Etiket: spor hizmet sözleşmesi

Antrenör Sözleşmesi, Belirli Süreli İş Sözleşmesidir

Bir süredir bir meslektaşımla spor iş sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların hangi makam tarafından çözümlenmesi gerektiği hakkında fikir alışverişi yapıyoruz.

Bu akşam meslektaşım bana bir mahkeme kararı gönderdi. Bir antrenör, kulübünden ücretini ve bakiye ücretini talep etmiş. Yerel mahkeme talebi kabul etmiş. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 7. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin kararının ortadan kaldırılmasına karar vermiş.

Gaziantep BAM 7. Dairesi, futbol kulübünde antrenörlük sözleşmesinin belirli süreli olmadığını belirtmiş.

BAM 7. Dairesi’nin kararına katılmak mümkün değil. Antrenör sözleşmesi, niteliği gereği belirli süreli sözleşmedir. Antrenörler bir veya birkaç sezon için sözleşme yaparlar. Sözleşmenin başlangıç ve bitiş süresi belirlidir. Kesin, açık şekilde süre belirtilmese bile sezonun başlangıç ve bitiş tarihi bellidir. Objektif şekilde belirlenebilir süre söz konusudur.

Üstelik Yargıtay’ın farklı daireleri, hiçbir istisna öngörmeksizin, antrenör sözleşmesinin belirli süreli olduğunu kabul ediyor. Yargıtay 7’nci, 9’uncu, 22’nci Daireleri arasında yorum farkı bulunmuyor.

TFF mevzuatı çok açık iken, doktrinde ve Yargıtay’ın daireleri arasında görüş farkı bulunmamakta iken Gaziantep BAM 7. Hukuk Dairesi‘nin kararı açıkça hukuka aykırıdır.

Merak ediyorum. Antrenörün avukatı TFF mevzuatını anlatmadı mı? Doktrine ve Yargıtay kararlarına dayanmadı mı? Yoksa dilekçesinde sadece “sözleşme belirli sürelidir. ücret ve bakiye ücret talebimiz vardır” yazmakla mı yetindi?

Antrenörün avukatı kısa bir dilekçe vermiş olsa bile, hâkim hukuku re’sen uygulamak zorundadır. Yargıtay’ın yerleşik  içtihatlarına rağmen, Gaziantep’teki istinaf hâkimleri hukuka açıkça aykırı karar vermeyi nasıl başardılar?

