Etiket: görevli mahkeme

“Futbolcu Menajerlik Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/744 Esas
KARAR NO : 2019/872

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 03/10/2019
KARAR TARİHİ : 07/10/2019
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2019

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan incelemesi sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Okumaya devam et ““Futbolcu Menajerlik Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir””

Yargıtay Kararı – Basketbol, Sporcu, Uygulanacak Kanun, Görevli Mahkeme

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/24584 E.,  2018/21216 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, … Belediye Spor Kulübü ile müvekkilin 2011-2012 sezonu boyunca kulüp adına basketbol oynaması ve karşılığında ödeme yapılması konusunda anlaştıklarını fakat kulübün 26/06/2012 tarihli son ödeme taahhüdünü yerine getirmediğinden icra takibine başlandığını, davalının haksız olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının öncelikle TBF yönetim kuruluna başvurusunun gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında akdedilen hizmet akdinin sözleşmenin süresi başlıklı 5. maddesinde ligin sona ermesi veya kulüp play off yarışmalarına hak kazanmışsa son play off maçının oynanmasından 3 gün sonra sözleşmenin sona ereceği düzenlenmiş olup davacının son play off maçı oynandıktan sonra aynı gün 20/04/2012 tarihinde …’yi tanık beyanına göre terk etmiş olup terkten sonra herhangi bir maç oynandığına dair dosyada delilde bulunmadığı, hal böyle olunca davacının sözleşme süresi bitmesinden sonra …’den ayrıldığı, hizmet akdi gereğince son ücreti olan ve icra takibine konu ettiği 2.200 TL.yi de hak ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, … İcra Müdürlüğü’nün 2013/794 Esas sayılı dosyasındaki davalı itirazının iptali ile takibin devamına, davalıdan takip çıkışının % 20’si olan 440,00 TL. icra inkar tazminatının alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava “iş mahkemesi sıfatıyla” açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya “iş mahkemesi sıfatıyla ” bakmaya devam olunur.

Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddi ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz.

Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir.

Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir.

Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir.

Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Yukarıdaki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında, sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır.

Ancak, doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanunu’nda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Gerek özel hakem, gerekse genel mahkemelerde görülen sporcu ile kulübü arasındaki alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda, 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Ancak antrenör, teknik direktör, idareci, masör ve benzeri elemanlar ile kulüpleri arasında çıkan uyuşmazlıklarda, özel yasal düzenlemeler dışında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacının sporcu olduğu tartışma konusu olmayıp, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında İş Mahkemesi görevli olmadığından, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararı: “Tacir Olmayan Basketbol Federasyonu’nun, Ticari İş Olmayan Faaliyetle İlgili Açacağı Davada Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/1032 Esas
KARAR NO : 2018/1115

DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 06/11/2018
KARAR TARİHİ : 09/11/2018

Yukarıdaki esasa kayıtlı İtirazın İptali davasında dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA /

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 07/12/2016 tarihinde ön protokol, 12/06/2017 tarihinde ise resmi sponsorluk sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre sözleşme tarihinden başlayarak 2020-2021 sezonu sonuna kadar 5 sezon boyunca basketboll süper ligi, …maçı ve play-off için reklam ve sponsorluk haklarına sahip olunacağını, sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri ile sözleşme bedeli ve ödeme zamanının ayrıntılı bir şekilde gösterildiğini, müvekkilince 08/05/2018 tarihli, 186.834,12 USD bedelli faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından itiraz edilmemesine rağmen ödenmediğini, bu nedenle alacağın tahsili amacıyla … 14. İcra müdürlüğünün … Esas sayılı dosyası ile davalıya karşı ilamsız takip yapıldığını, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, itirazın haksız olduğunu belirterek anılan icra dosyasındaki haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20 oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE /

Dava resmi sponsorluk sözleşmesi çerçevesinde düzenlenen bir adet fatura alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

26/06/2012 tarihli, 6335 sayılı yasa ile değiştirilen TTK 4. maddesinde, Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

TTK 4. maddesinde; “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda; Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” denilmektedir.

