu çıkartırsak gelecek yönetici bulamayız. Borcu çözmek de denk bütçeyle olacak. Kanunda yöneticiler sorumlu olacak.

Murat Özbostan: Kulüpler Birliği Yasası bir sonuca ulaşamadı. Yayın gelirinden iyi bir gelir elde ettiniz. Çok da güzel statlar yapılıyor. En son Gaziantep’teki stadımız açıldı. Bir sıkıntı var. Seyirci sıkıntısı. Ortalama 8-9 bin civarındayız. Avrupa 2. Ligleri’nin bile gerisindeyiz. Bu duruma kafa yoruyorsunuzdur. Neden seyirci maçlara gelmiyor? Siz TFF olarak kafanızda düşündüğünüz bir proje var mı?

Yıldırım Demirören: Öncelikle belirli rakamlar vereyim. Bunu herkes Passolig’e bağlamaya çalıştı. Passolig çıkmadan önce ortalamamız 10980’di. Şu an 8908… Yani 2 bin kişi kayıp. Zaten bu 2 bin kişi, tribünlerde görmek istemediğimiz taraftar kitlesi. Öbür taraftan bu sorunu kulüplerle birlikte çözebiliriz. Bizim sahayı, stadı günlük aktüel aktivite haline getirmemiz gerekiyor. Kavga ortamından kurtarıp; stadın eğlence merkezi haline getirilmesi gerekiyor. Bunu kulüplerle birlikte yapabiliriz. TFF bunu tek başına yapamaz. Burada herkese çok vazife düşüyor. Oranın dövüşlerin; kavgaların yapıldığı bir arena olmadığı, eğlence merkezi olduğunu herkes bilmeli. Kavga ortamının artık bitirilmesi lazım. Biz bu kavga ortamını kulüplerle beraber olup bitirmezsek; 8 binler; 5 binlere düşer. Statlar eğlence merkezi olmalı.

Fuat Akdağ: Bu oyunun pazarlanması, maçların pazarlanması, oranın yaşaması; insanların çocuklarıyla gelmesi konusunda TFF’nin, kulüplere yardımı olabilir mi?

Yıldırım Demirören: Bildiğim kadarıyla Kulüpler Birliği bu konuyla ilgili bir çalışma yapıyor. Seminerler verecek. Herkesin beraber bu adımı atması lazım. Bu adımı hep birlikte atıp marka değerini arttırmamız lazım. Demin ben övündüm 600 milyon dolara sattık diye. 5 sene az bir süre. 5 sene sonra 800 milyon dolarlık bir değere getirmemiz gerekir. Statları eğlence merkezlerine dönüştürmemiz lazım.

Mehmet Arslan: Kurla ilgili tartışmalar oldu. Kuru sabitlediniz mi?

Yıldırım Demirören: Kur biz anlaşmayı imzaladığımız gün sabitleniyor. Birkaç şey var. Daha anlaşma imzalamadık. Bu arada yayıncı kurulun kurla ilgili talebi oldu. Kulüpler Birliği ile konuyu görüştük. Kulüpler de 17 kulüp olarak imzayla kabul etti. Bir tek Fenerbahçe itiraz ediyor. 5 sene boyunca fedakarlık yapılacak. Toplam 50 milyon dolar gibi bir fedakarlık yapılıyor. Kulüpler Birliği 17 kulüp olarak bize bu durumu kabul ettiğini belirten kağıt gönderdi. Göksel Başkanıma ve değerli kulüp başkanlarımıza teşekkür ediyorum.

Tayfun Bayındır: Aziz Yıldırım son dönemlerde o kadar çok soru sordu ki; biz de o sorular üzerinden gidiyoruz. Sormayınca da taraflı basın oluyoruz. Sayın Aziz Yıldırım son açıklamasında kulüplerle bir araya geleceğini ve onlarla görüşüp; seçim atmosferi oluşturmayı planladığını söyledi. Seçimle ilgili bir planlamanız var mı?

Yıldırım Demirören: TFF seçimi 2019’da… Allah kısmet ederse seçimi o tarihte yapacağız. Sayın Aziz Yıldırım’ın Kulüpler Birliği’ni hatırlamasına sevindim. Burada aldığımız kararlara keşke kendileri de iştirak etse. 2 duayenimiz kaldı. Biri İlhan Cavcav, biri Aziz Yıldırım. Onların görüşlerine ihtiyacımız var.

Tayfun Bayındır: TFF’nin seçim sistemi sorunlu gözüküyor. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Statü değişikliğini düşünüyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Doğru. Yapılması gereken bir çalışma. Genel Kurul bu kararı alacak. Biz alamıyoruz. Daha önce, “Gelin bunu yapalım” dedim zaten. Burada Süper Lig kulüpleri ağırlığı çekiyor; sonra TFF 1. Lig; öyle gidiyor. Bu mantığın değişmesi gerekiyor. Bu kullanıldı da federasyonlar için. Bunu yaparken kulüplerimizin ezilmemesi gerekiyor. Bu zor bir denklem. Denklemi çok iyi oturtmamız lazım. Herkesin güzel fikirlerine ihtiyacımız var. Ben yönetim olarak bu fikre açığım. Tek başıma karar alamam ama açığım.

Halil Özer: Şu andaki seçim sistemine göre yüzde 40 toplanırsa seçim olur. Diyelim ki toplandı. Yıldırım Demirören aday olur mu?

Yıldırım Demirören: Ben böyle konularda “Kısmet” derim her zaman. Ben Beşiktaş Başkanlığı’na aday olmadan 1 ay önce adaylığı düşünmüyordum. Kulüpler Birliği’ne başkan olmadan 10 gün önce bunu düşünmüyordum. Neredeyse TFF Başkanı olduğum güne kadar adaylığı düşünmüyordum. Keşke 2 sene başkanlık yapsak da ayrılsak. Daha sonra yıpranmaya gidiyoruz. Bu konu Genel Kurul’un elinde. Öneririm bunu. Bunu yapalım. Ben varım. Hayat boyu oturmayalım. Ne kadar çok oturursak o kadar çok hatalarımız artar. Bu makam… Bakın bizim federasyonumuzun başında Türkiye var. Türkiye Futbol Federasyonu… Biz ülkeyi temsil ediyoruz. Her yorum, her konuşma, her beyanat bu derece saygın olmak zorunda. Biz kamu kuruluşu ve devlet personeliyiz. Biz Türkiye’yi temsil ediyoruz. Yorumların da eleştirilerin de bu çerçeve içinde olması lazım. Burada kurum yıpratılamaz. Bizim hakemlerimiz en iyisini yapmak için sahadalar. Burada en çok eleştirilen hakem; Avrupa’nın en iyi hakemlerinden. Cüneyt Çakır eli görmedi. Hata eleştirilecek. Ama Cüneyt hocanın yaptıklarını kenara atmayacağız. Bu vefasızlıktır, haksızlıktır.

Mehmet Arslan: Vefasızlık dediniz; çok güzel söylediniz. Şahsınıza, TFF’ye ve Süper Lig’e çok ağır eleştiri oluyor. Süper Lig’de adil bir yarış olmadığına inanan başkanlar ve yöneticiler var. Bu demeçlerle ilgili neden talimatları değiştirmezsiniz; neden hiç yaptırımı olmayan Hak Mahrumiyeti cezasını değiştirmezsiniz?

Yıldırım Demirören: Mühim olan bu konuşmaların, hareketlerin olmaması lazım. Operasyon çok önemli bir kelimedir. Askeri operasyon belli bir şeyde yapılır, ameliyat operasyonu önemlidir. Biz operasyon kelimesini aldık; futbolun içine koyduk. Ben operasyon yapacağım diyelim. MHK’ye ve hakemlere ihtiyacım var. Bakın 5 senedir Galatasaray “Bize operasyon var” dedi. Fenerbahçe, “Fenerbahçe’ye operasyon var” dedi. Beşiktaş, “Beşiktaş’a operasyon yapılıyor” dedi. Trabzon, Beşiktaş, Antep dedi. Ben nasıl yapabilirim bu kadar operasyonu? Bu kadar basit değil. Hatalar var. Kasımpaşa’ya geçen sene daha fazla hata yapıldı. Ama operasyon apayrı bir ifadedir. Bir şeyleri seçerken çok dikkatli olmamız gerekir. Bizlerin sorumlulukları çok büyük. Biz taraftar diye bir toplumu yönlendiriyoruz. Sorumluluklara göre hareket etmemiz lazım. İngiltere’de hoca konuşursa 20 bin pound ceza ödüyor. Bizde kulüpler ödüyor. Bunu kişilerin ödemesi gerekir. Sen istediğin gibi konuşacaksın; bu cezayı kulüp ödeyecek. Böyle bir şey olmamalı!

Tayfun Bayındır: Başakşehir’de kişiler kendi ödüyor.

Yıldırım Demirören: Doğrudur… Ceza konusunda haklısınız. Bizim ceza verdiğimiz kişilere bakın. İlkokul çocuğu değil ki hep ceza veresiniz.

Mehmet Arslan: Hakemlerle ilgili bir karar aldınız. Artık bir kulüp başkanı ya da yöneticisi hakemi soyunma odasında taciz ederse maçın tatil olabileceğini söylediniz. Bir karar aldınız. Ama yine yapıldı. Bu aldığınız karar; hakem üzerinde baskı oluşturmuyor mu? Başka bir karar alınabilir mi?

Yıldırım Demirören: Sahanın mutlak hakimi hakemdir. Ben hakemlerime güvenmesem bu kararı almazdım. Bu kararı almamızın sebebi soyunma odalarına gidilmesinden dolayıdır. Hakemin aldığı kararda sorumluluğu var ve bize ispat etmesi gerekiyor. Ben onlara güvendim ve bu yetkiyi verdim. Kendilerine güveniyorum. Haklılarsa arkalarında duracağım. Bu yüzden verdim bu yetkiyi…

Halil Özer: İki Yönetim Kurulu üyeniz… Bir tanesi hakemin üzerine yürüdü, kapıları ve duvarları tekmeledi; kapıları kırdı… Türkiye Futbol Federasyonu’nun bir diğer yöneticisi sosyal medyadan inanılmaz hakaretler yağdırdı. Bir bildiri gönderdi. Bir tanesi 18 ay ceza aldı. Diğer yöneticiniz 60 ay; yani 5 yıl ceza aldı. Şu anda bu iki arkadaş halen daha TFF’nin Yönetim Kurulu Üyesi… Siz Fair-Play adına bir çok söylemlerde bulunurken; ki bunun arkasında durduğunuzu da biliyoruz. Ama bu yönetici arkadaşların halen daha görev yapmasını ben hiçbir şekilde izah edemiyorum. Siz buna nasıl izin verdiniz?

Yıldırım Demirören: Ben izin vermedim. Teşekkür ediyorum bunu sorduğunuz için… Çok değerli iki dostum. Bir tanesi ağabeyim… Hayat boyu da ağabeyim olacak… Ben bu cezaları vermeseydim; diğer yöneticilere nasıl ceza verebilirdim? Biz talimatnameyi değiştirdik. Eskiden TFF, kendi yöneticilerine ceza uygulamıyordu. TFF şov yapma yeri değil, hakeme gitme yeri değil. Her yönetici gelirken formasını çıkartır. Bunun için talimatları değiştirdik ve disiplin cezası getirdik. Bu yüzden de 60 ay alan arkadaşımıza ceza verdik. Bizde cezalar katlana katlana gidiyor. O yüzden 18 ay ceza aldı. Benim “Gidin” deme yetkim yok. Bu durum kendi kararları. Ben ona bir şey diyemem. Hiçbir Yönetim Kurulu Üyesine, “Git artık sen yoksun” deme yetkim yok. Bu da statü değişikliğidir. Gelin hep beraber değiştirelim. Ben kendi yetkimde olan bir yanlışı düzelttim. Yöneticim burayı şov yeri olarak kullanamaz. Benim bir yöneticim, Aziz Başkana hakaret ettiği için ceza aldı. Dediğiniz doğru, sistemin değişmesi lazım.

Halil Özer: Neye göre ceza alıyorlar?

Yıldırım Demirören: Bizim talimatlarımız bellidir. Eleştiri kabul etmemek ne demektir? Beni hepiniz tanıyorsunuz. Eleştiriye benim kadar açık bir kişi daha tanıdınız mı? Hukuk servisimiz sevkini yapar; cezaları kurullar verir.

Murat Özbostan: Başkanım bu haber olarak da çıktı… Sayın Fatih Terim’in ismi yine Galatasaray ile anılıyor. Siz kendisiyle çalışmaktan memnun olduğunuzu merak ettiniz. Fatih hocayla ilgili düşünceleriniz aynı mı? Olur da Galatasaray gelip derse ki, “Fatih hoca bizde çalışsın ama milli takımı da çalıştırsın”… Ne derseniz?

Yıldırım Demirören: Bu Fatih hocanın kendi kararıdır. Gitmek isterse ben saygı duyarım. Ama iki takım kararını kabul edemem. Çünkü kendisi “Türkiye Futbol Direktörü”dür. Bizim altyapı konusunda çalışmalarımız var; yakında açıklayacağız… Büyük kulüplerimize bakalım. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray en son ne zaman altyapıdan oyuncu çıkardı? Benim milli takıma nasıl katkı sağladı? Bu futbolun sorunu. Biz bunun çalışmasını yapıyoruz. Bizlerin okey vereceği; Fatih hocamızla beraber iyi bir diyalog halinde çalışabileceği altyapı hocalarının; kulüplerde çalışmasını istiyoruz. Belli ücretleri TFF karşılayacak. Bugün kulüp gerçeklerine bakalım. En kötü hocalar altyapıda. Aslında en iyilerin altyapıda olması lazım. Hatır için alınan hocalar var. 11 yaş; oyuncular için çok önemli. Gidin bakın; en kötü hocalar orada… Biz eğer altyapı sistemini hep beraber çözmezsek; milli takımı hiçbir yere getiremeyiz.

Fuat Akdağ: Belli bir yaptırım mı getirilecek?

Yıldırım Demirören: Kulüpleri kontrol etme durumumuz olamaz. Ekonomik bir desteğimiz olacak. Bunu Sayın Bakanımızla da konuştum. Anormal bir destek veriyorlar. Teşekkür ederim. Yarın 2. Ve 3. Lig kulüpleri bakanımızın makamına gidiyor. Bakanlığımız maddi bir kaynak yaratacak; destek olacak. Bizim en büyük şansımız Sayın Cumhurbaşkanımızın futbola verdiği önem. Sayın Başbakanımız ve Bakanımız da desteklerini esirgemiyorlar.

Fuat Akdağ: Kulüplerde sorun yaşayan futbolcuların transfer edilmemesi konusu var…

Yıldırım Demirören: Kulüplerin transferde anlaşması lazım. Halil Bey; Beşiktaş’tan 1 isterken Fenerbahçe’den 2 istiyor diyelim… Önce resmi yoldan bakmak lazım. Transferi kesmek doğru değil. Futbolcu problemlidir; onu bilemeyiz…

Tayfun Bayındır: Bu sezon menajerler çok tartışıldı. TFF’nin gelecek yıllarla ilgili çalışması var mı?

Yıldırım Demirören: Kulüplerimiz lisansı olmayan menajerlerden oyuncu transfer ediyorlar. Biz ceza kesmeye kalksak 97 milyon lira ceza kesiyoruz. 97 milyon lirayı böldüğümüz zaman herkes çok büyük ceza ödüyor. Büyük kulüplere çok fazla ceza geliyor. Biz para cezasını iptal etmiyoruz. Rakamı düşürecek bir çözüm getiriyoruz. Zamanında önemsememişler. Bunun bir cezası var. Bu cezalar ödenecek. Lisanslı menajerlerden oyuncu alabilecekler. Tüm kulüpler buna uymak zorunda.

Mehmet Arslan: “Mart ayına 3 kulüple giriyoruz” dediniz. Avrupa’da ciddi hakem hataları var. Bu durumu lobimizin olmaması konusuna bağlayabilir miyiz? Şenes bey ayrıldıktan sonra hiç mi lobimiz kalmadı?

Yıldırım Demirören: Alakası yok. Son 3 yıldır çok iyi diyaloglarımız var. En son Lozan’daki seyahatimizde Fenerbahçe’nin ve diğer takımlarımızın durumunu konuştuk. Onlar da bu durumun farkında. Komiteyi profesyonel hale getirmeye çalışıyorlar. Avrupa’da da hakem hataları anormal derecede… Geçen hafta Barcelona-Villarreal maçında 5 dakika içinde 3 penaltı var. Manchester City-Everton maçı… 1-0’ken penaltı verilse maçın seyri değişecek. Hatayı kabul edelim evet… Ama hakemlerimiz yaptıkları hatayı hatalarla kapatmasınlar. Nisan ayında seçim var. Servet bey yönetime girecek; öyle düşünüyoruz. Şubat ayının ilk haftasından itibaren Avrupa’yı dolaşacağız. Eskiden UEFA’da bir çaycımız bile yoktu. Kendi içimizden gelen bir arkadaşımızı; sevgili İlker Uğur’u Genel Sekreter Yardımcısı yaptık UEFA’da… Kulakları çınlasın. Bizden önce hiçbir profesyonel Türk yoktu…

Halil Özer: Türkiye’de yüzde 8 oranında futbolcu, “Bana bahis şikesi teklif edildi” diyor. Bütün ülkelerde bu anket yapılmış. TFF olarak bahis şikesi konusunda yaptığınız çalışmalar nedir? Bir bahis şikesi olayı olduğu ve soruşturması devam ettiği iddia ediliyor. UEFA’da alarm sistemi kuruluyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Bize uyarı geliyor. Bu uyarı gelince devreye giriyoruz. Ondan evveli yaptığımız bir şey yok. Fazla gelmiyor zaten bu uyarı. 3 ve 4’ü geçmiyor bir sezonda.

Murat Özbostan: Konyaspor-Galatasaray maçı sonrası Aykut Kocaman’ın bir açıklaması oldu. Galatasaraylılar da çok bozuldu. Kocaman, “Doğru çalışınca olmuyor yan yollardan gitmek lazım” dedi…

Yıldırım Demirören: Aykut hocanın bu yorumu inanarak yaptığına inanmıyorum. Aykut hoca gibi bir insanın inanarak bunu söylediğine kesinlikle inanmıyorum. Maç sonu sinirle söylemiştir. Keşke yöneticilerimiz maç sonu değil de maçtan 24 saat sonra beyanat verseler; olay çok farklı yerlere gider. Konyaspor Başkanı da beni aradı; özel konuştuk. Aykut hocanın inanarak söylediğine inanmıyorum.

Tayfun Bayındır: Başkanlık yaptığınız dönemlerde benzer beyanatları siz de vermiştiniz. Bu koltukta otururken o dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Ben zaten hep söylüyorum; “Ben bu hataları yaptım; siz yapmayın”… Kulüpler bir camia, camiayı idare etmek için belli bir sınırınız var. En fazla tölare eden insanlardan birisiyim. Maç sonunda yapılan beyanatlar en büyük hata… Bir gün sonra aynı şeyleri söyle; söyleme tarzın bile değişir. Olay farklı yerlere gitmez.

Tayfun Bayındır: Hepimiz İngiltere Ligi’ni örnek veriyoruz. Beni en çok heyecanlandıran gündüz maçları. Ben de eşimle, kızımla öğlen maçlarına gitmek istiyorum. Böyle bir şansımız olacak mı?

Yıldırım Demirören: Gündüz maçlarını başlattık. Belli adetlerde tüm takımlarımız oynuyor. Derbilerde de olması lazım. İspanya saat 12.00’de derbi oynatabiliyor. Neden? Yayıncı kuruluşla birlikte Asya’ya yayınlarını sattığı için… Para ödeyen insanlar var. Onların da gelirlerini korumamız lazım. Keşke benim de temennim; saat 15.00’te Galatasaray-Fenerbahçe maçı oynansa… Yayıncı kuruluşla bu durumu değerlendirmeliyiz.

Fuat Akdağ: Yabancı kararı değişeli 2 sene oldu. Genel durum nedir?

Yıldırım Demirören: Olumlu… Yabancı ortalaması 6… Serbest olsun 11 olacak gibi tereddütler vardı; bu olmuyor. Yabancı sayısının artmasıyla Türk oyuncular arasında yurt dışına gidenlerin sayısı arttı. Milli takımlar açısından da faydası var. 4 senelik bir karardı. 2 senesi geçti, 2 senesi kaldı. Yabancı sayısı serbest kalsın dediler; biz becerdik bunu. Milli takım olarak maçlarımızı full oynuyoruz.

Halil Özer: İstanbul’da bir daha maç oynanmayacak mı?

Yıldırım Demirören: Benim Ay-Yıldızlı oyuncum küfür yediği sürece İstanbul’da bir daha maç oynanmayacak. Bir daha oynanmayacak anlayışı aslında hepimizi üzüyor ve yaralıyor. Yüzde 6 olan kadın ve çocuk sayısını yüzde 18’e çıkardık. Statlar eğlence yeri gibiydi. Stattan evvel stadın etrafını aktivite alanı haline getirdik. Eğlence yeri haline getirdik. Ukrayna maçı Konya’da olmasaydı 2-0’dan 2-2’ye çeviremezdik. O maç İstanbul’da olsaydı ne olacaktı? Konya ve Antalya halkına çok teşekkür ediyoruz. Sıra Eskişehir’de…

Mehmet Arslan: 2018 Dünya Kupası’na gidemezsek; Fatih Terim ile ilgili bir karar alacak mısınız? Fatih Terim’in sözleşmesi çok konuşuldu. Terim’in alacağı tazminatla ödeyeceği tazminat arasında 3-4 misli fark var. Milli oyuncular prim almalı mi; almamalı mı?

Yıldırım Demirören: Fatih hocaya teşekkür ediyorum. Çünkü maaşını TL’ye çevirdi. Kuru fiksledik. İkincisi Fatih hoca kalitesinde bir hocanın aldığı rakam; doğrudur. Hiddink’e toplamda 12 milyon Euro veriliyordu. 8 milyon eurosunu Hiddink alıyordu. Ekibiyle beraber 12 milyon euroyu buluyordu. Fatih hoca bu rakamı hak ediyordu. Tazminat konusu… Bir işveren gönderdiği kişiye para öder. Ama bir profesyonel ayrılırken arada fark olur tabiiki. Bence normal bu durum. Primler… Bence oyuncular prim almamalı… Ama sistem böyle… Bana göre de oyuncuların almaması gerekir. Teknik heyetin primleri sözleşmede var. Bence oyuncuların almaması lazım. Oyuncuların bu fikirde olacaklarına inanıyorum.

Tayfun Bayındır: Sayın Aziz Yıldırım bunu dile getirdiği için soruyorum. Sayın Fatih Terim’in yardımcısı Adanaspor’u çalıştırdığı için çifte maaş alıyor deniyor. Bu durumun aslı nedir?

Yıldırım Demirören: Maaşını dondurduk. Kendisi milli takım zamanlarında bizimle olacak ancak bizden maaş almayacak. Basketbolda bu durum var ama… Bunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum.

Halil Özer: Bütün muhabir arkadaşların bir isteğini yerine getirmek istiyorum. Kulüpler keyfi şekilde gazetecilerin haklarını elinden alıyorlar. Mixed Zone’a bile gazeteci almıyorlar. Bu nasıl olacak?

Yıldırım Demirören: Haberi beğenmedi diye gazeteciyi almamazlık yapıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Biz seneye talimata ceza koyabiliriz. Haberi ya da yorumu beğenmedim diye almamazlık olamaz…

Murat Özbostan: Başkanım kulüp başkanlığını özlüyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Tabiki hepimizin tuttuğu takım var. Ben bunu tattım. Beşiktaş Kulübü’nde o makamda oturdum. Onu tattığım için özlüyorum diyemem. Onun haricinde planlama yapmıyorum.

Mehmet Arslan: Rıdvan Dilmen hakem hatalarından dolayı liglerin ertelenebileceğini söyledi. Ne diyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Rıdvan kardeşimizin hakemlerle aldığı duyumu benimle paylaşmasını isterdim. Üstüne gidelim. Benimle paylaşmasını gerçekten isterdim.

Halil Özer: 2011-2012 Süper Kupası hakkında bir şey söyleyecek misiniz?

Yıldırım Demirören: Bu konu davalık. Konu CAS’ta…”

Yargıtay Kararı – 6222 Sayılı Kanun, Şike, Kulübün Sorumluluğu, İdari Yaptırım, İdari Para Cezası

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 2016/629 E., 2017/248 K.

“İçtihat Metni”

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna aykırılık eyleminden dolayı kabahatli … hakkında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı İdarî yaptırım kararı ile uygulanan 100.000,00 Türk lirası idarî para cezasına yönelik başvurunun kabulüne ve idarî para cezasının iptaline dair, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin idari para cezasının iptaline ilişkin kararının kaldırılmasına dair Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 03/03/2014 gün ve 15835 ile 13/01/2016 gün 5864 sayılı kanun yararına bozma istemlerini içeren yazıları ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/03/2014 gün ve KYB. 2014-87361 ile 09/02/2016 gün ve KYB. 2016/23072 sayılı ihbarnameleri ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

1-Dosya kapsamına göre, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 11/7. maddesinde “Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz” şeklinde düzenleme nazara alındığında somut olayda 22/05/2011 günü oynanan…A.Ş. futbol müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … tarafından, … futbol takımı oyuncuları … ve… ile para karşılığında müsabakada kötü oynamaları için şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … Kulübü Başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığı dolayısıyla şike suçunun … A.Ş. futbol takımı yararına işlendiği … yararına işlenmediğinin anlaşılması karşısında … yönünden söz konusu kabahat fiilinin yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin itirazın bu yönden reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,

2-6222 sayılı Kanun’un 11/7. maddesine göre idari para cezası verilebilmesi için şike ve teşvik primi suçundan hükmolunan kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmasının gerektiği ve UYAP ortamında yapılan sorgulamada 22/05/2011 günü oynanan …- … maçında şike ve teşvik primi suçu işlendiğinden bahisle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 09/10/2015 tarih ve 2014/147 Esas – 2015/212 Karar sayılı kararla tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildiği ve kararın henüz kesinleşmediğinin anlaşılması karşısında; … Kulubü Derneği hakkında 22/05/2011 günü oynanan maç nedeniyle şike ve teşvik primi suçundan açılan ceza davası sonucunun kesinleşmesine müteakip karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

A-Kanun yararına bozma isteminin (2) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede;

I. YASAL DÜZENLEMELER

12.10.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” başlıklı 20. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. (2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.”

Anılan Kanun’un “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” başlıklı 60. maddesinde ise; “(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. (2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır. (3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.”

