Spor Kulüpleri, Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Toplantılarını Elektronik Ortamda Yapabilecek

26 Nisan 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’nda spor kulüplerinin genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının elektronik ortamda yapabileceği öngörülüyor (Kanun md. 7/f. 3).

Aynı maddede, elektronik ortamda yapılacak toplantılara ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtiliyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, kanunun yürürlüğe girmesinden 6 aydan uzun zaman sonra kendisinden beklenen yönetmeliği hazırlayabildi.

Spor Kulüplerinin Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Toplantılarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 10.11.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelikte elektronik toplantı için teknik gereksinimler öngörüldüğü gibi ayrıca genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarında üyelerin ve yönetim kurulu üyelerinin hakları düzenlenmiş.

Ne yazık ki yönetmelikte hukuka aykırı düzenlemeler var.

Okumaya devam et Spor Kulüpleri, Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Toplantılarını Elektronik Ortamda Yapabilecek

Kamu Yararına Çalışan Spor Kulüplerinin Listesi Yayınlandı

26 Nisan’da Resmî Gazete’de yayımlanan 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’nda kanunun yürürlüğe girmesinden önce kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazanmış olan gençlik ve spor kulüpleri ile Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonunun kamu yararına çalışma statüsünün devam edeceği ve kamu yararına çalışan derneklere tanınan haklardan yararlanacağı öngörülüyor (Geçici Madde 1 / f. 1).

Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü, kamu yararına çalışan spor kulüplerinin listesini yayınladı.

Türkiye’de faaliyet gösteren kamu yararına çalışan dernekler aşağıdaki gibidir:

Yukarıda yer alan spor kulübü dernekleri dışında, Türkiye’de faaliyet gösteren kamu yararına çalışan derneklerin listesi için bkz. https://www.siviltoplum.gov.tr/kamu-yararina-calisan-dernekler

Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Resmî Gazete’de Yayımlandı

SPOR KULÜPLERİ VE SPOR FEDERASYONLARI KANUNU

Kanun Numarası : 7405

Kabul Tarihi: 22/4/2022

Resmî Gazete, 26/4/2022, Sayı: 31821

Okumaya devam et Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Resmî Gazete’de Yayımlandı

Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi (Sadece Kanun Teklifi Metni)

SPOR KULÜPLERİ VE SPOR FEDERASYONLARI KANUNU TEKLİFİ

BİRİNCİ KISIM

Genel Esaslar

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; spor kulüpleri, spor anonim şirketleri ve spor federasyonlarının kuruluşu, organları, üst kuruluş oluşturmaları, gelir ve giderleri, bütçe ve harcama esasları, görev, yetki ve sorumlulukları, denetimleri, bunlara yapılacak her türlü yardımın şekil ve şartları ile bunlara ilişkin diğer hususlara dair usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Kanunun spor kulüplerine ilişkin 3 ilâ 13 üncü maddeleri ve spor anonim şirketlerine ilişkin 14 ilâ 20 nci maddeleri saklı kalmak kaydıyla; Kanunda açıkça düzenlenen hükümler hariç olmak üzere, bu Kanun hükümleri kuruluş kanunu bulunan spor federasyonları hakkında uygulanmaz.

(3) Payları borsada işlem gören spor anonim şirketleri de dahil olmak üzere tüm halka açık spor anonim şirketleri sermaye piyasası mevzuatına tabidir. Bu Kanunda spor anonim şirketleri için getirilen hükümler, sermaye piyasası mevzuatının halka açık şirketler için getirdiği düzenlemelerden ayrılmadığı sürece uygulanır. Aynı konuda farklı hükümler olması durumunda halka açık spor anonim şirketlerine sermaye piyasası mevzuatı hükümleri uygulanır.

(4) Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda yer alan askeri spor kulüpleri hakkında bu Kanunun 4 üncü madde hariç diğer hükümleri uygulanmaz.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu Kanunda geçen;

a) Ana statü: Kanun ve yönetmeliklerde belirtilen usul ve esaslar ile bunların uygulanmasına yönelik diğer hususları belirlemek üzere spor federasyonlarının genel kurulları tarafından kabul edilen ve Bakanlığın uygun görüşü üzerine Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleyici işlemi,

b) Bakan: Gençlik ve Spor Bakanını,

c) Bakanlık: Gençlik ve Spor Bakanlığını,

ç) Bütçe: Belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgeyi,

d) Deaflimpik spor dalı: Uluslararası Deaflimpik Komitesi tarafından yaz-kış deaflimpik oyunları programına alınma kararının verildiği tarihten itibaren programına alındığı oyunlar tamamlanana kadar deaflirnpik olarak kabul edilen spor dallarını,

e) Denk bütçe: Gelirleri giderlerine eşit olan bütçeyi,

f) İhtisas spor kulübü: En fazla iki spor dalında faaliyet göstermek üzere kurulan ve seçtikleri spor dalının bütün kategorilerinde faaliyet gösteren spor kulüplerini,

g) İl Müdürlüğü: Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünü,

ğ) Kuruluş ana statüsü: Yeni kurulacak spor federasyonları için Bakanlık tarafından hazırlanan ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleyici işlemi,

h) Olimpik spor dalı: Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından yaz ve kış olimpiyat oyunları programına alınma kararının verildiği tarihten itibaren programına alındığı olimpiyat oyunları tamamlanana kadar olimpik olarak kabul edilen spor dallarını,

ı) Paralimpik spor dalı: Uluslararası Paralimpik Komitesi tarafından yaz ve kış paralimpik oyunları programına alınma kararının verildiği tarihten itibaren programına alındığı paralimpik oyunları tamamlanana kadar paralimpik olarak kabul edilen spor dallarını,

i) Spor anonim şirketi: Bir spor kulübünün bağlı ortaklığı veya iştiraki olarak ya da spor kulübünden bağımsız şekilde 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan ve spor faaliyetinde bulunmak amacıyla Bakanlığa tescilini yaptıran anonim şirketi,

j) Spor anonim şirketi yöneticisi: Spor anonim şirketi yönetim kurulunca spor anonim şirketinin yönetim veya temsili hususunda murahhas üye veya müdür olarak yetkilendirilen gerçek veya tüzel kişiyi,

k) Spor kulübü yöneticisi: Spor kulübü yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulunca kendisine spor kulübünün yönetimi veya temsili görevi verilmiş gerçek veya tüzel kişiyi,

l) Spor dalı: Spor federasyonuna bağlı spor dalını,

m) Spor faaliyeti: Bakanlık veya spor federasyonları tarafından düzenlenen ya da izin verilen spor müsabaka ve yarışmaları ile bunların hazırlık ve eğitim çalışmalarını,

n) Spor federasyonu: Spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek üzere kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan, organları seçimle gelen ve idari ve mali özerkliğe sahip federasyonları,

o) Spor federasyonu zorunlu kurulları: Spor federasyonu yönetim, denetim ve disiplin kurullarını,

ö) Spor kulübü: Bakanlık ve spor federasyonlarının faaliyetlerine katılmak amacıyla Bakanlığa tescilini yaptıran özel hukuk tüzel kişilerini,

p) Tahkim Kurulu: Gençlik ve Spor Bakanlığı Tahkim Kurulunu,

r) Talimat: Spor federasyonu yönetim kurulu tarafından hazırlanan ve Bakanlığın onayına istinaden Bakanlığın İnternet sitesinde yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleyici işlemi,

s) Uluslararası   federasyon:   Spor   federasyonlarının üyesi   olduğu   uluslararası federasyonları,

ş) Üst kuruluş: Spor kulüplerinin oluşturduğu tüzel kişiliği bulunan federasyonları ve bu federasyonların oluşturduğu konfederasyonları,

ifade eder.

İKİNCİ KISIM

Spor Kulüpleri ve Spor Anonim Şirketleri

BİRİNCİ BÖLÜM

Spor Kulüpleri

Kuruluş ve tüzel kişiliğin kazanılması

MADDE 3 – (1) Spor kulüpleri, spor faaliyetlerine katılmak amacıyla gerçek veya tüzel en az yedi kişi tarafından kurulur.

(2) Spor kulübü kurmak için kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli diğer belgelerle birlikte Bakanlığa başvuruda bulunulur.

(3) Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile kulüp tüzüğü Bakanlık tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir. Kuruluş bildirimi, tüzük ve kurucuların hukuki durumlarında mevzuata aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhal kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak en geç altmış gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve mevzuata aykırılık giderilmezse başvuru Bakanlık tarafından reddedilir.

(4) Kuruluş bildirimi, tüzük ve diğer belgelerde mevzuata aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık süresinde giderilmiş bulunursa spor kulübü Bakanlık tarafından spor kulüpleri siciline tescil edilir ve bu tescille tüzel kişilik kazanır.

(5) Bakanlık tarafından tescil edilen spor kulüpleri, tescil tarihinden itibaren bir ay içerisinde İçişleri Bakanlığına bildirilir.

(6) Spor kulübünün tüzüğünde; spor kulübünün adı, amacı, gelir kaynaklan, üyelik koşulları ve organları ile geçici yönetim kurulunun yer alması zorunludur.

(7) Kuruluş bildirimi, tescilin şartları ve tüzüğün içeriği ile gerekli belgelere ilişkin diğer hususlar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Spor faaliyetlerine katılım

MADDE 4 – (1) Spor kulüplerinin bir spor dalında faaliyetlere katılabilmesi, bu spor dalının bağlı olduğu spor federasyonu tarafından tescil edilmesine bağlıdır. İlgili spor dalı tescilleri, spor federasyonları tarafından ayrıca Bakanlığa bildirilir.

(2) Tescilin yapılması, başvuru şekli ve gerekli belgelere ilişkin usul ve esaslar, ilgili spor federasyonunun talimatları ile düzenlenir.

Spor kulüplerinin organları

MADDE 5 – (1) Spor kulüplerinin zorunlu organları; genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.

(2) Spor kulüpleri; disiplin, divan, bilim ve sağlık, eğitim, mali, sicil, basın ve halkla ilişkiler ve benzeri amaçlarına uygun başka organlar oluşturabilir. Ancak bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.

(3) Spor kulüpleri, genel kurulca yapılan seçimi izleyen otuz gün içinde yönetim kurulu, denetim kurulu ve varsa spor kulübünün diğer organlarına seçilen asıl ve yedek üyelerine ilişkin bilgi ve buna ilişkin dayanak belgeleri Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.

(4) Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile; Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, fuhuş, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, şike veya teşvik primi, kanuna aykırı olarak spor müsabakalarına dayalı bahis ve şans oyunlarını oynatma, oynatılmasına yer ve imkan sağlama, reklamını yapma veya para nakline aracılık veya bu Kanunun 20 nci maddesine muhalefet etme suçlarından mahkum olanların spor kulübü, spor anonim şirketi statüsündeki bağlı ortaklığı ve iştiraklerindeki yönetim, denetim, disiplin ve ihtiyari diğer kurul üyelikleri, haklarındaki mahkeme veya ilgili kurul kararının kesinleştiği tarihte, başkaca hiçbir işlem yahut karara gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı verildiği takdirde bu fıkranın ceza mahkumiyetine ilişkin hükümleri uygulanmaz.

(5) Tahkim kurulları, Bakanlık disiplin kurulları, spor federasyonlarının ceza veya disiplin kurulları ya da spor federasyonlarının bağlı olduğu uluslararası kuruluşlar tarafından son beş yıl içinde bir defada bir yıl veya toplam iki yıl hak mahrumiyeti cezası almış olanların spor kulübü, spor anonim şirketi statüsündeki bağlı ortaklığı ve iştiraklerindeki yönetim, denetim, disiplin ve diğer kurul üyelikleri haklarındaki kurul kararının kesinleştiği tarihte, başkaca hiçbir işlem yahut karara gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer.

(6) Bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtildiği şekilde mahkum olanlar veya hak mahrumiyeti cezası alanlar, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin genel kurul dışındaki organlarında görev alamaz.

(7) Spor kulüplerinin yönetim, denetim veya diğer kurul üyelerinde aranacak diğer nitelikler spor kulüplerinin tüzüğünde; bunların spor anonim şirketi statüsündeki bağlı ortaklığı ve iştiraklerinin yönetim veya diğer kurul üyelerinde aranacak diğer nitelikler ise ilgili şirketin esas sözleşmesinde belirlenebilir.

Spor kulüplerine üye olma

MADDE 6 – (1) Fiil ehliyetine sahip kişiler, spor kulüplerine üye olma hakkına sahiptir. Üyelik başvurusu yazılı olarak yapılır ve kulüp yönetim kurulunca otuz gün içinde karara bağlanır. Sonuç, başvuru sahibine yazılı olarak bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.

(2) Üyelik için ilgili mevzuat veya tüzükte aranan nitelikleri sonradan kaybedenlerin üyeliği kendiliğinden sona erer.

(3) Spor kulüplerinin tüzüklerinde üyeliği hukuka aykırı şekilde sınırlayacak hükümlere yer verilmez.

(4) Üyelik başvurusu, tüzükte gösterilen sebepler dışında ancak haklı sebeple reddedilebilir.

Genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu

MADDE 7 – (1) Genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulunun oluşumu, toplanması, görev ve yetkileri, tutulacak defterler ile kararları hakkında 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

(2) Spor kulüpleri tarafından tutulacak defter ve kayıtlar ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikte düzenlenir.

(3) Spor kulüplerinin genel kurul ve yönetim kurulu toplantıları; spor kulübünün bu amaca özgülenmiş bir İnternet sitesine sahip olması, üyenin bu yolda istemde bulunması, elektronik ortam araçlarının etkin katılmaya elverişliliğinin bir teknik raporla ispatlanıp bu raporun il müdürlüğüne sunulması ve oy kullananların kimliklerinin saklanması koşuluyla kısmen veya tamamen elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamı kullanmak isteyen spor kulübü üyeleri ve yönetim kurulu üyeleri elektronik posta adreslerini spor kulübüne bildirirler. Spor kulüplerinde, elektronik ortamda yapılan genel kurul ve yönetim kuruluna elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fiziki katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğurur. Buna ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Birleşme ve mal varlığının devri

MADDE 8 – (1) Spor kulüpleri en az genel kurul üye tam sayısının dörtte üçünün katılacağı genel kurul toplantısında, toplantıya katılanların en az salt çoğunluğunun oyu ile alınacak kararla aynı ilde bulunan başka bir spor kulübü ile birleşebilir.

(2) Birleşme; spor kulüpleri siciline tescil ile geçerlilik kazanır ve devrolunan spor kulübünün tescil anındaki bütün aktif ve pasifi kendiliğinden devralan spor kulübüne geçer. Bu birleşme ile devrolunan spor kulübünün üyeleri kendiliğinden devralan spor kulübünün üyesi olur, devrolunan spor kulübü tasfiye edilmeksizin sona erer ve spor kulüpleri sicilinden silinir.

(3) Devrolunan spor kulübüne ait sportif tarihçe ve sportif başarı devralan spor kulübüne geçmiş sayılır. Devralan spor kulübü, lige katılımda veya tescil edilen isminde devrolunan spor kulübü izlenimini verecek herhangi bir değişiklik yapamaz. Devrolunan spor kulübünün müsabakalara katılım ismi veya unvanı yeniden tescil edilmez.

(4) Spor kulüplerinin birleşmesi Bakanlığın iznine tabidir. Bakanlığın incelemesi sadece bu Kanunun ilgili hükümlerine aykırılık bulunup bulunmadığı yönünden yapılır.

(5) Spor kulüplerinin faaliyet gösterdikleri spor dallarından bir veya birkaçı, aktif ve pasif varlıklarıyla bir bütün olarak, en az genel kurul üye tam sayısının dörtte üçünün katılacağı genel kurul toplantısında, toplantıya katılanların salt çoğunluğunun oyu ile alınacak kararla başka bir spor kulübüne veya spor anonim şirketine mal varlığını devredebilir. Devralan spor kulübü veya spor anonim şirketi devreden spor kulübü ile birlikte; devir kararının tescilinden önce doğmuş veya borçları doğuran sebepler tescil tarihinden önce oluşmuş bulunmak kaydıyla müteselsil olarak sorumludur.

(6) Birleşme ve mal varlığının devri sözleşmeleri yazılı şekilde yapılır. Bu sözleşmeler, birleşme veya mal varlığı devrine katılan spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin yönetim kurulları tarafından imzalanır ve spor kulüplerinde üyelerin, spor anonim şirketlerinde sermayenin en az dörtte üçünün temsil edileceği genel kurul toplantısında spor kulüplerinde toplantıya katılanların salt çoğunluğunun, spor anonim şirketlerinde ise toplantıya katılan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin sahip oldukları sermayenin salt çoğunluğunu oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu ile onaylanır.

(7) Birleşme ve mal varlığının devrine ilişkin diğer usul ve esaslar; uluslararası federasyonların düzenlemeleri göz önüne alınmak suretiyle, ilgili bakanlıklar ve kuruluş kanunu bulunan spor federasyonlarının görüşü üzerine, Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Spor kulüplerinin sona ermesi, faaliyetinin yasaklanması ve tescilinin iptali

MADDE 9 – (1) Spor kulüpleri aşağıdaki hallerde kendiliğinden sona erer:

a) İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların oluşturulmamış olması.

b) Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hale gelmesi.

c) Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.

(2) Birinci fıkrada belirtilen hallerden en az birinin gerçekleşmesi halinde Bakanlık ve spor kulübünün herhangi bir üyesi spor kulübünün sona erdiğinin tespitini mahkemeden isteyebilir.

(3) Genel kurul, her zaman spor kulübünün feshine karar verebilir.

(4) Bakanlık;

a) Tescile ilişkin şartları kaybeden,

b) Organlarını bu Kanuna aykırı olarak oluşturan ve Bakanlık tarafından yapılan yazılı ihtara rağmen bu aykırılıkları ihtar tarihinden itibaren üç ay içinde gidermeyen,

c) Taahhüt ettiği hiçbir spor faaliyetine izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç yıl katılmayan,

spor kulüplerinin spor faaliyetlerine katılmasını yasaklayabilir. Ayrıca yukarıda sayılan hallerde, Bakanlık veya spor kulübünün herhangi bir üyesinin istemi üzerine mahkeme; spor kulübünün feshine karar verir ve dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.

(5) Spor kulübünün kendiliğinden sona ermesi, genel kurul veya mahkeme tarafından spor kulübünün feshine karar verilmesi hallerinde, spor kulübünün Bakanlık nezdindeki tescili iptal edilir.

(6) Taahhüt ettiği spor dalı faaliyetlerine izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç yıl katılmayan spor kulüplerinin bu spor dallarına ilişkin tescilleri ilgili spor federasyonu tarafından iptal edilir.

Spor tesisi

MADDE 10- (1) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, faaliyet gösterdikleri spor dallarına uygun saha, yarışma alanı veya tesisleri yapar, yaptırır, işletir, kiralar veya kendisine tahsis edilmesi için gerekli iş ve işlemleri yürütür.

(2) Bakanlık, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının spor salonları, sahaları ve tesislerinin verimli kullanılması ile bu tesislerden spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin bir program dahilinde ortaklaşa yararlanabilmeleri için gerekli tedbirleri alır. Buna ilişkin usul ve esaslar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Bakanlık tarafından belirlenir.

(3) Spor tesislerinde Dünya Dopingle Mücadele Ajansı (WADA) tarafından ilan edilen yasaklılar listesindeki maddeler ve bu maddeleri içeren ürünlerin bulundurulması, tüketimi ve satışı yasaktır.

(4) Bakanlık, sporcu yetiştirme, sporda alt yapının desteklenmesi ve spor müsabakalarında kullanılmak amacıyla mülkiyetindeki veya tasarrufundaki taşınmazları spor anonim şirketlerine on yıla kadar 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununda öngörülen pazarlık usulüyle kiralayabilir ya da kırk dokuz yıla kadar irtifak hakkı tesis edebilir.

Kamu yararına çalışan spor kulüpleri

MADDE 11 – (1) Kamu yararına çalışan spor kulüpleri; Hazine ve Maliye Bakanlığının ve ilgili spor federasyonunun görüşü alınarak Bakanın teklifi ve Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.

(2) Bir spor kulübünün kamu yararına çalışan spor kulübü sayılabilmesi için;

a) En az iki yıldır faaliyette bulunuyor olması,

b) Faaliyette bulunduğu spor dallarına elverişli spor tesislerinin mülkiyetine veya uzun süreli kiracılık ya da tahsis hakkına sahip bulunması,

c) En az üçü olimpik, paralimpik veya deaflimpik spor dalı olmak üzere altı ayrı spor dalında faaliyette bulunması,

ç) İhtisas spor kulübü şeklinde kurulanlarda ise olimpik spor dallarının dünya şampiyonalarına sporcusunun katılması veya faaliyette bulunduğu her spor dalında olimpik, paralimpik veya deaflimpik oyunlarına sporcu göndermesi,

d) Faaliyet gösterdiği spor dallarından en az birinde bağlı olduğu spor federasyonu tarafından düzenlenen en üst düzeydeki spor faaliyetine katılması,

şarttır.

(3) Denetimler sonucunda bu şartları kaybettikleri tespit edilen spor kulübü hakkında alınan kamu yararına çalışan spor kulübü sayılma kararı birinci fıkrada öngörülen usulle kaldırılır.

(4) Kamu yararına çalışan spor kulüpleri, 5253 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda düzenlenen kamu yararına çalışan derneklere sağlanan haklardan yararlanır.

(5) Kamu yararına çalışma statüsünün kazanılması ve kaybedilmesine ilişkin diğer hususlar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Üst kuruluş

MADDE 12 – (1) Spor kulüpleri veya spor anonim şirketleri, kaynak ve güçlerini birleştirmek, yardımlaşmak, ortaklaşa kullanabilecekleri spor merkezi, saha ve tesisleri kurmak ve kullanmak amacıyla il sınırları içerisinde en az on beş spor kulübü veya spor anonim şirketinin bir araya gelmesiyle federasyon, en az on beş federasyonun bir araya gelmesiyle de konfederasyon kurabilirler.

(2) Üst kuruluşların kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli diğer belgeler ile birlikte Bakanlığa başvuruda bulunulur. Bakanlık tarafından tescil edildikten sonra özel hukuk tüzel kişiliği kazanılır.

(3) Üst kuruluşların zorunlu organları; genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.

(4) Üst kuruluşlar; disiplin, divan, bilim ve sağlık, eğitim, mali, sicil, basın ve halkla ilişkiler ve benzeri amaçlarına uygun başka organlar oluşturabilir. Ancak bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.

(5) Üst kuruluşlar, genel kurulca yapılan seçimi izleyen otuz gün içinde yönetim kurulu, denetim kurulu ve varsa diğer organlarına seçilen asıl ve yedek üyelerine ilişkin bilgi ve buna ilişkin dayanak belgeleri Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.

(6) Üst kuruluşların üye sayısının bu Kanunda öngörülen sayının altına düşmesi halinde, bu kuruluşlara, gerekli olan sayının tamamlanması için altı aylık süre tanınır. Bu süre içinde tamamlama işlemi yapılamazsa, bu kuruluşların varlıkları kendiliğinden sona erer.

(7) Üst kuruluşlar, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar. Bu madde kapsamında kurulan üst kuruluşlar, spor federasyonlarının izni olmaksızın bunların görev ve yetkilerini doğrudan veya dolaylı olarak kullanamazlar.

(8) Genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulunun oluşumu, toplanması, görev ve yetkileri, tutulacak defterler ile kararları hakkında 4721 sayılı Kanun ve 5253 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uygulanır.

(9) Üst kuruluşlara ilişkin diğer usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Denetim ve beyanname usulü

MADDE 13 – (1) Spor kulüpleri, spor anonim şirketleri ve üst kuruluşların; ilgili mevzuat, tüzük ve esas sözleşmelerinde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermedikleri, defterlerini ve kayıtlarını mevzuata uygun olarak tutup tutmadıkları başta olmak üzere, idari ve mali her türlü işlem ve faaliyetleri Bakanlık tarafından denetlenir.

(2) Spor kulüpleri, 5253 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi kıyasen uygulanmak suretiyle İçişleri Bakanlığı veya mülki idare amiri tarafından da denetlenebilir. Aynı Kanunun 30/A maddesinde belirtilen suçlar kapsamında spor kulübü ve spor anonim şirketinin genel kurulu dışındaki organlarında görevli olanlar veya ilgili personel hakkında kovuşturma başlatılması halinde bu kişiler veya bu kişilerin görev yaptığı organlar geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir. Belirtilen tedbirin yeterli olmaması ve gecikmesinde sakınca bulunması durumunda spor kulübü ve spor anonim şirketinin geçici olarak faaliyetten alıkonulmasına ilişkin olarak 5253 sayılı Kanunun 30/A maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları kıyasen uygulanır.

(3) Bakanlık, denetimi belirlediği liglerde faaliyette bulunan spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin mali durumunu ve kar-zarar hesaplarını, yıllık dönemler halinde, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bir bağımsız denetim kuruluşuna denetlettirmek suretiyle de gerçekleştirebilir. Bu denetimin giderleri Bakanlık tarafından karşılanır. Beş yıl içinde aynı şirket için toplam üç yıl denetçi olarak seçilen denetçi iki yıl geçmedikçe denetçi olarak yeniden seçilemez. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve bu fıkrada belirtilen süreleri kısaltmaya yetkilidir.

(4) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, yılsonu itibarıyla veya en yüksek harcamaya sahip olan spor dalındaki müsabakaların yapıldığı döneme göre gelir ve gider işlemlerinin sonuçlarını ve kar, zarar ve bilanço hesaplarını düzenleyecekleri beyanname ile her yıl hesap dönemi bitiminden itibaren üç ay içinde Bakanlığa vermekle yükümlüdür.

(5) Denetim sırasında görevliler tarafından istenecek her türlü bilgi, belge ve kayıtların, spor kulübü ve spor anonim şirketi yetkilileri tarafından verilmesi, kulübün kullanımındaki tüm bina, tesis ve bunların eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur. Denetim kapsamında yapılan inceleme konusuyla sınırlı kalmak üzere ve ölçülülük ilkesine uygun olarak incelemenin gerektirdiği kadar veriyi içermek kaydıyla istenebilecek bilgi ve belgelerin, yargı mercileri hariç 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından görevli denetim elemanına verilmesi zorunludur.

(6) Denetim sırasında, uzmanlık veya teknik bilgi gerektiren durumlarda denetim elemanının talebi üzerine Bakanlık tarafından bilirkişi görevlendirilebilir. Bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte düzenlenir. Bilirkişiye verilecek ücretin tutarı Bakanlık ile Hazine ve Maliye Bakanlığınca birlikte tespit olunur ve bu ücret Bakanlık bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

(7) Konsolidasyonun gerekli olduğu hallerde kulüp bünyesinde konsolide olanlardan en yüksek harcamaya sahip olanın hesap dönemi kulübün de hesap dönemi olarak kabul edilir.

(8) Denetim sırasında, suç teşkil eden fiillerin tespit edilmesi halinde durum Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir.

(9) Bu madde kapsamında yapılacak denetime ve beyanname düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenir.

İKİNCİ BÖLÜM

Spor Anonim Şirketleri

Spor anonim şirketi vasfının kazanılması ve kaybedilmesi

MADDE 14 – (1) 6102 sayılı Kanuna göre kurulan ve tüzel kişilik kazanan anonim şirketler, Bakanlık tarafından tescil edilmeleri ile spor anonim şirketi vasfını kazanır.

(2) Şirketlerin tescil başvurusu Bakanlık tarafından otuz gün içinde karara bağlanır. Başvuruda mevzuata aykırılık veya noksanlık bulunması halinde bu hususun otuz gün içinde giderilmesi istenir. Bu süre içinde bu aykırılık veya noksanlığın giderilmemesi halinde başvuru reddedilir. Başvuruda mevzuata aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık giderilmiş olursa şirket spor anonim şirketi siciline tescil edilir.

(3) Bakanlık tarafından tescil edilen spor anonim şirketleri, tescil tarihinden itibaren bir ay içerisinde İçişleri Bakanlığına bildirilir.

(4) Spor federasyonları, belirli liglerde yer alabilmek için spor anonim şirketi statüsünde olma yükümlülüğü ve bu şirketler için ödenmiş sermayesi birmilyon Türk Lirasından az olmamak üzere asgari sermaye zorunluluğu getirebilir.

(5) Bakanlık;

a) Tescile ilişkin şartları kaybeden,

b) Organlarını bu Kanuna aykırı olarak oluşturan ve Bakanlık tarafından yapılan yazılı ihtara rağmen bu aykırılıkları ihtar tarihinden itibaren üç ay içinde gidermeyen,

c) Taahhüt ettiği hiçbir spor faaliyetine izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç yıl katılmayan,

spor anonim şirketlerinin Bakanlık nezdindeki tescillerini iptal eder.

(6) Spor anonim şirketleri, faaliyette bulunacakları spor dalını ilgili spor federasyonuna tescil ettirmek zorundadır. Taahhüt ettiği spor dalı faaliyetlerine izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç yıl katılmayan spor anonim şirketlerinin bu spor dallarına ilişkin tescilleri ilgili spor federasyonu tarafından iptal edilir.

(7) Tescile ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Hissedarlık yapısı

MADDE 15- (1) Spor kulüpleri, belirli bir spor dalına ilişkin aktif ve pasif varlıklarını bir bütün olarak, bir spor anonim şirketine sermaye olarak koyabilir veya devredebilir.

(2) Bir spor anonim şirketi ile bu şekilde malvarlığı ya da sözleşme, ortaklık, yönetim veya benzeri bir bağlantısı olan spor kulübünün, ilgili spor anonim şirketinde 6102 sayılı Kanunun 195 inci maddesi anlamında doğrudan ya da dolaylı hakimiyeti bulunmalıdır. Bu şekilde doğrudan veya dolaylı hakimiyeti bulunan spor kulübü lehine düzenlenecek imtiyazlar hariç olmak üzere spor anonim şirketlerinde; diğer paylara, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine, belirli pay gruplarına ve azlığa 6102 sayılı Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez.

(3) Bir spor kulübü ile bağlantılı olan spor anonim şirketlerinin paylarının nama yazılı olması zorunludur.

(4) Bir spor kulübü ile bağlantılı olan spor anonim şirketlerinde şirket karından kuruculara, yönetim kurulu üyelerine ve diğer kimselere herhangi bir menfaat sağlanamaz.

(5) Gerçek veya tüzel kişilerin aynı ligde yer alan birden fazla spor kulübünde veya spor anonim şirketinde doğrudan veya dolaylı olarak hakimiyeti bulunamaz.

Yönetim

MADDE 16 – (1) Spor anonim şirketlerinin yönetim kurulu, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş bir veya daha fazla kişiden oluşur.

(2) 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere; halka açık spor anonim şirketlerinin, kurumsal yönetim ilkelerine uyumlarının derecelendirilmesi ve uymakla yükümlü oldukları kurumsal yönetim ilkelerine ilişkin esaslar Sermaye Piyasası Kurulunun görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından ayrıca belirlenebilir.

(3) Spor anonim şirketlerinin yönetim kurulu üyeleri hakkında diğer mevzuatta aranan şartlara ilaveten bu Kanunun 5 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkrası da uygulanır.

(4) Spor kulübü ve spor anonim şirketi yönetiminde yer alanlar aynı spor dalında ve aynı ligde faaliyet gösteren başka bir spor kulübü veya spor anonim şirketinin yönetiminde aynı anda görev alamazlar.

Tamamlayıcı düzenlemeler

MADDE 17 – (1) Spor anonim şirketlerinin esas sözleşmesinin asgari içeriği, ortaklık yapısı, pay sahipliği, sermayesi ve organlarına ilişkin usul ve esaslar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşü alınarak Bakanlık tarafından çıkarılacak tebliğle belirlenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Mali Hükümler

Temel ilkeler

MADDE 18 – (1) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri;

a) Ekonomik ve mali imkânlarını geliştirmek suretiyle şeffaflık ve güvenilirliklerini artırmak için çaba göstermek,

b) Mali yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmek için gerekli özeni göstermek,

c) Denk bütçe tesis etmek, giderlerini gelirleri oranında gerçekleştirecek bir idari ve mali yapı oluşturmak ve bu kapsamda ilgili spor federasyonu tarafından talimatlarla belirlenmiş bütçe ve harcama ilkelerine uyum göstermek,

ç) Sporun sürdürülebilirliğini sağlamak ve korumak amacıyla faaliyetlerde bulunmak ve bu kapsamda uzun vadeli sportif yatırımları özendirmek,

zorundadır.

Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin gelir ve giderleri

MADDE 19 – (1) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, tüzüklerinde veya esas sözleşmelerinde belirtilen amaçlarını ve bu Kanunda yer alan görevlerini gerçekleştirmek için aşağıdaki gelir kaynaklarından yararlanır:

a) Üye aidatları,

b) Sponsorluk gelirleri,

c) Sporcu transferlerinden alınan ücretler,

ç) Sporcu yetiştirme tazminatları,

d) Sporcu eğitim, kurs ve benzeri ücretler,

e) Faaliyetlere katılım bedelleri,

f) Müsabaka hasılatları,

g) Yayın gelirleri,

ğ) Sahibi veya ortağı olduğu şirketler ile işletmelerden elde edilen gelirler,

h) Toplantı ve benzeri faaliyetlere ilişkin gelirler,

ı) Reklam gelirleri,

i) Kira gelirleri,

j) Spor müsabakalarına dayalı bahis ve şans oyunlarından elde edilen isim hakkı gelirleri,

k) Bağış ve yardımlar,

l) Spor dışı faaliyetlere ait gelirler,

m) Finansman gelirleri,

n) Öz sermaye katkıları,

o) Diğer benzeri gelirler.

(2) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, tüzüklerinde veya esas sözleşmelerinde belirtilen amaçlarını ve bu Kanunda yer alan görevlerini gerçekleştirmek için aşağıdaki giderlerde bulunabilir:

a) Satış ve malzeme giderleri,

b) Mağaza giderleri,

c) Sporculara ve diğer personele yapılan ödemeler,

ç) Sporcu transferi giderleri,

d) Faaliyetlere katılım ve müsabaka giderleri,

e) Kiralama ve finansal kiralama giderleri,

f) İdari giderler,

g) Varlıkların kullanım haklarından kaynaklanan amortisman giderleri,

ğ) Spor dışı faaliyetlere ait giderler,

h) Finansman giderleri ve kar payı dağıtımları,

ı) Gençlik geliştirme faaliyetlerine yapılan giderler ve altyapı giderleri,

i) Sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında yapılan giderler,

j) Diğer benzeri giderler.

Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin bütçe ve harcama ilkeleri

MADDE 20 – (1) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin spor faaliyetleri ile ilgili her türlü gelir ve giderleri, bağlı ortaklıklar dahil, konsolide bilanço içerisinde ve ayn bir hesapta toplanır.

(2) Spor kulübüne bağlı bir veya daha fazla spor anonim şirketi varsa konsolidasyon spor kulübü bilançosunda yapılır. Bu durumda hesap dönemi olarak spor anonim şirketinin hesap dönemi spor kulübüne de uygulanır. Spor kulübüne bağlı birden fazla spor anonim şirketi bulunması halinde, spor kulübü bilançosunda en yüksek harcamaya sahip spor dalında faaliyet gösteren spor anonim şirketinin hesap dönemi spor kulübüne de uygulanır.

(3) Spor anonim şirketlerinin hesap dönemi, faaliyette bulunduğu en yüksek harcamaya sahip spor dalındaki müsabakaların yapıldığı döneme göre, esas sözleşme ile belirlenir.

(4) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri;

a) Bir önceki hesap döneminde gerçekleşen brüt gelirinin yüzde yirmibeşini aşan,

b) Mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden sonra doğacak ya da vadesi gelecek,

gelir ve alacaklarını üye sayısı on binden az olan spor kulüplerinde en az üye tam sayısının salt çoğunluğunun, üye sayısı on binden fazla olan spor kulüplerinde üyelerin, spor anonim şirketlerinde ise sermayenin en az üçte birini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin katılacağı genel kurulda, spor kulüplerinde toplantıya katılanların en az dörtte üçünün, spor anonim şirketlerinde ise toplantıya katılan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin sahip oldukları sermayenin en az dörtte üçünü oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu ile devredebilir.

Anılan devir oranı, mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden sonraki olağan dönemde doğacak veya vadesi gelecek olan gelir ve alacaklar yönünden hiçbir şekilde bir önceki hesap döneminde gerçekleşen brüt gelirin yüzde ellisi oranını geçemez.

(5) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, bir bütçe yılında önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla yüzde onuna kadar borçlanabilir. Bu oranın üzerindeki borçlanmalar ise halka açık spor anonim şirketler için sermayenin çoğunluğunu oluşturan pay sahipleri veya temsilcilerinin olumlu oyu ile; diğer spor anonim şirketleri için sermayenin en az üçte ikisini oluşturan pay sahipleri veya temsilcilerinin olumlu oyu ile, spor kulüplerinde ise genel kurul üye tamsayısının en az üçte ikisinin olumlu oyu ile kabul edilecek ek bütçe ile yapılabilir. Ancak ek bütçe ile yapılacak borçlanma önceki yıl brüt gelirlerinin yüzde ellisinden fazla olamaz. Önceki yıl bütçelerindeki brüt gelirleri, giderlerinden fazla olan spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri ise takip eden yıl bu fıkradaki sınırlamaların üzerinde söz konusu brüt gelir fazlası kadar ilave borçlanma yapabilirler. Aynca, spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, ancak önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla yüzde onuna kadar ve her halükarda vadesi mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden önce gelecek şekilde borç verebilir. Alınınış veya verilmiş mevcut borçların vadesinin mevcut yönetim kurulunun olağan görev süresinin bitiminden sonraki bir tarihe uzatılması da bu fıkra kapsamında borçlanma veya borç verme olarak değerlendirilir. Bu fıkrada yer alan sınırlamalardan muafiyete ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.

(6) Dördüncü ve beşinci fıkradaki oranların hesabında, 6102 sayılı Kanunun 398 inci maddesi kapsamında denetime tabi şirketler için, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan Türkiye Muhasebe Standartlarına göre düzenlenen finansal tablolar esas alınır. Eğer bu şirketler, mevzuat gereği konsolide finansal tablo düzenliyorsa, dördüncü ve beşinci fıkrada bahse konu oranların hesabında konsolide finansal tablolar esas alınır. Finansal tablolarının düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasını tercih eden spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri için de dördüncü ve beşinci fıkrada bahse konu oranların hesabında bu finansal tablolar esas alınır.

(7) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, tescilli oldukları ulusal spor federasyonu ile bu spor federasyonunun üyesi olduğu uluslararası kuruluşların belirlediği sportif, altyapı, personel, idari, hukuki, mali ve diğer kriterleri yerine getirmek zorundadır.

(8) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri; yönetim kurulu üyelerine, bunların eşleri ve üçüncü dereceye kadar hısımlarına, çalışanlarına, yüzde beş ve üzeri pay sahiplerine ve yönetim kurulu üyelerinin yüzde beş ve daha fazla pay sahibi olduğu şirketlere hak ve alacaklarını devredemez. Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri; yönetim kurulu üyelerine, bunların eşleri ve üçüncü dereceye kadar hısımlarına ve spor anonim şirketleri, üzerinde 6102 sayılı Kanunun 195 inci maddesi anlamında doğrudan ya da dolaylı hakimiyeti bulunan kişilere borç veremez veya bu kişiler lehine rehin, kefalet, ipotek veya diğer bir teminat sağlayamaz, sorumluluk yüklenemez ve bunların borçlarını devralamaz. Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin; yönetim kurulu üyelerinden, bunların eşlerinden ve üçüncü dereceye kadar hısımlarından ve spor anonim şirketlerinin, üzerlerinde 6102 sayılı Kanunun 195 inci maddesi anlamında doğrudan ya da dolaylı hakimiyeti bulunan kişilerden aldıkları borçlar da beşinci fıkrada belirtilen borçlanma sınırlamalarına tabidir.

(9) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri adına veya hesabına yapılacak ödeme ve tahsilatların 5411 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ile finansal kuruluşlar veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi aracılığı ile yapılması zorunludur. Bu konuda 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendindeki yetkiye dayanılarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar dahilindeki parasal sınırlar uygulanır. 213 sayılı Kanunun idari para cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır. Bu şekilde yapılmayan ödeme ve tahsilatların varlığı veya başka bir şekilde yapıldığı ispatlanamaz. Spor kulüpleri veya spor anonim şirketleri adına veya hesabına yapılan tüm ödeme veya tahsilatların spor kulüpleri veya spor anonim şirketlerinin defter ve kayıtlarında gösterilmesi gereklidir.

(10) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin bütçelerinde gelir ve gider denkliğinin sağlanması ve bunların;

a) İlgili spor dalında sporculara, kulüplere, spor anonim şirketlerine,

b) Kamu kurumlarına vergi, sigorta ve benzeri kamu hukukundan kaynaklanan,

vadesi geçmiş borcunun bulunmaması esastır.

(11) Denk bütçe şartları, bütçeyi oluşturan gelir ve giderler ile bunların nitelikleri, bütçeye dahil edilmeyecek giderler, emsal fiyatlar üzerinden gelir gider tablosuna dahil edilecek gelir ve giderler, denk bütçeden muaf olacak kulüp ve spor anonim şirketleri, kademeli bir şekilde kabul edilebilecek zarar miktarı, bu kapsamda uygulanacak disiplin cezaları ve denk bütçeye ilişkin diğer esaslar uluslararası spor kuruluşlarının düzenlemeleri göz önüne alınmak suretiyle ve bu Kanunda belirtilen bütçe ve harcama ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla ilgili spor federasyonu tarafından talimatla belirlenir.

(12) Spor kulübünün tüzüğünde ve spor anonim şirketinin esas sözleşmesinde bütçenin uygulanmasına ilişkin hususlara ve yürürlüğe konması usulüne yer verilir.

(13) Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile yöneticileri; mevzuat, tüzük ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kasıt veya ihmalle ihlal ettikleri takdirde kulüp, şirket, pay sahipleri ve alacaklılara karşı verdikleri zararlardan müteselsilen sorumludur. Ancak zarara sebebiyet verenlerin bu maddenin dördüncü, beşinci, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarına aykırılık hallerine ilişkin sorumluluklarında kasıt veya ihmal aranmaz ve zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat etmedikçe sorumluluğu devam eder. Bu durumda spor kulübü, spor anonim şirketi, spor anonim şirketi pay sahipleri ve bunların alacaklıları, spor kulübünün ve spor anonim şirketinin yükümlendirildiği tutar için sorumluları doğrudan takip edebilir.

Yardım şekilleri

MADDE 21 – (1) Bakanlık ve spor federasyonları; alt yapı ve sporun gelişimine ilişkin konularda spor kulüplerine, spor anonim şirketlerine ve üst kuruluşlara yardımda bulunabilir.

(2) Yardımlar; ayni veya nakdi şekilde yapılabilir.

(3) Büyükşehir belediyesi, belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketler, spor kulüplerinin ve spor anonim şirketlerinin profesyonel spor dallarına ve bunların profesyonel sporcularına her ne ad altında olursa olsun kaynak aktaramaz ve yardımda bulunamaz. 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi bu hükmün dışındadır.

(4) Bakanlık ve spor federasyonları, okul spor kulüplerine spora ilişkin faaliyetlerde bulunmak üzere ayni, nakdi veya teknik eleman görevlendirmesi şeklinde yardımda bulunabilir.