Yargıtay Kararı – Voleybol, Kulübün Prim Ödeme Borcu

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/27796 E., 2018/11115 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulübün sözleşmeli sporcusu olduğunu, aralarında yapılan sözleşmede bir üst lige çıkılması halinde 3.000,00 TL prim ödeneceğine dair hüküm bulunduğunu, sezon sonunda Voleybol Federasyonu tarafından 1.lige davet edildiği halde, kulüp tarafından davete cevap verilmediği ve sonucunda l.lige çıkılmadığını, hak kazanılan prim alacağına yönelik başlatılan takibe davalı kulübün itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı kulüp vekili, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, … 2.İcra Müdürlüğü’nün 2015/6800 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Deplasmanlı Lig Sporcuları Sözleşmesine konu prim alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece, davalı voleybol takımının 1. lige katılma hakkı kazandığı, bunun oyuncular bakımından bir başarı olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığınca da onaylanan tip sözleşmenin 2. maddesi ile ” Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı takdirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 3.000 TL prim ödenecektir.” düzenlemesine yer verilmiş olup, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Statü düzenlemesine göre, bir üst lige play-off müsabakaları sonucu ilk iki takım çıkabilmektedir. Davalı spor kulübünün 2013/2014 sezonu müsabakaları sonucu 3.sırada yer aldığı, statünün anılan bu kuralı gereğince bir üst lige çıkma hakkı elde edemediği anlaşılmaktadır. Prim, sporcuları teşvik etmek, verimlerini artırmak, sonuca daha kolay ve çabuk ulaşılmasını sağlamak için verilen ödüldür. Somut olayda, davalı tarafın, bir üst lige çıkma hakkını, müsabakalar sonucu gösterilen başarı ile değil, sezonun tamamlanmasını müteakip, üst ligden bir takımın çekilmesi üzerine, 04.07.2014 tarihli Federasyonun davet yazısı ile olmuş, kulüp tarafından bu teklif katılım bedeli yatırılmayarak reddedilmiştir.Davalı kulübün başarısızlık ve yetersizlik sayılacak durumda, ligden çekilen takım yerine, davet üzerine durum ve şartlar değerlendirilerek bir üst lige çıkmak istememesi hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlanamaz. Hal böyle olunca, davacı sporcunun sözleşmedeki prim alacağına hak kazanamadığı sonucuna ulaşılmakta olup, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23/11/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Taraflar arasında akdolunan ve Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığı’nca da onaylanan Tip Sözleşme’nin 2. maddesinde “Sporcuya Türkiye Voleybol Ligine çıkıldığı taktirde Yönetim Kurulu’nun öngördüğü miktar olan 7.500 TL ödenecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmeden açıkça anlaşılacağı gibi, prim ödeme şartı, sadece Voleybol 1. Ligine çıkılması sonucuna bağlanmış, bunun dışında, Kulübün sezonu birinci veya ikinci olarak bitirmesi suretiyle Voleybol Ligine çıkması vb. bir şart ya da başkaca herhangi bir şart Sözleşmede öngörülmemiştir. Yine Federasyon’un 26.01.2015 tarihli cevap yazısında, davalı Spor Kulübü’nün 2013-2014 sezonu play-off müsabakaları sonucu 3. sırayı aldığı, statü gereği ilk 2 takımın bir üst lige çıktığı, 2013-2014 sezonunda 1. Ligden çekilen takımlar olduğu, play-off müsabakalarını 3. sırada tamamlaması nedeniyle öncelikle (davalı) … …Spor Kulübü’ne 1. Lige katılım hususunda teklifte bulunulduğu, (davalı) Kulüp tarafından zamanında cevap verilmemesi nedeniyle play-off müsabakalarını 4. sırada tamamlayan … Belediye Spor Kulübü’nün 1. Lige davet edildiği belirtilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. Maddesi “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.”, 26. Maddesi “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükümlerini içermektedir.

Davalı Kulübün 1. Lige katılmaya hak kazanmasıyla, davacı sporcuya prim ödenmesi için, tarafların serbest iradeleri ile kurdukları ve içeriğini oluşturdukları yukarıda bahsolunan Sözleşme’nin 2. Maddesinde öngörülen sonuç ortaya çıkmıştır. Davalı Kulübün herhangi bir nedenle ya da saikle Federasyon’un 1. Lige çıkma teklifine cevap vermemiş olması, bu sonucu ortadan kaldırmaz. Aksine bir yorum, Sözleşme’nin bizatihi amacına aykırılık teşkil edecektir. Prim ödenebilmesi için Sözleşmede öngörülen sonuç ortaya çıktığına göre, davalı Kulübün davacıya prim ödeme borcu da doğmuştur. TBK’nun 646. Maddesi “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.” hükmüne amirdir. TMK’nun 2/2. Maddesi ise “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindedir. Davalı Kulüp, elde ettiği ve esasında Sözleşme’nin de amacını oluşturan 1. Lige çıkma hakkını, Federasyon’un teklifine süresinde cevap vermeyerek kullanmamıştır. Buna rağmen, cevap dilekçesinde ileri sürdüğü çeşitli gerekçelerle Sözleşme’nin kendisine yüklediği edimi ifadan kaçınması açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılmasıdır. Böyle bir davranışın ise korunmaması gerekir. Davacının, 7.500 TL asıl alacağa ilişkin ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Temyiz incelemesine konu mahkeme kararının bu nedenle onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğun görüşüne katılmıyorum.

