Ali Koç’un Football Leaks Belgelerinde İşi Nedir?

Football Leaks, tekrar futbol dünyasını karıştırdı. Der Spiegel, Mediapart gibi yayın organlarının sitelerinde yayınlanan iddialar herkesi çok şaşırttı.

Peki bu belgelerde Türk futboluyla ilgili hiçbir iddia yok mu? Uluslararası futbol sektöründe Türkler’in adı telaffuz edilmiyor mu? Türk futbolu temiz mi?

Elbette Türk futbolu da Football Leaks’te yerini aldı.

Zeynep Şentek ve Craig Show tarafından hazırlanan ve The Black Sea sitesinde yayınlanan haberde çok çarpıcı iddialar yer alıyor.

İddiaya göre, Türk futbolunun iki büyük ismi Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nü (BJK) büyük zarara sokan işlemlerde büyük rol almışlar.

Bugün Türkiye Futbol Federasyonu’nun başkanı olan ve o dönemde BJK’nin başkanlığını yürüten Yıldırım Demirören, Portekizli futbolcu Hugo Almeida’yı bir fon aracılığıyla BJK’ye transfer etmiş. İlerleyen günlerde fon şirketinin, BJK’yi âdeta kelepçelediği ortaya çıkmış. Şirket, BJK’nin transfer politikasına doğrudan müdahil olmuş. Beşiktaş, fon şirketinin önerdiği kulüple transfer yapmayı reddetmesi halinde fon şirketine yüklü miktarda tazminat ödemeyi bile kabul etmiş. Hukuk uzmanları fon şirketi ile Beşiktaş arasındaki sözleşmenin pek sık rastlanılır türden olmadığını, âdeta delilik olduğunu belirtmişler.

Yıldırım Demirören, Hugo Almeida transferini menajer Jorge Mendes aracılığıyla ve Mendes’in fon şirketi üzerinden yapmıştı. Mendes hem menajerlik ücretini almış hem de fon şirketi aracılığıyla Almeida’nın ekonomik haklarının önemli kısmını elinde tutmaya devam etmiş.

Menajer Ahmet Bulut’un, Mendes’in Türkiye’deki işlerinde aldığı rolü ise gözden kaçırmamak gerek.

Beşiktaş’ı ağır maddi yük altına sokan skandalın bir başka boyutu var.

Konuyla alakalı yazının ilgili bölümünü aynen paylaşmak isterim:

Gizli yatırımcı: Fener’in Koç’u

Tek menfaat çatışması Mendes’inki değildi. Almeida’yı satın almak için kullanılan para QSI’in yönettiği küçük fonların birinden geldi. Quality Sports II Investment (QS-II) adındaki bu fon şirketi yine Jersey’de kuruluydu. Yatırımcılarından topladığı parayı QSI’e aktarmış, oradan da QFIL’e giden parayla Almeida satın alınmıştı. Böylece Almeida’nın yüzde 45 ekonomik haklarının sahibi QSI-II olmuştu. Football Leaks belgelerinde bulunan bir dosyaya göre QSI-II’ye yatırımcı olmak için en az 250 bin avro gerekiyor ve karşılığında fon, yatırımcılarına yılda yüzde 10 kâr vadediyor.

QS-II’nin yatırımcı listesinde ilginç bir isim göze çarpıyor: listede yazıldığı haliyle “Yildirim Ali Koc”. Koç, fonun danışma kurulunda da yer alıyor. Ali Koç, ülkenin en büyük şirketlerinden Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Fona yatırımcı olduğu sırada ise Fenerbahçe yönetim kurulundaydı ve asbaşkanlık görevini yürütüyordu. Haziran 2018’den beri de kulübün başkanı.”

Özetle, Yıldırım Demirören, BJK’yi kelepçeleyen sözleşmeleri imzalamış. Kelepçenin anahtarını tutan şirketin yatırımcılarından biri ise Ali Koç imiş.

Türk medyası susuyor. Oysa çok soru var

Türk medyası, şike sürecinde Beşiktaş ve Fenerbahçe hakkında gerçek haber yapamadı. Spor Tahkim Mahkemesi’nin Fenerbahçe ve Beşiktaş ile ilgili kararları geçiştirildi. CAS kararlarındaki detaylar hiçbir zaman kamuoyunun bilgisine sunulmadı.

Türk medyasındaki bu bilinçli suskunluk Football Leaks ile devam ediyor.

Buna şaşırmıyoruz.

Oysa medyanın aşağıdaki soruları sorması, soruşturması, tartışması gerekirdi:

  • Hugo Almeida’nın BJK’ye transferi ile ilgili iddialar doğru mu? Yıldırım Demirören ve Ali Koç ile ilgili iddialar doğru mu?
  • İddialar doğru değil ise, neden Yıldırım Demirören ve Ali Koç kamuoyunu aydınlatmıyorlar?
  • Yıldırım Demirören ile Sergio Mendes arasındaki ilişkinin kapsamı nedir
  • Yıldırım Demirören, BJK’ye Sergio Mendes aracılığıyla gerçekleşen transferlerden maddi menfaat elde etti mi?
  • Yıldırım Demirören’den sonra BJK yönetimine gelen Fikret Orman ve ekibinin, Sergio Mendes ile işbirliği yaparak BJK’yi enkaza çeviren ve BJK Kongresi’nin ibra etmediği Yıldırım Demirören’e sorumluluk davası açmamasının sebebi nedir?

Yukarıdaki soru garip değil. Zira bazı futbol kulüplerinin yöneticilerinin menajerlerle ortaklık ilişkisi kurdukları, kulüpleri ile ilgili transferlerden komisyon aldıkları biliniyor. Örneğin, Monako Kulübü’nün başkan yardımcısı Vadim Vasilyev, Monako Kulübü’nden transfer edilen futbolcuların transfer bedellerinden %10 kazanç sağlıyordu. Monako Kulübü, bu iddiayı reddetmedi. Hatta Vasilyev ile Monako Kulübü arasında imzalanan sözleşmede kârdan pay alınmasını öngören bir hüküm olduğunu açıkladı.

Yıldırım Demirören’in Beşiktaş’ın taraf olduğu transferlerden maddi menfaat elde edip etmediği araştırılmalıdır.

  • Yıldırım Demirören, Hugo Almeida’nın transferine fon sağlayan şirketin yatırımcıları arasında Ali Koç’un da bulunduğunu biliyor muydu? Beşiktaş yönetimi, fon sağlayan yatırım şirketinin yapısını araştırmış mıydı? Ezeli rakipleri Fenerbahçe’nin yöneticisinin kendilerine fon sağlamasını garipsemediler mi?
  • Yıldırım Demirören ile Ali Koç arasında menfaat ilişkisi var mıydı?
  • Hugo Almeida transferinin gerçekleştiği dönemde Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetim kurulu üyesi olan Ali Koç, neden BJK’nin futbolcu transferine fon sağladı?
  • Yatırımcısı olduğu ve ayrıca danışma kurulunda yer aldığı şirketin Ali Koç’tan habersiz BJK’ye fon sağlaması düşünülemeyeceğine göre, Ali Koç’un, rakip şirketi güçlendirecek bir transfer yapılmasına fon ayırması menfaat çatışması değil midir?
  • Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan istifa edecek mi?
  • Ali Koç, Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığından istifa edecek mi?
  • BJK yönetimi, Yıldırım Demirören’e dava açacak mı?
  • Fikret Orman, Football Leaks’teki iddialar hakkında Beşiktaş Kongresi’ni bilgilendirecek mi?
  • Fikret Orman ve yönetimi Yıldırım Demirören’e dava açmamakta kararlı ise, Beşiktaş Kongresi, Fikret Orman’a dava açılmamasının gerekçesini soracak mı?

Yargıtay, Yıldırım Demirören’e Verilen Beraat Kararını Bozdu

Yargıtay ve Danıştay’ın emsal kararları bu kurumların internet sitelerinde yayınlanıyor. Ben de sık sık bu siteleri ziyaret ederek anahtar kelimeler ile arama yapıyorum.

Dün akşam “futbol” kelimesi ile arama yaptım. Özellikle 6222 sayılı Kanun hakkında birçok ilginç karar buldum. Bu kararları ilerleyen günlerde paylaşacağım.

Kararları okurken, Türk medyasında manşet olması gereken ancak tek kelime bile haberi yapılmayan bir karara rastladım. Okumaya devam et Yargıtay, Yıldırım Demirören’e Verilen Beraat Kararını Bozdu

Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Türkiye Futbol Federasyonu, Tayfur Havutçu’yu Milli Takım’da görevlendirdi.

Havutçu’nun geçmişi ve başka kurumlardaki görevleri, TFF’deki görevini şüpheli hale getiriyor.

Okumaya devam et Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Yıldırım Demirören A Haber ve A Spor’a konuk oldu

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören A Haber ve A Spor’a konuk oldu.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in programda yaptığı açıklamalar şöyle: Okumaya devam et Yıldırım Demirören A Haber ve A Spor’a konuk oldu

Sporda Şiddetin Önlenmesi Toplantıları Yapıldı

Süper Kupa’da yaşanan holigan olaylarından sonra devlet teyakkuz ilan etti. İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı ile Adalet Bakanı toplantılar düzenlediler.

Dün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir açıklama yapmıştı.

Bugün ise Bakanlar ile Hentbol, Basketbol, Voleybol ve Futbol Federasyon başkanları buluştular. Toplantıdan sonra basın açıklaması yapıldı.

Basın toplantısı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Türkiye Futbol Federasyonu‘nun sitesinde yer buldu.

Yıldırım Demirören TFF Genel Kurulunda Konuştu

Bugün Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulu gerçekleşiyor.

Az önce TFF Başkanı Yıldırım Demirören genel kurula seslendi.

Demirören’in konuşması TFF’nin sitesinde yayınlandı.

Bu konuşma üzerine çok sert yorumlar yapılacaktır. Zira Demirören kamuoyunu yanıltmaya çalıştı; konuları saptırdı.

Yorumlarımı daha sonra paylaşacağım.

Şimdilik TFF sitesinde yayınlanan konuşma metnini bilginize sunmak istiyorum. Okumaya devam et Yıldırım Demirören TFF Genel Kurulunda Konuştu

TFF Başkanı Demirören, Futbol Aktüel Programı’na Katıldı

TFF Başkanı Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, NTV ve NTV Spor’da canlı olarak yayınlanan Futbol Aktüel programına katıldı.

TFF, bu yayına sitesinde yer verdi.

Röportajın bazı bölümleri hakkında uzun uzun tartışmak gerekiyor. Şimdilik röportajı yayınlamakla yetineceğim.

TFF’nin sitesinde yayınlanan röportaj aşağıdaki gibidir:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, NTV ve NTV Spor’da canlı olarak yayınlan Futbol Aktüel programında, spor medyasının önde gelen yöneticilerinden Doğuş Medya Spor Grup Başkanı Fuat Akdağ, Hürriyet Gazetesi Spor Müdürü Mehmet Arslan, Haber Türk Spor Müdürü Halil Özer, Sabah Gazetesi Spor Müdürü Murat Özbostan ve Milliyet Gazetesi Spor Müdürü Tayfun Bayındır‘ın soruları yanıtladı.

Yıldırım Demirören: Öncelikle bu programa geçen hafta Cuma günü gelecektim; ancak Zürih seyahatim vardı; UEFA’ya gittim. Ben bir kulüp başkanına cevap vermek için gelmedim buraya. Bir kişiyle kavga etmek değildi amacımız. Sizler gibi değerli kişilerle Türk futbolunu konuşmak istiyorum. Programın faydalı olacağına inanıyorum. Zürih’te UEFA ile bir toplantımız oldu. Listelerde değişiklik yapılacak. Bizden görüş aldılar. Toplantının en güzel yanı kulüplerimizle ilgili temaslarda bulunduk. Bazı kulüplerimiz Mali Fair-Play konusunda UEFA ile görüşüyor. UEFA bizim kulüplerimizden çok memnun. Sıkı bir şekilde inceliyor bizi. Hatta Fenerbahçe’nin yaptığı müracaata olumlu bakıyor. Döviz arttığı için Fenerbahçe’nin de borcu arttı. Hatta tüm kulüplerimizin arttı. Bazı kalemlerde oynama yapmak istiyorlar. Bunu sordular UEFA’ya… UEFA da taahhütleri yerine getirdikleri için olumlu bakıyor bu konuya. Bu konu tüm kulüplerimizi ilgilendiriyor. Bu da ne kadar iyi bir yapılanmayla gittiğini gösteriyor. Oradan memnun olarak döndük.

