Etiket: atletizm

WADA Cezalı Sporcu Destek Personeli Listesi’ni Yayınladı

WADA, sporcu destek personeli sıfatıyla ceza alan isimlerin listesini yayınladı. Bu liste, Dopingle Mücadele Ajansları’nın paylaştığı isimlerden oluşuyor.

Listede 5 Türk yer alıyor:

Okumaya devam et “WADA Cezalı Sporcu Destek Personeli Listesi’ni Yayınladı”

Milletvekili Özcan Yeniçeri’den Doping Soruları

MHP Ankara milletvekili Özcan Yeniçeri, İngiliz The Telegraph gazetesinde yayınlanan bir haber üzerine, soru önergesi vermiş.
IAAF, ilgili haberi yalanladı.
Yeniçeri soru önergesini 10 Temmuz’da kaleme almış. Önerge 22 Temmuz’da TBMM Başkanlığı’na sunuldu. MHP’nin önergeyi yaklaşık iki hafta bekletmesinin sebebini bilmiyorum.
Önerge aşağıdadır.

 

TBMM’de Dopingle Mücadele ile İlgili Meclis Araştırma Komisyonu Kurulabilir

Halter ve atletizmdeki doping skandalları Türk spor kamuoyunu derinden sarsmıştı.
TBMM milletvekilleri doping sorununun etraflıca incelenmesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve Dopingle Mücadele Kanunu’nun hazırlanmasına dayanak oluşturmak amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istiyorlar.
İlgili komisyonun kurulmasına yönelik verilen dilekçe TBMM’nin resmi sitesinde yayınlandı: http://web.tbmm.gov.tr/gelenkagitlar/metinler/186738.pdf

 

 

Süreyya Ayhan’ın Doping Hikayesi Nasıl Başladı?

Süreyya Ayhan Kop’un doping hikayesinin nasıl başladığını hatırlıyor musunuz? Ortalık toz duman altında iken herkes yorum yaptı. Süreyya Ayhan’ı suçlayanlar çoğunluktaydı. Ondan çok, kocası Yücel Kop’un üzerine gidildi.
 
Aradan çok az zaman geçmişti ki, Süreyya Ayhan, eşi ve avukatı medyada boy göstermeye başladılar. Herkesi suçlu ilan ettiler. Süreyya mağdurdu. Onlara göre, herkes Süreyya’nın ipini çekmek istiyordu. Ona oyun oynanmıştı.
 
Karşılıklı iddialar gelip giderken, Radikal gazetesinde bir yazı yayınladım. Süreci hukuki açıdan incelemeye çalıştım. Süreyya’yı bekleyen cezayı, GSGM ve federasyonun neler yapması gerektiğini dile getirdim.
 
Yazımı şu satırlarla bitirmiştim:
 
Süreyya Ayhan Kop’u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.”
 
Ne yazık ki bu satırlarda saklı kaygım gerçekleşti. Türk sporu bu olaydan gerekli dersleri almadı. Hala dopingi ve Süreyya Ayhan’ı tartışıyoruz.
 
İlgili yazımı tekrar paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.
 
Gereksiz gerginliğe ve savaşa ortam hazırlayanların bu icraatlarından utanmalarını dilerim.
 
İşte 8 sene önceki yazım:
 
Geniş bir kafile ile katıldığımız 28. Yaz Olimpiyat Oyunları’nda sporcularımız henüz yarışmaya başlamadan spor kamuoyu kendisini şiddetli bir tartışmanın içinde buldu. Süreyya Ayhan Kop’un sakatlık gerekçesi ile Atina’ya gidemeyeceğini açıklamasının ardından ortaya atılan doping iddiaları ve Uluslararası Atletizm Federasyonu’nun (IAAF) Türkiye Atletizm Federasyonu’na (TAF) gönderdiği rapor medya tarafından her yönüyle ortaya konuldu, çok farklı görüşler uzmanlar tarafından ileri sürüldü.
 
Şimdi Süreyya Ayhan, TAF ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) başta olmak üzere tüm spor kamuoyu IAAF’nin vereceği kararı bekliyor. Söz konusu skandal, Türk spor tarihi için büyük önem taşıyor. Daha önce ünlü bir futbolcumuzun doping cezası alması ile başlayan tartışmalar son olayla iyice alevlendi ve artık doping olgusu Türk halkının dikkatini çekmeye başladı. Gazete ve internet haber sitelerinde karşımıza çıkan manşetler, yorumlar ise Türk uzmanların bu olayı milli onur meselesi haline getirdiğini gösteriyor. Devletin sistemli spor politikasının bulunmayışı ve uzmanlar başta olmak üzere, Türk toplumunda spor kültürünün gelişmemiş olması eleştirilerin de dozunun kaçmasına sebep oluyor.
 
Hukuk unutulmasın
Süreyya Ayhan’ı neredeyse vatan haini ilan eden bazı çevreler artık eleştiri sınırını aşan ve Süreyya Ayhan ile eşinin kişilik haklarına saldırı teşkil eden yorumlar yapıyorlar. Olayın hukuksal yönden irdelenmesi ise çoğu zaman olduğu gibi, ihmal ediliyor.
 
IAAF’nin TAF’a gönderdiği gizli raporda Yücel Kop’un doping kontrolü yapmak isteyen görevlileri bir odaya kilitleyerek engellediği ve üçüncü doping kontrolüne izin vermediği; Süreyya Ayhan’ın doping kontrolünü erteletmeye çalıştığı, birkaç başarısız numune verdiği ve son denemeden sonra başka bir numuneyi vermeye teşebbüs ettiği; Süreyya Ayhan yerine başka bir kadının numunesinin takdim edildiği gibi iddialar yer almaktadır.
 