(5) Bu madde kapsamında yapılacak yardımlara ilişkin diğer usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Davanın ihbarı ve fer’i müdahale

MADDE 22 – (1) Bakanlık ve ilgili spor federasyonu; gerekli görmeleri halinde, spor anonim şirketleri ile ilgili olarak, 6102 sayılı Kanunun 549 uncu ilâ 557 nci maddeleri ile bu Kanunun 20 nci maddesi kapsamında açılacak davalarda davacı taraf yanında ve davacıya yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’i müdahil olarak yer alabilirler. Bu kapsamda açılacak davalar, mahkemece Bakanlık ve ilgili spor federasyonuna ihbar edilir.

(2) Birinci fıkra hükmü spor kulüpleri hakkında kıyasen uygulanır.

(3) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinde ibra kararı; davacı, Bakanlık ve ilgili spor federasyonunun bu madde kapsamında sahip olduğu dava ve fer’i müdahale hakkını ortadan kaldırmaz.

Profesyonel faaliyet

MADDE 23- (1) Spor federasyonunun üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar tarafından profesyonel olarak kabul edilen ve mevzuata göre profesyonel faaliyette bulunulmasına izin verilen spor dallarında, bir spor kulübü veya spor anonim şirketine sözleşme ilişkisi ile bağlı biçimde profesyonel olarak spor faaliyetinde bulunulabilir. Bu şekilde müsabakalara katılan sporcu için spor faaliyeti onun esas mesleği kabul edilir. Profesyonel sporcunun statüsü ile hak ve yükümlülükleri, faaliyette bulunduğu spor dalının bağlı olduğu spor federasyonu tarafından belirlenir.

(2) Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, birinci fıkra hükmüne göre profesyonel olarak kabul edilen ve izin verilen spor dallarında faaliyette bulunmak üzere profesyonel şube açabilir.

Alacakların önceliği

MADDE 24 – (1) Bakanlığın spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinden kesinleşmiş olan; kira, alt kira, her türlü spor müsabaka ve gösterilerinde bilet satışlarından elde edilen hasılat payı, gençlik veya spor tesislerine verilen isimlerden doğan reklam veya sponsorluk gelirlerinden paylar ve sözleşmelerden doğan diğer alacakları, bu kulüplerin ve şirketlerin Spor Toto Teşkilat Başkanlığı nezdindeki isim hakkı alacaklarından, diğer tüm alacaklardan öncelikli olarak tahsil edilir.

Uygulanacak hükümler

MADDE 25 – (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda spor kulüpleri hakkında 4721 sayılı Kanun ile 5253 sayılı Kanun; spor anonim şirketleri hakkında ise 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Spor Federasyonları

BİRİNCİ BÖLÜM

Spor Federasyonları

Kuruluş ve teşkilat

MADDE 26 – (1) Spor federasyonları, spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek üzere kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulur ve kanun veya kararnamenin Resmi Gazete’de yayımlanması ile tüzel kişilik kazanır.

(2) Spor federasyonlarının merkez teşkilatı; genel kurul, yönetim, denetim, disiplin kurulları ile genel sekreterlikten teşekkül eder.

(3) Yeni kurulan spor federasyonlarının kuruluş ana statüleri Bakanlık tarafından hazırlanır.

Genel kurul

MADDE 27 – (1) Genel kurul spor federasyonunun en üst organıdır. Genel kurulun toplanması ile ilgili her türlü işlem yönetim kurulunca yürütülür. Spor federasyonlarının genel kurulları Ankara’da yapılır.

(2) Bakanlık, genel kurul toplantılarında gözlemci görevlendirir. Gözlemci, genel kurul toplantısının mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyerek raporunu on beş gün içinde Bakanlığa sunar. Bakanlık raporun verildiği; ilgililer ise genel kurulun yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Ankara asliye hukuk mahkemesinde genel kurulun iptalini isteyebilir.

Genel kurul toplantıları

MADDE 28 – (1) Genel kurulun toplanması, delegelerin belirlenmesi, divanın oluşturulması, delege listesine yapılacak itirazlar, yönetim, denetim ve disiplin kurulu aday listelerinin oluşturulması, seçimlerin yapılması ve oyların sayımı ile ilgili temel usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle, diğer hususlar ana statüyle belirlenir.

(2) Genel kurul delege sayısı, olimpik ve paralimpik spor dallarında l S0’den az 300’den fazla, diğer spor dallarında ise l00’den az 200’den fazla olamaz.

(3) Olağan genel kurul; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, yeni kurulacak spor federasyonlarında ise kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içinde yapılır.

(4) Olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının herhangi bir sebeple;

a) En fazla bir yıl süreyle ertelenmesi halinde mevcut federasyon başkanı ve organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.

b) Bir yıldan fazla süreyle ertelenmesi veya iptali halinde, erteleme veya iptal kararından itibaren en geç üç ay içinde genel kurul yapılır.

(5) Olağanüstü genel kurul;

a) Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu tarafından federasyonun yönetimi ve temsili hususunda yeterli düzeyde bulunmayan yönetim kurulu hakkında karar almak üzere Bakanın istemi,

b) Spor federasyonu yönetim kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı,

c) Son yapılan genel kurul toplantısında delege olanların salt çoğunluğunun noter kanalı ile yazılı müracaatı,

ç) Federasyon başkanının istifası, başkan olma şartlarından herhangi birisini kaybetmesi veya ölümü,

d) Yönetim veya disiplin kurulu üye sayısının toplantı yeter sayısının altına düşmesi,

hallerinden herhangi birinin gerçekleşmesi durumunda yapılır.

(6) Disiplin kurulu üye sayısının toplantı yeter sayısının altına düşmesi nedeniyle yapılacak olağanüstü genel kurulda sadece disiplin kurulu üyelerinin seçimi yapılır.

(7) Mali genel kurul, iki yılda bir ana statüde belirtilen tarihte yapılır.

(8) Mali genel kurulda ibra edilmeyen veya bu maddenin beşinci fıkrasında belirtilen hallerde başkan ve yönetim kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi tamamlayacak yeni yönetim kurulunu seçmek üzere en geç altmış gün içinde seçimli olağanüstü genel kurul toplanır. Federasyon başkanının başkan olma şartlarından herhangi birini kaybetmesi halinde bu süre kararın kesinleşmesinden itibaren başlar. Ancak, beşinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hallerde, son toplantı tarihinden itibaren altı ay geçmeden veya olimpik ve paralimpik spor dallarında olimpiyat oyunlarının yapılmasına altı aydan az süre kalmış ise olağanüstü genel kurul toplantısı yapılamaz.

Toplantı usulü

MADDE 29 – (1) Genel kurul; delege tam sayısının salt çoğunluğu ile topların ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Seçimde en fazla oyu alan aday ve listesi seçilmiş sayılır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması halinde, genel kurul takip eden günde aynı yer ve saatte çoğunluk aranmaksızın toplanır. Ancak, toplantıya katılanların sayısı seçimle belirlenen kurulların asıl üye sayısının iki katından aşağı olamaz.

(2) Genel kurul toplantılarını mevzuatta öngörülen süre ve esaslar dahilinde yapmayan spor federasyonlarının genel kurulları Tahkim Kurulu tarafından oluşturulacak üç kişilik komisyon marifetiyle altmış gün içinde yapılır ve federasyon başkanı ile yönetim kurulu üyeleri hakkında adli ve idari işlem başlatılır.

(3) Genel kurul çağrısı ve gündemi, toplantı tarihinden en az otuz gün önce; faaliyet raporu, denetleme raporu ile bütçe tasarısı ise en az on beş gün önce spor federasyonu ve Bakanlık İnternet sitesinde duyurulur.

(4) Başkanın seçimi, yönetim, denetim ve disiplin kurullarının seçimi ile birlikte yapılır. Seçimler liste yöntemi esası ile gizli oy ve açık tasnif şeklinde yapılır.

(5) Spor federasyonu çalışanları genel kurul delegesi olamaz. Genel kurulda kulüplerin delege sayısı, toplam delege sayısının yüzde altmışından az olamaz. Genel kurulun delege sayısının yüzde onu Bakanlık delegelerinden oluşur.

Genel kurulun görevleri

MADDE 30- (1) Genel kurulun görevleri şunlardır:

a) Ana statüyü değiştirmek.

b) Başkan, yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerini seçmek.

c) Bütçeyi onaylamak.

ç) Bütçe harcama kalemleri arasında değişiklik yapmak konusunda yönetim kuruluna yetki vermek.

d) Taşınmaz alımı-satımı ile uluslararası federasyonlara karşı mali taahhütlerde bulunmak için yönetim kuruluna yetki vermek.

e) Yönetim kurulu faaliyet raporunun ibra edilip edilmemesini oylamak.

f) Denetim kurulu raporunun ibra edilip edilmemesini oylamak.

g) Bakanlığın onayına sunulmak üzere spor federasyonuna yeni spor dalı bağlanmasını veya ayrılmasını teklif etmek.

ğ) Bakanlığın onayı ile profesyonel şube kurulmasına karar vermek.

h) Çalışma usul ve esasları ana statüyle belirlenmek kaydıyla iktisadi işletme kurulmasına karar vermek.

ı) Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.

Yönetim kurulu

MADDE 31- (1) Yönetim kurulu, spor federasyonunun yönetim ve temsil organıdır.

(2) Yönetim kurulu üyeleri, genel kurul tarafından seçilen federasyon başkanı dahil onbir asıl ve onbir yedek üyeden oluşur. Kurulun en az iki asıl üyesinin, ilgili spor dalında olimpiyat, paralimpik ve deaflimpik oyunları ile büyükler dünya veya Avrupa şampiyonaları ya da kupalarında milli olan ve en az bir yıl önce faal sporculuğu bırakmış sporcu olması zorunludur. Bu kapsamda yönetim kurulu üyesi olabilecek milli sporcu bulunmaması halinde, bunların yerine en az bir yıldır faal olmayan lisanslı sporcular yönetim kurulu üyesi seçilebilir.

(3) Yönetim kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar alır.

Disiplin kurulu

MADDE 32 – (1) Disiplin kurulu, spor federasyonlarının faaliyet programında yer alan veya spor federasyonu tarafından izin verilen müsabaka ve faaliyetlerden doğan disiplin uyuşmazlıklarında yetkilidir.

(2) Disiplin kurulu üyeleri, genel kurul tarafından seçilen beş asıl ve beş yedek üyeden oluşur.

(3) Disiplin kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar alır.

(4) Disiplin kurulu; ihtar, kınama, para cezası, ödüllerin iadesi, ihraç, müsabakadan men, hak mahrumiyeti, lisans ve diğer uygunluk belgelerinin askıya alınması veya iptali, spor dalı tescilinin iptali, seyircisiz oynama, saha kapatına, hükmen mağlubiyet, puan indirme, ligden düşürme ve ikincil mevzuatla belirlenecek diğer cezaları verebilir.

(5) Disiplin ihlali oluşturacak fiiller ve disiplin yargılamasının temel usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Denetim kurulu

MADDE 33 – (1) Denetim kurulu, spor federasyonunun mali işlemlerinin mevzuata, belge ve kararlara uygun olup olmadığını genel kurul adına denetler.

(2) Denetim kurulu; iki üyesi genel kurul tarafından seçimle belirlenen, üç üyesi ise Bakanlık tarafından görevlendirilen beş üyeden oluşur.

(3) Denetimlerin spor federasyonunun merkezinde yapılması zorunludur. Her mali yılda en az dört defa denetim yapılarak tespit edilen hususlarda gerekli işlem tesis edilmesi için yönetim kuruluna bildirim yapılır. Yönetim kurulu tespit edilen hususların gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Ayrıca her mali genel kurul için yıllık esasa göre hazırlayacağı denetim raporunu, genel kurulun onayına sunar.

(4) Denetim kurulu tarafından yapılacak denetimin usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Federasyon başkanı, yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinde aranacak genel şartlar

MADDE 34 – (1) Federasyon başkanı ile yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinde aşağıdaki genel şartlar aranır:

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak.

b) En az lise mezunu olmak.

c) Tahkim Kurulu, Bakanlık spor disiplin kurulları, ulusal veya uluslararası spor federasyonlarının disiplin kurullarından son beş yıl içinde bir defada altı ay veya toplamda bir yıl hak mahrumiyeti cezası almamış olmak.

ç) Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile; Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, fuhuş, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, şike veya teşvik primi, kanuna aykırı olarak spor müsabakalarına dayalı bahis ve şans oyunlarını oynatma, oynatılmasına yer ve imkan sağlama, reklamını yapma, para nakline aracılık etme veya bu Kanunun 20 nci maddesine muhalefet etme suçlarından mahkum olmamak.

d) Federasyon başkan adayları yönünden genel kurul delegelerinin en az yüzde on beşinin yazılı desteğine sahip olmak.

e) Federasyon başkan adayları yönünden Bakanlık tarafından belirlenecek miktarı geçmemek üzere spor federasyonu tarafından tespit edilen adaylık ücretini yatırmak.

(2) Federasyon başkan adayları, genel kurul tarihinden en az on gün önce yazılı başvurularını federasyona yaparlar. Federasyon başkan adaylarının, adaylık şartlarını taşıyıp taşımadıkları Bakanlık tarafından değerlendirilir.

(3) Bir kimse üst üste veya aralıklı olarak aynı spor federasyonunda en fazla üç dönem federasyon başkanlığı yapabilir.

(4) Spor federasyonlarında ücretli veya fahri görev alanların spor kulüplerindeki üyelik ve yöneticilikleri göreve başlama tarihinden itibaren kendiliğinden sona erer. Spor federasyonlarında görevleri sona erenlerin kulüp üyeliği ve yöneticiliğinden kaynaklanan hakları korunur.

(5) Yönetim, denetim ve disiplin kurullarının çalışma usul ve esasları ile kurulların bu Kanunda sayılmayan diğer görevleri Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Genel sekreterlik

MADDE 35 – (1) Genel sekreter, spor federasyonunun her türlü idari iş ve işlemlerini yönetim kurulunun talimatları doğrultusunda yapmakla yetkili ve sorumludur.

(2) Genel sekreter, kamu veya özel sektörde en az beş yıllık mesleki tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yükseköğrenim mezunu kişiler arasından yönetim kurulu kararıyla istihdam edilir. Spor federasyonunun talebi halinde Bakan tarafından genel sekreter ataması yapılabilir.

(3) Genel sekreterlikte aranılacak diğer şartlar ile çalışma usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Diğer kurulların oluşumu

MADDE 36 – (1) Bu Kanunda belirtilmeyen ve spor federasyonu tarafından oluşturulacak diğer kurulların oluşumu, çalışma usul ve esasları talimatla belirlenir.

Spor federasyonu il temsilcisi

MADDE 37 – (1) Spor federasyonlarının yurt içi bağlantısını ve spor federasyonunun faaliyetlerinde il müdürlükleri ile koordinasyonu sağlamak üzere, illerde spor federasyonu temsilcilikleri kurulabilir. Spor federasyonlarının il temsilcileri, 35 inci maddenin birinci fıkrasında aranan şartlar dahilinde federasyon başkanının teklifi ve Bakanlık onayı ile görevlendirilir.

Spor federasyonunun görev ve yetkileri

MADDE 38- (1) Spor federasyonunun görev ve yetkileri şunlardır;

a) Spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek.

b) Spor dalının gelişmesini, her yaş grubunda yapılmasını ve ülke genelinde yaygınlaşmasını sağlamak.

c) Ulusal ve uluslararası düzeyde performans sporcusu yetiştirmek amacıyla Bakanlıkla koordineli bir şekilde altyapıya yönelik olarak gerekli çalışmaları yürütmek.

ç) Sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak.

d) Spor federasyonunu teşkilatlandırmak.

e) Spor federasyonunu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek.

f) Tahkim Kurulu kararlarını uygulamak.

g) Yıllık ve dört yıllık stratejik plan hazırlamak.

ğ) Bakanlık bilişim sistemlerini kullanmak.

h) Kendisine bağlı spor dallarında spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerini sportif yönden denetlemek.

ı) İkincil mevzuatla belirlenen diğer görevleri yapmak.

Spor federasyonu gelirleri

MADDE 39 – (1) Spor federasyonunun gelirleri şunlardır:

a) Bakanlık bütçesinden ayrılacak pay.

b) Bakanlık bütçesinden eğitim ve altyapının iyileştirilmesine ilişkin projelerin desteklenmesi için aktarılacak kaynak.

c) Katılım payı, başvuru harçları ve aidatlar.

ç) Antrenör, hakem ve sporcuların, lisans ve vize ücretleri ile transferlerden alınacak pay.

d) Kulüplerin tescil ücretleri.

e) Kulüplerin televizyon, radyo, İnternet ve benzeri mecralarda yapılacak müsabaka yayınlarından, her türlü basın ve yayın organları ile yapacakları ve kulüplerin forma sözleşmelerinden elde ettikleri gelirlerin ana statüde belirlenecek oranı ile milli ve temsili müsabakaların televizyon, radyo ve İnternet üzerinden yayınlarından elde edilecek gelirler.

f) Eğitim, kurs, seminer ve spor federasyonunun görev alanı içerisinde yer alan spor dalları ile ilgili olarak kurulan iktisadi işletmelerden elde edilecek gelirler.

g) Sponsorluk gelirleri.

ğ) Reklam, basılı yayın ve basılı evrak gelirleri.

h) Ceza ve itiraz gelirleri.

ı) Yardım ve bağışlar.

i) Kira ve işletme gelirleri.

j) Federasyon başkan adaylarından alınan başvuru ücretleri.

k) Diğer benzeri gelirler.

(2) Spor federasyonunun bu Kanunda sayılan görevleriyle ilgili faaliyetleri dolayısıyla iktisadi işletme oluşmuş sayılmaz.

Spor federasyonunun malları ve tahsis

MADDE 40 – (1) Spor federasyonları mallarının haczedilebilmesi ilgili alacağın kesinleşmesine bağlıdır. Kesinleşmeden icraya konulan talepler icra müdürlüğünce reddedilir.

(2) Bakanlık, spor federasyonlarına ayni ve nakdi yardımda bulunabilir ve spor federasyonlarının ihtiyaç duyduğu sicile kayıtlı malları satın alabilir. Satın alınan sicile kayıtlı mallar spor federasyonlarına tahsis edilir. Tahsise ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.

(3) Bakanlık tarafından spor federasyonlarına yapılan yardımlar ile Bakanlık bütçesinden bu spor federasyonlarına tahsis edilen kaynaklar kullanılarak edinilen her türlü taşınır ve taşınmazlar edinim amacı dışında kullanılamaz ve Bakanlık izni alınmadan üçüncü kişilere satılamaz veya devredilemez.

(4) Tüzel kişiliği sonlandınlan spor federasyonlarının mal varlıkları Bakanlık teşkilatına devredilir.

(5) Bakanlık, spor federasyonları veya üst kuruluşların talebi üzerine, kendisine ait spor tesislerinin işletme hakkını ve taşınmazlarını bedelsiz olarak kırk dokuz yıla kadar spor federasyonu veya üst kuruluşların faaliyetleri için tahsis edebilir. Söz konusu spor tesisleri ile taşınır ve taşınmazların tahsis amacı dışında kullanılması halinde, tahsis işlemi Bakanlık tarafından iptal edilir.

Harcama ve belge düzeni

MADDE 41 – (1) Spor federasyonlarının 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü maddesinin (p) bendi kapsamında yapılan mal ve hizmet alımları, mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan taşınmazlar veya üzerindeki yapı ve tesislerin tahsisi, kiralanması, irtifak hakkı tesisi ile satışı, mal değişimi, arsa veya kat karşılığı inşaat yaptırılması, ecrimisil ve tahliye işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

(2) Spor federasyonları tek düzen hesap planına ve bilanço esasına göre kayıtlarını tutar. Hesap dönemi takvim yılıdır. Raporlarını aynı usulde alır ve muhafaza eder, yasal defterlerini, 213 sayılı Kanun uyarınca tutulması gereken defterlere ilişkin yükümlülükler saklı kalmak üzere, 6102 sayılı Kanun hükümlerine göre tasdik ettirir ve saklar.

(3) Muhasebe kayıtları 213 sayılı Kanun ile belirlenen sürelerde; sporcu, hakem, antrenör ve bunlara ilişkin kurs, sınav, madalya, millik belgeleri, kuşak, bröve ve benzeri tüm kayıtlar ise devamlı olarak saklanır.

Bakanlık denetimi, incelemesi ve soruşturması

MADDE 42 – (1) Spor federasyonlarının her türlü iş ve işlemleri ile harcamalarının denetimi, incelemesi ve soruşturması Bakan tarafından görevlendirilecek denetim elemanlarınca yapılır.

(2) Bakanlık tarafından yapılacak denetim sonucunda tespit edilecek her türlü zarar Bakanlık tarafından ilgililerden tahsil edilir.

(3) Spor federasyonu yönetim kurulunun, genel kurul tarafından ibrası yönetim kurulunun denetim sonucu ortaya çıkacak sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

(4) Kendi kuruluş kanunu bulunan spor federasyonları açısından yapılacak Bakanlık denetiminin kapsamı, Bakanlık tarafından yapılacak ayni ve nakdi yardımlar ile tahsislerin mevzuata ve amacına uygun olarak harcanması ve kullanımının tespiti ile sınırlıdır. Yapılan denetim sonucunda tespit edilecek her türlü zarar Bakanlık tarafından ilgililerden tahsil edilir. Kendi kuruluş kanunu bulunan spor federasyonu yönetim kurulunun, genel kurul tarafından ibrası yönetim kurulunun denetim sonucu ortaya çıkacak sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

(5) Federasyon faaliyetlerinde görevli bulunanlar, görevleriyle ilgili olarak işlemiş oldukları suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.

(6) Bakanlık tarafından yapılacak denetimin usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Spor federasyonlarının bütçe ve harcama ilkeleri

MADDE 43- (1) Spor federasyonları;

a) Mali yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmek için gerekli özeni göstermek,

b) Denk bütçe tesis etmek, giderlerini gelirleri oranında gerçekleştirecek bir idari ve mali yapı oluşturmak,

zorundadır.

(2) Spor federasyonları;

a) Önceki yıl gelirlerinin yüzde onunu aşacak miktarda borçlanma yapamaz.

b) Spor federasyonlarınca yapılacak ödeme ve tahsilatların 5411 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ile finansal kuruluşlar veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi aracılığı ile yapılması zorunludur. Bu konuda 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendindeki yetkiye dayanılarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar dahilindeki parasal sınırlar uygulanır. Bu şekilde yapılmayan ödeme ve tahsilatların varlığı veya başka bir şekilde yapıldığı ispatlanamaz. Spor federasyonları adına veya hesabına yapılan tüm ödeme veya tahsilatların spor federasyonlarının defter ve kayıtlarında gösterilmesi gereklidir.

c) Spor federasyonlarının bütçelerinde gelir ve gider denkliğinin sağlanması ve bunların kamu kurumlarına vergi, sigorta ve benzeri kamu hukukundan kaynaklanan vadesi geçmiş borcunun bulunmaması esastır.

ç) Spor federasyonu başkan ve yönetim kurulu üyeleri; mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini kasıt veya ihmalle ihlal ettikleri takdirde oluşabilecek zararlardan müteselsilen sorumludur. Ancak zarara sebebiyet verenlerin bu fıkraya aykırılık hallerine ilişkin sorumluluklarında kasıt veya ihmal aranmaz. Bu durumda spor federasyonu ve alacaklıları, spor federasyonunun yükümlendirildiği tutar için sorumluları doğrudan takip edebilir.

(3) Yönetim kurulu, Bakanlıktan izin almaksızın görev süresini aşacak şekilde spor federasyonunu borç altına sokacak işlem yapamaz.

Spor elemanlarının belgelendirilmesi

MADDE 44 – (1) Spor idarecisi, çalıştırıcı, antrenör, eğitmen, hakem ve benzeri spor elemanlarının; mesleki standartları, ulusal teknik ve mesleki yeterliliklerinin esasları, denetimi, ölçümü, belgelendirme ve sertifikalandırma işlemleri Bakanlık tarafından yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

İKİNCİ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Spor dallarının tespiti

MADDE 45 – (1) Spor dalları Bakanlık tarafından belirlenir ve teknik ve idari bakımdan spor federasyonlarına bağlanır.

(2) Bir spor dalının profesyonel olarak belirlenmesine, ilgili spor federasyonunun görüşü alınarak Bakanlık tarafından karar verilir.

Hüküm bulunmayan haller

MADDE 46- (1) Spor federasyonları ile ilgili olarak bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda, spor federasyonlarının kendi kuruluş kanunları, 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu, 4721 sayılı Kanun ile 5253 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

DÖRDÜNCÜ KISIM

Çeşitli ve Son Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Ceza Hükümleri ve Soruşturma Usulü

Ceza hükümleri ve soruşturma usulü

MADDE 47 – (1) Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticileri bu Kanunun 20 nci maddesinin dördüncü, beşinci veya sekizinci fıkralarına aykırı fiilleri nedeniyle bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu Kanunun 20 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı davrananlar, yüz günden beş yüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Spor federasyonu başkan ve yönetim kurulu üyeleri, bu Kanunun 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine ve üçüncü fıkrasına aykırı fiilleri nedeniyle bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu Kanunun 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine aykırı davrananlar, yüz günden beş yüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(5) Bakanlık ve diğer kamu kurumları tarafından tahsis edilen taşınmazlar ve sağlanan destekleri, kuruluş kanunu bulunan spor federasyonları da dahil tahsis ya da destek amacı dışında kullananlar bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(6) Spor dallarının düzenlenmesi ve yürütülmesine ilişkin olarak Bakanlık veya spor dalının ilgili olduğu spor federasyonundan yazılı izin almaksızın; bu kapsamda faaliyette bulunan veya unvanlarında, her türlü belge, ilan ve reklamlarında veya kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda spor federasyonu gibi faaliyet gösterdikleri izlenimini uyandıracak söz ve deyimleri kullanan ya da bu tarz davranışlarda bulunan kişiler, Bakanlık veya ilgili spor federasyonunun şikayeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(7) Spor kulübü kurma hakkına sahip olmadıkları halde spor kulübü kuranlar veya spor kulüplerine üye olmaları kanunlarla yasaklandığı halde üye olanlar ile spor kulüplerine üye olması kanunlarla yasaklanmış kişileri bilerek üyeliğe kabul eden veya kaydını silmeyen veya spor kulübü üyesi iken üye olma hakkını kaybeden kişileri üyelikten silmeyen spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir.

(8) Genel kurulu süresinde toplantıya çağırmayan, genel kurul toplantılarını kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak veya spor kulübünün merkezinin bulunduğu veya tüzüğünde belirtilen yer dışında yapan spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir.

(9) Spor kulübüne ait tutulması gereken defter veya kayıtları tutmayan veya tasdiksiz defter tutan spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticileri üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu defter ve kayıtların usulüne uygun tutulmaması halinde spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine ve defterleri tutmakla sorumlu kişilere beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir.

(10) Genel kurul ve diğer spor kulübü organlarında yapılan seçimler ve oylamalar ile oyların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar ve defter veya kayıtları tahrif veya yok edenler veya gizleyenler, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(11) Her ne suretle olursa olsun kendisine tevdi olunan spor kulübüne ait para veya para hükmündeki evrak, senet veya sair malları kendisinin veya başkasının menfaatine olarak sarf veya istihlâk veya rehneden veya satan, gizleyen, imha, inkar, tahrif veya tağyir eden yönetim kurulu başkanı ve üyeleri veya denetçiler ile spor kulübünün diğer personeli 5237 sayılı Kanunun güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır.

(12) Bu Kanunun 13 üncü maddesinde belirtilen beyannameyi bilerek gerçeğe aykırı olarak verenler yüz günden az olmamak üzere adlı para cezası ile cezalandırılır. Bu maddede belirtilen beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir.

(13) Bu Kanunun 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki zorunluluğa uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(14) Bu Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine ve üst kuruluş yöneticilerine beşbin Türk lirası idari para cezası verilir.

(15) Bu Kanunun 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak spor kulübü organlarında görev alanlara ve bu kişilerin görevlerini yazılı uyarıya rağmen on beş gün içerisinde sonlandırmayan spor kulübü başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine onbin Türk lirası idari para cezası verilir. Bakanlık tarafından yapılan ikinci yazılı uyarıya rağmen üç ay içinde bu kişilerin organlardaki görevlerinin sonlandırılmaması halinde bu Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendine göre işlem tesis edilir.

(16) Bu maddede belirtilen idari yaptırımlara karar vermeye Bakanlık yetkilidir. Bu yetki, merkezde Bakanlığın ilgili genel müdürlüğüne, taşrada ise il müdürlüklerine devredilebilir.

(17) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlara ilişkin delil veya emarelerin tespiti halinde Bakanlık, doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına başvuruda bulunabilir. Soruşturma sonunda verilecek kovuşturmaya yer olmadığı kararları Bakanlığa tebliğ edilir ve Bakanlık bu kararlara itiraz edebilir.

(18) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar dolayısıyla açılan davalarda mahkeme, iddianamenin bir örneğini Bakanlığa tebliğ eder. Bakanlık, gerekli gördüğü davalarda başvuruda bulunması halinde, açılan davaya katılan olarak kabul edilir.

İKİNCİ BÖLÜM

Değiştirilen Hükümler, Yürürlükten Kaldırılan Hükümler ve Geçiş Hükümleri

Değiştirilen hükümler

MADDE 48 – 29/4/1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 5 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Bu Kanunda tanımlanan suçlara ilişkin delil veya emarelerin tespiti halinde Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına başvuruda bulunabilir. Soruşturma sonunda verilecek kovuşturmaya yer olmadığı kararları Spor Toto Teşkilat Başkanlığına tebliğ edilir ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığı bu kararlara itiraz edebilir.

Bu Kanunda tanımlanan suçlar dolayısıyla açılan davalarda mahkeme, iddianamenin bir örneğini Spor Toto Teşkilat Başkanlığına tebliğ eder. Başvuru yapılması halinde Spor Toto Teşkilat Başkanlığı açılan davaya katılan olarak kabul edilir.”

MADDE 49- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununun ek 9 uncu maddesinin başlığı “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu ile Tahkim Kurulu” şeklinde ve maddenin dokuzuncu ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin onbirinci fıkrasında yer alan “Tahkim Kurulu ile Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu” ibareleri “Tahkim Kurulu, Merkez Spor Disiplin Kurulu ile Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin altı ila onikinci fıkraları hariç olmak üzere diğer fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

“Federasyon başkanı ile yönetim, disiplin ve denetim kurulu üyelerinin, spor ahlakına ve disiplinine aykırı davranışlarının tespiti halinde Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Merkez Spor Disiplin Kuruluna sevk edilmeleri sonucunda, Merkez Spor Disiplin Kurulunca verilecek kararlara karşı, ilgililerin itirazı üzerine karar verir.

Tahkim Kurulu, görevinde bağımsız ve tarafsızdır. Üyeler, istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça, yerlerine yenisi görevlendirilemez. Federasyonların veya spor kulüplerinin kurullarında görevli olanlar ile ihtar cezası dışında sportif ceza alanlar ve anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı ve haksız mal edinme suçlarından ceza alanlar Tahkim Kurulu üyeliği yapamazlar.”

MADDE 50 – 3289 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Birinci fıkra kapsamında bedelsiz devredilen ya da bedeli karşılığında kiralanan spor tesisleri veya taşınmazlar, kullanım veya intifa hakkı sahibi ile kiracı tarafından, hasılattan ya da kira bedelinden Bakanlığa pay verilmesi suretiyle kiralanabilir. Buna ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”

MADDE 51 – 3289 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“Olimpik ve paralimpik sporcu yetiştirme

EK MADDE 15 – Bakanlık tarafından, her yaz ve kış olimpiyat oyunlarına hazırlanmak amacıyla yetiştirilecek olimpik ve paralimpik sporculara yapılacak ödemeler damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ödenir ve bu ödemeler haczedilemez.”

MADDE 52 – 5/5/2009 tarihli ve 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üç ilâ altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(3) TFF’nin futbol faaliyetlerinin yönetimi ve disiplinine ilişkin talimatlarına karşı talimatın yayımı tarihinden; ilk derece hukuk kurullarının futbol faaliyetlerinin yönetimi ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ise tebliğden itibaren yedi gün içerisinde Tahkim Kurulu nezdinde itiraz edilmezse talimat ve kararlar kesinleşir, bu talimat ve kararlara karşı yargı yoluna başvurulamaz.

(4) İlk derece hukuk kurulları, Yönetim Kurulu tarafından seçilecek üyelerden oluşur. Hukuk kurullarına seçilen başkan ve üyelerin görev süresi, Yönetim Kumlu’nun görev süresi ile bağlı olmaksızın dört yıldır. Başkan veya üyeler istifa etmedikçe veya üyelikten çekilmiş sayılmadıkça yerlerine yeni üye seçilemez. Üyeler kendi aralarından bir başkan vekili ve bir raportör seçer. Herhangi bir nedenle boşalan üyeliğe, seçilen yeni üyeler kurulun kalan görev süresi kadar görev yapar. Bu kurulların çalışma usul ve esasları, TFF Statüsü ve talimatlarla düzenlenir.

(5) İlk derece hukuk kurullarının üyeleri görevlerinde tarafsız ve bağımsızdır ve görevleri süresince tarafsızlık ve bağımsızlıklarını korumakla yükümlüdürler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, ilk derece hukuk kurullarına yetkilerinin kullanılmasında emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. İlk derece hukuk kurulları üyeleri, görevleri süresince TFF’nin başka kurul ve organlarında görev alamayacakları gibi TFF üyeleri veya bu üyelerle doğrudan bağlantılı diğer özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde de görev alamazlar.

(6) İl disiplin kurulları hariç ilk derece hukuk kurulları başkan ve üyeleri, görevlendirmelerine dair Yönetim Kurulu karan tarihinden itibaren en geç bir hafta içinde, görevlerini tarafsızlık ve bağımsızlık içinde yerine getirmelerine engel bir durumlarının olmadığına dair yazılı beyanlarını sunmak ve Yönetim Kurulu üyelerinin huzurunda görevlerini tarafsız ve bağımsız şekilde yerine getireceklerine dair yemin etmek suretiyle görevlerine başlar.”

“(7) İlk derece hukuk kurulları başkan ve üyeleri görevlerini kabul etmeden önce ve yargılama sürecinde tarafsızlıklarını ve bağımsızlıklarını etkileyebilecek başta menfaat çatışması olmak üzere her türlü tarafsızlık ve bağımsızlıklarından şüphe edilmeyi haklı gösterebilecek durum ve koşulları yazılı olarak bildirmek zorundadır.

(8) İlk derece hukuk kurulları başkan ve üyeleri bağımsızlık ve tarafsızlıklarından ciddi şüpheyi gerektirecek makul sebeplerin varlığı halinde derhal ilgili dosyadan çekilmek zorundadır.

(9) İlk derece hukuk kurulları yargılamayı adil ve tarafsız şekilde, tarafların eşitliği ilkesine ve hukuki dinlenilme hakkına uygun olarak ilk derece tahkim yargılamasını yapar.”

MADDE 53 – 5894 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 6- (1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimat hükümleri uyarınca TFF’nin yetkili organlarının ve kurullarının kararlarına karşı yapılan başvurular hakkında nihai karar verme yetkisine sahiptir.

(2) Tahkim Kurulu, Yönetim Kurulu tarafından en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir başkan ile altı asıl ve altı yedek üyeden oluşur. Tahkim Kurulu başkan ve üyeleri, görevlendirmelerine dair Yönetim Kurulu kararı tarihinden itibaren en geç bir hafta içinde, görevlerini tarafsızlık ve bağımsızlık içinde yerine getirmelerine engel bir durumlarının olmadığına dair yazılı beyanlarını sunmak ve Yönetim Kurulu üyelerinin huzurunda görevlerini tarafsız ve bağımsız şekilde yerine getireceklerine dair yemin etmek suretiyle görevlerine başlar. Üyeler, ilk toplantıda kendi aralarından bir başkan vekili ve bir raportör seçer.

(3) Tahkim Kurulunun görev süresi, Yönetim Kurulunun görev süresinden bağımsız olarak göreve başladıkları tarihten itibaren dört yıldır. Üyeler, istifa etmedikçe veya çekilmiş sayılmadıkça, yerlerine yeni üye görevlendirilemez. Herhangi bir nedenle boşalan üyeliğe, seçilen yeni üyeler kurulun kalan görev süresi kadar görev yapar.

(4) Tahkim Kurulu üyeleri, görevlerini, tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde, TFF Statüsü ve talimatta belirtilen kurallara uygun şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Tahkim Kurulunun görevine ilişkin emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz.

(5) Tahkim Kurulu, TFF’nin yetkili organları ile kurullarının futbol faaliyetlerinin yönetimi ve disiplinine ilişkin düzenlemeleri ve kararlarına karşı başvurulan inceleyerek nihai olarak karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi, TFF talimatlarına karşı talimatın İnternet sitesinde yayımı tarihinden ve kararlara karşı kararın tebliğinden itibaren yedi gündür.

(6) Tahkim Kurulunun; futbol faaliyetlerinin yönetimi ve disiplinine ilişkin kararları kesindir. Bunun dışındaki kararlarına karşı tebliğden itibaren bir ay içinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 439 uncu maddesine göre iptal davası açılabilir.

(7) Tahkim Kurulu üyeleri, görevleri süresince TFF’nin başka kurul ve organlarında görev alamayacakları gibi TFF üyeleri veya bu üyelerle doğrudan bağlantılı diğer özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde de görev alamazlar.

(8) Tahkim Kurulunun görev ve yetkileri ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler, yükümlülükleri, sorumlulukları ve hakları TFF Statüsünde; çalışma usul ve esasları ile Tahkim Kuruluna başvurulması, başvuruların incelenmesi ve karara bağlanmasına ilişkin usul ve esaslar talimatla düzenlenir.”

MADDE 54 – 5894 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 2 – (1) Futbolcular ve spor kulüpleri ile spor anonim şirketleri, profesyonel futbolcu sözleşmesi veya transfer müzakerelerini yürütmek için futbol menajerlerinin hizmetlerinden yararlanabilir.

(2) Futbolcu ile imzalanacak menajerlik sözleşmesinin noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Menajerlik sözleşmesi en fazla iki yıl için yapılabilir. Fiil ehliyetine sahip olmayan küçükler için vasi veya velayet sahibinin imzası bulunmak zorundadır.

(3) Menajerlik sözleşmesi; tarafların isimleri, sözleşme tarihi ile süresi, menajerlik faaliyetinin kapsamı ile bundan kaynaklanan ücreti, ödeme koşulları, menajerin edimleri, fesih hükümleri ve tarafların imzalarını ihtiva etmek zorundadır. Menajerlik faaliyetinin bir şirket tarafından yürütülmesi halinde ise şirket bilgilerinin sözleşmede yer alması ve menajerin şirketi temsile yetkili olduğunu gösterir ticaret sicil tasdiknamesinin sözleşmeye eklenmesi zorunludur.

(4) İmzalanan menajerlik sözleşmelerinin noter tarafından otuz gün içerisinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ve TFF’ye gönderilmesi zorunludur.

(5) Transferlerde spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri tarafından menajere ödenecek ücret tutarı ve ödeme koşullarının, spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri ile futbolcu arasında imzalanacak sözleşmede yer alması zorunludur. Futbolcu adına hareket eden menajerin ücreti futbolcunun yıllık taban brüt geliri üzerinden hesaplanır. Söz konusu brüt gelirin hesabında; taşınır veya taşınmazların karşılıksız kullandırılması ya da mülkiyetlerinin nakli gibi diğer kazandırmalar ile başarı primleri veya bonus ya da imtiyaz gibi garanti edilmemiş olan menfaatler dikkate alınmaz. Menajere verilecek ücret en fazla; sözleşme süresince futbolcuya ödenecek brüt gelirin iki milyon Türk Lirasından az olması durumunda bu ücretin yüzde onuna kadar, brüt gelirin iki milyon Türk Lirasından fazla olması durumunda ise bu ücretin yüzde beşine kadar kararlaştırılabilir.

(6) Futbolcusunu başka bir kulübe transfer eden spor kulübü veya spor anonim şirketini temsil eden menajere, spor kulübü veya spor anonim şirketinin elde ettiği bonservis bedelinin yüzde onuna kadar ücret kararlaştırabilir.

(7) Futbolcu ile spor kulüpleri veya spor anonim şirketleri arasında imzalanan sözleşmenin bir nüshası spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığı ve TFF’ye sözleşmenin imzalanmasından itibaren bir hafta içerisinde gönderilmek zorundadır.

(8) Spor kulüpleri, spor anonim şirketleri ile profesyonel futbolcular ve menajerler arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı ve TFF’ye bildirilen sözleşme dışında taraflara veya üçüncü kişilere doğrudan ya da dolaylı menfaat sağlayan başkaca bir hukuki işlemin tespiti halinde, menajerin faaliyetine son verilir ve ilgili futbolcu üç aydan bir yıla kadar müsabakalardan men edilir. Bu fıkraya aykırı davranan spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine iki yıldan üç yıla kadar hak mahrumiyeti cezası verilir.

(9) Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticileri tarafından maddede belirtilen ücret sınırlamalarına uyulmaması durumunda haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası uygulanır.

(10) Maddede belirtilen ücret sınırlamalarına uyulmaması durumunda menajerin menajerlik lisansı iptal edilir.

(11) Bu madde kapsamında sözleşme bildirim yükümlülüğüne uyulmadığı takdirde, bildirim yükümlülüğüne uymayan spor kulübü ve spor anonim şirketine TFF talimatında belirlenen yaptırımlar uygulanır.

(12) Menajerlik hizmetinin yürütülmesi, menajerlerin sahip olması gereken nitelikler, menajerlerin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik ilkeler, menajerlerin uyacağı rehber ilkeler, menajerlik eğitimi, eğitim verecek kurum ve kuruluşların nitelikleri ve bunlara izin verilmesi, menajerlerin denetimi ve performansı, menajerliğe kabul, menajerlik hizmeti verecek anonim şirketler ve bu şirketlerin bünyesinde menajer olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikler, menajerlerin ve menajerlik anonim şirketlerinin hazırlayacakları yıllık faaliyet raporları ve menajerlik sicilinin tutulmasına ilişkin usul ve esaslar ile menajerlikle ilgili diğer hususlar TFF tarafından belirlenir.”

MADDE 55- 5894 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5 inci ve 6 ncı maddelerde yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan ilk derece hukuk kurulları ile Tahkim Kurulu üyelerinin görev süresi, bu kurulların göreve başlama tarihinden itibaren dört yıl sonunda sona erer. İl disiplin kurulları hariç ilk derece hukuk kurulları ile Tahkim Kurulu üyeleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yapılacak ilk toplantıda görevlerini tarafsızlık ve bağımsızlık içinde yerine getirmelerine engel bir durumlarının olmadığına dair yazılı beyanlarını sunar ve Yönetim Kurulu üyelerinin huzurunda görevlerini tarafsız ve bağımsız şekilde yerine getireceklerine dair yemin ederler.”

MADDE 56 – 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“h) Spor kulübü: Bakanlık ve spor federasyonlarının faaliyetlerine katılmak amacıyla Bakanlığa tescilini yaptıran özel hukuk tüzel kişilerini,”

Yürürlükten kaldırma

MADDE 57 – (1) 3289 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 18 inci, 19 uncu, 20 nci, 21 inci, 24 üncü ve 25 inci maddeleri,

(2) 5253 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi,

yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçiş hükümleri

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kamu yararına çalışan demek statüsünü kazanmış olan gençlik ve spor kulüpleri ile Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonunun kamu yararına çalışma statüsü devam eder ve kamu yararına çalışan derneklere tanınan haklardan yararlanır.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 5253 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş ve Bakanlık veya Türkiye Futbol Federasyonu tarafından tescil edilmiş olan spor kulüplerinin, İçişleri Bakanlığı nezdindeki dosya ve kayıtları, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde Bakanlığa devir ve teslim edilir.

