Etiket: usul hukuku

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı – Stadyumdaki LED Panoda Reklam Yayını, Sözleşmeye Aykırılık , Bedelin İadesi Talebi, İspat Yükü

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/429 Esas
KARAR NO : 2019/384
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/04/2017
KARAR TARİHİ: 02/04/2019

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen sözleşme ile dava dışı ——–. reklamının —– Stadyumu led panosunda her bir maç için -dk olmak üzere toplam 17×1=17 dk yayınlanması hususunda anlaşıldığını, bu hususta davalıya -7.914,94 TL ödeme yapıldığını, reklamın öngörülen süreden eksik yayınlandığının tespit edildiğini, bu nedenle dava dışı —— 73.750,00 TL iade edilmek durumunda kalındığını, bu bedelin tahsili için davalı aleyhine İstanbul Anadolu 22.İcra Müdürlüğünün — esas sayılı dosyası ile yapılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirdiğini, reklamın yayınlandığı süreleri gösteren listenin eksik ve hatalı olduğunu, eksik yayınlanmanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava niteliği itibari ile sözleşmeye aykırılık sebebi ile yapılan fazla ödememnin iadesine ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
İstanbul Anadolu 22. İcra Müdürlüğü’nün ——— Esas sayılı dosyası getirtilip dosyamız içine alınmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı tarafındın davalı aleyhine 25/08/2012 tarihli sözleşme gereği yayınlanması gereken reklamların eksik yayınlanması nedeni ile —- Hastanesi A.Ş. ‘ye iade edilen bedelden dolayı 73.750,00 TL asıl alacak, 4.074,69 TL işlemiş faiz toplamı 77.824,69 TL alacak için başlatılan takip olduğu, itiraz üzerine takibin durduğu anlaşılmıştır. 

Ödeme emrinin davalı borçluya 15.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun 17.04.2017 tarihinde borca itiraz ettiği davacının 03.05.2013 tarihinde itirazın iptali davasını açtığı görülmüş olup gerek itirazlar gerekse davanın yasal sürelere uygun olduğu anlaşılmıştır. Dava hakkında mahkememizce 03.11.2015 tarihinde kısmen kabul kararı verilmiş ancak mahkememiz kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/12333 E 2017/1187 K 16.02.2017 tarihli kararı ile ‘ …bu durumda mahkemece davalının savunalarında ve rapora itiraz dilekçesinde belirtilen itirazların değerlendirilmesi ve reklam panolarının bağlı olduğu bilgisayar sistemi , lig tv kayıtları, ve —– Asayiş Şube Müdürlüğü Spor Büro Amirliği kayıtları üzerinde konusunda uzman kişilerden oluşturulacak 3. Kişilik bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak , ayrıntılı ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp tüm deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken…’ şeklindeki gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma üzerine bozma gerekçesi doğrultusunda belirtilen kurumlardan görüntüler istenmiş —— Federasyonu cevabi yazısında görüntülerin kendinde olmadığını, yayıncı kuruluştan temin edilmesi gerektiğini belirtmiş,—— emniyet müdürlüğü ve yayıncı kuruluş görüntüleri göndermiş ve görüntüler üzerinde ve panoların bağlı olduğu bilgisayar üzerinde inceleme yapılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme örneği davacının reklam sözleşmesi yaptığı —– .. A.Ş:’nin reklamlarına ilişkin CD’ler, faturalar, reklam yayın çizelgeleri, iade faturası, icra dosyası, karşılıklı e-mailler, dosyamız içine alınmış ve incelenmiştir.

