Bakan Kasapoğlu Sorulardan Kaçıyor

Eylül ayında, Sayıştay, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili 2021 yılı Denetim Raporu’nu yayınladı.

Bu raporda, Bakanlık’ta yapılan birçok usulsüz işlem sıralandı.

İyi Parti Denizli milletvekili Yasin Öztürk, Sayıştay Raporu hakkında yazılı soru önergesi vermiş.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Sarıkaya bu soru önergesine süresi içinde yanıt vermemiş.

Soru önergesindeki sorular önemli. Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndaki usulsüzlük, yolsuzluk olayları unutulmamalı!

Söz konusu soru önergesi aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et Bakan Kasapoğlu Sorulardan Kaçıyor

Milletvekili Yasin Öztürk, Sayıştay’ın Gençlik ve Spor Bakanlığı Raporu Hakkında Soru Önergesi Verdi

İyi Parti Denizli milletvekili Yasin Öztürk, Sayıştay’ın Gençlik ve Spor Bakanlığı Raporu hakkında soru önergesi verdi.

Önerge metni aşağıdadır:

Okumaya devam et Milletvekili Yasin Öztürk, Sayıştay’ın Gençlik ve Spor Bakanlığı Raporu Hakkında Soru Önergesi Verdi

Sayıştay, Gençlik ve Spor Bakanlığı Raporu’ndaki Usulsüzlükleri Raporlaştırdı

Sayıştay, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili 2021 yılı Denetim Raporu’nu yayınladı.

Sayıştay açıkça “yolsuzluk yapılmış” diyememiş ama rapor bazı başlıklarda yolsuzluğu işaret ediyor.

Okumaya devam et Sayıştay, Gençlik ve Spor Bakanlığı Raporu’ndaki Usulsüzlükleri Raporlaştırdı

Yargıtay, Abdurrahman Akyüz’ün Erişim Engelleme Taleplerini Reddetti

Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu uzun zamandır yolsuzluk iddiaları ile anılıyor.

Federasyon Başkan Yardımcısı Abdurrahman Akyüz’ün bu federasyonu aile şirketine çevirdiği, eşi ve çocuklarına ayrıcalık tanıdığı iddia ediliyor. Turnuvalarda hakemlerin belirlenmesi ve Akyüz Ailesi üyelerinin puanlanması konularında usulsüzlük iddiaları sık sık gündeme geliyor.

Akyüz Ailesi ile ilgili diğer iddiaları blogda yazmıştım.

Abdurrahman Akyüz, çok okunan internet sitelerinde (https://onedio.com/, https://www.birgun.net/, https://odatv4.com/, https://www.cumhuriyet.com.tr/) yayınlanan haberlere erişimin engellenmesi talebinde bulunmuş.

Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği bu talebi reddetmiş.

Akyüz bu karara itiraz etmiş. Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği itirazı reddetmiş.

Her ne hikmetse Adalet Bakanlığı devreye girmiş ve kanun yararına bozma talebinde bulunmuş.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 02/11/2021 tarihinde verdiği kararla, bozma talebini sadece Abdurrahman Akyüz’ün kızının dünya şampiyonluğu için rüşvet verdiği iddiasını içeren haber açısından uygun bulmuş.

Yargıtay diğer haberlerin ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini benimsemiş ve erişim engelleme taleplerini reddetmiş.

Yargıtay kararını aşağıda paylaşacağım.

Kararda linklere erişim sağlanamıyor. Linkleri ekledim. O linklere göz gezdirmenizi öneririm.

Bir hususa dikkat çekmek isterim.

Muhalefet milletvekilleri Aburrahman Akyüz, onun ailesi ve Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu hakkında birçok soru önergesi vermişler. Federasyon, Abdurrahman Akyüz ve ailesi hakkında soruşturma açılıp açılmadığını sormuşlar.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, çeşitli iddiaların federasyon disiplin kuruluna ve Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirildiğini, bazı iddialar hakkında ise Gençlik ve Spor Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığı tarafından inceleme başlatıldığını açıklamış. (Bu soru önergelerini daha sonra yazacağım.)

Federasyona sevk edilen dosyalardan bir şey çıkmayacağını biliyoruz. Federasyonu Akyüz Ailesi yönetiyor. Onların atadığı disiplin kurulunun onlara ceza vermesini beklemek saflık olur.

Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açtı mı? Ne yönde karar verdi? Takipsizlik kararı mı verdi? İddianame hazırladı ise, dava hangi mahkemede görülüyor? Dosya savcının masasında yatıyor ise, neden savcı çalışmıyor?

Bakanlık Denetim Başkanlığı ne yaptı? Müfettişler ilgilileri ve tanıkları dinlediler mi? Müfettişler dosya hazırladılar mı? Dosya Merkez Spor Disiplin Kurulu’na sevk edildi mi? Abdurrahman Akyüz, federasyon başkanı ve diğer yöneticiler yargılanıyorlar mı? Merkez Spor Disiplin Kurulu karar verdi mi? Karara itiraz edildi mi? SGM Tahkim Kurulu karar verdi mi?

Türkiye Wushu Kung Fu Federasyonu, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na bela olacak. Bakan’ın bu federasyonla ilgili yolsuzluk iddialarına kayıtsızlığı onun saygınlığına zarar veriyor.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararı, Bakan Kasapoğlu’na uyarı olmalı. Gençlik ve Spor Bakanlığı, hakkında erişim engeli talep edilen ama reddedilen haberleri ihbar olarak kabul etmeli ve gereğini

Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin kararı aşağıdadır:

”Yargıtay 7. Ceza Dairesi,  2021/25294 E.,  2021/16369 K.

Https://www.birgun.net/amp/haber/wushuda-yeni-perde-sampiyonluklari-da-sahteymis-331091 adresli internet sitesinde yayında olan haber ile diğer internet sitelerinde yayında olan benzer nitelikteki haberler hakkında ilgilisi … vekili tarafından yapılan erişimin engellenmesi ve içeriklerin yayından kaldırılması talebi üzerine yapılan inceleme neticesinde, talep dilekçesi içeriğinde belirtilen URL adresleri ve ilgili ekran görüntülerinin kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal edildiğinin daha ilk bakışta anlaşılamadığı ayrıca erişimin engellenmesi kararının uyuşmazlığı esastan çözen bir karar olmadığından bahisle erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 01/02/2021 tarihli ve 2021/894 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci ANKARA 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 09/02/2021 tarihli ve 2021/1439 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 14.06.2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2021 tarihli ve KYB. 2021-79436 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. 

Mezkür ihbarnamede;

İlgilisi … vekili tarafından, ayrıntılarını dilekçesinde belirttiği internet sitelerinde yayınlanan haberlere erişimin engellenmesi ile birlikte içeriklerin yayından kaldırılması talebinde de bulunulduğunun anlaşılması karşısında,  29/07/2020 tarihli ve 7253 sayılı Kanunun 5’inci maddesi ile değişik 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinde yer alan “(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında yer alan “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,

Somut olayda, dosya arasında yer alan haber sitelerinde “Aman eller duymasın: Wushu Federasyonu Aile Arasında Turnuva Düzenlemiş“, “Wushu’da Hizbullah İzi“, “Türkiye Wushu Federasyonun usulsüzlükleri bitmek bilmiyor: Eşofmanı parayla satıp sporcuları dolandırmışlar” ve “Akyüz oğluna sporcunun odasını bastırmış: Yasa tanımayan federasyon” şeklinde çok sayıda haberin bulunduğu, ilgili internet içeriklerinde başvuru sahibinin ve ailesinin bilgileri kullanılmak suretiyle hakkında suç isnad edilecek şekilde yayınlar yapıldığı, söz konusu yayınların başvuran şahsın itibar ve saygınlığı ile kendisinin ve ailesinin kişilik haklarını ihlâl eder mahiyette olduğu, anılan haberlerin bu nedenlerle düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un “içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi” başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları; 
– İnternet ortamında yapılan bir yayın olması,
– Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların “kişilik haklarının” ihlal edilmesidir. Madde metninde, kişilik hakkı ihlal edilenlerin “erişimin engellenmesi” taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından yada bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, bu hususta verilecek kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve kararların yerine getirilmemesi halinde uygulanacak ceza yaptırımları düzenlenmektedir.