Yargıtay Kararı – Futbol, Maç Başı Alacakların Fesih Tazminatına Esas Alınıp Alınmadığı

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/26224 E., 2018/11114 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı spor kulübü ile aralarında yaptıkları Profesyonel Futbolcu Transfer Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme kapsamında; davalı kulüpten transfer ücreti ve maç başı ücreti olmak üzere toplam 116.174,50 TL alacağının bulunduğunu, ücretinin ödenmemesi nedeniyle talimat hükümleri doğrultusunda aralarındaki sözleşmeyi noter ihtarnamesi ile tek taraflı olarak feshettiğini, sözleşme devam etmiş olsaydı davalı kulübün maç başı hakedişleri hariç net 219.790,00 TL ücret ödeme yükümlülüğünün doğacağını ileri sürerek; fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle ödenmeyen 116.174,50 TL ücret alacağı ile fesih nedeniyle uğranılan 1.000,00 TL zararın tahsilini istemiş; ıslah ile fesih tazminatına ilişkin talebini 106.032,00 TL ye artırmıştır.

Davalı kulüp vekili, ek sözleşmenin federasyona sunulmadığını, bu nedenle bir geçerliliğinin bulunmadığını, davanın dayanaksız olduğunu savunarak, değişik tarihli ödeme dekontları ve tediye makbuzları ibraz etmiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 96.174,50 TL sözleşmesel alacak, 106.032,00 TL fesih tazminatı olmak üzere toplam 202.206,50 TL’nin tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-Dava, profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek yapılan sözleşme gereğince ödenmesi gereken ücret alacaklarının tahsili, sözleşmenin tek taraflı ve haklı feshinden kaynaklı mahrum kalınan zararın tahsili isteğine ilişkindir. Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi ek raporunun toplam hakediş miktarının 161.174,50 TL olduğuna ilişkin görüşü benimsenerek, nakit olarak ödenen 45.000,00 TL ve senet olarak davacıya verilen toplam 20.000,00 TL tutarlı iki ayrı senet gözetilmek ve toplam hakediş miktarından bu miktarlar mahsup edilmek suretiyle hesaplanan 96.174,50 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline; sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zarar yönünden 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren, ıslah ile artırılan 105.032,00 TL yönünden ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir. Davalı tarafından sunulan ödeme belgeleri arasında yer alan ve mahsup işlemine konu edilen 25.03.2014 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli ve 25.04.2014 vade tarihli 10.000,00 TL senetlerin, dosyaya ibraz edilen 01.12.2013 tarihli tediye makbuzu içeriğine göre dava konusu sözleşme alacaklarına istinaden davacıya teslim edildiği sabittir. Davalı bu senet bedelinin ödendiğini savunmuş ise de, bu senet bedelinin davacıya ödendiğine dair davalı tarafından dosyaya herhangi bir ödeme belgesi sunulmamıştır. Mahkemece, davacı alacağından mahsup edilen bu senet bedellerine ilişkin olarak davalı tarafından yapılmış bir ödeme bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, davalıya bu hususa ilişkin delillerini ve davacının bu hususta karşı delillerini ibraz etmesi sağlanıp, bu senet nedeniyle mahsubu gereken bir ödeme olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Davalı kulübün temyizi bakımından; davacı, davalı ile yapılan sözleşme kapsamında doğan alacaklarının tahsili amacıyla Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatının 28. maddesine uygun olarak 11.06.2014 tarihli ihtarname ile davalıdan alacağının 30 gün içinde ödenmesini istemiş, tebliğ işleminin 16.06.2014 tarihinde yapılmasını müteakip, 30 gün beklenilmiş, bir ödeme yapılmayınca da talimatın 28.maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde 17.07.2014 tarihinde noter ihtarı ile sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiştir.

