FIFA Oyuncu Statü ve Transfer Tüzükleri Hakkında Gelişmeler Webinarı

Bugün İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ”FIFA Oyuncu Statü ve Transfer Tüzükleri Hakkında Gelişmeler” webinarı düzenledi.

Moderatörlüğünü Dr. Candan Yasan Tepetaş’ın üstlendiği webinarda, Dr. Erkut Söğüt, Emir Güney ve Av. Hakan Tüfekçi konuşmacı olarak yer aldılar.

Dr. Erkut Söğüt, çocukların uluslararası transferi hakkında konuştu.

Emir Güney, üçüncü kişi mülkiyetinden bahsetti.

Av. Hakan Tüfekçi ise CAS’ın bir kararını (CAS 2019/A6502) anlattı.

ERKUT SÖĞÜT’ÜN AÇIKLAMALARI KAMUOYUNDA TARTIŞILMALI

Özellikle Erkut Söğüt’ün menajerlikle ilgili açıklamaları Türk medyasında yer bulacak nitelikte idi.

TFF’nin FIFA düzenlemelerine aykırı mevzuatı ve uygulamaları, Türk sporcularına yönelik ayrımcı uygulamalar, FIFA’nın yakın zamanda hayata geçireceği yeni menajerlik sistemi gündeme getirilmesi ve yoğun şekilde tartışılması gereken konular oldu.

CAS’IN RİZESPOR KARARI: CUMARTESİ GÜNÜ, İFA GÜNÜ MÜDÜR?

Av. Hakan Tüfekçi’nin tarafları açıklamadan anlattığı CAS kararı, Rizespor ile ilgili idi.

Hakan Bey sunum yaparken Rizespor’a hak vermiş gibiydi. Hakan Bey, ”CAS Türk hukukunu uygulasaydı, farklı karar verir miydi?” şeklinde bir soru ortaya attı.

CAS Türk hukukunu uygulasaydı, Rizespor’un başvurusunu reddederdi.

CAS, bu kararda, Rizespor’un şark kurnazlığına prim vermemiş.

Rizespor ile Jakob Jantscher arasındaki sözleşmede vade tarihi 25 Kasım 2017 olarak belirlenmiş. O gün, Cumartesi’ye denk geliyor.

Rizespor Cumartesi günü ödemeyi yapmayınca futbolcu sözleşmeyi feshetmiş. Rizespor ise uyanıklık yaptığını zannedip, 27 Kasım Pazartesi günü ödemeyi yapmış ve futbolcunun sözleşmeyi haksız şekilde feshettiğini ileri sürmüş.

Rizespor, “ifa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçeceğini” ileri sürmüş.

Rizespor, CAS duruşmasında Türk Borçlar Kanunu ile İsviçre Borçlar Kanunu’nun benzer düzenlemeleri havi olduğunu, Cumartesi’ye denk gelen ifa zamanının tatil olmayan ilk güne geçeceğini ileri sürmüş.

CAS, sözleşmeye uygulanacak hukukun İsviçre hukuku olduğunu belirtip Türk hukukunu araştırmaya gerek görmemiş.

Hakan Bey bu noktada ”Türk hukuku uygulansaydı, sonuç değişir miydi?” diye sordu.

Sonuç değişmezdi.

Türk Borçlar Kanunu’nun 93’üncü maddesinin birinci fıkrasında ”ifa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer” düzenlemesi var ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında ”aksine anlaşma geçerlidir” hükmü yer alıyor.

CAS, İsviçre Borçlar Kanunu’nda da yer alan “aksine anlaşma geçerlidir” düzenlemesinden yola çıkarak, taraflar arasındaki protokolde ifa zamanının açıkça 25 Kasım Cumartesi olarak belirlendiğini ve ödemenin Cumartesi günü yapılması gerektiğini belirtti.

CAS, futbol sektöründe Cumartesi günleri maçların oynandığını, bu sektörde Cumartesi gününün iş günü olarak kabul edilmesi gerektiğini de belirtti.

SORU-CEVAP BÖLÜMÜNDE GÜZEL SORULAR SORULDU

Soru-cevap bölümünde güzel sorular paylaşıldı.

Av. Hakan Tüfekçi’nin bir davada taraf vekili olması ve TFF Etik Kurulu üyesi olması sebebiyle çoğu soruya cevap vermekten imtina etmesi şanssızlık oldu. Onun hukuki yorumlarını öğrenmek faydalı olurdu.

Not edebildiğim soruları aşağıda paylaşacağım. Kendi sorularımı da yazacağım. Soruları soru sahiplerini belirtmeden yayınlayacağım.

Sorular, soru sahipleri tarafından kaleme alındığı şekilde paylaşılmıştır. Yazım yanlışları bana ait değil.

  • “Merhaba sormak istediğim konu, FIFA düzenlemeleri kapsamında aşırı ifa güçlüğü kavramı ile ilgili. Malum olduğu üzere, Ülkemiz hali hazırda daha önce hiç bir UEFA üyesi ülkenin yaşamadığı bir develüasyon yaşıyor. FIFA DRC kararlarında sözleşmesel ilişkilerde, yerel hukuka önem verdiği gibi regüle edilmemiş alanlarda İsviçre Hukukuna da bakıyor. Türk Kulüpleri şu şekilde adım ilerlese sizce ne olur; Öncelikle kulüp içerisinde döviz borcu olan tüm futbolculara bir ihtarname gönderdilse ve aşırı ifa güçlüğü ve develüasyon kapsamlı bir şekilde açıklanarak “sözleşmenin yeniden uyarlanması” talep edilse, verilen mühlet içerisinde futbolcu talep reddeder ya da yanıt vermezse, Türk Kulübü her bir futbolcu için, sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmeye devam eder ancak FIFADRC’den develüasyon ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin yeniden uyarlanmasını talep etse, aksi halde futbol faaliyetinin artık sürdürelemeyeceğini belirtse.. Sizce anılan başvuru sonucu nasıl olabilir. Katılarak da tartışmayı çok isterim.”
  • “Erkut Bey yeni spor yasasında menajerlik sözleşmesi noterde yapılacak denmektedir. Ancak bu sözleşmelerin normalde ilgili Federasyona gönderilmesi yeterlidir. Bu durum sizce sporcuları mağdur edecek midir (noter masrafı anlamında)? Görüşünüzü merak ediyorum.”
  • “Gerek altyapıdan yetişmiş oyuncuları yeni sözleşmeye zorlama,gerek de mevcut kontratlı oyuncuyu rızası dışında göndermeye zorlamak için kadro dışı bırakma cezası kulüpler tarafından yaygın olarak kullanılıyor. Ve bu kadro dışı durumunda futbolcunun topla bile çalışmasına izin verilmiyor. Bu durum mobbinge girmiyor mu? Fifa’nın bu olaya bakış açısı nedir? Futbolcu temsilcileri olarak Fifa nezdinde bu durumun iki tarafın da menfaatine olacak şekilde herhangi girişimler var mı?
  • “28 Temmuz 2017’de 18 yaş altında olan Eljif Elmas Fenerbahçe’ye transfer olmuş ve TFF tarafından lisanslanmıştı. Bu dönemde Erkut Bey’in bahsettiği FİFA düzenlemeleri geçerli miydi? Yoksa TFF tarafından verilen lisans konusunda o dönemde yetkili TFF miydi?”
  • “Oyuncular klüplerle sözleşme serbestisi uyarınca da imza parası isteyebiliyorlar ve madde 18 uyarınca da bir yasak yok ancak menajerler de bazen imza parası isteyebiliyor ve bu sebeple sözleşme suya düşebiliyor, menajerlerin bu imza parası istemsi madde 18 uyarınca da nasıl değerlendirilmeli, onlar da bu konuda serbestler midir?”
  • “FIFA Tüzüğü’nde bazı tüzük düzenlemelerinin aynen iç hukuka geçirilmesi gerektiği öngörülüyor. Ancak TFF bu düzenlemeleri iç hukuka geçirmedi. UÇK önündeki davalarda FIFA’dan aynen alınması gereken düzenlemeler ileri sürülebilir mi?”
  • “Yetiştirme tazminatı futbolcunun 23 yaşına kadar yaptığı tüm transferlerde eski kulübüne ödenir. Ancak futbolcu ve futbolcuyu yetiştiren kulüp arasında yapılacak bir ek protokol ile yetiştirme tazminatının futbolcu tarafından kulübe ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yapılabilir mi?”
  • “Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yapısı, FIFA Guidelines ile uyumlu mu? Tarafların kendi hakemlerini seçememesi, bu kurulun kulüplere yakın olması sonucunu doğurmuyor mu? Bu kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu ileri sürülebilir mi?”

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin spor hukuku ile ilgili webinarlarını merakla bekliyorum.

Danıştay: “Spor Federasyonu Başkanlığı Seçimine Aday Olanlardan Katkı Payı Alınması Hukuka Aykırıdır”

Davanın Özeti: Kayak Federasyonu Başkanlığı seçimine aday olan davacı, aday olanlardan seçim giderlerine katkı payı olarak 150.000.000.-TL, alınmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, Federasyon Başkan Adaylarında Aranacak Şartlarla İlgili Usul ve Esaslara Dair Yönerge‘nin 5.maddesinin (h) bendindeki düzenlemenin iptali ile ödediği katkı payının iadesini istemektedir.

Savunmanın Özeti: Davanın süresinde açılmadığı, davacının yönergede yer alan şartları bilerek seçime katıldığı, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde genel müdürlüğün Başbakanlığa bağlı katma bütçeli tüzel kişiliğe haiz bir kamu kuruluşu olduğunun belirtildiği ve 14. ve 15. maddelerinde gelirlerinin sayıldığı, federasyonlara başkan seçilen kişilerin bu görevi fahri olarak yürüttükleri ve onlardan maddi-manevi katkıda bulunmalarının beklendiği, Federasyon Başkanları Seçim Yönetmeliğinin 5. maddesinin (m) bendinin de bu amaç için düzenlendiği, adaylardan alınan katkı payının seçim giderleri için kullanıldığı, davacının merkez seçim kuruluna itiraz etmediği öne sürülerek davanın usul ve esas yönünden reddi gerektiği savunulmaktadır.

D. Tetkik Hakimi: Mustafa Karabulut

Düşüncesi: Dava, federasyon seçimlerine başkan adayı olanlardan 150.000.000.-TL. katkı payı alınmasına ilişkin düzenlemenin iptali ve ödenen katkı payının iadesi istemiyle açılmıştır.

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 14. maddesinde genel müdürlüğün gelirleri 14 bent halinde sayılmıştır. Yasada sayılan gelirler arasında seçim giderlerine katkı payı alınması yönünde bir düzenleme olmadığı gibi ilgili yönetmelikte de bu yönde bir kural yer almamaktadır.

Kamu kurumunun yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin giderlerini, yasal dayanağı olmadan katkı payı adı altındaki bir gelirle karşılaması hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz. Öte yandan böyle bir uygulama Anayasa’da da düzenlenen seçimlerin serbestliği ilkesi ile de çelişmektedir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu yönergenin seçim giderlerine katkı payı alınmasına ilişkin 5/h maddesinin iptaline ve davacıdan alınan 150.000.000.-TL.’nin davalı idarece davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı: Öcal Beningtan

Düşüncesi: “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Federasyon Başkanları Seçim Yönetmeliğinin “Federasyon başkanı adayı koşulları” başlıklı 5 nci maddesinin (m) bendinde “Adaylık ile ilgili diğer usul ve esaslar genel müdürlükçe hazırlanacak bir yönerge ile belirlenir” hükmü getirilmiştir.

Yönetmelik maddesinin vermiş olduğu yetki gereğince genel müdürlükçe hazırlanan yönergenin 4 ncü maddesinin (h) bendinde başkan adaylarından dava konusu miktar kadar para alınması öngörülmüştür ve bu yönerge itiraza uğramadığından kesinleşmiştir.