İnternet içeriğine erişimin engellenmesi tedbiri, başvuranın kişilik haklarını ihlal ettiği mahkeme kararıyla tespit edilen bir internet yayınına toplumun erişiminin derhal engellenmesi amacıyla düzenlenmiş bir tedbirdir. Erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanması için yayının içeriğinde kişilik hakkına yönelen bir suç unsuru bulunması şartı aranmadığı gibi yayın içeriğinde bir suç işlenmişse dahi yürütülecek ceza muhakemesinin sonucu beklenmeksizin erişimin engellenmesi tedbirine bir koruma tedbiri olarak hükmedilebilecektir. Erişimin engellenmesine konu edilen ve başvuranın kişilik hakkını ihlal ettiği tespit edilen internet yayınının “bir an önce” internet ortamından kaldırılması, gerek kişilik haklarının gerekse kamu düzeninin korunması açısından elzemdir. Ancak verilecek kararlarda ifade ve basın özgürlüğünün zedelenmemesi de gözetilmesi gereken bir diğer husustur.

Kişilik Hakları; özel hukukta kişinin doğumla birlikte kazandığı ve üzerine kişisel gelişimiyle birlikte her geçen gün yeni değerler kattığı kişiliğinin, maddi ve manevi bütünlüğünün, isminin, mesleki kariyerinin, ailesinin ve hatta sosyal çevresinin kişi üzerinde oluşturduğu, kısacası kendini gerçekleştirme yolunda elde ettiği tüm kazanımlarının ve menfaatlerinin, hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan yönüdür. Medeni hukuk kapsamında kişilik hakları, kategorik anlamda mutlak haklar içinde yer alan, her zaman varolan, zamanla tükenmeyen, herkese karşı ileri sürülebilen, çoğu zaman kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemeyen haklardandır.

İfade özgürlüğü; insanın dilediği şekil, zaman ve koşulda, herhangi bir baskı, sınırlama veya zorlama altında kalmadan bilgi ve fikir sahibi olma, özgürce düşünme, düşüncelerini baskı altında kalmadan açıklama, muhatabına iletme ve yayma imkanının elinde bulunmasıdır.

O halde ifade özgürlüğünün temel unsurları;
– Bilgiye, yorum ve değerlendirmelere, mesaj veya habere özgürce erişebilme,
– Herhangi bir sınırlama, baskı veya yönlendirme olmaksızın özgürce kanaat ve fikir sahibi olma,
– Sahip olunan düşünce ve kanaati özgürce açıklayabilme ve yayma imkanının bulunması olarak sayılabilir.

Basın Özgürlüğü; ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olmak üzere, insanların bilgiye ulaşma ve fikir elde edebilme yönündeki en önemli araçlardan olan basının, yazılı, görsel veya işitsel araçlarla sunduğu ve kamu hizmetini gerçekleştirme yolunda sahip olduğu özgürlüktür. Basın özgürlüğünün var olması demek; başkalarından gelebilecek her türlü müdahaleye ve baskıya karşı sırf toplumu aydınlatmak amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetleri sırasında öngörülemeyen bir takım olumsuz durumlarla karşılaşma veya haksız bir yaptırımla cezalandırılma endişesi duymadan, özgürce görevini yerine getirebilmesi demektir. 

Hemen her temel hak ve özgürlük için olduğu gibi ifade özgürlüğünün de sınırlanması açısından genel bir takım kriterlerin her somut olayda ayrı ayrı gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Hukuk tekniği açısından bir temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılması için gözetilmesi gereken kriterler;
– Sınırlamanın kanunla yapılması (yasal bir dayanağı olması), 
– Sınırlamanın meşru bir amaca hizmet etmesi (AİHS’de veya iç hukukta yer alan sınırlama sebeplerinin varlığı),
– Sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olması (demokratik ve bilinçli bir toplumda yapılacak sınırlamanın normal görülmesi ve saygıyla karşılanması)
– Sınırlamanın ölçülü olmasıdır.

Meşru amaç deyiminden; genellikle sözleşmenin 10/2. maddesinde yazılı kamu güvenliği, toplumsal ahlak ve ülkelerin yasalarında mevcut sair durumlar kastedilmektedir. 