Bilirkişiler yargıtay bozma kararı çerçevesinde gerek maç görüntüleri gerekse reklam panolarının bağlı olduğu sistem üzerinde yaptıkları inceleme neticesinde sonuç olarak özetle ‘ …saha kenarı reklam panolarının ayarlandığı / kontrol edildiği yazılıma ait 2012-2013 yıllarına ait log kayıtlarının bilgisayar üzerinde ve yedeklerinde mevcut olmadığı, mevcut olan log kayıtlarının txt uzantılı ( üzerinde sonradan değişiklik yapılabilir şifrelenmeyen veri ) olduğu ve dosyaya konu veri içermediği,

Yayıncı kuruluşun saha içerisine -kenarına dönük kamera ses ve görüntü sistemlerine izin vermemesi nedeniyle , stadyum içerisinde reklam panolarını sürekli gören herhangi bir sabit / hareketli kameranın mevcut olmadığı,

Maçın oynanması esnasında kameranın saha içerisine odaklanması ve maçta yaşanan pozisyonların tekrar ekrana gösterilmesi nedeniyle reklam panolarının sık sık kameranın görüş açısının dışarısında kaldığı,

———– stadyumunda reklam panolarını kontrol eden mevcut yazılım üzerindeki tasarım ile maçların yayıncı kuruluş tarafından ekranda yayınlanması arasında reklamların tasarımı ve süresi yönünden benzerlik ve bütünlük olduğu sonucuna varıldığı ‘ mütalaa edilmiştir.

Rapor taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş taraflar rapora beyan ve itiraz dilekçeleri vermişler ise de itiraz ve beyan dilekçeleri incelendiğinde raporun içeriğine bir itiraz olmadığı dava dilekçesi ve savunma dilekçelerinin tekrarı olduğu anlaşılmıştır. 

Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlendiği üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür.” Yine 6100 Sayılı HMK’nun 190/1.maddesi gereğince “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu hükümler çerçevesinde reklam sözleşmesi gereğince reklamın eksik sürede yayınlandığı iddiasında bulunan davacının bu eksikliği ispat etmesi gerekmetedir.

Davacının iddiasını ispat için dayandığı delillerin hepsi toplanmış ve uzman bilirkişiler aracılığı ile de incelemiştir. Reklam sürelerinin tam olarak ne kadar yayınlandığı hususu bilirkişilerin raporunda da belirttiği üzere; gerek panoları gösteren sabit bir kameranın olmaması gerekse maç içinde görüntülerin sürekli olarak değişkenlik göstermesi nedeniyle maç görüntülerinden tespit edilmesinin olanaksız olduğu anlaşılmıştır.

Panaoların bağlı olduğu bilgisayar sisteminin 2012-2013 yıllarına ait verilerin depolanmaması ve txt formatında olup içeriğine müdahale edilebilecek formatta olması nedeniyle reklam süreleri bu sistemden alınamamıştır.

Davalının takip yapmakta kötü niyetli olduğu hususunda mahkememizde kanaat oluşmadığından kötü niyet tazminatının reddi gerekmiştir. 

Toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda davacının davasını ispat edemediğinden davanın reddi gerektiğinden aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. 

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE
2-Kötü niyet tazminatı talebinin reddine 
3-Alınması gereken 44,40-TL karar harcına karşılık peşin alınan 1.882,00-TL harçtan alınarak kanaln 1.837,60-TL harcın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 100,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalı lehine AAÜT uyarınca taktir edilen 8.910,72-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı .02/04/2019

İstinaf Kararı: Futbol Maçı Özetinin İzinsiz ve Bedel Ödenmeksizin Yayını,Yayın Hakkı, Tazminat, Kısmî Dava

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI

DOSYA NO: 2017/1501 Esas
KARAR NO: 2019/419
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/12/2016
NUMARASI: 2016/147 2016/242
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 27/02/2019