(3) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 5253 sayılı Kanuna istinaden kurulmuş ve Bakanlık veya Türkiye Futbol Federasyonu tarafından tescil edilmiş olan gençlik ve spor kulüpleri; faaliyet göstermek istedikleri alana göre, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde spor kulübü veya gençlik derneği olarak tercihlerini yaparak Bakanlığa bildirimde bulunurlar. Münhasıran gençlik faaliyetlerinde bulunacak gençlik dernekleri, 5253 sayılı Kanuna tabi olarak faaliyetlerini sürdürür.

(4) Kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde kurulan ve spor faaliyetinde bulunan ancak tüzel kişiliği bulunmayan müessese kulüpleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde Kanunda öngörülen şartları yerine getirerek tescillerini yaptırır. Bu süre içinde uygunluğunu sağlayamayanlara altı aya kadar ek süre verilebilir. Buna rağmen uygunluğunu sağlayamayanların Bakanlık nezdindeki tescilleri iptal edilir.

(5) Spor kulüpleri ve üst kuruluşları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tüzükleri ile idari ve mali yapılarını bu Kanun hükümlerine uygun hale getirir. Bu süre içinde uygunluğunu sağlayamayanlara altı aya kadar ek süre verilebilir. Buna rağmen uygunluğunu sağlayamayanların Bakanlık nezdindeki tescilleri iptal edilir.

(6) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulan ve spor alanında faaliyet gösteren anonim şirketler, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde Kanunda kendileri için öngörülen yükümlülükleri yerine getirerek spor anonim şirketi haline gelirler. Bu süre içinde uygunluğunu sağlayamayanlara, altı aya kadar ek süre verilebilir. Bu süre sonunda yükümlülüklerini yerine getirmeyen anonim şirketler spor faaliyetlerine katılamaz.

(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; 3289 sayılı Kanun uyarınca kurulan bağlı ve bağımsız spor federasyonları, bu Kanuna göre kurulmuş spor federasyonu olarak kabul edilir. Diğer kanunlarda bağlı ve bağımsız spor federasyonlarına yapılan atıflar spor federasyonlarına yapılmış sayılır. Bağımsız spor federasyonları, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde durumlarını bu Kanuna uygun hâle getirirler. Bağlı spor federasyonlarının bu Kanun kapsamında spor federasyonuna dönüşüm işlemleri Bakanlık tarafından yürütülür.

(8) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte federasyon başkanı olanlar ve Kanunun yürürlük tarihinden önce federasyon başkanlığı yapmış kişiler; görev sürelerine bakılmaksızın en fazla üç dönem daha görev yapabilirler.

GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Brüt gelirleri beşyüzbin Türk Lirasından fazla olan spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, imzaladıkları finansal yapılandırma sözleşmeleri kapsamındaki borçlar dahil, doğmuş ve doğacak her nevi borcunu bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde yeminli mali müşavir aracılığıyla Bakanlığa bildirir. Bildirilen bu borçlar Kanunun 20 nci maddesinde belirtilen sınırlamalara Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıl süreyle tabi değildir. Bildirim tarihinden itibaren bu borçların işleyecek faiz, cezai şart, tazminat ve benzeri her türlü ferileri Kanunun 20 nci maddesinde belirtilen sınırlamalara tabidir.

(2) Bu maddede öngörülen usulde ve süresi içerisinde bildirimde bulunulmayan borçlar hakkında Kanunun 20 nci maddesi hükümleri uygulanır.

Yürürlük

MADDE 58 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 59- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Dernekler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapıldı

İçişleri Bakanlığı, Dernekler Yönetmeliği’nde önemli değişiklikler yaptı.

Yönetmelik değişiklikleri Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bu değişiklikler spor kulüplerini yakından ilgilendiriyor.

Kısaca açıklayayım.

  • Dernek genel kurul ve yönetim kurulu toplantıları İçişleri Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından uygun görülüp onaylanan elektronik sistemler üzerinden yapılabilecek.
  • Dernek ve şube genel kurullarının bildirim süresi otuz günden kırkbeş güne çıkarıldı.
  • Derneklerin yurt dışına yapacakları yardımların usulü değiştirildi.
  • Yıllık brüt geliri beş yüz bin Türk Lirasını aşan dernekler için bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlülerdi. Parasal sınır bir milyon beş yüz bin liraya çıkarıldı.
  • Derneklerin yönetim kurulu asıl üyelerine ek olarak, Dernekler Kanunu’nun 24’üncü maddesine göre temsilci olarak görevlendirilenler de yetki belgesi olmadan gelir tahsil edebilecekler.
  • Dernek adlarında; Şehit, Gazi kelimeleri ile bunların baş ve sonlarına getirilen eklerle oluşturulan kelimeler, ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izni ile kullanılabilecek.
  • Dernek kütükleri İçişleri Bakanlığının il müdürlüklerinde tutulacak.
  • Derneklerde meydana gelen değişikliklerin bildirimi süresi otuz günden kırk beş güne çıkarıldı.
  • Dernek denetimlerinin risk analizlerine göre yapılacağı öngörüldü. Risk analizinin esasları belirlendi.
  • Dernek denetimlerinde bilirkişiye başvuru usulü düzenlendi.

Spor kulüplerine hayırlı olsun.

Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisi Üzerinden Belirlenen Payın Özel Hesaba Aktarılması, Kullanılması ve Denetimi Hakkında Yönetmelik Yayımlandı

2018 yılında yürürlüğe giren 7103 Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile spor kulüpleri için büyük imtiyazlar yaratıldı.

Kanun uyarınca kulüpler, sporcularına ödedikleri ücretler üzerinden ödemeleri gereken gelir vergisi tutarlarını özel hesaba yatıracak. Kulüpler bu tutarları amatör spor branşları için yapacakları harcamalar için kullanabilecek.

Aynı yıl Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisinin İadesi Hakkında Yönetmelik yayımlandı. Bu yönetmelik ile, Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine kanuni süresinde beyan edilen ve ödenen gelir vergisi tutarlarının, ilgili işverenlerce açılan özel hesaplara iade edilmesi, özel hesabın oluşturulması, idaresi, bu hesaba aktarılan tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esaslar hayata geçirildi.

Bu yönetmelik yayımlandıktan iki yıl sonra, 31 Aralık 2020 tarihinde yeni bir yönetmelik yayımlandı.

Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisi Üzerinden Belirlenen Payın Özel Hesaba Aktarılması, Kullanılması ve Denetimi Hakkında Yönetmelik, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 2018 tarihli yönetmelik yürürlükten kalktı. Yönetmeliğin güncel versiyonu için bkz. https://tinyurl.com/sporcutevkif.

Yönetmelik aşağıdaki gibidir:

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığından:

SPORCU ÜCRETLERİNDEN TEVKİF YOLUYLA ALINAN GELİR VERGİSİ

ÜZERİNDEN BELİRLENEN PAYIN ÖZEL HESABA AKTARILMASI,

KULLANILMASI VE DENETİMİ HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununun ek 12 nci maddesinin uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine kanuni süresinde beyan edilen ve ödenen gelir vergisi tutarlarından, Gençlik ve Spor Bakanlığının talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanınca uygun görülen payların, Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba aktarılması, özel hesaba aktarılan tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 3289 sayılı Kanunun ek 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte yer alan;

a) Amatör spor dalları: 5/5/2009 tarihli ve 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun hükümlerine göre Türkiye Futbol Federasyonunca düzenlenen süper lig, birinci lig, ikinci lig ve üçüncü lig dışındaki futbol ligleri ile 3289 sayılı Kanun kapsamında kurulan spor federasyonlarının bünyesinde yer alan profesyonel şube dışındaki spor dalları ile TFF tarafından düzenlenen liglerin altyapı takımlarını,

b) Bakanlık özel hesabı: Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesabı,

c) Çalıştırıcı personel: Teknik direktör, antrenör ve sportif direktör gibi takımın teknik sorumluları ve yardımcılarını,

ç) Diğer spor elemanı: Fizyoterapist, kondisyoner, spor hekimi, spor analizcisi, diyetisyen, spor psikoloğu, spor masörü-masözü, engelli spor branşlarında refakatçi, menajer ve sporculara sportif açıdan destek olan diğer personeli,

d) İşveren özel hesabı: İlgili işverence Türkiye’de kurulu kamu sermayeli bankalar nezdinde açılan ve 9 uncu maddede düzenlenen hesapları,

e) Lisans: Spor yapmaya ve yarışmalara katılmaya ilişkin verilen izin belgesini,

f) Profesyonel spor dalı: Türkiye Futbol Federasyonunca düzenlenen süper lig, birinci lig, ikinci lig ve üçüncü lig ile 3289 sayılı Kanun kapsamında kurulan spor federasyonlarının bünyesinde yer alan profesyonel şubeleri,

g) Sermaye şirketleri: Bu Yönetmeliğin uygulamasında 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre idman ve spor faaliyetlerinde bulunmak üzere kurulmuş olan ve Türkiye Futbol Federasyonu veya bağımsız spor federasyonlarına kayıt ve tescilini yaptıran şirketleri,

ğ) Spor federasyonu: Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren federasyonlar ile bağımsız spor federasyonlarını ve Türkiye Futbol Federasyonunu,

h) Spor kulübü: Spor faaliyetlerinde bulunmak amacıyla kurularak Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Türkiye Futbol Federasyonuna kayıt ve tescilini yaptıran dernekleri,

ı) Sporcu: Spor müsabaka ve yarışmalarına katılmak amacıyla gençlik ve spor il/ilçe müdürlüğü veya Türkiye Futbol Federasyonundan bağlı olduğu kulüp adına lisans alan ve bu lisans için ilgili yıl vizesi yapılmış kişiyi,

i) Sportif faaliyet: Spor federasyonlarının bünyelerinde yer alan spor dallarına ilişkin spor müsabaka ve yarışmaları ile bunlara yönelik hazırlık ve eğitim çalışmalarını,

j) Vize: Sporcunun, ilgili sezon için federasyon faaliyetlerine katılabilmesine imkân veren izin işlemini,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Özel Hesaba Aktarılacak Payın Belirlenmesine Esas Gelir Vergisi, Özel Hesabın

Oluşturulması, Kaynağı, Aktarılacak Payın Belirlenmesi ve Aktarılması

Aktarılacak payın belirlenmesine esas gelir vergisi

MADDE 5 – (1) Aktarılacak olan payın belirlenmesinde, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 72 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında sadece sporculara ödenen ücretler üzerinden tevkif edilen ve süresinde beyan edilerek vergi dairesine vadesinde ödenen gelir vergisi tutarları dikkate alınır.

(2) İşverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler ücret kapsamında vergilendirilmekte olup; sporculara, bu faaliyetlerine ilişkin olarak aylık ücret, başarı primi, maç başı ücreti, imza parası, imaj hakkı ve sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatler, 193 sayılı Kanunun 61 inci maddesine göre ücret kapsamında değerlendirilir.

(3) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde tanımlanan ve ücretleri 193 sayılı Kanunun geçici 72 nci maddesine göre tevkifata tabi tutulan sporcular dışındaki diğer spor elemanları, çalıştırıcı personel ile idari hizmetler, destek hizmetleri ve diğer görevlerde çalışan personelin ücretlerinden tevkif edilen vergiler bu kapsamda değildir.

Özel hesabın oluşturulması ve kaynağı

MADDE 6 – (1) Özel hesap gelirlerinin toplanmasını teminen, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Türkiye’de kurulu kamu sermayeli bankalarda ihtiyaca göre bir ya da birden fazla özel hesap açılır.

(2) Bu hesaplara aktarılan tutarlar ile bu hesapta yer alan tutarların nemalandırılmasından elde edilen gelirler, özel hesapların kaynaklarını teşkil eder.

(3) Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından açılan özel hesaplara ilişkin muhasebe işlemleri 17/10/2017 tarihli ve 30213 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu İdarelerine Ait Özel Hesaplara İlişkin İşlemlerin Muhasebeleştirilmesine Dair Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yerine getirilir.

Payın belirlenmesi ve aktarımı

MADDE 7 – (1) Gençlik ve Spor Bakanlığı, amatör spor kulüplerine aktarılmasını öngördüğü tutarları gerekçeleriyle birlikte üçer aylık dönemler itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığından (Muhasebat Genel Müdürlüğü) talep eder.

(2) Hazine ve Maliye Bakanlığınca talep değerlendirilerek aktarılacak pay belirlenir ve belirlenen pay özel hesaba aktarılır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Destekten Faydalanacaklar, İşveren Özel Hesapları, Bu Hesaplara Yapılacak Aktarımlara İlişkin Esaslar ve Bu Hesapların Kullanılması, Amaç Dışı Kullanım ve Denetimine İlişkin Hususlar

Öngörülen destekten faydalanacaklar

MADDE 8 – (1) Öngörülen destek uygulamasından amatör spor dallarında faaliyet gösteren;

a) Gençlik ve Spor Bakanlığı veya Türkiye Futbol Federasyonuna tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri,

b) Türkiye Futbol Federasyonu veya bağımsız spor federasyonlarına kayıt ve tescilini yaptıran sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri,

faydalanabilir.

(2) Sporculara ödenen ücretler üzerinden tevkif edilen ve süresinde beyan edilmek suretiyle ödenen gelir vergisi tutarlarından, Gençlik ve Spor Bakanlığının talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanlığınca uygun görülen paylar Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba aktarılır. Gençlik ve Spor Bakanlığı özel hesabına aktarılan bu tutarların %70’i ödenen vergi tutarlarıyla orantılı olarak amatör spor dallarında kullanılmak üzere ilgili işverenin özel hesabına aktarılır. Kalan %30’u ise Gençlik ve Spor Bakanlığınca Ek: 2’de yer alan kriterlere göre puanlama yapılarak durumu uygun olan spor kulüpleri ve sermaye şirketlerine aktarılır.

(3) %30’luk payın aktarılması için Gençlik ve Spor Bakanlığınca bir komisyon oluşturulur ve bu komisyon tarafından, yardımdan faydalanmak isteyen spor kulüpleri ve sermaye şirketlerinin durumları her yıl incelenir. Belirlenen kriterlere göre komisyon tarafından yapılacak puanlama esas alınarak ilgili pay spor kulüplerine ve sermaye şirketlerine aktarılır.

İşveren özel hesabının açılması

MADDE 9 – (1) Spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığınca aktarılacak tutarların toplanması, değerlendirilmesi ve harcanmasını teminen, Türkiye’de kurulu kamu sermayeli bankalarda ihtiyaca göre bir ya da birden fazla hesap açılır.

İşveren özel hesaplarına yapılacak aktarıma yönelik uygulama esasları

MADDE 10 – (1) Gençlik ve Spor Bakanlığınca şartları taşıyan spor kulübü ve sermaye şirketlerine aktarım yapılabilmesi için, ilgili aylara ilişkin muhtasar beyannamelerin kanuni süresinde verilmiş ve yine tahakkuk eden vergilerin vadesinde ödenmiş olması zorunludur.

(2) Sporcu ücretleri üzerinden tevkif edilen ve beyan edilmesi gereken vergilere ilişkin kanuni süresinde verilen düzeltme beyannameleri hariç, pişmanlıkla verilen beyannameler de dahil olmak üzere kanuni süresinden sonra verilen beyannameler üzerinden tarh edilen gelir vergisi üzerinden pay hesaplanmaz ve aktarım yapılmaz.

(3) Sporculara ödenen ücretler üzerinden tevkif edilen vergilere ilişkin bu Yönetmelik ekinde yer alan bildirimin, elektronik ortamda doldurulması ve ilgili aylarda verilecek muhtasar beyannamenin eki olarak gönderilmesi zorunludur. Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce muhtasar beyannameler ekinde verilmiş olan bildirimler geçerlidir.

(4) İlgili spor kulübü ve sermaye şirketinin özel hesabında yer alan tutarlar, 12 nci maddede belirtilen amaç dışı kullanıma yönelik geri alınacak alacaklar hariç, rehnedilemez ve haczedilemez.

İşveren özel hesabının kullanılması

MADDE 11 – (1) İşveren özel hesabına aktarılan tutarlar;

a) Amatör spor dallarında sportif faaliyet gösteren sporculara, bunların çalıştırıcılarına ve diğer spor elemanlarına yapılan ücret ve ücret sayılan brüt ödemeler,

b) (a) bendi kapsamındaki sporcu, çalıştırıcı ve diğer spor elemanlarının, sportif faaliyetlerine ilişkin iaşe, ibate, seyahat, sağlık, eğitim-öğretim harcamaları ile amatör spor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman, federasyon vize, lisans, tescil ve katılım harcamaları,

için kullanılır.

(2) Amatör spor dallarında sportif faaliyet gösteren sporculara, bunların çalıştırıcılarına ve diğer spor elemanlarına yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler, her bir sporcu, çalıştırıcı ve diğer spor elemanları için, yıllık olarak 193 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin üçüncü gelir diliminde yer alan ve ilgili yılda ücretler için geçerli olan tutarın üç katını aşamaz.

(3) Bakanlık özel hesabından işveren özel hesabına aktarılan tutarlar ile bu hesaptan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider, indirim veya maliyet olarak dikkate alınmaz.

(4) İşveren özel hesabına aktarılan tutarların, nemalandırılması, harcanması ve bunlara ilişkin her türlü kayıt ve muhasebe işlemleri, ilgili spor kulübü derneği veya sermaye şirketinin kayıt ve muhasebe işlemleri içerisinde ayrıca izlenmesine imkan sağlanacak şekilde tutulur.

İşveren özel hesabının amaç dışı kullanılması

MADDE 12 – (1) Spor kulübü ve sermaye şirketi özel hesabına aktarılan tutarların amaç dışı kullanıldığının tespit edilmesi halinde, amaç dışı kullanıldığı tespit edilen tutarlar; ilgili spor kulübü ve sermaye şirketinden ilgili mevzuatı uyarınca geri alınır.

Denetim

MADDE 13 – (1) Özel hesaba ilişkin bir yıl içerisinde yapılan tüm işlemler, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından belirlenecek komisyon veya komisyonlar tarafından yılda en az bir kez denetlenir. Söz konusu denetimlerin izleyen yılın sonuna kadar bitirilmesi esastır. Denetim raporu, Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) ile Gençlik ve Spor Bakanlığına sunulur.

(2) Denetimlerde, işveren özel hesabında toplanan kaynağın; belirlenen esaslar çerçevesinde ve Kanunun amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı ayrıntılı olarak değerlendirilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 14 – (1) 13/6/2018 tarihli ve 30450 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan Gelir Vergisinin İadesi Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.

Uygulamanın başlangıcı ve Yönetmeliğin yayımından önceki dönemler

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 1/1/2020 tarihinden bu Yönetmeliğin yayımı tarihine kadar sporcu ücretleri üzerinden kesilen ve vergi dairesine beyan edilerek ödenen gelir vergisi tevkifatları da bu Yönetmelik kapsamındadır.

(2) Birinci fıkrada belirtilen döneme ilişkin Gençlik ve Spor Bakanlığınca yazılı bir talepte bulunulması ve Hazine ve Maliye Bakanınca da uygun görülmesi halinde belirlenecek pay Gençlik ve Spor Bakanlığı özel hesabına aktarılabilir.

Yürürlük

MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik 1/1/2020 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı ile Gençlik ve Spor Bakanı birlikte yürütür.

Ekleri için tıklayınız.

SPORCU ÜCRETLERİNDEN TEVKİF YOLUYLA ALINAN GELİR VERGİSİ

ÜZERİNDEN BELİRLENEN PAYLARIN SPOR KULÜPLERİNE AKTARILMASI İLE

İLGİLİ SPOR KULÜBÜ DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ

DEĞERLENDİRME KRİTERLERİPUAN
1Son yapılan Yaz-Kış Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda madalya alan her sporcu için500
2Son yapılan Yaz-Kış Gençlik Olimpiyatlarında (YOG) madalya alan her sporcu için200
3Son yapılan Yaz-Kış Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlara katılan her sporcu için150
4Son yapılan Yaz-Kış Gençlik Olimpiyatlarına (YOG) katılan her sporcu için100
5Son yapılan Deaflimpik Oyunlarda madalya alan her sporcu için150
6Son Olimpiyatlarda yarışması yapılan veya bir sonraki olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarında, büyükler kategorisinde son yapılan Dünya Şampiyonasında madalya alan her sporcu için200
7Son Olimpiyatlarda yarışması yapılan veya bir sonraki olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarında, büyükler kategorisinde son yapılan Avrupa Şampiyonası veya Avrupa Oyunlarında madalya alan her sporcu için150
8Son Olimpiyat Oyunlarında yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarının büyükler kategorisinde son yapılan Dünya Şampiyonasına katılan her sporcu için30
9Son Olimpiyat Oyunlarında yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarının büyükler kategorisinde son yapılan Avrupa Şampiyonasına veya Avrupa Oyunlarına katılan her sporcu için20
10Son Paralimpik veya Deaflimplk Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki oyunlarda yarışması yapılacak spor dallannda, büyükler kategorisinde son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarında madalya alan her sporcu için100
11Son Paralimpik veya Deaflimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında, büyükler kategorisinde son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarına katılan her sporcu için15
12Son Olimpiyat Oyunlarında yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarında, yaş gruplarında son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarında madalya alan her sporcu için75
13Son Olimpiyat Oyunlarında yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarında, yaş gruplarında son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarına katılan her sporcu için15
14Son Paralimpik veya Deaflimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında, yaş gruplarında son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarında madalya alan her sporcu için30
15Son Paralimpik veya Deaflimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında. yaş gruplarında son yapılan Dünya veya Avrupa Şampiyonalarına katılan her sporcu için10
16Gençlik ve Spor Bakanlığı koordinesinde düzenlenen veya katılım sağlanan, son yapılan çoklu oyunlar ile son yapılan yaz-kış Dünya Üniversite Oyunlarında (Universiade) madalya alan her sporcu için (örneğin: İslami Dayanışma Oyunları, Avrupa Gençlik Olimpik Yaz-Kış Festivali, Akdeniz Oyunları, Dünya Plaj Oyunları ve benzeri)50
17Son Olimpiyatlarda yarışması yapılan veya bir sonraki olimpiyatlarda yarışması yapılacak spor dallarında büyükler kategorisinde veya yaş gruplarında son yapılan Türkiye Şampiyonalarında madalya alan her sporcu icin20
18Son Paralimpik veya Deaflimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında son yapılan Türkiye Şampiyonasında madalya alan her sporcu için (sikletinde, branşında veya kategorisinde en az 5 sporcu katılması şartıyla)10
19Son Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında, takım sporlarında, büyükler kategorisinde Dünya ve Avrupa federasyonunca düzenlenen en üst organizasyon olması kaydıyla son yapılan organizasyonda birinci olan amatör takım400
20Son Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında takım sporlarında büyüklerde Dünya ve Avrupa federasyonunca düzenlenen en üst organizasyon olması kaydıyla son yapılan organizasyonda ikinci, üçüncü veya dördüncü olan amatör takım150
21Son Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında, takım sporlarında büyükler kategorisinde veya yaş gruplarında son yapılan Türkiye Şampiyonası veya Türkiye Şampiyonası niteliği taşıyan en üst ligde veya finallerde birinci. ikinci, üçüncü veya dördüncü olan amatör takım100
22Son Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılan veya bir sonraki Olimpiyat veya Paralimpik Oyunlarda yarışması yapılacak spor dallarında takım sporlarında büyükler kategorisinde veya yaş gruplarında son yapılan Türkiye Şampiyonası veya Türkiye Şampiyonası niteliği taşıyan en üst lige veya finallere katılan amatör takım50
23Olimpik veya Paralimpik havuzda yer alan her sporcu için40
24TOHM veya SEM’de bulunan her sporcu için20
25Yetenek taraması kapsamında seçilip branş eğitimi verilen her 5 sporcu veya altyapı kategorisinde faal sporcusu bulunan her branş için10
26Olimpik, Paralimpik veya Deaflimpik spor dallarında faal her sporcu için25
Sporcu Ücretlerinden Tevkif Yoluyla Alınan GelirVergisi Üzerinden Belirlenen Payların Spor Kulüplerine Aktarılması İle İlgili Spor Kulübü Değerlendirme Kriterleri

“Covid-19 Sürecinde Spor ve Hukuk” Semineri

Bugün “Covid-19 Sürecinde Spor ve Hukuk” konulu seminer vereceğim.

Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Seminer Serisi’nin yirmi birinci etkinliği olan ‘Covid-19 Sürecinde Spor ve Hukuk’ semineri 29 Aralık Salı günü saat 20:00’da Zoom platformu aracılığıyla online olarak düzenlenecek. Seminer ayrıca spor çalışmaları merkezinin Youtube kanalında yayınlanacak.

Tartışma Konu Başlıkları:

  • Covid-19’un Spor Hukuku Boyutu
  • Sporcuların Hakları ve Sorumlulukları
  • Pandemi Sözleşme Feshinde Mübcir Sebep Midir?
  • Kulüplerin ve Federasyonların Konumu

Etkinliğe katılım ücretsizdir.

Kayıt olmak için burayı tıklayınız. Bugün 15.00‘a kadar kayıt yaptırabilirsiniz.

Spor Çalışmaları Merkezi’nin etkinliklerinden haberdar olmak için bilgilendirme formunu doldurarak duyuru listesine dahil olabilirsiniz.

Bakan Kasapoğlu, Spor Kulüpleri Kanunu İle İlgili Soru Önergesine Yanıt Veremedi

Türk spor kamuoyu uzun yıllardır Spor Kulüpleri Kanunu’nu bekliyor.

Suat Kılıç zamanında başlayan çalışmalar yaklaşık 10 yıldır sonlandırılamadı. Suat Kılıç‘tan sonra Gençlik ve Spor Bakanlığı yapan Akif Çağatay Kılıç, Osman Aşkın Bak ve bugün Bakanlığı yöneten Mehmet Muharrem Kasapoğlu bu kanunun en kısa zamanda çıkacağını iddia ettiler ama beceremediler.

Bakan Kasapoğlu, 2019 yılından beri bu kanunun çıkacağını müjdeleyip duruyor ama somut bir gelişme görmüyoruz.

Saadet Partisi milletvekili Abdulkadir Karaduman, Spor Kulüpleri Kanunu’nun bir türlü TBMM’ye sunulmaması üzerine Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu‘nun yanıtlaması için yazılı soru önergesi vermiş.

Maalesef Bakan Kasapoğlu bu önergedeki soruları zamanında yanıtlamamış.

Soru önergesindeki iddialar bugün de geçerliliğini koruyor.

Anlaşılan, bazı kulüp yöneticilerinin ayağına basmamak için kanun çalışmalarını yavaşlatıyorlar.

Soru önergesi aşağıdaki gibidir:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Dr. Mehmet Muharrem KASAPOĞLU tarafından Anayasanın 98’inci ve İçtüzüğün 96 ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim. 20.10.2020

Türk sporunun bitme noktasına geldiği, köklü kulüplerin battığı, birçok büyük kulübün iflas aşamasına geldiği ülkemizde, 1 O yılı aşkın süredir çıkacağı konuşulan, ama bir türlü meclis gündemine girmeyen “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Yasası’nın” akıbeti hala netleşmiş değil. Son olarak Ocak 2020’de “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Yasası’ yakın bir zamanda Meclis gündemine alınacak.” ifadelerinde bulunmuştunuz ancak konu ile ilgili henüz bir gelişme yaşanmadı.

Kulüplerimizin mali yönden her geçen gün biraz daha zorlandığı bir dönemde, tekelleşmiş kulüp yönetimleri; kontrolsüz ve görev süresi sonunda sorumlu tutulamayacağı harcamalar yapmaya devam edebilmektedir. Bir denetim sistemi olmamasından kaynaklı, yolsuzlukların üzeri kolay bir şekilde örtülebiliyor. Yeni yasa ile birlikte gelir bütçesinin aşılmaması, mevcut yönetimlerin vergi borçları, sigorta primleri ve çalışma dönemlerine ait her türlü borçlanmadan da sorumlu tutulması ve kulüplerin “temlik” adı altında kontrolsüz kullanımlarının önüne geçilmesi gibi önemli düzenlemeler var iken yasanın hala çıkmamış olmasının arkasında farklı sebeplerin olduğu söylenmektedir.

Bu bağlamda;

1- “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Yasası” uzun yıllardır Bakanlığınızın gündeminde olmasına rağmen ve ocak ayında “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Yasası yakın bir zamanda Meclis gündemine alınacak” şeklindeki ifadelerinizin üzerinden 9 ay geçmesine rağmen, henüz neden meclis gündemine gelmemiştir?

2- Bazı kulüp yöneticilerinin menfaatlerine uygun olmadığından dolayı yasanın yıllardır meclis gündemine alınmasına engel olunduğu iddialarının aslı var mıdır?

3- Kulüplerin her geçen gün artan kontrolsüz harcamalardan dolayı hem kendi ekonomilerine hem de ülke ekonomisine verdikleri zararın önüne geçmek için Bakanlığınız hangi çalışmaları yürütmektedir?”

İstinaf Kararı – Sporcu Menajeri ile Kulüp Arasındaki İlişkinin Niteliği

T.C.

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/526

KARAR NO: 2020/1248

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 04/10/2019

NUMARASI: 2019/745 E. – 2019/870 K.

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle mahkemenin görevsizliğine yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ve dava dışı sporcu … arasında simsarlık sözleşmesi niteliğindeki 13.07.2018 tarihli “sporcu özel sözleşmesi” düzenlendiğini, sözleşmenin 4.maddesinde davalı tarafından ödenecek ücretin belirlendiğini, müvekkilinin edimini yerine getirmesine rağmen kararlaştırılan menejerlik bedelinin vadesinde ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla Büyükçekmece … İcra Müdürlüğünün … Esas sayılı dosyasına başlatılan takibin davalının haksız itiraz sonucu durduğunu, sözleşmede açıkça müvekkiline ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, dava dilekçesi tebliğ edilmeden, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin kararında; “Bilindiği üzere mahkemenin görevi HMK 114. maddesi gereğince dava şartı olup, mahkemece kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gereken bir husustur. HMK 115. Maddeye göre dava şartları bakımından yapılan inceleme sonucunda; Davada davacı tacir olup davalı dernek ise tacir değildir. Öte yandan taraflardan biri tacir olsa da her iki tarafın tacir olması gerektiği gibi ticari işletmesiyle ilgili bir davada olmayıp; hangi davaların ticari dava olduğu 6102 sayılı TTK’nun 4.maddesinde sayılmıştır. Bundan başka, özel kanunlarda bazı davalara ve işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir (TTK.m.5). Bu hükümlerde sayılan ticari davalar mutlak ve nisbi ticari dava olmak üzere ikiye ayrılır. 6102 sayılı TTK’nun 4.maddesi gereğince, bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekir. Dava 6102 sayılı TTK’dan değil alacak davası olup genel hükümler uyarınca genel mahkemelerde dava açılabileceğinden HMK’nın 2/1. maddesinde ‘Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.’ hükmü yer almaktadır. 6335 sayılı Kanun ile 5. maddede değişiklik yapılmış ve asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk (ve diğer hukuk mahkemeleri) arasındaki ilişki, işbölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Bilindiği üzere, mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir. Yukarıda anlatıldığı üzere,davalı derneğin tacir olmadığı ,uyuşmazlığa konu alacak talebinin simsarlık sözleşmesinden kaynaklandığı , Futbolcu temsilcilik (menajerlik) sözleşmelerinin Yargıtay tarafından da simsarlık sözleşmesi olduğu kabul edildiği (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/15789 esas, 2014/16309 karar sayılı ve 26.5.2014 tarihli ilamı). Simsarlık sözleşmesinin TTK’ da değil , 6098 sayılı TBK’nın 520 vd. maddelerinde düzenlendiği ve görevli Mahkeme’nin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ” gerekçesiyle, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan davanın HMK’nın 114/1-c ve 115/2.maddeleri gereğince usulden reddine, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru delikçesinde; TTK’nın 19. maddesi gereğince müvekkilinin tacir sayıldığını, müvekkiline ait iktisadi işletmenin 21.08.2015 tarih ve 8889 sayılı nüshasınında tescil ve ilan edildiğini, dernek iktisadi işletmesinin 17.08.2015 tarihinde tescil edilmesi nedeniyle müvekkili derneğin tacir sıfatının bulunduğunu, davacının da tacir olması nedeniyle, her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın ticari dava olması karşısında asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili istinaf başvurusuna karşı cevabında, sözleşmenin dernek tüzel kişiliğince imzalandığını, iktisadi işletmesinin kaşe veya unvanının kullanılmaması nedeniyle işlemin dernek tarafından yapıldığını, sözleşmenin dernek faaliyeti kapsamında olması nedeniyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında düzenlenen simsarlık sözleşmesi niteliğindeki, sporcu özel sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK’nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı ve dava dışı sporcu … arasında düzenlenen 13.07.2018 tarihli “sporcu özel sözleşmesi” başlıklı belgenin incelenmesinde; sözleşme ile sporcunun iki sezon kulüp adına basketbol oynaması ve kulüp ile olan ilişkilerinin düzenlendiği, sözleşme ile davalı kulübün menejerlik ücreti ödemeyi kabul ettiği anlaşılmıştır. TTK’nın 16/1.maddesinde, “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” düzenlenmesi bulunmaktadır. Dosyada bulunan 21.08.2015 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi suretinden, Büyükçekmece Basketbol Kulübü Derneği İktisadi İşletmesi’nin 9870-49 sicil numarası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil edilerek faaliyete başladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının TTK’nın 16. maddesi hükmü kapsamında tacir olduğu anlaşılmaktadır. Davaya bakan mahkemenin görevli olması dava şartı olup, HMK’nın 115. maddesi uyarınca dava şartlarının mevcut olup olmadığı mahkemece, yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. TTK’nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup, bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (mutlak ticari dava) sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Somut olayda, her iki yanın tacir olması karşısında, davaya TTK’nın 5. maddesi gereğince ticaret mahkemesince bakılıp, sonuçlandırılması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın esasın ile ilgili karar verilmesi amacıyla mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK’nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-HMK’nın 353/1.a.3. maddesi uyarınca, görevsizlik kararını veren İlk Derece Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik karanın KALDIRILMASINA,

2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, ilk derece mahkemesi tarafından, talep halinde davacıya iadesine,

4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine dair; HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 19.11.2020 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

KANUN YOLU: HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.

İstinaf Kararı – Sporcu Menajeri ile Kulüp Arasındaki İlişkinin Niteliği

T.C.

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/50

KARAR NO: 2020/1241

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 07/10/2019

NUMARASI: 2019/744 E. – 2019/872 K.

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle mahkemenin görevsizliğine yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ve dava dışı sporcu … arasında düzenlenen 22.06.2017 tarihli simsarlık sözleşmesi niteliğindeki “sporcu özel sözleşmesi” gereğince müvekkilinin edimini yerine getirdiğini, sözleşmenin 4.maddesinde müvekkiline ödenecek ücretin düzenlendiğini, ancak kararlaştırılan menejerlik ücretinin vadesinde ödenmediğini, alacağın tahsili amacıyla Büyükçekmece …İcra Müdürlüğünün … Esas sayılı dosyasına başlatılan takibin davalının haksız itirazı sonucu durduğunu, sözleşmede açıkça müvekkiline ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, dava dilekçesi tebliğ edilmeden, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ İlk derece mahkemesinin kararında; “Bilindiği üzere mahkemenin görevi HMK 114. maddesi gereğince dava şartı olup, mahkemece kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gereken bir husustur. HMK 115. Maddeye göre dava şartları bakımından yapılan inceleme sonucunda; Davada davacı tacir olup davalı dernek ise tacir değildir. Öte yandan taraflardan biri tacir olsa da her iki tarafın tacir olması gerektiği gibi ticari işletmesiyle ilgili bir davada olmayıp; hangi davaların ticari dava olduğu 6102 sayılı TTK‘nun 4.maddesinde sayılmıştır. Bundan başka, özel kanunlarda bazı davalara ve işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir (TTK. m. 5). Bu hükümlerde sayılan ticari davalar mutlak ve nisbi ticari dava olmak üzere ikiye ayrılır. 6102 sayılı TTK’nun 4.maddesi gereğince, bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekir. Dava 6102 sayılı TTK’dan değil alacak davası olup genel hükümler uyarınca genel mahkemelerde dava açılabileceğinden HMK’nın 2/1. maddesinde ‘Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.’ hükmü yer almaktadır. 6335 sayılı Kanun ile 5. maddede değişiklik yapılmış ve asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk (ve diğer hukuk mahkemeleri) arasındaki ilişki, işbölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Bilindiği üzere, mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir. Yukarıda anlatıldığı üzere,davalı derneğin tacir olmadığı ,uyuşmazlığa konu alacak talebinin simsarlık sözleşmesinden kaynaklandığı, Futbolcu temsilcilik (menajerlik) sözleşmelerinin Yargıtay tarafından da simsarlık sözleşmesi olduğu kabul edildiği (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/15789 esas, 2014/16309 karar sayılı ve 26.5.2014 tarihli ilamı). Simsarlık sözleşmesinin TTK’ da değil , 6098 sayılı TBK‘nın 520 vd. maddelerinde düzenlendiği ve görevli Mahkeme’nin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan davanın HMK’nın 114/1-c ve 115/2.maddeleri gereğince usulden reddine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru delikçesinde; TTK’nın 16.maddesi gereğince müvekkilinin tacir sayıldığını, müvekkiline ait iktisadi işletmenin 21.08.2015 tarih ve 8889 sayılı nüshasında tescil ve ilan edildiğini, dernek iktisadi işletmesinin 17.08.2015 tarihinde tescil edilmesi nedeniyle müvekkili derneğin tacir sıfatının bulunduğunu, davacının da tacir olması nedeniyle, her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın ticari dava olması karşısında asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili istinaf başvurusuna karşı cevabında; sözleşmenin dernek tüzel kişiliğince imzalandığını, iktisadi işletmesinin kaşe veya unvanının kullanılmaması nedeniyle işlemin dernek tarafından yapıldığını, sözleşmenin dernek faaliyeti kapsamında olması nedeniyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında düzenlenen simsarlık sözleşmesi niteliğindeki, sporcu özel sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK’nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı ve dava dışı sporcu … arasında düzenlenen 22.06.2017 tarihli “sporcu özel sözleşmesi” başlıklı belgenin incelenmesinde; sözleşme ile sporcunun iki sezon kulüp adına basketbol oynaması ve kulüp ile olan ilişkilerinin düzenlendiği, sözleşmenin menajer başlıklı maddesinde davalı kulübün, davacıya menejerlik ücreti ödemeyi kabul ettiği anlaşılmıştır. TTK’nın 16/1.maddesinde, “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” düzenlenmesi bulunmaktadır. Dosyada bulunan 21.08.2015 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi suretinden, Büyükçekmece Basketbol Kulübü Derneği İktisadi İşletmesi‘nin 9870-49 sicil numarası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil edilerek faaliyete başladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının TTK’nın 16. maddesi hükmü kapsamında tacir olduğu anlaşılmaktadır. Davaya bakan mahkemenin görevli olması dava şartı olup, HMK’nın 115. maddesi uyarınca dava şartlarının mevcut olup olmadığı mahkemece, yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. TTK’nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup, bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (mutlak ticari dava) sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Somut olayda, her iki yanın tacir olması karşısında, davaya TTK’nın 5.maddesi gereğince ticaret mahkemesince bakılıp, sonuçlandırılması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın esasın ile ilgili karar verilmesi amacıyla mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK’nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-HMK’nın 353/1.a.3. maddesi uyarınca, görevsizlik kararını veren İlk Derece Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik karanın KALDIRILMASINA,

2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, ilk derece mahkemesi tarafından, talep halinde davacıya iadesine,

4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine dair; HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 19.11.2020 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

KANUN YOLU: HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.

7256 Sayılı Kanunla Spor Kulüplerine Avantajlı Yapılandırma Hakkı Tanındı

17 Kasım 2020 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlanan 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (Kanunun güncel versiyonu için bkz. https://tinyurl.com/7256sayilikanun) ile kamu borcu olanlanlara, işverenlere ve çalışanlara yönelik bazı düzenlemeler yapıldı.

31 Eylül 2020 tarihi temel alınarak alınarak vergi, SGK ve diğer amme alacakları ile idari para cezalarına Kanunda belirtilen şartlarda yapılandırma hakkı tanındı. Borçlular borçlarını ikişer aylık dönemler hâlinde azami on sekiz eşit taksitte ödeyebilecek.

Kanun ile spor kulüplerine ayrıcalık tanındı.

Spor kulüpleri dışındaki borçlulara on sekiz taksit imkanı tanınırken, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de sportif alanda faaliyette bulunan spor kulüpleri kanunda öngörülen tutarları ikişer aylık dönemler hâlinde azami otuz altı eşit taksitte ödeyebilecek. Kısaca, kulüplere iki kat taksit imkanı verildi.

Yargıtay: “Sporcu Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda İş Mahkemesi Görevlidir”

Resmî Gazete’nin bugünkü sayısında sporcu sözleşmelerinde tahkim şartı ve görevli mahkemeye ilişkin ilginç bir Yargıtay kararı yayınlandı.

Bu karar spor hukuku açısından çok önemli.

Yargıtay kararı bazı soruları gündeme getirdi:

  • Kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşmenin niteliği nedir?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinde tahkim şartı öngörülebilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinden doğan ücret alacağının tahsili için Türkiye Basketbol Federasyonu veya bir başka federasyon görevli kılınabilir mi? Sporcu, alacağın tahsili için federasyona başvurmaya zorlanabilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinde yer alan tahkim şartı geçerli midir? Sporcu, tahkim şartına rağmen devlet mahkemesine başvurabilir mi?
  • Profesyonel sporcu sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar için hangi mahkeme görevlidir?

Yargıtay bazı sorulara cevap vermiş.

Önce olayı anlatayım.

Basketbol oyuncusu Dilan Çelik ile Kastamonu Basketbol Spor Kulübü Derneği arasında sözleşme imzalanmış.

Sporcu, ücret alacağının ödenmemesi sebebiyle icra takibi başlatmış. Davalı kulüp takibe itiraz etmiş. Sporcu, itirazın iptali ve takibin devamı için asliye hukuk mahkemesine başvurmuş.

Kulüp, davacı ile aralarındaki sözleşmede “uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine” dair hüküm bulunduğunu savunarak, tahkim ilk itirazında bulunmuş.

Asliye hukuk mahkemesi, sözleşmede tahkim şartı bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş.

Yargıtay, 7036 sayılı Kanun uyarınca görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, davanın iş mahkemesinde açılması ve tahkim ilk itirazını iş mahkemesinin değerlendirmesi gerektiğini, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik karar vermesi gerekirken davanın usulden reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiş.

Bu kararda değerlendirilmesi gereken birkaç nokta var.

1) Kulübe bağlı çalışan profesyonel sporcu, işçidir:

Yargıtay, kulüp bünyesinde ücret karşılığı çalışan profesyonel sporcuların işçi olduklarını belirtmiş.

Yargıtay’ın bu tespiti doğru.

Her ne kadar ülkemizde bazı spor hukukçuları profesyonel sporcuların işçi olmadıklarını iddia etseler de, bu meslektaşlar – çok şükür – azınlıkta.

Konu hakkında uzun yazmayacağım. Daha önce yayınladığım yazımı okuyabilirsiniz.

2) Yargıtay, kanunun adını yanlış yazmış:

Yargıtay, “7036 sayılı İş Kanununun göreve ilişkin 5/1/a maddesi” uyarınca iş mahkemesinin görevli olduğunu açıklamış.

Yargıtay, kanunun adını yanlış yazmış.

7036 sayılı Kanun, İş Kanunu değildir. Bu kanunun başlığı İş Mahkemeleri Kanunudur.