Savunma
Bu iddialara karşı, numune kabının sadece yetkililerde olabileceği ve bu sebeple Kop’un yanında başka bir kap bulunamayacağı, erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istemesi sebebiyle görevlilere sert davranıldığı, sporcunun yetersiz İngilizce bilgisi ile kendisini yanlış ifade etmiş olabileceği, numune alımından önce WADA’nın Türk temsilcisi ile diğer temsilcilerin numune verilecek odayı kontrol ettikleri ve onların gözetimi altında numune verilmesi karşısında başka bir kimsenin odaya girip numune veremeyeceği ileri sürülmüştür.
 
Yukarıdaki iddia ve savunmalarda dikkat çeken birkaç nokta üzerinde durulmasında fayda vardır. Bu noktalar sadece akla gelen şüpheler olup ilgililer tarafından açıklanması durumunda şüpheler de giderilmiş olacaktır.
 
Dikkat edilirse, rapora göre iki farklı zamanda kontrol yapılmak istenmiştir. İddiaya göre, ilk kontrolde Yücel Kop numune görevlisini başka bir odaya kilitlemiş, daha sonra Süreyya Ayhan Kop’tan başka bir kadından numune alınmış ve kontrol formları numuneyi veren diğer kadın tarafından imzalanmıştır. İkinci kontrolde ise, Süreyya Ayhan’ın verdiği idrar örneğinin kurallarla öngörülen oranda olmaması sebebiyle ikinci bir numune verilmesinin talep edildiği, ikinci örnek alımında ise Süreyya Ayhan’ın numuneyi başka bir kaptaki sıvı ile değiştirmek istediği ileri sürülmüştür. Doping kontrolü yapmak için gelen yabancı yetkililerin yanında WADA Türkiye temsilcisi Serap Yüceler’in de bulunduğu bilinmektedir. Yüceler de sporcudan numune alınırken orada bulunduğunu açıklamıştır. Yabancı görevliler sporcuyu tanımayabilirler ancak Yüceler numuneyi veren ve imzayı atan kimsenin Süreyya Ayhan olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bu durumda Yüceler raporda bahsedilen kontrollerden sadece 25 Temmuz 2004’te yapılan ikinci kontrole mi katılmıştır? Bu şüphenin oluşmasında, savunmada yer alan bir ifadenin büyük payı vardır.

Savunmaya göre, Süreyya Ayhan doping kontrolünü erteletmeye çalışmamış, eksik İngilizce bilgisi sebebiyle kendisini yanlış ifade etmiştir. Yüceler’in yabancı görevliler ile birlikte bulunması durumunda sporcunun kendi dilini bilen bir görevli ile konuşacağı dikkate alınırsa, Serap Yüceler’in ilk kontrolde yabancı görevlilerle birlikte olmadığı sonucuna ulaşılabilir. Ancak ilk kontrol formunda da Yüceler’in imzası varsa, Süreyya Ayhan savunması önemli bir açık vermiş olacaktır.
 
Yücel Kop erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istediğini iddia etmektedir. Kop’un da belirttiği üzere, numune veren sporcu ile bu sırada onun yanında duracak görevlinin aynı cinsiyetten olması gerekir. (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek C. Mad. C. 4. 7) Görevliler, doping kontrol usulü ile ilgili her eğitim almış uzman kimselerdir (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek G, Mad. G.4.3 ve Mad. G.4.5). Bir erkek görevlinin karşı cinsten bir sporcunun yanında durmak için ısrar etmesi pek ihtimal dahilinde değildir.
 
Gelişmeler 
IAAF kuralları ve bugüne dek IAAF tarafından verilen kararlar ışığında Süreyya Ayhan’ı ne gibi gelişmeler bekliyor? Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Süreyya Ayhan’ın ceza almayacağını ümit ettiğini ifade etmiştir. Peki Ayhan cezadan kurtulabilir mi? Bu soruya yanıt verebilmek için doping konusunda önemli bir husus dikkate alınmalı: Bir sporcunun doping cezası alması için muhakkak doping testinin pozitif (+) sonuç vermesi gerekmemektedir. WADA bünyesinde hazırlanmış ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Doping Kontrol Merkezi ile IAAF basta olmak üzere birçok uluslararası spor federasyonunun kabul etmiş olduğu Dünya Dopingle Mücadele Kodu (World Anti-Doping Code)’na göre, bir sporcu, geçerli bir sebep olmaksızın doping kontrolüne katılmayı, numune vermeyi reddederse veya kontrolde başarısız olursa veya yasak metotlara başvurursa yine dopingli sayılmaktadır (Kod Mad. 2.3, 2.4, 2.5). Dünya Dopingle Mücadele Kodu’na onay veren uluslararası federasyonlar ve devletler mevzuatlarını söz konusu Kod’a uyumlu hale getirmek zorundadırlar. IAAF’nin yarışma kurallarında da benzer hükümler (Mad. 32, 35.13) yer almaktadır.
 
Ceza ihtimali
Bütün bu kurallar dikkate alındığında, Süreyya Ayhan, yurtdışında yaptırdığı kontrollerde temiz çıksa ve onun hamile olmadığı anlaşılsa bile sadece doping kontrolünü reddettiği için iki yıl yarışmalardan men edilebilecektir. IAAF raporunda birden çok iddia yer almakla birlikte, bu fiiller için öngörülen cezalar toplanarak ciddi bir ceza verilmeyecek, sadece en ağır cezayı gerektiren fiil dikkate alınarak o fiil için öngörülen ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, Süreyya Ayhan iki yıl ceza alacaktır.
 