Taraflar arasındaki hukuki ilişki genel hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, buna ilişkin TBK 408 maddesinde; “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir“. Aynı yasanın 437. maddesinde “Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir.” şeklinde yasal düzenlemelere yer verilmiş olup, bu yasal düzenlemeler kapsamında kural olarak, hizmet akdinin tarafı olan işçi sözleşmenin haklı feshi halinde dönem sonuna kadar olan ücretini isteyebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, maç başı alacakların fesih tazminatına esas alınıp alınmadığı hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Bilindiği üzere; maç başı ücretleri, futbolcunun lig maçlarında oynaması veya kadroda yer alması halinde ödenen bir ücret olup, bu maçlarda futbolcunun oynayıp oynamayacağı hususunda takdir yetkisi tamamen kulübe aittir. Oynanacak musabakalarda hangi futbolcunun kadroya dahil edileceği ve kimlerin ilk 11’de yer alacağı kulüp adına teknik direktörün sorumluluğu altında ve tamamen teknik nedenlere dayalı olarak, futbolcunun yeteneği, beceri ve genel performansına dayalı form durumu, takımdaki diğer futbolcuların performansı ile rakip takımın durumu gibi değişken hususlara bağlı olmakla fesih tarihinden sonra oynanacak maçlarda görevlendirilmesinin kesin olmadığı, dolayısıyla, futbolcunun maçlarda oynama şartına bağlı bu alacak yönünden talepte bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, maç başı ücretine ilişkin yukarıda belirtilen belirsizlik, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle giderilmesi, maç başı fesih tazminat talebi dışında kalan talepleri yönünden yukarıda açıklanan ilkeler ve yasal düzenlemeler gözetilerek sözleşmenin feshi nedeniyle davacının bir zararının bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle, diğer taraf aleyhine haksız ve sebebsiz zenginleşmesine sebeb olmayacak şekilde hakkaniyete uygun bir tazminat belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3-Bozma nedenine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına hükmün BOZULMASINA, (3) numaralı bent gereğince tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 3.455,00 TL harcın istek halinde davalıya 29,20 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Basketbol, Sporcu, Uygulanacak Kanun, Görevli Mahkeme

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/24584 E.,  2018/21216 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, … Belediye Spor Kulübü ile müvekkilin 2011-2012 sezonu boyunca kulüp adına basketbol oynaması ve karşılığında ödeme yapılması konusunda anlaştıklarını fakat kulübün 26/06/2012 tarihli son ödeme taahhüdünü yerine getirmediğinden icra takibine başlandığını, davalının haksız olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının öncelikle TBF yönetim kuruluna başvurusunun gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında akdedilen hizmet akdinin sözleşmenin süresi başlıklı 5. maddesinde ligin sona ermesi veya kulüp play off yarışmalarına hak kazanmışsa son play off maçının oynanmasından 3 gün sonra sözleşmenin sona ereceği düzenlenmiş olup davacının son play off maçı oynandıktan sonra aynı gün 20/04/2012 tarihinde …’yi tanık beyanına göre terk etmiş olup terkten sonra herhangi bir maç oynandığına dair dosyada delilde bulunmadığı, hal böyle olunca davacının sözleşme süresi bitmesinden sonra …’den ayrıldığı, hizmet akdi gereğince son ücreti olan ve icra takibine konu ettiği 2.200 TL.yi de hak ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, … İcra Müdürlüğü’nün 2013/794 Esas sayılı dosyasındaki davalı itirazının iptali ile takibin devamına, davalıdan takip çıkışının % 20’si olan 440,00 TL. icra inkar tazminatının alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava “iş mahkemesi sıfatıyla” açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya “iş mahkemesi sıfatıyla ” bakmaya devam olunur.

Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, dava dilekçesinin görev nedeniyle reddi ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz.

Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir.

Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir.

Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir.

Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Yukarıdaki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında, sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır.

Ancak, doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanunu’nda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Gerek özel hakem, gerekse genel mahkemelerde görülen sporcu ile kulübü arasındaki alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda, 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Ancak antrenör, teknik direktör, idareci, masör ve benzeri elemanlar ile kulüpleri arasında çıkan uyuşmazlıklarda, özel yasal düzenlemeler dışında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacının sporcu olduğu tartışma konusu olmayıp, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında İş Mahkemesi görevli olmadığından, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Futbol, Teknik Direktör, Antrenör Sözleşmesinin Niteliği, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, İş Mahkemesinin Görevi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2014/11411 E., 2014/23332 K.