3) Kanun, tahkim şartını ortadan kaldırmaz:

Yargıtay’ın ne dediğini doğru anlamak gerekiyor.

Twitter’da bir hukukçu bu kararı “Sözleşmeli sporcunun ücret alacağından doğan uyuşmazlıklar hakkında, tahkim şartı olsa bile 25.10.2017 tarihinden sonra açılan iş davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir.” şeklinde duyurmuş.

Bu ifadeyi düzeltmek gerekir.

Yargıtay, tahkim şartına rağmen iş mahkemesinin görevli olduğunu ifade etmedi. Yargıtay, davanın asliye hukuk mahkemesinde değil, iş mahkemesinde açılması gerektiğini; tahkim itirazını iş mahkemesinin değerlendirmesi gerektiğini açıkladı. Yargıtay, İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile tahkim şartını geçersiz hale geldiği, tahkim şartı olmasın rağmen iş mahkemesinde dava açılması gerektiği yönünde bir açıklama yapmadı.

4) Tahkim şartı geçersiz:

Asliye hukuk mahkemesi, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan “uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine” dair düzenlemeyi tahkim şartı olarak değerlendirmiş.

Uyuşmazlığın federasyonca değerlendirileceğine dair düzenleme tahkim şartı mıdır?

Kanımca bu tahkim şartı geçersizdir. Zira Türkiye Basketbol Federasyonu’na tahkim görevi yükleyen yasal düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca federasyon bünyesinde, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan farklı olarak, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu gibi bir kurul bulunmamaktadır.

Federasyona yetki veren düzenlemenin tahkim şartı olduğu kabul edilse bile, bu tahkim şartının geçerliliği tartışmalıdır.

Yargıtay’ın konuyla ilgili çelişkili kararlar verdiği, içtihat yaratamadığı görülmektedir.

Yargıtay, “sözleşmenin kuruluşunda bizzat sözleşme içeriğinde tahkim şartı öngörülmesi halinde işçi, işverene bağımlı durumda bulunmakla tahkim şartının işçiyi bağladığından bahsedilemez” demiştir.

Yargıtay bir başka kararında “antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesinin iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırma(yacağını)” kabul etmiştir.

Yargıtay bir diğer kararında “Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel kanunlarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsen(mesi halinde) sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerek(tiğini)” benimsemiştir.

Yargıtay’ın kararları dikkate alınırsa, Yargıtay sporcu sözleşmesinde spor federasyonunun görevli olduğuna tahkim şartının geçerliliğini sadece ilgili federasyonun mevzuatında bu yönde düzenleme olması ve federasyonda özel kurullar olması ihtimalinde tartışmaktadır. Federasyonda tahkim kurulu, uyuşmazlık çözüm kurulu gibi kurullar yok ise, kulüp ile sporcu arasındaki sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların federasyon tarafından çözümleneceğine dair düzenleme tahkim şartı olarak kabul edilmeyecektir.

Federasyon bünyesinde tahkim kurulu yer almadığına göre, işveren işçiyi federasyona başvurmaya zorlayabilir mi?

Zorlayamaz.

Taraflar arasında tahkim şartı olduğu kabul edilse bile, Yargıtay iş sözleşmesindeki tahkim şartını ya geçersiz kabul ediyor ya da işçinin mahkemeye başvurma hakkının ortadan kaldırmadığını belirtiyor.

Sonuç olarak, asliye hukuk mahkemesinin tahkim şartını kabul etmesi hukuka aykırıdır.

İş mahkemeleri de kulüp ile sporcular arasındaki sözleşmelerde yer alan bu tür tahkim şartlarının geçerli olmadığı ya da sporcuların devlet mahkemesine başvurma hakkını ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle sporcuların açacakları ücret alacağı davalarını kabul etmek zorundadır.

5) Dava şartı arabuluculuk atlanmamalı:

Kulüp ile profesyonel sporcu arasındaki sözleşme hizmet sözleşmesidir. Hizmet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi görevlidir.

Dava açmaya karar verilmesi halinde, çok önemli bir hususa dikkat etmek gerekiyor.

Kulüp veya profesyonel sporcu, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı talepli dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmektedir.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – — – –

Yargıtay’ın kararını aşağıda paylaşıyorum.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:

ESAS NO : 2020/7165

KARAR NO : 2020/5239

TÜRK MİLLETİ ADINA

YARGITAY İLAMI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KASTAMONU 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ: 27/11/2018

NUMARASI: 2018/302-2018/380

DAVACI: DİLAN ÇELİK VEKİLİ AVUKAT ZEYNEP YURT

DAVALI : KASTAMONU BASKETBOL SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ VEKİLİ AVUKAT OSMAN YİĞİT ÇINAROĞLU

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY KARARI

Davacı, davalı spor kulübünün sözleşmeli sporcusu olduğunu, 1.375,00 TL ücret alacağının davalı spor kulübü tarafından ödenmediğini, bu nedenle başlattığı takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı spor kulübü, davacı ile aralarındaki sözleşmenin 8.maddesinde uyuşmazlıkların basketbol federasyonunca inceleneceğine dair hüküm bulunduğunu savunarak, tahkim ilk itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, sözleşmede tahkim şartı bulunması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; miktar itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir.

Görev, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınabileceği gibi taraflarca da davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 116’ncı maddesinin (b) bendine göre ihtiyari tahkimde uyuşmazlığın tahkimde görülmesi gerektiğine ilişkin itiraz, ilk itiraz niteliğinde olup, l 17’nci maddenin ikinci fıkrası gereğince, ilk itirazların, dava şartlarından sonra inceleneceği açıkça hükme bağlanmıştır.

7036 sayılı İş Kanununun göreve ilişkin 5/1/a maddesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ikinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen, hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yine aynı kanunun 38′ inci maddesinde de görevi düzenleyen 5′ inci maddesinin yayın tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

O halde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işverenler arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda, 7036 sayılı Kanununun 5’inci maddesinin (a) bendinde ve 38’inci maddeleri gereğince 25/10/2017 tarihinden sonra açılan davalarda görevli mahkeme iş mahkemeleridir.

Somut olaya bakıldığında; davacının, hizmet sözleşmesi gereğince davalı Spor Kulübünde profesyonel sporcu olarak görev yaptığı, 7036 sayılı Kanunun 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe girdiği, davanın 18/09/2018 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, davada görevli mahkeme iş mahkemesidir. İlk itirazı değerlendirecek olan mahkeme de görevli olan iş mahkemesidir. Mahkemece bu husus resen dikkate alınıp, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, tahkim ilk itirazı üzerine “davanın usulden reddine” karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile Kastamonu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.11.2018 tarih ve 2018/302 E., 2018/380 K. sayılı karanın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 01/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Dernek Genel Kurul Toplantıları, Bildirim ve Beyannameleri için Verilen Süre Uzatıldı

Dernekler tarafından verilecek bildirim ve beyannameler ile genel kurul toplantılarının ertelenmesine ilişkin süre 31.10.2020 tarihine kadar uzatıldı.

İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü‘nün sitesinde yayınlanan basın açıkaması aşağıdaki gibidir.

7244 sayılı Yeni Koronavirüs (Covıd-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda dernekler tarafından verilecek bildirim ve beyannameler ile dernek genel kurul toplantılarının 31/7/2020 tarihine kadar erteleneceği, bu sürenin 3 aya kadar İçişleri Bakanınca uzatılabileceği hükmüne istinaden söz konusu süre Bakanlık Makamının 24.07.2020 tarihli ve 4720 sayılı Oluru 31.10.2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

Bu kapsamda;

Dernek beyanname ve bildirimlerinin 31.10.2020 tarihine kadar bildirilmesi,

Şubesi bulunmayan dernekler ile dernek şubelerince yapılması gereken genel kurul toplantılarının 31.10.2020 tarihinden sonra 30 gün içinde yapılması,

Şubesi bulunan derneklerin ise şube genel kurul toplantılarının tamamlanmasından sonra 5253 sayılı Dernekler Kanunun 7 nci ve Dernekler Yönetmeliğinin 14 üncü maddesine göre dernek tüzüğündeki genel kurul toplantı usullerini içeren hükümler çerçevesinde yönetim kurulunun alacağı geri bırakma kararı ile belirlenen süre içinde yapılması gerekmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.  24.07.2020″

Yargıtay – Aynı Dönemde Kulüpte ve Federasyonda Çalışan Voleybol Antrenörünün Sigortalılığı Nasıl Tespit Edilir?

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 03.12.2018, 2017/4264 E., 2018/8930 K.

KARAR

A) Davacı İstemi:

Davacı, 01/04/2011 ile 31/10/2011 tarihleri arasında davalı…… olarak aralıksız ve sürekli çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabı :

Davalı …, milli takım faaliyetlerinin yıl içinde belirli dönemlerde olduğunu, süreklilik arz etmediğini, davacının davaya konu 01/04/2011-30/10/2011 arası dönemde …… bünyesinde gönüllü olarak çalıştığını, davacının 26/11/2010 ile 30/06/2011 tarihleri arasında …… kulübünde çalıştığını belirterek davanın reddini istemiştir.

…… müdahil …… Kurumu davanın reddini istemiştir.

C) İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi

Mahkemece, dava konusu uyuşmazlığın bir kısmında davacının adına …… Kulübü derneği tarafından 26/11/2010-30/06/2011 tarihleri arasında diğer davalı Kuruma hizmet bildiriminde bulunulduğu, 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesi kapsamında bir kişinin aynı anda birden fazla işyerinde çalışmasını engelleyen bir hususun bulunmadığı, kaldı ki davacının …… kulübü derneğinden sigortalı olarak gösterilmekte iken Voleybol ……u ile milli takım antrenörü olarak 06/04/2011 den itibaren kamp ve müsabakalara katılmış olduğu, dosyadaki tanık beyanlarıyla yazılı belge ve bilgiler göz önüne alındığında davacının sigortalı çalışma başlangıcının 06/04/2011 olduğu, bu tarihten 31/10/2011 tarihine kadar davalı …… bünyesinde sigortalı olarak çalışmış olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının 06/04/2011-31/10/2011 tarihleri arasında davalı … ……una bağlı 1114711.06 sicil sayılı işyerinde 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

D) İstinaf Başvurusu :

Davacı vekili, tanık beyanları ile çalışmanın başlangıç tarihinin belirlendiğini, 06.04.2011 tarihinde……… kampında bulunan davacının, işe başlatıldığı gün yurt dışı kampa gitmesinin mümkün olmadığını, kamp öncesi yapılan plan ve programlar değerlendirildiğinde çalışmanın 01.04.2011 tarihinde başladığının belirgin olup, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili; milli takım faaliyetlerinin yıl içinde belirli dönemlerde olup süreklilik arz etmediğini, 3289 sayılı Kanunun 6. maddesinin m bendi uyarınca, …… tarafından süreklilik arz etmeyecek şekilde görevlendirilenlerin hobi amaçlı çalışmalarından dolayı sigortalı olamayacaklarının düzenlendiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

…… müdahil SGK vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

E) Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :

Bölge ……since, dava konusu uyuşmazlığın bir kısmında davacının adına …… Kulübü derneği tarafından 26/11/2010-30/06/2011 tarihleri arasında diğer davalı Kuruma hizmet bildiriminde bulunulmasının, 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesi kapsamında bir kişinin aynı anda birden fazla işyerinde çalışmasını engelleyen bir husus olmadığı gibi davacının …… kulübü derneğinden sigortalı olarak gösterilmekte iken Voleybol ……u ile milli takım antrenörü olarak 06/04/2011 den itibaren yurt dışı kamp ve müsabakalara katılmış olduğuna ilişkin çok sayıda yazılı belge bulunduğu, dosyadaki tanık beyanlarıyla yazılı belge ve bilgiler göz önüne alındığında, 06.04.2011 tarihinde……… kampında bulunan davacının, işe başlatıldığı gün yurt dışı kampına gitmesinin mümkün olmadığı, kamp öncesi yapılan plan ve programlar değerlendirildiğinde çalışmanın 01.04.2011 tarihinde başlatıldığı, davacının profesyonel antrenör olup, dava öncesi ve sonrası dönemde davalı işverenlikten bildirimlerinin olması ve tüm dosya kapsamına göre işin hobi amaçlı çalışmadığının kanıtlandığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf istemlerinin reddine, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına yerine, davanın kabulü ile davacının 01/04/2011-31/10/2011 tarihleri arasında davalı … ……una bağlı 1114711.06 sicil sayılı işyerinde 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

F) Temyiz :

…… müdahil SGK vekili; müphem tanık beyanlarına göre karar verilmesinin isabetsiz olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.

G) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.

5510 sayılı Yasanın 82/4. maddesi; “Sigortalıların bu Kanunun 53 üncü maddesine göre belirlenen aynı sigortalılık haline tâbi olacak şekilde birden fazla işte çalışması nedeniyle Kuruma ödenen primler toplamı, bu sigortalılık hali için belirlenen prime esas kazanç üst sınırı üzerinden hesaplanacak miktarı aşarsa, aşan kısmın tamamı, sigortalının talebi üzerine en geç talep tarihini takip eden ay içinde hissesi oranında sigortalıya defaten geri ödenir. Geri verilen primler için ayrıca gecikme cezası ve gecikme zammı ile faiz ödenmez.” şeklindedir.

Buna göre, 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesi (506 sayılı Yasa) kapsamında sigortalı olan kişi, aynı ay içinde birden fazla yerde çalışabilir. Ancak, çalıştığı yerden bildirilen günlerin 30 günü, kazancında prime esas kazancında üst sınırına kadar kısmı dikkate alınır. Çünkü ay 30 günden, yıl da 360 günden çok olamaz.

Somut olayda; davacı adına 26/11/2010-30/06/2011 tarihleri arasında 1033301 sicil numaralı dava dışı TC …… Kulübü Derneği adına tescilli işyerinden tam zamanlı çalışma bildirimi yapıldığı, Mahkemece tespite karar verilen dönemin bir kısmında dava dışı işyerinden yapılan bildirimlerin çakıştığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, aynı ay içinde 30 günden fazla çalışma süresi tespit edilemeyeceği gözetilmeden, bu durumda sadece prime esas kazanca eklenmek üzere çalışma süresi ve ücret tespit edilebileceği halde yazılı şekilde gerçek ücretle hizmet tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Yapılacak iş, çakışan dönem için davalı işyerindeki çalışmasının tam zamanlı mı yarı zamanlı mı olduğunu, kaç saat çalıştığını tespit etmek, dava dışı bildirim yapılan işyerinin bordrolu tanıklarını dinlemek, çalışmanın niteliği ve süresi hakkında yöntemince beyanlarını almak, eğer her iki işyerinde de tam zamanlı çalıştığı tespit edilirse aynı ay içinde 30 günden fazla çalışma süresi tespit edilemeyeceği gözetilerek, bu durumda sadece prime esas kazanca eklenmek üzere çalışma süresi ve ücret tespit edilebileceğini dikkate alarak karar vermektir.

O halde, …… müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge ……sinin kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan Bölge ……si kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge ……si’ne gönderilmesine, 03.12.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

2008 Spor Şurası “Spor Hukuku Ön Komisyonu Raporu” Hakkında Görüşlerim

Önceki yazımda, 2008 yılında düzenlenen Spor Şurası’ndan bahsetmiştim. Şura’nın spor hukuku ön komisyonunun hazırladığı raporu yayınlamıştım.

Bu yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi paylaşacağım.

Görüşlerimi ön komisyon raporunu ve raporun planını temel alarak kaleme almıştım.

Ön komisyon raporuna ilişkin görüşlerim eksik olabilir. Raporumu tekrar okurken eksikleri fark ettim. Bununla birlikte, öngörülerimin gerçekleşmesine üzüldüm.

Şura’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ön komisyon raporunun hukuka aykırılığı, dünya gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğu ortaya çıktı.

  • Futbolda şike, teşvik primi aldı başını gidiyor.
  • Kulüpler, (eski) yöneticilerine borçlu hale geldi. Kulüpler battı.
  • Spor tahkimi çöktü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ali Rıza ve Diğerleri Kararı ile tabuta çivi çakmaya başladı.
  • Doping konusunda dünyada ilk 5’teyiz. Uluslararası raporlarda sporcuların, kulüp yöneticilerinin, federasyon başkanlarının rüşvet görüşmelerini okuduk. CAS kararlarını okurken Türk sporunun yolsuzluğa kurban edildiğini öğrendik.
  • Sporda şiddet önlenemiyor. Bakanlar, valiler, emniyet amirleri, belediye başkanları işin içinde.

Daha birçok olumsuzluk sayabilirim.

2008 Spor Şurası’nda bütün bu riskler dile getirildi. Maalesef bu uyarılar Şura sonuç bildirgesinde yer bulmadı.

Görüşlerim yüzünden hep azınlık içindeydim. Azınlık kalmaya devam ediyorum. Eleştiren, uyaran, öneriler sunan bir avuç hukukçu olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Karar alma mekanizması içinde değilim. Bu çarkın içine girmeyeceğim. Yöneticiler değişse bile bu yolsuz düzen içinde farklı sonuçlar alınabileceğine inanmıyorum.

Vicdanım rahat. Konuşuyorum. Yazıyorum. Tartışıyorum. Öğreniyorum ve öğretiyorum. Görüşlerim değişiyor ama özü asla değişmedi, değişmeyecek. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük için düşünmeye, yazmaya devam edeceğim.

Aşağıdaki görüşleri -12 yıl önce kaleme alındığını göz önüne alarak- okumanızı ve değerlendirmenizi rica ediyorum.

Eleştiri, görüş ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

– — – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

GİRİŞ

Her devlet, federasyonların veya liglerin yayın haklarının merkezi veya bireysel satışına ulusal rekabet hukukunu uygulamaktadır.

Her devlet, spor sektöründeki işverenle sporcu işçi arasındaki sözleşmelere kendi hukukunu uygulamakta ve kendi mahkemeleri bu uyuşmazlıkları çözümlemektedir.

Her devlette, doğal olarak, yerel mahkemeler, ulusal hukuku temel alarak spor sektörünün çeşitli aktörleri arasındaki uyuşmazlıkları çözmektedirler. Böylece bu alanda binlerce karar ve buna bağlı olarak içtihat oluşmuştur.

Avrupa’da bugüne kadar ulusal hukukun uygulanmasının sporun özerkliğine zarar verdiği iddia edilmemiştir.

Avrupa Birliği de sporla ilgili politika oluşturmaya başlamıştır. Avrupa Birliği’nin sporla ilgili özel yetkisi bulunmamaktadır. Ancak diğer alanlardaki yetkileri aracılığıyla spor sektörüne müdahale etmektedir.

Avrupa Adalet Divanı’nın sporla ilgili onlarca kararı bulunmaktadır. Ülkemizde bilinen “Bosman Kararı” dışında, mahkemenin sporcuların serbest dolaşımı ve rekabet hukukuna ilişkin diğer kararları dikkat çekmektedir.

Avrupa Komisyonu ve FIFA ile UEFA başta olmak üzere diğer uluslar arası federasyonlar arasında çok şiddetli tartışmalar yaşanmaktadır. Zira Avrupa Komisyonu ve Avrupa Adalet Divanı bu federasyonların sadece bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu gerçeği karşısında bunların Avrupa Birliği’ne ve Avrupa Birliği üyesi devletlere kendi kurallarını kabul ettirmelerine izin vermemektedir. Rekabet hukuku ve kamu düzeni açısından bu federasyonların birçok uygulaması Komisyon’a ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’na takılmaktadır. Son olarak, “Meca-Medina Kararı” Avrupa Birliği’nin, spor kurallarını, federasyonların kararlarını, uygulamalarını her somut olayın koşullarına göre değerlendireceğini ve uluslar arası federasyonların, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin sporun özel yapısını ileri sürerek kendi başlarına hareket etmelerini engelleyebileceğini göstermiştir.

Türkiye’de ise durum tam tersi bir istikamette ilerlemektedir. Siyasiler üzerine polemik yapılabilecek çeşitli sebeplerle sporun içinde yer almayı tercih etmektedirler. Spor camiası da özellikle vergi indirimi veya affı, kulüplere vergi kolaylığı sağlanması; kulüplere ve federasyonlara arazi, taşınmaz sağlanması; spor dışındaki sektörlerde çıkar elde edilmesi; devlet yargısına tabi olmama, istedikleri gibi kural koyma ve kendi kendilerini yönetme gibi nice sebeplerle siyasilerle iyi geçinmeye önem vermektedir.

Bugün devletin spora müdahalesinin özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülmekte; devletin federasyonlar ve kulüpler üzerindeki denetim faaliyetlerinin özerkliği zedelediği iddia edilmektedir. Bu iddialar sonunda ise dünyanın hiçbir devletinde rastlanmayan bir uygulama geliştirilmiş ve spor, devlet yargısına tabi olmaktan kurtarılmıştır.

Bunun sorumlusu elbette sadece federasyonlar, kulüpler değildir. Siyasiler ve GSGM, sporla ilgili uluslar arası gelişmeleri takip edecek, karşılaştırmalı hukuk çalışması yapacak bilgi birikimine sahip değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, İsviçre hukukuna göre sadece bir dernek olan FIFA ve UEFA’nın sözünden çıkamaz hale gelmiştir. Bu kuruluşlar, hükümet temsilcileri ile toplantı yapma, kendi düzenlemelerini kabul ettirme gücüne sahip olmuşlardır.

Federasyonların denetimi söz konusu olduğunda, usulsüzlük iddiaları üzerine soruşturma açılması tartışılmaya başlandığı vakit FIFA ve UEFA devreye girerek Türkiye Futbol Federasyonu’nun üyeliğinin askıya alınabileceği ve uluslar arası yarışmalardan men edileceği tehdidi ile federasyonu koruma gayreti içine girmektedirler. Oysa FIFA ve UEFA her sene devlet denetimine tabi olmaktadır. İsviçre polisinin usulsüzlük sebebiyle FIFA’nın belgelerine el koyduğu, başkanı ve bazı yönetim kurulu üyeleri, FIFA ile ortak çalışan bazı şirketler hakkında dava açıldığı gözden kaçırılmaktadır. Merkezinin bulunduğu ülkede rahat hareket edemeyen bir derneğin bir başka devletin spor yapısına, yürütme ve yargı yetkilerine karışması alışılmış ve kabul edilebilir bir durum değildir.

Türkiye’de spor hukuku, federasyonların ve kulüplerin kendi çıkarlarına göre yorumladığı; bu kuruluşların lobisi ve medyanın baskısı, siyasilerin ve bürokratların popülist yaklaşımları sebebiyle devletin gerekli düzenlemeleri yapıp tüm federasyonlara, kulüplere, sporculara uygulanabilecek bir sistem yaratamadığı bir düzeni ifade etmektedir. Daha iddialı bir deyişle, Türkiye’de spor hukuku, hukuksuzluğun bir görünümü halini almıştır.

Spor Şurası’nda ilk defa spor hukukunun tartışılacak olması, bu düzensizliğin önüne geçilmesi ve Türkiye’de spor hukukunun Avrupa ve Amerika’da vardığı seviyeye ulaşması için çok önemli bir adımdır.

Biz Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporunu, rapordaki sırayı takip ederek değerlendireceğiz. Gerekli gördüğümüz noktalarda tespitlerimizi yapacak, eleştirilerimizi paylaşacağız. Bazı noktalarda önerilerimizi sunacağız.

 

I-) Komisyonun Yapısı Hakkındaki Görüşlerimiz

Spor Hukuku Komisyonu’nun üyeleri incelendiğinde birkaç nokta dikkat çekmektedir:

1) Komisyonda Türkiye Futbol Federasyonu’nu temsilen üç temsilci bulunmakta iken, diğer spor federasyonlarını temsilen sadece bir üyenin (Prof. Dr. Nadi Günal) yer alması ilginçtir. Türkiye’de 58 spor federasyonu bulunmaktadır. Bu federasyonların çoğunluğu ise bireysel spor federasyonlarıdır. Bu federasyonların hiçbirinden temsilci çağırılmazken, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan üç üye davet edilmesi ve bu üyelerden birinin başkan yardımcılığına getirilmesi, ilk bakışta bu komisyonun futbol ağırlıklı bir rapor hazırlayacağı, futbolun tartışmalarda baskın olacağı izlenimi uyandırmaktadır. Zira raporun içeriğine bakıldığında da tartışmaların daha çok futbol odaklı olduğu görülmektedir.

2) Spor hukukunun tartışılacağı bir komisyonda kurum ve kuruluşların isimlerine dikkat etmek gerekir.

Birkaç yıldan beri Türk spor camiası, merkezi Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi (İngilizce kısaltması CAS, Fransızca kısaltması TAS) ile ilgili haberleri, yorumları takip etmektedir.

Bugün iki Türk hukukçu bu mahkemede hakem olarak görev almaktadır. Bu hukukçular spor hukuku komisyonunun üyeleri arasındadırlar.

Bu mahkemenin adı medyada olsun, bilimsel toplantılarda olsun, hatta kanun ve yönetmeliklerde bile yanlış dile getirilmektedir. Bu mahkemenin adı komisyon üyelerinin tanıtımında da “Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi” olarak zikredilmiştir. 

Bu mahkemenin İngilizce ismi Court of Arbitration for Sport’tur. Fransızca karşılığı ise Tribunal Arbitral du Sport’dur. Bu iki isim aynı anlama gelip, Türkçe karşılığı Spor Tahkim Mahkemesi’dir.

Bu mahkeme sadece uluslar arası spor uyuşmazlıklarını çözümlemekte yetkili olmayıp, ayrıca İsviçre’deki spor uyuşmazlıklarında da yetkili kılınabilmektedir. Diğer bir deyişle, İsviçre hukukuna göre kurulmuş olan bu tahkim mahkemesi, yerel uyuşmazlıkları da çözümlemektedir.

Yukarıdaki teknik açıklamaya gerek olmaksızın, mahkemenin ismi ile sınırlı kalınsa bile, doğru tercümenin “Spor Tahkim Mahkemesi” olduğu açıktır.

Spor Şurası esnasında ve Şura’nın ardından basılacak raporlarda ve bu raporların bir araya getirilerek kamuoyunun bilgisine sunulacak kitaplarda, en önemlisi Türk mevzuatında söz konusu mahkemenin doğru adlandırılmasına özen gösterilmelidir.

II-) Komisyonda Görüşülmesi Planlanan Ana Başlıklar ile İlgili Görüşümüz

Spor Hukuku Komisyonu, spor hukuku ile ilgili konuların “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulmuştur.

Spor hukuku ile ilgili önerilen ana başlıklar spor hukukunun konuları dikkate alındığında çok dar kapsamlıdır.

Komisyon ise spor hukukunu dar ve geniş anlamda spor hukuku olarak iki sınıfa ayırmış; bu ayırım uyarınca alt başlıkları belirlemiş ancak bu noktaların çok azı komisyon tarafından tartışılmıştır.

Sporcuların haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen kurallar;

  • Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemleri, yükümlülükleri ve sorumlulukları;
  • Fair Play;
  • Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkı;
  • Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutu;
  • Profesyonel spor aktörlerinin hakları ve ilişki düzenlemeleri;
  • Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkiler

Tartışılmamıştır.

Aynı şekilde, kanımızca “Spor ve Kadın Hakları”, “Spor ve Çocuk Hakları”, “Spor ve Engelli Hakları”  başlıkları da komisyon tarafından tartışılmalıydı.

Yukarıda belirtilen başlıkların bazılarının tartışılmamasının sebebi olarak, söz konusu konularla ilgili başka komisyonların varlığı ileri sürülebilir. Ancak söz konusu iddia, spor hukuku komisyonunun raporu incelendiğinde gerçekçi olmayacaktır.

Komisyonda “doping” ve “sporculara burs” gibi konular tartışılmıştır. Aynı konular Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu ve Spor Kültürü ve Sporla Eğitim Komisyonu tarafından incelenmiştir. Hatta Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu dopingle ilgili olarak ulusal düzeyde yapılması gereken hukuki düzenlemelerle ilgili çarpıcı öneriler sunmuştur. Spor hukuku komisyonunun raporunda aynı ölçüde tespit ve önerilerin yer almadığı görülmektedir. Bu durum da komisyonlar arasında iletişim olmadığını, belli bir sistem izlenmediğini göstermektedir.

Her ne kadar Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu, sporun sosyal güvenlik boyutunu incelemiş olsa da, sporcuların, antrenörlerin, teknik görevlilerin sigortalanması dışında iş hukukuna ve sendika hukukuna ilişkin çok büyük sorunlar bulunmaktadır. Spor hukuku komisyonunun iş hukuku ve sendika hukukuna dair hiçbir tartışma yapmaması dikkat çekicidir.

III-) Komisyonun Çalışma Yöntemi ile İlgili Görüşlerimiz

Spor Şurası’nın Internet sitesinin ana sayfasında Spor Şuraları “sporda gelişmişlik düzeyini yakalamak için geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak amacıyla gerçekleştirilen ve Türk spor kamuoyunu bir araya getiren büyük spor buluşmaları” olarak tanımlanmaktadır.

Spor hukuku alt komisyonu, geçmiş uygulamalardan sonuçlar çıkarmak, mevcut uygulamaları tartışmak ve geleceğe yönelik planlamalar yapmak için sadece iki gün tartışabilmiştir.

Komisyon üyeleri, komisyonun kurulmasından  (21 Mayıs 2008) alt komisyon toplantısına (18-19 Haziran 2008) kadar bir aydan kısa bir süre içinde hazırlık yapmak, görüşlerini belirlemek, gerekirse çalıştıkları kurumlardan görüş almak zorundaydılar.

Sayın Murat Başesgioğlu ve Sayın Mehmet Atalay, bu Şura’da alınacak kararların mutlaka uygulamaya konulacağını belirtmelerine rağmen, Şura’nın hazırlık sürecinin gereği gibi düzenlenmediği açıktır.

Alt komisyon toplantısının sadece iki güne sıkıştırılması uygun olmamıştır. Karşılıklı görüş alışverişinden sonra komisyon üyelerinin tartışılan konular üzerine kendi raporlarını hazırlaması beklenmeliydi. Bu raporların yeniden tartışılarak alt komisyon raporunun, içeriği zengin ve her görüşün gerekçeleriyle birlikte kamuoyuna sunulması gerekirdi.

Aynı şekilde, alt komisyon raporlarının yayınlanmasından sonra GSGM, federasyonlar, kulüplerin yanında antrenör, hakem ve sporcu dernekleri; BESYOlar başta olmak üzere sporla ilgili araştırma yapılan üniversiteler, merkezler, enstitüler gibi eğitim kurumları ile sivil toplum örgütlerine bu raporlar hakkında görüşlerini açıklamaları için uygun süre verilmeliydi. Bu raporlar bütün ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilmeliydi.

Komisyonların üyeleri tarafından ele alınan ve alınmayan bütün konular bilimsel toplantılarda, açık oturumlarda tartışılmalı; böylece kamuoyunun bilinçlenmesi ve Şura kapsamındaki konuların en detaylı biçimde irdelenmesi için gerekli ortam oluşturulmalıydı.

Şura alt komisyonlarının raporlarının değerlendirilmesi büyük zaman almaktadır. Bu raporlarda ileri sürülen görüşlerin, önerilerin tek tek tartışılması; eleştiri ve önerilerin ortaya konması için yeterli zaman bulunmamaktadır.

Diğer önemli bir olumsuzluk ise federasyonlar açısından söz konusu olmuştur. Şura’da alınacak kararları uygulayacak olan kurumlar federasyonlardır. Geçmiş uygulamalardan ders çıkaracak ilk kurumlar da federasyonlardır.

Federasyonların bu Şura’ya gerektiği gibi hazırlanamayacaklarını tahmin etmek hiç güç değildir. Çoğu federasyon, Olimpiyat Oyunları’ndan sonra seçim telaşı içine girmiştir. Genel kurul hazırlığı yapan federasyonların yönetimlerinin bu Şura’ya gereği gibi hazırlanmaları çok zordur. Federasyonların yöneticilerinin Şura’da eksiklerini ortaya koyup koltuklarını tehlikeye sokma riskini bertaraf etmek isteyecekleri ve soyut görüşler ileri sürecekleri kesindir. Şura’ya kadar yapılan seçimlerle yönetimi elde eden kurulun ise federasyonun yapılanması ile vakit harcarken ayrıca Şura’ya hazırlanmaları çok zordur. Bu Şura’da ancak kış sporları ve olimpik olmayan sporların federasyonları layıkıyla hazırlık yapma şansına sahip olacaklardır.

Biz, kendi inisiyatifimizle bu raporu hazırlıyoruz. Raporumuzda ele alacağımız noktaların, ileri sürdüğümüz eleştiri ve önerilerin Şura’da ele alınacağı umudunu taşıyoruz.


IV-) Hukuk ve Spor Hukuku Hakkında Yapılan Genel Tespitlerle İlgili Görüşlerimiz

Raporda yer alan “ortadan kaldırıcı norm” ile neyin kast edildiği anlaşılmamıştır.

Spor hukukunun doğumu ve “lex sportiva” ile ilgili açıklamaların yapıldığı bölümde, spor hukukunun önde gelen uzmanlarının “Dünyada devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” olmak üzere iki hukuk düzeni olduğuna dair iddialarına yer verilmiştir.

Bu iddia, spor hukukunun salt federasyonlar ve kulüpler bakımından ele alınması durumunda geçerlidir.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Topluluğu Adalet Divanı, sporun özel yapısını kabul etmekte ancak bunun ayrı bir hukuk düzeni olduğu fikrini benimsememektedir. AB ve devletler, sporu kendi hukuk düzenleri içinde değerlendirmekte ve sporun ayrı bir düzeni olduğu fikrine karşı çıkmaktadırlar. AB Komisyonu’nun sporla ilgili muafiyet getirilmesi talebini reddetmesi, söz konusu karşı duruşun en açık göstergelerinden biridir.

– Rapora göre, dar anlamda spor hukuku “spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını” da incelemektedir. Bu ifade ile neden bahsedildiği anlaşılmamaktadır.

– Raporda, geniş anlamda spor hukukunun kapsamı içinde “Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumun” yer aldığı açıklanmıştır.

Bu önlem ve kurumlar nelerdir? Komisyon tarafından bu noktalar neden tartışılmamıştır?

– CAS ile ilgili açıklamalar yanıltıcıdır. Raporda, “bu mahkeme(nin) spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru mercii (olduğu)” iddia edilmektedir.

Bu ifade yanıltıcıdır.

Raporda bu mahkemenin sanki bütün spor uyuşmazlıkları için ilk derece mahkemesi veya temyiz makamı olduğu ileri sürülmektedir. Bu ifade hem uluslararası hem de ulusal spor uyuşmazlıkları açısından doğru değildir.

Ulusal spor uyuşmazlıkları, devletlerin kendi yargı makamları tarafından çözümlenmektedir. CAS, bu uyuşmazlıklar açısından doğrudan görevli değildir. Aynı şekilde, asıl amacı uluslar arası uyuşmazlıkları çözümlemek olan CAS’ın yetkisi bütün uluslararası federasyonlar tanınmamakta, tanıyanlardan bazıları ise dar kapsamda bu yetkiyi kabul etmektedirler.

Aşağıda, CAS’ın yetkisi ile ilgili çeşitli ayırımlar yapılmıştır:

A) Uluslararası Federasyonlar Açısından Genel Bakış

1) CAS’ın Genel Yetkisini Tanıyan Federasyonlar

Çeşitli federasyonlar, statülerinde CAS’ın genel yetkisini tanımışlardır. Uluslar arası Binicilik Federasyonu (md. 35), Uluslar arası Yüzme Federasyonu (md. 25), Uluslar arası Basketbol Federasyonu (md. 36), Uluslar arası Triatlon Federasyonu (md. 19/I), Uluslar arası Atletizm Birliği (md. 15/I), statülerinden doğacak her türlü uyuşmazlığın çözümünde CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

2) CAS’ın Genel Yetkisini Belirli Alanlar Dışında Tanıyan Federasyonlar

FIFA (Statü md. 60-61) ve UEFA (md. 61-62) CAS’ın yetkisini kural olarak tanımışlardır. Bununla birlikte, oyun kurallarının ihlallerine ilişkin kararlar ile 4 veya daha az maç ya da 3 ay veya daha az süreli hak mahrumiyeti kararlarına karşı CAS’a başvuru söz konusu olamayacaktır.

3) CAS’ın Yetkisini Belli Uyuşmazlıklar İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Bisiklet Federasyonu, (UCI) statüsünün 85’inci maddesinde uyuşmazlıkların çözümü düzenlenmiştir.

Bu madde ile, UCI’ye karşı açılacak davalar açısından prensip, UCI’nin merkezinin bulunduğu kanton mahkemesinin görevli olmasıdır.

Bununla birlikte, özellikle doping kontrolüne ilişkin yönetmelik olmak üzere, yönetim kurulu tarafından düzenlenen yönetmeliklerde CAS’a başvurunun öngörülebileceği kabul edilmiştir. Örneğin, UCI’nin “Bisiklet Sporu Yönetmeliği”nin 2.15.032 maddesinde, lisans verilmemesine ilişkin kararlara karşı CAS’a başvurulabileceği öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, UCI’ye karşı CAS’a başvurulabilmesi için, UCI’nin ilgili yönetmeliklerinde bu yetkiyi veren açık hüküm bulunmalıdır. UCI’nin faaliyetlerinden doğan bütün uyuşmazlıklara karşı CAS’a başvuru söz konusu değildir.

4) CAS’ın Yetkisinin Disiplin Uyuşmazlıklarıyla Sınırlı Olduğunu Kabul Eden Federasyonlar:

Uluslar arası Kayak Federasyonu, Uluslar arası Güreş Federasyonu, Uluslar arası Jimnastik Federasyonu’nun düzenlemeleri bu tür görev kurallarına örnek oluşturmaktadır.

5) CAS’ın Yetkisini Sadece Doping Olayları İçin Tanıyan Federasyonlar

Uluslar arası Voleybol Federasyonu (FIVB), bünyesinde Uluslar arası Voleybol Mahkemesi kurmuş ve federasyonun kararlarından doğan bütün uyuşmazlıkların çözümünde bu mahkemeyi yetkili kılmıştır (Statü md. 2.7.2) Bununla birlikte, dopingle ilgili kararların temyizi için CAS’a başvurulabileceğini öngörmüştür.

6) CAS’ın Yetkisini Hiçbir Şekilde Kabul Etmeyen Federasyonlar:

Doping dahil hiçbir uyuşmazlığın halli için CAS’ın yetkisini kabul etmeyen ve başka yetkili makam belirlemiş federasyonlar da mevcuttur.

Uluslar arası Otomobil Federasyonu, sporla alakalı tüm uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Uluslar arası Temyiz Mahkemesi’ni yetkili kılmıştır. Bu federasyon CAS’ın yetkisini tanımamakta ısrar etmektedir.

B) Ulusal Düzenlemeler Açısından CAS’ın Yetkisi

7) CAS’ın Genel Yetkisini Kabul Eden Ulusal Federasyonlar

İsviçre Futbol Federasyonu (Statü md. 7) ve İsviçre Buz Hokeyi Federasyonu (Statü md. 40), CAS’ın genel yetkisini kabul etmişlerdir.

8) CAS’ın Yetkisini Doping Alanında Kabul Eden Ulusal Olimpiyat Komiteleri

İsviçre Olimpiyat Komitesi (Swiss Olympic) (Statü md. 20.2.1), ve İtalya Olimpiyat Komitesi, disiplin kurullarının verdiği kararlara karşı CAS’a başvurulabileceğini kabul etmişlerdir.

ABD Olimpiyat Komitesi ise iki aşamalı tahkim sistemi getirmiştir. Karara karşı önce American Arbitration Association’a başvurulmaktadır. Bu kuruluşun verdiği karara karşı ayrıca CAS’a başvurulabilmektedir.

9) Ulusal Anlamda Kendi Tahkim Mahkemelerini Kuran Milli Olimpiyat Komiteleri

İtalya Olimpiyat Komitesi bünyesinde kurulan tahkim mahkemesinin dopingten doğan uyuşmazlıklar dışında genel yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, yerel mahkemelere başvuru da mümkündür.

Fransa Olimpiyat ve Spor Komitesi bünyesinde kurulan Tahkim Dairesi ise sadece sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar bakımından yetkilidir. Tarafların bu kuruluşun yetkisini tahkim şartı, tahkim sözleşmesi ile kabul etmiş olmaları gerekmektedir. Bunun dışında tüm uyuşmazlıkların çözümünde idare mahkemeleri yetkilidir.

Almanya’da kurulan Spor Tahkim Mahkemesi de doping dahil sporla ilgili her türlü uyuşmazlığın çözümünde genel yetkiye sahiptir.

Sonuç:

Türkiye’de çeşitli kesimlerin iddia ettiğinin aksine, CAS,  uluslar arası federasyonlar ve ulusal spor kuruluşlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde kesin yetkili değildir. CAS’ın yetkisi açısından çok farklı uygulamalar söz konusudur.

CAS’ın yetkisini tanıyan kuruluşlar açısından ise ortak özellik, CAS’ın yetkisinin sözleşmeye dayanmasıdır. Federasyonların, milli olimpiyat komitelerinin statülerinde, yönetmeliklerinde CAS’ın yetkisini tanıyan hükümler bulunmaktadır. Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların ve milli olimpiyat komitelerinin CAS’ın yetkisine yönelik bu düzenlemeleri tahkim şartı olarak kabul edilmektedir. Sporcular söz konusu federasyonların ve komitelerin üyesi olmasalar da dolaylı ilgi kurularak sporcuların da bu düzenlemelere tabi oldukları benimsenmektedir. Lisanslarda yer alan atıflar aracılığıyla bu ilgi somutlaştırılmaktadır.

Şu husus da unutulmamalıdır: Dünyada Türkiye dışında CAS’ın yetkisini kanunla tanıyan ve kendi yargı makamlarının yetkisini ortadan kaldıran başka devlet yoktur. Kanun koyucu, milli irade iki İsviçre derneğinin baskısıyla kendi yargı makamlarının yetkisini tanımamaktadır. Bu husus gerçekten kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

V-) Görüşülen Konular, Komisyon Kararları ve Karşı Görüşlerle ile İlgili Eleştirilerimiz, Önerilerimiz

Bu bölümde komisyon raporunda tartışılan konular sırasıyla takip edilecektir. Ardından, raporda yer almayan ancak tartışılmasını gerekli gördüğümüz hususlara değinilecektir.

1) Tanımlar

Raporda sporcu tanımının, sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması önerilmiştir. “Sporcu kişilik” ifadesi hukuki değildir. Ayrıca “sporcu kişilik” ifadesi genelde “Fair Play” ilkesine uygun davranan kişilerin karakteri için kullanılmaktadır. Bu ifadenin belki “sistemli, devamlı şekilde spor yapan” şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

– Sporcuların lisanslar kademelendirilerek spor yapan kişi, lisanslı sporcu, üst düzey sporcu olarak üçlü ayrıma tabi tutulması önerilmiştir.

Bu ayrımın, Avrupa Birliği bünyesinde hazırlanan raporlar dikkate alınarak, spor yapan kişi, amatör sporcu, profesyonel sporcu ve üst düzey (elit) sporcu olarak yapılması uygun olacaktır. Zira lisanslı sporcular arasında amatör ve profesyonel sporcu ayrımı çok önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu sebeple alt ayrımlara başvurmak yerine ilk başta amatör ve profesyonel sporcuların ayrı sınıflara dahil edilmesinde fayda vardır. Komisyonca önerilen “Spor Kodu”nun kaleme alınmasında bu ayırım temel alınmalıdır.

Amatör ve profesyonel sporu ayırımında, profesyonel sporcunun bağımlı olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Zira bu ayırım, hizmet (iş) sözleşmesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmaması açısından önem arz etmektedir.