Çağdaş demokratik toplumun gerekleri tanımı ile anlatılmaya çalışılan ise; topluma sunulan, sınırlanmaması, kınanmaması, özgür bırakılması gereken ifadenin veya haberin; toplumun ilgisini çeken, güncel ve kamunun yararını güden bir tartışmayı içermesi ile halkı kin ve düşmanığa sevketmemesi, şiddete teşvik etmemesi, nefret veya ayrımcılık içermemesi, suçu ve suçluyu övmemesi, terör veya ayrılıkçı hareketleri övmemesi, meşrulaştırıp yüceltmemesi, başkalarının kişilik haklarını, onur, şeref ve saygınlığını, hakaret, sövme veya benzer yollarla zedelememesi gibi gerekliliklerdir.

Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir. Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar. 

Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “kamunun (kamu düzeninin) bekçisi” görevini yapabilir.

Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir.

Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır.

Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb…) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme’nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65).

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

AİHS’nin 10. maddesinde bir temel hak ve özgürlük olarak kabul edilen ifade özgürlüğünün de sınırsız olmadığı, objektif olarak belirlenmiş istisnai durumlarda sınırlanabileceği öngörülmüştür. AİHS’nin 10/2. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün sınırlama sebepleri;
– Ulusal güvenliğin, toprak bütünlünün veya kamu güvenliğinin korunması,
– Kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin engellenmesi,
– Sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,
– Gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması olarak sayılmıştır.

Kanun yararına bozmaya konu uyuşmazlık bakımından; sınırlanması istenen ifadenin başkalarının şöhret ve haklarını ihlal etmeyecek derecede saygıdeğer olması gerektiği, aksi halde sınırlandırılmasının kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir. 

AİHM, Axel Springer & Almanya kararında, ifade özgürlüğü ile kişilerin özel hayatlarının korunması ve mahremiyet hakkının karşı karşıya geldiği durumlarda, sınırlamanın sözleşmeye uygun olup olmadığının tespiti bakımından aşağıdaki kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini öngörmektedir;
– İfadenin genel kamu yararını güden bir tartışmaya katkıda bulunması,
– İfadede sözü edilen kişinin tanınmışlık derecesi ve aktarılan konu,
– İfadede adı geçen kişinin daha önceki davranışları,
– İfadeye konu olan bilgiyi elde etmek için kullanılan yöntem,
– İfadede aktarılan bilginin doğruluğu, içeriği, biçimi ve etkileri,
– İfadenin sınırlanması için uygulanan yaptırımın türü, miktarı, ölçülü şekilde kullanılıp kullanılmadığı.

Basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle görülen davalarda göz önünde bulundurulması gereken “basın özgürlüğü” kavramının içeriği ve hukuka uygunluk nedenlerine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 tarihli, 2007/7-28 E. – 2007/34 K. sayılı kararında;
Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.
Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. 
Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir.”
Haber verme hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanılabilmesi için gereken ölçütler dört başlık altında toplanmaktadır.
Bunlar;
1- Haber gerçek olmalı,
2- Haber güncel olmalı,
3- Haberin verilmesinde kamu yararı bulunmalı,
4- Haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunmalıdır.
Bu unsurlar eleştiri hakkı yönünden de geçerlidir. Yani eleştirinin olabilmesi için, yazının gerçek olgulara dayanması, güncel bulunması ve bu haberin verilmesinde kamu yararı bulunması koşullarına bağlıdır
…” şeklinde gözetilmesi gereken temel kriterlerden bahsedilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde;

I- Başvuranın erişime engellenmesini istediği 25.01.2021 tarihinde;

https://www.birgunnet/ haber/akyuz-ogluna-sporcununodasini-bastirmis-yasa-tanimayan-federasyon-331217,

https://www. birgun.net/haber/turkiye-wushu-federasyonunun-usulsuzlukleri-bitmek-bilmiyor-esofmani-parayla-satip-sporculari-dolandirmislar-330353,

https://odatv4.com/wushuda-hizbullah-izi-17012144.html,

https//www.cumhuriyet.com.tr/haber/wushu-federasyonunun-sorumlusuyla-ilgili-carpicigercek- ortaya-cikti-l806641,

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/wushu-ailesinin-nikah-sahidi-erdogan- cikti-1805196 ve

https://onedio.com/haber/wushu-federasyonu-aile-arasinda-turnuva-duzenlemis- 952318