Dosyanın incelenmesinden davacı hakkında tesis edilen işlemde yönetmelik ve yönerge esaslarına aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenle yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiği düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği düşünüldü:

Dava: federasyon başkanları seçimine katılacak adaylardan seçim giderlerine katkı payı olarak 150.000.000. -TL. alınması yönündeki davalı idare yönergesinin 5.maddesinin (h) bendinin iptali ile davacıdan alınan katkı payının iadesi istemiyle açılmıştır.

Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi:

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 14.maddesinde, genel müdürlüğün gelirleri tek tek sayılmış; 19. maddesinde ise, federasyon başkanlarının seçimle göreve gelecekleri ve bu görevin fahri olduğu, federasyon başkanlarının meçimi, kurullarının teşkili çalışmaları, görev yetki ve sorumlulukları ile kurullarım atamaya ilişkin hükümlerin çıkarılarak yönetmelikte belirleneceği kurala bağlanmıştır.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Federasyon Başkanları Seçim Yönetmeliğinin 5.maddesinde ise, federasyon başkanı adayı olacaklarda aranacak şartlara yer verilerek, anılan maddenin (m) bendinde, adaylık ile ilgili diğer usûl ve esasların genel müdürlükçe hazırlanacak bir yönerge ile belirleneceği belirtilmiştir.

Adaylık ile ilgili diğer usûl ve esasları belirleyen Yönergenin 5.maddesinin dava konusu edilen (h) bendinde seçim giderlerine katkı payı olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü hesabına 150.000.000.-TL. yatırılacağı düzenlemesi yer almaktadır.

Anılan Yönetmelik hükmüne göre çıkarılan Federasyon Başkan Adaylarında Aranacak Şartlarla İlgili Usul ve Esaslara Dair Yönerge’nin 4. maddesinde, başkan adaylarında aranacak şartlar yönetmeliğe paralel olarak düzenlenmiş; 5. maddesinde, bu şartlara ilişkin belgelere yer verilmiş iken 5.maddenin (h) bendinde Yönetmelikte düzenlenmediği halde seçim giderlerine katkı payı olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün hesabına 150.000.000.-TL. yatırılması yönünde yeni bir zorunluluk getirilmiştir.

Belirtilen bu duruma göre, federasyon başkanlarının seçimiyle ilgili olarak yasayla verilen görevi yerine getirmekle yükümlü olan davalı idarenin, bu görevini yerine getirirken ortaya çıkan giderleri, yasa ve yönetmelikte öngörülen esas ve koşullar dışında yeni bir zorunluluk getirerek seçime katılan başkan adaylarından seçim giderlerine katkı payı alarak karşılamasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Federasyon Başkan Adaylarında Aranacak Şartlarla İlgili Usul ve Esaslara Dair Yönerge’nin 5.maddesinin (h) bendinin iptaline: 29.9.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. D., 29.9.1999, E. 1997/3262 K. 1999/4371

2008 Yılı Spor Şurası Spor Hukuku ile İlgili Ön Komisyon Raporu

2008 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Şurası düzenledi.

Şura’nın kitabı sınırlı sayıda basıldı. Maalesef bu kitap İnternette yayınlanmadı. Oysa bu kitap spor yönetimi ve spor hukuku açısından çok önemli bir kaynak.

Spor Şurası 2008 Kitabı

Bu Şura’da spor hukuku kapsamlı şekilde tartışıldı.

Şura’da güzel bir sistem benimsenmişti. Şuradan önce ön komisyonlar oluşturuldu. Bu komisyonlar raporlarını hazırladı. Raporlar kamuoyu ile paylaşıldı. İsteyen, raporla ilgili görüşlerini sundu. Şura başladığında komisyonlar toplandı. Ön komisyon raporu ve raporla ilgili görüşler dikkate alınarak komisyon raporu hazırlandı. Komisyon başkanı bu raporları genel kurulda okudu. Genel kurul raporları tartıştı. En sonunda, Şura kararları yayınlandı.

Spor hukuku için de ön komisyon oluşturuldu. Ön komisyonun raporu yayınlandı.

Bu raporu İsviçre’de iken öğrendim. Hemen ön komisyon raporu hakkında görüşlerimi kaleme aldım ve raporumu Bakanlığa gönderdim. Bakanlık yetkilileri beni Şura’ya davet ettiler. Şura’da Spor Hukuku Komisyonu’nda görev aldım. Komisyona da görüşlerimi açıkladım.

O gün görüşlerim genelde azınlıkta kaldı. Ancak bugün ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı. Maalesef haklı çıkanlar azınlıkta kalmaya devam ediyorlar.

Bu yazıda Şura ön komisyon raporunu paylaşacağım. Sonraki yazıda ise ön komisyon raporu ile ilgili görüşlerimi aktaracağım.

Özellikle belirtmek isterim. Aşağıda yer alan karşı görüşler bana ait değildir. Ön komisyon üyeleri arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmış.

Umarım okuyanlara faydası olur.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – 

SPOR ŞURASI GENEL SEKRETERLİĞİNE

2008 Spor Şurası “Spor Hukuku” alt komisyon toplantısı 18-19 Haziran 2008 tarihlerinde Ankara Başkent Öğretmenevinde yapılmıştır.        

Spor Hukuku ile ilgili ön komisyon raporu Şura’da görüşülmek üzere ekte bilgilerinize sunulmuştur.

Arz ederiz. 19.6.2008 

 

Prof.Dr.Fehim ÜÇIŞIK

Komisyon Başkanı

Kenan ATALAY

Şube Müdürü

Raportör

Kemal ÖZÖZLÜ

Sportif Eğitim Uzmanı

Raportör

 

Asiye ÖZYAVUZ

Spor Uzmanı

Sekretarya

  Bilgehan DEMİRELLİ

Spor Uzmanı

Sekretarya

 

RAPOR

SPOR HUKUKU KOMİSYONUNUN GÖRÜŞME KONULARI, KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER 

      I- GİRİŞ:

 Beden eğitimi ve spor alanında görüş ve önerilerde bulunarak geleceğe yönelik yeni politikalar oluşturmak amacıyla 19-23 Kasım 2008 tarihleri arasında Ankara’da yapılması planlanan 6. Spor Şurası gündeminde yer alacak olan “Spor Hukuku” ile ilgili konuları “Tahkim Kurulu, Disiplin ve Ceza Kurulları, Spor Mahkemeleri,  Sporda Şiddet ve Irkçılık, Sporda Şike ve Haksız Rekabetle Mücadele” ana başlıkları ve Komisyonca uygun görülecek diğer konuların ilavesiyle görüşmek üzere, 21.05.2008 tarih ve 1612 sayılı onayla kurulan Spor Hukuku Komisyonu 18.06.2008 tarihinde toplanarak; Komisyon Başkanlığına Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulu bulunan Tahkim Kurulu Üyesi Prof.Fehim ÜÇIŞIK, Başkan Yardımcılıklarına Adalet Bakanlığı Temsilcisi Hasan ODABAŞI ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı Temsilcisi Oktay SELÇUK seçilerek Komisyon çalışmalarına başlamış, görev onayında belirtilen konulara ilaveten görüşülmesi istenen konular belirlenmiş, birbiriyle ilgili konular birleştirilerek 18.06.2008 ve 19.06.2008 tarihlerinde yapılan toplantılar sonucunda aşağıdaki görüşler belirlenmiştir.

     

     II- ÖNCELİKLE HUKUK VE SPOR HUKUKU HAKKINDA AŞAĞIDAKİ GENEL TESPİTLER YAPILMIŞTIR:

Hukuk, toplum yaşamını düzenlemek için uygulanması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış kurallar biçimi olup, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir. Hukuk norm(kural)lardan meydana gelmiştir. Normlar hukukun yapı taşlarıdır. Hukuk normlardan oluştuğu için “olması gerekeni” gösterir. Hukuk öğüt vermez, o salt bir sosyal davranış planı ve önerisi değildir. Hukukun niteliğinde emredicilik vardır. Çünkü hukuk ve normları, toplumsal yaşamı düzenleyip biçimlendirerek, ona belli bir kimlik kazandırma amacı güder. Hukuk normları çeşitli biçimlerde olabilir. Emredici normlar, ortadan kaldırıcı normlar, tanımlayıcı normlar, tamamlayıcı normlar, yorumlayıcı normlar hukukun formal yönünün değişik görüntüdeki kategorileridir. Hukukun öngördüğü düzenin kendiliğinden gerçekleşemeyeceği kesindir. Çünkü hukuk, olanı değil olması gereken, ideal düzeni göstermektedir. Hukukun niteliğinde buyuruculuk özelliği ve buyrukların yerine getirilmemesi durumunda da zorlama, zorla gerçekleştirme imkanı vardır. Hukuk zaman içinde değişen, gelişen bir yapıya sahiptir. Sosyoekonomik, psikolojik, kültürel, tarihsel olgular, gelenekler ve değişik felsefi görüşler hukuka etki etmektedir. Bu düzeni davranışlarına ve ilişkilerine yansıtıp gerçekleştirecek olan insandır.

Türkiye’de hukuk, “kamu hukuku” ve “özel hukuk” olmak üzere ikiye ayrılır. Özel hukuk; kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini, eşitlik ve irade serbestisi esasına göre düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Özel Hukuk; Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Devletler Özel Hukuku, Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku olmak üzere 6 bölüme ayrılmıştır. Kamu Hukuku ise; Devletler Genel Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Vergi Hukuku Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku olarak 6 bölümden oluşmaktadır.

Ancak küreselleşme olgusu yeni ihtiyaçlara bağlı olarak yeni hukuk dallarının oluşturulması ve öğretilmesini gerekli kılmaktadır. Dünyada ve ülkemizde sporun toplumlar üzerinde yarattığı olumlu-olumsuz etkiler, ulaşmış olduğu ekonomik değerler, gerek kamu hukukunda gerekse özel hukukta oluşturduğu kurumlar, kurallar ve ihtilaflar konunun yeni bir hukuk disiplini olarak gelişmiş batı ülkelerinde ders olarak okutulmasının yanında, araştırma merkezleri, enstitüleri kurulmasına da neden olmuştur. Bu alan batıda öylesine iddialı bir hale gelmiştir ki; spor hukukunun bazı önde gelen uzmanları “Dünyada iki hukuk düzeni vardır; devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” demektedirler.

Spor hukuku (lex sportiva) dar veya geniş anlamda tanımlanabilir. Dar anlamda spor hukuku; sportif faaliyetleri düzenler, spor dünyasını yönetir, spor yarışmalarını ve kuruluşların kurumsallığını sağlar. Geniş anlamda spor hukuku ise; spordan ötürü oluşan ilişkileri ve bu ilişkilerde rol alan gerçek ve tüzel, kamu ve özel kişilerin karşılaştıkları durumları düzenler ve sorunları çözümler.

Dar anlamda spor hukuku :

1) Sporcuların hakları ve yükümlülüklerini düzenleyen kuralları,

2) Spor kuruluşlarının yapısı, faaliyetlerini ve aralarındaki ilişkileri;

3) Antrenörler başta olmak üzere sportif yaşamı yönetenlerin eylemlerini, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını;

4) Spor gerçek ve tüzel kişilerinin davranışlarını;

5) Sporda “fair play”i;

6) Sporda yargı organlarının hukuki varlığını ve bunların ihtilafları usul ve esastan çözümleme kurallarını içerir.

Geniş anlamda spor hukuku ise:

1) Bireyin spor yapma ve sportif faaliyetlere özgürce katılma hakkını,

2) Sportif faaliyet ve ilişkilerin sosyal güvenlik ve iş hukuku boyutunu,

3) Profesyonel spor aktörlerinin hak ve ilişki düzenlemesini, 

4) Sporda şiddet, doping, ceza ve disiplin hukuku kapsamına giren eylemler gibi olumsuz davranışların önlenmesini, 

5) Sporda adalet ve barışın sağlanmasına yönelik her türlü önlem ve kurumu,

6) Uluslar arası spor yarışmalarının yapılabilmesi için gerekli kişi, kurum, kuruluş ve devletler düzeyinde kuralları ve bunlar arasındaki ilişkileri içerir.