Biz aşağıdaki ayrımı öneriyoruz:

  • Amatör sporcu: Profesyonel anlamda bir faaliyet göstermeyen sporcu
  • Bağımsız profesyonel sporcu: Bu sporcunun mesleği spordur. Faaliyetlerini bir işverene bağlı olmadan yerine getirmektedir.
  • Bağımlı profesyonel sporcu: Spor mesleğini hizmet sözleşmesi kapsamında yürütmektedir.
  • Üst düzey (elit) sporcu: Uluslar arası yarışmalara katılan, milli takımda oynayan / oynama ihtimali bulunan ve derece yapması muhtemel sporcu

Bu ayrımda belirtilen sınıfların tanımlarının açıkça yapılması gerekir.

Profesyonel sporculara ilişkin hukuki sorunlarla ilgili kanun ve yönetmelikler hazırlanmalıdır. Profesyonel sporcuların transferlerine ilişkin yönetmelikler genelde kulüpleri koruma amaçlı kaleme alınmıştır. Bu yönetmeliklerin, talimatların Türk mevzuatına uygun hale getirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki,  uluslar arası spor federasyonlarının talimatları devletleri bağlamaz. Bu düzenlemeler, devletlerin taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler değildir. Ancak tarafların kabul etmesi halinde iç hukuka dahil olurlar. Bununla birlikte, sporcular açısından Borçlar Kanunu, antrenörler ve diğer teknik görevliler açısından ise İş Kanunu’nun hükümleri genel olarak nisbi emredici hükümlerdir. İşçi lehine değiştirilebilir ancak işçi aleyhine değiştirilemez. Bu kuralların doğrudan uygulanan kurallar olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Türk sporcuların sözleşmesel sorumlulukları, transferleri Türk hukukuna tabidir. Uzlaşma kurullarının, yönetim kurullarının ve GSGM Tahkim Kurulu’nun bu özelliği göz önünde tutmaları gerekir.

2) Eğitim

a) Raporda, Anayasada yer alan “Devlet başarıyı sporcuyu korur” hükmü uyarınca sporculara burs verilmesi, üniversiteye girişte daha düşük puanla fakültelere giriş imkanı tanınması gibi pozitif ayırımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Başarılı sporcu” kavramının geniş biçimde düzenlenmesi gerekir. Çeşitli kanunlara ve GSGM’nin yönetmelikleri dikkate alındığında, başarılı sporcu kavramının çok dar tanımlandığı fark edilmektedir.

–  5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun:

Bu kanunun 2’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başarılı sporcu, müsabakaların yapıldığı dönem itibariyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor dallarının büyükler kategorisinde; olimpiyat oyunlarında, Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ferdi ya da takım sporlarında takım halinde birinci, ikinci ve üçüncü olan amatör sporculardır

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise katılımcı ülkeler ve yarışma kategorisi itibariyle birinci fıkra kapsamına girmekle birlikte belirli nüfus veya sosyal gruplar ya da meslekler ile sınırlı olarak düzenlenen oyun veya şampiyonalar ile bu oyun veya şampiyonalarda alınan derecelerin kanunun kapsamı dışında olduğu öngörülmüştür.

Bu kanun ile sporculara “sporcu şeref aylığı” bağlanması ve “devlet sporcusu unvanı” verilmesi öngörülmüş ancak devlet sporcusu unvanı verilmesi açısından ikinci bir ayrım yapılmıştır. Bu unvan ancak Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor branşlarının büyükler kategorisinde yapılan olimpiyat oyunlarında veya Dünya şampiyonalarında ferdi spor dallarında birinci olanlara, takım veya takım tasnifi yapılan spor dallarında takım halinde ilk üçe giren sporculara ve Avrupa şampiyonalarında final oynayan milli takım sporcularına verilebilecektir.

Sporcu şeref aylığı alabilecek olup devlet sporcusu alamayacak bir grup bulunmaktadır. Olimpiyat Oyunlarında ikinci ve üçüncü, Avrupa Şampiyonalarında üçüncü olan sporcular devlet sporcusu unvanı alamayacaklardır.

Görüldüğü üzere, olimpik olmayan sporlarda derece yapan sporcuların kanun uyarınca ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Aynı şekilde, olimpik veya olimpik olmasın, yıldızlar, gençler dallarında Dünya veya Avrupa şampiyonalarında ilk üçe giren sporcular bu kanunun kapsamına girmemektedirler. Gençlik Olimpiyatları, Dünya Üniversite Sporları Federasyonunun şampiyonları da aynı şekilde kapsam dışında bırakılmıştır.

Son olarak ise, profesyonel sporcular kapsam dışındadır.

Sporcular arasında bu şekilde ayırım yapılması doğru değildir.

– Spor Hizmet ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik:

Bu yönetmeliğin amacı; ulusal ve uluslararası spor hizmet ve faaliyetlerinde üstün başarı gösteren sporcular ile bunların kulüpleri, teknik direktörleri ve antrenörleriyle başarıda emeği geçen diğer spor elemanlarına ayni veya nakdi ödül verilmesine dair esas ve usulleri düzenlemek olarak ifade edilmiştir.

Burada da uluslar arası yarışmalardaki dereceler açısından olimpik branşlar ile olimpik olmayan branşlar arasında ayırım yapılmaktadır. Olimpik olmayan branşlarda başarılı olan sporculara, olimpik spor dallarında derece alan sporculara verilen ödülün 1/5’inden daha az ödül verilmektedir.

Ulusal yarışmalarda ise sadece olimpik spor dallarında başarı elde eden sporculara ödül verilmektedir. Olimpik olmayan branşlarda faaliyet gösteren sporcuların ödüllendirilmesi söz konusu değildir.

Bu ödül yönetmeliğinde futbol branşına ayrı bir düzenleme getirilmesinin sebebi ise anlaşılmamaktadır.

– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Müşavirleri Atanma ve Çalıştırma Yönetmeliği

Bu yönetmelikle, Olimpiyat şampiyonluğu veya olimpik spor dallarından birinde büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananların spor müşaviri olarak atanmaları ve çalıştırılmalarına ilişkin esas ve usulleri belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere, burada da olimpik sporları dikkate alınmış ve ancak Olimpiyatlarda şampiyonluk veya olimpik spor dallarından birinde sadece büyükler kategorisinde birden fazla dünya şampiyonluğu kazananlara bu imkan tanınmıştır.

–  Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelik

Bu yönetmelikle, uluslar arası spor yarışmalarında Türkiye’yi temsil eden sporculara,  milli sporcu belgesi verilmesiyle ilgili usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Bu yönetmelikte “uluslar arası spor yarışmaları” ise yine oldukça dar kaleme alınmıştır.

Bu yönetmeliğe göre uluslar arası spor karşılaşmaları;

Yurt içinde veya yurt dışında yapılan;

a) Olimpiyat oyunları,

b) Dünya şampiyonası,

c) Avrupa şampiyonası,

 ç) Akdeniz oyunları,

d) Karadeniz oyunları,

e) Güney doğu Avrupa ülkeleri oyunları,

f) Üniversiade oyunları,

g) Dünya ve Avrupa gençlik olimpik festivali,

ğ) Uluslar arası Askeri Sporlar Konseyince (CISM) her dört yılda bir yapılan dünya askeri oyunları ile her sene yapılan Avrupa ve dünya şampiyonaları,

h) Uluslar arası federasyonlarca düzenlenecek olimpiyatlara katılmayı hedefleyen  kalifikasyon ve kota müsabakaları,

Olarak belirlenmiştir.

Burada da yine olimpik sporlar ağırlıklı bir derecelendirme söz konusudur. Ayrıca her ne kadar amaçta “uluslar arası spor karşılaşmaları” ifadesine yer verilse bile, federasyonların “milli takım” oluşturarak katıldığı diğer şampiyonalarda yarışan sporcuların “milli sporcu” statüsünü elde etme şansları bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Balkan Şampiyonası’na katılan sporcuların milli sporcu belgesi almaları mümkün değildir.

İlgili yönetmelik kapsamına girmeyen ancak federasyonların çağırısı ile “milli takıma” alınıp yarışmalara katılan sporcular aleyhine ayrımcılık yapılmaktadır.

Bu düzenlemenin garip bir yanı vardır. Zira, bu yönetmeliğe göre milli sporcu sıfatını elde edemeyecek sporcular, federasyonlarının programı dahilinde bulunan şampiyonalara ve bu şampiyonalara hazırlık kamplarına katılmak zorundadırlar. Bu kamplara katılmayan sporculara yarışmalardan men cezaları verilebilmektedir. Bir sporcu “milli sporcu” olmayacaksa, bu “milli takım”larda yer almasının, okulundan veya işinden ayrı kalmasının mantığı nedir?

Yönetmelik kapsamında yer almayan şampiyonalarda derece alan sporcuların durumu daha acı vericidir. Açılış törenlerinde Türkiye’nin bayrağını taşıyan, ilk üçte yer alması durumunda madalya töreninde bayrağın göndere çekilmesini sağlayan, birinci olması durumunda ise İstiklal Marşı’nı tüm salona, stada dinlettiren bu sporcular “milli sporcu” belgesi alamamaktadırlar.

Kanımızca, federasyonlarının “milli takım” adı altında katıldıkları turnuvalarda, şampiyonalarda yer alan tüm sporcular “milli sporcu” olarak kabul edilmeli ve bunlara ilgili belge verilmelidir. Bununla birlikte, sporcuların belli avantajlardan yararlanmaları için ek şartların getirilmesi doğal olacaktır.

SONUÇ:

Başarılı sporcu” kavramı Türk spor sisteminde muğlak ve eksik bir kavramdır. Ancak çok büyük turnuvalarda derece elde eden sporcuların mevzuat uyarınca “milli sporcu” ve “başarılı sporcu” olduğu kabul edilmektedir.

Komisyon raporunda başarılı sporculara burs verilmesi önerisi bu anlamda çok muğlaktır. Komisyon bu ifadeyle hangi sporcuları amaçlamaktadır?

5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanunun geçici birinci maddesinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından 2012 olimpiyat oyunlarına hazırlanmak amacıyla olimpik ve paralimpik spor dallarında en az yıldızlar seviyesinde olmak kaydıyla seçilecek 1000 sporcu yetiştireceği öngörülmüştür.

Bu sporculara başarılı sporcu denebilir mi? Burs imkanlarından öncelikle bu sporcular mı faydalanacaklardır?

Görüldüğü üzere, “başarılı sporcu” kavramının içi boştur. Bu kavramla ilgili sübjektif tanımlamalar ve kurumdan kuruma değişecek uygulamaları engellemek için geniş kapsamlı bir tanım oluşturulmalıdır. Kanımızca başarılı sporcu kıstası yerine “üstün nitelikli sporcu” veya “elit sporcu” kıstası kabul edilmelidir. Zira elit sporcular o güne kadar derece alamamış olsalar bile gelecekte derece alması muhtemel sporculardır. Kulüpler, federasyonlar, devlet o sporculara uzun vadeli yatırım yapmaktadırlar. Bu sebeple çıkış noktasının değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca üniversitelere girişte düşük puan uygulaması ve burs imkanları yetersizdir. Başarılı sporcuların ortaokul ve lise dönemindeki gelişimi önem taşımaktadır. Bu sebeple kolejlere ve Anadolu liselerine girişte başarılı, bize göre elit sporculara aynı imkanlar sağlanmalı ve bunların düşük puanla, burslu olarak özellikle kolejlerde okumalarının önü açılmalıdır. Önde gelen kolejlerin spor faaliyetlerine yönelik imkanları tartışılamayacak kadar üstün niteliktedir.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur” düzenlemesinin amaca uygun olmadığı; devletin her türlü sporcuyu koruma yükümlülüğünün bulunduğu öngörülmelidir. Devlet genel olarak sporun yaygınlaştırılması ve bütün sporcuların korunması için gereken önlemleri almalı, faaliyetler göstermelidir.

Kanun koyucu ve GSGM’nin spor branşları arasında ayrım yapmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Bir spor branşının olimpik olup olmaması IOC’nin takdirindedir. IOC ise sadece o sporun yayılmışlığı ile ilgilenmemekte, sporun dünya çapında reyting alıp almayacağını, diğer bir deyişle ekonomik getirisini de dikkate almaktadır. Bir spor dalının IOC tarafından olimpik spor olarak kabul edilmesi veya IOC tarafından tanınması o spor dalını diğer spor dallarından üstün kılmamaktadır.

GSGM yöneticilerine bir soru sormak gerekir: Halter branşı, Türkiye’nin Olimpiyatlar’da madalya kazandığı ender spor dallarından biridir. Ancak son zamanlarda meydana gelen doping skandalları halterin Olimpiyat listesinden çıkarılma riskini ortaya çıkarmıştır. Halterin olimpik spor listesinden çıkarılması durumunda, Türkiye’nin haltere yaptığı yatırım azalacak mıdır?

Devlet sadece Olimpiyatlar’da başarı elde etme hevesine kapılmamalıdır. Sporla ilgili kalkınma planları, projeler hazırlanırken bütün spor dallarının geliştirilmesi ana hedef olmalıdır. Devletin amacı Olimpiyatlarda derece elde etmek değil, tüm spor branşlarında Avrupa ve Dünya çapında sporcu yetiştirmek; daha önemlisi, bütün toplumun spor yapmasına imkan tanımaktır.

Ayrıca devletin görevi, sporcuyu sadece derece aldıktan sonra ödüllendirmek değildir. Sporculara sosyal haklar, ekonomik güvence verilmelidir. Elit sporcular, spor kariyerleri sona erdikten sonra yaşamlarını devam etmekte zorlanmaktadırlar. Özellikle üniversite bitirmemiş, bir uzmanlık alanında gelişmemiş sporcular normal yaşama uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar. Bu sorunlarla karşılaşmamak için sporcuların kariyer sonrası eğitim almaları ve iş bulmaları için özel programlar öngörülmelidir. Sporcuların bir meslek edinmesi için üst seviye eğitim alması, bu eğitim için üniversiteye gitmeleri, mezun olduktan sonra bünyesinde yer alıp, sporu bıraktıktan sonra çalışabileceği kurumlar bulunmalıdır.

1940’lı yıllardan kalma spor yönetimi zihniyetinin değişmesi gerekmektedir. Bu sebeple, GSGM ve federasyonların öncelikle Avrupa devletlerinin spor yapılanmalarını dikkate alarak Türk spor sistemini yeniden kurmaları gerekir.

b) Raporda, “BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının yararlı olacağı” ifade edilmiştir.

Bu öneri nasıl hayata geçirilecektir?

Spor yöneticiliği alanında yetenek sınavının kaldırılması kanımızca gereklidir. Zira, aktif olarak spor yapsın veya yapmasın, spor yöneticisi olmak isteyen birinin fiziksel efor testlerine tabi tutulması gariptir. O kişinin yöneticilik vasıflarının gelişmesi amaçlanmaktadır. Derslerin niteliği de bu amaca uygun hazırlanmaktadır.

Rapordaki öneride ise, bu hususun fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlanmasının yararlı olacağı belirtilmiştir.

Burada “sporla uğraşmak” ifadesi “fiilen spor yapmak”, “lisanslı olarak müsabakalara katılmak” şeklinde mi anlaşılmalı; yoksa “fiilen spor sektörünün içinde yer almak” olarak mı kabul edilmelidir?

Bu husus” ifadesi ile “yetenek sınavı” mı yoksa “yetenek sınavının kaldırılması” mı belirtilmektedir?

Her halükarda bu önerinin uygulama kabiliyeti yoktur. Zira spor yöneticiliğinden mezun olan bir kimse elbette fiilen sporun içinde olacaktır. Mezun kimse, spor sektörünün bir elemanı haline gelecektir. Ayrıca yüksekokula girişte bu ayrım nasıl yapılacaktır? Mezuniyet sonrası verilecek bir kararın henüz yüksekokula giriş aşamasında taahhüt edilmesi mümkün değildir.

Söz konusu öneri, eşyanın doğasına aykırıdır. Daha açık hale getirilip, spor yöneticiliği için yetenek sınavının kaldırılması gerekmektedir.

c)

– Üniversitelerde Spor Hukuku

Spor Hukuku Anabilim Dalı kurulması için öncelikle bu konuda uzman akademisyenlerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Kanımızca, spor hukuku anabilim dallarının oluşumundan önce spor araştırma merkezlerinin, spor bilimleri enstitülerinin kurularak araştırmaya dayanan çalışmaların yapılmasının önü açılmalıdır. Belli sayıda bilimsel toplantı ve bilimsel eser meydana getirildikten sonra ilgili üniversitelerde söz konusu anabilim dalının açılmasına izin verilmelidir.

Anabilim dalı kurulmasından önce, bünyesinde hukuk fakültesi bulunan üniversitelerin sosyal bilimler enstitülerinde spor hukukunun yüksek lisans programı olarak açılması sağlanmalıdır. Çeşitli anabilim dallarındaki akademisyenler bu programda spor hukukunun kendi branşlarına giren konularında ders verebilirler.

Spor hukukuna ilişkin yüksek lisans ve hatta doktora tezlerinin yazılması konusunda öğrencilere destek verilmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler arasında iletişim sağlanmalıdır. Sık aralıklarla konferanslar, seminerler, yuvarlak masa toplantıları, atölyeler düzenlenmelidir.

Spor hukuku alanında çalışan üniversiteler ve BESYOlar arasında işbirliği sağlanmalıdır. Spor hukuku dersleri uzmanlar tarafından verilmelidir.

Spor teşkilatı ile spor hukuku eğitimi veren hukuk fakülteleri arasında işbirliği sağlanmalıdır. GSGM ve federasyon hukukçularına bu üniversitelerin vereceği eğitim programlarına katılma yükümlülüğü getirilmelidir. Futbol dışındaki branşlarla pek ilgilenmeyen Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu ve GSGM İl Müdürlükleri aracılığıyla kulüplere, antrenörlere, sporculara spor hukuku eğitimi verilmelidir.

– Barolar ve Spor Hukuku

Baroların bünyesinde faaliyet gösteren Staj Eğitim Merkezleri’nde spor hukuku dersleri verilmelidir. Üniversitelerden farklı olarak, bu merkezlerde akademisyenler dışındaki uzmanların da rahatlıkla ders verebilmesi, spor hukuku uzmanlarının, avukatlarının rahatlıkla ders vermesi için önemli bir fırsat olacaktır.

Stajyer avukatların bitirme ödevi olarak spor hukuku alanına yönelmeleri de ancak Baro bünyesinde bu konuda derslerin, seminerlerin, konferansların düzenlenmesi ile mümkündür.

– Spor Hukuku Kütüphanesi

Türkiye’de genel olarak bilimsel eserlere ulaşımda büyük zorluklar yaşanmaktadır. Merkezi bir veritabanının bulunmaması; makalelerin veritabanlarına işlenmemesi bilimsel araştırmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır.

Türkiye’de spor hukuku henüz emekleme dönemindedir. Bu konuda bilimsel eserlerin sayısı çok azdır. Ancak bunların da takibi gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Spor hukukuyla ilgilenen hukukçuların, yazdıkları makalelerin, kitapların, genel olarak bilimsel eserlerin bir örneğinin TMOK bünyesindeki kütüphaneye gönderilmesi sağlanmalıdır. Böylece spor açısından Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan TMOK kütüphanesi, spor hukuku alanında çalışacaklar için eşsiz bir kaynak olacaktır.

Aynı uygulama BESYOlar bünyesinde yazılan tezler, bunlar tarafından dergiler açısından hayata geçirilmelidir.

d) Hizmet içi eğitimlerin yanında, federasyonlara, spor kulüplerine spor hukuku eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimlerin bir anda herkese yönelik olamayacağı gerçeği karşısında, eğitim materyalleri, dosyaları Internet sitelerinde yayınlanmalıdır.

Sporculara yönelik spor hukuku dersleri verilmelidir. Özellikle doping, kamplara davet ve milli takım seçimleri sporcuların en mağdur olduğu konuların başında gelmektedir.

3) Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi

– GSGM ve Spor Mevzuatı

GSGM’nin hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu çerçeve statü ve yönetmelikler çok sık değiştirilmektedir. Ayrıca sporla ilgili kanunlar veya spor hukukuyla bağlantısı olan kanunlar bizim “torba kanun” olarak nitelendirdiğimiz “Çeşitli Kanunların Değiştirilmesi Hakkında Kanun” olarak ortaya çıkan kanunlarla değiştirilmektedir. Bu durum, mevzuatın takibini neredeyse imkansız hale getirmiştir.

GSGM’nin sitesinde ise sporla ilgili mevzuatın tamamına ulaşılamamaktadır. Örneğin raporun yazıldığı Ekim ayının ortalarında GSGM’nin sitesinde 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun hala yer almamaktaydı. Bunun dışında, kanımızca GSGM’nin sitesinde de yer alması gereken Milli Eğitim Bakanlığı Spor Siteleri Yönetmeliği de spor mevzuatının içine işlenmemiştir.

GSGM’nin sitesindeki diğer bir eksiklik ise yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin ilgili yönetmeliklere yansıtılmamasıdır. Örneğin, Milli Sporcu Belgesi Verilmesi Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapan yönetmelikler, ilk yayınlanan yönetmeliğin arkasına konmuştur. Oysa ilgili madde değişikliklerinin asıl metne yansıtılıp, yönetmeliğin son, güncel hali yayınlanmalıydı.

GSGM’nin sitesindeki yönetmeliklerin sıralaması karışıktır. Bir yönetmeliği bulmak için bütün yönetmeliklere tek tek bakmak gerekmektedir. GSGM sitesi içinde mevzuat için ayrı bir arama motoru konulmalıdır.

Kanun taslakları, kanun tasarıları da ayrıca GSGM’nin Internet sitesinde yayınlanmalıdır. Şu anda Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı, Türkiye Anti Doping Ajansı Kanun Tasarısı, Spor Yüksek Kurumu Kanun Tasarısı Taslağı hiçbir yerde bulunamamaktadır.

– Spor Kanunu Tasarısı

Raporda, Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususların halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer aldığı belirtilmiştir.

Bu kanun, uluslar arası gelişmelerin karşısında çok yetersiz kalmaktadır. Spor Kanununun hazırlığında karşılaştırmalı hukuk araştırması yapılmalı ve özellikle Avrupa Birliği üyesi devletlerinden hukuk sistemi bize yakın devletlerin spor mevzuatı dikkate alınmalıdır.

– Kod Önerisi

Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanması önerilmiştir.

Oluşturulması amaçlanan Spor Kodu geniş bir içeriğe sahip olmalıdır. Amatör sporlar, profesyonel sporlar, üst düzey sporlar, engelliler için spor, antrenörler, spor ajanları, hakemler, antrenman merkezleri, fiziksel faaliyetlerin öğretimi, spor kulüpleri, federasyonlar, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, GSGM, vergi, sosyal güvenlik, iş hukuku gibi konular bu Kod tarafından düzenlenmelidir. Bu Kod’un hazırlanmasında Avrupa Birliği düzenlemeleri ile AB üyesi devletlerin düzenlemeleri dikkate alınmalı; Kod, karşılaştırmalı bir çalışmanın ürünü olmalıdır.

Türk spor hukuku uygulamasında, futbolun hep ayrıcalıklı kılındığı görülmektedir. FIFA’nın futbol federasyonunun özerkliğini tehdit edeceğini iddia ettiği çoğu düzenleme Avrupa’nın diğer futbol federasyonlarına uygulanmaktadır. Avrupa’da futbol için özel mevzuat geliştirilmemiştir. Spor Kodu’nun hazırlanmasında bu anlamda Avrupa devletlerinin mevzuatlarının dikkate alınması ve “eşitlik prensibi” uyarınca her federasyonun bu Kod’a tabi olması sağlanmalıdır.

– Uluslar arası Mevzuatın Tercüme Edilmesi

Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi önerilmiştir.

Bir federasyon, bağlı olduğu uluslar arası federasyonun mevzuatını bugüne kadar tercüme ettirmemişse, bu federasyonun işlevinin ne olduğu tartışılmalıdır. Bununla birlikte, spor federasyonlarının çoğunda mevzuatın eksik yayınlandığı görülmektedir. Spor kuralları, uluslar arası federasyonların kuralları, federasyonun hazırladığı talimatların çoğu federasyonların Internet sitelerinde yer almamaktadır.

Bu tercümelerin ilgili federasyonların hukuk kurulları tarafından yapılması gerekir. Duruma göre, GSGM’nin uzman hukukçularından yardım alınabilir.

GSGM’de yabancı dil bilen hukukçu sayısının az olması durumunda, spor hukukuyla ilgilenen akademisyenlerden yardım alınabilir.

4-) Spor Kulüpleri

– Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı

Raporda, Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağı’na değinilmektedir. Ancak bu taslağa ne GSGM, ne TBMM sitesinden ulaşılabilmektedir.

Raporda, bu taslaktaki bazı hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşünün kabul edildiği açıklanmıştır. Peki komisyonun memnun olmadığı, eleştirdiği noktalar nelerdir? Söz konusu itirazın gerekçeleri nelerdir? Değişikliklerin hangi yönde olması istenmektedir?

– Yerel yönetimlerin ve gençlik ve il müdürlüklerinin kulüp kurmamaları

Raporda, yerel yönetimlerin ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri teorik olarak doğrudur. Devlet sadece hukuki ve siyasi altyapıyı hazırlamalı, denetim faaliyetini üstlenmelidir. Özel hukuk tüzel kişileri sporcuların yetiştirilmesinde rol oynamalıdır. Fakat Türkiye’nin şartları aksini gerektirmektedir.

Merkezi ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurması sorununu ikili ayrıma giderek incelemek gerekir.

Kanımızca merkezi yönetimin her halükarda spordan uzak durması gerekir. Bilindiği üzere, Polis Gücü, Maliyespor gibi spor kulüpleri profesyonel liglerde mücadele etmektedirler. Bu kulüpler, bağlı oldukları teşkilatın bütçesinden faydalanmaktadırlar. Bu bütçeyi de o teşkilatlara devlet vermektedir. Bu teşkilatlar ayrıca hizmetleri karşılığı “bağış” adı altında para alarak bunları kulübe aktarmaktadırlar. Bu uygulamanın sona erdirilmesi ve genel olarak İdare’ye bağlı kurum ve kuruluşların spor alanında rekabet etmemesi gerekir.

Yerel yönetim, spor alanlarının inşa edilmesi ve kulüplere destek için hareket etmelidir. GSGM il müdürlükleri sadece spor yönetiminden sorumlu olmalı, kurdukları spor kulüpleri aracılığıyla spor arenasında rekabet etmekten vazgeçmelidirler. GSGM İl Müdürlüğü, devlet imkanları ile diğer kulüplerin karşısına çıkmamalıdır.

Bununla birlikte, farklı spor dallarında faaliyet gösteren kulüplerin azlığı, çoğu kulübün yüksek üyelik ücreti istemeleri, malzeme masraflarını sporcuların karşılamak zorunda kalmaları spor yapmak isteyen kimselerin ilgili kulüplere başvurmalarını engellemektedir. Biz, bu olumsuzluğun ortadan kalkması, sporun geniş tabana yayılması amacıyla belediye ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin amatör spor kulüpleri kurmalarının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Söz konusu kulüplerin futbol, basketbol, voleybol gibi popüler sporlar dışında Türkiye’de federasyonu bulunan diğer spor dallarında da faaliyet göstermeleri zorunlu olmalıdır.

Bir hususu belirtmek isteriz. Bu kurumların faaliyet alanı sadece “amatör sporlar” ile sınırlı olmalıdır. Bugün belediyeler profesyonel liglerde de mücadele etmektedirler. Devlet olanakları, halktan alınan vergilerle profesyonel sporda mücadele etmek haksız rekabet oluşturmaktadır.

Ayrıca bu uygulama, belediyeleri asıl amaçlarından uzaklaştırmaktadır. Belediyeler, spor hizmetlerinde bulunmak zorundadırlar. Profesyonel spora aktarılan bütçenin amatör sporlara kaydırılması ile amatör sporların gelişimine, halkın spor yapabileceği alanların çoğalmasına büyük katkıda bulunulabilir. Profesyonel kulüpler borca batık faaliyette bulunurken, belediyelerin bu alanda rekabet etmesi eleştirilmelidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, belediyeler ile gençlik ve spor il müdürlükleri spor kulüpleri kurabilmelidir. Zira, ülkemizde spor kültürü çok gelişmemiştir. Futbol ve diğer birkaç popüler spor dalı dışında diğer spor dallarında faaliyet gösterecek spor kulübü henüz istenen sayıya ulaşmamıştır. Bu spor dallarının gelişimi ancak belediye ve il spor müdürlüklerinin kulüpleri ile mümkündür.

Raporda bir husus çok doğru teşhis edilmiştir. Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlükleri, alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlüdür. Ancak uygulamada, bu hizmet, destek belli kulüplerle sınırlı kalmaktadır. Bu husus aşağıda, “Şike ve Haksız Rekabet” başlığı altında incelenmiştir.

– Spor Kulüplerinin Yönetimi

Profesyonel kulüplerin uzmanlar tarafından yönetilmesi için gerekli düzenlemeler getirilmelidir. Kulüplerin sadece kendi öz kaynakları ile yönetilmesi gerekli olup, bunların yöneticilere borçlanmaları engellenmelidir.

– Bağımsız Denetim Kuruluşları Tarafından Yapılacak Denetim

Raporda İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi önerilmiştir.

Bu öneri eksiktir.

Sadece kulüplerin değil, federasyonların da denetimi hem GSGM hem de dış denetim şirketleri tarafından yapılmalıdır. Her ne kadar spor federasyonları özel hukuk tüzel kişileri olsa bile, bunların kamu hizmeti ile sorumlu olmaları, aldığı kararlar ve verdikleri cezalarla kamu kudreti kullanmaları sebebiyle bunların GSGM tarafından denetlenmeleri gerekmektedir. Söz konusu denetimin özerkliği ihlal ettiği ileri sürülemez. Aksine, özerk kuruluşların kamu denetimine tabi olmaları Türk hukuk sisteminde olağan bir uygulamadır.

– Kulüplerde spor hukuku bilen elemanların çalıştırılması

Raporda, kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesinin uygun olacağı görüşü ortaya atılmıştır.

Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması yasal zorunluluk mu olacaktır? Türkiye’de bu konuda çalışan uzman hukukçu sayısının azlığı, buna karşın binlerce spor kulübünün varlığı dikkate alındığında bu öneri gerçekçi değildir.

Ayrıca “spor hukuku eğitimi” ifadesi çok geniştir. Bu eğitimin içeriği ne olacaktır? Bir yönetici spor hukuku eğitimi aldığını nasıl ispatlayacaktır?

Belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi fikri olumludur.

– Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi

İsim üzerindeki hakkın sadece il sınırları ile sınırlı kullanılabileceği önerisi kabul edilemez. İsim üzerindeki hak tüm ülke sınırları içinde korunmalıdır. Üstelik kulüp isminin bir marka olarak kullanılması durumunda komisyonun ilgili önerisinin hayata geçirilmesi çok büyük uyuşmazlıklara sebep verecektir.

Açıkçası bir kulüp isim ararken biraz yaratıcı olmalı, bulunduğu şehrin, içinde bulunduğu toplumun, faaliyet gösterdiği spor dalının özelliklerini kapsayan bir isim bulmaya çalışmalıdır.

– Futbol kulüpleri için ayrı düzenleme talebi

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Futbolun özelliği nedir? Diğer federasyonlardan farklı düzenlemeyi gerektirecek objektif sebepler nelerdir?

Spor Kulüpleri Kanunu Tasarısı Taslağı’nın söz konusu raporda değinilen düzenlemeleri futbolun özerkliğine müdahale niteliği taşımamaktadır. Futbol için ayrı bir düzenleme yapılmasına gerek yoktur.

Futbol Federasyonunun, profesyonel kulüpleri dikkate alarak itiraz ettiğini sanıyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri, söz konusu itiraza karşı ilginç bir görüş ileri sürmüşlerdir. GSGM temsilcilerine göre, Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanması uygun olacaktır.

Bu görüş sağlıklı değildir. Ayrıca bu gerekçe futbol için ayrı düzenleme yapılmasını gerektirmez.

Profesyonel ligler sadece futbol için söz konusu değildir. Basketbol, voleybol gibi takım sporlarında profesyonel ligler bulunmaktadır. Bu sebeple, tüm bu profesyonel ligleri kapsayan bir düzenlemeye gerek vardır.

Aşağıda da belirteceğimiz gibi, profesyonel ligler, federasyonlara bağlı takımlar ve sporcular açısından küçük bir azınlığı kapsamaktadır. Lisanslı sporcuların önemli bir kısmı amatör sporla uğraşmaktadır. Buna rağmen, profesyonel liglerde mücadele eden takımlar federasyona hakim olmaya çalışmaktadırlar. Bu kulüplerin sorunları, ihtiyaçları ve federasyonlardan beklentileri amatör dalların sorunları ve beklentilerinden çok farklıdır.

Bununla birlikte, özellikle seçimlerde profesyonel takımların delege sayısı açısından baskın çıktıkları ve yaklaşık on (10) kulübün ortak hareketiyle tüm federasyonun değişmesi gibi olumsuzluklara rastlanmaktadır. Delegeler açısından dağılım hem TFF hem de diğer federasyonlar açısından dengesiz oluşturulmuştur.

Biz, profesyonel ve amatör branşların ayrı ayrı yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Profesyonel liglerin, federasyonla işbirliği içinde ancak ayrı birer tüzel kişilik olarak örgütlenmesinin doğru olacağı kanısındayız. Elbette bu durum liglerin bağımsız olacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, yayın gelirlerinden sadece profesyonel lig ve kulüpler faydalanmayacak; bu gelirlerden belli bir miktar federasyona aktarılacaktır.

Türk spor sistemini önemli ölçüde değiştirecek bu önerinin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Böylece federasyonlar sadece o spor dalının gelişmesi için çalışacak ve profesyonel kulüplerin baskısından kurtulmuş olacaklardır. Profesyonel ligler ise kendi ihtiyaçları ölçüsünde hareket edeceklerdir.

Söz konusu sistem değişikliği profesyonel liglerin daha rahat hareket etmesini ve güçlenmesini sağlayacaktır. Bu gücün elbette karşı bir güç veya güçler tarafından kontrol edilmesi, dengelenmesi gerekir. Profesyonel liglerin hesaplarının devlet ve bağımsız denetim şirketleri tarafından kontrolü; sporcuların, antrenörlerin ve hakemlerin sendika kurmaları söz konusu gücü dengeleyebilecek atılımlar olacaktır.

Aynı şekilde spor federasyonlarının faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların onların içinden çıkmış, bağımsızlığı ve tarafsızlığından şüphe duyulan kurullar yerine hakim teminatına sahip, bağımsız ve tarafsız hakimler veya hakemlerden oluşan mahkemeler tarafından çözümlenmesi gerekmektedir. Bugün yürürlükte olan sistem kaygı vericidir. Bu konuya aşağıda değinilecektir.

– Spor Kulüpleri ile İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Amatör sporcularla kulüpler arasında üyelik ilişkisinin oluşturulması gerekmektedir. Amatör sporcular veya bunların velilerinin kulüp içinde söz hakkı olması; kulüplerin bunlara karşı belli yükümlülükler altında olması sağlanmalıdır. Bu amaçla, Kulüplerde veli ve sporcu komiteleri kurulmalıdır. Sporcu üyeler kulüplerin yönetimine katılmalıdırlar. Sporcu komiteleri, o kulüpte aktif, lisanslı spor yapan sporculardan oluşmalıdır.

– Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Kulüp yönetimlerinde kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. Kulüp yöneticilerinin en az % 20’sinin kadın olması gerekliliğine dair hükümler getirilmelidir. Kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Kulüp yöneticileri için yaş sınırı getirilmelidir.

– Spor kulüplerine ilişkin kanun ve yönetmeliklerde, kulüp içinde kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları bu yönetmelikle kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Profesyonel liglerde yarışan kulüplere şirketleşme zorunluluğu getirilmelidir. Alacaklıklar arasında eşitliğin sağlanması açısından blunların iflasa tabi olmaları gerekir.

– SPK’nın şirketleşen kulüpler üzerindeki kontrolü artmalıdır. Del Bosque olayından sonra SPK’nın, BJK’nın kamuoyunu yanıltan açıklamalarına karşı hiçbir işlem yapmaması düşündürücüdür.

– Siyaset spordan uzaklaştırılmalıdır. Milletvekilleri, bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları başta olmak üzere siyasilerin herhangi bir şekilde kulüplerle bağı ortadan kaldırılmalıdır. Bunların kulüplere üye olmaları, doğrudan veya dolaylı biçimde kulüp yönetimlerinde aktif olmaları engellenmelidir.

Belediyelerin özellikle profesyonel spor dallarında mücadele etmelerine izin verilmemelidir.

– Vergi düzenlemeleri, eşitsizliği ortadan kaldıracak şekilde değiştirilmelidir. Profesyonel sporda mücadele eden kulüplere ve profesyonel sporculara sağlanan kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Bu konuda Avrupa’daki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

Kulüplerin vergi borçlarının ötelenmesi veya affedilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir.

Vergi borcu olan kulüplere ve bunların yöneticilerine karşı mevzuatta öngörülen yaptırımlar uygulanmalıdır. Futbol kulüplerinin kurtarılması için milletvekillerinin lobi yapmaları engellenmeli; bu konularda kanun teklifleri hazırlanmasının önüne geçilmelidir.

– Profesyonel kulüpler üzerindeki kontrol arttırılmalıdır. Devlet, ekonomik zorluk çeken kulüplerin yükünü üstlenmek zorunda değildir. Rekabetin korunması, sporcuların mağdur olmalarının önlenmesi için ilgili kulüplerin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Özellikle sporcuların korunması için özel hükümler öngörülmelidir.

– Birden fazla kulüp sahipliği, birden fazla kulübün kontrolünün önüne geçilmelidir. Bu konuda UEFA ve Avrupa ülkelerindeki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

– Profesyonel ligler için “lisans sistemi” getirilmelidir. UEFA’nın getirdiği lisans sistemi, profesyonel ligi olan tüm federasyonlara genişletilmelidir. TFF’nin de lisans sistemini UEFA kurallarına riayet ederek uygulaması gerekmektedir. Söz konusu lisans sistemi, Bank Asya Ligi’ne de uygulanmalıdır.

Finansal yönetim, saydamlık, ayrımcılık, şiddet, küçüklerin korunması, fiziki altyapı gibi konularda kulüpler için ortak hükümler getirilerek, kulüplerin belli seviyede olması sağlanmalıdır.

– Profesyonel dallarda altyapıdan yetişmiş sporcuların oynaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu sporcuların özellikle Türk asıllı olmasına özen gösterilmelidir. Takımda yer alacak altyapıdan gelecek sporcu sayısı yıl geçtikçe arttırılmalı; bu sporcuların sahada görev alması için zorlayıcı hükümler getirilmelidir.

– Bir kulübün, federasyon bünyesindeki amatör ve profesyonel organizasyonlara katılması için, ilgili federasyonun bütün yaş gruplarında mücadele etmesi gerektiği öngörülmelidir. Böylece kulüplerin altyapıya önem vermeleri sağlanacaktır.

5)  Federasyonlar:

Türkiye’de İdare, bir yandan federasyonları özel hukuk tüzel kişiliği olarak düzenlemekte, diğer yandan ise bunlar üzerinde kontrolünü devam ettirmek istemektedir. Son gelişmeler dikkate alındığında, İdare, federasyonlara maddi destek vermek yerine bunların sponsorlar aracılığıyla faaliyet göstermelerini sağlamayı, ancak federasyonların üzerinde baskısını sürdürmeyi amaçladığı ileri sürülebilir. Diğer bir deyişle, İdare, davulu özel sektöre devrederken tokmağı elinde tutmayı amaçlamaktadır.

İdare, belediyeler ve il spor müdürlükleri aracılığıyla sporu yönetmeye çalışmaktadır.

Federasyonların faaliyetlerine karşı devlet yargısına başvurma yolunun kapatılması, Türkiye’de sporun federasyonların ve bunların dolaylı şekilde bağımlı oldukları GSGM’nin keyfi yönetimine tabi olmasına sebep olmuştur.

Kanımızca, devlet, “müdahaleci sistem” ile “serbest sistem” arasında artık bir tercih yapmalıdır.

Müdahaleci sisteme Fransız spor sistemi örnek gösterilebilir.

Fransa’da federasyonlar özel hukuk tüzel kişileridir. Ancak spor yönetimi ve spor finansmanı devletçi nitelik taşımaktadır. Federasyonların bazı faaliyetleri de kamu hizmeti niteliğindedir.

Devlet desteği ve devlet kontrolü, federasyonların finansal sorunlara karşı korunmasını sağlamaktadır. Aynı şekilde, farklı bir açıdan bakılırsa, devlet desteği federasyonların özerk kalmasını sağlamaktadır. Finansman bulmak için özel sektöre açılmak, sponsor bulmak zorunda kalacak federasyonlar, özel sektörün federasyon yönetimlerine müdahale etme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır.

Fransa’da federasyonların faaliyetleri devletin kontrolü altındadır. Bu federasyonların işlemleri kamu işlemi niteliğinde olup, bunların hukuka aykırı işlemlerine karşı idare mahkemelerine başvurulmaktadır.

Serbest sistemde ise devlet ya spora hiç müdahale etmemekte ya da sadece denetim işlevi görmektedir. İngiltere ve İsviçre bu sisteme örnek gösterilebilir. Bu ülkelerde spora ilişkin özel mevzuat bulunmamaktadır. Ortak hukuk spor sistemine de uygulanmaktadır. İsviçre’de Haksız Rekabetin Önlenmesine Dair Kanun, rekabet hukuku, milletlerarası özel hukuk, sorumluluk hukuku, ceza hukuku ve medeni hukuk spor aktörleri arasındaki ilişkilere de uygulanmaktadır.

Hangi sistem seçilirse seçilsin, federasyonların faaliyetlerinin yargı kontrolünde olduğu unutulmamalıdır.

Biz GSGM’nin federasyonlar üzerindeki etkisinin sona ermesi gerektiğini düşünüyoruz.. GSGM, federasyonları kontrol eden değil, spor politikasını belirleyen ve federasyonlar arasında koordinasyon sağlayan bir yapıya bürünmelidir.

– Uyuşmazlıkların federasyonlar tarafından çözümlenmesi

Raporda, çıkacak uyuşmazlıkları federasyonların kendilerinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu öneri, hukuk mantığına uymamaktadır. Dünyada bir başka örneği de bulunmamaktadır.

Federasyonlar hem karar veren (yasama), hem uygulayan (yürütme) hem de yargılayan (yargı) makam olamaz. Yargı işlevinin bağımsız, tarafsız bir makam tarafından yerine getirilmesi gerekir.

Bu itirazın içeriğinin iyi anlaşılması gerekir. Federasyonlarda disiplin kurulu, ceza kurulu olması olağandır. Federasyonlar faaliyet alanları ile ilgili uyuşmazlıkların hepsini veya bunlardan bazılarını kendi bünyeleri içinde çözümlerler. Söz konusu uyuşmazlığı çözümleyen kişiler federasyona bağlı çalışan veya federasyon bünyesinde faaliyet gösteren özel hukuk kişileridir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin, Spor Tahkim Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili verdiği kararlarda, federasyonların disiplin kurullarına, tahkim kurullarına da değinmiş ve bu kurulların, mahkemelerin aslında sadece ilgili federasyonun birer “organı” olduklarını; adları “tahkim kurulu”, “mahkeme” olsa bile, üyelerinin federasyona bağımlı olmaları, maaşlarının bunlar tarafından verilmeleri gibi sebeplerle, bu kurumların tahkimin gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlık teminatlarını vermediklerini dile getirmiştir.