Ayhan’ın bu karara karşı Spor Tahkim Mahkemesi’ne (Court of Arbitration for Sport-CAS) başvurma hakkı bulunmaktadır. CAS’in kararlarında ise uluslararası federasyonların somut olayın şartları dikkate almadan doğrudan doğruya mevzuatlarında yer alan cezaları uygulamaları eleştirilmekte ve sporcunun yaşı, cezanın sporcunun sosyal, sportif ve ekonomik durumunda yaratacağı sonuçların ağırlığı ve elbette sporcunun profesyonel kariyerine etkisi dikkate alınarak uluslararası federasyonların verdiği cezalar indirilebilmektedir. Süreyya Ayhan dosyasındaki iddialar karşısında CAS’in söz konusu cezayı indirmesi ise çok uzak bir ihtimaldir.
 
Bundan sonra ne olacak?
IAAF’nin Ayhan olayı ile ilgili vereceği kararın Türk sporu açısından önemli bir kilometre taşı olacağını ümit ediyoruz. Ayhan’ın ceza alması durumunda, Türk spor kamuoyu, uluslararası kuruluşların doping konusunda çok ciddi olduğunu ve Türk yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini daha iyi anlayacaktır. Aslında doping konusunda Türkiye’nin çok geri bir ülke olduğunu söylemek, bu konuda çalışma yapanlara haksızlık olur. Türkiye, Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Sözleşmesi ile Dünya Dopingle Mücadele Kodu’nu onaylamış, dopingle mücadele için Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Kontrol Merkezi’ni kurmuş, özel bir yönetmelik hazırlamış ve GSGM Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği’nde dopingle ilgili hükümler (Mad. 48) öngörmüştür. Ancak bu düzenlemelerin gerektiği gibi hayata geçirilmediği görülmektedir. Özellikle GSGM’ye bağlı federasyonların sporcularını doping konusunda eğitmedikleri, milli takımdaki sporcularını doping kontrolüne tabi tutmadıkları bilinmektedir.
 
Uygulama sorununun giderilmesi ise ancak GSGM’nin yeniden yapılanması ile gerçekleşebilecektir. GSGM’nin modern spor dünyasının gereklerini yerine getiremeyen hantal ve hiyerarşik yapısı sebebiyle kaldırılması düşünülmekte ve Türk sporunun çağ atlaması için ‘Türk Spor Kurumu’ kurulması öngörülmektedir. Ancak henüz tasarı halinde olan ve uzun süre TBMM’nin gündemine gelmeyeceğini düşündüğümüz ‘Türk Sporu Kurumu Kanunu’ hakkında yorum yapmak yerine bugünün koşullarını dikkate alarak görüş belirtmek daha doğru olacaktır.
 
Uzman sayısı az
GSGM bünyesinde uzman sayısının az olması, federasyonlarda görevlendirilen genel sekreterlerin yeterli bilgiye sahip olmamaları ve özellikle yabancı dil bilmemeleri sebebiyle uluslararası alandaki gelişmeleri takip edememeleri, federasyonların doping konusunda yeterli bilince sahip olmamaları gibi etkenler doping ile mücadelenin arzulanan seviyeye gelmesini engellemektedir.
 
Birkaç istisna dışında medyanın da sadece futbol ve sporun magazin boyutu ile ilgilenmesi de doping eğitiminin gelişmesine engel olmaktadır. Süreyya Ayhan olayı ile dopingle mücadelede yeni bir sayfa açılmış olacaktır. Var olan düzenlemeler uygulanmaya başlayacak, bu kurallar tartışılıp geliştirilecek, spor yöneticileri ve sporcular bilgilendirilecektir.
 
Bu konuda en büyük sorumluluk da Süreyya Ayhan’a düşer. Yarışmalardan men edilebilecek olan sporcu IAAF’nin ve TAF’ın düzenleyeceği veya düzenlenmesine izin vereceği hiçbir organizasyona katılamayacaktır. Ancak bunlar tarafından düzenlenen dopingle mücadele eğitimleri ve rehabilitasyon programlarına katılmasına izin verilebilecek sporcunun söz konusu programlara katılması hem onun spor kamuoyundan uzaklaşmamasında ve kariyerinin sona ermemesinde, hem de Türk sporcularının benzer üzücü durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesinde etkili olacaktır.
 
Sonuç
Süreyya Ayhan Kop’u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edilip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
 
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.”

Süreyya Ayhan Olayı’nın Kronolojik Hikayesi

2012 Londra Olimpiyatları süresince sadece Olimpiyat takımını tartışmadık. Tartışamadık. Doping cezası almış ve spora veda etmiş sporcuları da izlemek, dinlemek, okumak zorunda kaldık.
 
Halil Mutlu, doping cezası aldı ama halterdeki başarısızlıklardan sonra federasyonu suçladı. Federasyona rakip olacağını belirtti.
 
Halil Mutlu’nun röportajı o kadar yankı uyandırmadı. İkna edici değildi.
 
Ancak Süreyya Ayhan Kop, Oyunlar’dan önce başladığı halkla ilişkiler çalışmasına Oyunlar süresince ve Oyunlar’dan sonra da devam etti. Her gün kendisinden bahsettirdi. Medyada geniş yer buldu. Röportajları yayınlandı. Köşe yazarları ona kol kanat gerdiler. Süreç o kadar güzel idare edildi ki, Türkiye Atletizm Federasyonu bile “değerli sporcumuz” demek zorunda kaldı.
 
Süreyya Ayhan Kop’un iddiaları kamuoyu tarafından kabul edildi. Herkes onun mağdur olduğuna, haksızlığa uğradığına inanıyor. Devletin, federasyonun ona destek vermediğini düşünüyor.
 
Süreyya Ayhan Kop hala koşabileceğine inanıyor. Kariyeri önündeki tek engel ise federasyonmuş. Devlet isterse CAS’ın kararı kalkarmış!
 
Süreyya Ayhan’ın iddialarının hiçbiri doğru değil.
 
Süreyya Ayhan’ın ömür boyu men cezası almasına kadar geçen süreci hatırlamakta fayda var. Toplumun bilmediği, medyanın haberdar bile olmadığı ya da sakladığı bazı detayları ortaya koymak gerek.
 
