Etiket: GSGM

GSGM Webcup’a Ne Oldu?

Türkiye’deki spor federasyonlarının Internet sitelerini takip ediyor musunuz?
Bu siteleri kaliteli buluyor musunuz?
Sitelerin içinde kolay gezinebiliyor musunuz?
Aradığınızı kolayca bulabiliyor musunuz?
İçerik güncel mi?
Federasyonun bağlı olduğu uluslararası federasyonla ilgili haberler yer alıyor mu?
İlgili spor dalının tanıtımı tatmin edici mi?
Mevzuat detaylı biçimde yer alıyor mu? Mevzuat değişiklikleri ana sayfadan duyuruluyor mu? Mevzuattaki değişiklikler açıkça gösteriliyor mu?
İl temsilcilikleri, kulüpler, sporcular hakkında detaylı bilgi var mı?
Milli takım sporcuları tanıtılıyor mu?
Federasyonun iyi ve kötü, tüm dereceleri sitede duyuruluyor mu?
Dopingle ilgili sayfaları var mı? Antrenör ve sporcuları bu konuda bilgilendirecek içerik yer alıyor mu?
Disiplin Kurulu  kararları ve o federasyonla ilgili Tahkim Kurulu kararları kamuoyu ile paylaşılıyor mu?
Ceza alan antrenör, sporcu, kulüp ve ilgililer ve bu cezaların süreleri ilan ediliyor mu?
Medya köşeleri var mı? Basın bültenleri yayınlıyorlar mı?
Yukarıdaki soruları çoğaltabiliriz.
Soruların çoğunun yanıtı ise “HAYIR” olacaktır.

Sadece federasyonlar değil, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Spor Genel Müdürlüğü’nün siteleri de istenen düzeyde değil.
Birkaç yıl önce, 2006 yılında GSGM ilginç bir yarışma başlatmıştı: “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü WebcupYarışması”.
Yarışmanın ismine hiç girmek istemiyorum. Türkçe isim bulmak çok zor olmalı.
Bu yarışma ile, federasyonların ve GSGM teşkilatının Internet sitelerine çekidüzen vermesi amaçlanıyordu.
İlk yarışma 2006 yılında düzenlendi. İkinci yarışma ise 2008 yılında gerçekleşti. Organizasyon bir daha gerçekleşmedi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Genel Müdürlüğü, Spor İl Müdürlükleri ve federasyonlar Internet sitelerini çok ciddiye almıyor. Medyanın ilgisizliğinden yakınıyor ancak medyanın ve meraklıların kendilerini takip etmesi için gerekli altyapıyı sağlamıyor.
Spor Genel Müdürlüğü, adı “bağımsız” ama göbekten SGM’ye bağlı federasyonların her işine karışırken, Internet siteleri konusunda sessiz kalıyor. Belli ki, Internet sitelerini ve sosyal medyayı gerekli görmüyorlar.
Gençlik ve Spor Bakanlığı ile SGM’nin sosyal medyayı gerektiği gibi kullanmadığını görüyoruz.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Twitter hesabının sadece birkaç işlevi var. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın tweetlerini retweet etmek; bakan hakkındaki haberlere link vermek; genel soru, eleştiri, önerileri sosyalmedya@gsb.gov.tradresine yönlendirmek! Oysa biz  Bakanlığın Internet sitesindeki güncellemelerinin Twitter ve Facebook hesaplarından duyurulmasını bekliyoruz.
SGM’nin kendi Twitter hesabı yok. Resmi siteden Genel Müdür Mehmet Baykan’ın hesabına link veriliyor. Adeta, SGM Mehmet Baykan’ın şahsında vücut buluyor.
Bakanlık ve Genel Müdürlük sosyal medyaya el atmalı! Önce kendi sitelerine ve sosyal medya hesaplarına çekidüzen verdikten sonra federasyonları da bu konuda çalıştırmalı! Her konuyu en detaylı noktasına kadar yönetmeliklerle düzenleyen SGM, spor federasyonları için “Internet Politikası” geliştirmeli! Internet sitelerinin asgari içeriğini belirlemeli! Siteleri kontrol etmeli!
Federasyonlar gerçek anlamda bağımsız olsaydı, SGM’ye asla böyle bir göreve atfetmezdim. Bugün TFF dışında bağımsız federasyon bulunmuyor. Bu durumda, SGM’nin liderlik göstermesi ve federasyonları yönlendirmesi gerekir!
Belki işe yeni bir WebCup düzenlemekle başlayabilirler.
İsmini değiştirmek şartıyla!

Süreyya Ayhan’ın Doping Hikayesi Nasıl Başladı?