Spor hukuku komisyonundaki bazı üyeler özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bu görüşlerin hukuki dayanağı yoktur. Bütün özel hukuk tüzel kişilerinin işlemlerine, kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulabilmektedir. İtiraz makamı tahkim kurulu olsun veya olmasın, federasyonların verdiği kararların kendi içinde kesinleşmesi dileği hukuk mantığıyla uyuşmamaktadır.

– Özerk Federasyonların Genel Kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Temsil Oranının Azaltılması

Raporda, bir kısım üyelerin, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği yönünde görüş bildirdikleri açıklanmıştır.

Bu öneriyi genişletip, özerk olsun veya olmasın bütün federasyonların seçimlerinde sadece kulüplerin oy kullanabileceği şeklinde düzenleme yapılmalıdır. Federasyonlar, kulüplerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Federasyona bu özelliğini veren unsur, spor kulüpleridir.

Kulüpler, federasyonların kararlarından doğrudan etkilenmektedir. Federasyonlar öncelikle kulüplere karşı sorumludur. Federasyonların kararlarından doğrudan veya dolaylı biçimde etkilenmeyen, ancak onların üzerinde bir şekilde hiyerarşik otorite teşkil eden Merkez Danışma Kurulu’nun başarısız federasyon başkanlarını görevden alması hiyerarşiye dayanan bir yetkinin kullanılmasıdır GSGM Teşkilatı’nın federasyon seçimlerinde oy kullanması uygun değildir. Aynı şekilde diğer bakanlıkların ve TSYD’nin bu seçimlerde doğrudan menfaatleri bulunmamaktadır. Federasyon yönetimleri sadece kendi aktörlerine, federasyonlara, kulüplere bırakılmalıdır.

Ayrıca TSYD’nin sadece federasyonlar seçimlerindeki oy kullanma yetkisi dışında, Merkez Danışma Kurulu’ndaki üyeliği sona erdirilmelidir. TSYD’ye verilmiş bu yetkilerin dünyada eşi bulunmamaktadır. TSYD’nin spor yönetimi konusunda oy hakkının olması, basının bağımsız ve tarafsız olma, en önemlisi denetleyen, eleştiren ve kamuoyunu aydınlatan dördüncü kuvvet olma özelliğini zedelemektedir.

Federasyonların özerkliği, kulüplerin, kendilerini yönetecek federasyonun işleyişine katkıda bulunma ve federasyon yöneticilerini belirleme hakkını, yetkisini kapsar. Bu sebeple, federasyon seçimlerinde sadece kulüpler oy kullanmalıdır. Oy verme yetkisi, kararlardan etkilenmeleri sebebiyle, aktif hakem, antrenör ve sporcuları kapsayacak şekilde düzenlenebilir.

Belirtmek gerekir ki, çerçeve statüde ve ana statülerde yer alanfaal olma(yan) hakemlerin”, “genel kurul tarihinden belli bir süre önce faal sporculuğu bırakan sporcuların”, “eski başkanların”, “faal olmayan teknik direktör ve antrenörlerin” oy kullanmalarının bir anlamı bulunmamaktadır. Zira onların ilgili spor dalıyla hiçbir bir ilgileri bulunmamaktadır. Onlar sadece oy sayısında dikkate alınmaktadırlar. Bu sistem, lobi faaliyetlerinin sporla ilgisiz insanlar üzerinde yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır.

– Federasyonlarla İlgili Diğer Önerilerimiz:

– Devletin spora müdahalesi en alt seviyede olmalıdır. İdare, federasyonların yönetimine karışmamalılar. Siyasiler de kulüplerin yönetiminde aktif olmamalılar.

Sporu siyasetten arındırmak için radikal çözümlere başvurmak gerekmektedir. Bu konudaki bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Federasyonlar için çerçeve statü öngörülmeli ancak diğer konularda federasyonların kendilerini serbestçe yönetmesine imkan tanınmalıdır.
  • GSGM teşkilatının federasyon seçimlerinde oy vermesi sona ermelidir.
  • GSGM, kendi bürokratlarının, personelinin federasyonlara girmesi için baskı yapmayı bırakmalıdır. Federasyon yönetimi serbestçe belirlenmelidir.
  • Siyasetçiler, yerel yöneticilerin spor kulüplerine üyeliği yasaklanmalıdır. Bunların, fahri sıfatıyla bile yöneticilik yapmaları engellenmelidir.
  • Merkez teşkilatı ve yerel yönetimlerin spor kulüpleri kurarak profesyonel sporda rekabet etmeleri yasaklanmalıdır. Profesyonel spor tamamen özel kişiler tarafından yönetilmelidir.
  • GSGM Ceza Kurulları ve GSGM Tahkim Kurulu’na siyasiler tarafından atama yapılması engellenmelidir. Bu kurulların üyeleri hakimlik teminatına sahip olmalıdır. Üyelerin bürokrat, siyasi olmamasına özen gösterilmelidir.
  • Türkiye Futbol Federasyonu üzerindeki siyasi baskı sona erdirilmelidir. TFF’nin yapısının kanunla düzenlenmesi son bulmalıdır. TBMM’nin TFF üzerindeki etkisi ortadan kaldırılmalıdır.

Kadın – Erkek eşitliği gözetilmelidir. Federasyon kurullarında kadınlar lehine kota uygulanmalıdır. IOC, ulusal komitelere söz konusu kota uygulaması konusunda tavsiyelerde bulunmuştur. Federasyon bünyesinde kadın antrenörler, sporcular yetiştirilmesi için özel programlar uygulanmalıdır.

– Federasyonlar, kurumsal faaliyetlerinde, bunlardan etkilenecek bütün ilgililer arasında bir denge bulmaya özen göstermelidirler. Bu sebeple, karar alım sürecinde sporcular, antrenörler, diğer teknik elemanlar, hakemler ve kulüp yöneticilerinden görüş almaya özen göstermelidirler. Özellikle sporcu, antrenör temsilcilerinin yönetimde yer alması sağlanmalıdır. Bunun için sporcu, antrenör komiteleri kurulmalıdır. Sporcu komitelerinin üyeleri doğrudan doğruya o federasyonun şampiyonalarına katılan sporcular tarafından seçilmelidir.

– Federasyon başkanlarının İngilizce, Almanca, Fransızca dillerinden birini bilmesi zorunluluğu getirilmelidir. Uluslararası gelişmeleri takip etmek, uluslararası kuruluşlar ve diğer ulusal federasyonlarla iletişim halinde olmak, uluslararası toplantılarda federasyonu temsil etmek gibi görevleri bulunan federasyon başkanlarının yabancı dil bilmemesi düşünülemez.

Bu belgelerin, resmi kurumlar tarafından elde edilmesi gerekliliği öngörülmelidir.

Genel Müdürlükçe oluşturulacak komisyonca yapılacak mülakat sonucu verilecek belge ile belgeleme şartı gerçekçi değildir. Genel Müdürlük bünyesinde oluşturulacak komisyonun tarafsızlığı şüphe uyandırmaktadır.

Anayasal eşitlik prensibi gereği, söz konusu şartın bütün federasyonlar için getirilmesi gerekliliği unutulmamalıdır.

– Federasyon yöneticileri, kurul üyeleri için yaş sınırı getirilmelidir

– Federasyonların ana statüleri dışında, yönetmelikleri, talimatları, soyut ve genel tüm düzenlemeleri Internet sitesinde ve Resmi Gazete’de yayınlanmalıdır.

– Çok az federasyonun ana statüsünde ve talimatlarında ceza kurullarının işleyişi ile ilgili kurallar bulunmaktadır. Savunma hakkının, adil yargılanma hakkının teminatını sağlayacak bu hükümlerin yokluğu, federasyonun bir organı tarafından yapılan yargılamanın hukuka aykırı olmasına sebep olmaktadır.

Özerk federasyonların önemli bölümünde Ceza Yönetmelikleri gereği gibi hazırlanmamıştır. Bu yönetmeliklerin GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği esas alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu eksiklik özellikle hakem ve gözlemcilerin görevleri ve sorumlulukları hususunda dikkat çekmektedir.

– Federasyonlara, spor kulüplerine ilişkin kanun, statü ve yönetmeliklerde, federasyon ve kulüpler kurulması gereken disiplin kurulu ile bunların kararlarına karşı izlenecek usul belirlenmelidir. Sporcuların temel hakları söz konusu mevzuatla kapsamlı şekilde düzenlenmelidir.

– Kulüp yöneticilerinin, GSGM Teşkilatı’nda görevli olanların federasyon yönetimlerinde yer almaları engellenmelidir.

Bugün Genel Müdürlük Merkez Ceza Kurulu, Genel Müdürlük Ceza Kurulu, il ceza kurulları ve Tahkim Kurulu ile özerk federasyonların ceza veya disiplin kurulları üyelerinin kulüplerin yönetim kurullarında görev alamayacağı öngörülmüştür.

Bu düzenleme yetersizdir.

Kulüplerin yönetim kurulu üyelerinin federasyonların yönetim ve hukuk kurullarında yer alması da engellenmelidir. Bu iki statü bir arada yer alamaz. Bazı kulüplerin yöneticileri, kendi kulüplerine çıkar sağlamak, federasyonun kararlarında kulüp lehine karar alınmasında etkili olmak veya kulüp aleyhine karar alınmasını engellemek için faaliyet göstermektedirler.

Her ne olursa olsun, federasyon, kulüplerden bağımsız ve tarafsız bir görünüm sergilemelidir. Bu sebeple, kulüp yöneticiliği ve federasyon yöneticiliğinin bir arada olamayacağını düşünüyoruz.

– Federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin, ilgili spor branşında belli bir süre aktif olma şartı getirilmelidir.

Federasyonlarda yöneticiliği, o dalda belli süre sporcu olarak yarışmış ya da antrenör, hakem, idareci olarak görev almış kimseler üstlenmelidir. İlgili spor branşının en üst yönetim birimi olan federasyonda yöneticilik yapacak olanların, ilgili spor branşının oluşumunu, yapısını, sorunlarını bilmeleri gerekmektedir. Herhangi bir kimsenin federasyon başkanı olmasının önüne geçilmelidir.

 

– Federasyonların ana statüleri özenle hazırlanmalıdır.

Çerçeve statüde öngörülen hükümler, ilgili federasyonun yapısı dikkate alınarak ana statüye dahil edilmelidir. Örneğin, Motosiklet Federasyonu’nun ana statüsünde, Olimpiyat oyunlarında ilk üç dereceye girmiş sporcuların oy kullanabilecekleri öngörülmüştür (md. 7). Oysa Olimpiyat Oyunları’nda motosiklet branşı bulunmamaktadır.

 

– Özerkliğin, bütün spor federasyonları için aynı yapıda olması gerekir. Futbola verilen özerklik, eşitlik prensibi gereği diğer federasyonlara da verilmelidir.

Özerklik özellikle federasyonların bütçeleri açısından büyük önem arz etmektedir. GSGM’nin bu konudaki vesayet yetkisi sona erdirilmelidir. Federasyon bütçelerinin kullanımı konusunda GSGM’nin onayının alınması; GSGM ve Maliye Bakanlığı’nın söz konusu yerindelik denetimi, federasyonların özerkliğine aykırılık teşkil etmektedir.

Özel hukuk tüzel kişileri olan federasyonların üzerinde İdare’nin bu şekilde yerindelik denetimi yetkisini haiz olması başlı başına hukuk sistemimize aykırı bir uygulamadır.

– Spor federasyonları, kamplara katılma ve milli takıma seçilme kriterlerini sezon başında belirlemelidirler.

Turnuvalardan sonra getirilen veya son anda değiştirilen kriterler sporcuları mağdur etmekte; federasyonların güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bu kriterlerin objektif olmasına özen gösterilmelidir. Turnuvadaki performanslar öncelikle dikkate alınmalıdır. Federasyon yönetim kurulunun, teknik heyetinin takdir hakkı mümkün oldukça kısıtlanmalıdır. Aynı kriterlere sahip sporcular arasında nasıl seçim yapılacağı da aynı şekilde önceden belirlenmelidir. Oyunun kuralları, sezon başında tüm ilgililer tarafından bilinmelidir.

Olimpiyat Oyunları’na katılımda TMOK, kendi seçim kriterlerini getirmeli; federasyonların keyfi davranışlarını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.

– Sporcuların sigortalanması hususunda federasyonlar zorlayıcı rol oynamalıdır. Lisanslı her sporcunun sigorta edilmesi zorunlu olmalıdır.

Sigortası olmayan sporcuların turnuvalara katılmaları engellenmeli; antrenman esnasında ve/veya yanlış antrenman sonucunda sakatlanan sporcuların tedavi giderlerini kulüp karşılamalıdır. Kulüplerin sporcular için ödeyeceği primler için devlet destek vermelidir.

– Özerklik, kendi kurallarını koymakla ilgilidir. Federasyonlar, kanunda öngörülen sınırlar çerçevesinde kural koyma yetkisine sahiptir. Federasyonlar ancak kendilerine tanınan alanda kural koyabilir. Bu kurallar da ancak tabi oldukları hukuk sisteminin temel kuralları tarafından belirlenen sınırlar içinde yer alabilirler.

Spor federasyonlarının hukuka aykırı statü, yönetmelik, talimat gibi düzenlemelerinin dış denetiminin yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı düzenlemelerin kabul edilmemesi, bunlara karşı iptal davası açılma imkanı sağlanmalıdır. Özellikle sporcu ve antrenörlerin çalışma haklarını kısıtlayan, kanımızca Anayasa’ya, Borçlar Kanunu’na, İş Kanunu’na aykırı onlarca hüküm bulunmaktadır. Sporcu ve antrenör derneklerine bu tür dava açma yetkisi tanınmalıdır.

– Türkiye’de uluslar arası spor federasyonlarının kurallarının doğrudan uygulandığı kabul edilmektedir. Türk Spor Kurumu Kanunu Tasarısı’nda da bu görüş açıkça ortaya konmuştur. Tasarıda “spor federasyonları(nın), uluslararası federasyonların  kural ve esasları ile ülkemizce kabul edilen spora yönelik uluslararası antlaşma ve  sözleşme  hükümlerine  tabi olduğu” öngörülmüştür (md. 20/VI).

Belirtmek gerekir ki, spora yönelik uluslar arası sözleşmelerin çoğu tavsiye niteliğindedir ve doğrudan uygulanması söz konusu değildir.

Bir hususun dikkate alınması gerekir: Her uluslar arası federasyonun kendi iç işleyişi vardır. Bunlar arasında ortak nokta çok azdır. Hatta “dünyada ne kadar uluslar arası federasyon varsa, o kadar spor hukuku düzeni vardır” dersek abartmış olmayız. Oysa biz devletin görevinin bir spor sistemi kurmak, ulusal federasyonların bir sistem altında toplamak ve eşitlik prensibi gereği ülke içinde faaliyet gösteren bütün spor kulüpleri, sporcular için ortak hükümler getirmek olduğunu düşünüyoruz.

Dünyada federasyonlar, bağlı oldukları spor federasyonları ve tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlıdırlar. Bir konuda uluslar arası federasyonun düzenlemesi yanında, devletin de düzenlemesi bulunuyorsa, devletin düzenlemesi öncelikle uygulanacaktır. Zira uluslar arası federasyonların kamu otoritesi bulunmamaktadır. Onların kuralları da devletin hukuk düzenine aykırı olamaz. Aykırılık halinde, ulusal spor federasyonu öncelikle devletin kurallarına uygun hareket etmek zorundadır.

Bu görüşümüz reddedilse dahi, karşılaştırmalı hukuk incelemesi yapıldığı vakit, yabancı ulusal federasyonların, hem uluslar arası federasyonların kuralları hem de tabi oldukları devletin hukuk düzeni ile bağlı oldukları tespit edilecektir. Hiçbir ülkede federasyonlar sadece uluslar arası federasyonların kurallarına göre yönetilmemektedir.

6) Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

Raporda, Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59.maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması önerilmiştir.

Bu önerinin uygulama kabiliyeti kazanması ancak GSGM ve yerel yönetimlerin spor alanları, çok amaçlı spor salonları inşa etmeleri halinde mümkündür.

Seksen yıldan beri Doğu’ya, Güneydoğu’ya yatırım yapmayan devletin, yeni özerk olmuş federasyonların bu bölgeleri kalkındırmalarını beklemesi dikkat çekicidir.

GSGM’nin 2006 yılı faaliyet raporunda özel beden eğitimi ve spor tesislerinin illere göre dağılımı sunulmuştur (Rapor, EK-18). Bu rapora göre bazı illerimizde tek bir spor tesisi bulunmazken, bazılarında bir (1) veya iki (2) spor tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin de  futbol stadyumu mu, açık spor sahası (atletizm, basketbol, voleybol sahaları vs.) mı yoksa spor salonu mu olduğu açıklanmamıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Spor Tesisi Bulunmayan İller: Ağrı, Burdur, Sinop, Tunceli, Şırnak…

1-5 Arası Spor Tesisi Bulunan İller: Bilecik (4), Bolu (5), Çankırı (5), Erzincan (5), Hakkari (3), Kars (5), Muş (1), Rize (2), Bayburt (3), Ardahan (5), Bartın (5), Yalova (3), Kilis (2), Osmaniye (1)…

Sporun kişilerin topluma entegrasyonundaki rolü yadsınamaz. Eğitim düzeyi düşük, yoksulluk sınırının altında yaşayan, işsiz gençlerin topluma kazandırılmasının en etkili yöntemlerinden biri spordur. Doğu’daki spor tesislerinin azlığı ile buradaki sosyal kargaşa arasında korelasyon bulunup bulunmadığını ancak sosyologlar, sosyal bilimciler saha araştırmaları ile tespit edebilirler. Bununla birlikte, bu bölgelerde spor tesisinin bulunmaması kanımızca gençleri olumsuz etkilemektedir. Spor olarak sadece futbol bilen bu gençlerin farklı spor branşlarına kaydırılması toplumsal barışın sağlanmasında da rol oynayacaktır.

Geri kalan illerde bulunan spor tesislerini saymaya gerek görmüyoruz. Sadece yaklaşık 11 milyon kişiyi barındıran İstanbul’da sadece 851 spor tesisi olduğunu belirtmek isteriz. Olimpik sporlara tahsis edilen spor tesislerinin sayısı ise çok azdır.

Bu çarpıcı tablo karşısında sporun Doğu’ya da kaydırılmasının sorumluluğunu sadece federasyonlar üstlenemez. Önce spor tesisleri yapılmalıdır.

Doğu’da elit düzey yetiştirecek spor tesislerinin yokluğu, GSGM tarafından da kabul edilmiştir. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda bayanlar 57 kiloda gümüş madalya kazanan tekvandocu Azize Tanrıkulu’nun, tayininin çıktığı Şırnak’a altyapı eksikliği ve antrenman yapamayacak olması sebebiyle gitmek istememesi, devletin de bu talebi benimsemesi, devletin de Doğu’nun spor altyapısı bakımından çok fakir olduğunu ilan ettiğini göstermektedir.

Aynı şekilde, spor karşılaşmalarının Doğu’da düzenlenmesinden önce federasyonların Doğu’da faaliyet göstermeleri ve bölgesel ligler oluşturmaları gerekmektedir. Sporun Doğu’da gelişmesinden GSGM, yerel yönetimler ve federasyonlar sorumlu olup, Batı’daki kulüp ve sporcuların bu yükü taşıması, bütçelerini zorlayacak masraflar yapmaları engellenmelidir. Bununla birlikte, özellikle takım sporlarında, 4’lü turnuvaların Doğu illerinde organize edilerek kulüplerin masraflarına yardımcı olunması durumunda, çeşitli spor dallarının tanıtımı sağlanabilecektir.

Ferdi sporlarda ise federasyonun faaliyetlerine katılan, Doğu’ya yakın şehirlerde yer alan kulüplerin masrafları karşılanarak turnuvaların düzenlenmesi öngörülebilir.

Doğu illerinde futbol sahaları yerine havuzlar, kapalı spor salonları, jimnastik salonları, çok amaçlı salonlar, atletizm sahaları ve hatta paten sahaları yapılmalıdır. Birden çok spor faaliyetine imkan veren, çocuğundan yaşlısına herkesin spor yapmasını sağlayacak spor alanlarının yapılması çok önemlidir. Bugün var olan statlar çok amaçlı olmayıp, maçlar dışında atıl kalmaktadırlar. Devletin birincil amacı, futbolu değil, sporu geliştirmektir. Vatandaşın spor yapmasına olanak vermektir. Bu sebeple öncelikle çok amaçlı spor salonlarının inşa edilmesi gerekir.

Bütün bu gereklilikler kanun koyucu tarafından ilgili kanunlara, yönetmeliklere yansıtılmalıdır. Doğu’da sporun yaygınlaştırılmasını amaçlayan özel bir kanun öngörülebilir. Bu kanunla Doğu’ya yapılacak yatırımlarda kolaylıklar sağlanması; GSGM ve yerel yönetimlerin birlikte hareket ederek spor alanları oluşturmaları gerekliliği düzenleme altına alınabilir. GSGM ve yerel yönetimlerin, söz konusu amaçları gerçekleştirememesi durumunda söz konusu kurumlara karşı yaptırımlar da getirilmelidir.

7)   Sponsorluk:

– Sponsorlukta ortak havuz oluşturulmalıdır.

Türk sporunun sponsorları belirlenmelidir. Bu kaynaktan gelecek para ise federasyonlara ihtiyaçları oranında dağıtılmalıdır. Özellikle gelişmekte olan, gençlerin ilgisini çekebilecek spor federasyonlarına öncelik verilmelidir.

 

– Ferdi sponsorluk geliştirilmelidir.

Ferdi sporlarda sponsorlar sporcular yerine kulüplere destek vermeyi tercih etmektedirler. Türkiye’de uluslar arası başarılar genelde ferdi sporlarda elde edilmektedir. Bu başarılar ise ancak belli spor dalları için söz konusudur. Diğer ferdi spor dallarında sporcular uluslar arası yarışmalara katılmaları, federasyonların verdiği desteğe bağlıdır. Çoğu federasyonun bütçesi ise sporcularını birçok uluslar arası turnuvaya göndermeye yeterli değildir. Burada, sporcuların bireysel çabaları, emekleri ve ekonomik güçleri rol oynamaktadır. Sponsor eksikliği ise birçok yetenekli gencin sporu bırakmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, ferdi sponsorluğun özendirilmesi için bu tür faaliyetlere yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

8)  Doping:

– Uluslar arası yarışmalara katılan sporcularla diğer sporcular arasındaki fark kaldırılmalıdır.

Dünya Dopingle Mücadele Kodu ve uluslar arası federasyonların dopingle ilgili düzenlemelerinde, uluslar arası yarışmalara katılan sporcular “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmektedirler. Bu sporcularla ilgili doping uyuşmazlıklarında son sözü CAS’ın söyleyeceği öngörülmüştür. Oysa tabi oldukları uluslar arası federasyonlar bakımından “uluslar arası sporcu” olarak kabul edilmeyen Türk sporcuların CAS’a başvurma yetkileri bulunmamaktadır.

Futbolcular ve uluslar arası sporculara CAS’a başvurma hakkı tanınırken diğer sporculara bu hakkın tanınmaması eşitlik prensibine aykırılık oluşturmaktadır. Bu sebeple, dopingle ilgili uyuşmazlıklarda, bütün sporcuların CAS’a başvuru yapma hakkı öngörülmelidir.

– Raporda, dopingle ilgili sadece iki noktanın üzerinde durulmuştur. Bu iki nokta ise sadece yaptırımla ilgilidir.

Dopingle ilgili bir düzenlemenin Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda yer alacak olmasının sebebi ise anlaşılamamaktadır.

Amacı spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, müsabaka esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevî veya manevî değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı sporun ruhuna, ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemek olan bir kanunda dopingin yeri nedir?

Türkiye’nin UNESCO bünyesinde kabul edilen “Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme”’ye katılımı 5271 sayılı kanunla uygun bulunmuştur. Türkiye, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülükleri yerine getirmek için yoğun çaba harcamalıdır. Bu Sözleşme dikkate alınırsa, devletler dopingle mücadelede eğitime, bilimsel çalışmalara kaynak ayırmak zorundadırlar.

Avrupa Konseyi, WADA, UNESCO ve INTERPOL ile ilişki kurulmalıdır. Bu kurumlardan destek alınmalıdır.

UNESCO bünyesinde düzenlenen ve Türkiye’nin kabul ettiği Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme hayata geçirilmelidir.

WADA Kodu tercüme edilmeli ve kanımızca aynen Türk hukukuna aktarılmalıdır. Bugün dopingle ilgili düzenlemeler eksiktir. Her federasyon kendi talimatını yayınlamaya başlamıştır. Ancak bu talimatlar çok karışık kaleme alınmıştır. Son olarak, Süreyya Ayhan Kop davası bu karışıklığın olumsuz sonuçlarını ortaya koymuştur. Çoğu federasyonun ise bu konuda yönetmeliği, talimatı bulunmamaktadır. Bu federasyonlar dopingle ilgili hiçbir çalışma yapmadıkları gibi doping kontrollerinin yapılmasında TDKM ile işbirliği yapmaya yanaşmamaktadırlar.

Türkiye, kendi doping listesini hazırlamalıdır. Örneğin, Fransa kendi doping listesini hazırlamıştır. Fransa Turu’nda dopingli olduğu saptanan ve hakkında soruşturma açılan bisikletçiler UCI’nin yönetmeliklerine göre dopingli değillerdi.

 

– Türkiye’deki düzenlemeler

Doping, GSGM Amatör Ceza Yönetmeliği’nde sadece iki madde ile düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ise WADA Kodu ile uyumlu değildir. Ayrıca bu yönetmelik özerk federasyonlara uygulanmamaktadır.

GSGM Dopingle Mücadele Yönetmeliği ise çok dar kapsamlıdır. Ayrıca bu yönetmeliğin 15’inci maddesinde “doping kontrolü için alınmış olan numunenin analiz sonucunun pozitif (+) olması halinde ülkemiz lisansını taşıyan sporcuların/yarış hayvanlarının bağlı bulundukları üst kuruluş durumundaki uluslararası federasyonları tarafından, analiz sonucunda bulunan ilaç cinsine göre öngörülen cezai hükümler aynen uygulanır” hükmü yer almaktadır. Bu hükümle, uluslar arası federasyonların öngördüğü cezaların uygulanacağı öngörülmüştür.

Ceza Yönetmeliği ve Dopingle Mücadele Yönetmeliği uyumlu değildir. Özerk federasyonların da bu konuda düzenlemeleri yok denecek kadar azdır. Dopingle ilgili düzenlemeler ise eksik, hatta yanlıştır. Bu sebeple, dopingin merkezi bir sisteme tabi tutulması gerekmektedir.

Dopingle mücadele tek elden yönetilmelidir. Bütün federasyonlar bir çatı altında birleştirilmelidir. TADA bu işlevi üstlenebilir.

– Tercümeler

Dopingle ilgili olarak, WADA ve uluslar arası federasyonların bütün düzenlemeleri tercüme edilmelidir.

Ne yazık ki GSGM, WADA Kodu’nun tercümesinde (http://www.wada-ama.org/rtecontent/document/turkish_code.pdf) büyük hatalar yapmıştır. Söz konusu tercüme çok karışıktır. Kavram birliği bulunmamaktadır. Orijinal metin daha açıktır.

Tercüme ile ilgili bir örnek vermek isteriz. Tercümenin ilk sayfalarında WADA için farklı karşılıklar kullanılmıştır. Dünya Anti-Doping Ajansı, Dünya Anti-Doping Acentası, Dünya Dopingle Mücadele Ajansı WADA için kullanılan karşılıklardır.

WADA Kodu’nda tıbbi ve hukuki terimlerin hakim olduğu dikkate alınırsa, bu tercümelerin tıp ve hukuk uzmanları tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından gerçekleştirilmesinde fayda vardır.

WADA Kodu’nun yeni versiyonu 2009 yılında yürürlüğe girecektir. Önümüzdeki bir ay içinde ciddi bir çalışma sergilenmesi durumunda Kod’un 2009 yılına yetiştirilmesi mümkündür. Yetiştirilmesi de gerekir.

Yönetici, antrenör ve sporcuların Kod konusundaki bilgileri çok sınırlıdır. Yeni Kod ile ilgili bilgileri yoktur. TDKM’nin sitesinde de bu konuda bir açıklama bulunmamaktadır. Ulusal ve uluslar arası müsabakalarda ve müsabaka dışında kontrol tehdidi altında olan sporcuların Kod’u bilmemeleri GSGM’nin ve federasyonların sorumluluğunu gerektirir. Önemli sayıdaki sporcumuz yabancı dil bilmemektedir. Antrenörleri de yabancı dil bilmeyebilir. Ancak uluslar arası turnuvalara katılan sporcuların bütün bu mevzuatı bildiği kabul edilir. Bu sebeple, ileride başımızın ağrımaması için Kod’un yeni versiyonunun en kısa zamanda tercüme edilmesi gerekir.

Her federasyon, tabi olduğu uluslar arası federasyonun doping mevzuatını tercüme etmelidir. Çoğu uluslar arası federasyon WADA Kodu’nu aynen kabul etmiştir. Ancak küçük farklar yer alabilir. Federasyonlar, hukuk kurulları ve doping konusunda çalışan hukukçu ve tıp uzmanlarının desteği ile bu farkları dikkate alıp ilgili değişiklikleri yapmaları gerekir.

Yasaklı maddelerin listesi de her zaman güncellenmelidir. TDMK’nın liste güncelleme konusundaki ihmali birkaç sene önce Fenerbahçe ile Galatasaray’ı karşı karşıya getirmiş; Uluslar arası Yüzme Federasyonu’nun yasak madde listesinde yer almasına rağmen TDKM listesinde yer almayan bir madde yüzünden büyük tartışma çıkmıştır. Milli takımda yer alan bir sporcunun (Sibel Piroğlu) uluslar arası federasyonun listesini bilmemesi düşünülemese bile GSGM Ceza Kurulu sporcuya ceza vermemiştir.

Bu tür sorunların tekrar yaşanmaması için WADA Kodu ve onun ekleri, her yıl yenilenen Yasak Maddeler Listesi tercüme edilmelidir.

– Eğitimler

Doping konusunda eğitimler verilmelidir.

Hacettepe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Doping Kontrol Merkezi, yönetmeliğinde belirtilen eğitim faaliyetlerini hayata geçirmelidir. Bu kurumun Internet sitesinde bilgi yazıları yayınlanmalıdır. WADA’nın resmi dergisinin her sayısı Türkçe’ye tercüme edilerek, bu çeviriler GSGM’ye ve spor federasyonlarına gönderilmelidir. Tüm ilgili kuruluşlar bu yazıları Internet sitelerinden yayınlamalıdır.

WADA ve diğer ulusal dopingle mücadele kuruluşlarının eğitim dokümanları tercüme edilmelidir.

Spor temalı kanallar, Özellikle TRT 3 aracılığıyla dopingle ilgili bilgilendirme programları yayınlanmalıdır. NTVSPOR’dan da destek istenmelidir.

Her federasyon, üyesi olduğu uluslar arası federasyonla iletişim halinde olmalıdır. Uluslar arası federasyonların kuralları, eğitim dosyaları Türkçe’ye tercüme edilmelidir.

Sporcular, doping testi hakkında bilgilendirilmelidir. Dopingle ilgili birçok dava, usul kurallarına uyulmaması sebebiyle açılmaktadır. Aynı şekilde, sporcuların kişilik haklarının korunması açısından, bu eğitimler özel önem arz etmektedir.

– Doping Cezalarının Arttırılması

Raporda, “(D)oping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması” önerilmiştir.

Cezaların arttırılmasına gerek yoktur. WADA Kodu’nda öngörülen, uluslar arası federasyonlar tarafından kabul edilen cezaların aynen kabul edilmesi ve uygulanması yeterlidir. Bu konuda ceza kurulları ve tahkim kurulu üyelerine eğitim verilmelidir. Olağanüstü haller olmadıkça cezanın indirilemeyeceği dikkate alınmalı ve sporculara ödül gibi cezalar verilmemelidir. Bazen bu ceza indirimlerinin daha büyük sorunlara sebep verebileceği unutulmamalıdır.

Cezaların indirilmesi ile ilgili ilk manipülasyon Süreyya Ayhan Kop Olayı’nda karşımıza çıkmıştır. Hatırlanacağı üzere, 2004 Olimpiyat Oyunları öncesi yapılan doping kontrolü esnasında meydana gelen olaylar neticesinde Süreyya Ayhan Kop’a ceza verilmesi istenmiştir. Türkiye’de önce iki yıl ceza verilmiş, sonra bu ceza bir yıla indirilmiştir. IAAF’in devreye girmesi ile Kop’a iki sene ceza verilmiştir.

Geçtiğimiz aylarda Süreyya Ayhan Kop ile ilgili ikinci dava da Atletizm Federasyonu Ceza Kurulu ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir.

Görüldüğü üzere, cezaların arttırılması yeterli değildir. Asıl başarı, mevzuatta yer alan hükümlerin, öngörülen cezaların hukuka uygun bir yargılama sonucunda doğru şekilde uygulanması olacaktır. Ağır ceza tehdidi ile başarı elde edilmesi söz konusu olamaz.

Cezaların doğru uygulanması ile ilgili son örnek Ekim ayı içinde gerçekleşmiştir.

Voleybolcu Burak Hascan’ın 21.04.2007 tarihinde alınan ilk idrar numunesinde, sporcuda norandrosterone maddesi tespit edildi. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu, sporcuya 2 yıl müsabakalardan men cezası verdi. Sporcu, kullandığı ilacı sağlık nedenlerinden dolayı aldığını doktor raporuyla belgelendirerek cezaya itirazda bulundu. Federasyonun, ilaç kullandığına dair raporu yapılan kontrolden önce kendilerine sunmaması gerekçesiyle itirazı reddetmesinin ardından, sporcu bu sefer konuyu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na götürdü.  Oyuncunun sağlık raporunu inceleyen kurul ise ilacın doping yapmak üzere kullanılmadığı, ancak sporcunun da bazı kusurlarının bulunduğu görüşüne vararak, 24 aylık cezayı 10 aya indirdi. Hascan’dan 373 gün sonra alınan ikinci numunede de yine norandrosterone maddesi saptandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne transfer olan Hascan, maddeyi tekrar kullanmadığı, rastlanan değerin, ilk kullanımından sonra maddenin vücuttan atılmayan kısmı olduğunu iddia etti. Bunun üzerine, Türkiye Voleybol Federasyonu, Türk Anti Doping Ajansı’ndan gelen sonuçları ve sporcunun beyanının geçerliliğini analiz etmek üzere üniversite tıp fakültelerine görüş sormuştur. Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu ise, “160 ve 16 ng/ml’lik idrar norandrosterone düzeyinin 373 gün sonra tespiti için arada mutlaka tekrar uygulamanın olması gereklidir” açıklamasını içeren raporun federasyon kayıtlarına 06.10.2008 tarihli olarak girmesinin ardından, 9 Ekim toplandı ve sporcuya talimatlar gereği müsabakalardan ömür boyu men cezası verdiğini açıkladı.

Yukarıda açıklanan olayla ilgili alınan üç karar da yayınlanmamıştır. Tahkim Kurulu’nun, hangi gerekçelerle söz konusu maddenin performans arttırma amacıyla alınmadığını kabul ettiği bilinmemektedir. Bu maddenin patolojik sebeplerle vücutta bulunduğu nasıl ispatlanmıştır?

Kararlar arasındaki bu önemli farklar dopingle ilgili yargılamaların, varılan hükümlerin şüpheyle karşılanmasına sebep vermektedir.

– Dopingle ilgili Kararların Yayınlanması

Yukarıda belirttiğimiz gibi, federasyonların ceza kurullarının kararları ile GSGM Tahkim Kurulu’nun kararları arasında önemli farklar meydana çıkmıştır. Bu görüş, değerlendirme farklılıkları kararlara yansımaktadır.

Bugün dopingle ilgili uyuşmazlıklar şüpheyle karşılanmaktadır. Sporcular, federasyonlarına güvenmemektedirler. GSGM Tahkim Kurulu kararları ise ancak kurul üyeleri ve uyuşmazlığın taraflarınca bilinmektedir. Kamuoyu bu davaları medya aracılığıyla takip edebilmektedir. Kararlar da medyadan öğrenilmektedir. Taraflar arasındaki söz düellosu arasında kararın özünden, öneminden uzaklaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere, kararların yayınlanmaması birçok soruyu, şüpheyi beraberinde getirmektedir. Bu durum en çok doping şüphesi altındaki sporcuyu etkilemektedir. Sporcu, federasyonu, kulübü, içinde bulunduğu camia ve genel olarak toplum tarafından eleştirilmekte; kendisine olumsuz gözle bakılmaktadır. Medyanın bu konudaki cehaleti ve saldırgan tavrı ise sporcuyu mağdur etmektedir.

Özellikle sporcuların avukatları medyayı bir silah olarak kullanmaya başlamışlardır. Bazı avukatların GSGM Tahkim Kurulu’nun kararlarını bile kamuoyuna farklı sunarak lobi yapmaya başladıkları görülmektedir. Kanımızca bu durumdan hem federasyonlar hem de Tahkim Kurulu zarar görmektedir.

Bir sporcuda doping bulunduğu, bu konuya ilişkin federasyon ceza kurulu ve tahkim kurulu kararları, bu iki kurum ile GSGM ve TDKM’nin Internet sitelerinde yayınlanmalıdır. Kulaktan dolma ve iddialara dayanan haberlerin önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Ayrıca kararların yerindeliğinin spor hukuku uzmanları tarafından değerlendirilmesi sağlanabilir.

Doping uzmanları bu kararlar ışığında köşe yazıları, makaleler yazarak; medyada görüş belirterek spor camiasını aydınlatacaklardır.

Söz konusu kararlar doping konusundaki eğitimler açısından büyük önem arz etmektedir. Federasyonlar, antrenörler ve sporcular bu kararları göz ardı etmeden önlemlerini alacaklardır.

– Dopingin Suç Olarak Düzenlenmesi

Raporda, doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Bu iddia doğru değildir.

Bugün ABD, İskandinav ülkeleri, Fransa, Belçika, başta olmak üzere birçok devlet dopingi suç olarak kabul etmektedir. Bu düzenlemenin hangi uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, söz konusu görüş sahiplerince açıklanmalıdır.

Raporda ayrıca dopingin suç olarak düzenlenmesi durumunda ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı ileri sürülmüştür. Bu iddia da doğru değildir. İtalya her sene onlarca uluslar arası spor organizasyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Torino Olimpiyatları bu organizasyonların en büyüğü olarak dikkat çekmiştir. İtalya dışında, Belçika ve İsveç’te de doping yapan sporcular ceza tehdidi altındadır.

Bununla birlikte, sporculara verilecek hapis cezalarına karşı IOC ve diğer uluslar arası federasyonların baskı yaptığı bilinmektedir. IOC ile İtalya devleti arasındaki anlaşma sonucunda doping suçuna ilişkin düzenlemelerin Torino Olimpiyatları’na katılan sporculara uygulanmaması ve dopingli sporculara para ve hapis cezaları verilmemesi dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, İtalya hala bu kanunu uygulamaktadır. Bununla birlikte, İtalya her yıl onlarca uluslar arası spor organizasyonuna imza atmaktadır.

Biz sadece yukarıdaki iddiaların gerçekçi olmadığını belirtmek isteriz. Söz konusu gerekçelere katılmamakla birlikte, sporcuların doping kullanmasının ceza hükümlerine tabi olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Sporcu sadece performans arttırmak sebebiyle doping kullanmayabilir. Doping maddesini ihmal neticesinde almış olabilir. Herhangi bir sebeple doping kullanma kastı olmamasına rağmen doping yaptığı tespit edilebilir.

Doping bir sistem ürünüdür. Sporcu da bunun son ve en zayıf halkasıdır. Sporcu, antrenörünün, doktorunun talimatlarıyla hareket etmektedir. Spor kulüplerinin, federasyonların ve sponsorların da doping kullanımında etkili oldukları bilinmektedir. Türkiye gibi spor kültürü olmayan, teknik uzmanlardan faydalanılmayan ülkelerde aileler de işe karışmaktadır. Bütün bu ilişki düzeninin içinde sporcuya ceza verilmesi ceza siyaseti açısından uygun değildir. Olaya sporcu açısından yaklaşmak gerekir.

Bununla birlikte, sporcular dışında doping olayıyla bağlantılı diğer kişilerin cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Komisyon raporunda belirtilen çerçevenin genişletilmesini öneriyoruz: Doping maddesi imal eden, elinde bulunduran, ithal eden, üçüncü kişiler için elde eden kişiler yanında doping maddeleri için reçete düzenleyen, bunları üçüncü kişilere veren kimseler; üçüncü kişilere doping metodları uygulayan kimselere ceza verilmelidir.

– Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu Raporu:

Sporda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Alt Komisyonu’nun raporundaki önerileri de hatırlatmak isteriz. Komisyon, ulusal düzeyde yapılması gerekli hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamıştır:

  • Doping içeren ilaçların reçetesiz satılması engellenmeli, en azından bu amaçla sık tercih edilen ilaçların satışının Sağlık Bakanlığı ve/veya Türk Eczacıları Birliği tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
  • Doping maddesi satan eczanelere cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Sporcular tarafından kullanılmasını kısıtlamak amacıyla yasaklı madde ve yöntemlerin bulunabilirliğinin kısıtlanmasına yönelik uygun tedbirler alınmalıdır.
  • Yasaklı madde ve yöntemlerin sporcular tarafından yasa dışı şekillerde temin edilmesine karşı önlemler alınmalıdır.
  • Bu maddelerin üretimi, dolaşımı, ithalatı, dağıtımı ve satışı denetim altına alınmalıdır.
  • Besin destek üreticileri ve dağıtıcılarının bu ürünleri pazarlarken ve dağıtımını yaparken, bu ürünlerin analitik bileşimi ve kalite güvencesi ile ilgili bilgiler vermeleri zorunlu hale getirilmelidir.
  • Egzersiz salonlarında doping kullanımına cezai yaptırımlar getirilmelidir.
  • Salon yöneticileri bu konuda sorumluluk üstlenmelidir.
  • Spora ilginin seyirci düzeyinden katılımcı düzeyine çıkartılması için spor olanakları geliştirilerek spor yapan insan sayısı artırılmalı, bu yolla toplumun spor hakkında bilinç düzeyi yükseltilmelidir.
  • GSGM’nin ödül yönetmeliği değiştirilerek doping kullanımını özendirici olmayan, uzun vadeli, başarıları ödüllendiren bir sistem getirilmelidir.
  • Çok büyük ödüller tek seferde verilmemelidir.

9) Sporda Şiddet:

– Şiddetin Önlenmesi için Eğitim ve İşbirliği:

Raporda, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması gerektiği ifade edilmiş ve cezalar üzerinde durulmuştur.

Dopingin ancak cezaların arttırılması yoluyla çözülebileceğini kabul eden irade, sporda şiddetin de ancak cezalarla engellenebileceğini kabul etmektedir.

Sporda şiddet, birçok sebebe dayanmaktadır. Sosyal, ekonomik, sosyokültürel, psikolojik sebepleri burada uzun uzun incelemeye gerek yoktur.

Güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi, fanatiklere ve onların davranışlarından ötürü kulüplere verilen cezalar sporda şiddeti önlemekte o kadar etkili değildir.

Uluslar arası birçok sözleşme bu konuda devletlere yükümlülükler getirmiştir. Ancak Türkiye şiddetle mücadelenin sadece ceza boyutuyla ilgilenmekte; “önlem”, “eğitim”, “sosyal proje” boyutunu hayata geçirememektedir.

Türkiye’de futbol dışındaki sporlarda da şiddet olayları görülmektedir. Özellikle basket maçlarında şiddet olayları gün geçtikçe artmaktadır. Bu olayların bayanlar maçlarında sıklaşması kaygı vericidir.