Aşağıda Süreyya Ayhan’ın doping hikayesini okuyacaksınız. Ayhan’ın diğer iddialarını, Spor Tahkim Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin bu iddialara yanıtlarını ve son günlerde yapılan tartışmalarla ilgili görüşlerimi diğer yazılarda paylaşacağım.
 
İşte kronolojik açıklama:
  • Süreyya Ayhan 2004 yılında müsabaka dışı yapılmak istenen doping kontrolüne karşı gelir. Yasak metot kullanır. Doping kurallarını ihlal eder.
  • 14 Mart 2005’te GSGM Merkez Ceza Kurulu, Ayhan’a bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir. IAAF bu karara karşı çıkar.
  • GSGM Merkez Ceza Kurulu dosyayı tekrar inceler ve 15 Haziran 2005’te Ayhan’a iki yıl hak mahrumiyeti verir. (Ayhan, hakkı olmasına rağmen Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) başvurmaz.)
  • Ayhan’ın avukatı 11 Temmuz 2005’te IAAF’e gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresinin başlangıcına itiraz eder.
  • IAAF, 19 Temmuz 2005’te gönderdiği mektupta Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul etmesi durumunda talebi değerlendirebileceğini iletir.
  • 16 Ağustos 2005’te Ayhan’ın avukatı, Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul ettiğini IAAF’e iletir. (Böylece Ayhan doping suçunu kabul etmiş olur.)
  • Ayhan’ın avukatı, IAAF ile pazarlık yaptıktan ve müvekkilinin suçu kabul ettiğini yazı ile bildirdikten sonra ilginç bir yol izler. Ayhan’ın avukatı bu sefer 12 Eylül 2005 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurur. Bu davada, GSGM Merkez Ceza Kurulu’nun yetkili olmadığını ve aynı olayla ilgili iki farklı karar veremeyeceğini ileri sürer.
  • Ayhan’ın avukatının İdare Mahkemesi’nde dava açmasından bir hafta sonra, 19 Eylül 2005 tarihinde, gelişmelerden habersiz olan IAAF, Türkiye Atletizm Federasyonu’na gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresi konusunda anlaşma sağlandığını açıklar. (Oysa Ayhan’ın avukatı bu anlaşmaya uymamış ve devlet mahkemesinde dava açmıştı.)
  • Davanın açılmasından iki yıl sonra, 4 Nisan 2007 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi davayı reddeder. Ayhan’ın avukatı, kararı 24 Temmuz 2007 tarihinde temyiz eder. (Aradan 5 yıl geçmesine rağmen Danıştay hala dosya hakkında karar vermedi.)
  • Süreyya Ayhan Kop’un mahrumiyet cezası Temmuz 2007’de sona erer. Ayhan, kayıtlı test havuzuna dahil edilir. (Bu havuza dahil edilen Ayhan, tekrar yarışma dışı doping kontrollerine muhatap olacağını biliyordu. Bilmesi gerekirdi.)
  • ABD’de kamp yapan Ayhan’a 8 Eylül 2007’de müsabaka dışı doping testi uygulanır. Bu test sonucunda Ayhan’ın numunesinde doping maddesi tespit edilir. Ayhan (A) numunesine karşı çıkınca (B) numunesi test edilir. Bu numunede de doping maddesi bulunur.
  • Doping testinin pozitif çıkması üzerine, IAAF 18 Ekim 2007 tarihinde Ayhan’ı doping mevzuatına aykırı davranmakla suçlar.
  • Türkiye Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, 25 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararla, Ayhan’a ikinci doping ihlali sebebiyle ömür boyu men cezası verir.
  • Ayhan’ın itirazı üzerine, GSGM Tahkim Kurulu, mevzuatında o yönde bir yetkisi olmamasına rağmen, 14 Mart 2008‘de aldığı kararla, dosyayı tekrar incelenmesi için Atletizm Federasyonu’na gönderir.
  • 2 Nisan 2008 tarihinde yeniden toplanan Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, kararının arkasında durur ve ömür boyu men cezasında ısrar eder.
  • Ayhan’ın itirazı sonucu dosyayı tekrar önünde bulan GSGM Tahkim Kurulu, ömür boyu men cezasını kabul etmez. Kurul 30 Mayıs 2008 tarihinde verdiği kararla, dört yıl hak mahrumiyeti cezasını uygun bulur.
  • Ayhan, GSGM Tahkim Kurulu kararına itiraz eder ve merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan Spor Tahkim Mahkemesi’ne 20 Haziran 2008 tarihinde başvurur.
  • IAAF, 29 Ağustos 2008’de gönderdiği cevap dilekçesi ile karşı dava açar ve Ayhan’ın ömür boyu ceza verilmesini talep eder.
  • CAS, 2 Nisan 2009 tarihinde duruşma düzenler. Bu duruşmaya Süreyya Ayhan Kop, Yücel Kop ve onların avukatı katılırlar. IAAF kendi temsilcilerini gönderir. Türkiye Atletizm Federasyonu ise genel sekreter Nihat Doker tarafından temsil edilir. Bu duruşmada Ayhan’ın avukatı ve IAAF temsilcileri iddia ve savunmalarını ortaya koyarlar. (Kararda, Atletizm Federasyonu’nun hiçbir gerekçe ileri sürmediği belirtiliyor. Federasyon sadece Yücel Kop ile ilgili kararının onanmasını talep etmiş. Karardan anlaşıldığı kadarıyla, Nihat Doker’in Süreyya Ayhan hakkında herhangi bir iddiası ve ceza istemi olmamış. CAS kararında özellikle Atletizm Federasyonu’nun hiçbir katkısı olmadığı açıklanmış.)
  • CAS, 10 Kasım 2009 tarihinde Süreyya Ayhan Kop’a ömür boyu men cezası verir.
  • Süreyya Ayhan, CAS’ın kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesi’ne başvurur. Federal Mahkeme 12 Mayıs 2010’da davayı reddeder ve CAS’ın kararı kesinleşir.
 