URL adreslerinde yer alan haberlere ilişkin dosyada yer alan ekran görüntülerinin incelenmesinde, kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir ifade yer almadığı, URL adresindeki içeriğin erişime engellenmesi talebinin reddine dair kararda bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, anılan talepler bakımından;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,

II- https://www.birgun.net/haber/wushuda-yeni-perde-sampiyonluklari-da-sahteymis- 331091 başlıklı yazıya ilişkin dosyada yer alan ekran görüntüsünün incelenmesinde; başvuran hakkında 2011 yılında Ankara’da düzenlenen şampiyonada kızının şampiyon olması için hakemlere rolex marka saat ve bir miktar para verdiğinin iddia edildiğinin ifade edildiği, bu iddia ile ilgili olarak Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’ nin 07.12.2016 tarih,2015/1035 Esas, 2016/479 Karar sayılı ilamı ile başvuranın katılan olduğu dosya kapsamında iftira suçu sabit görülmekle ilgilisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğine dair karar örneğinin de dosya içerisinde bulunduğu, bu hali ile başvuruya konu yazı içeriğinin başvuranın kişilik haklarına açıkça bir saldırı mahiyetinde olduğu ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesinde belirtilen bozma nedeni kısmen yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin KISMEN KABULÜYLE, merci Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 09/02/2021 tarihli ve 2021/1439 değişik iş sayılı kararının ”https:// www. birgun.net/haber/wushuda-yeni-perde-sampiyonluklari-da-sahteymis- 331091” talebi bakımından 5271 sayılı CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 02.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hasan Akkuş Türkiye’de Yargılanacak mı?

Hasan Akkuş, Avrupa Halter Federasyonu başkanı olmadan önce Türkiye Halter Federasyonu başkanıydı. Onun döneminde Türk halteri doping ile anıldı. Birçok sporcu doping cezası aldı.

İsrail’de düzenlenen Avrupa 23 Yaş Altı Halter Şampiyonası’nda 5 Türk sporcunun testlerinde doping kapsamına giren “Stanozolol” maddesi bulunması üzerine, dönemin Türkiye Halter Federasyonu Başkanı Hasan Akkuş, tüm sporcuların numunelerini test edilmeleri için Köln’e göndermiş, Köln’den gelen cevapta 16 numunenin tamamının dopingli çıkması sonucu Türkiye Halter Federasyonu yönetim kurulu istifa etmek zorunda kalmıştı.

Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu‘nun (TDMK) açıkladığı rapora göre ,2013’ün ilk 6 ayında numune alınan 648 sporcudan 90’ı dopingli çıkmış. Dünyada kabul gören doping tehlike sınırı %1,5-2 iken, Türkiye’de bu oran ortalama %13,88 olmuş, bazı dallarda (atletizm, halter vb.) %45’e kadar çıkmış.

Bir de saklananlar varmış.

Hasan Akkuş‘un ismi bir süredir dünya kamuoyunda yolsuzlukla anılıyordu.

2020 yılında, Alman ARD kanalı, Uluslararası Halter Federasyonu (IWF) başkanı Tamás Aján‘ın karıştığı yolsuzluklar hakkında bir program yayınladı.

Programın detaylarını öğrenmek için bkz. https://www.insidethegames.biz/articles/1088760/ard-programme-targets-weightlifting

Bu programda doping yaptığı tespit edilen Türk haltercilerin doping testi sonuçlarının saklandığı, bu sporcuların doping ihlali yapmalarına rağmen yarışmalara katılmaya devam ettikleri öne sürüldü.

ARD’nin yayınından sonra Richard H. McLaren‘in başkanlığında bağımsız bir denetim komisyonu oluşturuldu. Bu komisyon, IWF‘nin belgelerini inceledi ve bir rapor yayınladı (Alternatif link: https://tinyurl.com/mclarenhalter). Bu raporda usulsüzlükler sıralandı.

Bu raporun yayınlanmasından sonra ARD yeni bir belgesel hazırladı.

Bu belgeselde Hasan Akkuş’un adı açıkça zikredildi. Türk halterindeki skandallar ilan edildi.