Spor hukukunda bilimsel araştırma, dünyada gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde oldukça yeni bir çalışma alanıdır. Araştırma yöntemleri hem hukuk, hem de beden eğitimi ve spor biliminin metotlarını birlikte kullanmaktadır. Uygulamada spor hukuku, spor faaliyetlerinin yarattığı ihtilafları çözümler. Kararlar spor teşkilatının kendisine özgü yargı organlarınca verilebilecekleri gibi, genel yargıda hukuk veya ceza mahkemelerince de verilebilir. Zamanla da spor hukuk içtihatları oluşarak benzer olayların çözümüne emsal teşkil eder. Spor kuruluşlarının bu alanda bilgili ve uzmanlaşmış hukukçularla donatılmaları, doğabilecek sorunların ihtilaf boyutuna ulaşmadan çözümlenmelerini ve önlenmelerini sağlar. Gerek devletlerin ve gerekse sivil toplum örgütlerinin hem ulusal hem de uluslararası boyutta kanun, antlaşma ve diğer hukuki metinleri hazırlamalarında spor hukuku uzmanlarına sahip olmaları ve bunlara danışmaları halinde bu düzenlemeleri sakat doğmadan ve birçok yeni ihtilafa sebep olmadan yerleştirmek mümkün olabilir.

Hukukta bir alanın bağımsız bir disiplin haline gelmesindeki en önemli dinamiklerden birisi de yargı kararlarıdır. Ulusal ve uluslararası spor federasyonlarının disiplin ve tahkim kurullarında verdikleri yargı kararlarının sporcuların kariyerleri ve yaşamları üzerindeki önemli etkileri yanında esas incelenmesi gereken materyal bu alandaki özgün üst yargı organlarının içtihatlarıdır. “Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (C.A.S.)” kurulduğu 1986 yılından günümüze kadar 600’ün üzerinde davaya bakmış ve 2003 yılı sonu itibariyle 576 dosyayı karara bağlamıştır. Bu mahkeme spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların veya sporda disiplin cezası vermeye yetkili herhangi bir organın kararlarına karşı veya bir spor teşkilatının kararlarına karşı kararı alan merciin hukuki niteliğine göre birinci derecede muhakeme veya temyiz başvuru merciidir.

3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 13.03.2004 tarih ve 25401 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5105 sayılı Kanunun 2. maddesiyle ile eklenen  Ek-9.madde ile bu maddeye dayanılarak hazırlanan ve 14.07.2004 tarih ve 25522 Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsünde “Özerk federasyon ile kulüpler, federasyon ile sporcu, hakem, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile sporcu, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları, kulüpler ile kulüpler arasında çıkacak ihtilaflarla, federasyon yönetim kurulunca verilecek kararlar ile disiplin veya ceza kurulu kararlarına karşı ilgililerin itirazı üzerine inceleme yaparak kesin karar veren Genel Müdürlük bünyesinde kurulmuş bulunan Kurulu,” olarak ifade edilen Tahkim Kurulu hukuki sorunların çözüm mercii olarak bulunmaktadır.

Teorik yaklaşımları, ulusal ve uluslar arası teşkilatlanmaları, mevzuatları, yargı kararları ile spor hukuku komple bir disiplin oluşturmakta olup, 21′ inci yüzyılın sanayii sporun hukuki temelleri olmadan gelişmesi, sağlıklı bir yaşam sürdürmesi düşünülemez.

 

III- GÖRÜŞÜLEN KONULAR, KOMİSYONUN KARARLARI VE KARŞI GÖRÜŞLER:

  1. Tanımlar:

Ülkemizde sporcu sayısının nüfusa oranla sayıca düşüklüğü ve diğer ülkelerde bu sayının belirlenmesi için esas alınan kriterler de dikkate alınarak, sporcu tanımının; sporcu kişiliği olan ve yarışmalara katılan bireyler şeklinde yeniden yapılması;

Spor yapan herkes sporcu sayılıp, lisanslar kademelendirilerek; 

  • Spor yapan  kişi,
  • Lisanslı sporcu
  • Üst düzey sporcu

     olarak üçe ayrımlı yapılması;

a) Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, yerel yönetimler ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile ilgili tüm kurum kuruluşların sporculara ilişkin kayıtlarının sporcu sayısının belirlenmesinde esas alınması ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün halen uyguladığı “Sporcu Kart”larının kaydının tutulması;   

b) 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasında  ifade edilen vatandaşların ve okul dışı gençliğin;

  • Fizik,
  • Moral güç ve yeteneklerini,

sağlayan;

  • beden eğitimi,
  • Oyun,
  • Cimnastik,
  • spor faaliyetlerinde bulunanların kaydının tutulması;

  görüşleri kabul edilmiştir.

  1. Eğitim:

a) Ülkemiz sporcularının yıldızlar ve gençler kategorilerinde başarılı oldukları ancak, bu başarıyı daha üst kademelere taşıyamadıkları ve bunun sporcuların gelecek kaygısıyla üniversite sınavına hazırlanmak üzere sportif çalışmalarına daha az vakit ayırmaları veya sporu tamamen bırakmalarından kaynaklandığı tespiti yapılmıştır.

Anayasada yer alan “Devlet başarılı sporcuyu korur.” hükmü uyarınca ve ve bu hükmün hayata geçirilmesini teminen;  sporculara üniversiteye girişte, belli kriterlere bağlanarak, bütün alanlarda daha düşük puanla giriş (halen Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okullarında mevcut olan uygulamanın yaygınlaştırılması) veya burs gibi (özel üniversitelere ve vakıf üniversitelerine tam burslu kabulü gibi) pozitif ayrımcılık uygulanması yönünde düzenleme yapılmasının;

b) BESYO’ların spor yöneticiliği gibi alanlarından yetenek sınavının kaldırılması ve bu hususun mezuniyeti sonrasında fiilen sporla uğraşacak kişilerle sınırlandırılmasının;

c) Spor Hukuku halen bir kısım hukuk fakültelerinde seçmeli ders olarak okutulmakta olup, ana bilim dalı ve ayrıca spor sağlığı, spor hukuku, spor iktisadı gibi sporla ilgili alanları içine alan “Spor Bilimleri Enstitüsü” kurulması için YÖK’e teklif götürülmesi; Spor Hukukunun yüksek lisans ve tez konusu kabul edilmesi ve stajyerlerce hazırlanacak ödev konusu olarak barolara da kabul ettirilmesinin;

d) Yeni bir uygulama olan özerklikten kaynaklanan ihtiyaçlar da gözetilerek, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce TODAİE veya spor eğitimi veren kuruluşlarla iş birliği içinde spor yönetimiyle ilgili konularda hizmet içi eğitim verilmesinin;

    yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Mevzuatın Koda Dönüştürülmesi:

a) Spor Kanununda düzenlenmesi gereken hususlar halen Gençlik ve Spor Teşkilat Kanununda yer almaktadır. Ancak, değişik kurumların da sporla ilgili faaliyetleri olduğu dikkate alınarak, spor hukukunun bir dalı olan Teşkilatın görevlerini de kapsayan bir Spor Kanunu hazırlanmasının;

b) Mevzuattaki çelişkileri gidermek açısından spor mevzuatının kod olarak toparlanmasının;

c) Federasyonların bağlı oldukları uluslar arası federasyon ve kuruluşların mevzuatlarının toparlanıp Türkçeleştirilmesi ancak, bu yapılırken doğru ve bütüncül bir tercüme olması açısından hukuk ve spor bilgisi olanlarca tercüme edilmesinin sağlanmasının;

yararlı olacağı görüşü kabul edilmiştir.

  1. Spor Kulüpleri:

a) Spor Kulüpleri Kanun Tasarısı Taslağında yer alan profesyonel sporcu tanımındaki ifade tarzının, genel kurulda seçimlerin açık oyla yapılmasına, yabancıların üyeliklerinin bildirilmesine, sporcuların faal sporculuğu bırakmadıkça üye olamayacakları, kulüpten maaş alanların üyeliğinin dondurulabileceği, zorunlu üyelik olamayacağı gibi hususlar dikkate alınarak üyeliğe ilişkin hükümler ile cezalar dolayısıyla kulüplere verilecek yardımların kesilmesini öngören hükümlerin yeniden düzenlenmesi görüşü kabul edilmiştir.

b) Yerel yönetimler ve gençlik ve spor il müdürlüklerinin alanlarına giren tüm spor kulüplerine hizmetle yükümlü oldukları gözetilerek, bunlarla rekabet içinde olacak kulüp kurmamaları yönünde düzenleme  yapılması;

c) Kanun Taslağında şirketleşmeye (kulüplerin şirket kurması veya kurulmuş şirketlere ortak olması) yer verilmekle beraber, kulübün kendisinin şirkete dönüşmesi durumunda uygulanacak hükümler konusunda düzenlemeye yer verilmesi;

d) Kulüp yöneticilerinin sorumluluğu (özellikle mali sorumluluğu) konusunda somut sorumluluk kriterleri belirlenmesi ve bu kapsamda tüzel kişilerin yöneticilerinin davranış ilkeleri ve prensiplerinden oluşan kurumsal yönetişim esasının, kulüp yöneticileri açısından Kanun kapsamına alınarak müeyyidelerinin belirtilmesi;

e) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162. ve müteakip maddelerinde öngörülen “Alacağın Temliki” konusunun kulüpler açısından değerlendirilmesi ve kulüp yöneticilerince, kulüpten alacaklarına karşılık kulüp gelirlerinin temlik edilmesinin sınırlandırılması ve bu şekilde yapılacak temlikin kulübün yıllık gelirinin % 2’si oranını geçemeyeceği şeklinde düzenleme yapılması;

f) İç denetim ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetiminin yanı sıra, Kulüpler için dış denetim öngörülmesi ancak, amatör spor kulüplerinin sayıca çokluğu da dikkate alınarak belli kıstaslar  (mali büyüklüğü belli limitin üstünde olan, belirli spor faaliyetlerini yürüten kulüpler gibi) bağımsız kuruluşlarca denetim öngörülmesi;

g) Kulüplerin mali yılı ile, kulüplerin ortak olduğu şirketlerin mali yılının örtüşmesini sağlayacak düzenleme yapılması;

h) Kulüplerde spor hukuku eğitimi almış eleman çalıştırılması veya belirli kulüp çalışanları için spor hukuku kursları düzenlenmesi; görüşü kabul edilmiştir.

ı) Aynı ismin birden fazla kulüp tarafından kullanılamaması esasının il çerçevesinde öngörülmesi;

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, futbol kulüpleri için taslakta ayrı düzenlemeler yapılmasını veya ayrı bir kanun çıkarılmasını önermiştir.

Bazı üyeler kulüp tüzel kişiliğinin dernek olarak nitelendirilmesi ve fakat hüküm ve sonuçlarının özel olarak düzenlenmesini önermiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisinin futbol branşının, hazırlanacak Spor Kulüpleri Kanunu kapsamından çıkarılması önerisine karşı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri de aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

Bu öneri sporun yapısına ve yapılanmasına uygun değildir. Zira kulüplerin bünyesinde yalnızca futbol branşı yer almamakta, bir çok spor branşı yer almakta ve futbol bunlardan sadece biridir. Aynı kulüp bünyesinde yer alan spor dallarının bir kısmının Spor Kulüpleri Kanununa  göre yapılanmaları, futbol dalının ise Dernekler Kanununa göre veya başka bir Kanuna göre örgütlenmesinin düşünülmesinin hiçbir hukuki yararı olmayacaktır.

         Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de spordaki ayrımlar:

         -Olimpik branşlar,

         -Olimpik olmayan branşlar

         -Profesyonel branşlar

         -Amatör branşlar

şeklindedir.