Ben de kulüp başkanlığı yaptım. Zamanında taraftardım. Medyanın bakış açısını taraftar olarak da, kulüp başkanı olarak da, Federasyon Başkanı olarak da, Medya Patronu olarak da gördüm. Hiçbir zaman şu haberi yapın, bunu edin demedim. Böyle bir tarzım yok. Benle çalışanlar bilir. Kamuoyunda bir gerçek var. Fenerbahçe haberi daha çok satar. Bu tiraj olarak kullanılıyor. Buna bir şey diyemem. Onun haricinde hayatta karışmam bu konuya… Ne ben, ne de ekibim başka bir muhabirimize şu haberi kullanın, kullanmayın demeyiz. Bu mevkiler geçici… Yarın müdürümün suratına bakamam bu talimatları verirsem…

Mehmet Arslan: Bu anlamda buradaki çalışan arkadaşlarıma kefilim…

Yıldırım Demirören: Ama şunu yaparım; hem Tayfun kardeşimden, hem de İbrahim Seten kardeşimden futbol dünyasında ne oluyor diye görüş alırım. Ya da bana tavsiyelerde bulunmalarını isterim. Sonuçta her soruya cevap vermek zorundayım. Bunun haricinde hiçbir şeye karışmam. Ben Beşiktaş Başkanlığı’nı bıraktığım gün; kulüpten alacağım vardı doğru. Alacağım 100 milyon lira… Fikret Başkan ile geçen sezon bir araya geldik. Gelmemin sebebi bu borcun belli bir kısmını kulübe bağış yapacağım… Fakat sonra düşündüm ki Federasyon Başkanı olarak eğer Beşiktaş Kulübü ile maddi bir anlaşmaya girersem bu durum farklı yerlere çekilir. Böyle bir anlaşma yapmadım. Ayrıldığım gün alacağım 60 milyon dolardı. Alacaklarımın hepsini dolar olarak alacaktım. Ancak bu anlaşmayı yapmadım. Türk lirası üzerinden anlaştık. Bu görevim sürdüğü sürece Beşiktaş’tan alacağımı almayacağım. Mehmet Ali Aydınlar, Federasyon Başkanı seçildiği gün; Fenerbahçe’nin en büyük sponsoruydu. Bunun başka yerlere çekilmesi komplo teorisidir…

Tayfun Bayındır: Sizin şirketlerinizde çalışan bazı kişilerin; TFF bünyesinde çalıştığı söyleniyor. Ya da Beşiktaş’ta çalışan kişilerin, TFF’ye geldiği söyleniyor. Bununla ilgili ne diyeceksiniz?

Yıldırım Demirören: 15 Temmuz gecesi çok şey değişti. Biz 26 Temmuz’da en büyük sivil toplum kuruluşu olarak ben dahil bütün çalışanların bilgilerini Ankara İstihbarat Birimleri’ne gönderdik. 26 Temmuz… Maili de cebimde. Gönderdiğimiz kişinin adı da bende. Zaten Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan TFF her zaman inceleme içinde. Göndermemize gerek bile yok ama biz yine de gönderdik. Buradan gelen cevaplara göre bazı kişiler ile yollarımızı ayırdık. Bu işi bilen bir arkadaşımıza sorduk; tavsiye istedik. İnsanlar kefil olmaya korktular. Biz o gün ne yaptık? FETÖ’cü olmayan insanları aldık. Tahkim Kurulumuzda bir tane bizde çalışan vardır; Kulüp Lisans’ta bir tane çalışan vardır… Bunlara güveniyoruz. Bu insanlara karar mı çıkarttırıyoruz? Hayır. Güveniyoruz kendilerine. Ben Beşiktaş Başkanlığı yaptım. Tabii ki Beşiktaş Kulübü’nden yönetici arkadaşlarımı Yönetim Kurulumuza aldım. 5 tane. Ama Fenerbahçe’den de 5 yöneticimiz var. Fenerbahçeli olan Başkanvekilimiz var. Profesyonel olarak Beşiktaş’tan 2 kişi getirdim. Siz Galatasaray Başkanı olsanız, federasyona gelseniz ilk getireceğiniz kişiler güveneceğiniz kişiler olmaz mı? Personel sayısına bakalım. En çok hangi takımı tutan vardır? Bana göre Beşiktaşlı sayısı çok daha azdır.

Yöneticilerin, kurulların alacağı kararı bilme şansı yok. Bizde herkesin bir görevi var. Hukuk işlerinden sorumlu yöneticimiz Sayın Hüsnü Güreli’dir; ki kendisi Türkiye’de bu konuda tartışılmaz bir insandır. Onun haricinde yönetici hukuka karışacak; hakeme karışacak gibi bir durum olmasına imkan yok. Tarafsız görev yapmak zorundayız. Bunu bana lafla değil de ispat edebilen varsa gelsinler.

Halil Özer: Milli Takım krizi herkesi yaraladı. TFF bu süre içinde krize neden müdahale etmedi? Neden oluruna bıraktınız ve herkesin yara almasına izin verdiniz?

Yıldırım Demirören: Öncelikle kriz dediğimizin ismi prim krizi diye çıktı. En son TV programında söylemiştim. Biz primi açıkladığımız zaman Kasım ayıydı. Kriz Eylül ayında çıktı. Bütün herkes ne kadar prim alacağını biliyordu. Bizim en büyük sıkıntımız şu: Müdahale etmemiz gerekiyor muydu? Öncelikle hocamızla oyuncu arasında çözülmesi gereken bir problemdi. Biz bu krizin çözüleceğini ve biteceğini biliyorduk. Bildiğimiz için kenarda durduk.

Halil Özer: Emre Belözoğlu’nun çözmesi içinize sindi mi?

Yıldırım Demirören: Emre kardeşimiz konuya son dakika dahil oldu. Kendisine teşekkür ederiz. Biz konuya girecektik ancak Emre olayı sadece 2 saat hızlandırdı. 6 oyuncumuzun cezası vardı. Konu Arda ile hocamız arasında gösterildi ama 6-7 oyuncu vardı. Benim konuşmam doğru olmazdı. Çünkü yarın bize dönebilirdi. Konunun hocamız tarafından Kosova maçından önce çözüleceğini bildiğimiz için bekledik. Bire bir müdahale etmemizin anlamı yoktu. Burak golünü attı. Toparlanma sürecine girdi. Bu konu geride bırakıldı. Kesinlikle bırakıldı. Bundan sonra bırakılmaması Milli Takım’a zarar verir. 

Halil Özer: Hakemler de hata yapar diye bugüne kadar geldik. Eskiden 2 hata olurdu; bütün sezon onu konuşurduk. Her hafta ligin kaderini etkileyecek hatalar yapılıyor. Hakemlik sistemi iflas etmiş durumda. Hakemlik sistemini ayağa kaldırmak için nasıl bir projeniz var? Yoksa; “Hakemler de hata yapar?” mı diyeceksiniz? Ben hakemlerin hata yapmasını kabullenemiyorum. Harcanan bedellerin bir düdükle silinmesini kabullenemiyorum.

Yıldırım Demirören: İnsanın olduğu yerde hata olur. Hakem de hata yapar. Yapmaya devam edecek. Bu hatalar Premier Lig’de de yapılıyor. Eskiden az yapılırdı. Şimdi orada bile her hafta yapılıyor. Rahatsız mıyım? Evet. Ama hakemler hata yapıyor. UEFA da Avrupa’daki hakem hatalarından rahatsız. Kendi içlerinde bile yenilenmeye gidiyorlar. Bizim geçen sene Kulüpler Birliği’ne, “Gelin MHK’yi size bağlayalım; profesyonelleşsin” önerimizin bir benzerini UEFA yapmaya çalışıyor. Hatanın düzeltilmesi için hep beraber hareket etmemiz lazım. Avrupa’daki kadar oyuncularımız hakeme destek olmuyor. Bu kadar büyük baskı; hakemleri daha çok hataya zorluyor. Kamuoyunda hakemlerin üstünde büyük bir baskı oluşuyor. UEFA’dan Roberto Rosetti şu an eğitim konusuyla ilgileniyor. Aslında biz TFF olarak gerekli şeyleri zaten yapıyoruz. Yeni bir sisteme girdiğiniz vakit oturma süreci 3-4 yıldır. Biz ilk yıldan iflas ettirirsek hiçbir yere varamayız. Her yenilik sancılı başlar. Biz de sancılı başladık. Ama hakeme yüklenmek doğru değil. Video sistemine hazırız. Mart ayında ilk denememiz başlıyor. Hakemle ilgili bize verilecek bir öneri varsa eğitimle ilgili; biz hazırız. Premier Lig’in hakem kuruluşu, “Siz önce kafanızdaki görüşü değiştirin” dedi. Ben hakemlere her zaman, “Adil olun. Hatanızı hata ile kapatmayın” dedim. Bunu yapanın arkasındayım. Yapmayan zaten gider.  MHK Başkanı ikinci yarıdan umutlu olduğunu söyledi. Olmazsa değerlendirmemizi yaparız. Art niyetli hatayı kabullenemem. Profesyonel hakem sayısını yeterli buluyorum.

Murat Özbostan:  Sayın Aziz Yıldırım’ın bazı açıklamaları oldu. Bunlardan bir tanesi de hakemlerin arasındaki gruplaşma… Böyle bir gruplaşma var mı? Cüneyt Çakır bir grubu temsil ediyor mu? Bu iddialarla ilgili bakış açınız nedir? Video hakemin Mart ayında başlayacağını söylüyorsunuz. Bu konuyu futbol adamlarıyla tartışmayı düşünüyor musunuz; yoksa TFF’nin bir kararı olarak diret hayata mı geçecek?

Yıldırım Demirören: Bakın biz ihale dahil, Video Hakemlik dahil Kulüpler Birliği’nin görüşünü alarak, bir araya gelerek adımlar attık; hatta gerektirdiğinde Kulüpler Birliği’nden elemanlar alarak işe girişeceğiz. Bir komisyon kuracağız. Öncelikle IVAB ile anlaşma imzalamamız gerekiyor. Sonra bu sistemi kuran 8 firma var; teklifleri toparlayıp; komisyonla çalışmaya başlayacağız. Mart ayında deneme yapıp; sistemin nasıl olacağını kamuoyuyla paylaşacağız. Video Hakemlikle ilgili başkanları ve teknik adamları çağırdık Antalya’ya… Sadece 2 başkan, 2 teknik adam geldi. Bunların hepsi yapılacak. Böyle önemli işleri paylaşarak görüş alacağız. Yabancı konusunda da aynı şeyi yaptık, ihalede de yaptık, Video Hakemlik’te de yaptık. Yönetim olarak 1. Lig’e, “Vakıf kurun” dedim. Bütün TFF 1. Lig Kulüpleri vakıf kurdu. Onlarla paylaşıyoruz. 2. Lig Kulüpleri de vakıf kurdular. Onlarla görüşleri paylaşıyoruz. Hakem konusunda gruplaşmaya gelince… Biz burada 6 kişiyiz. 3 kişiden fazla her yerde gruplaşma olur. Art niyetli bir gruplaşma olamaz. Bunu bana ispat etsinler. Bu sözü söylerken Serkan Çınar, Cüneyt Çakır gruplaşması deniyor. 2008’den beri 6 maç yönetmişler birlikte… Bu sezon da 1 kez maç yönetmişler… Ciddi bir şeyler varsa gelin savcılığa gidelim. Böyle birileri varsa kökünden temizleyelim. Ama duyum almakla bu işler olmaz. İngiltere’de komplo teorisi çıkmıyor, İspanya’da çıkmıyor. Ben görmedim. Hakemlerimiz formsuz. Onlara her türlü imkanı sağlıyoruz. O günkü şartlarda FETÖ’cü olmadığını bildiğimiz, güvendiğimiz bir kişiyi getirdik. Hatası varsa sezon sonunda Yönetim Kurulumuz olarak değerlendiririz. Güvendiğimiz, çalıştığımız, sevilen, sayılan bir insanı getirdik. Yola çıkarken bu komiteler yoktu. O lanet geceden sonra istihbarattan okey aldığımız kişileri getirdik.

Tayfun Bayındır: Hakem konusuna devam etmek istiyorum. İyi bir camia. Bu soruyu rahatlıkla sorabilirim. Sizin de, buradaki herkesin de hakemi beğenmediği maçlar oluyor. Bir ya da iki gün sonra o maçın gözlemcisinin hakeme 8.5 gibi yüksek bir not verdiğini görüyoruz. Bunun sonucunda da o hakem tekrar tekrar maç alıyor. Hakemlerle gözlemciler arasında bir ahbap-çavuş ilişkisi olduğuna inanıyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Keşke bu soruyu sen sormasaydın. Şu an açıklayacağım şeyi ilk kez açıklıyorum. Kulüp başkanı iken bu tarz şeyleri ben de söylüyordum. Sistemin içinde olabilir de… Seminere gitmeden önce Sayın Yusuf Namoğlu ile bir karar aldık. Gözlemcilik sistemini İngiltere ile aynı sisteme çeviriyoruz. Gözlemci maça bile gitmeyecek. Birkaç gözlemci maçı TV’den izleyecek. Hepsi raporlarından yazacak. Sonra kurulacak komite; o raporları inceleyerek sonuca varacak. Bu bir fikir… Bunu herkesle tartışacağız. Her konuyu tartışacağız. Her şey şeffaf olarak açıklanabilir. Kulüplerimiz böyle bir talepte bulunursa; hukuk da uygunsa hepsi yapılabilir. Ne kadar açık olursak Türk Futbolu’nu o kadar kurtarmış oluruz. Gelin yapalım; tartışalım. Gözlemci sisteminin yürümediğine, tam olmadığına biz de inanıyoruz. Önümüzdeki sezon için yeni bir sistem getirmeyi planlıyoruz.

Tayfun Bayındır: Hakemler ciddi bir rakam kazanıyor. Maç yapan da, yapmayan da yüksek bir ücret alıyor. Bu durum düzeltilebilir mi? Kötü yönettiği; gözlemci raporlarıyla saptanan hakemin maaşı düşebilir mi?

Yıldırım Demirören: Sezon başlamasına 15 gün kala böyle bir öneri gündeme gelmişti. Ama şimdi hakemlerimizle de konuşup bu sistemin değişmesini konuşacağız. Yeni bir sistem kurulacak.

Mehmet Arslan: 2 noktaya değineceğim. Finansal Fair-Play konusunda UEFA’nın, Türkiye’ye olumlu baktığınızı söylediniz. 2016 nasıl geçti? 2017 yılında Finansal Fair-Play’a uymayan kulüplere, “Dur” diyebilecek gücü var mı TFF’nin?