Resmi açıklamalarda 2012 yılında sadece 5 haltercinin pozitif çıktığı belirtilmesine rağmen, gerçek sayının saklandığı iddia edildi. Dünya Dopingle Mücadele Ajansı‘nın (WADA) verilerine göre, 5 değil, 22 sporcunun testi pozitif çıkmış. IWF‘nin sitesindeki listede sadece 2 sporcu yer almış.

IWF‘nin kurallarına göre, Türkiye Halter Federasyonu‘nun üyeliğinin askıya alınması ya da federasyonun IWF‘ye 500.000 USD ceza ödemesi gerekiyordu. İkisi de gerçekleşmedi.

ARD’nin iddiasına göre, Hasan Akkuş ile Tamás Aján çok yakınlardı. Birlikte birçok olayı halı altına süpürmüşlerdi.

Hasan Akkuş, ARD’ye yaptığı açıklamada, testlerin ulusal olduğunu, IWF ile ilgisi olmadığını söylemiş. Oysa WADA bu savunmayı yalanlamış ve testlerin IWF tarafından yapıldığını belirtmiş.

Ekim 2020’de WADA IWF ile ilgili bir rapor yayınladı.

McLaren Raporu, WADA Raporu ve ARD’nin yayınlarına rağmen IWF’de pek bir değişiklik olmadı. Hasan Akkuş başta olmak üzere, isimleri kötü anılan kişiler IWF yürütme kurulunda yer buldular. Hasan Akkuş Avrupa Halter Federasyonu başkanlığına seçildi.

Halter camiası, yolsuzluk iddialarını görmezden geldi.

Bugüne kadar.

Uluslararası Test Ajansı (ITA), IWF’de 2009-2019 yılların arasında gerçekleşen doping ihlalleri ve yolsuzluklar hakkında bir rapor (FINAL REPORT – Anti-Doping Rule Violations and related allegations of misconduct from 2009 to 2019) yayınladı.

Raporda Hasan Akkuş‘a da geniş yer verilmiş.

Hasan Akkuş hakkında çok çarpıcı iddialar var.

Akkuş, Türkiye Halter Federasyonu başkanı iken, IWF ile temasa geçmiş ve IWF tarafından yapılan testleri pozitif çıkan 17 Türk halterci ile ilgili kayıtlarla oynanmasını, kayıtların değiştirilmesini istemiş. Akkuş, testlerin Türkiye Halter Federasyonu tarafından yapılmış gibi kayda geçirilmesini istemiş. Böylece IWF‘nin Türkiye Halter Federasyonu‘na vereceği olası 4 yıllık üyelik dondurma cezasını ve 500.000 USD idari para cezasını engellemeyi amaçlamış.

ITA, Hasan Akkuş‘un IWF‘ye gönderdiği e-postayı yayınlamış.

Akkuş, bu e-postada son durumun (17 haltercide doping tespit edilmesi) Türkiye Halter Federasyonu ve kendisi için ağır sonuçlar doğuracağını belirtmiş.

Akkuş, evrakta sahtekarlık yaptığını itiraf etmiş.

Akkuş, Ocak 2013’te geçmişe etkili olacak şekilde, 05.11.2012 tarihli sahte belge hazırladığını açıklamış.

Böylece IWF‘nin görev belgesini düzenlediği tarihten önce Türkiye Halter Federasyonu‘nun yarışma dışı test yaptığını belgelemiş (!) olacaktı.

Akkuş, IWF‘den Türk sporcularla ilgili belgeleri göndermesini, böylece bu sporcularla ilgili prosedürün Türkiye’de başlamış gibi gösterebileceğini belirtmiş.

Akkuş, e-postasında IWF başkanı Tamás Aján‘ın ve IWF‘nin kendisine yardım etmesi için âdeta yalvarmış.

Akkuş, e-postasının sonunda e-postasının okunduktan sonra silinmesini rica etmiş.

HASAN AKKUŞ İSTİFA ETMEDİ. İNAT EDİYOR

ITA Raporu‘nun yayınlanmasının ardından raporda ismi geçen kişilerin istifa etmeleri bekleniyordu.

Maalesef şüpheliler istifa etmediler.

Hasan Akkuş, soruşturma bitene kadar IWF yürütme kurulu üyeliğinden ve Avrupa Halter Federasyonu başkanlığından geçici olarak ayrıldığını duyurdu.