Bu nedenle; Futbol Federasyonun bugünkü hukuki yapısında amatör ve profesyonel branşları aynı mevzuatla yönetilmesinin uygun olmadığından Türkiye Futbol Federasyonunun yeniden yapılanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

  1. Federasyonlar:

a) Özerk federasyonların hukuki statüsünün uygulamada tereddüde yer vermeyecek (vergi mükellefiyeti, personel istihdamı ve diğer konularda) şekilde belirlenmesi;  

b) Federasyonların özerkliği söz konusu olduğunda bununla kast edilenin ne olduğunun  ortaya konulması, özerkliğin kazanılma sürecinden başlayarak;

  • Federasyonların kendi kararlarını alabilmesini,
  • Kararlarını kendilerinin, zedeleyici denetim olmaksızın, uygulayabilmelerini,
  • Çıkacak uyuşmazlıkları kendisinin çözümleyebilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması;

c) Özerk federasyonlarca da özerklik ile birlikte gelen hak ve yetkiler ile görev ve sorumluluklar hususunda bilgi eksikliği bulunduğundan, özerklikle ilgili tüm çevrelere bilgi vermeye yönelik “Özerklik Konferansı” düzenlenmesinin yararlı olacağı;

görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler; genel kurulun her kararı alabilecek ölçüde bağımsız olması, özerk federasyonların genel kurulunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü temsil oranının azaltılması gerektiği, ana statülerde Çerçeve Statüye aykırı düzenleme yapılamamasının özerkliğe ters düştüğü ve üst norm olmaması, özerk federasyonun kendi içinde verdiği kararlar kendi içinde kesinleşmesi gerektiğinden Tahkim Kuruluna itirazın yolunu kaldırılması, Genel Müdürlük denetiminin dış denetim olduğu ve mümkün olduğu kadar sınırlanması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

6.Spor Organizasyonları ve Liglerde Anayasaya Uygunluk:

a) Spor organizasyonları ve özellikle batı ligi haline gelen futbol liglerinin, Anayasa’nın 59. maddesinde yer alan Devletin sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği emredici hükmü uyarınca coğrafi esaslar dikkate alınarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılması;

b) Türk ve akraba topluluklar ile coğrafi yakınlık içinde bulunulan ülkelerin katılacağı bölgesel oyunların daha sık düzenlenmesinin de olimpiyat düzenlemek isteyen Ülkemiz açısından referans olabileceği;

görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Süper Lige müdahalenin mümkün olmadığı ancak, 2. ve 3. liglerde play-of ve yükselme kuralları doğrultusunda coğrafi bölge esası uygulandığını belirtti.

  1. Sponsorluk:

a) Sponsorluk harcamalarının gider yazılmasının sponsorluğu teşvikte yeterli olmadığı;

b) Sponsorluk pazarını genişletmek üzere sponsorluğu teşvik edici düzenlemeler yapılması, reklama nazaran sponsorluğu teşvik edecek mali önlemler  alınması ve bu kapsamda reklamla sponsorluğun K.D.V.oranlarının sponsorluk lehine farklılaştırılması; 

gerektiği görüşü kabul edilmiştir.

Bir kısım Üyeler sponsorluk düzenlemelerinde amatör-profesyonel ayrımının kaldırılması gerektiği hususunda görüşler ileri sürmüştür.

  1. Doping:

a) Doping konusundaki müeyyidelerde ulusal kurallar ile uluslar arası kurallarla uyumlu hale getirilmesi;

b) Doping ile ilgili müeyyidelerde uluslar arası mevzuatta ve iç mevzuatta yapılan belirli maddeleri kullanmış olmak veya böyle sayılmak ve doping kontrolleriyle ilgili hükümlere aykırılık ayrımının kaldırılarak, dopingle ilgili kuralların herhangi birisine aykırılıkta 4 veya 5 yıl ve bundan sonra bu kuralların herhangi birisine aykırılıkta ömür boyu men cezası öngörülerek, Türkiye’nin bu alanda öncü ülke olması;                       

c) Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve doping suçunun kriminalize edilip hapis ve para cezası verilmesini öngören hükmün, doping konusundaki uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu, böyle bir hükmün mevcudiyeti halinde Ülkemize uluslar arası müsabaka düzenlemesi verilmeyeceği ve uluslar arası spor camiasından dışlanacağı dikkate alınarak; doping maddelerinin ticaretini yapanlar, küçüklere doping kullandırtanlar ve zorla doping maddesi kullandırtanlarla sınırlı olarak kriminalize edilip, ceza öngörülmesi şeklinde yeniden düzenlenmesi;

görüşü kabul edilmiştir.

  1. Sporda Şiddet:

a) 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerinin uygulanmasının sağlanması;

b) Kanunun yanı sıra federasyonların Disiplin Talimatlarına şiddeti caydıracak hükümler konulması;

c) Cezaların ve bu kapsamda para cezalarının artırılması;

d) Basının bu konudaki yayınları şiddeti körükleyici etki yaptığından, buna karşı önlemlerin caydırıcı hale getirilmesi;

e) Olayların ve sorumlularının tespiti açısından özellikle futbol müsabakalarının oynandığı stadlara ve stadların dışında belirlenecek alanlara kamera yerleştirilmesi sistemi getirilmesi ve bunu belirlenecek süre içinde yerine getirmeyecek kulüpler için müeyyide öngörülmesi şeklinde düzenleme yapılması;

f) Futbolda seyircisiz oynama cezası yerine, özellikle Ankara’nın doğusundaki, o ligde takımı olmayan illerde seyircili oynama şeklinde uygulama yapılması ve bu karşılaşmalarda belirli bir hasılat payının özel fona ayrılarak futbolun ülke genelinde gelişmesi amacıyla kullanılmasının yararlı olacağı;

 görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, Spor Şurasının sonucu beklenerek ve Şurada varılacak sonuçlar dikkate alınarak 5149 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasını önermiştir.

Bir kısım Üyeler, idari kurul niteliğinde olan il güvenlik kurulları yetersiz kaldığından sporda şiddetle ilgili yeni bir birim kurulması, yargı organlarının daha etkin hale getirilmesi ve ilgili kurum ve kuruluşlardan katılımla bir komisyon oluşturularak 5149 sayılı Kanunda yapılması gereken değişikliklerin tespit edilmesi  yönünde düzenleme yapılmasını önermiştir. 

  1. Şike ve Haksız Rekabetin Önlenmesi:

Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında yer alan ve “Şike ve Teşvik Primi”nin cezalandırılmasına yönelik düzenlemenin sporda haksız rekabeti önlemek açısından yararlı ve caydırıcı olduğu görüşü kabul edilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı temsilcisi, yapılan düzenleme ile dava yoluna gidilmesinin, özellikle yargılama sonucunda beraat kararı çıkması durumunda liglerin tescilini etkileyeceği, bu sebeple disiplin hükümlerinin ağırlaştırılmasının daha uygun olduğuna yönelik öneride bulunmuştur.

    

  1. Spor Yargısı (Tahkim) ve Uluslar arası İlişkiler:

a) Federasyonların öncelikle mensubu olduğu devlete değil üyesi olduğu uluslar arası kuruluşlara bağlı olduğu gözetilerek buna göre uygulama yapılması ve özellikle mevzuatın bu sıralamayla uygulanması;

b) Spor yarısının,   

  • Disiplin Kurulu
  • Ceza Kurulu
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademe olması, tahkim kurulunun üye sayısının arttırılarak dairelere bölünmesi;

c) Disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması;

görüşü kabul edilmiştir.

Özel daireler konusunda çeşitli üyelerce  amatör tahkim – profesyonel tahkim şeklinde ayırım yapılması; olimpik sporlar-olimpik olmayan sporlar olarak ve her birinin de takım sporları-ferdi sporlar şeklinde ayırım yapılması önerilmiştir.

Bir kısım Üyelerce; özellikle sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklar için “Uyuşmazlık Kurulu”, “Uzlaşma Kurulu” gibi bir arabuluculuk müessesesinin Çerçeve Statüye konulması önerilmiştir. 

Bazı üyelerce, Tahkim Kurulunun tamamen özerk federasyonlar içinde olması ve federasyon genel kurulunca seçilmesi  önerilmiştir.

Bazı üyelerce, tahkim konusunda taslağın, gelişmiş ve uluslararası kuruluşlarla entegrasyonu sağlanmış bir tahkim müessesesi bulunan futbol federasyonunu kapsamaması önerilmiştir.

Adalet Bakanlığı temsilcisi; federasyon ceza ve/veya disiplin kurullarının (ilk derece) kararlarına karşı Merkez Ceza Kuruluna (istinaf) gidilmesi ve son aşamada Tahkim Kuruluna (temyiz) gidilmesi önerilmiştir. 

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği temsilcileri   “Spor Yargısı’nın

  • Disiplin Kurulu            
  • Ceza Kurulu 
  • Tahkim Kurulu

şeklinde üç kademeden oluşturulması görüşü ile disiplin veya ceza talimatlarındaki genel hükümlerin (teşebbüs, tekerrür gibi) Çerçeve Statü gibi ortak hükümlere bağlanıp, yeknesaklık sağlanması görüşüne karşı aşağıda belirtilen karşı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

3289 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulmuş 59 Spor Federasyonu bulunmaktadır. Her federasyonun merkez ve taşra teşkilatı bulunmakta olup, disiplin kurulunun 3 kişiden oluşacağı göz önünde bulundurulursa 81(İl)+1(merkez)=82×3= 246x 59=14.514 kişi görev yapması sonucu doğuracaktır. Aynı sayıda kişilerin Ceza Kurullarında görev alacağı  hesaplanırsa disiplin ve ceza kurullarında görev alacak kişilerin sayısı yaklaşık 29.028 kişi olacaktır. Bu sayıda eleman bulunması zor olacağı gibi, disiplin ve ceza kurulları ile tahkim kurullarında yargılamanın ortalama 10 gün olacağı da düşünülürse bir davanın en erken 1 ay gibi sürede sonuçlanacağı bunun da sporun hareketlilik yapısı ile bağdaşmayacağı düşünülmektedir. Federasyonun tabii olduğu uluslararası mevzuat gereği CAS’a başvurma hakkının olması durumunda bir davanın ortalama bir yıldan önce sonuçlanamayacağı açıktır.

Bu sebeple yargılama safhaları Disiplin veya Ceza Kurulu ve itiraz mercii olarak Tahkim Kurulu  şeklinde yapılanmalıdır.

3289 Sayılı Kanunun Ek. 9uncu maddesi hükmü uyarınca “Özerk Spor Federasyonları: Organları Genel Kurul tarafından seçimle göreve gelen, her türlü kararlarını kendi organları içerisinde alan, bütçesi Genel Kurul tarafından onaylanan ve ibra edilen federasyonlardır.”

Spor dalları ve dolayısıyla federasyonlar, uluslar arası  federasyonlar gibi olimpik branşlar-olimpik olmayan branşlar olarak ayrılmakta, her  branş içerisinde ferdi ve takım sporları bulunmaktadır. Dolayısıyla; Ana Statülerdeki ortak hükümlerin tek metin haline getirilmesinin hukuki bir yararı olmayacağı gibi bu ortak metnin kimin veya kimler tarafından hazırlanacağı hususu her zaman tartışma konusu olacaktır.

12. 2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısıyla yapılacak etkinlikler arasında, kültürün bir parçası olarak spor konusunda bir etkinlik öngörülmemiş olup,  Komisyonca Spor Hukuku ile ilgili bir etkinliğin de yer alması temenni edildi.