Yıldırım Demirören: Bir karar aldık. Bunu kulüplerimize gönderdik. İlk sene yüzde 30 bütçe fazlası verebilecekler, ikinci sene yüzde 20; üçüncü sene denk bütçe olmak zorunda… Ne kadar makyaj yapsalar da Yeminli Mali Müşavirler tarafından kaşeli geliyor bütçeler. Orada da makyaj yapıyorlarsa artık bilemem ben… Kulüplerimizin bu kadar art niyetli olduğunu düşünemiyorum.

Mehmet Arslan: Aziz Yıldırım, “Başbakan bile 25 bin lira maaş alırken TFF’de kaç kişi bu maaşın üzerinde maaş alıyor?” diye sordu. Nedir bu sorunun karşılığı?

Yıldırım Demirören: 2012 senesinde göreve geldiğimizde 300 milyon lira olan bütçemiz; 2016-2017’de 550 milyon lira. TFF olarak 196 milyon lira tasarruf yapmışız. Bu tasarrufu yaparken bütün kulüplerimizin gecikmiş paralarını ödedik. Kasamızda 100 milyon küsür lira var. Biz göreve geldiğimiz zaman bu rakam 30 milyon liraydı. TFF’de 25 bin liranın üzerinde maaş alan sadece 1 veya 2; bilemediniz 3 kişi var; onun haricinde yok. Biz Genel Kurulumuzda bütçemizi açıklıyoruz; bunu herkes de görüyor zaten. Başarılıyız bence bu konuda…

Halil Özer: UEFA’dan gelen cezalar genelde UEFA sopası olarak kulüplere bildirilir. Neden TFF bu cezaları önceden vermez de UEFA verir kulüplerimize?

Yıldırım Demirören: Şimdi veriyoruz bu cezaları. Türkiye’de kulüplerin nasıl yaşadığını ben çok iyi biliyorum. Kulüplere tölerans tanımazsak kimse sahaya çıkamaz. Vergi borcu olana lisans çıkartmayacağız dedik. Geçen sene uyguladık. Şimdi denk bütçeye geçiyoruz. 3 Temmuz dönemi ve benim seçildiğim dönemi hatırlayın lütfen. Futbol bitmişti, 8 takım Avrupa’ya gidemiyordu; şike süreci vardı. Bugün Avrupa’nın yayınlar konusunda en pahalı 5. ülkesiyiz. İhalemiz 7 dakika sürdü. KDV dahil 600 milyon dolara yayınlarımızı sattık. Bunu TFF olarak yaptık. Bugün mart ayını gören 3 kulübümüz var. Tüm kulüplerimize ve Kulüpler Birliğimize teşekkür ediyoruz. Kulüplerimizin gelirleri yüzde 20 arttı. TFF bunu denetleyecek. Denk bütçe ile denetleyecek. Belirli bir süreç içerisinde borçlar bitmek zorunda. Biz de böyle bir karar aldık.

Fuat Akdağ: Bunun bir yaptırımı yok. Yaptırımı UEFA yapıyor. Federasyon lisans veriyor ama UEFA vermiyor. Bunu denetleyecek mekanizmalar oluşturulması söz konusu mu?

Yıldırım Demirören: Bununla ilgili kanun çalışması var biliyorsunuz. Bu çalışma değerlendiriliyor. Bununla beraber dernekler kanunuyla beraber bütünleşip; yöneticiler sorumlu hale gelecek. Kulüpleri toparlamaz da bu kanunu çıkartırsak gelecek yönetici bulamayız. Borcu çözmek de denk bütçeyle olacak. Kanunda yöneticiler sorumlu olacak.

Murat Özbostan: Kulüpler Birliği Yasası bir sonuca ulaşamadı. Yayın gelirinden iyi bir gelir elde ettiniz. Çok da güzel statlar yapılıyor. En son Gaziantep’teki stadımız açıldı. Bir sıkıntı var. Seyirci sıkıntısı. Ortalama 8-9 bin civarındayız. Avrupa 2. Ligleri’nin bile gerisindeyiz. Bu duruma kafa yoruyorsunuzdur. Neden seyirci maçlara gelmiyor? Siz TFF olarak kafanızda düşündüğünüz bir proje var mı?

Yıldırım Demirören: Öncelikle belirli rakamlar vereyim. Bunu herkes Passolig’e bağlamaya çalıştı. Passolig çıkmadan önce ortalamamız 10980’di. Şu an 8908… Yani 2 bin kişi kayıp. Zaten bu 2 bin kişi, tribünlerde görmek istemediğimiz taraftar kitlesi. Öbür taraftan bu sorunu kulüplerle birlikte çözebiliriz. Bizim sahayı, stadı günlük aktüel aktivite haline getirmemiz gerekiyor. Kavga ortamından kurtarıp; stadın eğlence merkezi haline getirilmesi gerekiyor. Bunu kulüplerle birlikte yapabiliriz. TFF bunu tek başına yapamaz. Burada herkese çok vazife düşüyor. Oranın dövüşlerin; kavgaların yapıldığı bir arena olmadığı, eğlence merkezi olduğunu herkes bilmeli. Kavga ortamının artık bitirilmesi lazım. Biz bu kavga ortamını kulüplerle beraber olup bitirmezsek; 8 binler; 5 binlere düşer. Statlar eğlence merkezi olmalı.

Fuat Akdağ: Bu oyunun pazarlanması, maçların pazarlanması, oranın yaşaması; insanların çocuklarıyla gelmesi konusunda TFF’nin, kulüplere yardımı olabilir mi?

Yıldırım Demirören: Bildiğim kadarıyla Kulüpler Birliği bu konuyla ilgili bir çalışma yapıyor. Seminerler verecek. Herkesin beraber bu adımı atması lazım. Bu adımı hep birlikte atıp marka değerini arttırmamız lazım. Demin ben övündüm 600 milyon dolara sattık diye. 5 sene az bir süre. 5 sene sonra 800 milyon dolarlık bir değere getirmemiz gerekir. Statları eğlence merkezlerine dönüştürmemiz lazım.

Mehmet Arslan: Kurla ilgili tartışmalar oldu. Kuru sabitlediniz mi?

Yıldırım Demirören: Kur biz anlaşmayı imzaladığımız gün sabitleniyor. Birkaç şey var. Daha anlaşma imzalamadık. Bu arada yayıncı kurulun kurla ilgili talebi oldu. Kulüpler Birliği ile konuyu görüştük. Kulüpler de 17 kulüp olarak imzayla kabul etti. Bir tek Fenerbahçe itiraz ediyor. 5 sene boyunca fedakarlık yapılacak. Toplam 50 milyon dolar gibi bir fedakarlık yapılıyor. Kulüpler Birliği 17 kulüp olarak bize bu durumu kabul ettiğini belirten kağıt gönderdi. Göksel Başkanıma ve değerli kulüp başkanlarımıza teşekkür ediyorum.

Tayfun Bayındır: Aziz Yıldırım son dönemlerde o kadar çok soru sordu ki; biz de o sorular üzerinden gidiyoruz. Sormayınca da taraflı basın oluyoruz. Sayın Aziz Yıldırım son açıklamasında kulüplerle bir araya geleceğini ve onlarla görüşüp; seçim atmosferi oluşturmayı planladığını söyledi. Seçimle ilgili bir planlamanız var mı?

Yıldırım Demirören: TFF seçimi 2019’da… Allah kısmet ederse seçimi o tarihte yapacağız. Sayın Aziz Yıldırım’ın Kulüpler Birliği’ni hatırlamasına sevindim. Burada aldığımız kararlara keşke kendileri de iştirak etse. 2 duayenimiz kaldı. Biri İlhan Cavcav, biri Aziz Yıldırım. Onların görüşlerine ihtiyacımız var.

Tayfun Bayındır: TFF’nin seçim sistemi sorunlu gözüküyor. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Statü değişikliğini düşünüyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Doğru. Yapılması gereken bir çalışma. Genel Kurul bu kararı alacak. Biz alamıyoruz. Daha önce, “Gelin bunu yapalım” dedim zaten. Burada Süper Lig kulüpleri ağırlığı çekiyor; sonra TFF 1. Lig; öyle gidiyor. Bu mantığın değişmesi gerekiyor. Bu kullanıldı da federasyonlar için. Bunu yaparken kulüplerimizin ezilmemesi gerekiyor. Bu zor bir denklem. Denklemi çok iyi oturtmamız lazım. Herkesin güzel fikirlerine ihtiyacımız var. Ben yönetim olarak bu fikre açığım. Tek başıma karar alamam ama açığım.

Halil Özer: Şu andaki seçim sistemine göre yüzde 40 toplanırsa seçim olur. Diyelim ki toplandı. Yıldırım Demirören aday olur mu?

Yıldırım Demirören: Ben böyle konularda “Kısmet” derim her zaman. Ben Beşiktaş Başkanlığı’na aday olmadan 1 ay önce adaylığı düşünmüyordum. Kulüpler Birliği’ne başkan olmadan 10 gün önce bunu düşünmüyordum. Neredeyse TFF Başkanı olduğum güne kadar adaylığı düşünmüyordum. Keşke 2 sene başkanlık yapsak da ayrılsak. Daha sonra yıpranmaya gidiyoruz. Bu konu Genel Kurul’un elinde. Öneririm bunu. Bunu yapalım. Ben varım. Hayat boyu oturmayalım. Ne kadar çok oturursak o kadar çok hatalarımız artar. Bu makam… Bakın bizim federasyonumuzun başında Türkiye var. Türkiye Futbol Federasyonu… Biz ülkeyi temsil ediyoruz. Her yorum, her konuşma, her beyanat bu derece saygın olmak zorunda. Biz kamu kuruluşu ve devlet personeliyiz. Biz Türkiye’yi temsil ediyoruz. Yorumların da eleştirilerin de bu çerçeve içinde olması lazım. Burada kurum yıpratılamaz. Bizim hakemlerimiz en iyisini yapmak için sahadalar. Burada en çok eleştirilen hakem; Avrupa’nın en iyi hakemlerinden. Cüneyt Çakır eli görmedi. Hata eleştirilecek. Ama Cüneyt hocanın yaptıklarını kenara atmayacağız. Bu vefasızlıktır, haksızlıktır.

Mehmet Arslan: Vefasızlık dediniz; çok güzel söylediniz. Şahsınıza, TFF’ye ve Süper Lig’e çok ağır eleştiri oluyor. Süper Lig’de adil bir yarış olmadığına inanan başkanlar ve yöneticiler var. Bu demeçlerle ilgili neden talimatları değiştirmezsiniz; neden hiç yaptırımı olmayan Hak Mahrumiyeti cezasını değiştirmezsiniz?

Yıldırım Demirören: Mühim olan bu konuşmaların, hareketlerin olmaması lazım. Operasyon çok önemli bir kelimedir. Askeri operasyon belli bir şeyde yapılır, ameliyat operasyonu önemlidir. Biz operasyon kelimesini aldık; futbolun içine koyduk. Ben operasyon yapacağım diyelim. MHK’ye ve hakemlere ihtiyacım var. Bakın 5 senedir Galatasaray “Bize operasyon var” dedi. Fenerbahçe, “Fenerbahçe’ye operasyon var” dedi. Beşiktaş, “Beşiktaş’a operasyon yapılıyor” dedi. Trabzon, Beşiktaş, Antep dedi. Ben nasıl yapabilirim bu kadar operasyonu? Bu kadar basit değil. Hatalar var. Kasımpaşa’ya geçen sene daha fazla hata yapıldı. Ama operasyon apayrı bir ifadedir. Bir şeyleri seçerken çok dikkatli olmamız gerekir. Bizlerin sorumlulukları çok büyük. Biz taraftar diye bir toplumu yönlendiriyoruz. Sorumluluklara göre hareket etmemiz lazım. İngiltere’de hoca konuşursa 20 bin pound ceza ödüyor. Bizde kulüpler ödüyor. Bunu kişilerin ödemesi gerekir. Sen istediğin gibi konuşacaksın; bu cezayı kulüp ödeyecek. Böyle bir şey olmamalı!

Tayfun Bayındır: Başakşehir’de kişiler kendi ödüyor.

Yıldırım Demirören: Doğrudur… Ceza konusunda haklısınız. Bizim ceza verdiğimiz kişilere bakın. İlkokul çocuğu değil ki hep ceza veresiniz.

Mehmet Arslan: Hakemlerle ilgili bir karar aldınız. Artık bir kulüp başkanı ya da yöneticisi hakemi soyunma odasında taciz ederse maçın tatil olabileceğini söylediniz. Bir karar aldınız. Ama yine yapıldı. Bu aldığınız karar; hakem üzerinde baskı oluşturmuyor mu? Başka bir karar alınabilir mi?

Yıldırım Demirören: Sahanın mutlak hakimi hakemdir. Ben hakemlerime güvenmesem bu kararı almazdım. Bu kararı almamızın sebebi soyunma odalarına gidilmesinden dolayıdır. Hakemin aldığı kararda sorumluluğu var ve bize ispat etmesi gerekiyor. Ben onlara güvendim ve bu yetkiyi verdim. Kendilerine güveniyorum. Haklılarsa arkalarında duracağım. Bu yüzden verdim bu yetkiyi…

Halil Özer: İki Yönetim Kurulu üyeniz… Bir tanesi hakemin üzerine yürüdü, kapıları ve duvarları tekmeledi; kapıları kırdı… Türkiye Futbol Federasyonu’nun bir diğer yöneticisi sosyal medyadan inanılmaz hakaretler yağdırdı. Bir bildiri gönderdi. Bir tanesi 18 ay ceza aldı. Diğer yöneticiniz 60 ay; yani 5 yıl ceza aldı. Şu anda bu iki arkadaş halen daha TFF’nin Yönetim Kurulu Üyesi… Siz Fair-Play adına bir çok söylemlerde bulunurken; ki bunun arkasında durduğunuzu da biliyoruz. Ama bu yönetici arkadaşların halen daha görev yapmasını ben hiçbir şekilde izah edemiyorum. Siz buna nasıl izin verdiniz?