Mahkemesi : Bursa 6. İş Mahkemesi

Tarihi : 30/04/2014

Numarası : 2011/1730-2014/212

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Davacı, taraflar arasında 05/07/2010-31/05/2011 tarihleri arasında geçerli olmak üzere teknik adam sözleşmesi imzalandığını, esasen Mayıs 2010 tarihinden itibaren kulüpte fiilen göreve başladığını, sözleşmede profesyonel takım antrenörü olarak görev yapacağı belirtilmişse de kulüp tarafından teknik direktöre ait tüm yetki ve sorumluluklarının verildiğini, yetki ve sorumluluğundaki kadro seçimi gibi teknik konularda idarecilerin baskısına maruz kaldığını, 23/10/2010 tarihinde takımın başında müsabaka için Kemer’e gittiğini, konaklamanın yapıldığı müsabaka günü kulüp başkanı N. T..tarafından maç toplantısına katılmaması, takımın otobüsüne binmemesi gerektiğinin bildirildiğini, bu taleplerin yazılı olarak bildirilmesini istediğini, ancak yazılı bildirim yapılmadığını, kulüp başkanının kendisine hakaret ettiğini ve kendisini darp ettiğini, saldırı sonucunda adli tıp darp raporu aldığını ve kovuşturma sonucu Kemer Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2011/35 Esas sayılı dosyasından kayden kulüp başkanı Nevzat Tuna’ya kasten yaralama suçundan ceza verildiğini, davalı kulüp yönetim organının kendisinin sorumluluk alanına açık müdahalesi ve kulüp başkanının darp eylemi sebebiyle çekilmez hale gelen iş akdini 26/10/2010 tarih ve 31437 yevmiye nolu ihtarnameyle BK 344 ve İK 24/II maddesi gereği haklı nedenle feshettiğini, fesih işleminin Türkiye Futbol Federasyonu kayıtlarına işlendiğini, 5894 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince mecburi tahkim yoluyla Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na müracaat edildiğini, 2010/1014 E. sayılı dosyaya kaydedildiğini, kurulun açılan ceza davasının sonucunun beklenmesine karar verdiğini, 21/07/2011 tarihli Resmi Gazetede ilan edilen değişikliğe göre Uyuşmazlık Çözüm Kurulu önüne kulüpler ve teknik direktör-antrenör arasındaki ihtilafların doğmasından sonra kurul tarafından çözümlenmesinin tarafların kurul yetkisini yazılı olarak kabul etmesine bağlı hale getirildiğini, taraflarca söz konusu uyuşmazlığın kurulda çözümü kabul edilmediğinden mahkemeye müracaat zorunluluğunun doğduğunu, haklı nedenle feshedilen sözleşmeden dolayı müvekkilinin sözleşme süresi sonuna kadar elde edeceği gelirden mahrum kalması nedeniyle tazminat alacaklarının tahsilini istemiştir.