SPOR HUKUKU KOMİSYONU

 

S.NO ADI SOYADI GÖREVİ
1 Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK Komisyon Başkanı

GSGM Tahkim Kurulu Üyesi

2 Sezai BAĞBAŞI Genel Müdür Yardımcısı
3 Zübeyt AYDIN GSGM I.Hukuk Müşaviri
4 Haluk ÇETİN Teftiş Kurulu Başkanı
5 Prof. Dr. Nadi GÜNAL Ankara Üni. Hukuk Fak. Öğr.Üyesi Basketbol Hukuk Kurulu Başkanı ve Disiplin Kurulu Üyesi
6 Prof. Dr. Eyüp Günay İSPİR Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Gen.Müd.
7 Av. Kısmet ERKİNER Avukat-Spor Hukuku Enstitüsü Başkanı-Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi
8 Özcan ŞEPİK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Genel Sekreter Vekili

9 Oktay SELÇUK Futbol Federasyonu Temsilcisi

Hukuk Kurulu Üyesi

10 Av.Anıl GÜRSOY Futbol Federasyonu Temsilcisi
11 Av.İlker PEKSEZER GSGM Ceza Kurulu Bşk.-Avukat
12 Zühal BOZOK GSGM Avukat
13 Hasan ODABAŞI Adalet Bakanlığı Temsilcisi
14 Hukuk Müş. Vedat BÜYÜKERSOY  İçişleri Bakanlığı Temsilcisi
15 Av.Türker ARSLAN T.M.O.K.Hukuk Komisyonu Başkanı

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi Üyesi

16 Av.Ömer Remzi ARIKAN TASK Konfederasyonu Temsilcisi
 

SEKRETERYA

 

1 Kenan ATALAY Spor Eğitimi Dai. Bşk. Şube Müdürü(Raportör)
2 Kemal ÖZÖZLÜ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Sportif Eğt. Uzmanı (Raportör)
3 Bilgehan DEMİRELLİ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)
4 Asiye ÖZYAVUZ Spor Eğitimi Dai. Bşk. Spor Uzmanı (Sekreterya)

 

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ANADOLU KAYAK İŞLETMELERİ VE TURİZM TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/6935)

Karar Tarihi: 4/7/2019

KARAR

Başkan : Engin YILDIRIM

Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör : Olcay ÖZCAN

Başvurucu : Anadolu Kayak İşletmeleri ve Turizm Ticaret Ltd. Şti.

Vekili : Av. Yalçın AKBAL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu kurumu aleyhine başlatılan icra takibinde alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; haczedilmezlik şikâyetiyle açılan davada aleyhe yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Okumaya devam et Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: “Kesinleşmiş Alacağın Federasyon Tarafından Yaklaşık Beş Yıl Dokuz Ay Geçtiği Hâlde Ödenmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği (…)”

İstinaf Kararı: Türkiye Futbol Federasyonu, Yayın Hakları, Basın Özgürlüğü, Eleştiri Hakkı, Haksız Rekabet

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2018/181
KARAR NO : 2018/714

TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2017
NUMARASI : 2011/92- 2017/391 E.K
DAVANIN KONUSU : Haksız Rekabet

Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraflar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLAR İDDİA VE SAVUNMA ÖZETİ

Davacı vekili, müvekkili şirketin ürünü olan…ın ….Grubu’nun hizmete sunduğu, dijital platform özellikleri ile normal uydu alıcısı özelliklerini bir araya getiren, aylık abone sistemi olmayan, ileri teknoloji ürünü yeni bir dijital platform olduğunu, davalı … Tic. A.Ş (… Gazetesi) ile … A.Ş (…) aynı grup içinde yer alıp sahip ve yöneticilerinin büyük oranda aynı olduğunu ve müvekkili ile rekabet halinde olduklarını, …ün yayın organı gibi faaliyet gösteren … Gazetesi’nin sürekli olarak müvekkili aleyhinde asılsız haberler yaptığını, müvekkilini devamlı olarak kötülediğini, kendi digital yayın platformu olan …. lehine haksız rekabete neden olduğunu, …. Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1, 8 ve 28. Sayfalarında yer alan haberlerde “…. – …’ın …’ı, durup dururken ” Maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski ….n gibi vurgun yapmak.”, “… – Önce Avrupa Kupası maçlarını yayınlayacağız demişlerdi. Bu balon çabuk söndü. Yarınki Fenerbahçe maçını TRT veriyor. Kimseye …satamayan … Medyası, hemen yeni bir palavra buldu.” , ” … İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …te. Maksat geçmişteki …. örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.” 29/08/2007 tarihli nüshasında “Futbolseverlerden …’a … sitesindeki formlardında görüşlerini bildiren taraflarla, …n oyun oynadığını dile getirip, sadece dekoder satmak ve reklam almak için yayın yaptığını vurguladılar. Ayrıca bu kuruluşun dekoderlerinin alınmaması için cağrıda bulundular. Sarı- Lacivertli futbolseverlerin, ‘…alma, aldırma’ , ‘Maç TRT’den izlenir’ sloganlarıyla yürüttükleri kampanyaya katılım her geçen gün artıyor.” 03/09/2007 tarihli nüshasının 1 ve 8. Sayfasında ” …’ın Borsa Manipülasyonu – …ın …i, her gün bir…palavrasıyla ortalığı karıştırıyor. Neymiş maçları…verirse kulüplerin piyasa değeri artarmış. Bu da yatırımcıya kâr getirirmiş. Oysa yalan haberle borsada beklenti oluşturmak suç. SPK mevzuatı gereği 2-5 yıl hapis.” , “…Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …k, tüketiciyi kandıran D-…’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.” , ” …. ile ilgili asılsız iddialarına manipülasyon da ekledi.” , ” Kalite Kandırmacası -…ın kamuoyunu ve tüketiciyi kandırması sade ‘İhale Bedeli’ ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü’ söyleminin vurgulandığı …r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.” 10/09/2007 tarihli nüshasında “…. – …balonu patlamak üzere”, 07/08/2008 nüshasında ise ” Bedavadan Para Kazandı” , ” …n Bey’den D-… – …’ın uydu alıcısı … piyasaya çıktığında ücretsiz diye pazarlandı. 400 YTL ‘ ye uydu alıp kurtulduğunu zanneden tüketiciden, şimdi hem üyelik aidatı hem de faturalı ek ücret isteniyor.” . ” Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma – uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor. Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını… veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturtu.” , ” Bedava Diye Şimdi Para İstiyor” , “Bu Haberi … Yazmaz! , Faturası Yok Reklamı Yaptı” , ” Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor” , “Zararını Yine Vatandaşa Yıktı” , “… İşte Böyle Kandırdı” . Şeklinde haberlere yer verilerek müvekkilinin ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını, bu şekilde, müvekkili ile aynı işi yapan … ile aynı grup içinde yer alan … Gazetesi’nin müvekkilini sürekli olarak kötülediğini, … lehine haksız rekabet yarattığını, davalının rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, haksız rekabetin iktisadi rekabetin objektif hüsnüniyet kaidelerini aykırı olarak, aldatıcı hareketler ve sair vasıtalarla iktisadi rekabetin suistimali olarak da tarif edilebileceğini, iyi niyet kurallarından kastın sübjektif değil, objektif olup, haksız olup, haksız rekabet halinde bulunan kişinin kusurunun rekabetin varlığı için aranması gereken bir şart olmadığını, davalının suiniyetli haberlerle rekabet kurallarını açıkça ve hiç çekinmeden ihlal ederek, rekabet hak ve hürriyetini kötüye kullandığını, Türk Ticaret Kanunu’nun 57. Maddesinde iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini teşkil eden bazı hallerin sayıldığı ve maddenin 1. Bendinde “Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek” haksız rekabettir dendiğini, belirtilen haberlerin müvekkili ile rekabete yönelik olmadığını, aksine amacın müvekkilinin kanalını kötülemek olduğunu, davalı gazetede yer alan ” Yine Yalan, Yine Kandırmaca” , “Yeni Palavra Hazır”, “…’ın …’i, her gün bir … palavrasıyla ortalığı karıştırıyor” , “… balonu patlamak üzere” ifadeleriyle Türk Ticaret Kanunu’nun 57. maddesinin “Başkasının ahlakı veya mali iktidarı hakkında hakikata aykırı malumat vermek” , şeklindeki 2. Bendinin de ihlal edildiğini,… Gazetesi’nde yayınlanan haberlerin tamamıyla asılsız olduğunu, verilen haberlerin onur kırıcı ve incitici olması durumunda haberin gerçek olup olmadığının haksız rekabet açısından bir önemi olmadığını, davalı tarafından yapılan yayınların bu manada haksız rekabet teşkil edecek nitelikte olup, gerçeğe de aykırı olduğunu, davalı gazetede yayınlanan haberlerin aksine … uydu alıcısının hiçbir zaman 400 YTL ye pazarlamadığını, satış fiyatı ortalamasının 300/500 YTL arasında değişmiş olduğunu, …’ın digital platform olarak temel içeriğinin tamamen ücretsiz olduğunu ve bunun için asla ücret talep edilmediğini, … kutusu alındıktan sonra, … abonesi olma zorunluluğunun bulunmadığı, üyelik ücreti istenmediğini ve abonelik faturası da gönderilmediğini, sunulan ek içerikleri almak isteyen kullanıcıların, bedelini peşin ödeyerek içerikten faydalandığını ve süre sonunda bu hizmetin sona erdiğini, devam etmek isteyen kullanıcıların yeniden temas kurarak dilediği ek içeriği talep edebildiğini, … ücret tarifeleri diye bildirilen hususun … extra hizmetleri için olduğunu ve asıl bu haberle tüketicilerin kandırıldığını, …’ın bedeli mukabilinde kullanılabilecek farklı içerikleri “… Extra” hizmetleri olarak piyasaya sunduğunu, kullanıcıların temel içeriğe ek olarak sunulan bu yeni içeriği almak zorunda olmadığını ve … kutularının bu içeriklerin alınması şartına bağlı olarak satılmadığını, dolayısıyla extra paketi alıp almamanın tüketicinin insiyatifinde olduğunu, …’ın digital platform içerisine gelecekte koyacağı her türlü ek içeriği ücretsiz verme zorunluluğunda olmadığını, ücretsiz olduğu duyurulan temel içerikle ilgili taahhütlerin halen geçerli olduğunu ve bu içeriğin son derece zengin ve kaliteli olduğunu, … tarafından ücretsiz olarak sunulan bir çok içeriğin davalının içinde bulunduğu grup bünyesinde bulunan rakip firma tarafından bedel mukabili satıldığını, …’ın uydudan bedava yayın yapan hiçbir kanal için ücret almadığını, … extra hizmetleri kapsamında lansmanı yapılan yeni kanalların izleyicilere tanıtımı için kısa süreliğine şifrelenmeden yayına sokulmasının ilgili haberi haklı kılmayacağını, son yapılan ihale ile 2009/2012 olmak üzere üç sezon için Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası maçlarının ihalelerini… TV’nin aldığını ve bu maçların … digital platformu üzerinden, Türk takımlarının maçları şifresiz, diğer maçlar şifreli olmak üzere yayınlanacağını, Türk takımlarının maçlarının şifrelenmeyeceğinin bunların … platformu kapsamında olmadığını göstermeyeceğini, Türk takımlarının maçları seyredilirken kontrat gereği geo blocking uygulanmak zorunda olduğunu, bu maçların en sağlıklı … digital platformu kanalıyla izlenebileceğini, davalı gazetede yer alan haberlerde 85 YTL’lik kurulum ücretinden bahsedildiğini, ancak böyle bir bedel alınmadığını, tüketicinin çanak anten ve sair ihtiyaçlarını kendisinin karşılamak durumunda olduğunu, kurulumun ise bayiler tarafından ücretsiz yapıldığını, … digital uydu alıcısı satışının uydu alıcısı üreticileri tarafından yapıldığını, …’ın ise sadece içerik sağladığını, davacının extra hizmet olarak sunduğu Sinema TV, Sinemi TV 2 ve Sinema TV Aile’nin … tarafından yeni satın alınarak yayına sokulduğunu, … kapsamında yayına sokulan bu yeni kanallar için yapılan tüm duyurularda ekstra hizmet olduğunun ve ücretinin duyurulduğunu, hiçbir tüketicinin bu kanalları almak zorunda olmadığını, davacının yayın platformunun kamu oyunda olumsuzlukları ile hatırlanan Teleon’a benzetilmesinin de kötüleme içermekle haksız rekabet yaratan bir durum olduğunu, …’un yayın yaptığı dönemde maç yayınları için çok yüklü ücretler aldığını ve yayınları yarıda bıraktığını, bu kötü örneğin davacıya benzetilmesi, aynı şeylerin yaşanacağının iddia edilmesi, o tarihte olumsuzluklar yaşanmış izleyiciler açısından kötü şekilde algılanabileceğini ve müvekkilinin itibarını sarsabilecek nitelikte olduğunu belirterek davalının bu yayınlarının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, öncelikle 28/07/2007 tarihli habere zamanaşımı nedeniyle itiraz ettiklerini, dava konusu haber içeriklerinin tamamen gerçek olup yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu, söz konusu haber içeriklerinin … reklam ve ilanlarının kamuoyunu yanılttığına ilişkin olduğunu, bu şekilde haberlerin yayınlanmasının basının haber alma/verme hak ve yükümlülüğü, kısacası görevi olduğunu, bu sebeplerle dava konusu yayınlarda haksız rekabet şartlarının oluşmadığını,… Grubu’na ait davacı şirketin pazarlayıcılığını yaptığı, … adlı uydu alıcısının 2007 yılının ilk aylarında digital televizyon yayıncılığı pazarına girdiğini, ardında … Grubu’na ait gazete ve televizyonlarda kamuoyunu yanıltıcı bir çok reklam ve ilan verdiğini, bunlardan birinin … logosuyla birlikte verilen, ” Geç Kalan İzleyemez – Hemen …’a geçen üç büyüklerin Avrupa maçlarını …ta izler – Yıldız transferleri, Avrupa maçlarında sadece …’ta izleyeceksiniz – Faturasız ve en yüksek görüntü kalitesiyle” şeklinde reklam ve ilan olduğunu, davacının yanıltcı reklamlarının bir diğer örneğini ise …’ın …Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Futbol Federasyonuna başvurduğu haberlerini içeren ve izleyicilerin … Lig maçlarının da artık …’tan yayınlanacağı kanaatine ulaşmalarına sebep olan reklam ve ilanlar olduğunu, davacının, yayın hakkının 2009-2010 yılı sezonuna kadar …Platform İletişim Hizmetleri A.Ş ‘de (…’te) olduğunu bilmesine rağmen Türkiye Profosyonel 1. Süper Lig maçlarının yayın hakkı için Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’na Nisan 2007’de başvuruda bulunduğunu, … Grubu’na ait … televizyonu basın bülteninde ve… Gazetesi yayınlarında, …’ün TFF ile olan sözleşmesinin 2008 yılında bittiği haberlerine yer verildiğini, tüm bu olay ve gelişmelerin, dava konusu yayınlarla haber yapıldığını ve davacının, talebinin hukuken mümkün olmadığını bilmesine rağmen “Süper Lig maçlarının 2008 sezonu yayınına talibiz” şeklindeki reklam ve talebini sürekli gündemde tutmasının ne anlama gelebileceğinin değerlendirildiği ve yorumlandığı, … Grubu medyasında yer alan bu haber ve reklamlar üzerine 06/04/2009 tarihinde canlı yayına katılan TFF Başkanı ….’un kendisine sorulan “Naklen yayın ihalesi 2008′ de yapılacak mı ?” sorusuna mevcut sözleşmenin 2010 yılına kadar uzatılarak Rekabet Grubu’na ait gazeteler ile tekrar duyurulduğu, davacının başvurusunun Rekabet Kurulu’nun 2007-2-167 dosya, 07-87/1099-424 karar sayılı ve 22/11/2007 tarihli kararıyla reddedildiğini, … Gurubu’nun tüm yasal imkansızlıklara rağmen 2008 sezonu Süper Lig yayın hakkını alma girişimin ve buna ilişkin haberlerindeki ısrarcı tutumun sadece davalının değil SPK uzmanları, iş adamları, bir çok köşe yazarı ve gazetecinin de dikkatini çektiğini ve eleştirildiğini, davacının yanıltıcı reklam, ilan ve haberleri nedeniyle izleyici ve kamuoyunun hangi futbol maçını hangi kanalda izleyeceğini anlayamadığını ve bu durumun internetteki forum sayfalarında tartışıldığını, davacının “…’ın UEFA Kupası maçlarının sadece …’ta yayınlanacağına” ilişkin bir başka yanıltıcı reklamı nedeniyle …’ün başvurusuna Reklam Özdenetim Kurulu’nun 13/08/2007 tarih ve 289 sayılı kararıyla UEFA ile… arasında imzalanan sözleşme gereğince yayın haklarının …’ de olmasına rağmen yapılan reklamın tüketiciyi yanılttığına karar verildiğini, davacının yanıltıcı reklamlarının bir başka örneğinin ise, …’ın daha yüksek digital görüntü kalitesine sahip olduğu ve bunun da noter kanalı ile tespit edildiğini vurgulayan reklam ve ilanları olduğunu, davacı aleyhine … tarafından İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/644 E. sayıyla haksız rekabetin tespiti, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2007/496 E. sayıyla maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, dosyaların celp ve tetkikini talep ettiklerini, davacının yanıltıcı reklamlarından bir diğerinin ise …. TV gibi herhangi bir uydu alıcısı ile şifresiz olarak izleme imkanı olan bazı kanalların sadece … adlı ürün sayesinde izlenebileceğinin belirtilmesi olduğunu ve bu sebeple Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu tarafından reklamların aldatıcı olması sebebiyle idari para ve durdurma cezalarının verildiğini, ….’ ye ilişkin haberin gerçekliğinin ispatı için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’nun 11/05/2004 tarihli kararının sunulduğunu, dava konusu haberin gerçek ve güncel olup haksız ve yanıltıcı olmadığını, dolayısıyla haksız rekabet şartlarını ihtiva etmediğini, söz konusu olayların haber vasfının izahtan vareste olduğunu ve … Gazetesi’nde yayınlanmasının ve haber yapılmasının doğal olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 30/05/1974 tarih ve 2113-2398 sayılı kararını örnek vererek, basının görevinin kamu yararı bulunan konularda haber vermek, olayları ve olayların içerisindeki kişi ve kurumları eleştirmek ve kamuoyu oluşturmak olduğunu, Basın özgürlüğünün Anayasanın 25, 26 ve 28. Maddeleri ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3.maddesi ile güvence altına alındığını, davacının da içinde bulunduğu ve basın sektöründe tekel durumunda olan … Grubu medyasında bu gerçeklerin yayınlanmayacağı nazara alındığında, dava konusu haberlerin davalı tarafından yayınlanmasında haksız rekabetin değil, kamu yararın bulunduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 31/10/1978 tarih ve 11403 sayılı kararını, aynı Dairenin 17/09/1981 tarih ve 8051- 10189 sayılı kararını örnek gösterecek üçüncü kişilerin manevi haklarına tecavüz teşkil eder içerikte olsalar dahi hukuka uygun kabul edilmesi gerektiğini, davacının kendi kusurlu eylemi ile hakkında böyle yazıların yazılmasına sebebiyet verdiğini, dava konusu yazının hukuka aykırı olduğu kabul olunsa dahi, davacının ortak kusurunun bu hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak yoğunlukta olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12/02/2001 tarih ve 10867-1391 sayılı kararını, aynı dairenin 08/02/1996 tarih ve 340-957 sayılı kararını ve yine aynı dairenin 27/03/1984 tarih ve 1134-3067 sayılı kararını örnek göstererek, davaya konu haberlerde kullanılan başlık ve üslubun okurun ilgilisini çekmeye yönelik bir gazetecilik tekniği olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01/06/1983 tarih ve 5122-5790 sayılı kararını örnek göstererek haberin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