Yıldırım Demirören: Ben izin vermedim. Teşekkür ediyorum bunu sorduğunuz için… Çok değerli iki dostum. Bir tanesi ağabeyim… Hayat boyu da ağabeyim olacak… Ben bu cezaları vermeseydim; diğer yöneticilere nasıl ceza verebilirdim? Biz talimatnameyi değiştirdik. Eskiden TFF, kendi yöneticilerine ceza uygulamıyordu. TFF şov yapma yeri değil, hakeme gitme yeri değil. Her yönetici gelirken formasını çıkartır. Bunun için talimatları değiştirdik ve disiplin cezası getirdik. Bu yüzden de 60 ay alan arkadaşımıza ceza verdik. Bizde cezalar katlana katlana gidiyor. O yüzden 18 ay ceza aldı. Benim “Gidin” deme yetkim yok. Bu durum kendi kararları. Ben ona bir şey diyemem. Hiçbir Yönetim Kurulu Üyesine, “Git artık sen yoksun” deme yetkim yok. Bu da statü değişikliğidir. Gelin hep beraber değiştirelim. Ben kendi yetkimde olan bir yanlışı düzelttim. Yöneticim burayı şov yeri olarak kullanamaz. Benim bir yöneticim, Aziz Başkana hakaret ettiği için ceza aldı. Dediğiniz doğru, sistemin değişmesi lazım.

Halil Özer: Neye göre ceza alıyorlar?

Yıldırım Demirören: Bizim talimatlarımız bellidir. Eleştiri kabul etmemek ne demektir? Beni hepiniz tanıyorsunuz. Eleştiriye benim kadar açık bir kişi daha tanıdınız mı? Hukuk servisimiz sevkini yapar; cezaları kurullar verir.

Murat Özbostan: Başkanım bu haber olarak da çıktı… Sayın Fatih Terim’in ismi yine Galatasaray ile anılıyor. Siz kendisiyle çalışmaktan memnun olduğunuzu merak ettiniz. Fatih hocayla ilgili düşünceleriniz aynı mı? Olur da Galatasaray gelip derse ki, “Fatih hoca bizde çalışsın ama milli takımı da çalıştırsın”… Ne derseniz?

Yıldırım Demirören: Bu Fatih hocanın kendi kararıdır. Gitmek isterse ben saygı duyarım. Ama iki takım kararını kabul edemem. Çünkü kendisi “Türkiye Futbol Direktörü”dür. Bizim altyapı konusunda çalışmalarımız var; yakında açıklayacağız… Büyük kulüplerimize bakalım. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray en son ne zaman altyapıdan oyuncu çıkardı? Benim milli takıma nasıl katkı sağladı? Bu futbolun sorunu. Biz bunun çalışmasını yapıyoruz. Bizlerin okey vereceği; Fatih hocamızla beraber iyi bir diyalog halinde çalışabileceği altyapı hocalarının; kulüplerde çalışmasını istiyoruz. Belli ücretleri TFF karşılayacak. Bugün kulüp gerçeklerine bakalım. En kötü hocalar altyapıda. Aslında en iyilerin altyapıda olması lazım. Hatır için alınan hocalar var. 11 yaş; oyuncular için çok önemli. Gidin bakın; en kötü hocalar orada… Biz eğer altyapı sistemini hep beraber çözmezsek; milli takımı hiçbir yere getiremeyiz.

Fuat Akdağ: Belli bir yaptırım mı getirilecek?

Yıldırım Demirören: Kulüpleri kontrol etme durumumuz olamaz. Ekonomik bir desteğimiz olacak. Bunu Sayın Bakanımızla da konuştum. Anormal bir destek veriyorlar. Teşekkür ederim. Yarın 2. Ve 3. Lig kulüpleri bakanımızın makamına gidiyor. Bakanlığımız maddi bir kaynak yaratacak; destek olacak. Bizim en büyük şansımız Sayın Cumhurbaşkanımızın futbola verdiği önem. Sayın Başbakanımız ve Bakanımız da desteklerini esirgemiyorlar.

Fuat Akdağ: Kulüplerde sorun yaşayan futbolcuların transfer edilmemesi konusu var…

Yıldırım Demirören: Kulüplerin transferde anlaşması lazım. Halil Bey; Beşiktaş’tan 1 isterken Fenerbahçe’den 2 istiyor diyelim… Önce resmi yoldan bakmak lazım. Transferi kesmek doğru değil. Futbolcu problemlidir; onu bilemeyiz…

Tayfun Bayındır: Bu sezon menajerler çok tartışıldı. TFF’nin gelecek yıllarla ilgili çalışması var mı?

Yıldırım Demirören: Kulüplerimiz lisansı olmayan menajerlerden oyuncu transfer ediyorlar. Biz ceza kesmeye kalksak 97 milyon lira ceza kesiyoruz. 97 milyon lirayı böldüğümüz zaman herkes çok büyük ceza ödüyor. Büyük kulüplere çok fazla ceza geliyor. Biz para cezasını iptal etmiyoruz. Rakamı düşürecek bir çözüm getiriyoruz. Zamanında önemsememişler. Bunun bir cezası var. Bu cezalar ödenecek. Lisanslı menajerlerden oyuncu alabilecekler. Tüm kulüpler buna uymak zorunda.

Mehmet Arslan: “Mart ayına 3 kulüple giriyoruz” dediniz. Avrupa’da ciddi hakem hataları var. Bu durumu lobimizin olmaması konusuna bağlayabilir miyiz? Şenes bey ayrıldıktan sonra hiç mi lobimiz kalmadı?

Yıldırım Demirören: Alakası yok. Son 3 yıldır çok iyi diyaloglarımız var. En son Lozan’daki seyahatimizde Fenerbahçe’nin ve diğer takımlarımızın durumunu konuştuk. Onlar da bu durumun farkında. Komiteyi profesyonel hale getirmeye çalışıyorlar. Avrupa’da da hakem hataları anormal derecede… Geçen hafta Barcelona-Villarreal maçında 5 dakika içinde 3 penaltı var. Manchester City-Everton maçı… 1-0’ken penaltı verilse maçın seyri değişecek. Hatayı kabul edelim evet… Ama hakemlerimiz yaptıkları hatayı hatalarla kapatmasınlar. Nisan ayında seçim var. Servet bey yönetime girecek; öyle düşünüyoruz. Şubat ayının ilk haftasından itibaren Avrupa’yı dolaşacağız. Eskiden UEFA’da bir çaycımız bile yoktu. Kendi içimizden gelen bir arkadaşımızı; sevgili İlker Uğur’u Genel Sekreter Yardımcısı yaptık UEFA’da… Kulakları çınlasın. Bizden önce hiçbir profesyonel Türk yoktu…

Halil Özer: Türkiye’de yüzde 8 oranında futbolcu, “Bana bahis şikesi teklif edildi” diyor. Bütün ülkelerde bu anket yapılmış. TFF olarak bahis şikesi konusunda yaptığınız çalışmalar nedir? Bir bahis şikesi olayı olduğu ve soruşturması devam ettiği iddia ediliyor. UEFA’da alarm sistemi kuruluyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Bize uyarı geliyor. Bu uyarı gelince devreye giriyoruz. Ondan evveli yaptığımız bir şey yok. Fazla gelmiyor zaten bu uyarı. 3 ve 4’ü geçmiyor bir sezonda.

Murat Özbostan: Konyaspor-Galatasaray maçı sonrası Aykut Kocaman’ın bir açıklaması oldu. Galatasaraylılar da çok bozuldu. Kocaman, “Doğru çalışınca olmuyor yan yollardan gitmek lazım” dedi…

Yıldırım Demirören: Aykut hocanın bu yorumu inanarak yaptığına inanmıyorum. Aykut hoca gibi bir insanın inanarak bunu söylediğine kesinlikle inanmıyorum. Maç sonu sinirle söylemiştir. Keşke yöneticilerimiz maç sonu değil de maçtan 24 saat sonra beyanat verseler; olay çok farklı yerlere gider. Konyaspor Başkanı da beni aradı; özel konuştuk. Aykut hocanın inanarak söylediğine inanmıyorum.

Tayfun Bayındır: Başkanlık yaptığınız dönemlerde benzer beyanatları siz de vermiştiniz. Bu koltukta otururken o dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Ben zaten hep söylüyorum; “Ben bu hataları yaptım; siz yapmayın”… Kulüpler bir camia, camiayı idare etmek için belli bir sınırınız var. En fazla tölare eden insanlardan birisiyim. Maç sonunda yapılan beyanatlar en büyük hata… Bir gün sonra aynı şeyleri söyle; söyleme tarzın bile değişir. Olay farklı yerlere gitmez.

Tayfun Bayındır: Hepimiz İngiltere Ligi’ni örnek veriyoruz. Beni en çok heyecanlandıran gündüz maçları. Ben de eşimle, kızımla öğlen maçlarına gitmek istiyorum. Böyle bir şansımız olacak mı?

Yıldırım Demirören: Gündüz maçlarını başlattık. Belli adetlerde tüm takımlarımız oynuyor. Derbilerde de olması lazım. İspanya saat 12.00’de derbi oynatabiliyor. Neden? Yayıncı kuruluşla birlikte Asya’ya yayınlarını sattığı için… Para ödeyen insanlar var. Onların da gelirlerini korumamız lazım. Keşke benim de temennim; saat 15.00’te Galatasaray-Fenerbahçe maçı oynansa… Yayıncı kuruluşla bu durumu değerlendirmeliyiz.

Fuat Akdağ: Yabancı kararı değişeli 2 sene oldu. Genel durum nedir?

Yıldırım Demirören: Olumlu… Yabancı ortalaması 6… Serbest olsun 11 olacak gibi tereddütler vardı; bu olmuyor. Yabancı sayısının artmasıyla Türk oyuncular arasında yurt dışına gidenlerin sayısı arttı. Milli takımlar açısından da faydası var. 4 senelik bir karardı. 2 senesi geçti, 2 senesi kaldı. Yabancı sayısı serbest kalsın dediler; biz becerdik bunu. Milli takım olarak maçlarımızı full oynuyoruz.

Halil Özer: İstanbul’da bir daha maç oynanmayacak mı?

Yıldırım Demirören: Benim Ay-Yıldızlı oyuncum küfür yediği sürece İstanbul’da bir daha maç oynanmayacak. Bir daha oynanmayacak anlayışı aslında hepimizi üzüyor ve yaralıyor. Yüzde 6 olan kadın ve çocuk sayısını yüzde 18’e çıkardık. Statlar eğlence yeri gibiydi. Stattan evvel stadın etrafını aktivite alanı haline getirdik. Eğlence yeri haline getirdik. Ukrayna maçı Konya’da olmasaydı 2-0’dan 2-2’ye çeviremezdik. O maç İstanbul’da olsaydı ne olacaktı? Konya ve Antalya halkına çok teşekkür ediyoruz. Sıra Eskişehir’de…

Mehmet Arslan: 2018 Dünya Kupası’na gidemezsek; Fatih Terim ile ilgili bir karar alacak mısınız? Fatih Terim’in sözleşmesi çok konuşuldu. Terim’in alacağı tazminatla ödeyeceği tazminat arasında 3-4 misli fark var. Milli oyuncular prim almalı mi; almamalı mı?

Yıldırım Demirören: Fatih hocaya teşekkür ediyorum. Çünkü maaşını TL’ye çevirdi. Kuru fiksledik. İkincisi Fatih hoca kalitesinde bir hocanın aldığı rakam; doğrudur. Hiddink’e toplamda 12 milyon Euro veriliyordu. 8 milyon eurosunu Hiddink alıyordu. Ekibiyle beraber 12 milyon euroyu buluyordu. Fatih hoca bu rakamı hak ediyordu. Tazminat konusu… Bir işveren gönderdiği kişiye para öder. Ama bir profesyonel ayrılırken arada fark olur tabiiki. Bence normal bu durum. Primler… Bence oyuncular prim almamalı… Ama sistem böyle… Bana göre de oyuncuların almaması gerekir. Teknik heyetin primleri sözleşmede var. Bence oyuncuların almaması lazım. Oyuncuların bu fikirde olacaklarına inanıyorum.

Tayfun Bayındır: Sayın Aziz Yıldırım bunu dile getirdiği için soruyorum. Sayın Fatih Terim’in yardımcısı Adanaspor’u çalıştırdığı için çifte maaş alıyor deniyor. Bu durumun aslı nedir?

Yıldırım Demirören: Maaşını dondurduk. Kendisi milli takım zamanlarında bizimle olacak ancak bizden maaş almayacak. Basketbolda bu durum var ama… Bunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum.

Halil Özer: Bütün muhabir arkadaşların bir isteğini yerine getirmek istiyorum. Kulüpler keyfi şekilde gazetecilerin haklarını elinden alıyorlar. Mixed Zone’a bile gazeteci almıyorlar. Bu nasıl olacak?

Yıldırım Demirören: Haberi beğenmedi diye gazeteciyi almamazlık yapıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Biz seneye talimata ceza koyabiliriz. Haberi ya da yorumu beğenmedim diye almamazlık olamaz…

Murat Özbostan: Başkanım kulüp başkanlığını özlüyor musunuz?