17.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tüzel kişinin temsili” başlıklı 249. maddesinde; (1) Bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada tüzel kişinin organ veya temsilcisi, katılan veya savunma makamı yanında yer alan sıfatıyla duruşmaya kabul edilir. (2) Bu durumda, tüzel kişinin organ veya temsilcisi bu Kanunun katılana veya sanığa sağladığı haklardan yararlanır. (3) Birinci fıkra hükmü, sanığın aynı zamanda tüzel kişinin organ veya temsilcisi sıfatını taşıması hâlinde uygulanmaz.

31.03.2005 tarihli 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk” başlıklı 8. maddesinde; “(1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (3) Kanunun, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hallerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması halinde de uygulanır.

Anılan Kanun’un “İdari yaptırım kararı verme yetkisi” başlıklı 22. maddesinde; “(1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir. (2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir. (3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri, ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir.

Anılan Kanun’un “Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi” başlıklı 23. maddesinde; “(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir.

Anılan Kanun’un “Mahkemenin karar verme yetkisi” başlıklı 24. maddesinde; “(1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.

Anılan Kanun’un 26/06/2009 tarihli 5918 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle eklenen “Tüzel kişilerin sorumluluğu” başlıklı 43/A maddesinde ise; “(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından; a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun; 1) 157 nci ve 158 inci maddelerinde tanımlanan dolandırıcılık suçunun, 2) 235 inci maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçunun, 3) 236 ncı maddesinde tanımlanan edimin ifasına fesat karıştırma suçunun, 4) 252 nci maddesinde tanımlanan rüşvet suçunun, 5) 282 nci maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun, b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun, c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının, ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun, d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.”

14.04.2011 tarihli 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin üçüncü fıkrası (h) bendinde; “Spor kulübü: Belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluşu,”

Anılan Kanun’un “Şike ve Teşvik Primi” başlıklı 11. maddesinde; “(1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar(1) hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur. (4) Suçun; a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,b) (Değişik:10/12/2011-6259/1 md.) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından, c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde, ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (6) Bu madde hükümleri; a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla, b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla, prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz. (7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz. (8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez. (9) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. (10) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur. (11) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.

Anılan Kanun’un “Yargılama ve usul hükümleri” başlıklı 23. maddesinde ise; “(1) Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği sulh veya asliye ceza mahkemeleri yetkilidir. (2) Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır. (3) Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına ve diğer idari yaptırımlara karar vermeye, Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Hükümleri düzenlenmiştir.

II. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ

Spor, günümüzde gerek ekonomik gerekse sosyal boyutuyla sonuç elde etmeye yönelik sportif faaliyetler (rekabet sporu) olarak karşımıza çıkmaktadır. Spor, ekonomik boyutuyla profesyonel sporcular, teknik adamlar, medya kuruluşları, lisanslı üreticileri, reklam kuruluşları, spor kulüpleri ve şirketleri gibi birçok kişi ve kuruluşu içine alan ticari bir sektör haline gelmiştir. Sosyal boyutuyla ise, medya sayesinde sporun bilhassa futbolun, toplumun geniş kesiminin ilgi duyduğu ve popüler bir faaliyet haline dönüşmüştür. Bu iki boyut birbiri ile devamlı etkileşim halinde bulunması nedeniyle sportif faaliyetlerinin spor ahlakına ve hukuka aykırı eylemlere maruz kalma riskini arttırmaktadır. Bu nedenle ki, sportif faaliyetlerini hem ekonomik hem de sosyal olarak desteklen seyircilerin, spor müsabakalarının dürüstlük (fair-play) esasları dahilinde yapıldığına yönelik inancın ve güvenin korunması gereklidir. Şike ve teşvik primi eylemleri ise, sporun doğasında olan rekabet ortamını sarsan ve seyircilerin güvenini zedeleyen başlıca sebeplerdendir.

Türk Dil Kurumu, şikeyi “Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma”; teşviki ise, “Belirli bir iktisadi veya sosyal amaca ulaşabilmek için maddi destek ve hukuki kolaylıklar biçiminde verilen ödül” olarak tanımlamıştır. Teşvikin tanımını sportif anlamda açmak gerekirse, bir başka spor kulübünün oyuncularına oynayacakları spor müsabakası ile ilgili olarak, bir diğer spor kulübü veya kulüplerinin yararına başarılı bir performans ortaya koymaları ve oynayacakları maçı kazanmaya yönelik verilen haksız menfaattir.

Kanun koyucu, sporun ülkemizdeki ekonomik ve sosyal gelişimini dikkate alarak, 6222 sayılı Spor Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile şike ve teşvik primi eylemlerini suç olarak düzenlemiş, ayrıca bu suçlarla etkin mücadele açısından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunda düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması maddesinin de uygulanacağı hüküm altına almıştır.

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, şike, belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin etmek olarak tanımlanmış olup, birinci fıkranın son cümlesinde ise, “kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, taraflar anlaşmaya varamadıkları takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı değerlendirilmelidir. Kazanç veya sair menfaat, müsabakayı yöneten hakeme, karşı takımın oyuncularına, antrenörüne, sportif direktörüne, kulüp başkanına, yöneticilerine sağlanmış olabilir.

Anılan maddenin beşinci fıkrasında da, teşvik primi, bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla kazanç veya sair menfaat verilmesi veya vaat edilmesi olarak tanımlanmıştır. Maddenin son cümlesinde ise, teşvik pirimi verilmesi veya vaat edilmesi halinde, bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.” hükmü bulunmaktadır. Taraflar teşvik priminin verilmesi hususunda aralarında anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur. Teşvik priminin verilmesi yönünde vaatte bulunulması halinde ise, taraflar anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur aksi halde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Teşvik primi takım oyuncularına, antrenörlerine, sportif direktörüne veya takımın mensup olduğu kulübe verilebilir.

Teşvik primi suçunun oluşabilmesi için, ekonomik bir değerin, spor kulübünün kaynakları dışında bir başka kaynaktan verilmesi veya vaat edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, spor kulübünün başkan veya yöneticileri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmeleri amacıyla spor kulübünün kaynaklarından çeşitli isimler altında (galibiyet primi vb…) menfaat sağlaması veya vaatte bulunması bu suçu oluşturmayacağı gibi (md. 11/6-b), ilgili spor federasyonlarınca, kendi spor dalında faaliyet gösteren milli sporculara veya milli takıma uluslararası spor müsabakalarında başarılı olabilmeleri için sahibi oldukları kaynaktan ekonomik bir değeri çeşitli isimler altında menfaat sağlaması veya vaatte bulunması da bu suçu oluşturmaz (md. 11/6-a).

Anılan Kanun’un 11 inci maddesinin sekizinci fıkrasında ise, özel bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, şike ve teşvik primi suçlarının hedeflenen spor müsabakası yapılmadan önce ortaya çıkmasının sağlanması, cezayı kaldıran bir şahsi sebep oluşturmaktadır.

III. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ SUÇUNUN SPOR KULÜPLERİNİN VEYA SAİR BİR TÜZEL KİŞİNİN YARARINA İŞLENMESİ HALİNDE UYGULANAN İDARİ YAPTIRIM

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında, şike ve teşvik primi suçlarının yararına işlenen spor kulüplerinin veya sair tüzel kişinin sorumlulukları düzenlenmiştir. “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi uyarınca tüzel kişiler hakkında cezai müeyyide uygulanamaz ancak lehine suç işlenen tüzel kişiler hakkında kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımların veya idari para cezalarının uygulanması olanaklıdır.

Anılan fıkranın gerekçesinde; şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmiştir. Güvenlik tedbirleri, kanunda öngörülen toplumsal savunma vasıtaları olup, toplum için tehlike oluşturan suçun işlenmesinden sonra tehlikeli failler hakkında ceza yerine veya ceza ile birlikte hakim tarafından hükmedilen yaptırımlardır.

Kanun koyucu, anılan düzenleme ile, şike ve teşvik primi suçları halinde, kovuşturma evresinin sonunda ceza mahkumiyetine ilave olarak bu suçların yararına işlenen spor kulübüne veya sair tüzel kişilere idari para cezasının verilmesini öngörmüştür. Burada, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinin ikinci fıkrasına nazaran idari para cezasına karar vermeye yetkili mercinin farklı kılındığı ve ceza davasına bağlı güvenlik tedbirinin uygulanabildiği kendine özgü bir düzenleme bulunmaktadır. Bu durum, mutlaka kovuşturma aşamasının tamamlanarak bir hükümle yargılamanın bitirilmesini zorunlu kılmaktadır. Suçu işleyen gerçek kişi olmasına karşın, yararına suç işlenen bir başka kişi ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişidir. Bu itibarla, şike ve teşvik primi suçlarının faillerine kanunda öngörülen ceza yaptırımı, yararına suç işlenen spor kulübüne veya sair bir özel hukuk tüzel kişisine ise idari para cezası uygulanacaktır.

6222 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, spor kulübü; “belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluş” olarak tanımlanmıştır.

Tüzel kişi, belirli, ortak ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek ve başlı başına bağımsız bir varlığa sahip olmak üzere örgütlenmiş; hukuk düzeni tarafından kendilerine hukuk sujesi olma niteliği tanınan kişi veya mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler, tabi tutuldukları hukuka ve işlevlerine göre de, “kamu hukuku tüzel kişileri” ve “özel hukuk tüzel kişileri” olmak üzere, iki gruba ayrılmaktadırlar. Türk Ceza Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde sözü edilen ve haklarında güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımlara hükmedilebileceği öngörülen tüzel kişiler “özel hukuk tüzel kişileri” dir. Bu bağlamda kamu hukuku tüzel kişileri anılan madde kapsamında değillerdir.

Şike ve teşvik primi suçları nedeniyle idari para cezasına karar verilebilmesi için zorunlu kanuni koşullar ise şunlardır:

a-Şike ve teşvik primi suçlarının spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi gerekmektedir.

Spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına bu suçları işleyen kişi, anılan spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kurumun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimse olmalı ve spor kulübü veya sair bir tüzel kişi tarafından suç ile hedeflenen amaca yönelik hareket etmelidir. Şike ve teşvik primi verme suçlarında karşılıklı menfaat uyumu bulunmaktadır. Bir tarafta, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği haksız sportif başarı (kupa, uluslararası organizasyonlara katılım hakkı, ligde kalma ve bunların neticesinde başarı endeksli sponsorluk anlaşmaları, yayın geliri vb…), diğer tarafta ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği konusu suç teşkil eden ve ekonomik bir değeri olan kazanımdır.

b-Yaptırım

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında öngörülen düzenlemede; anılan maddenin amaç ve kapsamı da dikkate alınarak, spor kulübü veya sair bir tüzel kişisinin organ veya temsilci ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından yolsuzluk olarak da kabul edilen şike ve teşvik primi suçlarını spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına olarak işlenmesi halinde, spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye idari para cezası verilmesine imkan tanınmaktadır. Anılan suç tipleriyle elde edilebilecek ekonomik değerin çok yüksek olması nedeniyle, cezanın caydırıcılığının sağlanması amacıyla spor kulübü veya sair tüzel kişiler için öngörülen idari para cezasının alt sınırı, şike veya teşvik primi miktarı tespit edilemediği takdirde, yüzbin Türk Lirası olarak belirlenmiş olup; anılan menfaatin tespit edilebilmesi halinde ise, bu miktar kadar idari para cezası verilecektir. Mahkeme, şike ve teşvik primi miktarını tespit edemeyerek alt sınırdan uzaklaşmak istediği takdirde, idari para cezasının miktarı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kabahatin haksızlık içeriği ile spor kulübünün veya sair tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kuruluşun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimsenin kusuru ve spor kulübünün veya sair bir tüzel kişinin ekonomik durumu göz önünde bulundurulmalıdır.

c. İdari Yaptırım Uygulayacak Merci 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmünün sözüne ve ruhuna uygun olarak, şike ve teşvik primi suçlarını kovuşturan mahkemece, yapılan yargılama neticesinde, anılan suçların işlendiği sabit görülmesi halinde, hüküm ile birlikte bu suçların yararına işlendiği spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye de kanunda öngörülen idari para cezası verilmelidir. Çünkü, bu maddede düzenlenen idari para cezasının uygulanabilmesi için öncelikle eylemin suç teşkil ettiğinin ve bu suçun spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 24 üncü maddesi hükmü dikkate alınmalıdır. Aksi halde, anılan suçların işlendiğinin henüz sabit görülmeden, sadece suçun işlendiği varsayımına dayanılarak idari yaptırım kararı verilmesi suçsuzluk karinesine aykırılık oluşturacaktır.

Mahkeme tarafından şike ve teşvik primi suçlarından dolayı yapılan yargılama sonucunda gerçek kişiler hakkında 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi uyarınca ceza mahkumiyeti verilmiş ancak anılan maddenin yedinci fıkrasınca güvenlik tedbirine karar verilmemiş ve kesinleşmiş olmasına rağmen infaz edilemeyen hükümlere ait ilamlar bu suçlardan hüküm kuran mahkemece yeniden esasa kayıt edilmeyip, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. ve 101. maddeleri uyarınca “ek karar” biçiminde anılan suçların yararına işlenen spor kulübü veya sair bir tüzel kişi hakkında idari para cezasına hükmedilerek, kesinleşme tarihinden sonra kararın infazı amacıyla mal müdürlüğüne gönderilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay genel olarak değerlendirildiğinde;

Türkiye Spor Toto Süper Ligi’nin 2010-2011 sezonunun 34. haftasında 22.05.2011 günü oynanan … – … A.Ş. spor müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … A.Ş. kulübü başkanı … liderliğindeki suç örgütü tarafından … futbol takımı oyuncuları … ve… ile müsabakada kötü oynamaları için para karşılığında şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … kulübü başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığının iddia edildiği olayda;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli ve 2011/2287 soruşturma numaralı iddianamesi ile açılan kamu davasında, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 02/07/2012 tarihli, 2011/63 Esas ve 2012/71 sayılı kararı ile, yukarıda belirtilen olaydaki eylemleri gerçekleştiren ve iştiraki bulunan sanıklar hakkında şike suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Tarafların hükümleri temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/01/2014 tarihli, 2013/16791 Esas ve 2014/516 sayılı kararı ile bir kısım sanıkların haklarındaki hükümlerinin onanmasına, diğer sanıkların ise, haklarındaki hükümlerin bozulmasına karar verilmiş olup, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onama kararına karşı yapılan itiraz başvurusu ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/04/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, … A.Ş. Spor Kulübü başkanı …, 18/04/2014 ve 08/05/2014 tarihlerinde yargılamanın yenilenmesi talebiyle ilk derece mahkemesine başvurmuş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/5 Esas sayılı dosyasında, 23/06/2014 tarih ve 2014/236 değişik iş sayılı karar ile, 04/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 318. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından haklarındaki mahkumiyet hükümleri onanan tüm sanıklar yönünden yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilmiş ve infazın geri bırakılmasına karar verilmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2015 tarihli, 2014/147 Esas ve 2015/212 sayılı kararı ile, yapılan yargılama sonunda tüm sanıklar hakkında şike eylemlerinden beraat kararı verilmiş ve tarafların temyizi üzerine hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Eylemler Bürosunun 20/03/2012 tarihli ve 2012/1245 sayılı yazısı ekindeki ihbarı üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosu tarafından kabahatli … hakkında 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı idari yaptırım kararı ile uygulanan yüzbin Türk Lirası idari para cezası anılan spor kulübünün personeli Erol Gümüş’e 27.09.2012 tarihinde tebliğ olunmuş, kabahatli vekilinin yasal süresi içindeki itirazı üzerine Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararı ile, kabahatli vekilinin başvurusunun kabulüne ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal süre içinde yapılan itiraz üzerine Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarih ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı ile itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin anılan kararının kaldırılmasına ve Sivas Cumhuriyet Başsavcılığının idari yaptırım kararının aynen infazına karar verilmiştir.

IV. SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, idari yaptırım kararı (idari para cezası) uygulamaya yetkili mercinin, bu suçlardan dolayı yapılan yargılama sonucunda hüküm kuran mahkemenin olması, idari yaptırım kararına dayanak teşkil eden davada, yeniden yapılan yargılamanın neticesinde tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş bulunması (anılan hüküm, tarafların temyizi üzerine henüz denetim muhakemesi sürecinde olup, kesinleşmemiştir) ve dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünün bulunmaması karşısında, uyuşmazlığa konu idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, kabahatli hakkında verilen idari para cezasının kaldırılmasına,

B-Kanun yararına bozma isteminin (1) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede ise;

(A) nolu bozma nedenine göre kanun yararına bozma isteği konusuz kaldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) nolu kanun yararına bozma istemi konusunda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 16/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CAS, İsviçre Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı’nın İngilizce Özetini Yayınladı

Spor Tahkim Mahkemesi, İsviçre Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı’nın İngilizce özetini yayınladı.

Bu tercüme, CAS Bülteni’nin 2016-1 sayısında yer aldı.

Süreçle ilgili kararların listesi aşağıdadır:

CAS Kararı – CAS 2013/A/3256 Fenerbahçe Spor Kulübü v. UEFA

İsviçre Federal Mahkemesi kararı (4A_324/2014) – Almanca: http://goo.gl/PEZgRb

İsviçre Federal Mahkemesi kararı (4A_324/2014) – İngilizce özethttp://goo.gl/TX9sCP

CIES’in 20. Yıl Kolokyumu Youtube’da

Dünyanın önde gelen spor araştırmaları merkezlerinden Centre International d’Etudes du Sport (CIES), kuruluşunun 20’ncı yılını kutladı.

CIES, 20’nci yılı şerefine şike ile ilgili bir kolokyum düzenledi. Kolokyumda 3 Temmuz sürecinde ismini çok duyduğumuz Pierre Cornu başta olmak üzere birçok önemli isim söz aldı.

Kolokyumun videosu CIES’in bağlı olduğu Neuchâtel Üniversitesi’nin Youtube kanalında yayınlandı.

 

CAS’ın 3 Temmuz Süreci ile İlgili Kararları

Bugün yeniden yargılama kararı verilen şike davasının ikinci duruşması gerçekleşiyor.

 Sanık avukatları delillerin geçersiz olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddia ile ilgili görüşlerimi yazmıştım: http://goo.gl/TkquBe

Sanık avukatları ve taraflı gazeteciler “kumpas“, “komplo“, “cemaat“, “paralel” derken kamuoyu olayın özünü ve gerçekleri gözden kaçırıyor.

Olayları hatırlatacak vaktim yok. Gerçekleri CAS kararlarında okumak en doğru tercih olacaktır. CAS polisin, ceza mahkemesinin, Yargıtay’ın, TFF’nin, UEFA’nın yorumları ile bağlı kalmadan yeni baştan yargılama yaptı. Tapeleri tek tek inceledi, değerlendirdi. Bazı tapelerde UEFA’nın yorumlarını reddetti. Hatta ceza mahkemesinin değerlendirmelerinin tersine sonuçlara ulaştı.

Sadece CAS kararları ile yetinmek doğru olmaz. CAS kararını inceleyen İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararını da okumak gerekir. Fenerbahçe, İFM’nin kararına karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurmadı. Demek ki kararı hukuka uygun buldu. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaların inandırıcı olmadığı ortaya çıktı.

CAS’ın ve İFM’nin kararlarını okumanızı öneririm. Özellikle hukukçular ve gazeteciler bu kararları iyi okumalı ve sindirmeliler.

Kararların listesi aşağıdadır:

CAS 2013/A/3256 Fenerbahçe Spor Kulübü v. UEFA (İsviçre Federal Mahkemesi Kararı: 4A_324/2014)

CAS 2013/A/3258 Besiktas Jimnastik Kulübü v. UEFA

CAS 2014/A/3628 Eskişehirspor Kulübü v. UEFA

CAS 2014/A/3625 Sivasspor Kulübü v. UEFA

İsviçre Federal Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı (Almanca)

İsviçre  Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin CAS kararına karşı açtığı iptal davasını reddetmişti.

Mahkeme, kararını bugün yayınladı.

Kararın orijinal versiyonunu paylaşıyorum. Zaman içinde kararın önemli bölümlerini açıklayacağım.

Okumaya devam et İsviçre Federal Federal Mahkemesi’nin Fenerbahçe Kararı (Almanca)

İsviçre Federal Mahkemesi’nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri

Fenerbahçe SK, 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğu itirazın; İsviçre Federal Mahkemesi’nin (İFM) 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedildiğini duyurdu. Kulüp, İFM’nin kararının Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bir karar olduğunu iddia etti ve  yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben söz konusu karara karşı her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanacağını açıkladı.

İFM kararının öğrenilmesi ile birlikte, birçok olasılık ve yöntem tartışılmaya başlandı. Aşağıda bunlardan bazılarına değineceğim. Okumaya devam et İsviçre Federal Mahkemesi’nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri

İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin İtirazını Reddetti

İsviçre Federal Mahkemesi (İFM), Fenerbahçe’nin CAS kararına karşı açtığı iptal davasını reddetti. Fenerbahçe, İFM’nin red kararını sitesinde aşağıdaki şekilde duyurdu:

“Fenerbahçe Spor Kulübü olarak 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğumuz itiraz; İsviçre Federal Mahkemesi’nin 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiş olup iş bu karar tarafımıza 23/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararla ilgili yapacağı açıklamalara karşı ayrıntılı bir değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşacağımızı bildirmekle birlikte;

Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bu kararlara karşı, kulübümüzün, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini tüm kamuoyuna deklare ederiz.”

Trabzonspor, CAS’ın Fenerbahçe ile İlgili Şike Kararının Tercümesini Yayınladı

Trabzonspor, çok sert bir açıklamanın eşliğinde CAS’ın Fenerbahçe ile ilgili şike kararının tercümesini kamuoyu ile paylaştı.
Açıklama aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Trabzonspor, CAS’ın Fenerbahçe ile İlgili Şike Kararının Tercümesini Yayınladı

CAS Bülteni’nin 1/2014 Sayısı Yayınlandı

CAS Bülteni 1/2014 sayısı yayınlandı. Bu sayıda özellikle Efraim Barak ve Dennis Koolard’ın CAS’ın şike kararlarını değerlendirdikleri makale dikkat çekici.

Bültenin önemli başlıklar aşağıdaki gibidir.

Okumaya devam et CAS Bülteni’nin 1/2014 Sayısı Yayınlandı

Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

3 hafta önce Anayasa Mahkemesi’nin Aziz Yıldırım hakkında verdiği kararı paylaşmıştım.

Anayasa Mahkemesi ilgili kararı aldığı gün (8 Mayıs 2014), Aziz Yıldırım’ın bir başka başvurusunu da inceleyip karara bağlamış. Ancak ikinci karar, birinci kararın yayımlanmasından üç hafta sonra yayımlandı.

Kararı şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aziz Yıldırım, çeşitli iddialarla soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK’ya başvuruda bulunarak şikayetçi oldu.
  • HSYK Üçüncü Dairesi, soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Aziz Yıldırım bu karara itiraz edince bu sefer HSYK Genel Kurulu itirazı reddetti.
  • Aziz Yıldırım HSYK Genel Kurulu kararının ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın meslekten çıkarma dışındaki kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı gerekçesiyle Aziz Yıldırım’ın itirazını “konu bakımından yetkisizlik” gerekçesiyle reddetti.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı ise aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi’nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

Yarın büyük gün. UEFA şike süreci ile ilgili yapılan şikayetleri değerlendirip kararını verecek. Ayrıca İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe’nin CAS kararının iptali için açtığı davayı görmeye başlayacak.
 
Aziz Yıldırım‘ın avukatları Anayasa Mahkemesi‘ne başvurarak 17 Temmuz’dan önce olumlu veya olumsuz bir karar vermesini talep etmişler. Avukatlar, Anayasa Mahkemesi‘nin kararlarının Avrupa’da dikkatle takip edildiğini ileri sürmüşler.
 
3 seneden beri aynı taktik izleniyor. Ceza hukuku ve spor hukuku karıştırılıyor.

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi’nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

TFF’den UEFA’ya Savunma

Dünya Kupası bitti. Ülkenin gündemine yine şike yerleşti.
 
Herkes UEFA’nın TFF, Fenerbahçe ve Trabzonspor hakkında 17 Temmuz’da vereceği kararları bekliyor.
 
Fenerbahçe ve Trabzonspor’un savunmalarını bilmiyoruz. TFF’nin savunması ise medyada yayınlandı.
 
Savunma ile ilgili yorumlarımı paylaşayım:

CAS’ın Fenerbahçe Kararı’nda Fenerbahçe ve Şike Hükümlüleri Lehine Bölümler Var

Geçen gün CAS’ın Fenerbahçe Kararı hakkında ilk tespitlerimi paylaşmıştım.

Bu paylaşıma bazı Fenerbahçeliler’den tepki geldi. Bu kişilerin iddialarına göre, kararı istediğim gibi kesip yapıştırmışım; Fenerbahçe lehine olan bölümleri yazmamışım.

O yazımda CAS kararı hakkında başka yazılar da kaleme alacağımı belirtmiştim. 138 sayfalık bir kararın bütün noktalarını tek bir yazıda ortaya sermek mümkün değil.

Beni her şeyi yazmamakla suçlayanlara sormak isterim: Neden siz yazmıyorsunuz? Sadece kararın ilgili bölümünü tercüme edip yayınlayacaktınız. Aranızda hukukçular var. Kararın ilgili paragraflarını bölüşerek, bir gün içinde yazıyı/yazıları bitirebilirdiniz.

Fenerbahçe taraftarlarına ve diğer sporseverlere CAS kararının diğer detaylarını açıklamaya çalışacağım. Eksiklerim olacaktır. 138 sayfanın bir veya birkaç sayfada değerlendirilmesi imkansız. Eklemelerinizi ve yorumlarınızı paylaşmanızı rica ediyorum.

Bu yazımda CAS kararındaki Fenerbahçe ve şike sanıkları lehine olabilecek hususları açıklayacağım. Yazının sonunda ise, bu isimler için avantaj olarak nitelendirilebilecek bir unsurun onlar için büyük bir tehdit olacağını göstereceğim.

Hemen özet vereyim:

1) Karşı oy gerekçesinin karara yazılmasından imtina edilmesi adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirilebilir.

2) UEFA’nın ulusal liglerde meydana gelen şike olaylarını cezalandırıp cezalandırmayacağı tartışıldı.

3) Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesi bazı yöneticileri şikeden suçlu bulmuştu. CAS, bu maçla ilgili olarak, ağır ceza mahkemesinin çıkarımlarından ayrıldı ve ceza yargısında mahkum olan bazı isimlerin şike faaliyetlerine karışmadığına kanaat getirdi. Bu kararın ceza yargısında ve TFF disiplin kurulları bünyesinde yeniden yargılama sebebi olup olamayacağı kamuoyunda tartışılacaktır.