DELİLLER
1- … Gazetesi’nin dava konusu haberlerin yayınlandığı örnekleri, taraf dilekçelerinde adı geçen belge örnekleri
2- 11/03/2010 havale tarihli bilirkişi kurulu kök raporu.
3- Aynı bilirkişi kurulunun ek raporu.
4- İstanbul 10.ATM.’nin 2007/496 E.sayılı dosyası
5- İstanbul 12.ATM.’nin 2007/644 E.sayılı (bozma sonrası 2012/2013 E.sayılı dosyası)

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı tarafından yayınlanan … gazetesinin 03/09/2007, 28/08/2007, 10/09/2007, 07/08/2007 tarihli sayılarında davacı hakkında yapılan bir kısım haberlerin TTK.m.45 ve 57 kapsamında haksız rekabet niteliğinde olduğu, basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28. maddesi uyarınca her ne kadar güvence altına alınmışsa da hiç şüphesiz ne basın özgürlüğü ne de bu özgürlüğün sonucu tanınan ayrıcalıklar sınırsız olmadığı, basın özgürlüğünün de kişi ve toplum yararı açısından sınırlandırılabileceği, basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kurallarına uymakla yükümlü olduğu, haber verme hakkının ancak bu sınırlar içinde kaldığı müddetçe hukuka uygun olduğu, sözü edilen temel kurallardan olan, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık, haber gerçeği yansıtsa bile, kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngördüğü, yine yayın yoluyla yapılan bir eylemin kişilik haklarına aykırılık teşkil edip etmediğinin gerçeğe uygunluk, kamusal ilgi ve toplumsal yarar, güncellik ve şekle uygunluk unsurlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek tespit edilmesi gerektiği, hukuka uygunluğun diğer tüm ilkeler bulunsa bile yazının yazılış biçimi ve şekli, yazıda kullanılan ifadeler hukuka aykırı olabileceği, herhangi bir haber gerçeğe ne kadar uygun olursa olsun, haber verilişinin gerektirmediği tahkir edici bir dilin kullanılması durumunda, hukuka uygunluk durumunun ortadan kalkacağı, kullanılan ifadenin, habere konu olan olay ile düşünsel bir bağlantısının bulunmasının zorunlu olup, bu zorunluluğu aşan ve kişiyi objektif yönden tahkir edici ifadelerin kullanılması durumunda bu hakkın sınırı aşılmış, hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış olacağı, diğer bir deyişle yapılan beyan gerçek payı taşımasına rağmen beyanın üslubu, ölçüsüzlüğü veya zamanı itibarı ile amacın aşılması söz konusu olabileceği, kötüleme sebebiyle haksız rekabet oluşabilmesi için kusurun varlığı gerekli olmadığı, davaya konu bir kısım haberlerin bu kapsamda, basın özgürlüğünün sınırları aşılarak verildiği böylece haksız rekabetin oluştuğu gerekçesiyle;
“Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İle
Davalının, davacıyla ilgili olarak;
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “ … Mahkemelik – Naklen maç yayın haklarını 2010 yılı mayıs ayına kadar elinde bulunduran …, tüketiciyi kandıran …’a dava açtı. Dava dilekçesinde kamuoyunun nasıl kandırıldığı anlatılıyor.”
… Gazetesi’nin 03.09.2007 tarihli nüshasının 8. sayfasındaki “Kalite Kandırmacası – …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sade “ihale Bedeli” ile sınırlı kalmayıp, ‘Daha kaliteli digital görüntü söylemenin vurgulandığı ….r’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “İkinci … Vakası – …’ın …’ı, durup dururken “maçları biz yayınlamak istiyoruz” diye ortaya çıktı. Amaç vatandaşa uydu ve dekoder satıp eski … gibi vurgun yapmak.”
… Gazetesi’nin 28.08.2007 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “… İnanmayın – Kendi gazetelerinde lig maçlarını yayınlayacakmış gibi haber yapıyorlar. Oysa maçlar üç sezon daha …’te. Maksat geçmişteki … örneğinde olduğu gibi vatandaşa dekoder satmak.”
… Gazetesi’nin 10.09.2007 tarihli nüshasında 6. sayfasındaki “… Balonu – … balonu patlamak üzere.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 1. sayfasındaki “Kutu Satabilmek İçin Yeni Aldatma– Uydudan bedava yayın yapan kanallar için bile ekstra ücret alıyor.
Şampiyonlar Ligi ve UEFA maçlarını Star veriyor, ama sanki …’sız izlenmeyecekmiş gibi bir algı oluşturdu.
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Zararın Yine Vatandaşa Yıktı başlığı altında bulunan “Uluslararası finans kuruluşları bile raporlarında …Yayın Holding’in en zayıf halkasının … olduğunu söylüyor, piyasada tutunmasının imkansız olduğunu vurguluyor.”
… Gazetesi’nin 07.08.2008 tarihli nüshasının 7. sayfasındaki “Kutu Alanlar Pişman Dava Açanlar Artıyor.”
İfadesine ilişkin yayınların TTK’nın 57 vd. Maddeleri gereğince haksız rekabet olduğunun tespitine,
2- TTK’nın 61. Maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra giderin haksız çıkan taraftan alınmak üzere traji yüksek 3 büyük gazeteden birinde ilanına,
3- Fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmiştir.