Yıldırım Demirören: Tabiki hepimizin tuttuğu takım var. Ben bunu tattım. Beşiktaş Kulübü’nde o makamda oturdum. Onu tattığım için özlüyorum diyemem. Onun haricinde planlama yapmıyorum.

Mehmet Arslan: Rıdvan Dilmen hakem hatalarından dolayı liglerin ertelenebileceğini söyledi. Ne diyorsunuz?

Yıldırım Demirören: Rıdvan kardeşimizin hakemlerle aldığı duyumu benimle paylaşmasını isterdim. Üstüne gidelim. Benimle paylaşmasını gerçekten isterdim.

Halil Özer: 2011-2012 Süper Kupası hakkında bir şey söyleyecek misiniz?

Yıldırım Demirören: Bu konu davalık. Konu CAS’ta…”

Bakan Kılıç, TFF Başkanı Demirören ve PTT 1. Lig Başkanları ile Buluştu

manset_407

TFF’nin ve Gençlik ve Spor Bakanlığı‘nın Internet sitelerinde yer alan habere göre, Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç, TFF yönetimi ve PTT 1. Lig’de mücadele kulüplerin başkanları ile toplantı yapmış.

Bu toplantıda

  • Mahalle aralarında yapılan spor tesislerinin kullanılması,
  • Mali yapının sıkıntıları,
  • UEFA kriterlerinin uygulanmaya başlaması ile mali sıkıntının iyice büyüyeceği,
  • Kulüplere gelir getirici çalışmaların yapılması,
  • Amatörlere yapılan mali giderlerin vergiden muaf tutulması,
  • Kulüpler Yasası Taslağı,
  • Bütün kulüp borçlarını bir arada toplayıp, bu borçları bütün devlet bankalarına  imkanlarıyla bölünmesi ve kulüplerin borçlarının yapılandırılması,
  • Kulüplerin çok sık teknik direktör değiştirmesi

konularında görüş alışverişi yapılmış.

Okumaya devam et Bakan Kılıç, TFF Başkanı Demirören ve PTT 1. Lig Başkanları ile Buluştu

Türk Futbolunda Mafya var mı? (TBMM Araştırma Komisyonu Raporu)

TBMM bünyesinde kurulan Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/63, 113, 138, 179, 228) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’nun raporu, Türk sporu için çok önemli veriler barındırıyor.

Komisyon, Türk futbolunda mafya sorununu da incelemiş.

Görüşlerine başvurulan isimler çok ilginç yorumlar yapmışlar.

Özellikle Ergun Gürsoy, İsmail Uyanık ve Celal Doğan‘ın söylediklerine dikkat edin!

 

6. Spora Kural Dışı Müdahaleler

Erman TOROĞLU (Eski hakem)

“ Bakın, bunun cevabını en başta verdim. Türkiye’de her yerde mafya var, sporda niye olmasın. Sporda epey para var ya, nasıl olmaz mafya. Paranın olduğu yerde mafya vardır. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Federasyon Başkanlığı seçimlerinde mafya liderlerinin adamları, Genel Kurul salonlarına kadar geldiler, otellere kadar geldiler. Devletten de kimse kardeş burada ne geziyorsun demedi...”

 

Ahmet ÇAKAR (Eski hakem)

“1998’e kadar, yaklaşık sekiz, on yıl Türkiye’nin en zor şampiyonluğa yönelik maçlarını ben yönettim. O zaman da Türkiye’de mafya vardı. Bana bir Allah’ın kulu, bir mafya lideri veya onun adına herhangi biri bu maç şöyle bitsin, böyle bitsin demedi. Her türlü mukaddesatım üzerine burada yemin ediyorum. Ben 1998’de hakemliği bıraktım. Mafya Türk futbolunun neresinde derseniz, birebir şahit olduğum olayı söylüyorum. Ben, kurulduğundan beri Futbol Federasyonu delegesiyim. Dünya kupası filan da yönettiğim için de ölene kadar delegeyim, eksik olmayın, kanunla koymuşsunuz. 1997 federasyon seçimlerinde, ben, Ankara Sheraton Otelinde, mafya gruplarının, gencecik çocukların silahla katlarda dolaştığını, bizlere silah gösterdiklerini birebir yaşadım; duydum demiyorum, yaşadım. Yani, 20-25 yaşlarında çocuklar, maksimum 30 yaşlarında çocuklar, biri sapsarı, mavi gözlü bir çocuk, bir tanesi esmer, siyah bir çocuk… Hani, Karadeniz mafyası ile doğu mafyası gibi. Yani, onlar belli oluyor. Kim kimin adamı olduğu belli olacak kadar mizahî bir durum. Bir kısmının belinde silah görüyorum, bir kısmı bana silah gösteriyor. O zaman daha deliydim, sen ne yapıyorsun, silah gösteriyorsun dedim. Yanında daha tecrübeli bir ağabeyi onu aldı, götürdü. Alışık değiliz böyle silah işlerine filan. O zaman zaten, 1997-1998’den itibaren bu federasyon seçimlerinde, mafyanın bu işin içine birebir girdiğini… Bakın, esasında birebir girmedi, birebir girdirildi, çekildi. Onlardan yardım istendiğini düşünüyorum. Yani, Sheraton Otelinde bütün başkan adayları…Türk Futbolunda kirlilik vardır. Az öncede dediniz dünya futbolu UEFA Türk Futboluna güvenmiyor. Ben buna bire bir şahidim. Hakemlik yaptığım yıllarda UEFA Hakem Komitesi Türkiye’ye gönderdiği hakemlerde çok seçici davranırdı. Çünkü Türkiye’de bir takım gelen yabancı hakemler, uluslar arası maçlarda etki etmek istediklerini haber almışlardı, bilgileri vardı. Onun için belki bir Kolombiya Ligi değil ama, Avrupa’da futbolla mafyanın iç içe girdiği 5 Lig sayın derseniz, Avrupa Futbolunda kafa adamlarına Rusya’yı, Türkiye’yi Yunanistan’ı sayabilirler.

1997’de de şöyle oldu: Bir maçta bir grup yayın için kapışıyorlardı hatırladığım kadarıyla. Dolayısıyla, bir televizyon grubu bir başkan adayını destekledi, bir başka televizyon grubu bir başka başkan adayını destekledi, otomatikman mafya da bu işe bulaştı. Böyle, gayet sıhhi olmayan, sapık bir tablo ortaya çıktı. Ondan sonraki seçimlerde ben fazla oy kullanmadım; çünkü, gelmedim Ankara’ya. Ama, bilirim ki, her federasyon seçimlerinde, özellikle 1997’den sonra, mafya elemanlarının bu işe seçim kanalıyla bulaştıklarını veya bulaştırıldıklarını, talep üzerine geldiklerini biliyorum, duydum. 1997 seçimlerinde ben birebir çocukları gördüm, silahlı şekilde Sheraton Otelinde cirit atıyorlardı. Siz deyin 50 kişi, ben deyim 100 kişi dolaşıyorlardı içeride ve kimse de, onlara, kardeşim sen nasıl girdin, buraya silahla nasıl girersin diyemedi. Nasıl otel yönetimidir bu?!

Çok önemli bir şey söyleyeyim; Haluk Ulusoy’un hakkını yemeyelim. Çok önemli bir şey söylemek istiyorum, bu Türk basınında yanlış speküle edildi. Herkes diyor ya, Haluk Ulusoy’u mafya seçti diye, yanlış, tam tersi, Haluk Ulusoy mafyaya karşı seçildi. Mafya başka bir grubu desteklerken, helal olsun, Haluk’u çok eleştiren bir adamım, o konuda hakkını vereyim Haluk’a. Haluk, mafyada silahlı adamlara karşı 1997’de girdi ve seçildi. Haluk mafyaya karşı seçildi, Haluk’u mafya seçmedi, tam tersi. Bu çok önemli. Haluk’un hakkını yemeyelim. Haluk’a ben çok vurdum, televizyonda çok eleştirdim; ama, bu konuda hakkını yemeyelim.

Yayın ihalesinde mafya vardı derseniz, ben evet demem. Yayın ihalesinde bir kere 1997’de iki yayıncı kuruluşun iki farklı başkan adayını desteklediklerini biliyorum; ama, yayıncı kuruluşlar mafyaları buraya kanalize ettiler derseniz, hayır diyorum.

Söylüyorum zaten, Avrupa’nın ve dünyanın Türk liglerine bakış açısı, Avrupa’nın kirli 5 liginden biridir… Çok daha acısı, Sayın Başkanım az önce söylediler, Şekip Mosturoğlu, ikinci adam bugün, Kolombiya ligi gibi. İşte, Kolombiya’yı biliyorsunuz, mafyanın, uyuşturucunun kol gezdiği bir devlet. Öyle bakması gibi, bana göre çok acı bir itiraftır bunu. Bunu dünya biliyor.

Fevzi Bir’in yargılanması bitti. Ali Fevzi Bir dosyasını ben iyi bilirim; çünkü, o dosya ilk olarak Star’a, bize geldi. Ali Fevzi Bir ile siz arkadaş olsanız, siz nasılsın Ali deseniz, siz o anki dinleme anında yakalanıp, isminiz bir milletvekili olarak böyle bir kirli ilişkiler yumağında çıkacak. Aydın Torunoğlu ile Ali Fevzi Bir’in dostluktan başka hiçbir ilişkisi yoktur. Ali Fevzi Bir futbolda tahmin edildiği kadar kirli işlere girmiş bir adam değildir. Zaten onu delirten o. Kumarcıymış, dışarıda her türlü… Susurluk’muş, onu bilmem. Beni ilgilendirmiyor Susurluk var mı yok mu. Futbolda sanıldığı kadar… Yani, 2 tane hakem arkadaşına bir otelde bir bayan arkadaş göndermesi ki, şu anda mahkemede suç unsuru olarak tek o bulunuyor, suçsa suç. Kimseyi filan korumuyorum. Ama, Aydın Torunoğlu derseniz, benim ona kanaatim pozitiftir, negatif bir kanaatim yoktur.

Hayır, polise de söyledim; çünkü, ben arabadan tam inerken şöyle yandan ateş etti bana, bir metre mesafeden; bir an göz göze geldik. Zaten o sırada ilk kurşunu belime yemiştim, sonra iki tane de karnıma yedim, ben çöktüm. Bir an baktım; yani, 25 yaşlarında, azıcık alnı geniş, temiz yüzlü. Görgü şahidi orada bir komşu kadın falan var “böyle akça pakça bir oğlandı” diyor. Yani, ben, polise de söyledim, ben, sana eşkal tarif edemem, net görmedim. Ha, sen bana getirirsen “bu adam mıydı” dersen, belki bana çok tanıdık geldi diyebilirim dedim; ama, ben, net görmedim adamı; yani, yandan aldım kurşunu.

Hayır efendim; ben vurulduktan sonra üç tane yazılı ifade verdim. Biri vurulduktan iki saat veya üç saat sonra, biri üç gün sonra, biri de onbeş gün sonra.

Yazılı ifade verdim, bir imza attım; ama, polise, polis memurlarına…

Hayır, ben hiç daha hayatımda bu olayla ilgili savcıdan bir davet almadığım gibi, sayın savcının karşısına da çıkmadım.

Bakın, Sayın Vekilim, benim bildiklerimi anlatıyorum. Vurulduktan iki saat sonra cinayet masasından bir başkomisere ifade verdim. Vurulduktan üç gün sonra, yine, cinayet masasından iki tane memur geldi, yazılı ifademi aldılar. Bir de, vurulduktan onbeş gün sonra, evimde, nekahat dönemimde, bir emniyet müdür muavini –Soyadı Ceren, Tayfur Erdal Ceren; yani, Cerrah Beyin sağ kolu, asayişten sorumlu- bir iki komiser, bir de yazıcı memur ifademi aldılar, o kadar. İki defa da, bana, emniyet müdürlüğünde aynanın arkasında adamlar gösterdiler bu mu diye; o kadar, bütün yaşadığım bu, başka hiçbir davet falan almadım savcılıktan.

Vallahi, ben, hayatım boyunca namuslu yaşamış bir vatandaş olarak, Türk polisini, bana yapılan saldırıda “bildiği halde yakalamıyor” demek, bana yakışmaz, Türk polisine de böyle bir suçlama yapmayı kendime uygun görmem. Niye; ben hayatım boyunca, bakın, yani, namuslu yaşamaya çalışan insan, herkes hata yapar da…”

Sabri ÇELİK (Eski MHK Başkanı)

“Türkiye Spor Yazarları Derneği mensubu önünde çok açık ve net olarak söyledim. Orada söylediğim kelimelerden bir tanesi de şuydu: Yarasa ışıktan, mafya da açıklıktan hoşlanmaz dedim. Ben bu sözlerimin hep arkasındayım.

Sizin söylediklerinize tamamen katılıyorum. Konuşmama başlarken de söyledim. Teşvik priminde, şikede, dopingde hepsi var dedim. Mafya da işin içinde dedim. En son söylediklerinize yine katılıyorum. Ligin sonuna doğru bunlar artacaktır. Bunların yakalanma olayı, tabiî ki, devletimize düşüyor. Eğer bir ispatı varsa bunun ancak ve ancak devlet gücü çözebilir diye düşünüyorum. Bunu kişiler nasıl çözsünler? Bir şike yapılacaksa, bir teklif yapıldıysa bu teklifi yapanın da, alanın da söylemesi lazım. Bunu söylemedikten sonra kimsenin bir şey yapması mümkün değil. Teşvik primini verenin de, alanın da söylemesi lazım. Bunun günü gününe olması lazım. Bir hafta sonra söyledikten sonra bunun kıymeti yok…”

Hıncal ULUÇ ( Gazeteci-Yazar)

“Bu konudaki ihbarlar, olaylar Devlet Güvenlik Mahkemesine ulaştı. Devlet Güvenlik Mahkemesi soruşturma açtı. Devlet Güvenlik Mahkemesi başsavcısı benim çok yakın ahbabım, sık sık konuşuyoruz. Bana söylediği şu oldu aylar sonra: Hıncal, yapılacak hiçbir şey yok; çünkü, hiç kimse hiçbir şey konuşmuyor.