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili ile Türkiye Futbol Federasyonu arasında 16/12/2011 tarihinde imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilinin münhasır lisansını elinde bulundurduğu Ziraat Türkiye Kupası kapsamında 16/05/2012 tarihinde Fenerbahçe Bursaspor arasında oynanan ve müvekkiline ait televizyondan canlı yayınlanan futbol müsabakasına ait görüntülerin davalıya ait internet sitesinde izinsiz ve hiçbir bedel ödenmeksizin 2 dakika 19 saniye süresince kullanıldığını, böylelikle müvekkilinin haklarının ihlal edildiğini, bu durumun aynı zamanda haksız rekabet de teşkil ettiğini, bu hukuka aykırı yayın sebebiyle davalı aleyhinde İstanbul 3. FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla açmış oldukları davada 5000 USD’nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın temyiz edilmediğinden 11/04/2014 tarihinde kesinleştiğini, müvekkili ile TFF arasında imzalanan sözleşmenin 8.9 maddesi uyarınca dakikası 5000 USD olmak üzere bir tarife belirlendiğini, tarifeye göre davalının sahibi olduğu internet sitesinde 2 dakika 19 saniyelik görüntü için toplam 11.583 USD ödeme yapılması gerektiğini, 5846 sayılı FSEK’in 68.maddesine göre müvekkilinin davalının bu eylemi sebebiyle rayiç bedelin 3 katını talep etme hakkı bulunduğunu, buna göre 11.583X3 = 34.749,00 USD ödeme yapılması gerektiğini, hüküm altına alınan 5000 USD’nin mahsubu neticesinde geriye 29.750,00 USD alacaklarının kaldığını belirterek geriye kalan 29.750,00 USD maddi tazminatın tahsil tarihindeki TC. Merkez Bankası efetiktif döviş satış kuru esas alınarak TL karşılığı olan 85.959,65 TL tutarın tecavüzün meydana geldiği 16/05/2012 tarihinden itibaren hesaplanacak devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD mevduata uğradığı en yüksek faiziyle birlikten davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu talebin 16/05/2012 tarihinde gerçekleşen müsabakanın izinsiz yayını iddiasına dayandığını, eylem tarihinden itibaren 4 yılı aşkın süre geçtiğini, dolayısıyla talebin zamanaşımına uğradığını, talep konusu davacı tarafından İstanbul 3.FSHHM’nun 2012/146 esas sayılı dosyasıyal talep edildiğini, söz konusu dava tarihinde yürürlükte olan HMK 109 kapsamında talep konusu miktarın belirlenebilir olması nedeniyle kısmi dava açılamayacağını, mahkemece hükmedilen 5000 USD’nin davacıya ödendiğini, davacının söz konusu davada fazlaya dair haklarını saklı tuttuğunu beyan ettiğini, davacının gerek önceki dava gerekse huzurdaki davayı varsayımsal sözleşme ilişkisine dayandırdığını, davaya konu görüntülerin FSEK 37.maddesi kapsamında haber vasfıyla yayınlandığını, söz konusu mahkeme kararında davacı lehine fazlaya ilişkin hak tespiti bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek şartıyla rayiç bedelin 11.583,00 USD değil, 6.583,00 USD olduğunu, ayrıca görüntülerin 2 dakika 19 saniyelik maç görüntüsü olup büyük çoğunluğunun maç sonuna ait olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davacı tarafından daha önceden İstanbul 3. FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında dava konusu maç görüntülerine ilişkin davalı aleyhine dava açıldığı, dosyada alınan raporla ihlalin tespit edildiği, yine o dosya içerisine getirilen İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı emsal dosyasındaki bilirkişi raporundaki ve yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporlarındaki maddi tazminat hesaplamasında dayanak dakika bedelinin 5000 USD üzerinden hesaplandığı ve mahkemece taleple bağlı kalınarak 5000 USD’ye hükmedildiği, manevi tazminat talebinin reddedildiği, kararın 11/04/2014 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği, somut olayda Ziraat Türkiye Kupası maçlarının televizyonda canlı yayın haklarının davacıya ait olup bu durumun ihtarname ili tüm kuruluşlara bildirildiği, davalının internet sitesinde 16/05/2012 tarihinde oynanan Türkiye Kupası final maçının görüntülerinden 2 dakika 19 sanileyelik bir görüntüyü yayınladığı, olayda maç görüntülerinin yayınlandığından haber amaçlı kullanımdan söz edilemeyeceği, dakikası 5000 USD üzerinden hesap yapıldığında 11.583,33 USD tutarında ücdret çıktığı, FSEK 68 uyarınca 3 katı hesaplamanın uygun olacağı, buna göre davacının isteyebileceği tutarın 34.749,99 USD olduğu , daha önceden hükmolunan 5000 USD mahsup edildiğinde, davacının talep ettiği 29.750,00 USD’nin yerinde olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, 29.750,00 USD tazminatın 16/05/2012 tarihinden itibaren devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD faizine uyguladığı en yüksek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf sebebi olarak; talebin haksız fiil iddiasına dayandığını ve 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, Yargıtay’ın bazı kararlarında FSEK 68 .maddesi uyarınca farazi sözleşme teorisi adı altında eser haklarına ilişkin haksız fiillerin zamanaşımının 10 yıla çıkarıldığını, bunun zorlama bir yorum olduğunu, taraflar arasında gerçek bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, buna göre zamanaşımı def’inin mütecavize ait bir hak ve yetki olduğunu, eser sahibi tarafından ileri sürülebilecek bir hak olmadığını, zamanaşımı müessesesinin davalı tarafın sahibi olduğu bir def’i hakkı olduğunu, zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerektiğini, yine talep konusu hakkında kesin hüküm olması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, her ne kadar davacı tarafça İstanbul 3 FSSHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ise de, davada maddi tazminat yönünden kısmen kabul kısmen red kararı verildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, mahkemece kabul olunan miktarın üzerinde kalan tutar reddedildiği için artık fazlaya ilişkin talepler yönünden mevcut bir kesin hüküm bulunduğunu, davacının kararda itiraz etmediğini ve kararın kesinleştiğini, dolayısıyla davacının fazlaya ilişkin haklarını bu davada isteyemeyeceğini, yine daha önceki dava tarihinde mevzuata göre kısmi dava açılamayacağını, bu nedenle bu davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca bu savunmaları kabul edilmese dahi önceki tarihli davada sözleşme ile öngörülecek rayiç tutarın 5000 USD tahsiline, 3 katı bedelin ise reddine karar verilmiş olmakla davacının 11.583,00 USD rayiç bedel üzerinden hak ettiğini iddia ettiği toplam 34.746,00 USD’nin 15.000 USD’si hakkında kesin hüküm bulunduğunu, mahkemenin önceki kararda 5000 USD’ye hükmetmekle beraber 3 kat talebi yerinde bulmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, yine davacının bakiye 29.759,00 USD talebinin 10.000 USD’lik kısmı hakkında önceki savunmaları saklı kalmak kaydıyla kesin hüküm mevcut olduğunu, davacının rayiç bedeli 11.583,00 USD rayiç bedel ileri sürmekte is ede, bunun 5000 USD’si hkkandı hüküm kurulup 3 kat talebin reddedildiğini, buna göre bu davada üzerinden hüküm kurulacak bakiye rayiç bedelinin 6.583,00 USD olup, 3 katının ise 19.749,00 USD olduğunu, kararın bu nedenle de bozulmasını istediklerini, yayınlanan görüntülerin haber amaçlı olup 2 dakikalık bir süreyi kapsadığını, dava konusu kullanımın hukuka uygun iktibas serbestisi kapsamında bir kullanım olduğunu, bu nedenle sahibinden izin alınması gerekmediğini bildirmiştir. İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde; davacının davalı aleyhine aynı iddialarla dava açarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla FSEK 68.maddesi uyarınca şimdilik 5000 USD maddi tazminatın ve 100.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini istediği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda; bilirkişi heyetince ihlalin varlığından söz edildiği, heyetteki bilirkişilerden sadece bir tanesinin 2 dakika 19 saniyelik yayının haber verme kapsamında değerlendirilmesi yolunda görüş bildirildiği görülmüştür. Aynı dosya içerisinde sunulan İstanbul 1.FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda; yayının dakika bedelinin 5000 USD olduğundan bahisle hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yine aynı dosyaya sunulan İstanbul 2 FSHHM’nin 2012/133 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda; yayının dakikasının 5000 USD üzerinden hesaplama yapıldığı görülmüştür. Yargılama sonunda davanın kısmen kabul, kısmen reddine, takdiren 5000 USD’nin devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmeksizin 11/04/2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Dosyaya sunulan yayın sözleşmesi içeriğinden Türkiye Kupası maçlarının yayınlanmasının davacı tarafa bırakıldığı, sözleşme bedelinin 11.160.715 USD + KDV olduğu görülmüştür. Mahkemenin gerekçeli kararının 3.sayfasının 2.paragrafında mahkemenin 2012/133 esas sayılı dosyasın dakika bedelinin 5000 USD üzerinden bilirkişinin hesaplama yapıldığını ve bu dava sonunda verilen kararın onandığının belirtildiği ve kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Yine İstanbul 1 FSHHM’nin 2012/158 esas sayılı dosyasında da bilirkişinin dakika hesabının 5.000 USD üzerinden yaptığını ve tazminata hükmedildiğini belirttiği görülmüştür.