Sadece kronolojik gelişime ve CAS kararına bakıldığı zaman bile Süreyya Ayhan’ın bazı gelişmeleri sakladığı ve yine bazı iddialarının asılsız olduğu anlaşılıyor.
 
1. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasının başlama süresi ile ilgili IAAF’e başvurduğunu ve gönüllü mahrumiyeti, diğer bir deyişle ilk doping ihlalini kabul ettiğini kamuoyundan sakladı.
 
2. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasını kabul ettikten sonra Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Bu çelişkili davranıştı. Danıştay’ın 5 yıl geçmesine rağmen karar vermemesi ise düşündürücüdür.
 
3. Ayhan, CAS’a sadece kendisinin başvurduğunu, CAS’ın GSGM Tahkim Kurulu’nun dört yıl men cezasını onaylama veya bozma yetkisi olduğunu; CAS’ın cezayı arttıramayacağını iddia etti. Oysa IAAF de CAS’a başvurdu ve Ayhan’a ömür boyu men cezası verilmesini istedi. CAS, yeniden yargılama yetkisi olduğunu belirtirken, IAAF’in karşı davasını dikkate alarak karar verdi. Ayhan, IAAF’in karşı dava açtığını hiçbir zaman dile getirmedi, IAAF’in davadaki pozisyonunu sakladı.
 
4. Ayhan, Türkiye Atletizm Federasyonu genel sekreteri Nihat Doker’in, kendisi için ömür boyu men cezası istediğini iddia etti. Oysa CAS kararında, Doker’in Süreyya Ayhan davası ile ilgili hiçbir gerekçe ve talepte bulunmadığı açıkça belirtiliyor. Doker sadece Yücel Kop hakkında söz almış. Süreyya Ayhan’ın bu iddiası anlaşıldığı kadarıyla doğru değil.
 
Nihat Doker’in CAS duruşmasındaki rolü de tartışılmalıdır. Türkiye Atletizm Federasyonu’nu temsilen duruşmaya katılan Doker, federasyonu temsilen Süreyya Ayhan kararı ile ilgili söz almadı, hiçbir gerekçe ileri sürmedi. Doker, Atletizm Federasyonu’nun Internet sitesinde yayınlattığı basın açıklamasında “Federasyonu temsilen katıldığı (söz konusu) dava duruşmasında, ne federasyon adına, ne de şahsi fikri olarak “Süreyya Ayhan KOP’ a ömür boyu ceza verilsin” şeklinde bir bayanı olmadığınıifade etti. Peki neden Doker böyle bir ifadede bulunmadı? Süreyya Ayhan Kop ile ilgili hiçbir ifadede bulunmayacaksa, o duruşmadaki işlevi neydi?
 
Süreyya Ayhan, Nihat Doker’in ömür boyu men talebinde bulunduğunu iddia ederek Başbakan ya da bakanın bilgilendirilip konu üzerine gidilmesini istediğini ifade etmişti. Gerçekten bakanın bilgilendirilmesi gerekir. Doker’in Süreyya Ayhan hakkında söz almaması ve federasyonun kararını savunmaması irdelenmelidir. Süreyya Ayhan Kop hakkında verilen kararı savunmayacaksa, Doker’in o duruşmada hangi amaçla bulunduğu sorgulanmalıdır.
 
5. Ayhan, CAS’a karşı AİHM’de dava açtığını açıkladı. Oysa bu mümkün değil. AİHM’de ancak devletler davalı olabilir. Ayhan, Türkiye ve İsviçre’ye karşı dava açabilir. CAS’ın AİHM’de yargılanması söz konusu olamaz.
 
6. Süreyya Ayhan, devletten destek beklediğini, projeleri olduğunu belirtti. Oysa doping sebebiyle ömür boyu men cezası alan sporculara hiçbir şekilde o branşla ilgili altyapılarda, olimpik aday kadrolarında, projelerde ve branşlarla ilgili diğer konularda görev verilmez. Verilmemelidir.
 
Süreyya Ayhan’ın açıklama ve iddialarını sadece kronolojik açıyla değerlendirmek doğru değil. Ayhan akla hayale gelmeyecek, tutarsız iddialarda bulundu. Sık sık kendisiyle çelişti. Bu iddiaları başka bir yazıda inceleyeceğim.

Süreyya Ayhan Kop Dosyasını Açarken…

Londra Olimpiyat Oyunları sona erdi. Kadın atletlerimizin imza attığı büyük başarılara doyasıya sevinmeye fırsat bulamadan Süreyya Ayhan Kop ile Atletizm Federasyonu arasındaki söz düellosuna tanık olduk.

Bu ülkede hep böyledir. Hiçbir başarı, mutluluk veren olay, bayram gereği gibi kutlanmaz. Kutlanamaz. Bayramlarımız, başarılarımız kavga ortamında zehir olur.
 
Ne olduğunu hatırlayalım.
 
Süreyya Ayhan Kop, Olimpiyat şampiyonluğunu sahiplenmeye çalıştı. Kamuoyunu doping davasıyla ilgili yanlış bilgilendirmeye devam etti.
 
Süreyya Ayhan Kop’u dinlerken, röportajlarını okurken onu ömür boyu men cezası almaya götüren süreci hatırladım. Ayhan, o dönem kamuoyunu ikna etmek için ortaya attığı iddiaları bugün tekrarlamakta sakınca görmüyor.
 
Medya da Ayhan’a destek veriyor. Birçok köşe yazarı Ayhan’ın ağzından çıkan her iddiayı doğru kabul edip devlete seslendiler. Devlet Ayhan’a sahip çıkmalıymış!
 