Detayları yazmak gerekirse,

Okumaya devam et CAS’ın Fenerbahçe Kararı’nda Fenerbahçe ve Şike Hükümlüleri Lehine Bölümler Var

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Aziz Yıldırım, kendisi hakkında yürütülen soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcısı hakkında yaptığı şikayet sonucunda şikayetin işleme konulmamasına ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna  karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararını 8 Mayıs 2014 tarihinde vermişti. Karar bugünkü (2 Temmuz 2014) Resmi Gazetede yayımlandı (RG versiyonu: http://goo.gl/p0LKXF).

Karar aşağıdadır:

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım’ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

CAS’ın Fenerbahçe Kararı – Bölüm 1

İsviçre’nin Lozan şehrinde faaliyet gösteren Spor Tahkim Mahkemesi’nin Fenerbahçe’nin şike dosyası ile ilgili kararı kamuoyunun bilgisine sunulmadı ama medyada karar hakkında birçok iddia ve yorum duyduk, okuduk.

CAS’ın kararını okuduğumuzda medyada manşet olan iddiaların önemli bölümün gerçeğe aykırı olduğunu tespit ettik.

Aşağıda 139 sayfalık kararda ilk göze çarpan noktaları paylaşacağım. Bir sonraki yazımda ise CAS’ın dört maçla ilgili değerlendirmelerini aktaracağım. Okumaya devam et CAS’ın Fenerbahçe Kararı – Bölüm 1

Yeniden Yargılama Kararı, İsviçre Federal Mahkemesi’ni Etkilemez

Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu başta olmak üzere birkaç isim hakkında verilen yeniden yargılama kararının ardından, Fenerbahçe‘nin bu kararı İsviçre Federal Mahkemesi‘nin önüne getireceği iddia ediliyor.

Fenerbahçe, her türlü yolu deneyecektir. Haklıdır. Ancak bundan sonuç alınamaz.

İsviçre Federal Mahkemesi‘nin CAS kararlarını nasıl incelediğini daha önce anlatmıştım: http://goo.gl/cIoL6k.

FenerbahçeCAS kararına karşı itirazında kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia edebilir. Yeniden yargılama kararı ise bu iddiayı desteklemeyecektir.

Okumaya devam et Yeniden Yargılama Kararı, İsviçre Federal Mahkemesi’ni Etkilemez

3 Temmuz Sürecinde Yeniden Yargılama Olacak mı?

Dün 3 Temmuz sürecinde yeni bir sayfa açıldı. Aziz Yıldırım, Olgun Peker, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Abdullah Başak, Ahmet Çelebi, Selim Kımıl hakkında yargılamanın yenilenmesi yönünde karar verdi.
Mahkemenin gerekçesi aşağıdaki gibidir:

İlhan Cavcav: “Ceza Hakkaniyetli Değil”

UEFA’nın Eskişehirspor ve Sivasspor’u şikeden ötürü Avrupa Ligi’nden men etmesinin ardından, Kulüpler Birliği ve Gençlerbirliği Spor Kulübü başkanı İlhan Cavcav demeç vermiş. Cavcav, cezayı hakkaniyetli bulmadığını; fiilin sahiplerinin değil de kulüplerinin cezalandırılması ve tarihlerine gölge düşürülmesinin adil olmayacağını ifade etmiş.
 
Bu demeci okuyunca, İlhan Cavcav‘ın şike ile görüşleri aklıma geldi.

Milliyet’ten Yanlış Haber

UEFA Temyiz Kurulu, Eskişehir ve Sivasspor‘un UEFA Avrupa Ligi’nden men etti.
 
Bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan bir yazıda iki konuya değinildi.
 
Yazının ilk bölümünde UEFA‘nın şike sürecinde ismi geçen bütün kulüpleri takibe aldığının öğrenildiği belirtilmiş. “Günaydın” deyip, bu bölümü geçiyorum.
 
Yazının ikinci bölümünde ise Eskişehir ve Sivasspor‘un UEFA kararından sonra izleyeceği yol haber yapılmış. Bu bölüm baştan sona yanlış. Ne yazık ki, bu bölüm “hukukçuların yorumlarına” dayandırılmış.
 
Haberdeki iddialar ve düzeltmeler aşağıdadır.

Eskişehirspor’dan Şike Açıklaması

UEFA Temyiz Kurulu, Eskişehirspor ve Sivasspor’un 2014-2015 sezonunda Avrupa Ligi’ne katılamayacaklarına karar verdi.

Eskişehirspor, bu kararın ardından bir kamuoyu açıklaması yayınladı.

Açıklamanın her cümlesi hakkında sayfalarca yorum yapılabilir. Yarın bu açıklama hakkında yorumlarımı yazacağım.

Şimdilik kamuoyu açıklamasını paylaşacağım:

Okumaya devam et Eskişehirspor’dan Şike Açıklaması

Fenerbahçe, CAS Kararının İptali ve Yürütmenin Durdurulması için Dava Açtı

Fenerbahçe Futbol A.Ş., dün Kamuyu Aydınlatma Platformu‘na gönderdiği açıklama ile CAS‘ın şike kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için İsviçre Federal Mahkemesi‘ne dava açtığını bildirdi.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı vereceğini sanmıyorum. Şampiyonlar Ligi’ne katılmamak ağır bir zarar oluşturacaksa da, UEFA ve CAS bir yana, Yargıtay tarafından şike yaptıkları tespit edilen isimlerin yöneticilik yapmaya devam ettikleri bir kulübün yürütmeyi durdurma talebinin kabul edilmesi çok zor. Bununla birlikte, “kamu düzenine aykırılık” iddiasının temellerinden biri olarak ileri sürülebilecek “UEFA’nın yargılama yetkisi olmaması” iddiası dosyadan açıkça anlaşılıyorsa, İsviçre Federal Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verebilir. 

İsviçre Federal Mahkemesi, kanunda belirtilen çok sınırlı hallerde CAS kararlarını iptal edebiliyor.

Bugüne kadar CAS‘ın dokuz kararı iptal edildi.

İsviçre Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu’na göre (md. 190), hakem kararları aşağıdaki hallerde iptal edilebiliyor:

1) Tek hakemin usule aykırı tayin edilmiş olması veya hakem heyetinin oluşumunda usule aykırı hareket edilmiş olması,
2) Tahkim mahkemesinin hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar vermiş olması,
3) Tahkim mahkemesinin talepten fazlasına karar vermiş olması veya talep edilen konularda karar vermemiş olması,
4) Tarafların eşitliği prensibinin veya savunma hakkının ihlal edilmesi,
5) Kararın kamu düzenine aykırı olması.

Kamuoyuna yansıyan iddialar doğru ise, Fenerbahçe öncelikle “Tarafların eşitliğinin veya savunma hakkının ihlal edilmesi” iptal şartlarından biri olsa da, Fenerbahçe‘nin davasında böyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Olsaydı, Lozan’daki duruşmadan çıkar çıkmaz dile getirilirdi. 

Türkiye’de İsviçre Federal Mahkemesi‘nin dosyanın esasına girmeden, sadece usuli denetim yaptığını iddia eden spor hukuku uzmanları (!) var.

Bu iddia doğru değil.

Okumaya devam et Fenerbahçe, CAS Kararının İptali ve Yürütmenin Durdurulması için Dava Açtı

Sporx, CAS’ın Fenerbahçe Kararının Detaylarını Açıkladı

Sporx sitesi, CAS’ın Fenerbahçe ile ilgili gerekçeli kararını elde ettiğini iddia etti ve bu kararın önemli noktalarını kamuoyu ile paylaştı (http://goo.gl/HkOI8Vhttp://goo.gl/ao0TG5). Bu açıklamalara hukuki yorumlar da eklendi.
 
Açıkçası, CAS kararının Sporx sitesinde iddia edildiği gibi olmadığını düşünüyorum. CAS hakemleri bu tür gaflara imza atmayacak kadar profesyoneller. Hukuk bilgisi olmayan, İngilizce hukuk terminolojisine uzak spor muhabirlerinin/yazarlarının CAS kararlarını doğru yorumlayamayacağına inanıyorum.

CAS kararının olduğu gibi, doğru şekilde Sporx sitesine aktarıldığını kabul edersek, önemli hukuki sorunlarla karşı karşıyayız.

Sitedeki iki yazıda dikkat çeken, kanımca yanlış olan bazı noktalar var. Onları paylaşmak isterim.
 
Sporx’teki iddiaları italik ve renginde yazdım. Her iddianın altında yorumlarım bulunmaktadır.

Okumaya devam et Sporx, CAS’ın Fenerbahçe Kararının Detaylarını Açıkladı

Kardemir Karabükspor’un Avrupa Ligi’ndeki Yeri Garanti Değil

UEFA‘nın Sivasspor ve Eskişehirspor ile ilgili soruşturma açmasının ardından Türkiye’de heyecanlı ve gergin bir bekleyiş başladı.
 
Bu iki kulüp de ceza alırsa, bunların yerine hangi kulüpler gidecek?
 
Dünkü yazımda, iki kulübün de ceza alması ihtimali üzerinde durmuştum.
 
Şahsi kanaatim, Eskişehirspor‘un ceza almayacağı yönünde. Eskişehirspor‘dan sadece bir teknik direktör ve bir futbolcu teşvik priminden ceza aldılar. Eskişehirspor‘un yöneticileri şike ve teşvik primi faaliyetlerine karışmadılar. Bu durumda Eskişehirspor‘a ceza verilmesi zor görünüyor.
 
Eğer Eskişehirspor ceza almazsa, sadece Sivasspor‘un yerine hangi kulübün gideceğini tartışacağız.
 
Sivasspor yerine öncelikle Kasımpaşa A.Ş.’nin Avrupa Ligi ön eleme turuna katılması düşünülebilirdi. Ancak Kasımpaşa A.Ş.’nin UEFA Kulüp lisansı yok. TFF Tahkim Kurulu, bugün Kasımpaşa’nın itirazını reddetti. Kasımpaşa A.Ş.‘nin bu lisansı alması zor gözüküyor.
 
Kasımpaşa A.Ş.‘nin ardından Kardemir Karabükspor geliyor. Bu kulüp, TFF’den UEFA Kulüp Lisansı’nı aldı.
 
Sosyal medyada, Kardemir Karabükspor‘un Emenike Olayı sebebiyle şikeden ceza alabileceğine yönelik iddialar paylaşılıyor.
 
Bu iddialar ağır ceza mahkemesi ve Yargıtay kararları dikkate alındığında temelsiz. Bununla birlikte, UEFA mevzuatı dikkate alındığında, Karabükspor için tehlike çanları çalıyor.
 
Aşağıda detaylarıyla açıklamaya çalışacağım.

Okumaya devam et Kardemir Karabükspor’un Avrupa Ligi’ndeki Yeri Garanti Değil

Eskişehirspor’dan Şike Soruşturması Açıklaması

Eskişehirspor, UEFA’nın şike soruşturması ile ilgili kamuoyu açıklaması yayınladı.
 
İlgili açıklamada “Lisanslama aşamasında, Türkiye’de yaşanan şike olaylarında, kulüpte o dönemde görev alan bazı kişilerin şike sürecinde adlarının geçmesi nedeniyle konuya ilişkin gerekli açıklama, bilgi ve belgelerin TFF aracılığı ile UEFA’ya sunulduğu” belirtildi.


Aynı açıklamada “Kulübümüzün, şike olayları ile ilgili yapılan tüm soruşturmalarda müdahil olmadığı ve herhangi bir ceza almadığı kamuoyunun malumudur” ifadesine yer verildi.

Bu açıklama eksik.

Okumaya devam et Eskişehirspor’dan Şike Soruşturması Açıklaması

UEFA, Eskişehirspor ve Sivasspor Hakkında Soruşturma Başlattı

Beklenen oldu. UEFA, şike şüphesi nedeniyle Eskişehirspor ve Sivasspor hakkında soruşturma açıldığını açıkladı.

Eskişehirspor’un futbolcusu ve teknik direktörü ile Sivasspor‘un yöneticileri ile kalecisi şikeden ötürü ceza almışlardı. UEFA’nın soruşturmasına şaşırmamak lazım.

Şu anda sadece bu iki kulübün yerine hangi kulüplerin Avrupa Ligi ön eleme turlarına katılacağı tartışılmalı!

Bu tartışmada çeşitli ihtimaller karşımıza çıkıyor.

Okumaya devam et UEFA, Eskişehirspor ve Sivasspor Hakkında Soruşturma Başlattı

Sivasspor’un Avrupa Hayali Erken Bitecek

Spor Toto Süper Lig sona erdi. Avrupa Kupaları’na katılacak ve küme düşen takımlar belli oldu.

Sezonu şampiyon kapatan Fenerbahçe, şike cezası nedeniyle Avrupa’ya gidemiyor.

TFF, resmi sitesinde Avrupa’ya gidecek takımları açıkladı.

Açıklamaya göre,

Ligi ikinci sırada bitiren Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ne grup aşamasından, lig üçüncüsü Beşiktaş ise Şampiyonlar Ligi’ne 3. ön eleme turundan katılacak.

Lig dördüncüsü Trabzonspor Avrupa Ligi’ne Play-Off turundan, lig beşincisi Sivasspor 3. ön eleme turundan, kupa finalisti Eskişehirspor ise 2. ön eleme turundan katılacak.

Bu açıklamaya göre, Sivasspor Avrupa Ligi’nde ön eleme turu oynayacak. Oysa bu mümkün değil. Sivasspor‘un Avrupa hayali erken sona erecek.

Hatırlanacağı üzere, Sivasspor‘un iki yöneticisi şike suçundan mahkum oldu.

Sivasspor başkanı Mecnun Otyakmaz, Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011) maçı için şike yapmaktan mahkum oldu. Otyakmaz, Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan da mahkum oldu.

Sivasspor yönetim kurulu üyesi Ahmet Çelebi ise İstanbul Büyükşehir Belediyespor – Fenerbahçe (01.05.2011) ve Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011) maçlarında şike yapmaktan mahkum oldu.

Yargıtay, Ahmet Çelebi‘ye verilen cezayı onarken; Mecnun Otyakmaz‘a verilen cezanın ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerektiğini belirterek ağır ceza mahkemesinin kararını bozdu.

Sivasspor yönetim kurulu, Yargıtay‘ın kararının ardından yaptığı açıklamada Ahmet Çelebi ile ilgili kesinleşmiş karara hiç değinmezken; Mecnun Otyakmaz lehine bozma kararı verildiğini iddia etti.

Dikkat edilirse, Yargıtay, Mecnun Otyakmaz‘ın şike yaptığını ve Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğini kabul etti. Yargıtay sadece cezanın ertelenmesinin tartışılması gerektiğini açıkladı.

Ahmet Çelebi hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası ve Mecnun Otyakmaz‘ın fiillerinin Yargıtay tarafından da tespit edilmesi, Sivasspor‘u UEFA önünde zora sokacak.

UEFA Avrupa Ligi 2014-2015 sezonuna ilişkin talimata göre, Sivasspor‘un 2 Haziran 2014 tarihine kadar UEFA’ya bazı belgeler göndermesi gerekiyor. Bu belgeler içinde, “kulübün 27 Nisan 2007’den beri şike faaliyetlerine karışmadığını” belirten bir form da bulunuyor.

Sivasspor bu formda şikeye karışmadığını ifade ederse, UEFA ağır ceza mahkemesi ve Yargıtay’ın kararlarına dayanarak Sivasspor’u şikeye karıştığı için Avrupa Ligi’nden men edecek.

UEFA sadece men kararıyla yetinmeyecek. UEFA, gerçeğe aykırı beyan sebebiyle, Sivasspor‘un sorumluluğunu daha ağır takdir edecek. Sivasspor en az bir sene men cezası alacak. Yalan beyan sebebiyle, bu cezanın en az iki sene men olması muhtemel.

UEFA sadece Sivasspor‘a ceza vermekle yetinmeyebilir. TFF, Yargıtay‘ın kararına rağmen, yöneticileri şike yapmış bir kulübü Avrupa Ligi’ne gönderme kararı alarak, UEFA‘nın mevzuatına aykırı davranmış olacak. Şikeye karşı sıfır tolerans ilkesini benimseyen ve birkaç ay önce şikeyle mücadeleyi güçlendirmek için önemli kararlar alan UEFA, bu kararlarını öncelikle TFF üzerinde uygulama imkanına sahip olacak.

Zamanında Sivasspor yöneticilerine ceza vermekten imtina eden PFDK ve şike yapan bir futbolcuya sadece üç maç men cezası verecek kadar şuurunu kaybetmiş TFF Tahkim Kurulu, UEFA‘nın muhtemel mektubu karşısında nasıl tavır alacak? Zamanı gelince göreceğiz.

Trabzonspor Hukuku Kurulu’ndan Çok Sert Açıklama

Trabzonspor Hukuk Kurulu son günlerde şike lobisi tarafından ortaya atılan iddialara sert yanıt verdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Trabzonspor Hukuku Kurulu’ndan Çok Sert Açıklama

Tarafsız Bölge Ne Kadar Tarafsız?

Ahmet Hakan, bugün Tarafsız Bölge programında Aziz Yıldırım‘ı ağırlayacak. Yıldırım‘a Deniz Tolga Aytöre ve Mahmut Uslu eşlik edecekler. Programın tanıtım videosu birkaç gündür CNN Türk’te yayınlanıyor.

Programın konuklarını dikkate alınca bu programın tarafsız olacağını beklemek hayalcilik olur. Ahmet Hakan‘ın 3 Temmuz sürecinde yaptığı programlar ve kaleme aldığı köşe yazıları Hakan‘ın Aziz Yıldırım‘ı desteklediğini gösteriyor.

Aşağıda şike sürecinin tartışıldığı “Tarafsız Bölge” programlarının linklerini ve Ahmet Hakan‘ın konuyla ilgili köşe yazılarını bulacaksınız.

Hakan, programlara genelde sanık ve kulüp avukatlarını, Fenerbahçeli spor yazarlarını ve ünlü isimleri konuk etti.

Hakan, sanık avukatlarının bu sıfatlarını belirtmekten kaçındı. Bu avukatlar “uzman” sıfatıyla programa dahil oldular. Hukuk kuralları ile oynadılar. Temeli olmayan teoriler ürettiler. Karşılaştırmalı hukuktan bahsetmediler. Müvekkilleri için kamuoyu oluşturmaya çalıştılar.

Hakan hiçbir programına Trabzonsporlu avukatları çağırmadı.

Hakan, Aziz Yıldırım‘a büyük hayranlık duyuyor. Hakan‘a göre, herkes şike yaparken Yıldırım da bundan eksik kalmak istememiş.

Hakan’a göre Aziz Yıldırım şikenin de hakkını veren, illegal alanlarda bile büyük başarı sağlayan, mağdur, bir numara, safi karizma sahibi, seksi savunmalar yapan, duruşma salonunda gol atan biri.

Hakan, Yıldırım’ın savunmasında Atatürk vurgusu yapmasını fazlasıyla cesur, fazlasıyla kahramanca, fazlasıyla yiğitçe buldu. Ona göre, Yıldırımdüzene başkaldırmış. Oysa Türkiye’de kimse ağzına Atatürk’ü almadan savunma yapmaz.

Hakan, başkanlık seçiminde Aziz Yıldırım’ın karşısına aday çıkarılması düşüncesini bile fırsatçılık, durumdan yararlanma, düşenin üstünde tepinme, ganimetçilik, soysuzluk, vurup da kaçma olarak nitelendirdi.

Hakan, içeriğini bilmediği UEFA müfettişi raporunun yalan olduğunu iddia etti.

Hakan, Cumhurbaşkanı Gül’ün şike cezalarını indiren yasayı veto etmesini eleştirdi. Siyasi manevra olarak gördü. Gül’ün kahraman olarak ilan edilmesini eleştirdi. Bu eleştirisini yanlış bilgiye dayandırdı. Hakan, yasanın dört parti tarafından ortaklaşa hazırlandığını yazdı. Oysa BDP bu yasaya karşıydı. BDP’li vekiller hem 6250 sayılı hem de 6259 sayılı Kanun’un görüşüldüğü TBMM genel kurullarında itirazlarını açıkça dile getirdiler. Oturumlarda kavga çıktı. Hakan ise yasanın konsensusla hazırlanıp kabul edildiğini yazdı. Ya olan bitenden haberi yoktu ya da olayı farklı gösterme gayretindeydi.

Hakan, Gül’ün yasayı veto etmesini 6222’de öngörülen cezalar açısından da eleştirdi. Hakan, “şikeciye yeryüzünün en büyük canavarları için bile öngörülmeyen 130 yıllık cezanın öngörülmesi meselesi ne olacak?” diye sordu. Bu da sanık avukatlarının ileri sürdüğü saçma gerekçelerden biriydi. Şike için 130 yıllık ceza öngörülmemişti. 4 ila 12 sene arasında bir ceza söz konusuydu. Şike suçu, rüşvet ve dolandırıcılık arasında bir suç olarak öngörülmüştü. Şikenin cezası da bu iki suç için getirilen cezalar dikkate alınarak belirlenmişti. Hakan, rüşvete verilen cezayı hiç eleştirdi mi? Bir yönetici en az on maçta şike yapmışsa sonucuna katlanacaktı. Rüşvet verenlere hiç acımazken, şike yapana merhamet gösterilmesi ikiyüzlülüktür. Hakan’ın “9 yıl yetmiyor mu? Siz ya sayı saymayı bilmiyorsunuz ya da hiç dayak yememişsiniz” sözü ise onun ceza hukukundan, Avrupa’da şikeye verilen cezalardan haberi olmadığını gösteriyor. Hakan, hep sanık avukatlarının ağzıyla konuştu, yazdı. Başkasının ağzıyla yazınca bilgisizliği iyice ortaya çıktı.

Hakan, üç sene boyunca Aziz Yıldırım’dan ve Fenerbahçe’den sık sık bahsederken, Trabzonspor’u birkaç kez köşesine taşıdı.

Hakan önce Trabzonspor’un Fenerbahçe yerine Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmesini milletvekili Oya Eronat’ın durumuna benzetti. Hakan’a göre, Trabzonspor Şampiyonlar Ligi’ni hak etmemişti.

Hakan, mezara kadar, aktif Trabzonsporlu olduğunu yazdı. Yolundan hiç dönmeyeceğini iddia etti.

Hakan, Trabzonspor’a yapılan haksızlığı sadece bir kez kaleme aldı. O yazının asıl amacı haksızlığı ortaya koymak değildi. Hakan, “Biz Rum takımı mıyız, Ermeni takımı mıyız?” diyen Hacıosmanoğlu’nu eleştirmek için o yazıyı yazdı. Trabzonspor’a yapılan haksızlığı bir kere bile kaleme almadı. Ceza mahkemesi, UEFA, CAS, Yargıtay kararlarından sonra Trabzonspor’un durumunu değerlendirmedi. Görmezden geldi. Ya bir de Trabzonsporlu olmasaydı?

Hakan’ın bu süreçle ilgili ayağı yere basan yazıları, sadece cemaati suçlayanlara “kanıtın var mı?” dediği yazılardı.

Ahmet Hakan, vurucu yazısını sona sakladı. “Dik dur eğilme Aziz Yıldırım” başlıklı yazıda Yıldırım’ın elinde kamuoyu oluşturma günü olmadığını, medyaya hakim olmadığını iddia etti. Hakan, yazısının sonunda “Dik dur eğilme! Vicdanlılar seninle!” diyerek Aziz Yıldırım’a destek vermeyenleri toptan vicdansız olarak nitelendirdi.

Bu yazılar elbette Aziz Yıldırım’ın çok hoşuna gitti. Trabzonsporlu olduğunu iddia eden ünlü bir köşe yazarı ve televizyon programcısı kamuoyu yaratılması için önemli bir silahtı.

Fenerbahçe, Beyaz TV ile yapılacak ortak yayını son dakikada iptal etmişti. Fenerbahçe’nin sunduğu gerekçeleri dikkate alınca Hakan’ın Fenerbahçe’nin davasına saygı gösterdiği, Yıldırım’ı hedef almayan yayınlar yaptığı, Hakan’ın Fenerbahçe’nin değerleriyle yan yana bulunabilecek bir duruş sergilediği sonucuna ulaşıyoruz.

Aziz Yıldırım ve Fenerbahçeli yöneticiler risksiz alanda konuşmayı tercih edeceklerdi. Kendilerini zorlamayacak, hukuk altyapısı ve süreç hakkında bilgisi olmayan, sürecin başından beri kendilerine destek vermiş bir isimle ekrana çıkmak isteyeceklerdi. Ahmet Hakan en uygun isimdi.

Bu akşam Ahmet Hakan’ın kariyerinde çok önemli bir akşam. Reyting rekoru kıracağı bir yayına imza atacak. İzleyici sayısı ve aldığı reklamlar onu başarılı kılacak. Peki bu bir televizyonculuk başarısı olacak mı? Elbette hayır. Aziz Yıldırım hangi kanala çıksa reyting toplar. Asıl başarıyı, onun karşısında sergilenecek duruş belirleyecek. Ahmet Hakan’ın duruşunu ise biliyoruz.

Aşağıda CNN Türk kanalında yayınlanan “Tarafsız Bölge” programının linklerini ve Ahmet Hakan‘ın süreçle ilgili köşe yazılarını bulacaksınız.

 

TARAFSIZ BÖLGE PROGRAMLARI  

26.08.2011 tarihli program

Konuklar: Bedri Baykam, Hayri Beşer, Alpay Köse, Bilgin Gökberk, (Telefon Bağlantısı) Ercan Saatçi ve Ecevit Kılıç

21.11.2011 tarihli program

Konuklar:  Ersan Şen, Can Atak, Emin Özkurt, Hayri Beşer ve Alpay Köse

30.11.2011 tarihli program

Konuklar:  Arif Çelik, Alpay Köse, Bedri Baykam, Bilgin Gökberk ve Emin Özkurt

 01.12.2011 tarihli program

Konuklar: Arif Çelik, Alpay Köse, Bedri Baykam, Bilgin Gökberk ve Emin Özkurt

05.12.2011 tarihli program

Konuklar: Münir Koçaslan, Zümrüt Yezdani, Ali Rıza Dizdar, Mehmet Arslan, Erşan Şen ve Miyaşe İlknur

13.12.2011 tarihli program

Konuklar: Av. Alpay Köse, Gazeteci Orhan Bursalı,Gazeteci Münir Koçarslan, Av. Engin Tuzcuoğlu ve Av. Rezan Özdemir

 26.01.2012 tarihli program

Konuklar: Av. Emin Özkurt, gazeteci Münir Koçarslan, Ömer Çavuşoğlu, İstanbul Gençlik ve Spor İl Eski Müdürü Vedat Bayram, eski hakem Selçuk Dereli ve gazeteci Murat Çelik

30.04.2012 tarihli program

Konuklar: TFF Eski Başkanı Mustafa Kemal Ulusu, Fb Eski Yöneticisi Feruh Tanay, Spor Yazarı Ömer Çavuşoğlu, Av.Metin Ünlü, Kenan Başaran ve Av.Rezan Epözdemir

02.07.2012 tarihli program

Konuklar:  Kenan Başaran, 34. Dönem Türkiye Futbol Fedarasyonu Eski Başkanı Mustafa Kemal Ulusu, Av. Rezan Epözdemir, Engin Verel, Fenerbahçe Eski Yöneticisi Ferruh Tanay, Lütfü Özel ve Av. Baykal Doğa

 

Ahmet Hakan’ın 3 Temmuz Süreci ile İlgili Yazıları

İki operasyon 10 benzerlik (05.07.2011)

– BİR: Şike baskını da, tıpkı Ergenekon baskını gibi apansız, habersizce, usulca ve sabaha karşı geldi.