GEREKÇE: Dava, 5846 Sayılı FSEK’e dayalı tazminat davasıdır. Davacı tarafça İstanbul 3.FSHHM’nin 2012/146 esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000 USD maddi tazminat ve manevi tazminat talep edildiği, yargılama sonunda ise davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle 5000 USD’nin davalıdan tahsiline ve manevi tazminat talebinin de reddine karar verildiği görülmüştür. Öte yandan kararın gerekçe kısmında “davacının yayınla ilgili hak sahibi olması sebebiyle FSEK 68.maddesinin uygulanması talebinin ….reddine” karar verilmesi gerektiği şeklinde bir gerekçeye yer verildiği görülmüştür. Davacı taraf anılan dosyada FSEK’in 68.maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunmuş olup az önce belirtilen gerekçe ile davacının FSEK 68.maddesi ile ilgili talebinin reddine karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçeye ilişkin olarak davacı tarafından o tarihte kanun yolu olan temyiz yoluna başvurulmamış olup bir anlamda bu gerekçe kesinleşmiştir. Bir başka ifadeyle bu gerekçe davacının 5000 USD’den fazla maddi tazminat isteyemeyeceği anlamına gelmektedir. Davacı taraf bu gerekçeye yönelik olarak temyiz kanun yoluna başvurmadığından bu husus kesinleşmiştir. Kaldı ki kararın hüküm kısmında fazlaya ilişkin talep reddedilmemiş olmakla birlikte fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına dair bir karar da oluşturulmamıştır. Dolayısıyla davacının 68.maddenin uygulanmasına yönelik talebi reddedildiğinden ve kesinleştiğinden istinafa konu davada 68.maddeye dayalı olarak tazminat talep etme hakkı kalmamıştır. Mahkemece açıklanan bu hususlar doğrultusunda davanın reddi gerektiği gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE,