Sorunun sadece taraftarlardan kaynaklanmadığı bilinmektedir. Güvenlik güçleri stada girişlerde taraftarlara sert müdahalelerde bulunmaktadırlar. Aynı şekilde stadyum içinde görev alan kulüp çalışanları (stewardlar) eğitimli değildir.

– Öneriler:

Şiddetin önlenmesine yönelik bazı önerilerimiz aşağıdaki gibidir:

  • Sporda şiddetle ilgili Ulusal Komite kurulmalıdır. Bu komite, sporda şiddetin önlenmesi için çalışmalar yapmalı, projeler üretmelidir. GSGM, federasyonlar, yerel yönetimler, güvenlik kuvvetlerini koordine etmelidir. Bu komite için Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren şiddetle mücadele komiteleri, komisyonları örnek alınabilir.
  • Taraftar grupları eğitilmelidir. Bu konuda GSGM, federasyonlar, yerel yönetimle, güvenlik kuvvetleri ve kulüpler birlikte çalışmalıdırlar. Fan-Coaching programları hayata geçirilmelidir.
  • Şiddete meyilli taraftarlar özel programlara alınmalı; bunların rehabilitasyonu için çaba harcanmalıdır.
  • Bilet satışları kontrol edilmelidir. Kulüplerin bedava bilet dağıtmalarının önüne geçilmelidir. Biletler nama yazılı olmalıdır. Böylece şiddet olaylarına karışanlar kolayca tespit edilebilir.
  • Kulüpler, güvenliğin sağlanması için emniyet güçlerine bedel ödemek zorundadırlar. Kulüpler, stad içinde olduğu kadar, stad çevresinde meydana gelen olaylardan sorumlu olmalıdırlar.
  • Profesyonel Lig takımlarının statlarının, salonlarının hepsine güvenlik kameraları konulmalıdır. Bu konuda kulüplere yükümlülük getirilmelidir. Güvenlik kameraları bulunmayan spor sahalarında maçlar oynatılmamalıdır.
  • Emniyet güçleri, yerel yönetimler, kulüpler ve taraftar birlikleri bir araya gelerek ortak projeler geliştirmelidirler.
  • Kulüplerle taraftar birlikleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Kulüpler, taraftarlara yönelik seminerler, eğitim programları düzenlemeye zorlanmalıdır.
  • GSGM ve federasyonlar şiddete karşı kampanyalar oluşturmalıdırlar. Medyada bu konuyla ilgili çarpıcı programların, spotların gösterilmesi gerekmektedir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un sadece tribünde veya spor alanın çevresinde değil, o karşılaşmaya gidip gelirken olay çıkaran holiganlara da uygulanması gerekir. İtalya’da tren işgal eden tiffosilere verilen cezalar bu konudaki en çarpıcı örneklerden biridir.
  • Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un amatör branşlarda uygulanması için gerekli altyapı hazırlanmalıdır.
  • Maçlar akşam oynanmamalıdır. Sadece reyting kaygısıyla güvenlik geri plana itilmemelidir.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği bünyesinde şiddetin, ırkçılığın önlenmesi için çeşitli programlar uygulanmaktadır. Bu konuda birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul edilmiştir. Türk spor yetkililerinin bu sözleşmeleri hayata geçirmekle yükümlü oldukları açıktır. Birçok yabancı kuruluşun üzerine çalıştığı bu sorunla mücadelede diğer ülkelerle işbirliği kurmaktan, onların çalışmalarından faydalanmaktan kaçınılmaması gerekir.

Sporda şiddetin sebepleri ve bunların önlenmesine ilişkin birçok toplantı düzenlenmektedir. Üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin de düzenlediği bu toplantılarda paylaşılan fikirler, öneriler dikkate alınmalıdır. Örneğin, Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen “The role of local and regional authorities in preventing violence at sports events and in particular at football matches” başlıklı konferansta bu konuyla ilgili çeşitli öneriler getirilmiştir. Söz konusu önerilere raporun 51’inci sayfasından itibaren ulaşılabilir.

 

– Futbolda Seyircisiz Oynama Cezasının Kaldırılması

Raporda, futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı ileri sürülmüştür.

TFF, kulüplerden gelen yoğun baskıların sonucunda talimatlarında değişiklikler yapmıştır. Örneğin, bazı taraftar gruplarının kulüp yönetimlerini tehdit ederek olay çıkarmama karşılığından çıkar sağlanmasını istemeleri sonucunda, TFF ceza talimatlarını değiştirmiş ve kulüplerin sorumluluğuna ilişkin yeni düzenlemeler yapmıştır.

Kriminal olaylardan çekinen ve kulüpleri korumak isteyen TFF’nin bu tavrı, bir grup fanatik karşısında TFF’nin, kulüplerin, emniyet güçlerinin ne kadar yetersiz olduklarını; statta asayişin sağlanmadığını ortaya koymuştur.

Oysa, ulusal federasyonların FIFA ve UEFA tarafından öngörülen cezaları aynen uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. TFF’nin yönetmeliklerinin, talimatlarının uluslar arası federasyonların düzenlemeleri ile uyumlu olması gerekir. Bu sebeple, kanımızca seyircisiz oynama cezasının talimatlardan kaldırılması FIFA ve UEFA düzenlemelerine aykırıdır.

 

10) Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Komisyon raporunda şike ve haksız rekabetin önlenmesi aynı başlık halinde düzenlenmiştir. Biz, bu iki kavramın ayrı ayrı ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. 

TFF temsilcisi, şike ve teşvik priminin suç olarak kabul edilmesinin faydasına yönelik görüşe eleştiri olarak, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

Almanya, ABD örnekleri dikkate alındığında, şike ve teşvik primleri verilmesinin suç olarak kabul edildiği ve bu olaylarla ilgili savcılık soruşturmasının ardından devlet mahkemelerinin ceza kararları verdiği görülmektedir. Türkiye’de de bu davranışların suç teşkil edecek olması olumlu bir adımdır.

Şike, maç ayarlanması, teşvik primi ile ilgili bazı örnekleri paylaşalım:

Alman hakem Robert Hoyzer 2005 senesinde iki yıl beş ay hapis cezasına çarptırıldı ve Alman Futbol Federasyonu tarafından ömür boyu men cezasına çarptırıldı.

Mart 2007’de Avustralyalı bir binici Hong Kong’da yarışların ayarlanması sebebiyle 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İngiltere’de 2005 yılında yürürlüğe giren yeni Gambling Act, Güney Afrika’da the Prevention and Combating of Corrupt Activities Act ile şikeye karşı kanuni düzenlemeler getirildi. Bu ülkelerde hapis cezaları öngörüldü.

Bununla birlikte, raporun “Spor Kulüpleri” başlıklı bölümünde “yerel yönetimler(in) ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları” belirtilmiştir. Biz de yukarıda özellikle yerel yönetimlerin bazı spor kulüpleriyle yakın ilişki içinde olduklarını ifade etmiştik.

Gerçekten belediyeler ile bazı spor kulüpleri arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Bu spor kulüplerine çok büyük ayrıcalıklar tanınmakta ve ekonomik çıkar sağlanmaktadır. Bunu birkaç örnekle açıklayalım.

Türkiye’de en fazla rastlanan örnek, belediyelere ait otoparkların işletme hakkının belli spor kulüplerine devridir. Sadece dernek olan bu spor kulüpleri, o bölgede faaliyet gösterebilecek ticari şirketler aleyhine bu ekonomik kazancı elde etmektedirler. Üstelik çoğu işletim hakkı ihale düzenlenmeden devredilmektedir.

Aynı uygulama arazi tahsisi için de söz konusudur. Bu uygulamanın en çarpıcı örneklerinden biri, çok büyük bir spor kulübü çıkarına gerçekleşmiştir. Bir belediye, sınırları içinde bulunduğu şehir yerine başka bir şehirde yayımlanan yerel bir gazeteye ihale ilanı vererek çok büyük bir araziyi o büyük kulübümüze tahsis etmiştir.

GSGM’nin, belediyenin bütçesi ile inşa edilen spor kompleksleri yine bazı kulüplere devredilmekte veya onlara üst hakkı ya da intifa hakkı tanınmaktadır. Şehirlerimizde onlarca, hatta bazılarında yüzlerce spor kulübü antrenman sahası bulmakta zorlanırken, özellikle profesyonel ligde mücadele eden futbol kulüplerine büyük ayrıcalıklar sağlanmaktadır.

Spor tesisleri üzerinde intifa hakkı tanınması veya bunların kiralanmasını öngören sözleşmelerde ilgili tesislerin diğer kulüpler tarafından da kullanılabileceği şartı getirilmelidir. Bu şartın hayata geçirilmesi, yaptırımlar aracılığıyla sağlanmalıdır.

Kapalı spor salonlarının kullanım hakkı ise daha büyük sorunlar yaratmaktadır. Spor salonu üzerinde hak sahibi olan kulüp, diğer kulüplerin antrenman yapmasına izin vermediği gibi; salonda başka lig maçlarının düzenlenmesini engelleyebilmektedir. Özellikle engelli basketbolu karşılaşmaları açısından bu konudaki şikayetler devam etmektedir.

Görüldüğü üzere, yerel idareler her kulübe aynı mesafede durmamaktadır. Bu uygulamanın önüne geçilmesi için elbette hukuki imkanlar mevcuttur. Ancak bütün yetkililer söz konusu uygulamaları görmezden gelmeyi tercih etmektedirler.

Devlet tarafından profesyonel kulüplere verilen destek sona ermelidir. Üst seviye, profesyonel liglerde yer alan kulüplerin devlet desteği almaması gerekir. Kendi yağıyla kavrulamayan kulüplerin profesyonel ligde yerinin olmadığı açıktır. Aksi halde, devlet, kendi eliyle haksız rekabete sebep vermiş olacaktır.

Haksız rekabet sadece yerel yönetimlerle kulüp ilişkileri açısından söz konusu değildir. Federasyonların da haksız rekabet teşkil eden uygulamaları mevcuttur. Daha geniş bir bakışla, rekabet hukukunun kapsamına girebilecek diğer hususlar da Komisyon tarafından tartışılmalıdır.

– Rekabet Hukuku ile İlgili Diğer Konular:

A) Federasyonların teşebbüs ve teşebbüs birliği niteliği:

Türkiye’de, tüm dünyada olduğu gibi, her spor dalı için bir federasyon bulunmaktadır. Bu federasyonlar da ilgili bölgede tekel özelliği taşımaktadırlar.

Federasyonların artık birer teşebbüs veya teşebbüs birliği oldukları kabul edilmektedir. Bu konuda ikili ayırım yapılabilir.

a) Spor federasyonları, kendilerine tabi olan kulüplerin aktiviteleri sebebiyle, teşebbüs birliği niteliğini haizdirler. Profesyonel spor kulüpleri, özellikle futbol kulüpleri için, futbol ekonomik faaliyettir. Bu kulüpler birer teşebbüstür. Bunları barındıran spor federasyonları da sonuç olarak teşebbüs birlikleridir.

Profesyonel kulüplerin yanında amatör kulüplerin de yer alması bu değerlendirmeyi değiştirmez. Bir federasyon tarafından tek taraflı yapılan “amatör” nitelemesi ise bu kulüplerin ekonomik faaliyette bulundukları gerçeğini değiştirmez.

b) Federasyonların da ekonomik faaliyetleri bulunmaktadır.

Federasyonlar, spor olaylarının pazarlanmasından büyük gelir elde etmektedirler. Federasyonlar yayın haklarının tanınması, sponsorluk, pazarlama gibi faaliyetlerle iştigal etmektedirler. Profesyonel sporun ekonomik faaliyet olması ve bu faaliyetin uygulanması ile ilgili kuralları federasyonlar belirlediğinden, federasyonlar birer teşebbüs olarak kabul edilmelidir.

Bu açıklamaların ışığında, federasyonlar birer teşebbüs olup, bunların rekabeti etkileyen karar ve uygulamaları Rekabet Kurumu’nun yetki alanına girmektedir. Her ne kadar TFF ile ilgili kanunda yönetim kurulu kararlarına karşı önce Tahkim Kurulu’na, ardından CAS’a başvurulabileceği öngörülmüş olsa da, rekabet hukuku gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda tahkime gidilmesi söz konusu olamaz. Rekabet Kurumu, re’sen veya şikayet üzerine bu konuda soruşturma yapabilir ve gerekli görürse ilgili federasyonlara ceza verebilir.

Bosman Kararı, rekabete ilişkin konularda dernek statüsündeki federasyonların karar verme yetkisine sahip olmadığını göstermiştir.

B) Çarpıcı Bir Örnek: Üçüncü Ligde Yaş Sınırlaması

Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu, geçen aylarda dikkat çekici bir karar aldı. 3. Lig statüsündeki oyuncu uygunluğu esaslarında bazı değişikliklere gitti, 2008-2009 sezonundan itibaren 30 yaş ve üzerindeki oyuncularla sözleşme imzalanmamasına karar verdi.

Federasyonun sitesinde yapılan açıklamaya göre, sözleşmesi devam eden oyuncuların haklarının korunacağı yeni uygulamaya göre, 2009-2010 sezonundan itibaren TFF 3. Lig’de 24 yaş ve altı oyuncularla sözleşme yapılabilecek. Ayrıca, 25-30 yaşları arasında en fazla 6 futbolcuyla sözleşme imzalanabilecek. Bunlardan sadece 4 tanesi müsabaka isim listesine yazılabilecek. Kulüpler, futbolcular ile imzalayacakları yeni sözleşmelerdeki süreleri, bu koşulu dikkate alıp belirleyecek.

TFF 3. Ligi, tıpkı Süper Lig, 1. Lig, 2. Lig gibi profesyonel lig niteliği taşımaktadır. 3. Lig’de mücadele eden futbolcular profesyonel olup, işçi statüsündedirler. Bu ligdeki kulüpler de teşebbüs niteliğindedir.

Türkiye Futbol Federasyonu, söz konusu kararla belli yaştaki futbolcuların çalışma haklarını ortadan kaldırmıştır. Bu kararla, 3. Lig’in gençleştirilmesi ve altyapı ligi oluşturulması amaçlanmaktadır.

Kanımızca bu gerekçe, tek başına belli yaştaki sporcuların çalışma haklarının ortadan kaldırılması için yeterli değildir. Anayasa’da öngörülmüş olan çalışma hakkının, bu subjektif sebeplerle ortadan kaldırılması hem Anayasa’ya hem de Rekabet Kanunu’na aykırılık oluşturmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA’nın “altyapıdan yetişmiş sporcu bulundurma zorunluluğu” ile ilgili kuralını örnek göstererek 30 yaş sınırını savunmak isteyebilir. Ancak UEFA’nın uygulaması ile TFF’nin uygulaması çok farklıdır. TFF, gençlerin, altyapıdan gelenlerin gelişmesini ve böylece Türk futbolunun, Türk milli takımlarının gelişmesini amaçlıyorsa, UEFA’nın lisans kriterlerini harfiyen ve tüm profesyonel liglere uygulamalıdır. Süper Lig’de mücadele eden kulüplerin altyapıdan sporcularla mücadele etmesi yönündeki düzenlemelerin sertleştirilmesi ve bu düzenlemelerin uygulanması için azami çabanın harcanması gerekmektedir.

 

C) Ambush Marketing

Rekabetle ilgili düzenlemeler ve denetimler sadece federasyonların faaliyetiyle sınırlı olmamalıdır. Uluslar arası birçok organizasyona ev sahipliği yapan; Dünya Basketbol Şampiyonası (2009), Üniversiteler Kış Olimpiyatları (2011) gibi dünyanın takip edeceği büyük organizasyonları kazanan; Olimpiyat Oyunları ve Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmak isteyen Türkiye’nin acilen “ambush marketing” ile ilgili düzenlemeler yapması gerekmektedir. Büyük organizasyonların ev sahipliğinin kazanılması, o organizasyonu düzenleyen uluslar arası kuruluş ile sponsorların haklarının korunması ile mümkün olacaktır. Aynı şekilde, ulusal sponsorların artışı da bu konudaki düzenlemelerin kabul edilmesi ile doğru orantılı olacaktır.

Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

Spor Şurası Spor Hukuku Komisyonu, spor yargısı üzerinde çok kapsamlı durmuştur. Biz de bu konuyu detaylı biçimde incelemeyi uygun gördük.

Türkiye’de spor yargısı üç bölüme ayrılmıştır: Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu, GSGM Ceza Kurulları.

Dünyanın hiçbir yerinde bir federasyonun kanunla kurulmuş ayrı tahkim mahkemesi bulunmadığı gibi, hiçbir gelişmiş devlet, söz konusu tahkim ve ceza kurullarının kararlarının kesin olduğunu ve bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağını hüküm altına almamıştır.

Türkiye’yi dünyada tek kılan bu garip yapılanmayı yakından incelemekte fayda vardır.

Türk Spor Tahkiminin Özellikleri:

– Zorunlu Tahkim

Türkiye’de spor tahkimi, zorunlu tahkim niteliğindedir. TFF Tahkim Kurulu ve GSGM Tahkim Kurulu, neredeyse sporla ilgili her konuda yetkili kılınmış; spor federasyonlarının faaliyetlerinden, aktörleri arasındaki ilişkilerden doğan sporla ilgili uyuşmazlıkların çözümünde bu kurullar görevli addedilmiştir. Spor aktörlerinin devlet mahkemelerine başvuru hakkı ortadan kaldırılmıştır.

Oysa tahkim, kural olarak rızaya dayanmaktadır. Spor tahkiminin en önemli özelliği de, tarafların rızalarıyla tahkime tabi olmalarıdır.

Avrupa’da ABD’de spor tahkimi rızaya dayanmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmelerde, federasyonların, kulüplerin statülerinde, yönetmeliklerinde yer alan tahkim şartına dayanılarak tahkime başvurulmaktadır.

Tahkimin rızai niteliği özellikle sporcu-kulüp, sporcu-federasyon ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda sorun yaratmaktadır

Avusturya’da, Avusturya Kayak Federasyonu ile Avusturyalı kayakçılar arasındaki ilişki hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmekte; federasyonun statüsünde, yönetmeliklerinde yer alacak tahkim şartlarının geçersiz olduğu kabul edilmektedir.

İtalya’da hizmet sözleşmesi, kural olarak, tahkime elverişli değildir. Bununla birlikte, İtalya’da kabul edilen yeni bir kanunla spor kuruluşları ile profesyonel sporcular arasındaki sözleşmelerde tahkim şartı öngörülebileceği öngörülmüştür.

Dikkat edilirse, Avrupa’da profesyonel sporcuların sözleşmelerinin tahkime elverişliliği genel olarak kabul edilmemekte; tahkimi kabul eden devletler ise spor tahkiminin rızai özelliğini öne çıkarmaktadırlar.

Türkiye’de de iş sözleşmelerinin tahkime tabi olması, Anayasa Mahkemesi tarafından sınırlı biçimde kabul edilmektedir. Mahkeme, 2007 yılında verdiği bir kararda iş ilişkilerinde tahkim konusunu aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir:

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

– Tahkim Kurullarının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı / Adil Yargılanma Hakkı

Federasyonların yargılama yetkisi, Anayasa’da belirtilen ve AİHS’de öngörülen temel hukuk prensipleri ile sınırlıdır. Öncelikle, federasyonlar bünyesinde kurulan yargılama kurullarının bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda teminat vermeleri gerekir. Federal Mahkeme çoğu kez bu kurulların sadece spor federasyonlarının organı olduklarına karar vermiştir. Böylece, sporcu, bu kurulların kararlarına karşı dış yargılama makamlarına başvurabilmektedir.

Aynı şekilde, kurulun vereceği karardan doğrudan etkilenecek veya çıkar çatışması bulunan kimselerin kurullarda görev alamaması gerekir. Ayrıca itiraz konusu olan kararın alınmasına katılan kişiler de kurullarda yer alamaz.

Bu organlar kişilik haklarının korunması için öngörülen çeşitli usul kurallarına uymalıdırlar. Sporcu gerekli bütün delilleri sunma, oturumlara katılma veya oturumlarda temsil edilme hakkına sahip olmalıdır. Sporcu, karşı tarafın iddialarını bilme, kendisine karşı ileri sürülen delilleri inceleme, tartışma ve karşı delil ileri sürme hakkına sahip olmalıdır. Taraflar eşit muameleye tabi olma hakkına sahiptir. Diğer bir deyişle, taraflar adil yargılanma hakkına sahip olmalıdırlar.

Dünyada spor tahkiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi ile bağlı olup olmadığı tartışılmaktadır.

Bilindiği üzere, AİHS md. 6’da öngörülen teminatlar devlet yargısına uygulanmaktadır. Tahkim mahkemeleri ise devlet yargısı niteliği taşımamaktadır. Bu sebeple, bu mahkemelerin AİHS md. 6’ya uygun yargılama yapmamaları kural olarak onların sorumluluğuna sebep olmayacaktır. Spor tahkiminin rızaya dayanması, tarafların söz konusu hakemlere rızalarıyla görevlendirmeleri AİHS md. 6’nın hakemlere uygulanmasını engellemektedir.

Bununla birlikte, AİHS, devletlere tahkimi temel usul teminatlarını uygulayacak şekilde düzenleme yükümlülüğü getirmiştir. Devlet mahkemeleri, tahkim kararlarına karşı son başvuru makamı olmaları sebebiyle AİHS md. 6 ile bağlıdırlar. Sonuç olarak, devlet mahkemeleri, tahkim yargılamasında temel yargılanma haklarından biri veya bazılarının ihlal edildiğini tespit etmesine rağmen bu aykırılığa yaptırım bağlamaması durumunda ilgili devletin AİHS md. 6 karşısında sorumluluğuna sebep verebilecektir.

Devletin dolaylı sorumluluğunu ön plana çıkaran Avrupalı spor hukukçuları, sporcunun özel durumuna da değinmektedirler. Yazarlar, sporcunun tahkime karşı rızasının serbest olmaması, onun tahkimi kabul etmekten başka çaresinin bulunmaması ve devlet mahkemeleri önünde sahip olacağı temel haklardan vazgeçmesi karşısında spor tahkiminin kanunla öngörülen tahkime benzediğini ve bu tür tahkimin AİHS’ye tabi olduğunu ileri sürmektedirler.

Söz konusu tartışmaları Türk spor tahkimi açısından inceleyince karşımıza çok ilginç bir tablo çıkmaktadır.

Türkiye’de spor tahkimi kanun ve yönetmeliklerle zorunlu kılınmıştır. Bu durumda, söz konusu tahkim kurullarının AİHS’deki teminatları sağlaması gerekmektedir.

Türkiye’de ceza veya disiplin kurulları ile tahkim kurulları, ister federasyonun içinde ister ayrı bir kurum olarak örgütlenmiş olsunlar, yeterli bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi vermemektedirler. Zira bunların, kendilerini yaratan kurumlarla aralarında bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, tahkimde tarafların kendi hakemlerini seçme hakları vardır. Tarafların seçtikleri hakemler bir başkan seçerler. Üç hakem uyuşmazlığı çözüme kavuşturur. Duruma göre, tarafların belirleyeceği tek hakem de yetkili olabilir.

Türkiye’de ise tahkim kurulları atama yoluyla göreve gelmektedirler. Bu hakemler de genelde kulüplere yakın isimlerdir. GSGM Tahkim Kurulu’nda ise GSGM bürokratı görev yapmaktadır. Ayrıca GSGM Tahkim Kurulu’nda, devlet hakimleri de görev almaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesi 2006 yılında verdiği kararla[2], hakim ve savcıların federasyonların kurullarında görev yapması yapmasına ilişkin düzenlemeleri Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Buna ek olarak, GSGM Tahkim Kurulu, kendisini atayan teşkilat ile diğer kurumlar arasındaki uyuşmazlıkları da çözümlemekle yetkili kılınmıştır.

Söz konusu kurulların kararlarına karşı devlet yargısına başvurulamayacağı öngörülmüştür. Aşağıda bu hususa ayrıca değinilecektir.

Yukarıda kapsamlı biçimde anlatılan görüşler ışığında, Türk spor tahkiminin Avrupa’daki benzerlerinin çok gerisinde kaldığını, sporcu için yeterli teminatları vermediğini ve bu durumun Türkiye’nin AİHS uyarınca sorumlu kılacağını rahatlıkla iddia edebiliriz.

– Kararların kesinliği

Ceza ve disiplin kurullarının ilgili federasyonun organları olmaları federasyonları, bu bağımlılık ilişkisi içinde hem karar veren hem de yargılayan kılmaktadır. Sporcular ise bu ilişki karşısında rahatsız olmaktadırlar. Uygulamada pek sık rastlanmasa da sporcunun avukat aracılığıyla savunma yapması da bu olumsuzluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Dünyada hiçbir spor federasyonunun yargılama kurulunun kararlarının kesinliği söz konusu değildir. Bu kararlara karşı her zaman bağımsız ve tarafsız, federasyona yabancı bir yargılama makamının denetimi öngörülmüştür. Bu denetim son tahlilde devlet mahkemeleri tarafından yapılmaktadır.

Spor tahkiminde sporcuların tahkimi seçmek dışında alternatifi bulunmamaktadır. Doktrinde, spor tahkiminin zorlayıcı özelliği sebebiyle, sporcuların korunması gerektiği, spor tahkim kurumlarının verdiği kararların devlet mahkemeleri tarafından bir şekilde denetlenmesi durumunda sporcuların da tahkime daha sıcak bakacakları iddia edilmektedir. Spor tahkiminde, ticari tahkimden farklı olarak, çok uluslu şirketler ve onların hissedarları değil, bütün yaşamını ve maddi kaynaklarını spora adamış gerçek kişiler söz konusudur. Bu yazarlara göre, spor tahkimi söz konusu olduğunda, devlet mahkemeleri esastan inceleme yapmalıdırlar.

Federasyonların kararlarının sporcunun kişilik haklarını, temel özgürlüklerini ihlal etme riski karşısında devlet, sporcuyu korumak amacıyla bu kararlara müdahale etmektedir. “Devlet yargısının müdahalesi ilkesi” öncelikle içtihatlar tarafından ortaya konmuştur. Devlet mahkemeleri, devlet yargısına başvuruyu engelleyen hükümleri hukuka aykırı kabul etmişlerdir. Belirtmek gerekir ki, sporcuların spor kurumları tarafından alınan kararları gözden geçirtme hakları kanunlar tarafından teminat altına alınmış kişilik haklarındandır.

Tahkimin merkezi sayılan, Spor Tahkim Mahkemesi ile birçok uluslar arası federasyona ev sahipliği yapan, bu sayede spor hukukunun önde gelen ülkelerinden biri haline gelen İsviçre’de Kanton mahkemeleri ve Federal Mahkeme, spor federasyonlarının faaliyetlerini, işlemlerini denetlemektedir. İlgililer federasyonların kararlarına karşı mahkemelere başvurabilmektedir. IOC, uluslarararası federasyonalar, ulusal federasyonlar bu denetimin sporun özerkliğine aykırı olduğunu iddia etmemektedirler.

Türkiye’de ise spor yargısı makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağı öngörülmüştür. Hatta bu husus şaşırtıcı şekilde, kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi[3], kanun dışındaki düzenlemelerde tahkim kararlarının kesinliğine, bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulamayacağına dair hükümlerin Anayasa’ya uygunluğunu denetlerken şu ifadeyi kullanmıştır:

““Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil yargılanmak hakkına sahiptir.

İptali istenilen kuralın,“Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi bağlayıcılık kazandırılmaktadır.        

Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.”

Anayasa Mahkemesi, yine bir başka kararında[4] tahkimle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması ve tahkim kararlarına karşı yargı yolunun açık tutulmasına ilişkin aşağıdaki görüşü ortaya koymuştur:

Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Bu madde uyarınca, yapılacak yargılamanın kişiler yönünden gerçek bir güvence oluşturabilmesi için aranacak nitelikler de 36. maddede belirtilerek “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesiyle de davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması görevi yargıya verilmiştir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir. Bu durumda yasakoyucu, taraflara görevli ve yetkili mahkemeye başvurmadan önce aralarındaki uyuşmazlığı kısa sürede çözmek üzere baro hakem kuruluna başvurma yükümlülüğünü getirebilir. Ancak bu aşamadan sonra kararı benimsemeyen tarafa ilk derecede ve/veya temyiz aşamasında yargı yolunun açık tutulması, hakem kurullarının oluşumunun ve çalışma yönteminin, uzmanlığın önemi de gözetilerek hukuk devleti ilkeleriyle uyum içinde düzenlenmesi gerekir. Ayrıca hakem kurullarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, uzman niteliği ile bu kurulların alacağı kararların bağlı olacağı usul ve esasların yönetmeliğe bırakılmayıp yasa ile düzenlenmesi de zorunludur.”

Görüldüğü üzere, tahkim kararlarının kesinliğine ilişkin hükümler, hak arama özgürlüğünü sınırlandırmaktadır. Söz konusu sınırlama kanunla yapılmalıdır.

Sınırlama konusu kararları verecek tahkim mahkemeleri de bağımsız ve tarafsız niteliğe sahip olmalıdır. Bu niteliğe sahip olmayan kurulların vereceği kararlar tahkim kararı olmayacak; bu kararlara karşı devlet mahkemelerine başvurulabilecektir.

Kanımızca, Türkiye’deki spor yargılamasına ilişkin mevzuat değiştirilmelidir. Tahkim Kurulu kararlarına karşı devlet yargısına başvuru hakkı tanınmalıdır. AİHS uyarınca var olan bu hakkın mevzuatta öngörülmesi gerekmektedir.

Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde ise sporcu ve antrenörlerin, tıpkı İş Kanunu’nda düzenlendiği gibi, ister tahkime ister devlet yargısına başvurabilecekleri öngörülmelidir.

– Tahkim Kurulunun Tüm Sporlar İçin Ortak, Federasyonlardan Bağımsız Bir Kurul Olması Zorunluluğu

IOC, TMOK, spor federasyonlarının iddia ettiğinin tersine, özerklik, federasyonların her istediğini yapabilmesi, devletin yargı sistemine tabi olmaması anlamına gelmemektedir. Bugüne kadar federasyonlar, bu özerklikleri sayesinde hiç demokratik olmayan ve spor camiasını rahatsız eden uygulamalar imza atmışlardır.

İşte bu sebeple, spor kuruluşlarının faaliyetlerinin bağımsız ve tarafsız bir yargı makamı tarafından denetlenmesi gerekmektedir.

Devlet yargısının spora müdahale etmesi istenmemektedir. Yargının, hantal yapısı sebebiyle çok hızlı çözümlenmesi gereken spor uyuşmazlıklarının çözümünde yetersiz kalması; sporun uluslar arası boyutunun bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıklar için özel uzmanlık gerektirmesi ve devlet hakimlerinin bu uzmanlığa sahip olmaması sporun özel bir mahkemeye ihtiyaç duymasına sebep olmuştur.

Biz de spora özgü ayrı bir mahkemenin kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Açıkçası, devletin kuracağı bir mahkeme yerine, uzmanlardan oluşan, bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda teminat veren bir tahkim mahkemesini tercih ediyoruz.

Türkiye’de faaliyet gösteren GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu’nun bir çatı altında toplanması gerektiğini düşünüyoruz. Futbolun yapısının farklı olduğuna dair eleştirileri ise kabul etmiyoruz. Futbol dışında basketbol, voleybol, hentbol gibi takım sporları da profesyonel yapıya sahiptir. Bu sporlarda da lig sistemi kabul edilmiştir. Bu sporlarda da uyuşmazlıkların birkaç gün içinde çözümlenmesi gerekmektedir. Futbolu bütün bu dallardan ayrı bir kefeye koymanın anlamı bulunmamaktadır. Spor uyuşmazlıklarını çözümlendirecek bir mahkeme, tahkim kurulu oluşturulacaksa, bu makam futbol dahil bütün spor dallarını kapsamalıdır. Futbolun ayrı bir yargısının olması “yargılama birliği” prensibine aykırılık oluşturacaktır. Dünyada tek bir spor federasyonu için kurulmuş özel bir mahkeme bulunmamaktadır.

Tahkim Kurulu yerine alternatif çözüm yollarını kullanan bir merkez kurulmalıdır:

Sportif uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında çözümlenmesinde tek faaliyet tahkim değildir. Alternatif uyuşmazlık yöntemleri sporda çok sık kullanılmaktadır. Arabuluculuk (mediation), tahkimden sonra en çok uygulanan alternatif uyuşmazlık yöntemidir. Bu sebeple, sadece tahkim kurulu kurulması önerisinin genişletilerek, sportif uyuşmazlıkların çözümü için bir merkez kurulması ve bu merkezin tahkim dışında diğer alternatif çözüm yollarının hayata geçirilmesinde öncü olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu merkez sadece uyuşmazlıkların çözümünde değil; uyuşmazlıkların oluşmaması, oluşabilecek uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerinin bilinmesi amacıyla federasyonlara, kulüplere, sporculara diğer spor aktörlerine eğitim verecek bir kuruluş olmalıdır. Böylece uyuşmazlıkların büyük oranda önüne geçilebilecek; tarafların bu konuda bilgili olması sayesinde çözüm daha rahat bulunacaktır.

Bugün gündemi spor tahkiminin meşgul etmesi sebebiyle, biz tüm spor federasyonlarının, GSGM ve TMOK’un tabi olacağı tahkim kurulunun yapısına yönelik aşağıdaki önerilerimizi paylaşıyoruz:

Her taraf kendi hakemini seçebilmelidir.

Bu konuda ikili ayrım yapılabilir. Taraflar hakemlerini serbestçe seçebilirler veya liste sistemi uygulanabilir.

Taraflar, kendi hakemlerini hiçbir sınırlamaya bağlı kalmaksızın seçebilirler.

Liste sistemi kabul edilirse, çok önemli bir hususa dikkat etmek gerekmektedir. CIAS, CAS’ta görev alabilecek hakemleri belirlemiştir. İsviçre Federal Mahkemesi, tahkimde tarafların hakemlerini seçmekte özgür olduklarını belirtmiş; CAS’ta görev alacak hakemlerin sınırlı bir listeden seçilmesini eleştirmiştir. Federal Mahkeme, söz konusu eleştirisine rağmen, hakemlerin spor hukuku alanında uzman olmaları ve her kesimi temsil etmeleri sebebiyle liste sistemine rağmen CAS’ın bağımsızlığını tarafsızlığını kabul etmiştir.

Tarafların anlaşarak tek bir hakem seçmeleri de mümkün olmalıdır.

 

Hakemler tarafsız ve bağımsız olmalıdır

Hakemlerin GSGM ve federasyonlara yakın kimseler olmamaları gerekir.

CAS’ın yapısı örnek alınabilir. Listedeki hakemlerin en az % 20’sinin federasyonlardan bağımsız olması şartı getirilebilir.

 

Bu bir tahkim olacaksa, Tahkim yeri serbestçe seçilebilmelidir

Tahkim yeri üzerinde karar alınamazsa, belli bir yerin tahkim yeri olacağı öngörülmelidir. TFF Tahkim Kurulu, İstanbul’da; GSGM Tahkim Kurulu ise Ankara’da toplanmaktadır. Bu iki şehir dışında merkezi bulunan kulüplerin yöneticilerinin, sporcularının bu iki şehre gelmek zorunda kalmamaları; duruma göre yargılamanın uyuşmazlığın meydana geldiği yerde yapılabilmesi için taraflara tahkim yerini belirleme hakkı verilmelidir.

Taraflar kendi uzmanlarını bilirkişi olarak önerebilmelidir

Özellikle dopingle ilgili uyuşmazlıklarda taraflar kendi seçtikleri uzmanların raporlarının da dikkate alınmasını isteyebilmelidirler.

 

Çapraz sorgu sistemi getirilmelidir.

Taraflar birbirlerine, tanıklara ve bilirkişilere soru sorma hakkına sahip olmalıdırlar.

Tahkim yargılaması ucuz olmalıdır:

Tahkim, devlet yargısına göre pahalı bir usuldür. Türkiye’de spor tahkiminin ucuz olması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle amatör sporcuların tahkime başvurabilmeleri, adalete başvurma hakkını kullanabilmeleri amacıyla adli yardım öngörülmelidir. GSGM, TMOK, federasyonlardan alınacak katkı payları ile bir fon oluşturulmalıdır.

Kararlar yayınlanmalıdır:

Bugün federasyonların disiplin kurullarının, GSGM ceza kurullarının ve tahkim kurullarının kararları yayınlanmamaktadır. Bu kararların içtihat oluşturup oluşturmadığı konusunda kimsenin bir fikri yoktur. Bugün spor yargılama makamlarının kararlarına karşı devlet mahkemelerine başvurulamadığı dikkate alınırsa, bu kararların yayınlanması zorunludur.

Uluslar arası kuralların hakim olduğu spor hukukunda sporun organizasyonu ile ilgili ulusal ve uluslar arası kuralların yargılama makamları tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl uygulandığı bilinmelidir.

Spor hukuku için kullanılan “lex sportiva”, belli temel prensipler ve bu prensipler ışığında hazırlanan ve artık uluslar arası federasyonların önemli bir kısmı tarafından benimsenen, uygulanan kurallardan meydana gelmektedir. Bu kuralların Türkiye’deki yansımaları, Türkiye’deki uygulamanın bu uyumlaştırma hareketine uygun olup olmadığı tespit edilmelidir. Spor yargısının verdiği kararların diğer ulusal yargı makamları ve uluslar arası federasyonlar, tahkim makamları tarafından verilen kararlarla karşılaştırılması; bunların doktrin tarafından değerlendirilmesi ve en önemlisi benzer olaylarla karşılaşan spor aktörlerinin iddia ve savunmalarını bu kararlar ışığında hazırlayabilmeleri için söz konusu kararlar yayınlanmalıdır.

Söz konusu kararların yayını sadece spor hukukunun gelişmesi için değil, aynı zamanda ulusal mevzuatın doğru uygulanıp uygulanmadığının tespiti hususunda da önem taşımaktadır. Özellikle sporcularla kulüpler arasındaki sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda Türk Borçlar Kanunu’nun, antrenörlerle yapılan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda ise İş Kanunu’nun, Türk mahkemelerinin verdiği içtihatlar da dikkate alınarak uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir. Tahkim kurulları, ulusal mevzuatı uygularken, bu mevzuatla ilgili oluşmuş içtihatları da dikkate almak zorundadırlar.

Sonuç olarak, federasyonların disiplin kurulları, GSGM Ceza Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu kararları ilgili kuruluşların Internet sitelerinden en kısa süre içinde yayınlanmalıdır. Her faaliyet döneminin sonunda bu kararlar kitap olarak basılmalıdır. Bu kararlar TMOK ve GSGM bünyesinde biriktirilmeli ve ilgililerin istifadesine sunulmalıdır.

Bu kararlarla ilgili açıklayıcı bilgiler; kararın önemi ile ilgili notların oluşturulması ve bunların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekir.

Söz konusu kararların dışında, doktrin eserleri için bir veritabanı oluşturulmalıdır. Bu eserlere veya en azından künyelerine Internet ortamından ulaşılabilmelidir.

Spor hukukçularının listesi yayınlanmalıdır

Türkiye’de spor hukukuyla ilgilenen hukukçu sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Sportif uyuşmazlıklara taraf olan veya spor hukukuyla ilgili bilgi almak isteyen kimselerin,  spor hukuku üzerine çalışan hukukçuları nasıl bulacakları konusunda bilgili olmadıkları açıktır. Bu sorun özellikle amatör sporcular için söz konusudur.

Kurulmasını önerdiğimiz “Uyuşmazlıkların Çözüm Merkezi’nin Internet sitesinde spor hukukçularının listesi yayınlanarak, bu konuda avukat veya uzman arayan kimselere büyük bir hizmet verilecektir.

Bu listenin hazırlanmasında sadece beyana dayanılmamalıdır. Spor hukukçusu olduğunu iddia eden kimselerin bu konuda fiilen çalışıyor olmaları gerektiği açıktır. Uzmanların tespitinde akademik çalışmalar da dikkate alınmalıdır.

Diğer Önerilerimiz:

Türk spor hukuku sistemi ile ilgili diğer önerilerimiz aşağıdadır:

– Amatör spor dallarında düzenlenen organizasyonlarda yüzlerce gönüllüye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak ülkemizde gönüllülük kurumu henüz emekleme aşamasındadır. Bu sebeple, gönüllülükle ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Gönüllülük özendirilmeli ve hukuki altyapısı hazırlanmalıdır.. Gönüllülerin ve bunları kullanan kuruluşların hak ve yükümlülüklerine ilişkin mevzuat oluşturulmalıdır. Bu konuda GSGM ve federasyonlar birlikte çalışmalıdır.

– Hakem ve sporcu derneklerinin aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Bu derneklere, tıpkı tüketici hukukunda olduğu gibi dava açma hakkı verilmelidir.

– Hakem ve oyuncuların, disiplin kuralları dışında Türk mevzuatında dayanarak kendilerine her türlü hukuka aykırı davranışta bulunanlara karşı hukuk ve ceza mahkemelerine başvurabilecekleri öğretilmelidir.

– Öğretimlerine devam eden sporcuların, turnuvalara, kamplara katılımında okulların gerekli izni vermeleri ve öğrencilerin mağdur olmaması için gereken önlemler alınmalıdır. Özellikle üniversite öğrencisi sporcuların bu konuda büyük zorluklar yaşadıkları; spor eğitimi veren BESYOlarda bile öğrencilerin kamp ve turnuvalara katılımlarından ötürü devamsızlık sebebiyle başarısız oldukları bilinmektedir.

– Engelli vatandaşlara karşı spor alanlarından faydalanma, spor karşılaşmalarına seyirci olarak katılma ve spor yapma (malzemelerin tedariki, görevlilerin eğitimi ve spor alanlarının uygun hale getirilmesi) konularında yapılan ayırımcılığın önüne geçilmelidir. Bunun hukuki altyapısı hazırlanmalı; federasyonların görevleri arasında bu ayırımcılığın giderilmesi de öngörülmelidir.

Engelli öğrencilerin en az sağlam öğrenciler kadar spor yapma hakları olduğu gözden kaçırılmamalı ve onların spor yapmaları için altyapı sağlanmalıdır.

Engelli sporcular için özel okullar açılmalı; spor liseleri ve BESYO’larda bu sporcular için özel sınıflar öngörülmelidir.

Engelli sporcularla sağlam sporcuların karma takım kurmaları sağlanmalı ve karma takımların katıldığı turnuvalar düzenlenmelidir. Böylece entegrasyon sağlanacaktır.

– Spor dallarına göre sporcu dağılımında bir sistem öngörülmelidir. Oyuncu sayısının federasyonlara göre dağılımı araştırılmalıdır. Gereğinden fazla sporcuya sahip olan federasyonların fazla sayıdaki sporcuları diğer federasyonlara kaydırılmalıdır. Niceliğin değil, niteliğin önemli olduğu dikkate alınmalı; elit sporcu olabilecek yeteneklerin sayısı sınırlı tutularak niteliğe ağırlık verilmelidir. Bu konuda GSGM ve federasyonların bu konudaki yükümlülükleri ve ortak çalışma yöntemleri düzenleme altına alınmalıdır.

– Antrenman merkezleri için öngörülecek gereklilikler hukuki düzenlemeler ile belirlenmelidir. Ayrıca federasyonlar da ilgili spor için ek şartlar öngörebilmelidir.

– Amatör ve profesyonel genç sporcuların sosyal güvenlik, eğitim haklarıyla ilgili özel düzenlemeler yapılmalıdır.

– Yerel yönetimlerin nüfus oranını dikkate alarak gerekli kültür fizik ve spor alanlarının inşası için gerekli fonu ayırmaları zorunlu olmalıdır.