–  İKİ: Şike baskını da, tıpkı Ergenekon’un ilk dalgası gibi tozu dumana kattı.

– ÜÇ: Ergenekon baskınlarında dokunulmaz sanılan generallere dokunulmuştu. “Şike baskınında da futbolundokunulmaz sanılan bazı generallerine dokunuldu.

–  DÖRT: Şike baskınında da, Ergenekon baskınında da düğmeye basan isim aynı: Savcı Zekeriya Öz.

–  BEŞ: Şike baskınında da, tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi “yeni dalgalar” gelebilir.

–  ALTI: Ergenekon ile şike baskını arasındaki bir benzerlik daha: İkisinin de inananı var, inanmayanı var.

–  YEDİ: Ergenekon operasyonuna karşı olanlar, “muhalifleri sindirme harekâtı” demişlerdi. Şikeoperasyonuna karşı olanlar da aynı cümleyi kullanıyorlar: “Fenerbahçe’yi sindirme harekâtı”.

–  SEKİZ: Ergenekon operasyonunda olduğu gibi şike baskınında da şu meşhur “hukuki niteleme” hemen yürürlüğe girdi: “Masumiyet karinesi”.

–  DOKUZ: Ergenekon operasyonları müthiş bir siyasal cepheleşme yaratmıştı. Şike baskını da müthiş birtaraftar cepheleşmesi yaratmış durumda.

–  ON: AK Partililer Ergenekon’a sonuna kadar inanıyorlar, CHP’liler ise inanmıyorlardı. Şike baskınında dabenzer bir durum söz konusu: Fenerliler şikeye sonuna kadar inanmıyor, Trabzon, Galatasaray ve Beşiktaşlılar ise sonuna kadar inanıyor.

 

Hangi aidiyet daha güçlü: Fenerbahçe mi? CHP mi? (07.07.2011)

OYUNU CHP’ye verenlerin bile “CHP ne yaptığını bilmiyor” diye CHP’ye bodoslama giriştiği bir ortamda memleketin dört bir yanından “Ben Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a laf söyletmem arkadaş” nidaları yükseliyorsa…

CHP’li milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi tehlikesi karşısında yaprak bile kımıldamazken Fenerbahçe’nin küme düşme tehlikesi karşısında hop oturulup hop kalkılıyorsa…

CHP için bir “uzlaşma formülü” falan aranmıyor ve “Tükürdüklerini yalayacaklar” denilirken Fenerbahçe için herkes bir “kurtuluş reçetesi” peşindeyse…

Kimsenin aklına “Yüzde 26 oy almış bir parti” demek gelmezken herkes ağzını açtığında “Yüzde 45’likbir taraftar desteğine sahip takım” demeye özen gösteriyorsa…

Ergenekon sanığı iki ismi vekil yaptı diye CHP’ye ağzına geleni söyleyen fanatik Fenerbahçeli Cengiz Çandar, “çete” iddiasına gözünü kapatıp Aziz Yıldırım’a tam destek veriyorsa…

CHP aleyhine yazı yazmak neredeyse “milli spor” halini almışken Fenerbahçe aleyhine kelime etmek bilehayli riskli bulunuyorsa…

“Hangi aidiyet daha güçlü?” diye sormaya gerek var mı?

 

Bütün yönleriyle Aziz Yıldırım vakası (09.07.2011)

BAŞARILI bir futbol kulübü yöneticisi olmanın gerektirdiği her şeyi sonuna kadar yapmış:

–  Takımın altyapı eksiklerini tamamlamış.

–  Stadı büyütmüş. 

–  Yıldızları takıma katmış.

–  Başarıyı sağlamış.

–  Şampiyonluk getirmiş.

–  Taraftara zaferi tattırmış. 

* * *

Eğer iddialar doğruysa…

Aynı Aziz Yıldırım, futbolun temiz alanında sağladığı büyük başarıların güme gitmemesini sağlamak amacıyla,futbolun kirli alanını da ihmal etmemiş.

O alanda da aktif olmuş.

Muhtemelen “Herkes o alanda faaliyet gösterirken biz niye o alanı boş bırakalım ki” yaklaşımıyla hareket etmiş.

Ve o alanın da hakkını vermiş.

Kısacası…

“Başarılı bir futbol kulübü başkanı” tanımlamasına layık olmak için ne gerekiyorsa onu yapmış.

Son “Şike operasyonu” söz konusu olmasaydı…

Aziz Yıldırım hem legal alanda, hem de illegal alanda gösterdiği büyük başarılar nedeniyle “tam da olması gereken bir kulüp başkanı” olarak algılanmaya devam edecekti.

Zaten Aziz Yıldırım’ı bu operasyonda öne çıkaran temel nokta da hem legal alanda, hem de illegal alanda gösterdiği olağanüstü başarıdır.

* * *

Son “Şike operasyonu”nda diğer kulüp başkanları Aziz Yıldırım kadar öne çıkmıyorlarsa…

Çok temiz, çok ilkeli, çok hakkaniyetli, çok adil, çok dürüst oldukları için değil, iki alanda da Aziz Yıldırım kadar başarı sağlayamadıkları için çıkmıyorlar. Yoksa onlar da “Başarılı bir kulüp başkanının yapması gerekenler” meselesini gayet iyi biliyorlardır.

 

Hoca bile futbolda şikeyi günah olarak görmüyor (10.07.2011)

‘Şike operasyonu’ kapsamında ortaya dökülenlerin en ilginci şuydu:

Futbolcunun birine şike parası teklif edilmiş. Dinine bağlı olan futbolcu, şike parasını almadan önce birhocaya danışmış.

Demiş ki:

“Hocam, ne dersiniz? Alayım mı? Günah olur mu?”

Hoca’nın cevabı: 

“Helaldir, caizdir, alabilirsin.”

Bu kıssanın hissesi şudur:

Din hocalarının bile şike parası almayı ya da vermeyi günah olarak görmedikleri bir futbol düzeninden ve sisteminden söz ediyoruz.

Gerisi hikâye…

 

Fenerli yazar neden bu kadar cesur oluyor (11.07.2011)

GEÇEN gün arabayı almak için otoparka girdim.

Arabanın yanına ulaştım, kapısını açtım.     

Tam içeri girecekken bir otopark görevlisi telaşla yanıma geldi.  

Çok gizli ve tehlikeli bir iş yapıyor gibi sesini alçaltarak sordu:

“Sen gazetecisin bilirsin abi… Fener’i küme düşürürler mi?”

Endişelere gark olmuş bir hali vardı. Verilecek cevaptan bir umut devşirmek istiyordu.

Yatıştırmaya çalıştım kendisini…

“Her şey olacağına varır” türü, hiçbir anlama gelmeyen lakırdılar ettim.

* * *  

O otopark görevlisi bana…

–  “CHP yemin edecek mi?” diye sormadı. 

–  “Tutuklu milletvekillerinin durumu ne olur?” diye sormadı.

–  “Kürt sorunu çözülecek mi?” diye sormadı.

–  “Kıbrıs’ta neler oluyor?” diye sormadı.

–  “Geçim derdimiz ne olacak?” diye sormadı.

–  “Türkiye nereye gidiyor?” diye de sormadı.

Bunların yerine…

“Fener’i küme düşürürler mi?” diye sordu. 

“Sen kafanı yorma… Düşüremezler, düşüremezler…” cevabını işitmeye bel bağlayarak… 

* * *

Şimdi söyleyin bakalım…

Böyle bir memlekette Cengiz Çandar’lar, “Ergenekon’da öyle / Fener’de böyle” türü yazılar yazmasın da ne yapsın?

Böyle bir memlekette Cengiz Çandar’lar, hiç takar mı çifte standardı falan…

 

Fenerli AK Partililer ne diyordur acaba (12.07.2011)

DÜŞÜNSENİZE: Başbakan’ın “hasta Fenerli” olduğu bir memlekette…

Fenerbahçe’nin “büyük” başkanı, dört gündür hastaneden karakola, karakoldan savcılığa, oradan tekrar hastaneye götürülüyor ve en sonunda da tutuklanarak Metris Cezaevi’nde ikamete mecbur ediliyor.

Merak ediyorum:

Hem “hasta Fenerli”, hem de “hasta AK Partili” olanlar bu durumu, iç ve dış dünyalarında nasıl izah ediyorlardır acaba?

“Türkiye’de yargı bağımsızdır” diye izah etseler… Galatasaraylılarla aynı düzleme düşmüş olacaklar.

“Başbakan’ın bu işlerle ne alakası var ki?” diye izah etseler… Bütün öfkelerini AK Parti’ye yönelten AK Partili olmayan Fenerlilerin hışmına uğrayacaklar.

“Yargı kararı olmadan hiç kimse suçlu sayılamaz” diye izah etseler… Ergenekon, Balyoz falan hatırlatılacak.

“Tutuklamalar yanlış olmuştur” diye izah etseler… Tahliye edilmeyen milletvekilleri sorununda takındıkları tutum sorgulanacak.

“Kirliliklerin üzerine gidiliyor” diye izah etseler… Tuttukları takımın şampiyonluğunun kirli olduğunu kabullenmiş olacaklar…

Kısacası…

Hem “hasta Fenerli”, hem de “hasta AK Partili” olanların durumları bugünlerde çok fena…

Daha önce… Bugünlerde yerinde olmak istemediğim kişi olarak, büyük krizi kucağında bulan Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ı göstermiştim. Tashih ediyorum:

Bugünlerde asıl “Fenerli AK Partililer”in yerinde olmak istemem.

İki soru arasındaki akrabalığa dikkat (14.07.2011)

Bugünlerde herkes şu sorunun yanıtını arıyor:

Bir futbol kulübünün sahibi, o kulübün yöneticileri midir, yoksa o kulübe gönül veren taraftarlar mıdır?

Bu soruya yanıt vermeden önce…

“Zihin açıcı olsun” diye…

Bu sorunun “amcaoğlu” olan bir başka soruyu sormak istiyorum:

“Siyasi partilerin sahibi, o partilerin yöneticileri midir, oy verenleri midir?”

* * *

Malum siyasi partiler hakkında açılan kapatma davaları, yöneticilerin eylem ve söylemlerine dayandırılır.

Benzer bir durum futbol kulüpleri için neden söz konusu olmasın?

Ne yani?

Koskoca partiler, sadece yöneticilerinin eylem ve söylemleriyle şak diye kapatılıyorken…

Neden kulüpler, yöneticilerinin eylemleri nedeniyle küme düşmesin ki?

 

Aziz Yıldırım’ın avukatını tanırım iyi çocuktur (22.07.2011)

MUHAFAZAKÂR kesimin kendisine “muhafazakâr kesim” demediği günlerden tanırım ben Avukat Faik Işık’ı…

“İslami kesim” denirdi o zamanlar muhafazakâr kesime…

O zamanlar bu kadar “güçlü” ve bu kadar “kalabalık” değildi o kesim.

Şartlar gereği biraz da içe kapalıydı.

Hatta hafiften “gettocu”ydu.

“Bizim” Faik de o kesimin tam içindeydi.

Ama sıra dışı bir İslami kesim mensubu idi Faik.

Ne düşünüyorsa cesurca söylerdi. Gettonun kurallarına teslim olmazdı.

Bir itiraz kültürüne sahipti.

“Ne derler” demek yerine, diyenler ve diyecek olanlarla savaşırdı.

Rahat oturur, sesi de gür çıkardı. Dışa açıktı.

İstanbul Barosu’nda İslamcı avukatlar ile solcu avukatların işbirliği yapmalarının öncüsü olmuştu.

İstikbal vaat eden iyi bir hukukçuydu. Ezberci avukatlardan değildi.

Hukuki sorunlara özgün çözümler üretmeye çabalardı.

Çok genç yaşta Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını üstlenmesi, bu çabasının karşılık bulduğu anlamına geliyordu.

Şova da meraklıydı.

“Burada savunmanın imkânları kısıtlanıyor” diye mahkeme salonunda cüppe bırakmalar falan…

İki gündür gazetelerde, televizyonlarda “bizim” Faik’i “Aziz Yıldırım’ın avukatı” sıfatıyla görünce…

Hiç ama hiç şaşırmadım.

“Vay be! Faik’e bak” demedim.

Çünkü eskiden tanıdığım Faik, “Türkiye’nin en önemli davasının en önemli şüphelisi” için gayet uygun bir isimdir.

Sağda solda Faik Işık için “Eskiden Erdoğan’ın avukatlığını yaptığı için tercih edildi” tarzı cümleler duyuyorum.

Faik’in Aziz Yıldırım için gayet uygun bir isim oluşu, bir zamanlar “Tayyip Erdoğan’ın avukatlığı” görevini üstlenmişolmasından kaynaklanmıyor, bir zamanlar “getto içinde bireyselleşmeyi başarmış” olmasından ve bu başarının mesleğine kattığı katma değerden kaynaklanıyor.

Benzetmek gibi olmasın

Evet, benzetmek gibi olmasın.

Ama ne yapayım, elimde değil, benzetiyorum:

Aslında Fenerbahçe’nin hakkı olan Şampiyonlar Ligi’ne, Fenerbahçe gidemediği içinTrabzonspor gidecek ya…

Bu durum bana…

BDP’den milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin yerine Meclis’e giren AK Parti’li Oya Eronat olayını çağrıştırıyor.

 

Korkarak ve ürkerek meydan okuyorum

ŞUNCA zamandır yazıp çiziyorum:

Başbakan aleyhinde yazdım, Cumhurbaşkanları aleyhinde yazdım, bakanlar-milletvekilleri aleyhinde yazdım, generaller aleyhinde yazdım, yazar-çizerler aleyhine yazdım, işadamları aleyhinde yazdım, magazin figürleri aleyhinde yazdım…

Ağır polemiklere girdim.

Şiddetli sataşmalara maruz kaldım.

Dalağımdan girdiler, kırık kolumdan çıktılar.

İftiranın en hasını, garezin en pisini, kıskançlığın en kalleşini gördüm, görüyorum.

Ama fakat lakin…

Şu son birkaç gündür…

Destursuz “futbol bağı”na girince…

Bunların hepsinin “leblebi çekirdek” olduğunu fark ettim.

* * *

Mesela…

Geçen gün “Fenerbahçe’nin dramı” diye bir laf ettim.

Hay etmez olaydım!

Hayatım boyunca işittiğim tüm galiz küfürlerden daha fazlasını işittim.

Neymiş efendim, Fenerbahçe gibi “şanlı bir takım” için “dram” kelimesini kullanamazmışım.

Mesela…

Dünkü yazımda Trabzonspor hakkında bir benzetme yaptım.

Hay yapmaz olaydım!

Küfür de neymiş! Ölümlerden ölüm beğenmem gerekliliğiyle karşı karşıya kaldım.

Neymiş efendim, Trabzonspor’la ilgili benzetme yapamazmışım.

Sanki Beşiktaş ya da Galatasaray farklı mı?

Onlar hakkında yazılacak iki satırlık bir esprinin karşılığının farklı olacağına dair tek bir işaret bile yok.

* * *

Generallerle kafa bulacağız.

Başbakan’la alay edeceğiz.

Magazin figürleriyle maytap geçeceğiz.

Bakan ya da milletvekiline ironi yapacağız.

İşadamına laf çakacağız.

Yazar-çizerle en sertinden polemiklere girişeceğiz.

Hatta terör örgütleri hakkında bile ileri geri yazıp çizeceğiz. Ama iş futbol takımlarınagelince…

Suspus olacağız.

Ya takımlardan birine yaslanarak diğerlerine laf çakacağız ya da idare-i maslahat yaparak durumu geçiştireceğiz.

Öyle mi?

Bana diyorlar ki:

Sen anlamazsın, “taraftar psikolojisi” diye bir şey vardır, bu psikoloji kanun manun / hukukmukuk tanımaz. Terörize olursun. En iyisi huyundan ve de suyundan gitmek.

* * *

İyi de kardeşim, eğer ben “idare edecek” olsaydım… 

Başbakan’ı idare ederdim ya da bilemedin Cumhurbaşkanı’nı…

Bakanlardan hiç değilse birini idare ederdim ya da bilemedin CHP’yi…

Pozisyonumu “idare etmek” üzerine kurardım.

Medyanın “cici adamı” olarak tebarüz etmeye gayret ederdim.

Askere oynardım.

“Jöleleme” yapardım.

Öyle çok korkusuz bir adam olmadığım halde bazı şeylerin üzerine üzerine gitmeye kalkışmazdım.

Yani demem o ki:

En ağır muktedirleri bile idare etmemişim, şimdi tutup da “taraftar psikolojisi”ni mi idare edeceğim?

* * *

Her zamanki gibi korkuyorum…

Her zamanki gibi ürküyorum. Ama her zamanki gibi…

Korkarak ve ürkerek de olsa…

“Vız gelir tırıs gider” diye meydan okumaktan da geri durmuyorum.

Hadi bakalım.

 

Bir döneğin takım tutma macerası

OFSAYTTAN çakarım.

Futbol üzerine yapılan geyik programlarının meftunuyumdur.

Futbol konusunda yazılmış “Blöfçünün Rehberi”ni hatmettim, bu yüzden futbol hastalarının karşısında bile ezilip büzülmem, “her şeyden haberim varmış gibi” yapabilirim.

Ama gelin görün ki:

Son tahlilde ben bir “futbol düşkünü” değilim.

Hatta futbola kayıtsız kaldığını cümle âleme ilan etme cesaretini gösteren Okan Bayülgen’i, hiç değilse bu alanda “pir” bellemişimdir.

Takım tutma meselesine gelince:

Bir kardeşim Fenerbahçe’yi, bir kardeşim Beşiktaş’ı tercih edince bana da Galatasaray düştü.

Çocukluğumdan beri “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna sırf “Ben takım tutmam” diyerek kıllık yapmamak için, bir ağız alışkanlığıyla “Galatasaray” diye yanıt verdim.

Sonra günlerden bir gün İnönü Stadı’nda bir Beşiktaş maçına gittim. Tribünlerden öyle aykırı, öyle yaratıcı, öyle erkeksi sloganlar yükseliyordu ki mest oldum. 

Üstelik Mustafa Denizli de stada hayli artistik bir giriş yapmıştı. 

Muazzam bir etki altındaydım.

Kararımı verdim: Beşiktaşlı oldum.

Derken bir gün yolum Trabzon’a düştü.

Trabzonspor Kulübü Tesisleri’nde küçük bir inceleme gezisi…

Şenol Güneş’in gadre uğradığı halde mağrurluğundan ödün vermeyişinden, Özkan Sümer’in asil duruşundan ve takıma gönül verenlerin adanmışlığından öylesine etkilendim ki…

Anında tornistan edip adımı Trabzonspor Kulübü Kayıt Defteri’ne yazdırdım.

Bir de söz verdim, “Pazara kadar değil mezara kadar Trabzonsporluyum” diye…

Sözümde durdum: Döneklik yapmadım ama aktif bir taraftar gibi de davranmadım.

En son İnter galibiyetinin İstanbul medyasında hak ettiği ölçüde karşılık bulmadığını görünce…

Yani yapılan açık haksızlığı fark edince…

Kararımı verdim:

Ben artık “aktif bir Trabzonspor taraftarı” olacağım.

Yolumdan hiç dönmemecesine…

 

Faik’i delirtmişler (29.09.2011)

EN son Aziz Yıldırım’ın avukatlığını üstlendiği sıralarda televizyon programlarında görmüştüm Faik Işık’ı…

Bir de yazı yazmıştım:

“Eski İslamcı avukat Faik Işık, Aziz Yıldırım’ın avukatlığını üstlenmiş, ne güzel!” havasında bir yazı…

Eski bir dostun iyi bir yere gelmesinden duyulan kıvancın yazısıydı o.

* * *

Öyle oldu, böyle oldu…

“Bizim” Faik, Aziz Yıldırım işinde dikiş tutturamadı.

Eh, ne de olsa kurtlar sofrasına oturmaya kalkan bir kuzu idi…

Parçaladılar zavallıcığı.

Ama o da parçalanmak için ne kadar malzeme varsa verdi.

Sonuç: 

Aziz Yıldırım’ın avukatlığını bıraktı Faik…

* * *

Baktım, geçen akşam, “ne kadar rezil olursak o kadar iyi” türü bir programda Ahmet Çakar’la karşı karşıya gelmiş bizim “Faik”.

Delirmiş gibiydi.

Bağırıyor, çağırıyor, hakaret ediyor, “tutmayın beni” havalarına giriyor, programı terk etmeye kalkıyor, sonra tekrar içeri giriyordu.

Yüzümü buruşturdum, midem ekşidi, kıvancım bitti.

Demek ki neymiş?

Bir yere gelmek kadar, gelinen yerde sağlam durmak da bir meziyet imiş.

 

Trabzon’a ayıp ediliyor (06.10.2011)

BİR spor muhabiri, Fenerbahçe’nin tribün liderlerinden biriyle bir röportaj yapmış. Röportaj, Hürriyet’in internet sitesinde yayınlanmış, sonra da kaldırılmış.

Röportajda Fenerbahçe’nin tribün lideri tüm Trabzonspor taraftarlarına açıkça hakaret ediyor. Ne dediğini yazmak bile istemiyorum. Benim asıl takıldığım konu şu: Konu Trabzon olunca…

Haksızlık yapmak, hakaret etmek, bel altı vurmak bu kadar kolay mı olacak?

Hadi fanatik bir tribün lideri, bir hakaret etti.

Peki bu hakareti, coşkuyla röportaja almak da ne oluyor?

Hadi diyelim ki röportajı yapan, cümleyi coşkuyla röportajına koydu. Peki bu cümleleri yayınlamak da ne oluyor?

Söyler misiniz? 

Trabzonspor’un bir tribün lideri Fenerbahçe hakkında böyle bir cümle sarf etse, bu cümle bu kadar denetimsiz bir şekilde yayınlanır mı?

Bir kez daha soruyorum:

Konu Trabzon olunca neden bu kadar pervasız olunuyor?

 

Söz savunmada: Hürriyet Spor Müdürü ne diyor? (07.10.2011)

HÜRRİYET Spor Müdürü Mehmet Arslan ile görüştüm. “Siz Trabzon’a düşmanlık mı yapıyorsunuz?” diye başladım kitabın ortasından konuşmaya.

“Asla” diyerek sözümü kesti ve ekledi: “Biz gazetecilerin bir takıma karşı duyacakları tek bir his vardır: Saygı… Sadece saygı… Ben Milano’da Trabzon maçını Trabzonspor Kulübü’nün yöneticileriyle birlikte izledim. Nasıl sevindiğime onlar şahittir”.

* * *

Mehmet Arslan, bir Fenerbahçe amigosuyla yapılan röportaj konusunda da şunu söyledi:

“Trabzonluların haklı olarak tepki gösterdikleri röportajın Hürriyet Spor Servisi ile bir ilgisi yok. Hürriyet’in internet sitesinde yayınlandı o röportaj… Ancak tepki bize yöneldi. Biz de bu işten mağdur olduk”.

Mehmet Arslan’a hepimizin göğsünü kabartması gereken İnter galibiyetinin Hürriyet’in sayfalarına neden coşkulu yansımadığını da sordum. 

Şunları söyledi: “İç sayfalarda coşkulu bir şekilde yansıttık. Birinci sayfada coşkuyu yansıtamadık. Bu da bizim hatamız. Biz de hata yapabiliriz. Ama asla kasıtlı hareket etmeyiz”.

* * *

Mehmet Arslan duyarlı bir yönetici… 

Son zamanlarda Trabzon yönetici ve taraftarlarından oluşan “Hürriyet bize haksızlık yapıyor” algısını yıkmak ve değiştirmek için çaba sarf ettiğini söyledi.

Mesela Trabzon’un taraftar gruplarıyla bir araya geliyormuş.

Mesela Trabzon’la ilgili son günlerde ortaya çıkan talihsizliklerin giderilmesi için yeni mekanizmalar kuruluyormuş.

Başarılı olmasını yürekten diliyorum.

Çünkü o “algı”nın ortadan kalkmasına en çok sevinen ben olurum.

 

Ne yargıç olduk ne de savcı (19.10.2011)

Yargıçlık ya da savcılık yapmadık. Detaylarda ortaya çıkan yeni şeyleri aktardık. Bu sadece bize kalmış bir şey değil. Başkaları da yapabilirler aynısını. Böylece sadece bize kalmadığı kanıtlanmış olur.

Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan, şike soruşturmasıyla ilgili yorumları değerlendirdi.

HÜRRİYET Pazar 4 Yüz’ün yazarları Enis Berberoğlu, Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin ve Ahmet Hakan’ın tartışmaya açtığı şike soruşturması ile ilgili yorumları, spor@hurriyet.com.tr’de tartışmaya açtık. Ahmet Hakan, Hürriyet okurlarının yorumlarını değerlendirdi.

Okurumuz Asaf Yener diyor ki:

“Size mi kaldı şike konusunda hem hakimlik, hem savcılık yapmak?”

Ben de diyorum ki:

Yargıçlık ya da savcılık yapmadık. Detaylarda ortaya çıkan yeni şeyleri aktardık… Bu sadece bize kalmış bir şey değil. Başkaları da yapabilirler aynısını… Böylece sadece bize kalmadığı kanıtlanmış olur. 

Hiçbir film insanlığın sırrını açıklamaz

Okurumuz Hilmi Alişanoğlu diyor ki:

“Şike soruşturması yazıları, fragmanından etkilenerek gittiğim film gibiydi. Fragman müthiş, oyuncular dünya starı, konu olağanüstü ama film hayal kırıklığı… Yeni bir şey yok. 

Evime her gün Hürriyet girmese, ‘beni kandırdınız, bir liramı geri verin’ derdim.” 

Ben de diyorum ki:

Her film herkeste aynı etkiyi bırakmaz. Bazılarımızın “başyapıt” diye nitelendirdiği filmleri, bazılarımız “tam bir hayal kırıklığı” olarak görebilir. Bu biraz da beklenti ile ilgilidir. 