ŞİMDİ NE OLACAK?

ITA‘nın raporu, Türk sporu için utanç kaynağı oldu.

Bir federasyon başkanının, şahsi çıkarları için evrakta sahtekarlık yaptığı ve sahte evrakı uluslararası federasyona gönderdiği, uluslararası yolsuzluğa imza attığı iddia ediliyor.

Bu federasyon başkanı uluslararası spor camiasını, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı, Bakan’ı, Spor Genel Müdürü’nü, spor teşkilatını ve Türkiye kamuoyunu yanıltmış.

ITA, Türkiye Halter Federasyonu ile ilgili bulguları IWF Disiplin Komitesi ile paylaştı. ITA, Türkiye Halter Federasyonu‘nun cezalandırılmasını talep etti.

Türkiye Halter Federasyonu‘nun Olimpiyatlar’dan atılması mümkün. Ancak Türkiye’nin halter camiasında güçlü lobisi var. Büyük ihtimalle, IWF, Tokyo Oyunları’ndan sonra federasyona ceza verecek.

Peki Hasan Akkuş ne olacak?

IWF, Akkuş‘a ceza verir mi bilinmez.

Akkuş ile ilgili iddiaların Türkiye’de soruşturulması gerekiyor.

Buna da ihtimal vermiyorum.

ITA Raporu iki hafta önce açıklandı. Geçen güne kadar medyada yer bulmadı.

Türkiye Halter Federasyonu henüz açıklama yapmadı.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu susuyor.

Spor teşkilatından ses çıkmıyor.

Hasan Akkuş hakkında sportif soruşturma açılması, Bakan Kasapoğlu‘nun talimatına bağlı.

Kasapoğlu, Pandora’nın kutusunu açacak mı?

Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu Şüphe Doğuruyor

Hasan Akkuş‘un mektubu ve sporculara Türkiye Halter Federasyonu tarafından ceza verilmesi, Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu‘nun (TDMK) güvenirliği hakkında şüphe doğurdu.

Hukuki niteliği tartışmalı, tüzel kişiliği bulunmayan ve hukuken çok şüpheli işler yapan TDMK, bu süreçte neredeydi? Bu usulsüzlükte rolü var mı?

TDMK 2011 yılında kuruldu ve faaliyete başladı. 2012 yılında yüzlerce test yaptı ve testleri değerlendirdi. 2012 yılından beri doping testleri TDMK tarafından yapılıyor. Ulusal federasyonlar test yapmıyor.

Kasım 2012’de Hasan Akkuş sahte belge hazırladı. 2012 yılının sonunda, 2013 yılında testleri kim yaptı? TDMK’dan habersiz test yapılmış olabilir mi? Bu testler nasıl usulüne uyduruldu?

TDMK, pozitif test sonuçlarını WADA ile paylaşmak zorunda. TDMK, “bu testler nereden çıktı?” demedi mi?

SORUŞTURMA GENİŞ TUTULMALI

Hasan Akkuş ile ilgili yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, evrakta sahtekarlık iddiaları soruşturulacak ise, bu soruşturma sadece Hasan Akkuş ile sınırlı kalmamalı. Dönemin federasyon yönetim kurulu üyeleri, TDMK yönetimi ve sorumluları da soruşturulmalı!

Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Türkiye Futbol Federasyonu, Tayfur Havutçu’yu Milli Takım’da görevlendirdi.

Havutçu’nun geçmişi ve başka kurumlardaki görevleri, TFF’deki görevini şüpheli hale getiriyor.

Okumaya devam et Tayfur Havutçu TFF’de Görev Almamalı

Basketbol Federasyonu Mali Genel Kurulu Sorun Yarattı

Bağımsız (!) spor federasyonlarının mali genel kurulları tek tek gerçekleşiyor. Bazı yönetimler ibra edilmedi. Basketbol Federasyonu’nda da denetim kurulu üyelerinden muhalefet şerhi ortalığı karıştırdı.

Aşağıda önce medyada çıkan haberi, ardından TBF’nin açıklamasını paylaşacağım. Yorumlarımı başka bir yazıda açıklayacağım.

Okumaya devam et Basketbol Federasyonu Mali Genel Kurulu Sorun Yarattı