2-İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 29/12/2016 gün, 2016/147 Esas, 2016/242 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Davanın REDDİNE,

4-Alınması gereken 44,40 TL harcın, peşin alınan 1.467,98 TL harçtan mahsubu ile fazladan yatırılan 1.423,58 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine,

5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olan 23,10 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7-Davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 9.626,77 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8-İstinaf peşin harcının talebi halinde davalıya iadesine,

9-İstinaf aşamasında davalı tarafça yapılan yargılama gideri olan 85,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

10-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

11-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/02/2019

İstinaf Kararı – Spor Toto Bayii, Ganyan Bayii, Kasa Hırsızlığı, Sigorta Poliçesi, Delil Sözleşmesi

T.C.
İSTANBUL 
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2018/2077 Esas
KARAR NO : 2019/246

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/10/2017
NUMARASI : 2016/201 Esas 2017/732 Karar 
DAVA : Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 07/02/2019

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 352. Maddesi uyarınca dosya incelendi, 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin sahibi olduğu spor toto bayi için, … SİGORTA A.Ş.’den …poliçe numarası ile 01/10/2014 ile 01/10/2015 tarihleri arasını kapsayacak şekilde “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” yaptırdığını, 18/05/2015 tarihinde davacı sigortalının iş yerinde hırsızlık olayının meydana geldiğini, hırsızlık olayı neticesinde davacı sigortalının iş yerinin kasasından toplamda 18.420,00 TL çalındığını, çalınan miktarın 4.640,00 TL’sinin ganyan geliri olması sebebiyle bu bedelin Türkiye Jokey Kulübü tarafından davacıya ödendiğini, davacının geriye kalan ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Toto Başkanlığı’nın resmi kayıtları ile kayıt altında olan 13.500,00 TL’sinin ödenmesi için davalı … SİGORTA A.Ş. ‘ye başvurduğunu, ancak davalının söz konusu başvuruyu davacı tarafından tutulması gereken günlük kasa defterinin davacı tarafından süresinde ibraz edilmemiş olması sebebiyle reddettiğini, bu minvalde müvekkilinin uğradığı 13.500,00 TL değerindeki zararının 28.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. 

CEVAP:

Davalı vekili cevabında; müvekkili ile davacı arasında akdedilen sigorta poliçesinde kasa hırsızlığına ilişkin taleplerin teminat kapsamında değerlendirilebilmesi için sigortalının kasa hareketlerini gösteren günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde ibraz edilmesinin gerektiğini, ancak davacı tarafından günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde ibraz edilemediğini, poliçenin taraflar arasındaki bir delil sözleşmesi niteliğini haiz olduğunu ve tarafları bağlayacağını, davacının çalındığını iddia ettiği paranın hırsızlık olayı sırasında kasada bulunduğunu ispatlayamadığını, dolayısıyla davacının uğramış olduğu zararını poliçenin özel şartında öngörülen şekilde ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi; taraflar arasında akdedilen sigorta poliçesinin özel şartında öngörüldüğü üzere, günlük kasa defterinin ilk ekspertiz gününde davacı tarafından ibraz edilememiş olması sebebiyle davacı tarafından ikame edilen işbu davanın reddine karar vermiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin uğradığı zararının, yapılan işlemlerin resmi kayıt altında olması sebebiyle resmi evrak ile ispat edildiğini, bilirkişi raporunda da bu hususa açık şekilde yer verildiğini, bu sebeple hukuka aykırı olan ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde işbu davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME

Dava; “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” ne dayalı olarak, sigortalı iş yerinde meydana gelen hırsızlık olayı neticesinde uğranılan 13.500,00 TL zararının davalından istemine ilişkindir. 