Hiçbir film, insanlığın sırrını açıklamaz. Hiçbir gazete haberi de savcının ya da hakimin yapamadığını yapmaz. Kısacası lütfen rahat olun. 

Futbol yorumcuları ölçüyü kaçırdı

Okurumuz Nafiz Güvenç diyor ki:  

“Bana göre futbol yorumculuğu tarafsız bir göz ile gördüklerini kâğıda kaleme dökmek ve söylemektir. Yorumculuk eğitimi alanlar bu işi yaparsa diğer takımlara da hak ettikleri saygı gösterilmiş olur. Bakalım böyle güzel günler görecek miyiz?”

Ben de diyorum ki:

Bir zamanlar Türkiye’de futbol yorumcuları tarafsız görünmeye çalışırlardı. Her birinin tuttuğu bir takım vardı ama bunu asla açık etmezlerdi. 80’li yıllarda bu anlayış yıkıldı. Bir yorumcu çıktı, tuttuğu takımı açıkladı. Sonra da arkası geldi. Bence iyi de oldu. İkiyüzlülük ortadan kalktı. 

Fakat bu kez de başka sorunlar ortaya çıktı. Yorumcular gitgide daha tarafgir, gitgide daha kışkırtıcı, gitgide daha gözü dönmüş hale geldiler. Ölçü kaçtı yani…

Hırsımızı başka takımlardan çıkarmamalıyız

Okurumuz Gaye Özoktay diyor ki:

“Yazılarınızı takip eden biri olarak futbolla fazla ilgilenmediğinizi biliyorum. Ama madem şike soruşturması haberinizde zafer işareti yaparak Trabzonspor forması giydiniz, o halde Trabzonspor’un günahlarıyla ilgili konulara da girmenizi bekleriz.”

 Ben de diyorum ki:

Eğer bir takımın başına bazı haksızlıklar geliyorsa, bunun sorumlusu ille de bundan avantaj elde eden takım mıdır? Öfkelenebiliriz, ağır haksızlığa maruz kaldığımızı düşünebiliriz, iddialar bizi çileden çıkarabilir. 

Bu durum mantığımızın savuşmasına yol açmamalı. Hırsımızı başka takımlardan çıkarmaya kalkışmamalıyız. 

Kendi takımına yöneltilen soyut suçlamaları “apaçık haksızlık” olarak gören biri, aynı soyut suçlamalarla başka takımları suçlayıp haksızlık yapmamalı.

Ertuğrul Özkök holigan olamaz

Okurumuz Serkan diyor ki:

“Ahmet Hakan siz ve Sedat Ergin futbolla pek ilgili değilsiniz. Geriye kalıyor Enis Berberoğlu (sanırım Fenerlidir) ve Ertuğrul Özkök… Özkök zaten Fener holiganı. Elinizi vicdanınıza koyun neden bir Galatasaraylı yok? Keşke adınız ‘altı yüz’ olsaydı da iki Galatasaraylı olsaydı aranızda”.

Ben de diyorum ki:

Keşke aramızda Galatasaray taraftarı da olsaydı. Ama bir de şöyle bakın: Gerek Sedat Ergin’in, gerek benim futbolla o kadar da içli dışlı olmamamız, olaya daha soğukkanlı ve daha yukarıdan bakmamıza yol açmış olamaz mı? Enis Berberoğlu Fenerli değil, Beşiktaşlı… Ertuğrul Özkök ise istese de holigan olamaz. Çünkü kişiliği buna pek müsait değil.

 Havutçu için yargının kararını bekleyin

 Okurumuz Levent N. Bezmez diyor ki:

“Beşiktaş taraftarıyım. Beşiktaş yöneticilerinden çok sevdiğim Tayfur Havutçu’dan nefret ettim. Sebebi ne olursa olsun Beşiktaş’ı böyle bir olayın içine çektikleri için…  Bizimkilerin kurnazlık yapıp kupayı iade etmeleri de benim için yeterli değil. Mahkemenin ve akabinde Federasyon’un vereceği cezayı bekliyorum. Temiz olmayan kupayı ne yapayım?”.

 Ben de diyorum ki:

Gözü dönmüş bir fanatiklik içinde olmamanız takdire şayan. Fakat bunu fazla abartmamalısınız. Durun bakalım, bu kadar acele etmeyin. 

Tayfur Havutçu hakkında yargının vereceği kararı bekleyin… Unutmayın: Aksi yargı kararıyla kanıtlanmadıkça herkes masumdur.

 Karamsarlık için biraz erken

 Okurumuz Murat Cennetoğlu diyor ki:

“Ben Fenerbahçeliyim. Başlangıçta eğer alın terine, sporun namusuna sahtekârlık karıştırdıysak her şeyi hak ediyoruz diye düşünüyordum. Oysa şimdi farklı düşünüyorum. İzlenen yöntem ve yaşadığımız yargısız infaz süreci adalet duygumuzu çoktan kan içinde bıraktı.”

Ben de diyorum ki:

Yöntemdeki hoyratlıklar beni de sizin gibi inceden umutsuzluğa sevk ediyor. Ama iki şeyi aklınızdan çıkarmayın: BİR: Yargısal hoyratlıklar sadece Fenerbahçe’ye yapılmıyor. İKİ: Henüz dava başlamış bile değil. Yani demem o ki karamsarlık için biraz erken.

 Siyasetin bağımsız taraftar kimliği yok ki!

 Okurumuz Aytaç diyor ki:

“Şike seçimden önce ortaya çıksaydı da seçimi etkilemezdi şeklindeki görüşünüze katılmıyorum. AKP bir fenerdeki ışık sorununu, başka bir fenerdeki sorunlarla bir güzel örttü. Bir sonraki seçimde bu süreç AKP’yi etkileyecek.”

Ben de diyorum ki:

“Etkiler miydi, etkilemez miydi” tartışmasının anlamı yok. Ne desek boş… Ama elimizde bir done var: Trabzon’da büyük bir Erdoğan tepkisi vardı. Ne oldu? AK Parti Trabzon’u kazandı. Ayrıca Tayyip Erdoğan da Fenerbahçeli… Siyasetten bağımsız bir taraftar kimliği yok ki? 

Hem Fenerli, hem de AK Partili çok kişi var. Bu kişilerin Fener’e haksızlık yaptı diye AK Parti’yi cezalandıracaklarını hiç sanmıyorum. Çünkü Fener’e haksızlık yapanın AK Parti olmadığına inanan çok Fenerli de var.

Süreç saha dışı olaylara bakılarak tamamlanacak

Okurumuz Hakan Cem Yabancı diyor ki:

“Şike asla takımın tamamı ile yapılmaz. Sadece bir veya iki futbolcuyla yapılır. Başka kimsenin haberi olmaz. Diğer futbolcular bunu sahada bazen hisseder, o kadar. Şike sahadaki oyunla ispatlanmaz. Şike ancak saha dışı olaylarla, telefon dinlemeleriyle ve itiraflarla kanıtlanabilir.”

Ben de diyorum ki:

Yani maça bakarak “bu maçta şike vardır” ya da “bu maçta şike yoktur” denemez diyorsunuz. Haklısınız. Kesinlikle katılıyorum bu görüşünüze… Zaten yargı süreci, maçlara bakılarak tamamlanmayacak. “Dört Yüz” yazılarında da belirtildiği gibi süreç, saha dışı olaylara bakılarak tamamlanacak.

 

Federasyon’un suçu ne? (02.12.2011)

 TAMAM, sonuçta bir futbol acemisiyim…

Ama bu konuda acemi olmam Türkiye Futbol Federasyonu’nun UEFA karşısında sergilediği acemiliği, korkaklığı, tehditlere boyun eğişi fark etmeme engel değil.

Türkiye Futbol Federasyonu yetkililerinin, Türkiye’de incelemelerde bulunan “UEFA Müfettişi”ne, “Fenerbahçe şike yapmıştır, bütün deliller elde” demiş olabileceklerine ben de ihtimal vermiyorum.

“UEFA Müfettişi”nin gerçekleri yazdığına ben de inanmıyorum.

Fakat buna rağmen… 

Fenerbahçe camiasında baş gösteren Türkiye Futbol Federasyonu’na yönelik kuşkuları da anlayabiliyorum.

Çünkü…

Federasyon yetkilileri, “UEFA Müfettişi”nin söylediği yalanlar karşısında son derece pasif, son derece cılız, son derece alttan alıcı tepkiler geliştiriyorlar.

Yeri göğü yıkmıyorlar. İftiranın, yalanın peşine düşmüyorlar.

Fenerbahçe yetkililerine cevap verme konusunda gösterdikleri gayretin dirhemini bile sergilemiyorlar.

İşte bu durum nedeniyle…

Fenerbahçe camiası, Türkiye Futbol Federasyonu’nun son çıkışlarını bir tür “suçlulara özgü telaş” ile yapılmış çıkışlar olarak algılıyor.

 

Kahraman Cumhurbaşkanı tekerine çomak sokuyorum (05.12.2011)

ŞİKE Yasası’nı veto etti ya…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e kahraman muamelesi yapılıyor.

 Resmen… Alenen…

“İşte benim Cumhurbaşkanım” başlıklı yazılar…

“Kahraman Cumhurbaşkanı şike çetesine geçit vermedi” konulu demeçler…

“Helal olsun” sesleri…

Ve daha neler neler…

 * * *

Şike Yasası, Gül’ün veto ettiği en esaslı yasa…

Özelliği ne?

Dört partinin ortaklaşa hazırlamış olması…

Öyle bir yasa ki…

Veto edildiğinde hiç kimse “Flaş… Flaş… Flaş…” sesleri arasında “Cumhurbaşkanı AK Parti’nin hazırladığı yasayı veto etti” diyemeyecek.

Süper yani…

Hem Köşk’te geçen yıllara en esaslı vetonun adını yazdırıyorsun, hem de AK Parti’yi karşına almıyorsun…

Zekice yani…

Hakikaten helal olsun.

 * * *

Fakat keşke iş burada bitse…

Maalesef bitmiyor.

Akıllara şu üç soru geliyor mesela:

BİR: Eğer Cumhurbaşkanı, şike çetesine geçit vermeyerek bir kahramanlığa imza attı ise, şike çetesini kurtarmak isteyen hainler kimler?

İKİ: Veto iyi hoş da şikeciye yeryüzünün en büyük canavarları için bile öngörülmeyen 130 yıllık cezanın öngörülmesi meselesi ne olacak?

ÜÇ: Yasadan şikâyetçi olduğunu dile getiren Bülent Arınç, konu Meclis’te görüşülürken neden sesini çıkarmadı? O zaman neyle meşguldü acaba?

 * * *

Veto edilmeye “en müsait” ve “en münasip” yasayı veto ederek “kahraman” unvanını alan Cumhurbaşkanı ve onu kahraman ilan edenler, eğer bu üç soruya tatmin edici cevaplar verirlerse…

Ben de kendilerine katılıp “İşte benim Cumhurbaşkanım… Gurur duydum” başlıklı üç yazı yazacağım.

 

Aziz Yıldırım denilince aklıma gelen 7 şey (11.12.2011)

BİR: Aklıma mağrur bir duruş gelirdi, şimdi mağdur bir duruş geliyor.

İKİ: Aklıma ‘imparator’ sıfatı gelirdi, şimdi ‘bir numara’ sıfatı geliyor.

ÜÇ: Aklıma ‘NATO ihaleleri’ gelirdi, şimdi ‘şu Metris’in önü’ türküsü geliyor.

DÖRT: Aklıma ‘futbolcu transferine harcadığı paraların miktarı’ gelirdi, şimdi ‘132 yıl’ geliyor. 

BEŞ: Aklıma ‘Fenerbahçe Başkanı olarak yaptığı konuşmalar’ gelirdi, şimdi ‘iddianame’ geliyor.

ALTI: Aklıma ‘hafiften bir karizma’ gelirdi, şimdi ‘safi karizma’ geliyor.

YEDİ: Aklıma ‘hiç pes etmeyecekmiş bir inat’ gelirdi, şimdi ‘pes etmişlik’ geliyor.

Cemaat neden Fener’e kötülük yapsın?

Fenerbahçe’nin başına gelenlerden gizli mahfillerde ‘cemaat’ sorumlu tutuluyor.

Ağzını açan “Cemaat yapmıştır” diyor, ötesini söylemiyor.

Bense ötesini fena halde merak ediyorum.

Soruyorum:

Cemaat ile Aziz Yıldırım’ın arasında ne tür bir çekişme olabilir?

Fener’e vurulacak bir darbeden Cemaat’in ne çıkarı olur?

Cemaat’in Fener’e kendi adamlarını getireceğine dair bir işaret olmadığına göre bu rivayetlerin nedeni nedir?

 

Basitçe soruyorum (13.12.2011)

“ŞİKE Yasası değişmeseydi…

Aziz Yıldırım 136 yılla yargılanacaktı.

Değişti.

Aziz Yıldırım 9 yılla yargılanacak.

* * *

“Aziz Yıldırım’ı kurtarıyorlar” ya da “şike yapmak yeniden meşru hale geliyor” diye ortalığı inletenlere soruyorum:

Ne istiyorsunuz? 136 yıl mı?

Ya da şöyle sorayım:

9 yıl yetmiyor mu?

Ya da şöyle diyeyim:

Siz ya sayı saymayı bilmiyorsunuz ya da hiç dayak yememişsiniz.”

 

Bende gerginlik yaratan 10 soru (20.12.2011)

ALTI: “Cemaat” ile “Fenerbahçe” arasında ne tür bir ilişki var?

YEDİ: Ne diyorsun Trabzonspor’un durumuna?

Yeni yılda yazmayı planladığım 10 yazı

YAZI BAŞLIĞI 5: “Hangi âlem daha sert: Futbol mu, siyaset mi, magazin mi, cemaatler mi?”

 

Bu olup bitenler ‘Cemaat’in işi mi? (13.01.2012)

BAZILARI diyor ki:

 – Aziz Yıldırım’ın içeri tıkılması…

– Ahmet ile Nedim’in tahliye edilmemesi…

– Hanefi Avcı’nın hayatının karartılması…

– MİT’in yıpratılması…

– Reyting için operasyon yapılması…

– KCK meselesi…

– Cüppeli’nin içeri tıkılması…

– İlker Başbuğ’un tutuklanması…

– Hurşit Tolon’a el atılması…

– Kılıçdaroğlu hakkında fezleke hazırlanması…

– Ve “Sırada kim var” sorusunun ardının arkasının kesilmemesi…

Bütün bunların arkasında “cemaat” var.

* * *

Soruyoruz:

İyi de kardeşim, sonuçta…

– Operasyonları polis yapıyor.

– Suçlamaları savcı yöneltiyor.

– Kararları yargıç veriyor. 

“Cemaat” bunun neresinde?

* * * 

Soruya cevap vermek yerine…

Yüzümüze hınzır ve bilmiş bir gülümsemeyle bakılıyor.

Ardından da ekleniyor:

“Konuşturma beni.”

Ne demek isteniyor?

Demek istenen şudur:

“Cemaat, özel yetkili mahkemelerde etkinliğinin doruğuna ulaşmış. Hükümetin elinden bir şey gelmiyor. Ya atılan adımların bazılarının arkasında durmak zorunda kalıyor ya da küçük serzenişlerle işi geçiştiriyor. Bunları kanıtlayamam ve kamu önünde söyleyemem… Ama işin doğrusu budur.”

* * *

Ben de diyorum ki:

İyi de kardeşim, ne diye kanıtlayamayacağın ve kamu önünde açıkça söyleyemeyeceğin bir iddianın peşinden gidiyorsun? 

Kanıtlanamayan bir iddianın kaderi bellidir:

Ya “spekülasyon yapıyorsun” derler ya da “iftira atıyorsun” derler.

Kamuoyu önünde söylenemeyen, köşede bucakta fısıldanan bir iddianın da kaderi bellidir:

“Herkesin içinde söyleyemediğini gizli kapaklı fısıldamanın hiç kimseye bir faydası yoktur” derler adama…

* * *

Baştan beri söylüyorum, yine söyleyeceğim:

Nerede başlayıp nerede bittiği bilinmeyen “Cemaat” adlı bir heyulayla uğraşmak yerine…

Nerede başlayıp nerede bittiği gayet iyi bilinen “hükümet” adlı kanlı canlı somut varlıkla uğraşmak gerekir.

Çünkü…

Gerçekten de bütün bu olup bitenleri “Cemaat” yapıyorsa bile…

Ona bir “yaptıran” vardır.

Şunu hiç aklından çıkarma:

Tayyip Erdoğan istemese “Cemaat” kuş bile uçuramaz.

 

‘Sorumlu cemaattir’ demenin faydasızlığı (13.01.2012)

İLKER Başbuğ’un tutuklanmasının yol açtığı tepkilere baktığımızda şunu gayet net bir şekilde anlayabiliyoruz: “Özel Yetkili Mahkemeler”in uygulamalarından…

 –  Cumhurbaşkanı rahatsız.

–  Başbakan rahatsız.

–  Başbakan Yardımcısı rahatsız…

–  Adalet Bakanı rahatsız…

–  Avrupa rahatsız.

–  Bazı hükümet yanlısı kalemler rahatsız.

Üstelik daha önce kapalı kapılar ardında dile getirilen rahatsızlıklar, artık gayet açık bir şekilde dile getiriliyor.

Hem de “lamı cimi yok” gibi keskin ifadelerle…

* * *

Bazıları işte tam da bu noktaya bakıp şunu söylüyorlar:

“İşte bakın! Olup bitenlerden hükümet de rahatsız. Demek ki olup bitenleri yönlendiren güç hükümet değil, başka bir güç”.

Biraz sıkıştırınca da…

“Başka bir güç” diye nitelendirdikleri gücün adresini veriyorlar:

“Cemaat”.

Bu sözcük fısıldandığı anda da akan sular duruyor.

* * *

Oysa olup bitenlerin sorumlusu olarak “Cemaat”i göstermek…

Topu taca atmaktır.

Çünkü…

“Özel Yetkili Mahkemeler” ile “Cemaat” arasında bir bağlantı varsa bile bu bağlantı kanıtlanamaz.

–  Kanıtlanamaz çünkü bu teknik olarak neredeyse imkânsız.

–  Kanıtlanamaz çünkü konjonktür müsait değil.

–  Kanıtlanamaz çünkü bunun delili bulunamaz.

İşte tam da bu nedenlerle…

Olup bitenlerin sorumlusu olarak “Cemaat”i adres göstermek, kanıtlanamayacak dedikodularla, bir sonucu olmayacak spekülasyonlarla vakit kaybetmekten başka bir işe yaramaz.

* * *

Yapılması gereken şudur:

Rahatsızlıklarını bildiren hükümet yetkililerinden, bu rahatsızlıklarının gereğini yapmalarını istemeliyiz.

–  Daha yüksek sesle itiraz etmelerini istemeliyiz.

–  Yasal düzenlemeler yapmalarını istemeliyiz.

–  Uygulamalardaki hukuksuzluklarla mücadele etmelerini istemeliyiz.

Bütün bunları “birilerini kurtarmak” adına değil…

Demokrasi adına, özgürlükler adına, hukuk devleti adına istemeliyiz.

 

Fener dik durdu (28.01.2012)

ÖNLERİNE bir fırsat gelmişti.

“Küme düşürmeyin, silin birkaç puanımızı da bu iş bitsin” diyebilirlerdi.

Buna yatabilirlerdi.

Daha büyük bir beladan kurtulmak için küçük bir belaya razı olabilirlerdi.

“Bir defaya mahsus” uygulamanın arkasına saklanarak küme düşme gibi büyük bir cezadan yırtabilirlerdi.

Hiçbirini yapmadılar.

Mücrimlere özgü bir tutum almadılar.

İdareciliğe, orta yolculuğa çanak tutmadılar.

“Küme düşme kalkmasın” dediler.

“Puanımızı kafanıza göre silemezsiniz” dediler.

Mertçe çıkıp, “Bizi adam gibi yargılayın” dediler.

“Suçluysak küme düşürün, suçsuzsak dokunmayın” dediler.

Puan sildirme onursuzluğuna razı olmadılar.

* * *

Mademki klas duruşun hastasıyız…

O halde Fener’in bu duruşuna şapka çıkarmak boynumuzun borcudur.

 

Mehmet Ali Aydınlar olayının verdiği 5 ders (02.02.2012)

BİR: İdare-i maslahatçılar esaslı devrimci olamaz.

İKİ: Her tarafı idare etmeye kalkan hiçbir tarafı idare edemez.

ÜÇ: Herkese yaranmaya çalışan kimseye yaranamaz.

DÖRT: Kaosu idare edemeyeceğini ta en başta fark eden bir adamın, işi uzatıp kaosu arttırdıktan sonra istifası “izzet ü ikbal ile çekilme” olarak değerlendirilemez.

BEŞ: Giderayak yapılan “meğer beni kandırmışlar” açıklamasını, hiç kimse derin bir pişmanlık olarak algılamaz.

 

Aziz Yıldırım’ın Atatürk vurgusu (23.02.2012)

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, beklenen savunmasını yaptı.

Şöyle dedi:

“Şike iddiaları beni ve arkadaşlarımı 100 yıldır süren Atatürkçü yoldan çevirmekten başka bir şey değil. Fenerbahçe Atatürk’ü ve Türk gençliğini sembolize eder.”

* * *

Aziz Yıldırım’ın eski statükonun yıkıldığını, yeni bir statükonun kurulduğunu bilmeyecek kadar saf biri olduğuna zerre kadar ihtimal vermem.

İşte bu nedenle…

Savunmasında “Atatürk vurgusu” yapmasını fazlasıyla cesur, fazlasıyla kahramanca, fazlasıyla yiğitçe buldum.

* * * 

Neden mi?

Şundan dolayı:

Eski statüko döneminde “Atatürk vurgusu”, kurtarıcı bir rol oynardı.

Suçlama ne olursa olsun suçlanan kişi “Ben Atatürkçüyüm” dedi mi, işi bitirirdi.

Oysa bugün sözü Atatürk’e getirmenin herhangi bir kurtarıcı tarafı kalmadı.

Ne kurtarıcılığı!

Sözü Atatürk’e getiren, durumu kendi açısından daha da zora sokmuş oluyor.

* * *

Geçmişte her türden ithamdan yırtmak isteyenler, “Atatürk vurgusu”na sığınırdı.

Oysa bugün her türden ithamdan yırtmak için şu türden savunma cümlelerine ihtiyaç var:

– Küçükken Kuran’ı hatmetmiştim… 

– Hocaefendi ile geçmişte çok diyalogum oldu. 

– Gençken MSP’li gençlerle takılırdım. 

– Eniştem Süleymancı idi…

– Bu hükümet çok büyük hizmetler yaptı.

– Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü’nü ezbere bilirim.

* * *

Aziz Yıldırım bunların hiçbirine tenezzül etmedi.

Yavşamak yerine düzene başkaldırmayı tercih etti.

Bu açıdan…

Aziz Yıldırım’ın 2012 Türkiye’sinde “Atatürkçüyüm” diye haykırması, Deniz Gezmiş’in 70’lerin başındaki konjonktürde mahkemede “Tek yol devrim” diye bağırması gibi bir şeydir.

 

Hiçbir bağlamı olmayan soru önergelerim (26.02.2012)

* Peki ya hem Fenerbahçeli, hem AK Partili ve de hem de cemaat mensubu olan bir vatandaşımızın durumu? Bu vatandaşımız bugünlerde kendisini fazlasıyla şirazesinden kopuk hissediyor mudur acaba?

 

En kolay spor: Gazeteye vurmak (09.03.2012)

BAŞBAKAN’a ömür biçilmiş.

Taraf gazetesi de bunu haber yapmış.

Fakat bir bakıyoruz:

Tepkiler ömür biçenlere değil, bunu haber yapan gazeteye yöneliyor. Ömrü biçen Taraf gazetesi değil ki… Başkaları biçmiş, onlar da haber yapmışlar. Ne yani? Yapmasalar mıydı? Üstelik ömür biçenler, Amerikan istihbaratçıları… Bunu görmezden mi gelseydiler? 

Neden tepki olayın kaynağına değil de olayı haber yapan gazeteye yöneliyor?

İkinci olay:

Habertürk gazetesi, Aziz Yıldırım’ın emniyette çekilen gözaltı fotoğrafı da olan bir haber nedeniyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden ödül almış. Gazete hedefte… Cemiyet de hedefte… Ne yani? O fotoğrafı basmasalar mıydı? Aziz Bey’e ayıp olur falan mı deselerdi? O fotoğrafı gazeteye ulaştıranlarla değil de gazeteyle uğraşmak da neyin nesi? Eğer mesele “Aziz Yıldırım’a yapılan haksızlıklar” meselesi ise Habertürk o konuda en arkada kalır. Haksızlık yapan esas mercileri bırakıp Habertürk’ü hedef almak da ne oluyor?

Ayrıca Fenerbahçe yönetiminin, Habertürk muhabirlerinin Fenerbahçe Stadı’na girişini yasaklamaları falan da neyin nesidir?

Gazeteler ve gazeteciler bir zamanlar burunlarından kıl aldırmazlardı.

Bu ifrattı.

Ama artık önüne gelen gazetelere ve gazetecilere ağız burun girişiyor.

Bu da tefrittir.

İkisinin ortası bulunmalı.

 

Fenerbahçe’yi Aziz Yıldırım’dan ayırmak (23.03.2012)

BİR Fenerbahçe taraftarı olan Başbakan Erdoğan’ın “Aziz Yıldırım olgusu”na nasıl yaklaştığını merak ediyorduk.

Dikkat! 

Yaklaşım tarzı belli olmuştur.

Dün UEFA Kongresi’nde yaptığı konuşmada Erdoğan, tavrını belli etti.

Dedi ki:

“Suçların şahsiliği ilkesi vardır”.

Bu sihirli cümlenin mesajı belli: “Fenerbahçe farklı, Aziz Yıldırım farklı… Aziz Yıldırım’ın işlediği iddia edilen suçlardan dolayı Fenerbahçe mahkûm edilemez. 

Cezayı Aziz Yıldırım alır, Fenerbahçe almaz”.

Başbakan, bu yaklaşımıyla, “Aziz Başkan / yolun yolumuzdur” sloganları atan Fenerbahçelilere de bir mesaj veriyor:

“Aziz Yıldırım’a değil, Fenerbahçe’ye sahip çıkın”.

Bakalım Fenerbahçe’nin bu çağrıya yanıtı ne olacak.

 

Hiç ayrılır mı birbirinden? (24.03.2012)

BAŞBAKAN Erdoğan “Fenerbahçe” ile “Aziz Yıldırım”ı birbirinden ayırmaya çalışıyor.