Enver Aysever’in Ayhan’ı konuk ettiği canlı yayın, medya desteğinin hangi boyutlara taşındığını gösterdi. Ismarlama sorularla bir mağdur yaratma çabası rahatsız ediciydi. Program objektif değildi. Ayhan’ın programdaki çelişik ifadelerinin bile üzerinde durulmadı. Atletizm Federasyonu Disiplin Kurulu, GSGM Tahkim Kurulu, Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin (4A_624/2009) kararları dikkate alınmadan, Ayhan’ın avukatının savunmasını dayandırdığı gerekçelerin tutulacak yanı olmadığı açıkça görülecekken; gerçek, sadece Ayhan’ın iddiaları ile yeniden kurgulandı. 
 
Özellikle CAS kararında her ayrıntısıyla açıklanan kronolojik olay örgüsü Süreyya Ayhan Kop’un olayları farklı anlattığını, hatta sakladığını gösteriyor.
 
CAS’ın ve Federal Mahkeme’nin kararlarına başka bir yazıda değineceğim.
 
Türkiye Atletizm Federasyonu ve federasyon genel sekreteri Nihat Doker’in Süreyya Ayhan Kop’un iddialarına yönelik cevaplarının ayrıca irdelenmesi gerekiyor.
 
Federasyon, farkında olmadan ihmalini kabul etti. Türk atletizminde bir sistem olmadığı, sporcuların denetlenemediği ortaya çıktı. Federasyon ile kulüpler arasında iletişim kanallarının olmadığı ya da iyi işlemediği anlaşıldı.
 
Nihat Doker ise CAS’taki duruşmada federasyonu gerektiği gibi temsil etmediğini, federasyonun verdiği cezanın arkasında duramadığını itiraf etti. Doker’in açıklamasından, federasyonun IAAF korkusundan CAS’a gittiği anlaşıldı.
 
Süreyya Ayhan Kop’un ömür boyu men cezası aldığı süreci, Atletizm Federasyonu’nun bu süreçteki rolünü ilerleyen günlerde yazacağım.
 
Şimdiden söyleyeyim: Süreyya Ayhan Kop’un 2004 yılında başlayan doping macerası Atletizm Federasyonu’nun bu konuda yetersiz olduğunu ortaya koydu. Devletin dopingle mücadelede geri kaldığı anlaşıldı. Dopinge karşı sıfır tolerans gösterilmesi gerekirken, federasyonlar ve devletin politikaları bu sporculara destek üzerine kuruldu. Doping yapan sporcular mağdur gibi gösterildi. Onlara her tür destek verildi ancak bu sporculara sorumlulukları hatırlatılmadı. 
 
2004’te gerçekleşen skandaldan sonra Atletizm Federasyonu ve Süreyya Ayhan aynı platformda buluşamadı. Atletizm Federasyonu, Süreyya Ayhan‘ı kamuoyunu doping konusunda bilgilendirmek için kullanamadı. WADA Kodu, Atletizm Federasyonu‘na yol gösteriyordu ancak federasyon gerginliği tercih etti. Sporcusu üzerinde otorite kuramadı.
 
Süreyya Ayhan Kop, ömür boyu men cezası aldıktan sonra köşesine çekilmeliydi. Çekilmedi. O hep sahalarda, sahalara yakın olmak istedi. İnat etti. Bu inat karşılığında Atletizm Federasyonu ve kulüplerin sporcularını koruması gerekirdi. Onlar ise sporcularını Süreyya Ayhan‘dan uzak tutamadı.
 
Süreyya Ayhan Kop, her fırsatta devletten destek beklediğini dile getirdi. Bu talep ciddiye alınmışa benziyor. Ayhan’ın iddiasına göre, spor bakanımız ona Mersin’de düzenlenecek Akdeniz Oyunları koordinatörlüğünü teklif etmiş!
 
Doping, şike ile birlikte sporun en büyük düşmanıdır. Sporun kirli yüzüdür. Hükümetin şike politikasını görünce, dopingle mücadele konusunda büyük umutlar beslemek çok zor.
 
Süreyya Ayhan Kop tekrar sahneye çıkmak istiyor. Medya desteğiyle kamuoyu bu gelişmeye hazırlanıyor. Ancak gerçekler henüz paylaşılmadı. Kimse Süreyya Ayhan Davası’nda olanları açıklamadı. Atletizm Federasyonu, Ayhan ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Oysa objektif, tarafsız ve konuyu bilen bir televizyoncunun yönetiminde iki taraf kamuoyu önünde tartışmalı! Atletizm Federasyonu, o süreci tüm açıklığıyla anlatmalı!

Atletizm Federasyonu’ndan Süreyya Ayhan’a Sert Tepki

Türkiye Atletizm Federasyonu, Süreyya Ayhan‘ın son günlerde çeşitli medya organlarında yayınlanan röportajlarında dile getirdiği iddialara sert tepki gösterdi.
Federasyon, Internet sitesinde aşağıdaki açıklamayı yayınladı.
“Süreyya Ayhan Kop’un son günlerde, Türkiye Atletizm Federasyonu (TAF) ve 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda elde edilen başarılar ile ilgili görsel ve yazılı basında yapmış olduğu açıklama ve yorumlar sonucu oluşan bilgi kirliliğini gidermek amacıyla yapılan bilgilendirmedir.
 
2012 Londra Olimpiyat oyunları öncesinde başlayıp, kadınlar 1500 metre yarışında sporcularımız Aslı Çakır Alptekin’in Olimpiyat şampiyonu olması ve Gamze Bulut’un aynı branşta Olimpiyat ikinciliğini elde etmesinden sonra, bu ortamı fırsat bilerek kendilerini ön plana çıkaran, Olimpiyatlardaki başarıyı bütünüyle kendilerine mal edip sahiplenerek kamuoyunu yanıltıcı bir şekilde halkımızın duygularını kullanarak ve gerçekleri yok sayarak yapmış olduğu açıklamalarTAF tarafından üzüntüyle karşılanmıştır. Oluşan bu yapay gündem ile ilgili kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı duyulmuştur.
 