Taraflar arasında geçerli bir sigorta poliçesi bulunduğu, sigortalı işyerinde poliçe döneminde kasa hırsızlığı meydana geldiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.Uyuşmazlık, iş yerinde meydana gelen hırsızlık nedeniyle meydana gelen zararın sigorta poliçesi kapsamında olup olmadığı, davalının söz konusu zarardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.Somut olayda, davacı taraf, ganyan ve spor toto bayi olduğu, yaptığı işlemlerin kayıt altında olduğu ve kasadaki paranın bu nedenle miktarının bilinebilir olduğunu iddia etmiş, davalı sigortacı ise, kasa hırsızlığı olayının kabulünde olduğunu, fakat poliçedeki kasa hırsızlığı klozunda zararın ispatı için sigortalının kasa defteri tutmasının zorunlu olduğunu, meydana gelen zararın ancak bu şekilde ispatlanacağını, davacı tarafından tutulmuş bir kasa defteri bulunmadığından ve bu nedenle zarar miktarı tespit edilemediğinden kendisinin sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmektedir. TTK’nın 1409’uncu maddesine göre sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur. Sigorta şirketinin, meydana gelen rizikonun teminat dışında kaldığına dair bir iddiası söz konusu ise bu durumu sigortacı ispat etmelidir. Nitekim bu husus TTK’nın 1409/2 maddesinde, “Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre poliçede belirtilen rizikonun gerçekleştiğini sigortalı, rizikonun teminat kapsamı dışında olduğu iddiasını ise sigortacı ispat edecektir. Bir davada çekişmeli olan hususları kanıtlamaya yarayan araçlara delil denir. Taraflar, kanunda belirli deliller ile ispatı öngörülen vakıaları başka delil veya delillerle ispatını yahut belirli deliller ile ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilir. Taraflar arasında akdedilen bu anlaşmalara delil sözleşmesi denir. HMK’nın 193’üncü maddesi delil sözleşmelerini düzenlemektedir. Somut olayda rizikonun teminat altında olup olmadığı, rizikonun teminat altında olup olmadığı taraflar arasında düzenlenen “Esnafım Paket Sigortası Poliçesi” şartlarına göre belirlenecektir.Poliçenin kasa hırsızlığı klozu incelendiğinde “…kasada bulunan para çek ve senet çalınması taleplerinde; sigortalının kasa hareketlerini gösteren defter ile talebin kaynağını gösteren resmi belgeler ve bu belgelerin muhasebe kayıtlarına yansıdığını gösteren diğer defter kayıtlarının ilk ekspertiz gününde ibrazı…” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu kloz, uyuşmazlık konusu rizikonun hangi şartlarda sigorta poliçesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre, taraflar arasında, sigortalı nezdinde vuku bulabilcek bir kasa hırsızlığı olayında, uğranılan zararın tespiti için sigortalının tutacağı kasa defteri şart olarak düzenlenmiş olup buradaki düzenleme bir tür delil sözleşmesi niteliğindedir.Mahkemece yargılama sırasında alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında özetle, her ne kadar meydana gelen zararın sigorta kapsamında olduğu, zarar miktarının, sigortalının ganyan ve spor toto bayii olması nedeniyle hırsızlık esnasında kasadaki paranın miktarının tespit edilebileceği, kasa defterinin şart olmadığı görüşünü belirtmişse de, davacının ganyan ve spor toto bayi olarak yaptığı işlemler ile kasaya giren paranın kayıtlardan tespit edileceği doğru olmakla birlikte, kasadan çıkan paranın miktarının bununla tespit edilemeyeceği, rizikonun gerçekleştiği anda kasadaki para miktarının ne olduğunun ancak kasa defteriyle tespit edilmesinin mümkün olduğu ve günlük kasa defterine ilişkinde yukarıda açıklandığı üzere sigorta poliçesinde özel bir şart bulunduğu, davacının bu delili sunarak zararını kanıtlayamadığı görüldüğünden bilirkişi görüşünün dosya kapsamıyla uyuşmadığı sonucuna varılmıştır.Kaldı ki, davacı tarafça olay öncesindeki hafta içinde, bankaya 9.500,00 TL yatırmış, bu paranın kasadaki para mı, yada kasa dışındaki kişisel parası olup olmadığına dair bir saptamada yapılamamıştır.Bu bağlamda davalı sigorta şirketinin TTK’nın 1409’ncu maddesinde düzenlenen ispat yükünü yerine getirdiği ve meydana gelen rizikonun poliçe kapsamında değerlendirilemeyeceğini ispat ettiği, davacının, yapmış olduğu savunmaların aksine, resmi kurum tarafından tutulan kayıtların tek başına hırsızlık anında kasadaki paranın miktarını tespit etmeye yeterli olmadığı, poliçede öngörülen günlük kasa defterinin de ibraz edilmediği, zararın bu suretle ispat edilememesi nedeniyle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararının esas ve usul yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. 