Nafile bir çabadır bu…

“Fenerbahçe” ile “Aziz Yıldırım” birbirinden ayrılamaz.

* * *

–  “Et” ile “tırnak” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “AK Parti” ile “Tayyip Erdoğan” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Sarı” ile “lacivert” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Türkeş” ile “Ülkücülük” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Korkutma” ile “Özel Yetki” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Erbakan” ile “Milli Görüş” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Bahar” ile “heyecan” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Fethullah Gülen” ile “The Camia” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “TEMA” ile “Hayrettin Karaca” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Sarı” ile “kırmızı” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “Neşet Ertaş” ile “bozlak” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

–  “İhanet” ile “Gece” birbirinden nasıl ayrılamazsa…

Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe de öyle ayrılamaz birbirinden…

 

Türk futbol dünyasının kafasındaki deli sorular (01.05.2012)

FUTBOLA uzaktan bakan biri olarak Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in açıklamalarından benim anladığım şunlar:

–  Futbolumuz temizdir.

–  Sahaya yansımış şike yok.

–  Şikenin teşebbüsüne bile rastlanmamıştır.

–  Bahse ilişkin hiçbir unsur yok.

* * *

Bu açıklamaların ardından “deli sorular”ımız var:

–  Madem sonuçta buraya gelecektiniz neden bizi şunca zamandır yordunuz?

–  Madem sonuçta bunlar söylenecekti, Mehmet Ali Aydınlar’ın suçu neydi de hayatı kendisine zindan ettik?

–  Sahaya yansımamış şike suç olmuyorsa, yapılmamış darbe nasıl suç oluyor?

–  Sahaya yansımamış şikeden hiçbir takımın burnu bile kanamayacaksa, aylarca tutuklu bulunan Aziz Yıldırım’a yapılanlara ne denilecek?

–  Madem sahaya yansımış bir şey yok neden Fenerbahçe’sinden Galatasaray’ına 16 takım disipline sevk ediliyor?

 

Fenerbahçe’nin sınavı (03.05.2012)

EĞER gücü elinde bulunduranlar…

–  Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım’ı ayrıştırmaya çalışıyorlarsa…

–  “Takımınızı kurtarırız, yeter ki Aziz Yıldırım’ı unutun” diyorlarsa…

–  İlkeyi “takımlar ayrı, yöneticileri ayrıdır” diye koyuyorlarsa…

–  Aziz Yıldırım’ın yalnız bırakılmasını talep ediyorlarsa…

–  Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe arasına uçurumlar döşemeye kalkıyorlarsa…

Fenerbahçe camiası büyük bir sınavdadır.

Bu bir mertlik, vefa, vicdan, insanlık ve direnç sınavıdır.

Hakkını yemeyelim: 

Fenerbahçe bu sınavı şu ana kadar başarıyla geçti.

Fakat gelin görün ki, gücü elinde bulunduranların bu konudaki atakları son günlerde hem arttı, hem de sofistike bir hâl aldı.

Yani Fenerbahçe daha da zorlu bir sınavda…

 

‘Aziz Yıldırım’a kıyak’ mı dediniz? (08.05.2012)

PROFESYONEL Futbol Disiplin Kurulu, bir Aziz Yıldırım kararı vermiş.

Demiş ki: “Ceza tayinine yer olmadığına…” Yani? “Suç yoktur” demiş.

Bazıları ateş püskürüyor:

“Bu bir Aziz Yıldırım’ı kurtarma operasyonudur.”

* * *

Ey ateş püskürenler!

Değil mi ki Aziz Yıldırım Silivri zindanındadır… Profesyonel ya da değil, yeryüzünün hangi disiplin kurulu, hangi aklama kararını alırsa alsın zerre kadar bir değeri ve anlamı yoktur. Bu nedenle…

Lütfen boşuna nefes tüketmeyin.

 

Kriminalize ederek susturmaya çalışmak (17.05.2012)

ŞÖYLE yapıyorlar:

Fenerbahçe taraftarının öfkesini Ergenekon’a bağlıyorlar.

“Aziz Yıldırım niye hapiste?” diye soranlara “şikeci” diyorlar.

Kürt sorununda aykırı laflar edenleri KCK iddianamelerine sokuyorlar.

Balyoz tutuklularının sorunlarına değinenleri “darbeci” ilan ediyorlar.

Süt olayına girenleri “sütü siyasete alet etmek” ile suçluyorlar.

Tutukluların sorunlarından söz edenleri “darbecilerin ekmeğine yağ sürmek” ile itham ediyorlar.

*  *  *

“Tek Parti” döneminin egemenleri işi hiç bilmiyorlarmış.

“Doğrudan susturmak” yerine bu tür “dolaylı susturma” işine girselerdi…

Hiç değilse yapıp ettiklerine “ileri demokrasi” falan derler, savunucuları da çok olurdu.

Ergun ile Cemaat

ERGUN Babahan, Fenerbahçe’nin başına gelenler ile “Cemaat” arasında bağlantı kuran bir isim.

Böyle düşünüyor.

Buna inanıyor.

Bu düşüncesini ve inancını maç gecesi, çok kaba, çok terbiyesiz bir şekilde ifade etti Twitter’da…

Sonra da özür diledi.

Neden özür diledi?

Kabalık yaptığı için mi, yoksa “Cemaat” ile Fenerbahçe’nin arasında bağlantı kurduğu için mi?

Bu tam olarak anlaşılamadı.

Eğer kabalık yaptığı için özür dilediyse sorun yok.

Ama eğer “bağlantı” kurduğu için özür dilediyse, işte o zaman sorun var.

*  *  *

Ben “Cemaat” ile “Fenerbahçe’nin başına gelenler” arasında bağlantı kuranlardan değilim.

Bunun hayli zorlama bir yorum olduğunu ve kanıtlanamaz olduğunu düşünüyorum. Bütün suçu “Cemaat”e yükleyenlerin, “başa gelenlerin tüm sorumluluğunu başı sonu belli olmayan bir yapıya hava ederek” kendilerini rahatlattıklarına inanıyorum.

Ama benim böyle düşünüyor olmam…

Bu “bağlantı” iddiasının dile getirilmesinin engellenmesine razı olacağım anlamına gelmez. 

*  *  *

Burası özgür bir ülke…

Ya da şöyle söyleyeyim:

Eğer burası özgür bir ülke olacaksa…

Dileyen Fenerbahçe’nin başına gelenler ile “Cemaat” arasında bağ kurabilmeli…

Tabii kabalaşmadan, tabii terbiyesizleşmeden…

Eğer Ergun’un köşelerden ve ekranlardan uzaklaşması ya da uzaklaştırılması, kabalığına ya da terbiyesizliğine yönelik ise bir şey demem…

Ama eğer “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmek istiyor” tezine inandığı için bunlar başına geldiyse…

Burasının özgür bir ülke olması için aşılması gereken bir engelle daha karşı karşıya kaldığımızı söyleyebilirim.

 

‘Cemaat, F. Bahçe’yi ele geçiriyor demek iftiradır’  (18.05.2012)

GAZETECİLER ve Yazarlar Vakfı’ndan dostum Erkan Tufan Aytav aradı.

Dün yazdığım “Ergun ile Cemaat” başlıklı yazımın bir bölümüne itirazı olduğunu söyledi.

*   *   *

Dünkü yazıda şunu savunmuştum:

“Cemaat, Fenerbahçe’yi ele geçirmek istiyor” tezi, düşünce özgürlüğüne girer.

İsteyen bu tezi dile getirebilir.

Yeter ki hakaret etmesin, yeter ki kabalaşılmasın.

*   *   *

Erkan Tufan bu konuda farklı düşünüyor.

Diyor ki:

“Bu bir iftiradır. Bu bir suç isnadıdır… Yüz binlerce sempatizanı olan bir harekete iftira atmaktır. İftira ve suç isnadı düşünce özgürlüğüne girmez. Elinde kanıt, delil olan gider mahkemeye sunar… Ama elde hiçbir kanıt olmadan ‘Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmek istiyor, polisleri ve savcıları yönlendiriyor’ denemez. Bunu özgürlük bağlamında değerlendiremeyiz.”

Kanaatim şu:

Erkan Tufan’ın bu yaklaşımı da yabana atılmamalı ve tartışılmalı.

 

Ele geçirilemeyecek şey (19.05.2012)

“CEMAAT’in Fenerbahçe’yi ele geçirmek gibi bir amacı olduğuna inanmıyorum” diye yazmıştım.

Bir okurum itiraz etmiş.

Diyor ki:

“Fenerbahçe büyük bir güç… Taraftarı çok… Böyle bir gücü neden ele geçirmek istemesin ki?”

*   *   *

Cevap veriyorum:

Bazı şeyler ele geçirebilir.

  Mesela: Bürokratik kademeler.

  Mesela: Televizyon istasyonları…

  Mesela: Yazarlar çizerler…

  Mesela: Devlet daireleri…

Ancak Fenerbahçe çapında futbol takımları ele geçirilemez.

Bir kısım taraftarını kafalasan, bir kısmını kafalayamazsın.

Bir kısım yöneticisini ikna etsen, bir kısmı aykırılık yapar.

Hadi diyelim ki hepsini kafaladın, hepsini ikna ettin.

O zaman da “takım ruhunun dinamikleri”ne boyun eğmek durumunda kalırsın. “Takım ruhunun dinamikleri” ile “Cemaat ruhunun dinamikleri” ise ömür billah asla uzlaşamaz.

Yani…

Bu iş teknik olarak imkânsız…

(…)

Ali Şen’den klas çıkış

DEMİŞ ki:

  Aziz Yıldırım’ın karşısına aday çıkması uygun değildir.

  Aday olacaklarsa dört yıl önce çıksalardı, dört yıl önce Aziz Yıldırım dışarıdaydı.

  İçeride olan birinin karşısına çıkmak doğru değil.

  Seçimde Aziz Yıldırım’ın yanında olacağız.

*   *   *

Fırsatçılığın, durumdan yararlanmanın, düşenin üstünde tepinmenin, ganimetçiliğin, soysuzluğun, vurup da kaçmanın geçer akçe olduğu bir ortamda Ali Şen’in bu çıkışı…

İnsanlığa yeniden güven duymamızı sağlamıştır.

Kendisine teşekkür ediyoruz.

(…)

Sol Açık’tan Cemaat’e 

GAZETECİLER ve Yazarlar Vakfı’ndan dostum Erkan Tufan Aytav’ın uyarısına dün yer vermiştim.

Şöyle diyordu:

“Cemaat’in Fenerbahçe’yi ele geçirmeye kalkıştığı iddiası, bir suç isnadıdır. Bir iftiradır. Elinde kanıtı olan gider mahkemeye… Elinde kanıt olmayan bu iddiayı dile getiriyorsa iftira atıyordur. İftira da düşünce özgürlüğüne girmez”.

*   *   *

Fenerbahçe’nin “Sol Açık” adlı taraftar grubundan bu uyarıya cevap geldi.

Şöyle diyorlar:

“Eğer iftira atmak, suç isnat etmek düşünce özgürlüğüne girmiyorsa, Cemaat’in yayın organlarında bizim için ortaya atılan ‘Bunlar Ergenekoncu’ ya da ‘Bunlar İşçi Partisi’ne bağlı’ türü iftiralar nereye giriyor? Ellerinde kanıt varsa, gitsinler mahkemeye… Neden iftira atıyorlar, suç isnat ediyorlar?”

 

Aziz Yıldırım nasıl bu kadar güçlü oldu (20.05.2012)

* Diklenmeyip dik durarak…

* İçeride, dışarıdakinden bile daha etkili olmayı başararak…

* Milim geri adı atmayarak…

* Ödün vermeyerek…

* En az bir AK Partili kadar mağduriyetten beslenmeyi becererek…

* Kişisel tutukluluğunu, bütün bir Fenerbahçe camiasının tutukluluğu olarak algılatmayı başararak…

* Kendisini Fenerbahçe ile özdeş kılarak…

* Bırakıp gideceğine dair işaretler verip kurtulmaya çabalamayarak…

* Acındırmak yerine liderlik yaparak…

* Olayın üstüne üstüne gitmekten geri durmayarak.

* Gündemden hiç düşmemeyi başararak…

* Düşmanlarının kendisine karşı bilenme şiddetlerini artırmaktan çekinmeyerek…

 

F.Bahçelilere açık mektup (24.05.2012)

Ey Fenerbahçeli kardeşim…

“Başkanım hapiste” diye, “takımıma haksızlık yapılıyor” diye, “3 Temmuz’dan beri ağır haksızlıklara maruz kalıyorum” diye öfkeleniyorsun.

Ve kendine bir “hedef” arıyorsun.

Soruyorum sana:

Bulunabilecek en ideal hedef “Cemaat” midir?

* * *

Bak işte!

Sen “Cemaat” dedikçe…

Cemaat mensupları da ayağa kalkıyorlar.

Diyorlar ki:

–  Fenerbahçe’yi ele geçirip ne yapacağız?

–  Ben de Fenerbahçeliyim, ben de takımıma üzülüyorum.

–  Bizim Fenerbahçe’yi ele geçirmeye çalıştığımıza dair bir kanıtınız var mı?

–  Polisin ve savcının sorumluluğunu bize neden yüklüyorsunuz?

–  Biz neden polisin ve savcılığın uygulamalarının sorumlusu olalım ki?

–  Aziz Yıldırım aleyhine yazıp çizen konuşan kişilerin hepsi cemaat mensubu mu?

–  Aziz Yıldırım’ın dava açtığı gazetecilere bakın, kaçı cemaat’e yakın?

Fenerbahçeli kardeşim…

Eğer “olup bitenlerin sorumlusu cemaattir” diyorsan…

Bu sorulara tatmin edici cevaplar vermelisin.

* * *

Bu sorulara tatmin edici cevaplar verilemiyor.

İşte verilemediğinin kanıtı:

–  Bakın efsanevi başkanınız Ali Şen, “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmek istiyor iddiasına beni asla inandıramazlar” diyor.

–  Bakın Kadıköy’de yaşananların ardından polisin tutumunu sert bir şekilde eleştirmekten kaçınmayan Nihat Özdemir, “Fenerbahçe’nin şampiyonluğu için canı yürekten dua edenleri zan altında bırakmaya kimsenin hakkı yok” diyor.

–  Bakın daha düne kadar asbaşkanınız olan Cihan Kamer, “Hocaefendi’yi ve hizmeti seven milyonlarca Fenerbahçeli var” diyor.

Uzatmayayım…

Dünkü Zaman gazetesine bir bakın, aynı renklere sevdalandığınız daha nice şahsiyetin benzer sözlerini okuyun.

Neden böyle konuşuyorlar, aynı davaya gönül veren bu insanlar.

Çünkü onlar da biliyorlar ki “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçiriyor” iddiası, kanıtlanabilir bir iddia değildir.

* * *

Fenerbahçeli kardeşim…

“Cemaat” iddiası, kanıtlanamaz bir iddiadır.

Bir adım daha ileri gidiyorum:

Bu iddia, doğru olsa bile kanıtlanamaz.

Teknik olarak imkânsızdır bu.

Çünkü “Cemaat” denilen yapı, başı sonu belli bir yapı değildir.

Biraz soyuttur.

Somut yapılar karşınızda öylece dururken soyut yapılarla uğraşmayı tercih ediyorsanız, işin kolayına kaçıyorsunuz demektir.

Mücadele, kurum ve kuruluşlara karşı yapılır.

Başı sonu pek de belirli olmayan ve bu açıdan “soyut kaçan” bir yapıyla mücadele edilmez, edilemez.

* * *

Fenerbahçeli kardeşim…

Bırakın artık “Cemaat” demeyi…

–  “İddianame”de haksızlık yapılmışsa tepkinizi iddianameye yöneltin…

–  Somut bir mağduriyet varsa, somut bir mağdur eden vardır…

Kimse mağdur eden, ona çıkışın…

–  Polisin tutumundan memnun değilseniz, polisin başındaki kişiyi protesto edin…

–  Savcının tutumundan memnun değilseniz, tepkinizi Adalet Bakanı’na yöneltin…

–  Başkanınızın tutukluluğundan memnun değilseniz, “Başkanımız serbest kalsın” diye bağırın.

Bunları bir yapmanız, bin kere “Cemaat” diye haykırmanızdan daha hayırlı olacaktır. Yoksa…

Kulübünüzün ileri gelenleri Zaman gazetesine “Cemaat”i devreden çıkaran demeçler verince, “Peki bize bu haksızlıkları kim yaptı, kim yapıyor?” diye şaşkınlığa ve kararsızlığa düşersiniz.

 

Hayrını görün (25.05.2012)

“FENERBAHÇELİLERE açık mektup” başlıklı bir yazı yazdım dün.

Dedim ki:

Bırakın ‘Cemaat’ demeyi… Olup bitenlerin arkasında ‘Cemaat’ olsa bile bunu kanıtlayamazsınız. Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız konunun gerçek muhataplarıyla uğraşın. Kendinize hayali muhataplar edinmeyin.”

Mektubuma gelen cevapların kahir ekseriyetinde…

“Hayır, kardeşim… Biz ille de ‘Cemaat’ diyeceğiz” havası vardı.

Mektubuma cevap veren Fenerbahçeliler!

Anlaşıldı.

Konunun gerçek muhataplarıyla yüzleşmek yerine, hayali muhatapla savaşmak istiyorsunuz.

Zaten başkanınız Aziz Yıldırım da aynı taktiği uyguluyor:

Bir yandan “Cemaat”i ima ederek hayali muhatapla savaşıyormuş izlenimi veriyor, bir yandan da hükümete yakın isimleri listesine doldurarak gerçek muhatapla arayı iyi tutmaya çalışıyor.

Sizin de taktiğiniz buysa…

Buyurun, hayrını görün.

 

Fenerbahçelilerin sorularına cevaplar (26.05.2012)

SORU: Cemaat’in Fenerbahçe’yi ele geçirmek istemesinin en büyük kanıtı, 3 Temmuz’dan beri Cemaat’e ait yayın organlarında yazılıp çizilenler değil midir?

CEVAP: 3 Temmuz’dan beri Türk medyasında yazılıp çizilenler ve söylenenlerle ilgili olarak Aziz Yıldırım’ın kimlerden yasal olarak şikâyetçi olduğu açıklandı. Buna göre Zaman gazetesinden bir tane bile şikâyet yok. Eğer Zaman gazetesi, 3 Temmuz’dan beri Aziz Yıldırım hakkında yalan yanlış haber yapıyor ise Aziz Yıldırım neden Zaman’ı mahkemeye vermedi?

* * * 

SORU: Cemaat’e yakın gazetecilerin 3 Temmuz’dan itibaren birdenbire Fenerbahçe hakkında yazıp çizmeleri konusunda ne diyeceksiniz? Bu da mı kanıt değil?

CEVAP: Diyelim ki: Cemaat’e yakın tüm gazeteciler sabah akşam Fenerbahçe ile ilgili yazıp çiziyorlar. Bu neyi değiştirir ki? Ortada bir haksızlık varsa, haksızlığı yapan adres bellidir. Haksızlığı yapan adres bir tarafa bırakılıp, haksızlığı teşvik ettikleri düşünülen kişilerle mi uğraşılacak?

* * *

SORU: Fenerbahçe’ye operasyon yapan polis ve savcıların “Cemaat”e yakın oldukları kesin değil mi? Siz daha ne konuşuyorsunuz?

CEVAP: Kesin değildir. İsterseniz bir deneme yapalım: Hadi çıkıp da kamu önünde “şu savcı Cemaat’e yakındır” ya da “şu polis Cemaat’çidir” deyin… Ne olur? Ne olacak? Mahkemeye verilirsiniz ve sizden iddianızı kanıtlamanız istenir. Ortaya tek bir kanıt bile sunamazsınız. Öylece kalakalırsınız… O halde soruyorum: Sonunda öylece kalakalacağınız besbelli bir iddianın peşinden ne diye gidiyorsunuz? Bu sizin ne işinize yarayacak?

* * *

SORU: Neden Cemaat’i aklamaya çalışıyorsunuz? Yoksa size bu konuda “Cemaat” görev mi verdi?

CEVAP: Bana kimse görev veremez. “Cemaat”i de aklamaya çalışmıyorum. Benim tezim şu: Olup bitenler gerçekten “Cemaat”in işi olsa bile bunu kanıtlayamazsınız. O halde neden perde önündeki sorumlular ortadayken, perdenin arkasında sorumlu aransın ki? Aziz Yıldırım’ın neden bu zamana kadar tutuklu kaldığının hesabını mı sormak istiyorsunuz? Buyurun sorun, adres bellidir. Fenerbahçe’ye iftira atıldığını mı düşünüyorsunuz? Onun da adresi bellidir… İddianame’ye mi öfkelisiniz? Onun da adresi bellidir. Mücadelenizi gerçek hedeflere karşı yürütürseniz sonuç alırsınız… Hatta şunu da söyleyebilirim: Bütün dikkatinizi ve enerjinizi gerçek hedeflere ve perde önüne yöneltirseniz, varsa eğer perde arkasındakiler de bundan nasibini alırlar.

* * *

SORU: Cemaat’in Fenerbahçe’yi ele geçirme çabası neden teknik olarak kanıtlanamaz?

CEVAP: Kanıtlanamaz çünkü “Cemaat üyeliği” diye bir şey yok… Bir “genel merkez” yok… Bir “yönetim kurulu” yok… Bir “kartvizit” yok… Bu bir “gönüllüler hareketi” ve gönüllülük esas… İşte bu nedenle “Cemaat” dediğinizde “belirsiz bir yapı”dan söz etmiş oluyorsunuz… Böyle bir yapıyla uğraşmak nafiledir, gereksizdir, sonuçsuzdur. Çünkü bu yapının başı ve sonu belirsizdir. Bu ülke parlamenter demokrasiyle yönetiliyor. Ülkede sorumluluk alan kişiler bellidir. Hükümet vardır, başı sonu belirlidir. Yani mis gibi bir adres var elde…

* * *

SORU: Siz “Cemaat” yerine “hükümet”i mi hedef gösteriyorsunuz?

CEVAP: Bir hedef göstermiyorum. Ben sadece ülkeyi kimin yönettiğini vurgulamak istiyorum. İsterse “Cemaat” denilen bir yapı, ülkeyi yönetenlerin açtıkları alanı doldurarak etkinlik kazanmış olsun… İsterse “Cemaat”, hükümetten aldığı cesaretle bazı işlere kalkışıyor olsun… Bunun sorumlusu “boşluğu dolduran” mıdır, yoksa boşluğu açan mı? Bunun sorumlusu “cesaret veren” midir, yoksa “cesaret bulan” mı? Bakın, Başbakan ne dedi? “Cemaat camide olur” dedi ve iddiaları yalanladı… Yani şunu demek istedi: “Cemaat falan yok, ben varım”. Eh madem öyle, o zaman “Aziz Yıldırım neden hâlâ içeride” sorusunun da muhatabı Başbakan değil midir? “İlle de cemaat” diye tutturmak, hakiki muhatabı ıskalamak anlamına gelmiyor mu?

 

Cemaat-hükümet kapışması: Son raunt (08.06.2012)

CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de önceki akşam “Hükümet neden Özel Yetkili Mahkemeler’in yetkilerini kısıtlamak istiyor?” sorusuna yanıt aradık.

Programı açarken “olası nedenler” üzerinde durdum ve şu üç nedeni saydım:

BİR: Ergenekon, Balyoz gibi davalarda ortaya çıkan şikâyetleri ve hak ihlali yakınmalarını gidermek…

İKİ: KCK tutuklamalarının kapsamının olağanüstü genişlemesini durdurmak…

ÜÇ: Özel Yetkili Mahkemeler’in hükümeti de tehdit eder hale gelmesinin önüne geçmek.

Tarafsız Bölge’ye katılan konuklar, bu üç nedene başka nedenler de ekleyerek katıldılar tartışmaya…

Zihin açıcı vurgular yaptılar.

* * *

Biz Tarafsız Bölge’de konuyu tartışırken Başbakan Erdoğan da bir başka kanalda gazetecilerin sorularına cevaplıyordu.

O programda konu bir ara “Özel Yetkili Mahkemeler” meselesine gelmiş.

Tarafsız Bölge Program Koordinatörü Mine Özbek, canlı yayında kulağımdaki cihaz aracılığıyla Başbakan’ın açıklamalarını aktardı. Başbakan’ın cümleleri şunlardı:

–  MİT olayında çizmeyi iyice aşan bir adım attılar.

–  Bana bağlı olan müsteşarımı alırsanız ben durmam, alacaksanız beni alın.

–  Haddinden fazla yetkileri var. Bu durum devlet içinde devlet anlayışını doğuruyor.

–  Cumhurbaşkanı dâhil herkesi buraya çağırırım anlayışını doğuruyor.

Başbakan’ın bu açıklamaları Tarafsız Bölge’de yaptığımız tartışmayı bitirecek netlikteydi.

Çünkü Başbakan, bu açıklamalarıyla “Diğer nedenleri bir tarafa bırakın. Mesele bu mahkemelerin hükümeti bile tehdit edecek noktaya gelmesidir. Devlet içinde devlet olmaya çalışmasıdır. Bunun önüne geçeceğiz. Asıl neden budur” demek istiyordu.

* * *

Özel Yetkili Mahkemeler” ile “hükümet” arasındaki çekişmenin bir tarihi var.

Duraklar şunlar:

–  ŞİKE DAVASI: Hükümet “Şike”de cezaların düşürülmesini sağlamaya çalışırken Özel Yetkili Mahkemeler buna karşı hamleler yaptı.

–  MİT KRİZİ: Özel Yetkili Mahkemeler, Başbakan tarafından görevlendirilen MİT yetkililerini soruşturmak istedi.

–  BAŞBUĞ OLAYI: Hükümet Başbuğ’un “Yüce Divan”da yargılanması gerektiği görüşüne yakınken Özel Yetkili Mahkemeler Başbuğ’u tutuklamayı tercih etti.

Başbakan Erdoğan, bu üç olayı da kendi egemenlik alanına açık bir saldırı olarak gördü.

Yapılacak düzenlemeyle, bu saldırının dayanaklarını ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Olay budur.

* * *

Peki ya “Cemaat”? 

O bu işin neresinde…

Şurasında:

Açılıyor “Cemaat Medyası”nın yayın organları…

Ve şu görülüyor:

Ne zaman “hükümet” ile “Özel Yetkili Mahkemeler” karşı karşıya gelse…

“Cemaat Medyası”, her defasında Özel Yetkili Mahkemeler’i canhıraş bir şekilde savunuyor ve hükümeti de kıyasıya eleştiriyor.

“Cemaat”in işin içine girmesinin tek somut ve elle tutulur kanıtı bu…

Eğer bunu “yeterli kanıt” olarak görüyorsak olaya “Cemaat–hükümet kapışmasında son raunt” diyebiliriz.