Bu karara karşı davalı vekili yasal süresi içinde, davacı vekili de süresinde katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
1- 6102 sayılı Yasanın 1 vd.maddeleri uyarınca kademeli sorumluluk sisteminin benimsendiğini, sorumluluğun öncelikle haberi yazan, yazıyı yazan kişiye ait olup bunlara erişilemediği takdirde yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmenine ait olduğunun düzenlendiğini, buna göre müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın pasif husumet nedeniyle yokluğu gerektiğini,
2- TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini,
Rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını,
3- Basın özgürlüğünün Anayasa ile teminat altına alındığını, kamunun bilgi edinme ihtiyacının karşılandığını, çağdaş toplumlarda eleştiri ve bilgilenme hakkının vazgeçilmez bir hak haline geldiğini, müvekkili tarafından yapılan dava konusu yayınların Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan basın özgürlüğünün bir yansıması olduğunu, bu nedenle eylemlerin hukuka uygun olduğunu, çünkü emsal Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere basında yayınlanan haber ve eleştiri objektif ise ve doğru vakıalara dayanıyorsa, kişilik haklarını rencide etse bile sorumluluğun söz konusu olmayacağını, kaldı ki dava konusu haberlerin davacıyı tahkir etmediğini, haberin amacına uygun olarak ve kamunun bilgi ihtiyacını karşılar şekilde yapıldığını, haberin veriliş şeklinin ise gazetecilik sektöründe kabul gören ve okuyucunun dikkatini çekmek amacı güden bir haber verme tarzı olup, yerleşik Yargıtay kararlarına göre haberin çarpıcı bir başlık altında sunulmasının mümkün olduğunu, kişilik haklarıyla kamunun bilgi edinme hakkının yarıştığı durumlarda kamunun bilgi edinme hakkına üstünlük tanınması gerektiğini, basın özgürlüğünün kaynağının ifade özgürlüğü olduğunu, gazetecilerin kamunun bilgi alma hakkına dair toplumsal faydayla orantılı olarak haberdeki ifadelerini ve başlığı seçerek düzenleme hakkı bulunduğunu, bu durumun demokratik hukuk devletinin ve Anayasa’nın 28.maddesinin ve AİHS.’nin 10.maddesinin bir gereği olduğunu, bu nedenle haberlerin ve veriliş tarzına göre hukuka uygunluk sebebi bulunduğundan davanın reddi gerektiğini,
4- Müvekkiline atfedilecek bir kusur bulunmadığını, davacının, …’ün yayın hakkına açıkça saldırdığını ve kamuoyunda bu konuda kitle oluştuğunu, davacının yaptığı tahrikin müterafik kusur olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini,
5- İlk derece mahkemesinin TTK.’nın 59.maddesi gereğince kararın ilanına karar verdiğini, oysa yasal düzenlemeye göre kararın tümünün değil hüküm özetinin yayınlanmasına karar verilebileceğini,
Belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın bütünüyle reddine karar verilmesini istemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davalı vekilinin istinaf başvuru sebep ve gerekçelerinin yerinde olmayıp davalının istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiğini, ayrıca;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu,

2- İlk derece mahkemesinin hakkında ret kararı verdiği diğer haberler yönünden de haksız rekabet koşullarının oluştuğunu, çünkü davalının palavra, hile gibi ibarelerle haksız ithamlarda bulunduğunu, haber içerikleri incelendiğinde, tıpkı haksız rekabet oluşturduğu tespit edilen haberlerde olduğu gibi gerçeği yansıtmayan ve haksız rekabet özelliği taşıyan ifadeler bulunduğunu, bu nedenle tüm haberler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken bir kısım haberlerin haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesiyle davanın bir bölümünün reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,

Belirterek ilk derece mahkemesinin davanın bir kısmının reddine ilişkin kararının kaldırılarak davanın tüm talepler yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle, TTK.’nın 56.maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti isteğine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalının yayın hakkı sahibi olduğu … Gazetesinde yayınlanan davaya konu bir kısım haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, bu karara karşı her iki taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

HMK.’nın 355.maddesi uyarınca istinaf incelemesi, taraf vekillerinin istinaf başvuru sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin incelenmesinde,

1- TTK.’nın 58.maddesi uyarınca haksız rekabetin basın yayın yoluyla işlenmesi halinde haksız rekabetin tespiti davası basında yayınlanan haberin sahipleri ve ilan veren kişiler aleyhine açılabilir. Gazete haberlerinin yapılan incelemesinde, haberlerin gazete muhabirleri tarafından hazırlandığı, muhabir isimlerinin ayrıca zikredilmediği, haberlerin gazete çalışan ve muhabirleri tarafından hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yayınlanan haberin başka bir kişi ya da kuruluşa ait olduğundan söz edilemez. Kaldı ki TTK’nın 57.maddesi uyarınca, haksız rekabet fiili çalışanlar veya işçiler tarafından yapılırsa haksız rekabetin tespiti davası doğrudan doğruya çalıştırana karşı da açılabilir. Davalı şirket, haberlerin yayınlandığı gazetenin sahibidir (süreli yayın sahibi). Davalı savunmasının aksine Basın Kanunu’nun 13.maddesi kademeli değil müteselsil sorumluluk getirmiştir. Diğer yandan davacının tazminat talebi bulunmayıp, yalnızca haksız rekabetin tespiti ve kararın ilanı istenmiştir. Davalı yayın sahibinin haksız rekabet davasında davalı sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) bulunduğu açık olup davalının bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmemiştir.

2- Davalı vekili TTK’da ve Rekabetin Korunması Kanunda yer alan tanımlara göre müvekkiline atfedilen eylemlerin haksız rekabet oluşturmadığını, davacının, TFF ile yapılan sözleşme kapsamında süper lig maçlarının yayın hakkının …’e ait olduğunu bilmesine rağmen bu sözleşmenin bittiği ve kendilerine ait … kanalında yayınlanacağına ilişkin gerçeğe uygun olmayan reklam ve haberler yaparak haksız rekabet işlediğine dair İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasında ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında davalar açıldığını ve o davalarda davacının haksız rekabet yaptığının tespit edildiğini, rekabet yasağının asıl amacının dürüst ve bozulmamış ticari rekabeti korumak olduğunu, davacının dürüstlük kuralına aykırı olarak, süper lig maç yayınlarını …tan yayınlayacaklarına dair reklamlar ve haberler yaptığını, böylece spor camiasını yanılttığını ileri sürmüştür.

Haksız Rekabet TTK.’nın 54.maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşterilen arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Aynı Yasa’nın 55.maddesinde haksız rekabet oluşturacak çeşitli fiiller örnek kabilinden sayılmıştır. Buna göre dürüstlük kurallarına aykırı reklamlar ve satış yöntemleriyle diğer hukuka aykırı davranışlar haksız rekabet oluşturur. Bu bağlamda, başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabet oluşturmaktadır. İlk derece mahkemesi bu yasal düzenlemeler bağlamında, kabul kararına konu haberlerin haksız rekabet oluşturduğuna hükmetmiştir. İlk derece mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarında her bir haber yönünden ayrıntılı değerlendirme yapılarak, haberlerin içerik ve veriliş şekilleri itibariyle haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitler yapılmıştır. Bu konuda ilk derece mahkemesince gerekçeli kararındaki kabul gerekçeleri Dairemizce aynen benimsenmiştir. Buna göre, davalının, ilk derece mahkemesince kabul kararına konu edilen haberleri verirken dürüstlük kuralına aykırı şekilde ve davacının ürünü olan …ı ve davacıyı gereksiz yere incitici nitelikte beyanlarda bulunmak suretiyle haksız rekabette bulunduğu sabit olduğundan, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde değildir.

Davalı vekili, İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 Esas sayılı dosyasında, müvekkiline ait …’te yayınlanacak süper lig maçlarının sanki …’ta yayınlanacakmış gibi haber yapan davalının haksız rekabette bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürmüşse de anılan dava dosyasının yapılan incelemesinde, mahkemece verilen kabul kararının Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2010/4284 E. – 2012/3877 K.sayılı 15.03.2012 tarihli kararıyla bozulmasına karar verildiği ve bozma gerekçesinde, “…mahkemece davacı tarafın haksız rekabet iddiasına dayandırdığı maddi vakıalardan 27.08.2007 tarihli basın açıklamasının haksız rekabet teşkil ettiğine hükmedilmiştir. Davalı tarafın haksız rekabet teşkil ettiğine karar verilen basın açıklaması incelendiğinde, açıklamada davacı ile TFF arasında yapılan Türkiye Süper Liginin yayın hakkına ilişkin sözleşmesinin süresinin ihale yapılmadan uzatılmasına yönelik olarak yapılan işlemin eleştirildiği, kendilerinin de söz konusu yayın hakkı için teklif veren kuruluşlardan biri olmaları nedeniyle sürenin uzatılmasına ilişkin karardan haberdar edilerek teklif vermeye davet edilmeleri gerektiğini, yayıncı kuruluşun teklif ettiği bedelden daha yüksek bir bedeli teklif ettiklerini, bu tekliflerinin Türk futbolu için çok önemli bir kaynak yaratacağını, Türkiye Futbol Fedarasyonunun bu tekliflerinin değerlendireceklerine inandıkları hususlarının belirtildiği anlaşılmıştır. Buna göre basın açıklaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde açıklamanın davacıyı veya faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bu suretle davacının itibarını sarsmak veya ticari faaliyetini olumsuz yönde etkilemek amacını taşımayıp Türkiye Futbol Fedarasyonunun işlemine yönelik olarak yapılan bir eleştiriyle davalının kendi teklifini kamuoyu ile paylaştığı bir bildiri niteliğinde olduğu, söz konusu açıklamada davacı yönünden hukuka aykırılık teşkil edecek herhangi bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın anılan basın açıklanması yönünden de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde söz konusu basın açıklamasının davacı yönünden haksız rekabet oluşturduğuna karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir” denilmiştir. Anılan dosyadaki taraflar ile incelememize konu davadaki taraflar aynı olup oradaki davacı incelememize konu dosyada davalı konumundadır. Yargıtay bozma kararıyla da, incelememize konu dosyadaki davacının basın açıklamasının ve maçların süper ligde yayınlanmasıyla ilgili duyurularının haksız rekabet oluşturmadığı tespiti yapılmıştır. İlk derece mahkemesi anılan Yargıtay bozma kararına uyarak davayı reddetmiş ve dava kesinleşmiştir. Bu durumda davalı tarafın bu dosyayı dayanak göstererek yaptığı savunma ve istinaf sebepleri yerinde değildir.