Düşünebiliyor musunuz ki, Devlet Güvenlik Mahkemesine dahi güvenip, insanlar, bildiklerini açıklayamadılar. Neden; çünkü, işin içinde mafya var. Mafyanın olması demek, yarın ne olacağın belli değil demek. Mafyanın vurduğu adamlardan biri olarak karşınızda oturuyorum. Mafyanın saldırdığı, yumrukladığı, dövdüğü adamlardan biri olarak oturuyorum karşınızda…”

 

Yıldırım DEMİRÖREN (BJK Başkanı)

Şimdi, sporun içinde mafyanın olması için mafyanın gelip birebir bir hareket yapması lazım; ama, kulüplerin genel kurul üyelerine bakarsanız bu kişiler vardır, o farklı bir şey. Bunlar büyük kulüplerde olmaz; yani, diğer kulüpleri bilmiyorum; ama, büyük kulübe gelip de kimse oyuncuyu veya başkanı veya yönetim kurulunu mafya tarifiyle tehdit etme veya yönlendirme…”

 

Haluk ULUSOY (Eski TFF Başkanı)

“Ben görevi aldım, Genel Kurula götürdüm ve Başkan oldum; kendim istemedim ve o günkü kaoslu dönemi. Allah’a şükürler olsun, bertaraf ettim, havuz sistemini olduğu gibi oturttum; baskılar olmadı mı oldu, tehditler olmadı mı oldu;

İnsanlar çok çabuk unuttu her şeyi. Ben seçime girdim; Sheretonda, affedersiniz, insanlar tuvalete bile gidemiyordu; o günleri çok çabuk unuttular; tek başıma, Allah’a sığınarak Shereton lobisinde koltukta oturdum sabahın 04.00’lerine kadar; yüreğimi ortaya koydum. Bana seçimden bir gün evvel telefon açtılar, “seni öldürecekler sakın bu seçime girme” diye; “futbol uğruna öleceksem öleceğim; ben bir karar verdim, geri dönüşü yok” dedim ve seçime girdim. O günkü Shereton’un lobisini o gün orada yaşayan insanlar çok iyi biliyor.

Kurban kesmeye gittiğimizde, bir şeyler için kurban kestiğimizi yazıp çizecekler, bu, çok doğal. Ama, bilmiyorlar ki, ben yıllardır yüzlerce veyahut yüzlerce olmasa da 20, 30, 40 kurban kestirdiğimi de herhalde kimse bilmiyor. Onu da kimler için kestirdim, bir araştırsalar da, ben de bilsem kimler için kestirdiğimi. Nerelerde kestirdiğimi, nerelere verildiğini, bunu da araştırmaları lazım tabii ki, yani, sadece o yıl, o çok kaoslu dönemde, hep bir şeyler aranıyor. Ben şunu söylemiştim: Allahım ben bu koltuğa oturdum, şu havuz olayını yüzümün akıyla geçtiğimde yüzlerce kurban keseceğim. Bu Allah ile benim aramda olan bir şeydi. Bunu hiç açıklamadım. Benim cumhuriyet savcılığına verdiğim tutanaklarda da var bu. Ben kimse için kurban kestirmedim. Bir adaktı bu. Allahım dedim, herkes birer birer gidiyor, beni burada başarılı kıl. Şu havuz işini alnımın akıyla geçeyim, yüzlerce kurban keseceğim dedim. Bu, suç muydu?! Ben her sene 40, 50, 100 kurban kestiriyorum, oraya buraya bilmem… Bunların açıklanması yanlış, çünkü, yani, Müslüman insanın yaptığı iyilikleri açıklaması çok kötü bir şey. Gidip onu araştırsınlar, ben 8 senedir kurban kesiyorum. Gidip onları da araştırsınlar, belki onları da birileri için kestiriyorumdur…”

Hadi TÜRKMEN (Gazeteci)

“Haluk Bey -amcasının Ticaret Odası eski meclis başkanvekiliymiş İstanbul’un; beraber, dostumdur rahmetli Cemal Ulusoy- amcasıyla olan yakınlığımızdan da dem vurarak “ağabey bana yardımcı olmaz mısın” dedi. Ben de, kendisine, yardımcı olurum, ama, ne yapmamı istiyorsun dediğimde “ben, bu seçimlerde aday olmak istiyorum, adaylığıma destek olur musun?” Çünkü, kendisinin boşalttığı başkanvekilliğine de ikinci bir başkanvekili seçilmesi gerekirdi; yani, iki kişilik bir seçim yapılacaktı. Ben de kendisine dedim ki, bu sizin ve şahsının veya ailenin bir seçimi. ….Ben de onore oldum, teşekkür ederim; ama, böyle bir şeyi kabul edebilmem için benim de sormam gereken eşlerim, dostlarım var; onlarla istişare edip, sana cevap verebilirim dedim. Sonra da, bir tesadüf, Donanma Kamil eski millî futbolcularımızdan vefat etmişti, Ataköy camiinde onun cenazesine gittiğimde, Fenerbahçenin o zamanki kulüp başkanı Sayın Ali Şen de Vefa Küçük, Orhan Keçeli gibi arkadaşlarımız, Şadan Kalkavan, onlar da camideydiler. Mevzuyu duymuşlar, görüşmüşler. Haluk Bey, bu arada Başkan Ali Şen Beyle de görüşmüş, o da çok memnun olduğunu ifade etmiş. Neyse, sonuçta, Ali Şen Bey, beni kutladı, tebrik etti. Ben de dedim ki, bir şeye daha karar vermedim; sizinle de görüşeceğim. O da dedi ki, cenazeden sonra gidip buluşalım. Benim de o gün Süleyman Seba Beyle bir randevum vardı. Bu nedenden ötürü ertesi gün kendisiyle konuştum. ….Ertesi gün, Ali Şen Beye gittiğimde, Ali Şen Başkanın, bir gün evvelki düşüncesini değiştirdiğini gördüm ve “böyle bir pis işe girme “dedi bana. Daha girdiğim yok; ama, niye dedim; işte, birtakım olaylar olacak, şu olacak bu olacak dedi. Kimden dedim; Mustafa Kefeli kaynaklı olduğunu söyledi. …Ankara’da Haluk Beyi bulduk. Haluk Beye durumu anlattı. O da dedi ki: ”Başkan, ben artık yola çıktım” O da “sen bilirsin, ben sana bunları söyleyeyim” dedi. Onun üzerine, ben, Ali Şen Beyden telefonu rica ettim, aldım; Haluk Beye dedim ki; kardeşim, sen bana bir teklifte bulunmuştun. Ben de sana konuşacağım dostlarım var demiştim. Madem Ali Başkan bunları söyledi, sen bir tehdit altındasın, Türk futbolu tehdit altında; o zaman, benim gibi adama seni yalnız bırakmak düşmez. Ben teklifi o zaman kabul ediyorum ve seninle birlikte 1 oy alsak da seçime gireceğiz dedim ve bu şekilde 22 Aralık 1997 senesinde yapılmış olan genel kurulda beraber aday olduk. Bu adaylık sürecinin önünde Haluk Beyin babası Saffet Bey pek bu işe razı değildi. Amcası, küçük amcası Yılmaz Ulusoy, o futbolun içinden gelmesinden dolayı, bu işin olmasını arzu ediyordu ve Haluk Beyi, o günkü deyimle bana emanet ettiler, böyle bir konuda yardımcı olmam ve onu muhafaza edip korumam anlamında.

Sonuçta, o gün genel kurul Ankara’da yapılıyor. Shareton Otelinde çalışmalar, kulisler yapılıyor. Kulislerde, otelde sayın milletvekillerimiz, sayın bakanlarımız kendilerine göre bir adayı destekliyorlar. Adaylar Sayın Kefeli, Sayın Ulusoy ve Sayın Alp Yalman. Alp Yalman hatta Küba’daydı, gece saat 12’den sonra geldi; yani, iddialı bir aday olmak ötesinde, kerhen birtakım prensiplerden dolayı adaylığı kabul etmiş veya aday olmayı kafasına koymuş bir aday şeklindeydi. Onun dışındaki adaylar da otelde kendi kulis faaliyetlerini yürütüyorlardı.

Aldığımız bilgilere göre, pek o dünyadaki insanlarla ilişkim olmadığı için bilmiyorum; ama, o günkü şartlara göre yeraltı dünyasının önemli isimleri otelde üslenmişler. ….Hiç kimse de bir şey demedi; ama, salona o gün delege olmayanların dışında kimseyi almadılar; çünkü, daha evvelki kongrelerde delege olmayanların baskısı ve presiyle farklı genel kurul başkanı, divan başkanı seçiminde etkiler olmuştu. Bu seferde olmadı; ama, duyduğumuz bilgiler doğruysa, o gün, o sabah veya o akşam otelin içinde, otelin dışında ve kongre salonu önüne ciplerle gelen birtakım insanlar, o yeraltı dünyasındakilerin salona sokulmadığı konusunda gelen beyanlar oldu.

Sayın Alp Yalman 5 oy aldı, Haluk Ulusoy 134 oy aldı, Mustafa Kefeli de 50 oy aldı. Onun başkanvekili adayı da Nail Keçeli’ydi. Kongre bitti. Kongre bittikten sonra, faaliyetler başladı. Yaklaşık -tarih yanlışlığı yapabilirim- bir ay veya bir ay on gün gibi bir süreç sonunda başkanvekillerimizden Sayın Mete Kılıç istifa etti. İstifasının nedenini, yani, şu ana kadar ciddî bir şekilde ortaya koymuş vaziyette değil. Ondan evvel Özkan Olcay Bey, o da kısa bir süre görev üstlendi, o da istifa etti. İstifa ettiği dönemde sadece tehdit aldığını ifade etmesine rağmen pek ilgi gösterilmediği için de kendisinin bu söyledikleri orada kaldı. Kendisi de ondan sonrasında zaten beyanatlarında bu konuyu pek dile getirdiği yoktur. Orası muallakta kalmış bir sayfa olarak kaldı.

Futbol Federasyonu faaliyetleri içinde en çok o dönemde problem çekilen hadise yayın meselesidir. Yayın meselesinde, yayın ihalesine, Şenes Erzik zamanında yapılan ihaleye bir tek firma katılmış; o da Erol Aksoy’un sahibi olduğu Cine 5 televizyonu tarafından ihale alınmış. Biz de, sadece, bu ihalenin şartlarını almış olan firmaya karşı edimlerimizi yerine getirmiş bir federasyonduk; ama, bu arada, özellikle Beşiktaş ve Galatasaray Kulübünün bunun dışında bir yayın kuruluşuyla anlaşmak isteği ve o yayın kuruluşundan, o zamanki rakamlar doğruysa, 9 milyar dolar bir para almış…

Aziz Yılmaz. Vakıfta görüştüm kendisiyle. Dedi ki: “Senin Alaattin Çakıcı’yla ne gibi bir sorunun var?” Dedim, hiçbir sorunum yok, tanımam etmem, işle ilgili bir sorunum yok, ahlakî bir meselem yok, başka bir konumuz yok. Dedi ki: “Böyle böyle, senin Federasyondan bir hafta içinde ayrılmanı istiyor.” Niçin, gerekçesi neymiş? Vallahi bilmiyorum falan dedi. Onun üzerine, ben dedim ki, gerekçesi olmayan bir şeyden dolayı, Federasyonla ilgili bir şeyse, onu bilmem lazım dedim. Neticede, o da bana -eski Beşiktaşlılardan Coşkun vardır-. bir Coşkunla konuşsan gibi bir laf etti. Sonra, ben, bu durumu, tabiî ki, Federasyonla ilgili bir yaptırım konusu geldiği için, Sayın Başkan Haluk Ulusoy’a bilgi verdim. O da şaşırdı, garipsedi, Ergun Gürsoy’u aradı. Ergun Gürsoy da “ben de böyle bir şey duydum, sorarım, bilgi alırım” dedi. Neyse, sonuçta, Ergun Bey geriye dönmedi.

Ayın 9’unda da Paris’te FİFA kongresi vardı. FIFA Kongresine Türkiye’yi temsilen Selami Özdemir’i alarak ben gittim. FIFA Kongresini yaptık. Dünya Kupası 98 Paris, Fransa’daki kupa vardı. Haluk Bey, bu kupaya gelmek istemedi. Beraber gidecektik, Ecevit programını iptal etti. Benimle seyahat etmek istemedi nedense. Sonra Almanya üzerinden Fransa’ya geldi, ama, bu arada günde 20 defa tehdit telefonları bana devam ediyor işte, istifa etmemle ilgili. Alaattin Çakıcı menşeli ifadelerle.