 

Ünal Aysal vs. Aziz Yıldırım (29.06.2012)

–  Aziz Yıldırım adalet arar, Ünal Aysal “sarışın, yakışıklı, güçlü, Avrupalı bir forvet” arar…

–  Aziz Yıldırım seksi savunmalar yapar, Ünal Aysal takımının seksi olduğunu iddia eder.

–  Aziz Yıldırım’da mahpushane dinamizmi vardır, Ünal Aysal’da mavi yolculuk dinamizmi…

–  Aziz Yıldırım duruşma salonunda gol atar, Ünal Aysal TV konuşmalarında frikik verir.

–  Aziz Yıldırım Cüppeli ile bile kafa yapar, Ünal Aysal kendi taraftarlarına bile kafa yaptırır.

–  Aziz Yıldırım sokaktır, Ünal Aysel cadde…

 

Benim mahkemem işini bilir arkadaş (03.07.2012)

AZİZ Yıldırım’ı tahliye ettiler.

Tahliye ederken de bastılar hapis cezasını…

Verdikleri hapis cezasını tutukluluğa saydılar.

Ya da…

Tutuklulukta geçen günleri hapis cezasına saydılar.

Böylece…

Gelen gideni götürmüş oldu.

* **  

Ben hayatımda bu kadar eyyamcı, bu kadar idareci, bu kadar kurnazca bir karar görmedim.

Neden mi?

Anlatayım:

* * *

Mahkemeden “hem tahliye, hem de beraat” kararı çıksaydı, ne olurdu?

Ortalık karışır, düzen bozulurdu.

Şunlar olurdu:

– Aziz Yıldırım’a “o zaman beni niye aylardır mahpus ettiniz?” deme hakkı doğardı.

– Aziz Yıldırım ve arkadaşları, hapiste geçirdikleri ayların hesabını sorma hakkını elde ederlerdi.

– AİHM falan Türkiye’ye keserdi cezayı…

– Aziz Yıldırım’a hapiste geçirdiği her gün için bir bedel ödenmesi gerekirdi.

– “Yüce Türk Adaleti” mahcubiyet içinde kıvranmak zorunda kalırdı.

“Hem tahliye, hem hapis cezası” kararı, işte bu türden arızaları “şak” diye ortadan kaldıran süper kurnazca bir karardır.

* * *

Bu kararla dört kuş birden vurulmuştur:

BİR: Tahliye ile Aziz Yıldırım “yaşasın tahliye oldum” diye sevindirilmiştir.

İKİ: Hapis cezası ile Aziz Yıldırım’da “iyi de ben neden aylarca tutuklu kaldım” sorusunu soracak derman bırakılmamıştır.

ÜÇ: Fenerbahçelilere “başkanınız tahliye oldu, daha ne istiyorsunuz?” denilmiştir.

DÖRT: Fenerbahçe karşıtlarına “hapis cezasıyla Fenerbahçe’nin şikeci olduğunu tescil ettik, daha ne istiyorsunuz?” denilmiştir.

* * *

Sonuç?

Sonuç şudur:

Yüce Türk Adaleti”nin adil olup olmadığı tartışılır ama kurnaz olduğu asla tartışılmaz.

 

Aziz Yıldırım olayı: Neydi istenen, ne oldu (05.07.2012)

ŞUYDU istenen:

–  Gücüne güç katmış Aziz Yıldırım adlı odağı budamak, etkisizleştirmek ve mümkünse ortadan kaldırmak.

–  Diş geçirilemeyen bir Aziz Yıldırım’ın elinden Fenerbahçe gibi muazzam bir yapıyı kıvırıp almak…

–  İdeolojik olarak eğilmediğine dair işaretler veren Aziz Yıldırım’ı harcamak.

–  Her alanda olduğu gibi futbol denilen büyük alanda da hercümerç yaratmak…

–  “NATO”, “müteahhit”, “paşalar” gibi sözcükler üzerinden Aziz Yıldırım’ı harcamak…

–  Fenerbahçe’yi “iktidarına saygılı / cemaatine sevgili” ılımlı bir yapı haline getirmek… 

Fakat hesap hatası yaptılar.

Tam üç adet hesap hatası:

BİR: HSYK’da, YÖK’te, poliste, adliyede, bürokraside tereyağından kıl çeker gibi süzülenler, bu olayda “futbol dini”, “taraftarlık ülküsü”, “takım ruhu” gibi hiç bilmedikleri ve zerre kadar çakmadıkları kavramlara tosladılar.

İKİ: Aziz Yıldırım’ın ellerini ovuşturup “ben ettim siz etmeyin, beni bırakın, alın takımın anahtarlarını, bir daha Fenerbahçe’nin önünden geçersem ne olayım” falan diye ağlayıp sızlayacağını zannettiler.

ÜÇ: Taraftarıyla, idarecisiyle, futbolcusuyla tüm bir Fenerbahçe camiasının, “Aziz Başkan şike yapmış, bu bizi bağlamaz, çeksin cezasını, biz kendi yolumuza gideriz, durmak yok yola devam” diyeceğini düşündüler.

Üçünde de yanıldılar.

Üçünde de umdukları gibi olmadı.

Üçünde de hesapları tersine çevrildi.

* * *

Ne oldu peki?

Şu üç şey oldu:

BİR: Her kuşun etinin yenmeyeceğini anladılar.

İKİ: Eskisinden daha güçlü bir Aziz Yıldırım olgusuyla karşı karşıya kaldılar.

ÜÇ: Aziz Yıldırım’ın yanında eskisine göre daha fazla kenetlenmiş bir Fenerbahçe camiası buldular.

* * *

Kıssadan hisse:

Dinamiklerinden hiç çakmadığın sosyal vakalar üzerine mühendislik yapmaya kalkışmayacaksın.

Kalkışırsan işte böyle eline ayağına dolaşır.

 

Aziz Yıldırım yazısının hesabını veriyorum (06.07.2012)

DÜN kaleme aldığım “Aziz Yıldırım Olayı: Neydi istenen, ne oldu?” başlıklı yazıma çok sayıda övgü aldığım gibi çok sayıda tepki de aldım.

Övgüleri geçiyorum, tepkilerin hesabını veriyorum:

* * *

–  TEPKİ: Ortada kapı gibi mahkeme kararı var. Mahkeme kararının üzerine söz söylenir mi?

–  CEVAP: Mahkeme kararlarına uymak başka bir şeydir, mahkeme kararlarına karşı çıkmak başka… Uyduğumuz karara karşı çıkmak anamızın ak sütü gibi helaldir. 

* * *

–  TEPKİ: Sen değil miydin “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmiyor” diyen. Ne oldu da şimdi böyle yazıyorsun?

–  CEVAP: Benim söylediğim şuydu: “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmeye çalışıyorsa bile bu kanıtlanamaz, kanıtlanamayacak bir ithamın peşinden gitmek faydasızdır”. Hâlâ böyle düşünüyorum. Ama şunu da düşünüyorum: Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’dan arındırılmak istendi. Oyunlar oynandı. Oyunu oynayanın kim olduğu önemli değil… Önemli olan Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe taraftarının buna karşı direnmesi…

* * *

–  TEPKİ: Senin “Aziz Yıldırım direniş sergiledi” diye yazdığın gün Aziz Yıldırım, Ertuğrul Özkök’ün yazdıklarını tekzip etti… “Ben kimsenin adını vermedim” dedi… Buna ne diyeceksin?

–  CEVAP: Benim Aziz Yıldırım üzerine söylediklerimin Özkök’ün yazdıklarıyla bir ilgisi yoktu. Ben Aziz Yıldırım’ın direnişini şöyle tanımlıyorum: Hapse düşmesine rağmen Fenerbahçe’den vazgeçmemek… “Alın takımın anahtarını, ben yokum, beni bırakın” dememek…

 

Aziz Yıldırım’dan ne çıkar, ne çıkmaz (07.07.2012)

AZİZ Yıldırım’dan…

–  Cemaat’e karşı tek başına savaşan bir şahin çıkmaz.

–  10 yıllık AK Parti hükümetini devirecek bir hareket çıkmaz.

–  Muhalefetin yapamadığını yapacak bir birikim çıkmaz.

–  Fidel’i andırır ama bir Fidel çıkmaz.

–  Stat örgütlenmeleriyle ortalığı hercümerç edecek bir anarşist çıkmaz.

–  “Bildiri” çıkmaz, “alternatif model” çıkmaz, “ideoloji” çıkmaz.

* * *

Peki Aziz Yıldırım’dan ne çıktı?

Şunlar çıktı:

–  Koca koca paşaların bile ağlaşmaktan başka yapacak bir şey bulamadıkları bir dönemde dik duruş çıktı.

–  Herkesin anahtarları teslim edip “bana elleşmeyin yeter” dediği bir dönemde anahtarları teslim etmeyen bir kararlılık çıktı.

–  En kötü günlerinde on binleri bir araya getirebilen müthiş bir heyecan dalgası çıktı.

–  “Futbol imanı” adını verebileceğimiz güçlü inancın nelere kadir olduğuna dair muazzam dersler çıktı.

–  Başa gelen türlü belalar karşısında yılgınlığa kapılmama duygusu çıktı.

Eh bunlar da hiç azımsanacak şeyler değildir.

* * *

Sözün özü şudur:

Aziz Yıldırım abartılırsa ortaya “gülünç” şeyler çıkar.

Her şey yerli yerine konulursa…

Ortaya örnek alınacak bir “mücadele azmi” çıkar.

Kıvamı kaçırmak ve beklentiyi arttırmak suretiyle adamı maskaraya çevirmeye çalışanlara önemle duyurulur.

 

Hiç kimse (06.10.2012)

“Hiç kimse Fenerbahçe’den büyük değildir.”

İmza: Aziz Yıldırım

*   *   *

“Hiç kimse Fenerbahçe’den büyük değildir. Aziz Yıldırım hariç.”

İmza: Alex.

 

Türkiye’nin en elektrik yaratan isimleri (25.11.2012)

Çetin biri olduğunu kanıtlamanın rahatlığı

Aziz Yıldırım

O artık sınanmış ve sınamış bir kahraman pozisyonda… Kendisi çetin sınavlardan geçti, etrafındakileri de çetin sınavlardan geçirdi. Şimdi bu büyük deneyim çerçevesinden bakıyor hayata, yaptığı işe, camiasına… Ama değişmeyen bir şey var: Elektrik yaratma kapasitesi… O hep üst noktadaydı. Hapisten önce de, hapiste de, hapisten sonra da… Sadece elektrik yaratma biçiminde bir değişim oldu: Hapisten önce pervasız, hapiste destansı, hapisten sonraysa aşırı duygusal…

 

Kafamda deli sorular (23.12.2012)

 Neden Cüppeli Ahmet Hoca’yı uslandıran mahpushane Aziz Yıldırım’ı uslandırmamıştır?

 

Köşe yazarı olması gereken ünlüler (24.12.2012)

 AZİZ YILDIRIM: Başbakan Erdoğan’dan bile daha fazla polemiğe, Başbakan Erdoğan’dan bile daha elektriğe, Başbakan Erdoğan’dan bile daha fazla tartışmaya yol açmazsa ben bu işi bırakırım.

Şu altı kişiyi çıkar, konuşacak konu kalmaz

 AZİZ YILDIRIM: Hapisten önce gündemdi… Hapiste gündemin şahı oldu… Hapisten çıktı gündemin şahbazı oldu… Onsuz konu biter, onsuz vakit geçmez.

 

Bir köşe yazarının yeni yıl dilekleri (28.12.2012)

– Aziz Yıldırım, yeni yılda gündem yaratma konusunda Başbakan Erdoğan’la yarışsın ki konuşacak konusuz kalmayalım.

 

Yılın en’leri (30.12.2012)

Yılın en süper dostluğu

Cüppeli Hoca – Aziz Yıldırım

Mahpushane dedikleri yer işte böyle bir yerdir: Normalde hayat boyu yolları kesişmeyecek kişileri buluşturur, buluşturmakla kalmaz ‘dost’ kılar. Aziz Yıldırım ile Cüppeli Ahmet Hoca dostluğu böyle başladı… İkisi de hapisten çıktı ama dostluklarının popülaritesi sürüyor.

 

2013 merakları (01.01.2013)

Aziz Yıldırım’ın yeni yılda çıkaracağı arıza sayısı iki haneli rakamlara ulaşacak mı?

 

Takıldıklarım (05.02.2013)

  YILDIRIM: Daha düne kadar “yoluna can kurban” denilen Aziz Yıldırım’ın şimdi istifası isteniyormuş… Nankörlük her yerde var ama futbolda biraz fazla var galiba…

 

Aziz Yıldırım’ın yükselişi ve düşüşü (07.02.2013)

  MAĞDURİYETTEN yükseldi, kibirden düşüyor.

–  Süper transferlerle yükseldi, berbat transferlerle düşüyor.

–  Galibiyetlerle yükseldi, mağlubiyetlerle düşüyor.

–  Susarak yükseldi, konuşarak düşüyor.

–  Takım iyiyken diktatörlüğüyle yükseldi, takım kötü olunca diktatörlüğüyle düşüyor.

–  Parayı bastırarak yükseldi, “Parayla pulla olmaz bu işler” diyerek düşüyor.

–  Recep Tayyip Erdoğan taktikleriyle yükseldi, Kemal Kılıçdaroğlu taktikleriyle düşüyor.

–  Alex’le yükseldi, Aykut Kocaman’la düşüyor.

 

Türkiye yıldızlar haritası (17.02.2013)

Kimse böyle parlamamıştı

Aziz Yıldırım

Hapse girdi ve yıldızını parlattı. Hiçbir yıldız o kadar parlamamıştı. Fakat sonra şu üç şey oldu: Eski kibirli günlerine döndü, yoldaşlık hukukunu zedeleyici şeyler yaptı, başarılı transferlere imza atmadı. Sonuç? Homurdanmalar… 

YILDIZI: Parıltının ardından sönme…

 

Faydasız notlar (28.02.2013)

–  AZİZ Yıldırım’ın Şenes Erzik’le bir toplantıda yan yana gelmemek için sarf ettiği çabayı anlayışla karşıladım. Çünkü bazen ben de bazı tiplerle yan yana gelmemek için akla karayı seçiyorum.

 

Her şey biter bunlar bitmez (13.04.2013)

Her şey biter, Aziz Yıldırım’ın azmi bitmez.

 

Aziz Yıldırım’ın düşüşü (28.06.2013)

– HERKESTE bir Aziz Yıldırım bıkkınlığı oluştu galiba…

– Mağduriyetten beslenmesinden herkes sıkıldı galiba…

– “Tek adam” yönetimine artık yeter deniyor galiba…

-Hep kendisini haklı göstermesine artık kimse dayanamıyor galiba…

– Sürekli omuzlarda taşınmak istenmiyor galiba…

 

Trabzon’a yapılan haksızlık ve Ermeniler (04.08.2013) 

TRABZONSPOR Başkanı İsmail Hacıosmanoğlu, “Şike davası” bağlamında Trabzon’a haksızlık yapıldığını söylüyor ve ardından da CHP’ye yükleniyor.

Neymiş CHP’nin suçu?

Fenerbahçe ve Beşiktaş’a sahip çıkmak ama Trabzonspor’a sahip çıkmamak…

İyi de Başbakan Erdoğan da “yöneticiler ceza almalı, kurumlar almamalı” diyerek benzer bir sahiplenişe imza atmadı mı?

CHP’yle yekten yüklenen Trabzonspor’un başındaki isim, nedense hükümete toz kondurmuyor.

“Ne iş” bile demeye gerek duymuyor ve geçiyorum.

*

Trabzonspor benim takımımdır.

Periferide kalmış olmaktan kaynaklanan bir ton haksızlığa maruz kalmıştır, kalmaktadır.

Dışlanmıştır, ötekileştirilmiştir, küçümsenmiştir, sesini duyuramamıştır.

Başka takımların fanatikleri pışpışlanırken Trabzonspor’un fanatikleri yerin dibine batırılmıştır.

Söz konusu Trabzonspor olduğunda alabildiğine genellemeler yapılabilmekte, bunda da hiçbir beis görülmemektedir.

*

Fakat bakıyoruz, Trabzonspor’un başındaki isim, bu haksızlığı da gayet sakil bir şekilde ifade etmeyi tercih ediyor.

“Bize üvey evlat muamelesi yapamazsınız” diyeceğine…

“Ne yani? Biz Rum takımı mıyız, Ermeni takımı mıyız?” diyor.

Sanki “Rum takımı” olsa, “Ermeni takımı” olsa…

Haksızlığa uğramayı, üvey evlat muameleyi görmeyi hak etmiş olacak.

Dışlaya dışlaya memleketimizde az sayıda bıraktığımız kalan son Rum ve Ermeni vatandaşlarımızı fena halde rencide ediyor.

Bir haksızlığa isyan ederken başka bir haksızlığa imza atıyor.

*

Kim ne derse desin!

Bu tutum, Trabzon’a ve Trabzonspor’a hiç mi hiç yakışmıyor.

 

Trabzonspor Başkanı diyor ki (06.08.2013)

TRABZONSPOR Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nu eleştiren bir yazı yazmıştım.

Kendisiyle bir telefon görüşmesi yaptım.

Söyledikleri şunlar:

*

-Benim partiyle, siyasetle alakam yok. Milliyetçi muhafazakâr biriyim ben. Başbakan’ın yaptığı işleri beğenirim.

-Başbakan “Kurumlar ile kişiler ayrılsın” diyor. Başbakanımız akıllı adamdır. Kurumlar ile kişilerin ayrılmayacağını bilir. Başbakanımız onu siyaseten söylüyor.

-CHP ile MHP’nin tutumu ise daha farklı… Bu iki partinin liderleri UEFA’ya “Siz nasıl böyle karar verirsiniz” diyorlar. Kılıçdaroğlu “Türkiye’deki mahkemeler bağımsız karar veremez” diyor.

-Bir tarafta Türk futbolunun ırzına geçmiş bir adam var ve bunlar tutmuşlar “Sen nasıl Aziz Yıldırım’a ceza verirsin” diyorlar, Aziz Yıldırım’ı savunuyorlar. “Kurumlar ayrı, kişiler ayrı” bile demiyorlar.

-Yaptığım açıklamada “biz Ermeni, Rum, Yahudi takımı mıyız?” dedim… Kastım içimizde yaşayan Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlarımızı üzmek değildi. Benim de Ermeni, Rum arkadaşlarım var.

-Benim o sözleri söylemekteki amacım siyasi partilerin Trabzonspor’a yabancı futbol takımı muamelesi yapmalarına tepki göstermekti. Keşke “Biz Fransız takımı mıyız, İspanyol takımı mıyız” diye sorsaydım, amacımı daha iyi ifade etmiş olurdum.

 

Not Defterimden (08.08.2013)

– AZİZ Yıldırım’ın, “mahpusluk arkadaşı” Cübbeli Hoca’yı unutmamasını, ziyaretine gitmesini çok takdir ediyorum.

 

Aziz Yıldırım sorunsalı (25.10.2013)

FENERBAHÇE Cumhuriyeti’nin bir Aziz Yıldırım sorunu var.

Ne yapılacağı bilinemiyor.

Aziz Yıldırım’a yüz çevrilse…

“Büyük başkan”a ayıp olacak.

Aziz Yıldırım’a sahip çıkmaya devam edilse…

Koca Fenerbahçe’nin Aziz Yıldırım’la birlikte ayağının kayma tehlikesi belirecek.

*

İnsan içinden geçiriyor:

Keşke Fenerbahçe’de de “başbakanlık” dışında bir “cumhurbaşkanlığı” kategorisi olsa…

Ve o seçenek devreye sokulsa…

Böylece mesele tatlı bir şekilde halledilse…

 

Sen sandıktan çıktın da Aziz Bey nereden çıktı? (05.11.2013)

HER defasında ama her defasında…

-“Biz sandıktan çıktık, biz oy aldık, biz tercih edildik” diyenler…

-Neredeyse 

“sandıktan çıkmak” 

dışında hiçbir meşruiyet alanına kapı aralamayanlar…

-“Sandıktan çıkana saygı göstereceksin” cümlesini dillerinden düşürmeyenler…

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe delegelerinin oylarıyla sandıktan çıkması karşısında öyle bir tahammülsüzlük gösteriyorlar ki…

Sormayın gitsin.

*

Kısacası durum şudur:

Kendileri sandıktan çıkınca pek hoş, pek güzel, pek şeker…

Aziz Bey sandıktan çıkınca “auuuu”.

 

Dik dur eğilme Aziz Yıldırım (19.01.2014)

SENİN elinde iki günde iki bin polisi hallaç pamuğu gibi dağıtacak güç var mı?

Yok.

*

Senin elinde Yargıtay’ı Fenerbahçe Yönetim Kurulu’nda görev yapan zatlardan birine bağlayacak kudret var mı?

Yok.

*

Senin elinde Yargıtay’dan çıkan onama kararını “yok hükmünde” durumuna düşürecek bir kamuoyu oluşturma gücü var mı?

Yok.

*

Senin elinde “işte bunlar hep paralellerin işi” dediğin andan itibaren sesine ses katacak 7 gazete, 12 televizyon ve en az 48 köşe yazarı var mı?

Yok.

*

Senin elinde “şike var mı yok mu, buna ancak sandık karar verir” deme imkânı var mı?

Yok.

*

Senin bir Bekir Bozdağ’ın var mı?

Yok.

*

Senin tayin çıkarma, savcının yanına savcı ekleme, telefon dinleme, istihbarat oyunları oynama, kara propaganda yapma araçların var mı?

Yok.

*

Yok… Yok… Yok…

Ama sen yine de dik dur, eğilme Aziz Yıldırım.

Çünkü…

Senin dik durup eğilmemen, elinde bin türlü imkânı olan kudretli şahısların dik durup eğilmemesine benzemez.

Senin tek bir dik duruşun, her türlü etki, yetki ve garantiye sahip olanların bin tane dik duruşundan bile daha değerli, daha sağlamdır.

*

Dik dur eğilme!

Vicdanlılar seninle!

Trabzonspor, Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi Yayınladı

Şike sürecinde yeni dönem başladı. Yargıtay’ın kararının ardından Trabzonspor dört koldan TFF’ye savaş açmaya hazırlanıyor.

Kulüp “Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi” başlıklı bir bildiri yayınladı. Türkçe ve İngilizce kaleme alınan bildiri, gelecek günlerde başlayacak hukuk savaşının habercisi oldu.

Bildiri aşağıdadır:

Okumaya devam et Trabzonspor, Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi Yayınladı

FIFA ve UEFA’nın Muhtemel Yaptırımları

Yargıtay’ın birçok isim için şike sürecini bitiren kararının ardından gözler FIFA ve UEFA‘ya çevrildi.

Medya ve sosyal medyada takip ettiğim hukukçular birbiriyle çelişen yorumlar yapıyorlar.

Yargıtay kararından önce “UEFA kulüplere ceza veremez” diyen bazı hukukçular ağız değiştirdiler. Şimdi UEFA’nın küme düşme cezası verebileceğini iddia ediyorlar.

Bazı hukukçular TFF için yeniden yargılama söz konusu olamayacağını, zira Yargıtay kararının yeni delil olmadığını belirtiyorlar.

Bir kesim TFF’ye bile ceza verilemeyeceğini, UEFA’nın talimat değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını savunuyor. 

Ciddiye almakta zorlandığım tek görüş ise “Türkiye’de yeniden yargılamaya ilişkin kanun değişikliğinin gerçekleşmesi halinde, Yargıtay kararının bozulacağını ve Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni bir sürecin başlayacağını, spor hukukunun da bu sürecin sonunu beklemesi gerektiğini; olası beraat kararlarının ardından spor hukukunda yeniden yargılama yapılması gerektiği“ni iddia ediyor. Bu görüş sahipleri, Türk yargı sistemindeki yolsuzluğun UEFA’nın dikkatinden kaçamayacağını ileri sürüyorlar.

Eminim gözden kaçırdığım görüşler vardır. Hepsini ayrı ayrı değerlendirmem gerekmiyor. Bu yazıda kendi görüşümü paylaşacağım.

Öncelikle, FIFA ve UEFA Türk yargı sistemindeki yozlaşmayla ilgilenmez. UEFA Disiplin Kurulu, UEFA Temyiz Kurulu ve CAS sadece mahkeme kararını değil, delilleri de dikkate alarak karar verdi. Üstelik Yargıtay tapelerin gerçeği yansıttığını, sanıkların tapelerin içeriğine itiraz etmediklerini hatta sanıkların bazı ses kayıtlarının dinlenmesine karşı çıktıklarını açıkladı. UEFA ve FIFA için tapelerin sahte olmaması, içeriklerine itiraz edilmemesi yeterli. Bu tapelerin nasıl elde edildiğinin hiç önemi yok. Mahkeme kararı olmasaydı bile, tapeler tek başına UEFA için yeterli olacaktı. CAS için de durum aynı. CASAmadou Diakite ve Ahongalu Fusimalohi kararlarında tapeler, temel alarak kararları onadı. CAS, hukuka aykırı elde edildiği iddia edilen tapelerin şike gibi sporun doğasına zarar verecek büyük ihlallerin ispatında önemli delil olduğunu benimsedi. CAS, devlet mahkemeleri için bağlayıcı olan temel ilkelerin özel hukuka tabi tahkim yargılamasında birebir uygulanamayacağını ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin bu görüşü kabul ettiğini örnek içtihatlarla ortaya koydu.

Bu sebeple, şike soruşturmasında elde edilen ses kayıtları ceza yargılamasında hukuka aykırı kabul edilse bile, spor hukukunda kesinlikle nazara alınır. Ses kayıtlarının hukuka aykırı elde edilmiş olması tek başına spor hukukunda yeniden yargılamayı gerektirmez. 

FIFA ve UEFA ne tür cezalar verebilir?

Bazı hukukçular UEFA‘nın talimat değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını; şike, ırkçılık gibi temel değerlere saldırı niteliği taşıyan eylemlerin gereği gibi soruşturulmaması durumunda UEFA‘ya ceza verme yetkisi tanıyan yeni hükmün TFF ve yöneticileri şike yapan kulüplere uygulanamayacağını iddia ediyorlar.

CAS, Porto Kararı‘nda UEFA talimatında şike ile getirilen yeni hükümlerin geçmişe etkili uygulanabileceğini kabul etti. Her ne kadar Porto, talimat değişikliğinden önce şike yapmış olsa da, UEFA‘nın yeni talimatı uygulayarak Porto‘yu Avrupa Kupaları’na kabul etmeme yetkisi olduğunu açıkladı. Aynı gerekçeyle, UEFA‘nın son talimat değişikliğinin 3 Temmuz sürecine etkili olabileceği kabul edilebilir.