Süreyya Ayhan Kop tarafından yapılan açıklamalar, tarafımızdan öncelikle Londra 2012 Olimpiyat oyunlarında kazanılan bu başarılarla büyük bir sevinç yaşayan Türk halkına, başarıları elde eden milli atletlerimiz Aslı Çakır Alptekin, Gamze Bulut ve antrenörlerine, diğer tüm atletlerimiz ve antrenörlerimizin emeklerine, her türlü şartta desteklerini eksik etmeyen başta Sayın Başbakanımız ve Gençlik ve Spor Bakanlığımız olmak üzere, Spor Genel Müdürlüğümüze ve TAF’a, Kulüplerimize, Sponsorlarımıza, Ulusal Basınımıza ve emeği geçen diğer tüm kişi ve kuruluşlarımıza yapılan bir saygısızlık ve haksızlık olarak değerlendirilmektedir.
 
Belirtmek isteriz ki, Süreyya Ayhan Kop geçmişte ülkemize üstün başarılar getirmiş Türk Atletizm tarihinde kendisine önemli bir yer edinmiş eski bir milli atletimizdir.
 
1.    Süreyya Ayhan 17 Ağustos 2012 tarihinde CNNTURK televizyon kanalında Sayın Enver Aysever’in konuğu olarak katılmış olduğu Aykırı Sorular programında;
 
a.    Aslı Çakır Alptekin’in kendi sporcusu olduğunu söyleyerek eşi Yücel Kop ve kendisinin katkılarından bahsederek elde edilen başarıyı tamamen sahiplenme çabasına girmiştir.
Milli atletimiz Aslı Çakır Alptekin’in resmi antrenörü İhsan Alptekin’dir. İhsan Alptekin TAFtarafından desteklenerek Spor Genel Müdürlüğü Atletizm Antrenörlüğü kadrosuna atanmış ve eğitim çalışmalarımıza katılmış üst düzey yeterlilik seviyesine sahip bir antrenörümüzdür. Aslı Çakır Alptekin ve İhsan Alptekin’in her yıl; yıllık hedefleri, antrenman programları, performans ölçümleri, alacakları ergojenik yardımlar, yapacakları kamplar ve katılacakları ulusal ve uluslararası yarışlar TAF yıllık faaliyet programında Teknik Genel Koordinatör ve diğer koordinatörlerimiz tarafından planlanmakta olup, yıl içerisinde sporcularımız ve antrenörlerimiz çok yakından takip edilmekte ve hedeflerindeki yarışlarda en üst seviyede performans göstermeleri için en iyi çalışma ortamları sağlanmaktadır.
 
Aslı Çakır Alptekin’in antrenörü İhsan Alptekin’in TAF’a belirttiği gibi, Süreyya Ayhan Kop ve Yücel Kop’un destekleri diğer antrenörlerle ilgili yapılan bilgi alışverişi içerisinde olduğu gibi sadece tavsiye niteliğinde görülebilir.
 
Tüm antrenman periyotlarının son kararının İhsan Alptekin kendisi ve sporcusu tarafından yapıldığını federasyonumuza belirtmektedir. TAF Teknik Kurulu’nun da yıl boyunca yapmış olduğu gözlemlerde, Aslı Çakır Alptekin’in antrenman programında Süreyya Ayhan Kop’un ve eşinin bir katkısı olmadığı tespit edilmiştir. Bu görüş İhsan Alptekin tarafından teyit edilmektedir.
 
b.   Aynı televizyon programında Süreyya Ayhan: “Bu federasyon bana ömür boyu ceza verdirtti. Ben bu federasyonla çalışmam.” şeklindeki açıklamalar yapmıştır.
 
2004 yılında World Anti-Doping Agency (WADA) yani Dünya Anti-Doping Ajansıgörevlilerinin Edirne’de Süreyya Ayhan’dan numune alımı sırasında, Süreyya Ayhan ve Yücel Kop ile WADA yetkilileri arasında yaşanan olaylar nedeniyle International Association of Athletics Federations (IAAF) yani Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği tarafından dava açılmıştır. Dopingle ilgili açılan davalar sporcunun bağlı olduğu ülkenin atletizm federasyonlarının disiplin kurullarınca yürütülür.
 
2004 yılında seçimle göreve gelen Mehmet Terzi başkanlığındaki TAF döneminden önce yaşanan bu olayın hukuki süreci yukarıda açıklandığı üzere IAAF’ın talimatları ile TAF disiplin kurulu tarafından yürütülmüştür. Dava IAAF’ın bir üyesi olan TAF tarafından IAAF’ın anti-doping yönetmeliğine göre alanında uzmanlaşmış hukukçulardan oluşan bir disiplin kurulunca yürütülmüştür. TAF Başkanı veya yönetim kurulu üyelerinin ve diğer kişilerin disiplin kurulunda her hangi bir görevlendirilmeleri söz konusu değildir ve davada kişisel olarak görüş bildirme veya etkileme gibi bir durumları ve yetkileri bulunmamaktadır.
 
2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Süreyya Ayhan Kop’tan alınan numunede iki adet yasaklı madde tespit edilmiştir. TAF disiplin kurulunca davası görülen bu konu IAAF anti-doping yönetmeliğine göre ikinci kez doping cezası verilmesi nedeniyle ömür boyu men cezası kararı verilmiştir. Gençlik Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu bu cezayı dört yıla indirmiştir. Süreyya Ayhan Kop davayı The Court of Arbitration for Sport‘a (CAS) yani Spor Tahkim Mahkemesi’ne taşımış, kendilerine sunulan her davayı sıfırdan görme (hukuk diliyle “de novo”) yetkisine sahip olan CAS’ta dava görülmüş ve IAAF ve WADA kuralları gereği Süreyya Ayhan Kop’a ömür boyu men cezası verilmiştir.
 