3- Davalı vekili basın özgürlüğünün Anayasa’nın 28 ve AİHS.10.maddesiyle teminat altına alındığını, davaya konu haberlerin basın özgürlüğü kapsamında verilen haberler olması nedeniyle hukuka uygunluk sebebi bulunduğunu ve bu nedenle haberlerin haksız rekabet oluşturmayacağını, haberlerin basın özgürlüğüne uygun olarak objektif şekilde verildiğini, haberlerin doğru olduğunu, veriliş şeklinin basın kurallarına uygun olduğunu, okuyucunun dikkatini çekmek için konulan başlıkların mevzuata uygun olduğunu, davacının kişilik haklarının zarar görmediğini ancak kanunun bilgi alma hakkı ile davacının kişilik hakları karşılaştırıldığında kamunun bilgi alma hakkına üstünlük tanınması gerektiğini savunmuştur.

Anayasa’nın 28.maddesi uyarınca basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin almak ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 26 ve 27.madde hükümleri uygulanır. AİHS.10.maddesinde ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Bu hakkın haber alma verme özgürlüğünü de kapsadığı vurgulanmıştır. Aynı maddenin 2.fıkrasında bu hakkın ne şekilde sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre demokratik bir toplum ilkelerine uygun olarak bu hakkın yasayla sınırlandırılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Basın Kanunu’nun 3.maddesine göre, basın özgürdür. Bu maddenin 2.fıkrasına göre basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma hakkı temel hak ve özgürlük niteliğinde olmakla birlikte, tüm hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, bu hak da sınırsız değildir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2009/1008 E. – 2010/3631 K.sayılı, 01/04/2010 tarihli kararında belirtildiği üzere, “…Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel medya bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır”.

Bu hukuki açıklama ışığında somut olayımıza gelindiğinde, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul kararına konu gazete haberleri içerik itibariyle kesin bir mahkeme hükmü bulunmadığı halde davacının tüketiciyi kandırdığı yönünde haber yapıldığı, daha önce gerçekleşen bazı olaylar nedeniyle kamuoyunda olumsuz algısız bulunan … ile davacı arasında paralellik kurulduğu, böylece davacının şahsının ve markasının gereksiz yere kötülendiği, davacının televizyon yayın portalı olan … markasının gereksiz yere kötülendiği, … balonu patlamak üzere gibi ifadelerin haber verme sınırını aştığı, davacının ücretlendirme politikasının dürüstlük kuralına aykırı şekilde eleştirildiği, sonuç olarak ilk derece mahkemesinin kabul kararına konu gazete haberlerinin yukarıda anılan Yasa hükümleri ve Yargıtay içtihadı bağlamında haber verme özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün sınırlarını aşan subjektif ve gereksiz yere davacının şahsını ve markasını karalayan haberler olduğu, haberlerin veriliş şeklinin ve başlıklarının da kamunun bilgi almasını sağlama amacının ötesine geçen nitelikte olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yerinde bulunmamış, ilk derece mahkemesinin karar gerekçeleri isabetli bulunmuştur.

4- Davalı vekili müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının müterafik kusuru bulunduğunu savunmuştur. Davalı vekili davacının kusurlu olduğuna dair iddiasını, davacının basında paylaştığı ve İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 esas sayılı dosyasında Yargılamaya konu edilen basın açıklamasına dayandırmaktadır. Oysa yukarıda anılan dosyadan alıntı yapılan Yargıtay kararında da açıkça vurgulandığı üzere, davacının TFF ile davalı arasında yapılan anlaşmanın süre uzatımına ilişkin TFF işlemi hakkında kamuyu bilgilendirme amacıyla bu basın bildirisini hazırladığı tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının bu konuda müterafik kusurunun bulunduğuna dair davalı savunması yerinde değildir. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/496 Esas sayılı dosyasının tarafları ve yargılamaya konu haberler farklıdır. …Gazetesinde yayınlanan 13.06.2007 tarihli haberle ilgili açılmış tazminat davasıdır. Anılan dosya kabulle sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğundan oradaki yargılamaya konu eylemin, davalı için haksız rekabette bulunma hakkı vermeyeceği açıktır. Her eylemin birbirinden bağımsız düşünülmesi gerekir. Bu nedenle bu konudaki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.

5- TTK.’nın 59.maddesi uyarınca, mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler. Hükmün sadece özetinin ilan edileceğine dair bir yasal sınırlama getirilmemiştir. İlanın şeklini ve kapsamını belirleme yetkisini Kanun mahkemeye vermiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri de yerinde görülmemiştir.

Davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf sebeplerinin incelenmesinde;

1- 03.09.2007 tarihli haberle ilgili olarak 8.sayfadaki “Kalite kandırmacası, …’ın kamuoyu ve tüketiciyi kandırması sadece ihale bedeliyle sınırlı kalmayıp daha kaliteli dijital görüntü söyleminin vurgulandığı …’ın oynadığı reklam filmiyle devam ediyor” şeklindeki ifadenin İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/203 E.sayılı dosyasında yargılamaya konu edildiği ve kesin hüküm nedeniyle bu haber yönünden davanın reddine karar verildiğini, burada bir kesin hüküm bulunduğundan söz edilemeyeceğini, çünkü davaların farklı haberlere ilişkin olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki ret kararının isabetsiz olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bilirkişi kurulunun kök raporunda son sayfa IV başlığı altında benzer bir değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu haberin içeriği itibariyle davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı kamuyu bilgilendirme özelliğinin ağır bastığı, yine bilirkişi kurulunca bu haberin haksız rekabet oluşturduğuna dair tespitin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin bu haberle ilgili ret kararı sonucu itibariyle doğru bulunmuş, davacı vekilinin bu konudaki istinaf talebi reddedilmiştir.

2- İlk derece mahkemesinin kısmi ret kararına konu diğer haberler yönünden yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi kök ve ek raporundaki değerlendirmeler ve her bir haber için yapılan ayrıntılı analizler Dairemizce de benimsenmiş ve bu haberlerin basın özgürlüğü ve kamunun bilgi alma kapsamında yapılan haberler olduğu, davacı için zarar tehlikesi doğurmadığı, bu gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu kanaatine varıldığından, davacının bu konudaki istinaf sebepleri reddedilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, taraflar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK.’nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Taraflar tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irad kaydına,
3-Tarafların istinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın bir örneğinin Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,
5-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 05/07/2018 tarihinde oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU : HMK 361.maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açıktır.

Spor Mevzuatı Resmî Gazete’de Yayımlanmalı

Bugün Türk spor hukuku sisteminde önemli bir sorunla karşı karşıyayız.

Spor federasyonlarının mevzuatı güncel değil.

Federasyonların talimatları ancak Spor Genel Müdürlüğü’nün sitesinde yayınlandığı zaman yürürlüğe giriyor ancak birçok federasyon, hazırladıkları talimatları Spor Genel Müdürlüğünün sitesinde yayınlanmadan uygulamaya başlıyor.

Bazı federasyonlar, sitelerinde ilan ettikleri talimatları haber vermeden değiştiriyor. Yönetim kurulu kararları üzerinde oynama yapılıyor.

Futbol için durum daha vahim.

Türkiye Futbol Federasyonu, talimatlarını değiştirip duruyor ancak hangi hükmün nasıl değiştiği konusunda açıklama yapmıyor. Karşılaştırmalı tablo paylaşmıyor. Eski talimatlar sitede yayınlanmadığı için, mevzuatta yapılan değişiklikleri tespit etmek mümkün olmuyor.

Bu durum, hukuki güvenlik açısından büyük risk doğuruyor. Spor camiası, kendisine uygulanacak mevzuatı takip edemiyor. Mevzuatta yapılan değişiklikler tespit edilemiyor. Mevzuatın yürürlüğe girip girmediği bile her zaman bilinemiyor.

Bu olumsuzluk ancak spor mevzuatının Resmî Gazete’de yayımlanması ile aşılabilir.

Ak Parti iktidarından önce spor mevzuatı Resmî Gazete’de yayımlanıyordu. Ancak Ak Parti hükümeti bu uygulamayı kaldırdı.

Kamu kurumu olan spor federasyonları, diğer kamu kurumlarından farklı kurallara ve ayrıcalıklara tabi tutulamaz. Bu kurumların mevzuatı Resmî Gazete’de yayımlanmalıdır.

Başka hangi ülkede mevzuat Resmî Gazete’de yayımlanıyor ki?” diyenler olabilir. İdare hukuku sistemini örnek aldığımız Fransa’da spor federasyonlarının talimatları Resmî Gazete’de yayımlanıyor.

Not:

Konu ile ilgili birkaç makale öneriyorum:

Yasin Söyler, “Karşılaştırmalı Hukukta Resmî Gazeteler ve Hukuki Güvenlik İlkesi

Türkiye Barolar Birliği; Kanun Yapma Tekniği

Cubbem.com Sitesindeki Tekzip Yazısı

Geçen günlerde blogumdaki bir yazının Cubbem.com sitesinde kaynak gösterilmeden yayınlandığını açıklamıştım.

Cubbem.com editörü, uyarım üzerine, bir tekzip metni yayınlamış.

Sayfamızda kullanıcılarımızdan biri tarafından yayınlanan 27 Nisan 2017 tarihli “Türk Futbol Tarihinde Bir İlk: Denizlispor Anayasa Mahkemesine Gidiyor” isimli yazıda;
Yazının bir kısmı izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden sporvehukuk.net sitesindeki Mert YAŞAR’ın yazısından alınmış olduğu kendisinin bildirmesi üzerine farkedilmiş olup yazı yayından kaldırılmıştır. Editörümüz tarafından farkedilemeyen bu durumdan dolayı kendisinden özür diler kullanıcılarımıza yazılarında telif haklarını ihlal etmemeleri konusunda özenli olmalarını tavsiye etmekteyiz.
Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur

Yukarıdaki yazı ve yazarlara yönelik uyarı için site yöneticilerine teşekkür ederim.

Cubbem.com Sitesindeki Kopya Yorum

Az önce Twitter’daki bir takipçim beni bir site hakkında uyardı.

Cubbem.com alan adlı bir site kurulmuş. Ne yazık ki bu sitenin editörleri  işlerini düzgün yapmıyorlar.

Sitede profili olan ve Erdinç Karabekir ismini kullanan bir şahıs, eski bir haberi yeni bir gelişme gibi kaleme almış. Sözde haberin (!) altına ise benim bir yazımı kaynak göstermeden “Yorum” olarak yazmış.

Bu şahıs, Ocak 2016’da tartışılan bir konuyu manşetlik yeni bir haber gibi yazıya dökmüş.

Screen Shot 2017-04-27 at 15.25.37

Geçen sene yayınlanan haberi kaynak göstermeden yeni haber gibi yayınlayan Erdinç Karabekir, hızını alamamış; bu blogda yayınladığım bir yazıyı aşırarak kendi yorumuymuş gibi haberin (!) altında yayınlamış. Blogumu kaynak göstermemiş. Link vermemiş.

Metnin orijinali aşağıda:

Screen Shot 2017-04-27 at 15.30.38

Bu da Erdinç Karabekir‘in yorumu (!):

Screen Shot 2017-04-27 at 15.32.13

Erdinç Karabekir‘in davranışı hakkında uzun ve sert ifadeler yazılabilir.

Ben sadece “hukukçuya yakışmıyor” demekle yetineceğim.

Bu sitenin editörleri haberleri ve yorumları gözden geçirmeliler! Siteyi yeni öğrendim ve maalesef bu sitenin içeriğine şüpheci yaklaşmak zorunda kalacağım.

Erdinç Karabekir‘in Cubbem.com sitesinin proje yöneticisi olması, sitenin güvenilirliğini sorgulatacak.

EU Guidelines on Dual Careers of Athletes (Recommended Policy Actions in Support of Dual Careers in High-Performance Sport)

http://ec.europa.eu/sport/library/documents/c3/dual-career-guidelines-final.pdf