3 Temmuz sürecinde UEFA, şike sürecinin TFF‘nin egemenliğinde olduğunu ve TFF‘nin iç işleyişine müdahale etmeyeceğini açıklamıştı. Dikkat edilirse, bu açıklamalar talimat değişikliğinden önce yapılmıştı. Talimatın yeni düzenlemeleri UEFA‘ya ulusal federasyonların iç işleyişine karışma, hatta federasyon yerine karar verme yetkisi tanıyor.

UEFA ve FIFA öncelikle TFF‘ye ceza verebilir. TFF, gereği gibi soruşturma yapmadığı gerekçesiyle yaptırıma tabi tutulabilir.

TFF‘ye hangi cezalar verilebilir?

UEFA ve FIFA‘nın kulüplere, federasyonlara verilecek cezalarda geniş takdir yetkisi bulunuyor.

1) Önce, bugüne kadar kimsenin bahsetmediği bir ihtimali tartışmaya açayım.

FIFA Statüsü, FIFA‘ya olağanüstü durumlar söz konusu olduğunda üye federasyonların yönetim kurullarını görevden alma yetkisi vermektedir. Eğer UEFA ve FIFA, TFF‘den Yargıtay kararıyla kesinleşen mahkumiyet kararlarını dikkate alarak ilgili kişi ve kulüplere ceza verilmesini ister ancak TFF bu talebi reddederse, FIFA‘nın TFF‘nin yönetimine müdahale etme ihtimali bulunmaktadır. FIFA, TFF‘nin yönetim kurulunu görevden el çektirerek, belli süre için görev yapacak bir kurul atayabilir. FIFA, bu kararı vermeden önce UEFA‘ya danışmalıdır.

Yukarıdaki ihtimal Türkiye’de bomba etkisi yapar. Bilindiği üzere, futbol camiası TFF‘nin dokunulmaz olduğunu iddia ediyor. Hükümet, Bakanlar, muhalefet partileri de özerkliği dokunulmaz olarak yorumluyor. Her türlü yolsuzluğa imza atanlara müdahale edilemeyeceğini, bu pisliğin TFF‘nin iç sorunu olduğunu savunuyor. İsviçre, İngiltere, Fransa, Güney Afrika’da futbol federasyonları hakkında soruşturmalar açıldı. Hatta FIFA bile soruşturuldu. İsviçre mahkemeleri FIFA‘nın birkaç yöneticisini cezalandırdı. Hiçbir futbol federasyonu dokunulmaz değil. Türkiye hariç. Anayasa değişikliği ile TFF‘nin dokunulmazlığı katmerlendi. Bu da hükümetin ve muhalefet partilerinin ayıbı.

Türkiye’de TFF‘ye dokunulamazken, FIFA üye federasyonların yönetimlerine karışabiliyor. Sadece belli bir kararı almaya zorlamakla yetinmeyip, doğrudan yönetimi görevden alıp, karar verecek yeni bir yönetim getirebiliyor.

2) FIFA ve UEFA, Türk milli takımlarının uluslararası maçlar oynamasını engelleyebilir.

3) TFF’nin üyeliği askıya alınabilir.

Peki FIFA ve UEFA kulüplere ceza verebilir mi?

UEFA’nın 2013 tarihli talimatı sadece UEFA tarafından düzenlenen maç ve turnuvalarda değil, ayrıca UEFA’nın kuruluş amaçlarından birine esaslı aykırılık hallerinde de uygulama alanı bulacak. Bu yetki ancak üye federasyonların yeterli soruşturmayı yapmaları halinde uygulanamayacak (UEFA Disiplin Talimatı md. 2/IV). 

TFF‘nin şike sürecini nasıl yönettiğini biliyoruz. Etik Kurulu’nun saçma raporunu, PFDK‘nın açıkça hukuka aykırı kararını ve TFF Tahkim Kurulu’nun şikeye 3 maç ceza verdiği kararı unutmadık.

UEFA, TFF yönetim kurulu ve hukuk kurullarının şikeyi örtbas etmek için harcadığı çabanın farkında. UEFA, 2013 tarihli talimatını uygulayarak öncelikle TFF‘ye ceza verebilir. Bu talimata dayanarak kulüpleri de cezalandırabilir.

UEFA, kulüplere hangi cezaları verebilir?

Bir hususu unutmamak gerekir. UEFA sadece kendi disiplin talimatında yer alan cezaları verebilir. UEFA’nın küme düşürme yetkisi bulunmamaktadır. UEFA kulüplere “uyarı“dan başlayarak çeşitli cezalar verebilir ama küme düşürme cezası veremez.

Şikeye karışmış kulüplere verilebilecek en ağır cezalar Avrupa Kupaları’ndan men ve en üst ceza olarak lisansın iptalidir.

Fenerbahçe ve Beşiktaş UEFA tarafından cezalandırıldı. Her ne kadar Beşiktaş için cezanın kesin olmadığı, durumun tekrar değerlendirileceği belirtilse bile, cezanın arttırılacağını sanmıyorum.

Türkiye’de Sivasspor, Giresunspor ve Bülent Uygun‘un Yargıtay tarafından yönetici olarak değerlendirilmesinin tartışılmasının ardından belki Eskişehirspor UEFA tarafından cezalandırılabilecektir.

Bu süreçle ilgili asıl aktör FIFA’dır. FIFA’nın kulüplere küme düşme cezası verme yetkisi var. FIFA doğrudan bu cezayı vermeyip, TFF’ye yeni yönetim atadıktan sonra kulüplere ceza verilmesini sağlayabilecek.

Çok önemli bir noktayı atlamayalım. FIFA ve UEFA sadece Yargıtay aşamasından geçmiş kararlarda yer alan maçlarla sınırlı karar vermeyecektir. 6222 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce yapılmış ancak mahkemenin cezalandıramadığı şike olayları da UEFA ve FIFA’nın radarında olacaktır.  

Aynı şekilde, 6222 sayılı Kanun’a göre suç olmayan ancak UEFA talimatına göre suç olan fiiler de UEFA tarafından değerlendirilebilir.

Örneğin, Barış Özbek‘in, o süreçte görev aldığı Galatasaray’ın kadrosunu üçüncü kişilerle paylaşması UEFA düzenlemelerine göre şikeydi. TFF Etik Kurulu bu hareketi sadece etik ihlal olarak değerlendirdi ve oyuncunun Etik Kurulu’na sevk edilmesi gerektiğini açıkladı. TFF ise bu sporcuyu Etik Kurulu’na sevk etmedi.

Aynı şekilde, Hikmet Karaman, kendisine yapılan şike/teşvik primi teklifini kabul etmemesine rağmen, bunu TFF’ye bildirmediği için cezalandırılmalıydı. Karaman hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

TFF Etik Kurulu, birçok şike fiilini sadece etik ihlal olarak değerlendirdi. Bu fiillerin listesini paylaşmıştım: http://goo.gl/wC5K1I

Özetle, UEFA ve FIFA, TFF’nin görmezden geldiği bütün şike ve teşvik primlerini göz önüne alacaktır. Kişiler ve kulüpleri cezalandıracaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, UEFA ve FIFA aşağıdaki maçları da değerlendirebilecektir. FIFA ve UEFA’da lobi yapmaya çalışanların bu maçları özellikle belirtmesi ve iki federasyonun dikkatini çekmesi gerekir:

Manisaspor – Trabzonspor (21.02.2011)

Fenerbahçe – Kasımpaşa (26.02.2011)

Kayserispor – Manisaspor (04.03.2011)

Bursaspor – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (06.03.2011)

Gençlerbirliği – Fenerbahçe (07.03.2011)

Galatasaray – Fenerbahçe (18.03.2011)

Gençlerbirliği – Trabzonspor (20.03.2011)

Diyarbakırspor – Giresunspor (04.04.2011)

Eskişehirspor – Fenerbahçe (09.04.2011)

Trabzonspor – Bursaspor (17.04.2011)

Karşıyakaspor – Giresunspor (18.04.2011)

Eskişehirspor – Trabzonspor (22.04.2011)

Giresunspor – Mersin İdman Yurdu (24.04.2011)

Fenerbahçe – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (01.05.2011)

Karabükspor – Fenerbahçe (08.05.2011)

Beşiktaş – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (11.05.2011)

Fenerbahçe – Ankaragücü (15.05.2011)

Trabzonspor – İstanbul Büyükşehir Belediyespor (15.05.2011)

Sivasspor – Fenerbahçe (22.05.2011)

Sportif Suça Sportif Ceza mı?

Yargıtay’ın şike cezalarını onamasının ardından Türkiye’de yeni lobi faaliyetleri başladı.
 
İddiaya göre, “şike sadece sportif suçtur. Sportif suça sportif ceza verilmesi gerekir. Dünyada bahisle ilgisi olmadan, sadece şikeden ötürü ceza verilmemektedir. Üstelik Türkiye’de şikenin cezası çok ağırdır.
 
Bu iddialar doğru değil.
 
Son yıllarda Dünya’nın dört bir yanında, birçok devlet şikeyi özel hükümlerle suç olarak düzenlemiştir. Bazı devletler bu suçu Ceza Kanunu, Ceza Kodu içinde getirmiş; bazıları ise sporla ilgili özel kanunlar düzenlemeyi uygun bulmuştur.
 
Aşağıda Güncel Hukuk Dergisi’nin Nisan 2012 sayısında yayınlanmış yazımı bulacaksınız. Bu yazının yayınlanmasından sonra birçok devlet şike ile ilgili cezalar getirmiştir. Bu gelişmeleri daha sonra paylaşacağım.
 
Yazıda da göreceğiniz üzere, şike artık devletler tarafından düzenlenen bir suçtur. Cezası da gün geçtikçe ağırlaştırılmaktadır. Devletler cezaları arttırma eğilimindedir. Türkiye’de bir kesimin iddia ettiği gibi, “sportif suça sportif ceza” gibi bir uygulama bulunmamaktadır.
 
Yazıda belirtilmemiş, daha sonra ortaya çıkan önemli bir gelişme, Avrupa Konseyi bünyesinde şike ile mücadeleye ilişkin uluslararası sözleşme düzenlenmesi çalışmalarına başlanmasıdır. Dün (24 Ocak 2014) Avrupa Konseyi’nde bu yönde bir toplantı olmuştur. Sözleşmenin 2015 yılında imzalanmaya hazır hale gelmesi planlanmaktadır. Diğer bir deyişle, bırakın şikenin suç olmasını, artık şike ile mücadele için uluslararası işbirliği öngörülmektedir. Devletler, şike ile sert mücadele etmeye yönlendirilmekte ve bu konuda yeknesaklık oluşturmaya çalışılmaktadır.
 
Yazıyı sunuyorum. Öneri ve eleştirilerinizi paylaşmanızı rica ediyorum.

Okumaya devam et Sportif Suça Sportif Ceza mı?

Özcan Yeniçeri’den Aziz Yıldırım’a Destek

MHP milletvekili Özcan Yeniçeri, TBMM’de yaptığı basın toplantısında Aziz Yıldırım‘a destek verdi. Yeniçeri, başbakanın gereğini yapması gerektiğini söyledi.
 

Okumaya devam et Özcan Yeniçeri’den Aziz Yıldırım’a Destek

Prof. Oğuz Atalay Konferansta Doğru Söyledi, Etik Kurulu’nda Şaştı

Bir önceki yazımda, TFF Etik Kurulu’nun uydurduğu garip bir teoriden bahsetmiştim. Etik Kurulu, yöneticinin yaptığı şikenin kulübe izafe edilebilmesi için bu konuda yönetim kurulu kararı alınması; yöneticinin görevlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştü.

TFF Etik Kurulu başkanı Prof. Oğuz Atalay, Şehir Üniversitesi’nde katıldığı bir sempozyumda tam tersi bir açıklama yapmıştı.

Blogger sitesi, bir videoyu belli bir süreden itibaren yayınlamaya izin vermediği için linki paylaşıyorum: http://goo.gl/wZ6bYR

Konuşmanın metni şöyle:

Okumaya devam et Prof. Oğuz Atalay Konferansta Doğru Söyledi, Etik Kurulu’nda Şaştı

TFF Etik Kurulu: “Şikenin Kulübe İzafe Edilebilmesi için Yönetim Kurulu Kararı ile Görevlendirme Gerekir”

TFF Etik Kurulu başkanı Oğuz Atalay tekrar sahneye çıkınca Kurul’un raporlarını hatırlatmak gerekti.

Bu Kurul’da akademisyenler de görev alıyorlar. Onlar da çok iyi biliyorlar ki, “yöneticinin (organın) bu sıfatla, görevi ile ilgili olarak gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemlerden dernek de sorumludur.

Ne yazık ki TFF Etik Kurulu, yöneticilerin imza attıkları şike ve teşvik primi eylemlerinin kulüplere izafe edilebilmesi için kulübün yönetim kurulunda şike veya teşvik primi verilmesi hususunda karar alınması; yönetim kurulunun bir yöneticiyi bu fiilleri gerçekleştirmekle görevlendirmesi gerektiğini ileri sürdü. Kurul, diğer yöneticilerin de bu faaliyetten haberdar olmaları gerektiğine işaret etti.

Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıfında, Kasım ayı civarı öğrencilere tüzel kişilerin hak ehliyeti anlatılır. Tüzel kişilerin sorumluluğu öğretilir. Bir öğrenci, tüzel kişinin organın hukuka aykırı fiilinden sorumlu olması için yönetim kurulu kararı veya diğer yöneticilerin ilgili fiilden haberdar olmaları gerektiğini yazsa, Medeni Hukuk dersini geçemez. TFF Etik Kurulu’ndaki akademisyenler ise bu teoriyi (!) kaleme alabilmişler.

Kurul’un sayın üyelerinden bu teorilerini destekleyecek doktrin ve içtihatlar göstermelerini rica ediyorum.

İlgili kararları hatırlayalım:

1) 07.03.2011 tarihli Gençlerbirliği – Fenerbahçe Futbol Müsabakası (2-4)

İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeniyle şike faaliyetinin Fenerbahçe Spor Kulübü’ne izafe edilmesinin uygun olacağı, ancak bu eylemden Fenerbahçe Spor Kulübü’nün diğer yöneticilerinin haberdar olduğuna ilişkin bir kanıta rastlanmadığı; özellikle İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun TFF Etik Kurulu’na vermiş olduğu sözlü beyanında Kulüp adına yapacağı işlemlerle ilgili olarak Yönetim Kurulu toplantılarında karar alındığı ve görevlendirme ya da yetkilendirme yapıldığını bildirmesi karşısında dosya içeriğinde I.Yüksel Ekşioğlu’nun bu maçta yetkilendirdiğine ya da görevlendirildiğine dair bir belge ya da karara da rastlanmadığı

2) 15.05.2011 tarihli Fenerbahçe-MKE Ankaragücü Futbol Müsabakası(6-0)

İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeniyle şike teşebbüsü eyleminin Fenerbahçe Spor Kulübü’ne izafe edilmesinin uygun olduğu; ancak bu eylemden Fenerbahçe Spor Kulübü’nün diğer yöneticilerinin haberdar olduğuna ilişkin bir kanıta rastlanmadığı; özellikle İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun TFF Etik Kurulu’na vermiş olduğu sözlü beyanında Kulüp adına yapacağı işlemlerle ilgili olarak Yönetim Kurulu toplantılarında karar alındığı ve görevlendirme ya da yetkilendirme yapıldığını bildirmesi karşısında dosya içeriğinde I.Yüksel Ekşioğlu’nun bu maçta yetkilendirildiğine ya da görevlendirildiğine dair bir belge ya da karara da rastlanmadığı

Ekleme:
1) Twitter’da çok komik bir ileti aldım. TFF Etik Kurulu’nun kriterlerinin somut olaya uygulanması ancak aşağıdaki şekilde olabilir. Paylaşmak isterim.

2) Prof. Dr. Oğuz Atalay’ın bir konferansta yaptığı konuşmada kişilerin faaliyetlerinin kulüplere izafe edilmesi konusunda çok farklı görüşler sundu. O konferansla ilgili yazım için: http://goo.gl/zQQ56i

TFF Etik Kurulu Başkanı Oğuz Atalay: "Sahaya Yansıma Kriterini Uygulamadık. Raporda ‘Saha’ İfadesi Geçmiyor"

TFF Etik Kurulu Başkanı Oğuz Atalay, Yargıtay kararı sonrası durum değerlendirmesi yapmış.
 
O değerlendirmeyi uzun uzun tartışmak gerekiyor.
 
Şimdilik tek bir hususu açıklığa kavuşturmak gerektiğini düşünüyorum.
 
Atalay, röportajda şikenin sahaya yansımadığına ilişkin bir ifade kullanmadıklarını; raporda “saha” ifadesinin geçmediğini söylemiş.
Kazın ayağı öyle değil.

Raporda sadecesahaifadesi geçmekle kalmıyor. Kurulmüsabakanın seyrindevemüsabakanın görüntü kaydı incelendiğindeifadeleri ile, maçları tekrar izlediğini ve sahaya baktığını; sahaya yansımanın var olup olmadığını tartıştığını itiraf ediyor.
 
Röportajın ilgili bölümü şöyle:

Okumaya devam et TFF Etik Kurulu Başkanı Oğuz Atalay: "Sahaya Yansıma Kriterini Uygulamadık. Raporda ‘Saha’ İfadesi Geçmiyor"

Hangi Maçlar Şike/Teşvik Primi Konusu Oldu?

Önceki yazımda Yargıtay’ın kararını temel alarak sanıkların listesini vermiştim. Her sanığı ayrı ayrı belirtmiştim.

Bu yazıda toplu halde maçların listesini ve her maçta kimlerin rol aldıklarını yazacağım.

Medyada maç sayısının azlığından şikayet edenler var. “Hani 19 maç vardı?” diyorlar.

Yargıtay kararında 10 maçta şike yapıldığı, şikeye teşebbüs edildiği, teşvik primi verildiği ve teşvik primi vermeye teşebbüs edildiği ortaya çıktı.

Bir ülkenin en üst liginde tek bir maçta bile şike yapılsa yer yerinden oynardı. Türkiye’de ise 10 maç üzerinde oyunlar oynanması kimseyi korkutmuyor.

Listeyi paylaşayım. İleride uzun uzun tartışacağız.

 

Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)

Alaeddin Yıldırım (teşvik primi)

Ali Kıratlı (teşvik primi)

Aziz Yıldırım (teşvik primi)

Gökçek Vederson (teşvik primi)

İlhan Yüksel Ekşioğlu (teşvik primi)

 

Karşıyaka – Giresunspor (18/04/2011)

Abdurrahman Yakut (şike)

 

Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)

Aziz Yıldırım

Ali Kıratlı

Bülent Uygun

İlhan Yüksel Ekşioğlu

Mehmet Şekip Mosturoğlu

Sami Dinç

Tamer Yelkovan

Ümit Karan

 

Giresunspor – Mersin İdman Yurdu (24/04/2011)

Ömer Ülkü (şikeye teşebbüs)

 

İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011)

Abdullah Başak (şike)

Ahmet Çelebi (şike)

Aziz Yıldırım (şike)

Bülent İşçen (şike)

İbrahim Akın (şike)

Tamer Yelkovan (şike)

Yusuf Turanlı (şike)

 

Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011)

Aziz Yıldırım (şike)

Erdem Konyar (şikeye teşebbüs)

Mehmet Şekip Mosturoğlu (şikeye teşebbüs)

Sami Dinç (şikeye teşebbüs)

 

Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)

İbrahim Akın (şike)

İskender Alın (şike)

Serdal Adalı (şike)

Tayfur Havutçu (şike)

Yusuf Turanlı (şike)

 

Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)

Abdullah Başak (şike)

Aziz Yıldırım (şike)

Cemil Turhan (şike)

İlhan Yüksel Ekşioğlu (şike)

Mehmet Şekip Mosturoğlu (şikeye teşebbüs)

Sami Dinç (şikeye teşebbüs)

Yusuf Turanlı (şike)

 

Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

Abdullah Başak (teşvik primi)

Aziz Yıldırım (teşvik primi)

İbrahim Akın (teşvik primi)

İlhan Yüksel Ekşioğlu (teşvik primi)

İskender Alın (teşvik primi)

Yusuf Turanlı (teşvik primi)

 

Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

Abdullah Başak (şike)

Ahmet Çelebi (şike)

Aziz Yıldırım (şike)

Ali Kıratlı (şikeye teşebbüs)

Bülent İşçen (şike)

İlhan Çelikay (şikeye yardım etmek)

İlhan Yüksel Ekşioğlu (şike)

Korcan Çelikay (şike)

Mecnun Otyakmaz (şike)

Mehmet Yıldız (şike)

Tamer Yelkovan (şike)

Yusuf Turanlı (şike)

Yargıtay Şike Kararını Açıkladı

Yargıtay 5. Dairesi, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgütü yönetme, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve yardım etme, işyeri dokunulmazlığının ihlali, tehdit, rüşvet verme ve alma, bu suça aracılık etme, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, şike, teşvik primi, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, resmi belgede sahtecilik suçuna yardım etme ve özel belgede sahtecilik iddialarına yönelik kararları için yapılan temyiz talepleri hakkında kararını açıkladı.

Yargıtay’ın bu kararından önemli başlıkları, bugüne kadar kamuoyunda tartışılan başlıklar altında incelemeye çalışacağım.

Okumaya devam et Yargıtay Şike Kararını Açıkladı

Türk Sporunda Teşvik Priminin Önlenmesine İlişkin Tespitler, Görüşler, Öneriler (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu)

TBMM bünyesinde kurulan Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/63, 113, 138, 179, 228) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’nun raporunun detaylarını paylaşmaya başlamıştım.

Bu yazıda futbol dünyasının teşvik primi ile ilgili görüşlerini paylaşacağım.

Özellikle Abdullah Kığılı, Ali Şen, Abdullah Kığılı, Aziz Yıldırım, Ersun Yanal, Serhat Ulueren, Cafer Aydın, Ahmet Çakar, Erman Toroğlu, Mutlu Çelik, Alpay Şar,  Tolgay Karagöz, Ateş Salcıoğlu ve Denizli Belediyespor Kulübü Başkanlığı‘nın görüşlerini okuyunuz!

Okumaya devam et Türk Sporunda Teşvik Priminin Önlenmesine İlişkin Tespitler, Görüşler, Öneriler (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu)

Türk Sporunda Şikenin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu)

TBMM bünyesinde kurulan Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/63, 113, 138, 179, 228) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu 2005 yılında bir rapor yayınladı. 
 
Bu raporda spor kamuoyunun önemli isimlerinin şikenin önlenmesine ilişkin tespit, görüş ve önerileri de yer alıyor.
 
Raporun ilgili bölümünü aşağıda bulacaksınız.
 
Açıklamaları okurken kanınız donacak. Bazı yöneticilerin hiç utanmadan ahlaksızlığı itiraf ettiklerini ve savunduklarını göreceksiniz. Bazılarının ise hedef saptırdığına şahit olacaksınız. “Şike yok. Olamaz” diyen naif yöneticilerin kulüpleri nasıl yönettiklerine şaşıracaksınız. Belki onların kamuoyunu aptal yerine koyacak kadar kontrollerini kaybettiklerini düşüneceksiniz.
 
Turgay Demirel‘in Galatasaray ile ilgili açıklamasına dikkat çekmek isterim. Demirel, Galatasaray’ın ligde kalması için takım sayısını arttırdığını itiraf etmiş. Burada sadece Demirel‘e kızmamak lazım. İlgili karara imza atan yönetim kurulu üyelerinin tamamı sorumludur.
 
Şekip Mosturoğlu‘nun görüş ve önerilerini gözden kaçırmayın!
 
Mehmet Ali Yılmaz, Ali Şen, Yıldırım Demirören, Ergun Gürsoy, Zafer Katrancı, Celal Doğan, Selahattin Aydın, İlhan Cavcav, Veli Sezgin, Adnan Sezgin, Samet Aybaba gibi isimlerin şike ile ilgili yorumları bugüne ışık tutuyor.
 
Bu isimler TBMM Araştırma Komisyonu ile dalga geçmiş.
 
Bazı isimlerin 3 Temmuz şike sürecindeki söylemleri farklı mı? Elbette değil.
 

Okumaya devam et Türk Sporunda Şikenin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu)

Kulüpleri Kurtarma Operasyonu 6222 Sayılı Kanun ile Başlamalı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün UEFA’ya seslendi ve şike suçlarında kişilerle kurumların ayrılması gerektiğini belirtti.

Radikal’de yayınlanan haber aşağıdaki gibidir:

Bir gazetecinin, UEFA’nın Beşiktaş ve Fenerbahçe ile ilgili kararı ve sürece ilişkin değerlendirmeleri sorulan Erdoğan, “Onu bana sormayacaksın. Onu CAS’a sorarsanız daha iyi olur” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Fenerbahçeli olduğu için bu sorunun yöneltildiğinin hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:
“Şu anda Başbakanım. Türkiye’deki kulüplere eşit mesafedeyim, ama Fenerbahçe’ye tabii ki çocukluğumdan beri özel muhabbetim var. Bu muhabbetim ayrı bir yerde ama konuyla ilgili karar ki, ben UEFA’nın buradaki toplantısında yaptığım konuşmada açıklamıştım, ‘tüzel kişilikleri cezalandırmak değil, bireyleri eğer suçluysa cezalandırmak doğru olandır’ demiştim. Bunu siyasi partiler, dernekler için de aynı şekilde kullanıyorum. Yani şimdi Fenerbahçe camiasının diyelim ki, 20-25 milyon taraftarı var. Beşiktaş’ın bakıyorsunuz, 15-20 milyon taraftarı var. Böyle bir karar alındığı zaman siz ne yapıyorsunuz? O kitlenin tamamını cezalandırmış oluyorsunuz. Yani burada Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin neyse, böyle bir yanlış yapmışsa ona cezayı verebilirsiniz ama kalkıp da bir kulübe yok küme düşürmekti yok bilmem şu kadar para cezasıydı, böyle bir şeyin yapılmasını ben asla tasvip etmiyorum. Efendim işte bu yıllardır UEFA’nın kuralları içerisinde var. Bu kuralları koyanlar insan. Siz de şimdi gelip bu yanlışı düzeltin. Dolayısıyla bu yanlışı düzeltmek suretiyle de yıllardır, on yıllardır devam eden yanlış artık yani kulüplerin boynunda bir testere gibi, satır gibi durmasın. Bunu kaldıralım.

Başbakanın bu açıklaması, UEFA’dan ricası bugün hiçbir hukuk sisteminde kabul edilmiyor. Türk hukuk sisteminde de tüzel kişiler, organlarının hukuka aykırı fiillerinden sorumlu tutuluyor. Bu prensip dernekler, ceza, vergi, rekabet mevzuatında sık sık karşımıza çıkıyor.

Şike açısından ise çarpıcı bir örneğimiz var.