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 
1-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/201 Esas, 2017/732 Karar sayılı 02/10/2017 tarihli kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi uyarınca esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 68,20 TL başvuru harcının, peşin olarak yatırılan 35,90 TL harçtan mahsubu ile bakiye 32,30 TL ile yine istinaf kanun yolu başvuru harcı olarak alınması gereken 121,30 TL harçtan peşin olarak yatırılan 98,10 TL harcın mahsubu ile bakiye 23,20 TL olmak üzere toplam 55,50 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına ,
4- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/1 bendi ile aynı yasanın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 07/02/2019

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı: “Tacir Olmayan Basketbol Federasyonu’nun, Ticari İş Olmayan Faaliyetle İlgili Açacağı Davada Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/1032 Esas
KARAR NO : 2018/1115

DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 06/11/2018
KARAR TARİHİ : 09/11/2018

Yukarıdaki esasa kayıtlı İtirazın İptali davasında dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA /

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 07/12/2016 tarihinde ön protokol, 12/06/2017 tarihinde ise resmi sponsorluk sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre sözleşme tarihinden başlayarak 2020-2021 sezonu sonuna kadar 5 sezon boyunca basketboll süper ligi, …maçı ve play-off için reklam ve sponsorluk haklarına sahip olunacağını, sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri ile sözleşme bedeli ve ödeme zamanının ayrıntılı bir şekilde gösterildiğini, müvekkilince 08/05/2018 tarihli, 186.834,12 USD bedelli faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından itiraz edilmemesine rağmen ödenmediğini, bu nedenle alacağın tahsili amacıyla … 14. İcra müdürlüğünün … Esas sayılı dosyası ile davalıya karşı ilamsız takip yapıldığını, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek anılan icra dosyasındaki haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20 oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE /

Dava resmi sponsorluk sözleşmesi çerçevesinde düzenlenen bir adet fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı yasa ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

TTK 4. maddesinde; “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” denilmektedir.

Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

Somut olayda, davanın resmi sponsorluk sözleşmesine göre düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibine itirazın iptali davası olduğu, davacının Basketbol Federasyonu, davalının ise … A.Ş. olduğu görülmektedir.
Davalı şirket olup tacirdir, ancak davacı … Federasyonun özel hukuk tüzel kişisi niteliğinde bulunup, tacir olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Basketbol Federasyonun hukuki niteliği 3289 sayılı Kanunun Ek-9 maddesine göre düzenlenen ana statüde belirlenmiştir.3289 sayılı Yasanın Ek-9 maddesinde özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonlarının kurulma amacı tanımlanmış ve federasyonların, spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önemleri almak ve federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulama amacıyla kurulabileceği belirtilmiştir. Anılan madde içeriğinden federasyonların Gençlik ve Spor Bakanlığı gözetiminde hatta bazı durumlarda kamu kurumlarının sahip olduğu haklara haiz (Ek-9 maddesinde federasyon malları haczedilemeyeceği belirtilmiştir.) özel hukuk tüzel kişisi olduğu açıktır.

Davalının, tacir olduğu anlaşılsa da, taraflardan birinin tacir olması, davanın, ticari dava olarak kabulü için yeterli bulunmamaktadır. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde, ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle, yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemeyecektir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığa göre uygulanması gereken hükümlerin Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmakla, bu dava mutlak ticari dava olarak da kabul edilemez.

Davacının iddiası, davanın konusu ve sunulan deliller kapsamında uyuşmazlığın, TTK 4. maddesinde belirtilen, mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, aynı maddede dayanağını bulan nispi ticari dava niteliğinde de bulunmadığı görülmektedir. Nitekim davacı taraf tacir olmadığı gibi uygulanması gereken hükümlerin de Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

HMK 114. Maddesinde; Mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesinde de, dava şartlarının, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceğinin açıklandığı, HMK 138. Maddesi uyarınca dava şartları ile ilgili olarak dosya üzerinden karar verilebileceği anlaşılmakla, iş bu davanın mahkememizin görev alanında bulunmayıp, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde olduğu kanaatine varılarak, davanın görev yönünden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın görev-dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,
Karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
HMK 331. Maddesi uyarınca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece karar altına alınmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/11/2018