Federasyondan ayrılmadığım takdirde, işte çoluk çocuğumu, seni öldüreceğim vesaire gibi şeyler. Bunlar zaten, DGM İstanbul 2000-2003 sayılı dosyasında hepsi bunların var…”

 

Ecevit KILIÇ (Gazeteci)

Bizim futbol tarihimiz mafya ile birebir ilintili, çok denk gelişiyor. Son on yıllık, yirmi yıllık değil futbolla mafyanın iç içe olması. Ta 1900’lü yılların başına kadar dayanıyor. 1900’lü yılların başında kabadayıların, günümüz mafya temsilcilerinin ilk hali kabadayılardı. Bunlar genellikle halkın sevdiği, saydığı bir nevi Robin Hood tarzı kişilerdi. Daha çok fuhuştan, kumarhaneden kazandığı paraların bir kısmını halka dağıtırlardı. Bir nebze saygı görmek için, sevilmek için. Bu sırada çay bahçeleri dediğimiz yerler ise, daha çok kulüp başkanlarının elindeydi, kulüp başkanları ise daha çok işte mahallenin en zengin esnafı oluyordu. Bu kabadayıların dağıttığı paydan kulüpler de nasibini alırdı. Kulüplerin bütün ihtiyaçlarını kabadayılar karşılardı. Bir süre sonra bu çay bahçeleri, o dönemin tek zulası oldu, uyuşturucu için, aranan adamlar için, iş arayan adamlar için. Daha çok kaçakçılığın merkezi haline geldi çay bahçeleri. Bu dönemde kabadayılar buraları alma gereği duydu. Çay bahçelerini ele geçirirsek, uyuşturucuyu rahat sağlayabiliriz, kumar oynatabiliriz, adamlarımızı saklayabiliriz, iyi bir zula haline getirebiliriz diye düşündüler. Bunun da tek yolu futbol kulüplerini ele geçirmekti. Semt kulüplerini ele geçirerek başladılar. Futbolun buraya bulaşması 1900’lü yılların başına kadar dayanıyor. Peşi sıra 1950’li yıllarda ise, liberalizmin gelişmesiyle birlikte, bu kabadayı figüranı değişti. Yerli babalar gelişti, mafya liderleri artık kabuk değiştirdi. Eskisi gibi kendilerini gizleme gereği duymadılar, imaj peşinde oldular. Baba filmi vardı, TRT’de bir dönem reyting rekorları kırmıştı. Mario Puzo’nun aynı romanından etkilenmişti. Bu romanda betimlenen yer altı dünyasını yaşamaya başladılar. İşte devlet yetkilileriyle rahat iletişim kurabildiler, spor dünyasıyla rahat iletişim kurabildiler, bu noktada artık çay bahçelerine artık ihtiyaçları kalmadı bu adamların. Ne yaptılar rahat rahat gezinmeye başladılar. Adamlarını 5 yıldızlı otellerde sakladılar. Büyük depolar kiraladılar, uyuşturucu için, silah için. Bu noktada futboldan ellerini çektiler, bir önceki kabadayıların aksine. Ama, bu kez futbol kulüpleri maddi sıkıntı çekmeye başlayınca, mafya liderlerine kendileri gittiler. Yani, baba dediğimiz figüranlara gittiler. Bunların birçoğu da kendi memleket takımlarının başına geldiler. Mesela, o dönem kabadayılarından iki örnek verirsek, Dündar Kılıç, Sarıyersporun başkanlığını yaptı, bizzat kulübün daveti üzerine gitti. Tek amaç, kulübe para girsin. Zaten, yeteri kadar açıklayıcı bir örnek. İkincisi, o dönemin uyuşturucu kaçakçılarından Behçet Cantürk, kendi memleketinin Licesporun başkanlığını yaptı, ama, aktif bir başkanlık değildi, sadece para akışı için yapılan bir şeydi.

İşte, ardından bu imaj, büyük bir endüstri haline geldi. Somut örnekleri bu dönemde, Malatyaspor bunun en büyük örneği. Nurettin Güven, Malatyaspor Başkanlığı yaptı. Metin Çağlayan Malatyaspor Başkanlığı yaptı, TurTuncay an Çevik, bunlar hepsi, özellikle, Turan Çevik Türkiye’nin en büyük hayali ihracatçısı. İkinci Türk Escobar’ı deniyor ona. Dünyanın en büyük hayali ihracatçısı. Malatyaspora büyük futbolcular getirdi, o dönemde, Brezilya Milli Takımından Carlos gibi ünlü isimleri getirdi.

Yani, bu hem Ali Fevzi Bir dosyasında hem Kelebek dosyasında -dediğiniz gibi- ortaya çıktı. Şunu net söylüyorum: Bahis olayında da direkt aynı isimler var, dediğimiz mafya liderleri var. Başka isimler tarafından değil, bu iş de gene aynı mafya liderleri tarafından idare ediliyor…

 

Tuncay ÖZKAN (Gazeteci)

“Komisyonun kuruluş gerekçesindekilerin tamamı vardır; ama, bunlar, sadece mafyayı tanımlamakla ya da mafyanın yerini göstermekle çözümlenecek şeyler değildir. Türkiye’de mafya olgusun tanımlarken, bizde mafya üzerine çalışma yapanlar veya dışarıdan bakanlar daha çok İtalyan mafyasını tanımlarlar. Orada mafya çok köklü bir direniş örgütünden yola çıkmıştır, sonra, iktidarın alternatifi, zaman zaman da iktidarın yerini alabilecek düzeyde etkin olmuştur. Bizdeki mafya olgusu, iktidarların, daha doğrusu Türkiye’yi yönetenlerin birlikte hareket etmek istedikleri bir olgudur. Mafya, merkezde paydaş, taşrada güç sahiplerinin sopasıdır. Sopası olduğu için de, spor kulüplerine gider bakarsınız, bunları görürsünüz. Örneğin spor kulüplerinde bir koltukta emniyet müdürü, bir koltukta mafya babası, bir koltukta şirket sahibi hep beraber otururlar, siyasetçi, bürokrat

Mafyanın iki tane şeye ihtiyacı vardır. Biri illegal yoldan elde ettiği karaparayı çevirmek. İkincisi de, legalizasyon, yani, kendine kimlik kartı elde etmek. Bu her ikisi… Türkiye’de spor pastası bu sene zannediyorum 500 milyon dolar falan. Bu pasta büyük bir pasta. Bu pastanın içinden pay almak, bu pastanın içerisinde yer almak önemli bir şey.

Bir de buraya girdiğiniz zaman, bir mafya üyesi olarak bunun içinde yer aldığınızda, dışarıdan elde ettiğiniz karaparayı, haraç, çek-senet tahsilatı, adam öldürme ve diğer yollarla, uyuşturucu kaçakçılığı, kadın ticareti gibi yollarla elde ettiğiniz parayı burada rahat saklayabiliyorsunuz, legalize edebiliyorsunuz..

Ekipler oluşmuş, o çıkar ilişkisi, aynen o mafyayla bütünleşen çıkar ilişkisi medyayla da bütünleşmiş. Medya bunun uzağında değil. Spor medyası bu tuzağın içine düşmüş…”

 

Ergün GÜRSOY (GS Asbaşkanı)

Bizimle bir alakası yok. Yalnız ben size şunu söyleyeyim. Ben, onsekiz yirmi seneden beri İstanbul’da Trabzonluların dernek başkanlığını yapıyorum. Alaattin Çakıcı, benim köylümdür. Ben, bütün Karadenizli, Trabzonluların, kabadayısının da, hâkiminin de, rektörünün de, doktorunun da başkanıyım; yani, şu anda benim yönetimimde iki rektör var; Kemal Alemdaroğlu ile Gülsün Hanım, Teknik Üniversite Rektörü. İkisi de emekli oldu, ayrıldı; ama, bunlar faal zamanlarında benim yönetim kurulumda idiler. Bizde, memleketimizden gelen hastaydı, öğrenciydi, kim gelirse gelsin, hapisten yeni çıkmış, hapse yeni girmiş, hapisteyken bizi aradıkları zaman, biz hepsiyle görüşürüz. Ben, başkan olarak, o yörenin adamı benim için ne yaparsa yapsın insan olarak düşünürüm. Beni aradığı zaman da cevap veririm, konuşurum. Bunu da açık açık söylemem de bir mahzur görmüyorum. O benim yöremin bir insanı, komşum. Dolayısıyla, beni aramıştır, konuşmuştur; ama, bizim Galatasarayın hiçbir işine, hiçbir mafya karışmışlığı yoktur, olmamıştır. Bizim de ne üyemizdir ne bir şeyimizdir. Galatasaray sempatizanı olduğu söyleniyor; onu bir şey diyemem. Bilmem sizi tatmin etti mi?..”

 

Adil SERDAR SAÇAN (Eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürü)

“Başka türlü mafya oluşumundan söz edemezsiniz efendim. Kulüp başkanları gidip yurtdışında mafya üyelerini ziyaret etme gereği duyuyor; yani, olmadık işler Türkiye’de oluyor; ama, bunların çözüme kavuşabilmesi için, mafyayla mücadele edebilmek için temel unsur, şu milletin üzerindeki korkuyu atıp şikâyetçi yapabilmek; ama, hiç kimseyi şikâyetçi yapamıyoruz, hiç kimseyi konuşturamıyoruz.

Mafyanın omerta kuralı vardır efendim İtalya’da, suskunluk yasası. Omerta kuralı Türkiye’de sonuna kadar işleyen bir kural. Biliyorsunuz, daha geçen sene Beyoğlu’nda bir çocuğu öldürdüler, 600 kişilik bir yerde, boynundan keserek öldürdüler bir barda, bir tane görgü tanığı çıkmadı. Omerta kuralı budur. Futbolda da omerta kuralı uygulanıyor.

Mesela, en önemli olaylardan birisi, şu eski hakemin vurulması olayı..

Evet, olay çözülemedi. O olay çözüldüğü takdirde…

Üst mafya grubuyla alakalı bir olay o. Yani, mafyanın Türkiye’de bir ayakçı, tetikçi grubu vardır; bir de perde arkasındaki grubu vardır.

Hakem bunlara vurdu televizyonda, bunlara bayağı bir sert çıktı, ondan sonra vuruldu. Şimdi, orada, tipik bir mafya eylemi. Çiçekle gidiliyor ve vuruluyor adam. Buradaki mesaj şudur mafya işinden anlayanlar için; nezaket sınırlarını aştın kardeşim, seni uyarıyoruzdur. Burada o mesaj verilmiştir. Yoksa çiçeği kamufle için bekletmiş falan, yok öyle bir şey. Türk mafyasının tarzında çiçekle bekleyip kamufle olmak diye bir şey yoktur; çünkü, sokakta çiçekle bekleyen erkek, Türkiye’de, her zaman, ne oluyor, bu adam kimdir diye bakılan adamdır…”

 

İsmail UYANIK (Samsunspor Başkanı)

Dönem dönem bunlar hamleler yapıyorlar Türkiye’deki gidişata göre. Devletin, hükümetin bu insanlara ne kadar yol verip, vermemesine…. Genel alanda gerek iş hayatında, gerek gece hayatında; böyle belirli grafikler var. Dönem dönem baktığımız zaman birinci lig kulüplerimizin yönetim kurulu listelerinde başkanlıklarda as başkanlıklarda adı mafya liderlikleriyle aynı aileden olan, soyadda olan birçok insanı görebiliyoruz çok açık bir şekilde. Futbol çok ciddî bir enstrüman, güç enstrümanı, kudret enstrümanı, para da dönüyor. Paranın ötesinde, kudret, güçlü olmak, popüler olmak. Dolayısıyla mafyanın da bu türlü hamleleri olabilir; ama, bu o kadar öyle kimseyi korkutucu filan boyutta olmamalı. Herkes birtakım şeylerin arkasında işte biz mafyadan korktuk, bıraktık. Biz mafyadan korktuk, federasyon başkanlığını üç ay sonra bıraktık. Madem korkacaktın niye çıktın oraya? Madem yüzme bilmiyordun, niye ağaca çıktın yani; ne işin vardı orada? Seni kimse zorla hakem yapmadı, zorla federasyon başkanı yapmadı, madem korktun... O zaman sen, normal bir ticaret hayatında bile insanlar bir araya gelmek için bir sürü gerektiği zaman birilerinin ayağına basıyorsunuz ve onlara karşı sağlam durmak zorundasınız. Sokakta da mafya var, değnekçiler mafyası da var. Türkiye’de yaşıyoruz yani. Türkiye’de bir yerlere geldiğiniz zaman ilk defa ayı keşfetmiş gibi, aaa bunlar vardı ben burada durmuyorum, gidiyorum diyemezsiniz. Bunu şunun için söylüyorum, burada bizden evvel ifade veren, iki aylığına, üç aylığına federasyon yönetmiş insanlar var. Onlara atıfta bulunmak için söylüyorum. Mafya girmek ister; ama, mafyanın girmek istemesi sizin de aman biz ailemiz var, çoluk çocuğumuz var deyip, buyurun geçin demenizi gerektirmez anlamında söylüyorum efendim…”

 

Celal DOĞAN (Gaziantepspor Başkanı)

Hiç görmedim. Bakın, mafya dediğiniz nedir; Türkiye’de yazılıyor, işte Eyüp Sultan’da koyun kesmiş. Biz o kongrede buradaydık, ben buradaydım. Devletin emniyeti filan da oradaydı. Güzel de tertip etmişler, birtakım adamlar da teyit ediyor filan. Ne bize soran oldu. Biz de gittik, o adamın tam tersi oy kullandık. Şenes Erzik bizim iki oyumuzla kazandı Kemal Zorlu’nun karşısında…”

Uğur Meleke’nin 5N1K’da Yaptığı Açıklamalar

Türkiye’nin saygın spor yazarlarından Uğur Meleke, dün akşam katıldığı 5N1K’da önemli tespit ve iddialar paylaştı.

Meleke’nin sözlerinin ciddiye alınması lazım.