– Sportif faaliyetler ile çevrenin korunması ve çevrenin sportif faaliyetlerden doğan tehlikelerden korunması için düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle motor sporları, golf gibi sporların çevreye verdikleri zararlar tartışılmalıdır

– Çocukların profesyonel dallarda oynamasına ilişkin düzenlemeler getirilmelidir. Çocuk işçilerin korunmasına ilişkin hükümlerin çocuk sporcuları kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

– Spor yapma, fiziksel faaliyette bulunma hakkı Anayasa’da düzenlenmelidir.

“Devlet sporcuyu korur” hükmü yeterli değildir. “Sporcu” ifadesinin ne anlama geldiği açık değildir. Bunu tüm fiziksel faaliyette bulunanları kapsayacak şekilde geniş ele almak gerekir.

– Federasyonlara ve kulüplere BESYOlar ile ortak çalışma yapma, BESYO mezunu yönetici, antrenör, masör ve diğer teknik görevli çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Türkiye Amatör Sporlar Konfederasyonu’nun futbol odaklı çalışmasının önüne geçilmelidir. Diğer spor dallarında aktif rol almayan konfederasyon yetkililerinin federasyon seçimlerinde oy kullanma hakkı kaldırılmalıdır.

– TMOK ile Paralimpik Komitesi arasındaki ilişki belirlenmelidir. İki komitenin amacı, işlevi açık hale getirilmelidir.

Paralimpik Komitesi’nin siyasetten arındırılıp sadece bu konuyla ilgili çalışan uzmanlardan oluşması sağlanmalıdır.

Komiteler-GSGM-federasyonlar arasındaki ilişkiler sistemli hale getirilmelidir. TMOK’un olimpik spor federasyonları üzerinde yetki sahibi olması sağlanmalıdır.

– Üst düzey spor için bir konsey kurulmalıdır. Bu Konsey, elit spor politikalarının geliştirilmesinden, elit sporcu yetiştirilmesinden sorumlu olmalıdır.

– Yabancı oyuncuların Türk statüsü kazanmasında gösterilen kolaylıklar gözden geçirilmelidir. Yabancı oyuncuların diğer yabancılara kıyasla daha kolay Türk vatandaşlığı kazanması engellenmelidir.

SON SÖZ

Bu rapor, Spor Şurası bünyesinde oluşturulmuş Spor Hukuku Alt Komisyonu’nun raporu dikkate alınarak hazırlanmıştır. Öncelikle, komisyon raporundaki görüşler değerlendirilmiş ve eleştiriler sunulmuştur.

Bu raporda spor hukukunun bütün konularının kapsamlı biçimde ele alınması mümkün olmadı. Amacımız da spor hukukunun tüm sorunlarını ortaya dökmek ve bunları kesin çözüme kavuşturmak değildir. Raporun ilgililer tarafından değerlendirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi ve yeni öneriler sunulması durumunda, çalışmamız amacına ulaşmış olacaktır.

Spor Şurası’nın yapılanması ve komisyonların çalışma sistemi karşısında Şura’nın büyük açılımlar sağlaması konusunda bizi şüpheye düşürmüştür.

Spor Şurası’nın gelecekte yapılacak daha kapsamlı ve ciddi toplantıların ilk basamağı olarak değerlendirilmesi uygun olacaktır.

2008 Yılı Spor Şurası Spor Hukuku ile İlgili Ön Komisyon Raporu

2008 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Şurası düzenledi.

Şura’nın kitabı sınırlı sayıda basıldı. Maalesef bu kitap İnternette yayınlanmadı. Oysa bu kitap spor yönetimi ve spor hukuku açısından çok önemli bir kaynak.

Spor Şurası 2008 Kitabı

Bu Şura’da spor hukuku kapsamlı şekilde tartışıldı.

Şura’da güzel bir sistem benimsenmişti. Şuradan önce ön komisyonlar oluşturuldu. Bu komisyonlar raporlarını hazırladı. Raporlar kamuoyu ile paylaşıldı. İsteyen, raporla ilgili görüşlerini sundu. Şura başladığında komisyonlar toplandı. Ön komisyon raporu ve raporla ilgili görüşler dikkate alınarak komisyon raporu hazırlandı. Komisyon başkanı bu raporları genel kurulda okudu. Genel kurul raporları tartıştı. En sonunda, Şura kararları yayınlandı.

Spor hukuku için de ön komisyon oluşturuldu. Ön komisyonun raporu yayınlandı.

Bu raporu İsviçre’de iken öğrendim. Hemen ön komisyon raporu hakkında görüşlerimi kaleme aldım ve raporumu Bakanlığa gönderdim. Bakanlık yetkilileri beni Şura’ya davet ettiler. Şura’da Spor Hukuku Komisyonu’nda görev aldım. Komisyona da görüşlerimi açıkladım.

O gün görüşlerim genelde azınlıkta kaldı. Ancak bugün ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı. Maalesef haklı çıkanlar azınlıkta kalmaya devam ediyorlar.

Bu yazıda Şura ön komisyon raporunu paylaşacağım. Sonraki yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi aktaracağım.

Özellikle belirtmek isterim. Aşağıda yer alan karşı görüşler bana ait değildir. Ön komisyon üyeleri arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmış.

Umarım okuyanlara faydası olur.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

SPOR ŞURASI GENEL SEKRETERLİĞİNE

2008 Spor Şurası “Spor Hukuku” alt komisyon toplantısı 18-19 Haziran 2008 tarihlerinde Ankara Başkent Öğretmenevinde yapılmıştır.        

Spor Hukuku ile ilgili ön komisyon raporu Şura’da görüşülmek üzere ekte bilgilerinize sunulmuştur.

Arz ederiz. 19.6.2008 

 

Prof.Dr.Fehim ÜÇIŞIK

Komisyon Başkanı

Kenan ATALAY

Şube Müdürü

Raportör

Kemal ÖZÖZLÜ

Sportif Eğitim Uzmanı

Raportör

 

Asiye ÖZYAVUZ

Spor Uzmanı

Sekretarya

  Bilgehan DEMİRELLİ

Spor Uzmanı

Sekretarya

 

RAPOR

SPOR HUKUKU KOMİSYONUNUN GÖRÜŞME KONULARI, KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER 

      I- GİRİŞ:

 Beden eğitimi ve spor alanında görüş ve önerilerde bulunarak geleceğe yönelik yeni politikalar oluşturmak amacıyla 19-23 Kasım 2008 tarihleri arasında Ankara’da yapılması planlanan 6. Spor Şurası gündeminde yer alacak olan “Spor Hukuku” ile ilgili konuları “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulan Spor Hukuku Komisyonu 18.06.2008 tarihinde toplanarak; Komisyon Başkanlığına Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulu bulunan Tahkim Kurulu Üyesi Prof.Fehim ÜÇIŞIK, Başkan Yardımcılıklarına Adalet Bakanlığı Temsilcisi Hasan ODABAŞI ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı Temsilcisi Oktay SELÇUK seçilerek Komisyon çalışmalarına başlamış, görev onayında belirtilen konulara ilaveten görüşülmesi istenen konular belirlenmiş, birbiriyle ilgili konular birleştirilerek 18.06.2008 ve 19.06.2008 tarihlerinde yapılan toplantılar sonucunda aşağıdaki görüşler belirlenmiştir.

     

     II- ÖNCELİKLE HUKUK VE SPOR HUKUKU HAKKINDA AŞAĞIDAKİ GENEL TESPİTLER YAPILMIŞTIR:

Hukuk, toplum yaşamını düzenlemek için uygulanması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar biçimi olup, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir. Hukuk norm(kural)lardan meydana gelmiştir. Normlar hukukun yapı taşlarıdır. Hukuk normlardan oluştuğu için “olması gerekeni” gösterir. Hukuk öğüt vermez, o salt bir sosyal davranış planı ve önerisi değildir. Hukukun niteliğinde emredicilik vardır. Çünkü hukuk ve normları, toplumsal yaşamı düzenleyip biçimlendirerek, ona belli bir kimlik kazandırma amacı güder. Hukuk normları çeşitli biçimlerde olabilir. Emredici normlar, ortadan kaldırıcı normlar, tanımlayıcı normlar, tamamlayıcı normlar, yorumlayıcı normlar hukukun formal yönünün değişik görüntüdeki kategorileridir. Hukukun öngördüğü düzenin kendiliğinden gerçekleşemeyeceği kesindir. Çünkü hukuk, olanı değil olması gereken, ideal düzeni göstermektedir. Hukukun niteliğinde buyuruculuk özelliği ve buyrukların yerine getirilmemesi durumunda da zorlama, zorla gerçekleştirme imkanı vardır. Hukuk zaman içinde değişen, gelişen bir yapıya sahiptir. Sosyoekonomik, psikolojik, kültürel, tarihsel olgular, gelenekler ve değişik felsefi görüşler hukuka etki etmektedir. Bu düzeni davranışlarına ve ilişkilerine yansıtıp gerçekleştirecek olan insandır.

Türkiye’de hukuk, “kamu hukuku” ve “özel hukuk” olmak üzere ikiye ayrılır. Özel hukuk; kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini, eşitlik ve irade serbestisi esasına göre düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Özel Hukuk; Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Devletler Özel Hukuku, Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku olmak üzere 6 bölüme ayrılmıştır. Kamu Hukuku ise; Devletler Genel Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Vergi Hukuku Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku olarak 6 bölümden oluşmaktadır.

Ancak küreselleşme olgusu yeni ihtiyaçlara bağlı olarak yeni hukuk dallarının oluşturulması ve öğretilmesini gerekli kılmaktadır. Dünyada ve ülkemizde sporun toplumlar üzerinde yarattığı olumlu-olumsuz etkiler, ulaşmış olduğu ekonomik değerler, gerek kamu hukukunda gerekse özel hukukta oluşturduğu kurumlar, kurallar ve ihtilaflar konunun yeni bir hukuk disiplini olarak gelişmiş batı ülkelerinde ders olarak okutulmasının yanında, araştırma merkezleri, enstitüleri kurulmasına da neden olmuştur. Bu alan batıda öylesine iddialı bir hale gelmiştir ki; spor hukukunun bazı önde gelen uzmanları “Dünyada iki hukuk düzeni vardır; devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” demektedirler.

Spor hukuku (lex sportiva) dar veya geniş anlamda tanımlanabilir. Dar anlamda spor hukuku; sportif faaliyetleri düzenler, spor dünyasını yönetir, spor yarışmalarını ve kuruluşların kurumsallığını sağlar. Geniş anlamda spor hukuku ise; spordan ötürü oluşan ilişkileri ve bu ilişkilerde rol alan gerçek ve tüzel, kamu ve özel kişilerin karşılaştıkları durumları düzenler ve sorunları çözümler.

Dar anlamda spor hukuku :

1) Sporcuların hakları ve yükümlülüklerini düzenleyen kuralları,

2) Spor kuruluşlarının yapısı, faaliyetlerini ve aralarındaki ilişkileri;

3) Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemlerini, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını;

4) Spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını;

5) Sporda “fair play”i;

6) Sporda yargı organlarının hukuki varlığını ve bunların ihtilafları usul ve esastan çözümleme kurallarını içerir.

Geniş anlamda spor hukuku ise:

1) Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkını,

2) Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutunu,

3) Profesyonel spor aktörlerinin hak ve ilişki düzenlemesini, 

4) Sporda şiddet, doping, ceza ve disiplin hukuku kapsamına giren eylemler gibi olumsuz davranışların önlenmesini, 

5) Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumu,

6) Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkileri içerir.

Spor hukukunda bilimsel araştırma, dünyada gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde oldukça yeni bir çalışma alanıdır. Araştırma yöntemleri hem hukuk, hem de beden eğitimi ve spor biliminin metotlarını birlikte kullanmaktadır. Uygulamada spor hukuku, spor faaliyetlerinin yarattığı ihtilafları çözümler. Kararlar spor teşkilatının kendisine özgü yargı organlarınca verilebilecekleri gibi, genel yargıda hukuk veya ceza mahkemelerince de verilebilir. Zamanla da spor hukuk içtihatları oluşarak benzer olayların çözümüne emsal teşkil eder. Spor kuruluşlarının bu alanda bilgili ve uzmanlaşmış hukukçularla donatılmaları, doğabilecek sorunların ihtilaf boyutuna ulaşmadan çözümlenmelerini ve önlenmelerini sağlar. Gerek devletlerin ve gerekse sivil toplum örgütlerinin hem ulusal hem de uluslararası boyutta kanun, antlaşma ve diğer hukuki metinleri hazırlamalarında spor hukuku uzmanlarına sahip olmaları ve bunlara danışmaları halinde bu düzenlemeleri sakat doğmadan ve birçok yeni ihtilafa sebep olmadan yerleştirmek mümkün olabilir.

Hukukta bir alanın bağımsız bir disiplin haline gelmesindeki en önemli dinamiklerden birisi de yargı kararlarıdır. Ulusal ve uluslararası spor federasyonlarının disiplin ve tahkim kurullarında verdikleri yargı kararlarının sporcuların kariyerleri ve yaşamları üzerindeki önemli etkileri yanında esas incelenmesi gereken materyal bu alandaki özgün üst yargı organlarının içtihatlarıdır. “Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (C.A.S.)” kurulduğu 1986 yılından günümüze kadar 600’ün üzerinde davaya bakmış ve 2003 yılı sonu itibariyle 576 dosyayı karara bağlamıştır. Bu mahkeme spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru merciidir.

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 13.03.2004 tarih ve 25401 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5105 sayılı Kanunun 2. maddesiyle ile eklenen  Ek-9.madde ile bu maddeye dayanılarak hazırlanan ve 14.07.2004 tarih ve 25522 Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsünde “Özerk federasyon ile kulüpler, federasyon ile sporcu, hakem, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile sporcu, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile kulüpler arasında çıkacak ihtilaflarla, federasyon yönetim kurulunca verilecek kararlar ile disiplin veya ceza kurulu kararlarına karşı ilgililerin itirazı üzerine inceleme yaparak kesin karar veren Genel Müdürlük bünyesinde kurulmuş bulunan Kurulu,” olarak ifade edilen Tahkim Kurulu hukuki sorunların çözüm mercii olarak bulunmaktadır.

Teorik yaklaşımları, ulusal ve uluslar arası teşkilatlanmaları, mevzuatları, yargı kararları ile spor hukuku komple bir disiplin oluşturmakta olup, 21′ inci yüzyılın sanayii sporun hukuki temelleri olmadan gelişmesi, sağlıklı bir yaşam sürdürmesi düşünülemez.

 

III- GÖRÜŞÜLEN KONULAR, KOMİSYONUN KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER:

  1. Tanımlar:

Ülkemizde sporcu sayısının nüfusa oranla sayıca düşüklüğü ve diğer ülkelerde bu sayının belirlenmesi için esas alınan kriterler de dikkate alınarak, sporcu tanımının; sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması;

Spor yapan herkes sporcu sayılıp, lisanslar kademelendirilerek; 

  • Spor yapan  kişi,
  • Lisanslı sporcu
  • Üst düzey sporcu

     olarak üçe ayrımlı yapılması;

a) Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, yerel yönetimler ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile ilgili tüm kurum kuruluşların sporculara ilişkin kayıtlarının sporcu sayısının belirlenmesinde esas alınması ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün halen uyguladığı “Sporcu Kart”larının kaydının tutulması;   

b) 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasında  ifade edilen vatandaşların ve okul dışı gençliğin;

  • Fizik,
  • Moral güç ve yeteneklerini,

sağlayan;

  • beden eğitimi,
  • Oyun,
  • Cimnastik,
  • spor faaliyetlerinde bulunanların kaydının tutulması;

  görüşleri kabul edilmiştir.

  1. Eğitim:

a) Ülkemiz sporcularının yıldızlar ve gençler kategorilerinde başarılı oldukları ancak, bu başarıyı daha üst kademelere taşıyamadıkları ve bunun sporcuların gelecek kaygısıyla üniversite sınavına hazırlanmak üzere sportif çalışmalarına daha az vakit ayırmaları veya sporu tamamen bırakmalarından kaynaklandığı tespiti yapılmıştır.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur.” hükmü uyarınca ve ve bu hükmün hayata geçirilmesini teminen;  sporculara üniversiteye girişte, belli kriterlere bağlanarak, bütün alanlarda daha düşük puanla giriş (halen Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okullarında mevcut olan uygulamanın yaygınlaştırılması) veya burs gibi (özel üniversitelere ve vakıf üniversitelerine tam burslu kabulü gibi) pozitif ayrımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılmasının;

b) BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının;

c) Spor Hukuku halen bir kısım hukuk fakültelerinde seçmeli ders olarak okutulmakta olup, ana bilim dalı ve ayrıca spor sağlığı, spor hukuku, spor iktisadı gibi sporla ilgili alanları içine alan “Spor Bilimleri Enstitüsü” kurulması için YÖK’e teklif götürülmesi; Spor Hukukunun yüksek lisans ve tez konusu kabul edilmesi ve stajyerlerce hazırlanacak ödev konusu olarak barolara da kabul ettirilmesinin;

d) Yeni bir uygulama olan özerklikten kaynaklanan ihtiyaçlar da gözetilerek, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce TODAİE veya spor eğitimi veren kuruluşlarla iş birliği içinde spor yönetimiyle ilgili konularda hizmet içi eğitim verilmesinin;

    yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi:

a) Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususlar halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer almaktadır. Ancak, değişik kurumların da sporla ilgili faaliyetleri olduğu dikkate alınarak, spor hukukunun bir dalı olan Teşkilatın görevlerini de kapsayan bir Spor Kanunu hazırlanmasının;

b) Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanmasının;

c) Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi ancak, bu yapılırken doğru ve bütüncül bir tercüme olması açısından hukuk ve spor bilgisi olanlarca tercüme edilmesinin sağlanmasının;

yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Spor Kulüpleri:

a) Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağında yer alan profesyonel sporcu tanımındaki ifade tarzının, genel kurulda seçimlerin açık oyla yapılmasına, yabancıların üyeliklerinin bildirilmesine, sporcuların faal sporculuğu bırakmadıkça üye olamayacakları, kulüpten maaş alanların üyeliğinin dondurulabileceği, zorunlu üyelik olamayacağı gibi hususlar dikkate alınarak üyeliğe ilişkin hükümler ile cezalar dolayısıyla kulüplere verilecek yardımların kesilmesini öngören hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşü kabul edilmiştir.

b) Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme  yapılması;

c) Kanun Taslağında şirketleşmeye (kulüplerin şirket kurması veya kurulmuş şirketlere ortak olması) yer verilmekle beraber, kulübün kendisinin şirkete dönüşmesi durumunda uygulanacak hükümler konusunda düzenlemeye yer verilmesi;

d) Kulüp yöneticilerinin sorumluluğu (özellikle mali sorumluluğu) konusunda somut sorumluluk kriterleri belirlenmesi ve bu kapsamda tüzel kişilerin yöneticilerinin davranış ilkeleri ve prensiplerinden oluşan kurumsal yönetişim esasının, kulüp yöneticileri açısından Kanun kapsamına alınarak müeyyidelerinin belirtilmesi;

e) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162. ve müteakip maddelerinde öngörülen “Alacağın Temliki” konusunun kulüpler açısından değerlendirilmesi ve kulüp yöneticilerince, kulüpten alacaklarına karşılık kulüp gelirlerinin temlik edilmesinin sınırlandırılması ve bu şekilde yapılacak temlikin kulübün yıllık gelirinin % 2’si oranını geçemeyeceği şeklinde düzenleme yapılması;

f) İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi;

g) Kulüplerin mali yılı ile, kulüplerin ortak olduğu şirketlerin mali yılının örtüşmesini sağlayacak düzenleme yapılması;

h) Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi; görüşü kabul edilmiştir.

ı) Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi;

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Bazı üyeler kulüp tüzel kişiliğinin dernek olarak nitelendirilmesi ve fakat hüküm ve sonuçlarının özel olarak düzenlenmesini önermiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisinin futbol branşının, hazırlanacak Spor Kulüpleri Kanunu kapsamından çıkarılması önerisine karşı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri de aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

Bu öneri sporun yapısına ve yapılanmasına uygun değildir. Zira kulüplerin bünyesinde yalnızca futbol branşı yer almamakta, bir çok spor branşı yer almakta ve futbol bunlardan sadece biridir. Aynı kulüp bünyesinde yer alan spor dallarının bir kısmının Spor Kulüpleri Kanununa  göre yapılanmaları, futbol dalının ise Dernekler Kanununa göre veya başka bir Kanuna göre örgütlenmesinin düşünülmesinin hiçbir hukuki yararı olmayacaktır.

         Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de spordaki ayrımlar:

         -Olimpik branşlar,

         -Olimpik olmayan branşlar

         -Profesyonel branşlar

         -Amatör branşlar

şeklindedir.

Bu nedenle; Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

  1. Federasyonlar:

a) Özerk federasyonların hukuki statüsünün uygulamada tereddüde yer vermeyecek (vergi mükellefiyeti, personel istihdamı ve diğer konularda) şekilde belirlenmesi;  

b) Federasyonların özerkliği söz konusu olduğunda bununla kast edilenin ne olduğunun  ortaya konulması, özerkliğin kazanılma sürecinden başlayarak;

  • Federasyonların kendi kararlarını alabilmesini,
  • Kararlarını kendilerinin, zedeleyici denetim olmaksızın, uygulayabilmelerini,
  • Çıkacak uyuşmazlıkları kendisinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması;

c) Özerk federasyonlarca da özerklik ile birlikte gelen hak ve yetkiler ile görev ve sorumluluklar hususunda bilgi eksikliği bulunduğundan, özerklikle ilgili tüm çevrelere bilgi vermeye yönelik “Özerklik Konferansı” düzenlenmesinin yararlı olacağı;

görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler; genel kurulun her kararı alabilecek ölçüde bağımsız olması, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği, ana statülerde Çerçeve Statüye aykırı düzenleme yapılamamasının özerkliğe ters düştüğü ve üst norm olmaması, özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararlar kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

6.Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

a) Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59. maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması;

b) Türk ve akraba topluluklar ile coğrafi yakınlık içinde bulunulan ülkelerin katılacağı bölgesel oyunların daha sık düzenlenmesinin de olimpiyat düzenlemek isteyen Ülkemiz açısından referans olabileceği;

görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Süper Lige müdahalenin mümkün olmadığı ancak, 2. ve 3. liglerde play-of ve yükselme kuralları doğrultusunda coğrafi bölge esası uygulandığını belirtti.

  1. Sponsorluk:

a) Sponsorluk harcamalarının gider yazılmasının sponsorluğu teşvikte yeterli olmadığı;

b) Sponsorluk pazarını genişletmek üzere sponsorluğu teşvik edici düzenlemeler yapılması, reklama nazaran sponsorluğu teşvik edecek mali önlemler  alınması ve bu kapsamda reklamla sponsorluğun K.D.V.oranlarının sponsorluk lehine farklılaştırılması; 

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler sponsorluk düzenlemelerinde amatör-profesyonel ayrımının kaldırılması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

  1. Doping:

a) Doping konusundaki müeyyidelerde ulusal kurallar ile uluslar arası kurallarla uyumlu hale getirilmesi;

b) Doping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması;                       

c) Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, böyle bir hükmün mevcudiyeti halinde Ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı dikkate alınarak; doping maddelerinin ticaretini yapanlar, küçüklere doping kullandırtanlar ve zorla doping maddesi kullandırtanlarla sınırlı olarak kriminalize edilip, ceza öngörülmesi şeklinde yeniden düzenlenmesi;

görüşü kabul edilmiştir.

  1. Sporda Şiddet:

a) 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması;

b) Kanunun yanı sıra federasyonların Disiplin Talimatlarına şiddeti caydıracak hükümler konulması;

c) Cezaların ve bu kapsamda para cezalarının artırılması;

d) Basının bu konudaki yayınları şiddeti körükleyici etki yaptığından, buna karşı önlemlerin caydırıcı hale getirilmesi;

e) Olayların ve sorumlularının tespiti açısından özellikle futbol müsabakalarının oynandığı stadlara ve stadların dışında belirlenecek alanlara kamera yerleştirilmesi sistemi getirilmesi ve bunu belirlenecek süre içinde yerine getirmeyecek kulüpler için müeyyide öngörülmesi şeklinde düzenleme yapılması;

f) Futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı;

 görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Spor Şurasının sonucu beklenerek ve Şurada varılacak sonuçlar dikkate alınarak 5149 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasını önermiştir.

Bir kısım Üyeler, idari kurul niteliğinde olan il güvenlik kurulları yetersiz kaldığından sporda şiddetle ilgili yeni bir birim kurulması, yargı organlarının daha etkin hale getirilmesi ve ilgili kurum ve kuruluşlardan katılımla bir komisyon oluşturularak 5149 sayılı Kanunda yapılması gereken değişikliklerin tespit edilmesi  yönünde düzenleme yapılmasını önermiştir. 

  1. Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve “Şike ve Teşvik Primi”nin cezalandırılmasına yönelik düzenlemenin sporda haksız rekabeti önlemek açısından yararlı ve caydırıcı olduğu görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

    

  1. Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

a) Federasyonların öncelikle mensubu olduğu devlete değil üyesi olduğu uluslar arası kuruluşlara bağlı olduğu gözetilerek buna göre uygulama yapılması ve özellikle mevzuatın bu sıralamayla uygulanması;

b) Spor yarısının,   

  • Disiplin Kurulu
  • Ceza Kurulu
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademe olması, tahkim kurulunun üye sayısının arttırılarak dairelere bölünmesi;

c) Disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması;

görüşü kabul edilmiştir.

Özel daireler konusunda çeşitli üyelerce  amatör tahkim – profesyonel tahkim şeklinde ayırım yapılması; olimpik sporlar-olimpik olmayan sporlar olarak ve her birinin de takım sporları-ferdi sporlar şeklinde ayırım yapılması önerilmiştir.

Bir kısım Üyelerce; özellikle sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklar için “Uyuşmazlık Kurulu”, “Uzlaşma Kurulu” gibi bir arabuluculuk müessesesinin Çerçeve Statüye konulması önerilmiştir. 

Bazı üyelerce, Tahkim Kurulunun tamamen özerk federasyonlar içinde olması ve federasyon genel kurulunca seçilmesi  önerilmiştir.

Bazı üyelerce, tahkim konusunda taslağın, gelişmiş ve uluslararası kuruluşlarla entegrasyonu sağlanmış bir tahkim müessesesi bulunan futbol federasyonunu kapsamaması önerilmiştir.

Adalet Bakanlığı temsilcisi; federasyon ceza ve/veya disiplin kurullarının (ilk derece) kararlarına karşı Merkez Ceza Kuruluna (istinaf) gidilmesi ve son aşamada Tahkim Kuruluna (temyiz) gidilmesi önerilmiştir. 

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri   “Spor Yargısı’nın

  • Disiplin Kurulu            
  • Ceza Kurulu 
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademeden oluşturulması görüşü ile disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması görüşüne karşı aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

3289 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulmuş 59 Spor Federasyonu bulunmaktadır. Her federasyonun merkez ve taşra teşkilatı bulunmakta olup, disiplin kurulunun 3 kişiden oluşacağı göz önünde bulundurulursa 81(İl)+1(merkez)=82×3= 246x 59=14.514 kişi görev yapması sonucu doğuracaktır. Aynı sayıda kişilerin Ceza Kurullarında görev alacağı  hesaplanırsa disiplin ve ceza kurullarında görev alacak kişilerin sayısı yaklaşık 29.028 kişi olacaktır. Bu sayıda eleman bulunması zor olacağı gibi, disiplin ve ceza kurulları ile tahkim kurullarında yargılamanın ortalama 10 gün olacağı da düşünülürse bir davanın en erken 1 ay gibi sürede sonuçlanacağı bunun da sporun hareketlilik yapısı ile bağdaşmayacağı düşünülmektedir. Federasyonun tabii olduğu uluslararası mevzuat gereği CAS’a başvurma hakkının olması durumunda bir davanın ortalama bir yıldan önce sonuçlanamayacağı açıktır.

Bu sebeple yargılama safhaları Disiplin veya Ceza Kurulu ve itiraz mercii olarak Tahkim Kurulu  şeklinde yapılanmalıdır.

3289 Sayılı Kanunun Ek. 9uncu maddesi hükmü uyarınca “Özerk Spor Federasyonları: Organları Genel Kurul tarafından seçimle göreve gelen, her türlü kararlarını kendi organları içerisinde alan, bütçesi Genel Kurul tarafından onaylanan ve ibra edilen federasyonlardır.”

Spor dalları ve dolayısıyla federasyonlar, uluslar arası  federasyonlar gibi olimpik branşlar-olimpik olmayan branşlar olarak ayrılmakta, her  branş içerisinde ferdi ve takım sporları bulunmaktadır. Dolayısıyla; Ana Statülerdeki ortak hükümlerin tek metin haline getirilmesinin hukuki bir yararı olmayacağı gibi bu ortak metnin kimin veya kimler tarafından hazırlanacağı hususu her zaman tartışma konusu olacaktır.

12. 2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısıyla yapılacak etkinlikler arasında, kültürün bir parçası olarak spor konusunda bir etkinlik öngörülmemiş olup,  Komisyonca Spor Hukuku ile ilgili bir etkinliğin de yer alması temenni edildi.

SPOR HUKUKU KOMİSYONU

 

S.NO ADI SOYADI GÖREVİ
1 Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK Komisyon Başkanı

GSGM Tahkim Kurulu Üyesi

2 Sezai BAĞBAŞI Genel Müdür Yardımcısı
3 Zübeyt AYDIN GSGM I.Hukuk Müşaviri
4 Haluk ÇETİN Teftiş Kurulu Başkanı
5 Prof. Dr. Nadi GÜNAL Ankara Üni. Hukuk Fak. Öğr.Üyesi Basketbol Hukuk Kurulu Başkanı ve Disiplin Kurulu Üyesi
6 Prof. Dr. Eyüp Günay İSPİR Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Gen.Müd.
7 Av. Kısmet ERKİNER Avukat-Spor Hukuku Enstitüsü Başkanı-Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi
8 Özcan ŞEPİK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Genel Sekreter Vekili

9 Oktay SELÇUK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Hukuk Kurulu Üyesi

10 Av.Anıl GÜRSOY Futbol Federasyonu Temsilcisi
11 Av.İlker PEKSEZER GSGM Ceza Kurulu Bşk.-Avukat
12 Zühal BOZOK GSGM Avukat
13 Hasan ODABAŞI Adalet Bakanlığı Temsilcisi
14 Hukuk Müş. Vedat BÜYÜKERSOY  İçişleri Bakanlığı Temsilcisi
15 Av.Türker ARSLAN T.M.O.K.Hukuk Komisyonu Başkanı

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi

16 Av.Ömer Remzi ARIKAN TASK Konfederasyonu Temsilcisi
 

SEKRETERYA

 

1 Kenan ATALAY Spor Eğitimi Dai. Bşk. Şube Müdürü(Raportör)
2 Kemal ÖZÖZLÜ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Sportif Eğt. Uzmanı (Raportör)
3 Bilgehan DEMİRELLİ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)
4 Asiye ÖZYAVUZ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)

 

Gençlik ve Spor Bakanlığı “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” Düzenliyor

Gençlik ve Spor Bakanlığı, 13-17 Ocak 2020 tarihleri arasında “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” düzenliyor.

Bakanlığın çalıştay ile ilgili basın açıklaması aşağıda:

TÜRK SPORU ANKARA’DA MASAYA YATIRILACAK

Türk Sporu, Ankara’da düzenlenecek çalıştayda masaya yatırılacak. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca düzenlenecek ve Türk Sporunun mevcut sorunları ve çözüm önerilerinin ele alınacağı çalıştayda, spor kulüpleri ve federasyonlarının yapısal sorunları ve gelecek stratejileri 5 gün boyunca tartışılacak.

Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun açılış ve kapanış konuşmalarını yapacağı “Spor Kulüpleri ve Federasyonları Çalıştayı” 13-17 Ocak 2020 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. Spor kulüpleri ve federasyonlarının yapısal sorunları, gelecek stratejileri 5 gün boyunca tartışılacağı çalıştayda, Gençlik ve Spor Bakanlığı, kulüplerin ve federasyonların mevcut sorunlara çözüm önerilerini dinleyecek.

İki gün Türk Futbolu tartışılacak

Çalıştay’ın ilk iki gününde, Türkiye Futbol Federasyonu, kulüp birlikleri ve profesyonel liglerde yer alan kulüplerin katılımı ile gerçekleştirilecek oturumlarda, Türk futbolunun mevcut sorunları ve çözüm önerileri ele alınacak.

Çalıştayda; kulüplerin ve TFF’nin stratejik plan çalışmaları ile Türk Futbolunun geleceğinde devletin rolü “Türk Sporunda Gelecek Stratejileri” başlığı altında, kulüplerde mali disiplin ve iç denetim, UEFA finansal fair play Türkiye uygulaması ve Türk futbolunda kaynakların etkin ve verimli kullanılması konuları ise “Türk Futbolunda Finansal Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığı altında ele alınacak. Çalıştayın ikinci gününde ise; “Türk Futbolunda Sportif Sorunlara Çözüm Önerileri” ile Türk Futbolunda, Adil Oyun, Pazarlama ve sponsorluk, iletişim, yayıncılık ve taraftar ilişkilerinin ele alınacağı “Türk Futbolunda Marka Yönetimi” başlıkları görüşülecek. Çalıştayın üçüncü gününde ise “Spor kulüplerinin hukuki sorunları ve çözüm önerileri ortak oturumda ele alınacak.

Türk sporunun sorunları tüm yönleriyle masada olacak

Çalıştayın son üç gününde ayrıca, federasyon başkanları, Paralimpik, Olimpik, Deaflimpik branşlarda sporcu yetiştiren kulüplerin temsilcileri, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu ve spor kulübü konfedarasyonlarının katılacağı oturumlarda ise Türk sporunun sorunları ve çözüm önerileri istişare edilecek. “Türk Sporunda Gelecek Stratejileri”, “Türk Futbolunda Finansal Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, “Sportif Sorunlara Çözüm Önerileri” ve “Türk Sporunda Marka Yönetimi” konuları değerlendirilecek.”

Sporcu Lisans, Vize ve Transfer Yönetmeliği Yayımlandı

Gençlik ve Spor Bakanlığı, yeni bir Sporcu Lisans, Vize ve Transfer Yönetmeliği hazırladı. Yönetmelik, 14 Aralık 2019 Tarihli ve 30978 Sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik aşağıda paylaşılmıştır. Yönetmeliğin güncel versiyonu için bkz. https://tinyurl.com/v95qtwz

Okumaya devam et Sporcu Lisans, Vize ve Transfer Yönetmeliği Yayımlandı

Kulüplere Bağlı Profesyonel Sporcular, İşçidir

Geçen gün bir meslektaşımın “sporcu alacaklarınının tahsili” ile ilgili yazısını okudum. Yazısında çeşitli yollardan bahsettikten sonra, dava yoluna gidilmesi tercih edilirse, sporcu işçi sayılmadığı için davanın asliye hukuk mahkemesinde açılması gerektiğini savunmuş.

Bu hataya sık sık şahit oluyorum.

Sporcunun niteliği ve sporcu alacaklarının taleplerinde görevli mahkemenin tespiti konusunda iki büyük hata yapılıyor.

Okumaya devam et Kulüplere Bağlı Profesyonel Sporcular, İşçidir

Asliye Ticaret Mahkemesi – Spor Kulübü, Kayıp Kaçak Bedeli, Haksız

T.C.  İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/43 Esas
KARAR NO : 2019/626
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ: 02/02/2015
KARAR TARİHİ: 25/04/2019

Mahkememize açılan davanın yapılan açık yargılama sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili İstanbul … Tüketici Mahkemesine verdiği dava dilekçesi ile; müvekkili … Demeğinin, …l Kulübü için… nolu, … Kulübü için … nolu, …Kulübü için … nolu, … Stadı için… nolu ve … sokaktaki yeri içinde … nolu tesisatları için akdedilen “Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi” ile davalı şirketin abonesi olduğunu, bu sözleşmeler kapsamında davalının davacıdan elektrik satış bedeli haricinde, ayrıca ‘kayıp kaçak bedeli’ adı altında bir takım bedeller tahsil ettiğini, oysa taraflar arasındaki sözleşmeye göre davalının kayıp kaçak bedeli tahsil etme hakkının bulunmadığını, davalının davacıdan 10 yıl geriye dönük tüketim dönemlerinde kayıp kaçak bedelini haksız olarak tahsil ettiğini, bunun yanında TRT payı, sayaç okuma bedeli, enerji fonu vs.nam altında alınmaması gereken bedelleri haksız olarak tahsil ettiğini belirterek sözleşme kapsamı dışında fazladan tahsil eden tutarın fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 5.000 TL’nin işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 02/01/2018 tarihli bedel artırım dilekçesi ile taleplerini artırarak tamamlama harcını yatırmıştır.

Davalı vekili davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İstanbul … Tüketici Mahkemesi 13/12/2018 tarih ve … E., … K.sayılı kararı ile Mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiştir.

Dava, elektrik abonesinden tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, TRT payı, Sayaç Okuma bedeli ve Enerji fonu bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.

Yargılama sırasında 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişe de etkili 6719 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 6446 sayılı kanunun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve dava konusu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK nun Kanundaki yetkileri genişletilerek bu bedeller maliyet kapsamına dahil edilmiştir.

6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen; Geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü, Geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17. madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.

Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması ve tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması gibi hallerde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Yukarıda açıklanan bu yasa değişiklikleri birlikte değerlendirildiğinde; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan bedeller ile ilgili olarak açılan ve halen derdest olan davalar, açıklanan yasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle birlikte konusuz kalmıştır. Buna göre dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 6719 sayılı yeni yasa nedeni ile konusuz kalan dava hakkında, karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulması gerekmektedir. (Yargıtay 3.HD nin 25.09.2018 tarih ve 2018/5745 E.,2018/9024 K. sayılı ilamı)

Davalı vekili davacının davasını 6719 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ıslah dilekçesi ile davasını arttırdığını belirterek ıslahla artırılan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmesini ve nispi vekalet ücretine karar verilmesini talep etmiş ise de; dava dilekçesinde belirsiz olan alacağın şimdilik 5.000 TL’sinin işleyecek faizi ile tahsilinin talep edildiği, davaya konu edilen alacak miktarının davalı kurum bünyesinde bulunan belgelerle tespit edileceği, buna göre davanın belirsiz alacak davası olduğu ve davacı tarafından yapılan işlemin ıslah değil belirlenen alacağın arttırılması olduğu, bu nedenle davanın tamamının konusuz kaldığından dolayı karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği (İstanbul BAM 3. HD.’nin 11/03/2019 tarih ve 2019/427 E., 2019/367 K.sayılı ilamı) anlaşıldığından davalı vekilinin talebi yerinde görülmemiştir.
Davacı tarafın dava açıldığı tarihteki mevzuat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 K. sayılı kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararları gereği içtihat durumuna göre dava açmakta haklı olduğu, bu kapsamda kayıp kaçak ve diğer bedellerin tahsilini talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği ya da içtihadı birleştirme kararı gereği davanın kabul edilmemesi nedeniyle haksız çıkmasına rağmen yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı kuşkusuzdur. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 14.06.2017 gün ve 2016/20808 Esas, 2017/10060 Karar sayılı ve yine aynı Daire’nin 07.06.2017 gün ve 2016/20106 Esas, 2017/9319 Karar sayılı ilamları). Bu durumda; dava açıldıktan sonra hasıl olan yasa değişikliği nedeniyle, davacının dava açmasında haksız sayılamayacağı cihetle; konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davacı yararına maktu vekalet ücreti takdir edilmesi ve yapmış olduğu diğer yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline (Yargıtay 3.HD nin 25.09.2018 tarih ve 2018/5745 E.,2018/9024 K. sayılı ilamı) karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 44,40 TL harcın peşin alınan toplam 8.025,39 TL harçtan mahsubu ile geriye kalan 7.980,99 TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yatırılan başvurma ve peşin harç toplamı 72,10 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 2.725 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan toplam 1.328,50 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
7-Davalı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,

Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Mahkememize sunulacak veya gönderilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Sayıştay: “Profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılması mevzuata aykırı”

Sayıştay Temyiz Kurulu, profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılmasının mevzuata aykırı olduğuna hükmetti.

İlgili karar aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Sayıştay: “Profesyonel kulüplere belediye bütçesinden para aktarılması mevzuata aykırı”

“Spor Kulübü Derneği, Tacir Değildir”

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18.HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS NO : 2018/1731
KARAR NO : 2018/1059
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2018
NUMARASI : 2017/412 Esas, 2018/145 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 20/06/2018

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında; Kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine yönelik verilen Karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği mahkememiz üye hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili; Davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağının tahsili amacıyla, davalı dernek aleyhine başlatılan icra takibine haksız itiraz ile takibin durduğunu, itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; Davacı şirketin tacir olduğunu, ancak davalı derneğin tacir olmadığını, dava konusu ihtilafın ticaret kanunundan doğan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığından bahisle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, bu nedenle HMK m. 114/1-c ve 115/2 gereğince davanın usulden reddine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Gebze Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir.

Davalı süresinde istinaf yoluna başvurmuştur.

Davalı istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dava konusu fatura tarihi ile turnuva tarihinin birbirini tutmadığını, bu nedenle davanın öncelikle usulden ve esastan reddi gerektiğini, mahkemece verilen görevsizlik kararının ise hukuka aykırı olduğunu, ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.

İstinaf dilekçesi tebliğ edilmiş olup, cevap verilmediği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davanın davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağı bulunduğu iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Davalı dernek vasfında olup, ticari şirket niteliğinde olmayıp, dava konusu ihtilaf da mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O nedenle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Bu itibarla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1. HMK m.353/1-b-1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
2. İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
3. İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK’nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
4. İstinaf edenden harç peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5. Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 20/06/2018 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

“Davalı Spor Kulübüne Karşı Açılan İtirazın İptali Davasında Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

“T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18.HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS NO : 2018/1731
KARAR NO : 2018/1059
TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2018
NUMARASI : 2017/412 Esas, 2018/145 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 20/06/2018
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında; Kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine yönelik verilen Karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği mahkememiz üye hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; Davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağının tahsili amacıyla, davalı dernek aleyhine başlatılan icra takibine haksız itiraz ile takibin durduğunu, itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; Davacı şirketin tacir olduğunu, ancak davalı derneğin tacir olmadığını, dava konusu ihtilafın ticaret kanunundan doğan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığından bahisle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, bu nedenle HMK m. 114/1-c ve 115/2 gereğince davanın usulden reddine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Gebze Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir.
Davalı süresinde istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dava konusu fatura tarihi ile turnuva tarihinin birbirini tutmadığını, bu nedenle davanın öncelikle usulden ve esastan reddi gerektiğini, mahkemece verilen görevsizlik kararının ise hukuka aykırı olduğunu, ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
İstinaf dilekçesi tebliğ edilmiş olup, cevap verilmediği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davanın davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağı bulunduğu iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Davalı dernek vasfında olup, ticari şirket niteliğinde olmayıp, dava konusu ihtilaf da mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O nedenle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu itibarla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
2.İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
3.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK’nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
4.İstinaf edenden harç peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 20/06/2018 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.”

Sayıştay Genel Kurulu İçtihadı Birleştirme Kararı (E: 2017/1, K: 5415/1): “Belediyelere Ait Taşınmazların Belediye Meclisi Kararı İle Spor Kulüplerine Tahsis Edilmesi Hususunda”

İlgili karar, 02.02.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Okumaya devam et Sayıştay Genel Kurulu İçtihadı Birleştirme Kararı (E: 2017/1, K: 5415/1): “Belediyelere Ait Taşınmazların Belediye Meclisi Kararı İle Spor Kulüplerine Tahsis Edilmesi Hususunda”