Anılan maddede, tek tek belirtilen davaların, mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, mutlak ticari davadan başka, nispi ticari davaların da tanımı yapılmış ve bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve aynı zamanda uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

Somut olayda, davanın resmi sponsorluk sözleşmesine göre düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibine itirazın iptali davası olduğu, davacının Basketbol Federasyonu, davalının ise … A.Ş. olduğu görülmektedir.
Davalı şirket olup tacirdir, ancak davacı … Federasyonun özel hukuk tüzel kişisi niteliğinde bulunup, tacir olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Basketbol Federasyonun hukuki niteliği 3289 sayılı Kanunun Ek-9 maddesine göre düzenlenen ana statüde belirlenmiştir.3289 sayılı Yasanın Ek-9 maddesinde özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonlarının kurulma amacı tanımlanmış ve federasyonların, spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önemleri almak ve federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulama amacıyla kurulabileceği belirtilmiştir. Anılan madde içeriğinden federasyonların Gençlik ve Spor Bakanlığı gözetiminde hatta bazı durumlarda kamu kurumlarının sahip olduğu haklara haiz (Ek-9 maddesinde federasyon malları haczedilemeyeceği belirtilmiştir.) özel hukuk tüzel kişisi olduğu açıktır.

Davalının, tacir olduğu anlaşılsa da, taraflardan birinin tacir olması, davanın, ticari dava olarak kabulü için yeterli bulunmamaktadır. TTK hükümlerine göre, nisbi ticari davanın varlığından söz edilebilmesi için her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bulunması gerekir. Bu iki koşuldan birinin olmaması halinde, ortada bir ticari davanın varlığından bahsedilemez. Başka bir deyişle, yasada ifade edilen iki koşulun aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Taraflardan birinin tacir olması durumunda ticari işten bahsedilebilirse de, ticari davanın mevcut olduğundan söz edilemeyecektir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığa göre uygulanması gereken hükümlerin Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmakla, bu dava mutlak ticari dava olarak da kabul edilemez.

Davacının iddiası, davanın konusu ve sunulan deliller kapsamında uyuşmazlığın, TTK 4. maddesinde belirtilen, mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, aynı maddede dayanağını bulan nispi ticari dava niteliğinde de bulunmadığı görülmektedir. Nitekim davacı taraf tacir olmadığı gibi uygulanması gereken hükümlerin de Türk Ticaret Kanununda düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

HMK 114. Maddesinde; Mahkemenin görevli olması hususunun dava şartı olarak belirtildiği, HMK 115. maddesinde de, dava şartlarının, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceğinin açıklandığı, HMK 138. Maddesi uyarınca dava şartları ile ilgili olarak dosya üzerinden karar verilebileceği anlaşılmakla, iş bu davanın mahkememizin görev alanında bulunmayıp, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde olduğu kanaatine varılarak, davanın görev yönünden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın görev-dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,
Karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
HMK 331. Maddesi uyarınca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece karar altına alınmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/11/2018

“Davalı Spor Kulübüne Karşı Açılan İtirazın İptali Davasında Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

“T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18.HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI

ESAS NO : 2018/1731
KARAR NO : 2018/1059
TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2018
NUMARASI : 2017/412 Esas, 2018/145 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 20/06/2018
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında; Kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine yönelik verilen Karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği mahkememiz üye hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; Davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağının tahsili amacıyla, davalı dernek aleyhine başlatılan icra takibine haksız itiraz ile takibin durduğunu, itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; Davacı şirketin tacir olduğunu, ancak davalı derneğin tacir olmadığını, dava konusu ihtilafın ticaret kanunundan doğan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığından bahisle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, bu nedenle HMK m. 114/1-c ve 115/2 gereğince davanın usulden reddine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Gebze Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir.
Davalı süresinde istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dava konusu fatura tarihi ile turnuva tarihinin birbirini tutmadığını, bu nedenle davanın öncelikle usulden ve esastan reddi gerektiğini, mahkemece verilen görevsizlik kararının ise hukuka aykırı olduğunu, ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
İstinaf dilekçesi tebliğ edilmiş olup, cevap verilmediği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davanın davacı şirketin davalı spor kulübü derneği sporcularına verdiği konaklama hizmeti bedelinden ibaret alacağı bulunduğu iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Davalı dernek vasfında olup, ticari şirket niteliğinde olmayıp, dava konusu ihtilaf da mutlak ticari dava niteliğinde değildir. O nedenle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu itibarla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
2.İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
3.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK’nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
4.İstinaf edenden harç peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 20/06/2018 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.”