Her iki davanın evrakları detaylı bir şekilde federasyonumuz arşivinde bulunmaktadır. Sporcumuzun ve antrenörünün daha fazla rencide olmamaları için bu zamana kadar evraklardaki bilgi ve belgeler kamuoyu ile paylaşılmamıştır.
 
Bu iki dava arasında geçen ve Süreyya Ayhan Kop’un cezalı olan sürelerin dışında kalan bir yıllık süreç Mehmet Terzi’nin TAF başkanlığı döneminde sadece 2006 Haziran – 2007 Temmuz ayları arasındaki süreci kapsamaktadır. Bu süreçte TAF, Süreyya Ayhan Kop’un spora devam etmesi ve 2007 Dünya Atletizm Şampiyonası’na katılması için destek vermiş 6 ay süre için antrenman çalışmalarını yapması için Amerika Birleşik Devletleri’ne göndermiş ancak tüm destek ve isteklerimize rağmen, Süreyya Ayhan Kop ve antrenörü Yücel Kop, ne Avrupa 1. Ligi’nde ne de Dünya Atletizm Şampiyonası’nda yarışmalara katılmamışlardır.
 
Ayrıca, uluslararası hukuk kuralları gereğince; iki kez doping cezası almış ve bunun neticesinde ömür boyu men cezası almış bir sporcu olan Süreyya Ayhan Kop ve antrenörü Yücel Kop ileTAF olarak benimsediğimiz evrensel spor etiği değerleri gereği, birlikte çalışmamız veya herhangi bir şekilde görev vermemiz kesinlikle söz konusu değildir.
 
c.    Süreyya Ayhan Kop’un “Ülkem CAS’a müracaat ettiği takdirde cezam kalkacaktır.” şeklindeki açıklamaları hukuk çerçevesinde mümkün olmayan bir durumdur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki (AİHS) haklara ilişkin şikâyetlere bakabilir. AİHM’de ancak ve ancak AİHS’e taraf Devletler dava edilebilir. Bu devletler, Türkiye dâhil olmak üzere 47 Avrupa Konseyi üyesi devlettir. Dava konusu, o devlete atfedilebilir bir kamusal tasarruf olmak zorundadır. Bir uluslararası organı (CAS, WADA veya IAAF gibi ) dava etmek mümkün değildir. 
 
2.    24 Temmuz 2012 tarihli Hürriyet Gazetesinin 33. Sayfasında yer alan Özgür ÖZTÜRK’ ün “Hürriyet Özel” de 25 Temmuz 2012 tarihinde ise Euro Sport ve Milliyet internet sayfalarında yer alan, Süreyya Ayhan KOP röportajında; “Ben orada tam da o anda bittim.” şeklinde verilen haberlerle ilgili olarak TAF tarafından yapılan basın açıklamasına TAF resmi internet sitesinde aşağıda verilen bağlantıyla ulaşabilirsiniz
 
Uluslar arası platformda ömür boyu men cezası alan sporcularına ülkeleri hiçbir şekilde o branşla ilgili altyapılarda, olimpik aday kadrolarında, projelerde ve branşlarla ilgili diğer konularda görev vermemektedirler. Ayrıca, ceza alan sporcuların ülkelerinde ve uluslararası alanlarda aldıkları madalyalar ve şampiyonluklar geçersiz sayılıp madalyaları geri alınmakta aldıkları maddi destekler de kendilerinden tahsil edilmektedir.
 
Dünya spor kamuoyunda, sporcuların yaptıkları hataları kabul etmeleri ve özeleştiri yapmaları en önemli, erdemli ve etik davranış şekli olarak görülmektedir.
 
Dünyada bu konuyla ilgili örnekler bulunmaktadır. Doping kullanımı sebebiyle ceza alan sporculara tavsiye olunan en erdemli ve ahlaki davranış biçimi, doping kullanımının insan metabolizmasına verdiği zararların yeni nesillere anlatıldığı ve doping ihtiva eden ilaçların kullanılmaması gerektiğiyle ilgili bilgilendirmelerin yapıldığı seminerlere, kurslara ve panellere katılım yoluyla sporcuları bilgilendirmek olarak görülmektedir.
TAF çağdaş ve kurumsal bir yapı içerisinde çalışmaktadır. Kurduğu sistem ve uyguladığı projelerin neticelerinin son sekiz yılda Türk Atletizmindeki ivme ve kazanılan başarılarda açık şekilde görüldüğü gerçeği yadsınamaz.
 
Süreyya Ayhan Kop ve antrenörü Yücel Kop, yukarıda da açıklandığı gibi tüm iyi niyetli, yapıcı ve kucaklayıcı yaklaşımlarımıza rağmen, TAF’ın çağdaş, günümüz uluslararası spor konjonktürünün gerektirdiği bilimsel çalışmaları temel alan, tek amacı Türk atletizmini dünya standartları seviyesine çıkartmak ve Olimpiyat ruhuna uygun, fair-play anlayışını özümseyen sporcular yetiştirmek amacına hizmet etmek olan sisteminin dışında kalmayı tercih etmişlerdir.
 
Sisteme inanmayanların bugün sistemden bahsetmeleri manidardır.
 
Neticede ülkemizi, kendilerine her türlü desteği esirgemeyen kişi ve kurumları ve kendilerini üzecek bir tabloyla karşı karşıya kalınmıştır.
 
Tüm kamuoyunun bilgisine saygılarımızla arz olunur.”