Şikede "Sahaya Yansıma" Kriteri

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Yıldırım Demirören, dün yaptığı basın açıklamasında “talimatlarla korunması hedeflenen temel değerlerin doğrudan zarar görmediğinin ortaya çıktığını, futbolu futbol yapan değerlere müdahale çabalarının, bu değerlere zarar verecek noktaya ulaşmadıklarını” belirtti.

Birkaç aydır “şikenin sahaya yansıması” kriterini tartışıyoruz. Türkiye’de sözü dinlenen bazı hukukçular şikenin ancak hakem ve gözlemci raporlarında yer alması durumunda cezalandırılabileceğini iddia ediyorlar. Şikeden ötürü ceza alması muhtemel kulüpler de bu teoriyi destekliyor.

BU KRİTER HUKUKA UYGUN DEĞİLDİR.

Şike suçunun unsurlarını açıklamadan, hukuki gerekçeler ileri sürmeden önce, ilgili kriterin uygulanamaz olduğunu iddia edebiliriz.

Profesyonel sporda şikenin sahada açıkça anlaşılacağını, şike taraflarının göz göre göre şike yapacaklarını ileri sürmek mümkün değildir.

Şikenin sadece spor sahasında, seyircilerin önünde gerçekleşeceğini düşünenler ya şikenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da şikenin cezalandırılmamasını istiyorlar.

Hiçbir profesyonel sporcu göz göre göre şike yapmaz. “Basit hatalar“, “olmadık hatalar“, “düşüncesiz hareketler“, “stres sebebiyle yapılan yanlışlar“, “sinirle yapılan hareketler” görülebilir. Ancak bunların şike olarak değerlendirilmesi çok zordur.

PFDK ve Tahkim Kurulu açık farkla biten maçların ardından sadece maç sonucuna bakarak şike yapıldığına hükmetmiştir. Alışılmışın dışında, genel performansının altında oynayıp maçı farklı kaybeden kulübün şike yaptığı kabul edilebilir. Bu örnek dışında, yanlışlıkla gol yemek, sinirli davranış sonucu kart görmek, yanlış yere pas atmak, şut kaçırmak gibi futbol sahasında her zaman gerçekleşebilecek hareketleri şike olarak değerlendirmek çok güçtür. Hakemin, gözlemcinin şikeden şüphelenmesi çok zordur.

Şikeyi hakemin yapması durumunda ise yanlış kararların şike olarak nitelendirilmesi kolay olmayacaktır. Hakemin şike yaptığının ispatlanması gerekir. Bu da ancak saha dışı delillerle mümkün olacaktır.

Şikenin sahada yapılması da gerekmez. Kulüp yöneticisi, teknik ekip üyesi veya sporcu maçtan önce gizlice maç kadrosunu açıklayabilir. Bir masör, masaj yapmak yerine bir veya birkaç sporcuyu sakatlayabilir. Bir sporcu antrenmanda takım arkadaşını sakatlayabilir. Teknik direktör, sporcuyu kadroya almayabilir. Bu davranışlar da şike olarak kabul edilebilir. Zira bu davranışlarla maçın sonucuna etki edilmek istenmektedir.

Sahaya yansıma kriterini kabul ettiğimiz zaman, şikeye teşebbüs neredeyse mümkün olmayacaktır. Teşebbüsün sahada tespiti neredeyse imkansızdır.

Şikenin sahada açıkça anlaşılması bir nebze mümkün olsa bile teşvik primi verildiği nasıl rapor konusu olacaktır? Sporcunun rakiplerine karşı iyi oynaması, terinin son damlasına kadar mücadele etmesi beklenir. Hakem ve gözlemci raporunda sporcunun iyi oynadığını mı rapor edecektir? Böyle bir iddia komik değil, saçma olacaktır.

Futbol camiasının öneml, isimleri de şikenin ve teşvik priminin ispatının çok zor olduğunu, hakem ve gözlemci raporlarına bakmanın yanlış olacağını belirtmişlerdir. 2005 yılında Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun Raporunda aşağıdaki ifadeler yer almıştır:

 

Ali Şen (Eski Fenerbahçe Başkanı)Şikenin, hayatın her alanında olduğunu, şikeyi kimsenin ispat edemeyeceğini, topu elinden kaçıran kaleciye, eğer sezon başı ise, acemi, sezon sonu ise, şike yaptı denildiğini, Türk futbolundaki şikenin diğer ülkelerinkinden daha fazla olmadığını, şikeyi ispat edecek hiçbir otorite olmadığını“,

Atay Aktuğ (Trabzonspor Başkanı)Şike iddialarında, hakem veya gözlemci kanaatine göre hareket edilmesinin uygun olmadığını“,

Fethiyespor Kulübü BaşkanlığıTürkiye’de şike ve teşvik priminin varlığına inandıklarını, bu tür olayların belgesini bulmanın ve ispatlamanın mümkün olmadığını“,

İlhan Cavcav (Gençlerbirliğispor Kulübü Başkanı)Teşvik primi verilmesi ve hatır şikesi hususlarının, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiğini, kimsenin teşvik primi yok diyemeyeceğini, yönetici, teknik direktör, futbolcu herkesin bu işin içinde olduğunu, Türkiye Şampiyonu olan takıma UEFA’nın 6 trilyon gibi bir para verdiğini, bir takımın 6 trilyon için 500 milyar teşvik primini kolaylıkla verebileceğini, ancak bu hususları ispat etmenin çok zor olduğunu“,

Ahmet Çakar (Eski hakem)Hakemin, teşvik primini sahada ispat edemeyeceğini, çünkü teşvik primi alanların aslanlar gibi mücadele edeceğini, bir takıma sen niye aslanlar gibi mücadele ediyorsun denilemeyeceğini, Ersun Yanal’ın evinde teşvik primi alan futbolcuların imzalı kağıdının olduğunu, para dağıtımı esnasında hangi futbolcunun ne kadar para aldığına dair imzalı belge olduğunu, Ersun Yanal’a sorulduğunda belki o belgeyi yakacağını ya da yok diyeceğini, Türkiye’de teşvik priminin olduğunu, Avrupa da da bir çok maçta teşvik olduğunu, kara parayla mücadele veya nereden buldun kanununun Türkiye’de bir Amerika’daki kadar çok sert olarak yerleşmediği sürece bu olayların ispatlanamayacağını düşündüğünü, Teşvik priminin polisiye önlemlerle engellenemeyeceğini, tamamıyla sportif önlemlerle engellenebileceğini

ileri sürmüşlerdir.

 

Meclis Araştırma Komisyonu ise raporunun “Şike Suçuna ve Şikenin İspatına İlişkin Olarak Yapılacak Düzenlemeler” başlıklı bölümünde aşağıdaki tespit ve önerilerde bulunmuştur:

“Komisyon çalışmaları sonucunda elde edilen bilgi, bulgu ve alınan beyanlardan şikenin ispatına yönelik delil elde etmenin neredeyse imkansız derecede olduğu görülmüştür.

Sporda yaşanan şike iddialarında en önemli sorunun ispat sorunu olduğu, kamuoyunda konuşulan bazı iddiaların müeyyidesiz kaldığı, eldeki mevcut kanuni imkanlarla ispat hukuku açısından anılan konularda ispat kolaylığı sağlanması ve bunun sonucunda gerekenin yapılabilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan ve ispat müesseseleri olan “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma” başlıklı 134 üncü, “İletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması” başlıklı 135 inci, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138 inci, “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139 uncu ve “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ıncı maddelerinde yer alan hukuki müesseselerden yararlanmak için gerekli yasal değişikliklerin yapılması gerektiği düşünülmektedir.

Bunun gerçekleşmesi halinde, delil olmaması nedeniyle müeyyidesiz kalan eylemlerin gerekli müeyyidelerle karşılanmasının temin edileceği, bu müesseselerin Türk sporu üzerinde varlığı iddia edilen gölgelerin kaldırılmasına da yardımcı olacağı değerlendirilmektedir.

 

Görüldüğü üzere, henüz 2005 yılında şike ve teşvik priminin hakem ve gözlemci raporlarıyla ispatlanmasının mümkün olmadığı futbol ailesi tarafından dile getirilmiştir. Ancak bugün bazı kulüplerin ceza almasını önlemek için “şikenin hakem ve gözlemci raporunda yer alması” kriteri öngörülmüştür. Bu kriterin önemli hukukçular tarafından kabul edilmesi de kaygı vericidir.

Şike soruşturması kapsamında şike anlaşmalarının varlığı ispatlanmışsa, anlaşmanın taraflarına şikeden ötürü ceza verilmelidir. Kulüpleri temsil yetkisi bulunan kimseler ve yöneticiler şike anlaşmasının tarafı olmuşlarsa, kulüplere küme düşme cezası verilmelidir. Aksini iddia etmek hukuku yok saymak olacaktır.

TFF Başkanı Yıldırım Demirören: "Kulüplerimiz Dikkatli Olmak Şartıyla Şike Yapabilirler"

Türkiye Futbol Federasyonu Yıldırım Demirören, TFF Etik Kurulu’nun raporunu değerlendiren yönetim kurulunun aldığı kararları basın toplantısı ile açıkladı.

Demirören’in açıklaması TFF’nin Internet sitesinde yayınlandı.

Açıklamanın tam metni aşağıdaki şöyle: Okumaya devam et TFF Başkanı Yıldırım Demirören: "Kulüplerimiz Dikkatli Olmak Şartıyla Şike Yapabilirler"

TFF Etik Kurulu’ndan açıklama

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Kurulu bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şöyle:

“Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın 19.03.2012 tarihli sevk talebi çerçevesinde, İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/63 E. Sayılı dosyasında görülen şike ve teşvik primi davası ile ilgili olarak, soruşturmada adı geçen gerçek kişilerin eylemleri değerlendirilmiş ve raporumuz 26.04.2012 tarihinde TFF Başkanlığı’na sunulmuştur.

Bir mütalaa niteliğindeki rapor TFF Başkanlığı’na verildikten sonra, yazılı ve görsel medyada içerik konusunda çeşitli tahmin ve görüşler yer almıştır. Öte yandan gerçekle hiç ilgisi olmayan bir şekilde, hazırlık sürecinde TFF Etik Kurulu’na, TFF yetkililerince raporun içeriği konusunda yönlendirme yapıldığı iddialarında bulunulmuştur. Açıkça belirtmek gerekir ki, ne konuya ilişkin hazırlamış olduğumuz ilk rapor sürecinde bir önceki TFF yetkililerinin, ne de nihai raporun hazırlanması aşamasında mevcut TFF yetkililerinin rapor içeriğiyle ilgili herhangi bir talep, tavsiye, talimat, müdahale veya dayatması söz konusu olmuştur. Kurulumuz özgür iradesi, vicdani ve akli kanaatiyle mevcut dosyada bulunan belge ve savunmalar çerçevesinde raporunu hazırlamıştır.

Raporun içeriğiyle ilgili olarak, daha önceki basın açıklamasında da belirttiğimiz üzere; Kurulumuz, yaptığı inceleme ve değerlendirmeler sonunda, müsabakalardaki eylemler bakımından ilgili bazı kişiler hakkında, “şike”, “şike teşebbüsü”, “teşvik primi” veya “teşvik primine teşebbüs” şüphesinin mevcut olup olmadığı ve bu kişilerin eylem ve davranışlarının kulüplere izafesinin mümkün olup olmadığı bakımından kanaate varmıştır. Bazı müsabakalar bakımından ya da olaylarda adı geçen kişiler açısından ise “kanaat oluşturmaya yetecek kanıt bulunmadığı” şeklinde görüş bildirmiştir. Ayrıca Kurulumuz, dosyadaki kanıtlar çerçevesinde bazı kişilerin, Savcılık evrakında “şüpheli” olarak belirtilmelerine rağmen, “somut olayla ilgisini gösteren kanıt bulunmadığı” yönünde kanaat oluşturmuştur.

Rapor, TFF Yönetim Kurulu’na hitaben hazırlanan bir mütalaa niteliği taşıdığından, içerik bakımından tamamen bir “delillerin değerlendirilmesi” faaliyetlerinden ibaret olmuştur. Delillerin değerlendirilmesinde, somut vakıa iddiasının doğru olma olasılığı konusunda, objektif, makul insan zekası ve vicdanında uyanan kanaat ölçüsü esas alınmıştır. Vicdani kanaat, asla keyfiliğe dönüştürülmemiş, raporun tümü, Kurulumuzca müzakere edilerek yazılmıştır.

Yazılı ve görsel basında, TFF Etik Kurulu üyeleri ve başkanı hakkında çıkan dolaylı haber ve iddiaların tamamı gerçek dışıdır. TFF Etik Kurulu Başkanı’nın, TFF Yönetimi’nden raporun açıklanması talebi veya istifa tehdidi şeklinde hiçbir beyanı olmamıştır. TFF Başkanı Sayın Yıldırım Demirören tarafından yapılan basın açıklamasında, raporumuza aykırı hiç bir husus bulunmamaktadır.

Ayrıca hiçbir Etik Kurulu üyesi, basına raporun içeriği hakkında açıklama yapmamıştır ve bu aşamada yapmayacaktır. Zira hazırlanmış olan rapor, TFF Yönetim Kurulu’nun tasarrufuna tevdi edilmiştir ve bu rapor Yönetim Kurulu ya da disiplin soruşturması sonucunda karar verecek olan TFF yargı kurulları tarafından açıklanana kadar, Kurulumuzca hiçbir şekilde gündeme taşınmayacaktır. Aksi davranış, hukukçu sıfatımız ve etik anlayışımızla bağdaşmaz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”