Davalı, TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun 2010/1014 E. sayılı dosyasının derdest olduğunu, derdestlik ilk itirazında bulunduklarını, 21/07/2011 tarihli Resmi Gazetede ilan edilen değişiklik tarihinden önce ihtilafın Uyuşmazlık Çözüm Kurulunda açıldığını, değişikliğin zaman bakımından uygulanması yönünden yürürlüğe giriş tarihi itibariyle derdest olan ihtilafın çözümünde görevin TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulunda olduğunu, görev yönünden itiraz ettiklerini, 4857 sayılı İş Kanununun 4/I-g bendinde sporcuların kanunun uygulanması yönünden istisna olduğunu, davacının İş Kanununun uygulama alanı içerisinde olmadığını, taraflar arasında 05/07/2010 tarihinde anlaşmaya varılarak teknik adam sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre davacının görevinin sadece profesyonel takım antrenörlüğü olduğunu, davacının teknik direktörlük lisansının bulunmadığını ve aynı dönemde kulübün teknik direktörü olarak Nihat Tümkaya’nın görev aldığını, davacının müdahalede bulunulduğu iddialarının yersiz olduğunu, Kemer Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/35 Esas sayılı ceza davasının kesinleşmediğini ve temyiz aşamasında olduğunu, davacının 18-19/10/2010 günlerinde Bursa’da antrenman sahasında takımın başında olmadığının tespiti üzerine davacıya 20/10/2010 tarihinde 37264 yevmiye nolu ihtarname ile takımın başına dönmemesi halinde akdin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davacının bunun üzerine kulüp masöründen sahte rapor istediğini, isteğinin reddedilmesi üzerine 23/10/2010 tarihinde kulüple beraber Kemer’de kampa katıldığını, aynı gün davacının agresif tavırlar sergilediğini, kulüp doktoru, teknik direktör ve yönetim kurulu tarafından toplantıda alınan kararla maça diğer antrenör A.C.. ile çıkma kararının alındığını, kararın teknik direktör N. T.. tarafından davacıya sözlü olarak bildirildiğini, davacının toplantı salonuna girerek takıma ve teknik direktöre hitaben bağırdığını, dışarı çıkarılan davacının dönemin kulüp başkanını otel çıkışında taciz ettiğini, görevine son verilmesi yönünde yazılı belge verilmesini istediğini, dönemin kulüp başkanının kendisini darp ettiği yönünde iftirada bulunduğunu, davacının kulüp başkanını takımın futbolcularına kötülediğini, futbolculara kötü oynamaları ve yenilmeleri yönünde telkinde bulunduğunu, futbolcuların bu konuda yazılı ifade tutanaklarının alındığını, davacının gerek TFF talimatlarına, gerekse İş Kanunu açısından göstermiş olduğu davranışların haklı fesih nedeni olması sebebiyle 28/10/2010 tarih ve 038235 yevmiye nolu ihtarnameyle feshin bildirildiğini, davacının yardımcı antrenörlük görevinde olmasının zoruna gittiğini, kendisini zorla kovdurmaya çalıştığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının teknik direktör (antrenör) olarak görev yaptığı sırada iş akdinin bildirimsiz olarak feshedildiğini belirterek işçilik haklarından kaynaklanan alacaklarını istediği, antrenör davacının 4857 sayılı Yasanın 4/g maddesi kapsamında sporcu vasfı taşıdığının anlaşılmasına göre uyuşmazlığın çözümünde İş Yasası’nın uygulanamayacağının saptandığı, o halde davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle davacı vekilinin açtığı davanın görev nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanununun 1’inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4’üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, Mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1’inci maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı İş Kanununun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz.

Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir.

Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir.

Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir.

Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Yukarıdaki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında, sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır. Ancak doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanununda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hukuk veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

Gerek özel hakem, gerekse genel mahkemelerde görülen sporcu ile kulübü arasındaki alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda, 4857 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Ancak antrenör, teknik direktör, idareci, masör ve benzeri elemanlar ile kulüpleri arasında çıkan uyuşmazlıklarda, özel yasal düzenlemeler dışında İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

Somut olayda; davacının davalıya ait spor kulübünde antrenör olarak çalıştığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 4-g maddesinde sporcuların İş Kanunun kapsamı dışında olduğu düzenlenmiştir. Davacı ise sporcu olmayıp antrenör olması dolayısıyla İş Kanunu kapsamındadır. 21.07.2011 tarihinde yürürlüğe giren TFF Statüsünün 56. maddesi ve geçici 1.maddesi gereğince Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda devam eden uyuşmazlıklarla ilgili tarafların ihtiyari yetkiyi kabul etmesi için tebliğden itibaren 10 günlük süre olduğunun belirlendiği, davacı antrenör vekilinin yetkiyi kabul etmemesi nedeniyle taraflar arasında görülmekte olan Türkiye Futbol Fedarasyonu Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun 2010/2014 E. sayılı dosyasının 08.08.2012 tarihinde işlemden kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki TFF Çözüm Kurulu’na başvurulmuş olması İş Mahkemesinin yetkisini de ortadan kaldırmamaktadır. O halde mahkemece işin esasına girilerek davacının talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 30/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.