Süreyya Ayhan Kop’un doping hikayesinin nasıl başladığını hatırlıyor musunuz? Ortalık toz duman altında iken herkes yorum yaptı. Süreyya Ayhan’ı suçlayanlar çoğunluktaydı. Ondan çok, kocası Yücel Kop’un üzerine gidildi.
 
Aradan çok az zaman geçmişti ki, Süreyya Ayhan, eşi ve avukatı medyada boy göstermeye başladılar. Herkesi suçlu ilan ettiler. Süreyya mağdurdu. Onlara göre, herkes Süreyya’nın ipini çekmek istiyordu. Ona oyun oynanmıştı.
 
Karşılıklı iddialar gelip giderken, Radikal gazetesinde bir yazı yayınladım. Süreci hukuki açıdan incelemeye çalıştım. Süreyya’yı bekleyen cezayı, GSGM ve federasyonun neler yapması gerektiğini dile getirdim.
 
Yazımı şu satırlarla bitirmiştim:
 
Süreyya Ayhan Kop’u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.”
 
Ne yazık ki bu satırlarda saklı kaygım gerçekleşti. Türk sporu bu olaydan gerekli dersleri almadı. Hala dopingi ve Süreyya Ayhan’ı tartışıyoruz.
 
İlgili yazımı tekrar paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.
 
Gereksiz gerginliğe ve savaşa ortam hazırlayanların bu icraatlarından utanmalarını dilerim.
 
İşte 8 sene önceki yazım:
 
Geniş bir kafile ile katıldığımız 28. Yaz Olimpiyat Oyunları’nda sporcularımız henüz yarışmaya başlamadan spor kamuoyu kendisini şiddetli bir tartışmanın içinde buldu. Süreyya Ayhan Kop’un sakatlık gerekçesi ile Atina’ya gidemeyeceğini açıklamasının ardından ortaya atılan doping iddiaları ve Uluslararası Atletizm Federasyonu’nun (IAAF) Türkiye Atletizm Federasyonu’na (TAF) gönderdiği rapor medya tarafından her yönüyle ortaya konuldu, çok farklı görüşler uzmanlar tarafından ileri sürüldü.
 
Şimdi Süreyya Ayhan, TAF ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) başta olmak üzere tüm spor kamuoyu IAAF’nin vereceği kararı bekliyor. Söz konusu skandal, Türk spor tarihi için büyük önem taşıyor. Daha önce ünlü bir futbolcumuzun doping cezası alması ile başlayan tartışmalar son olayla iyice alevlendi ve artık doping olgusu Türk halkının dikkatini çekmeye başladı. Gazete ve internet haber sitelerinde karşımıza çıkan manşetler, yorumlar ise Türk uzmanların bu olayı milli onur meselesi haline getirdiğini gösteriyor. Devletin sistemli spor politikasının bulunmayışı ve uzmanlar başta olmak üzere, Türk toplumunda spor kültürünün gelişmemiş olması eleştirilerin de dozunun kaçmasına sebep oluyor.
 
Hukuk unutulmasın
Süreyya Ayhan’ı neredeyse vatan haini ilan eden bazı çevreler artık eleştiri sınırını aşan ve Süreyya Ayhan ile eşinin kişilik haklarına saldırı teşkil eden yorumlar yapıyorlar. Olayın hukuksal yönden irdelenmesi ise çoğu zaman olduğu gibi, ihmal ediliyor.
 
IAAF’nin TAF’a gönderdiği gizli raporda Yücel Kop’un doping kontrolü yapmak isteyen görevlileri bir odaya kilitleyerek engellediği ve üçüncü doping kontrolüne izin vermediği; Süreyya Ayhan’ın doping kontrolünü erteletmeye çalıştığı, birkaç başarısız numune verdiği ve son denemeden sonra başka bir numuneyi vermeye teşebbüs ettiği; Süreyya Ayhan yerine başka bir kadının numunesinin takdim edildiği gibi iddialar yer almaktadır.
 
Savunma
Bu iddialara karşı, numune kabının sadece yetkililerde olabileceği ve bu sebeple Kop’un yanında başka bir kap bulunamayacağı, erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istemesi sebebiyle görevlilere sert davranıldığı, sporcunun yetersiz İngilizce bilgisi ile kendisini yanlış ifade etmiş olabileceği, numune alımından önce WADA’nın Türk temsilcisi ile diğer temsilcilerin numune verilecek odayı kontrol ettikleri ve onların gözetimi altında numune verilmesi karşısında başka bir kimsenin odaya girip numune veremeyeceği ileri sürülmüştür.
 
Yukarıdaki iddia ve savunmalarda dikkat çeken birkaç nokta üzerinde durulmasında fayda vardır. Bu noktalar sadece akla gelen şüpheler olup ilgililer tarafından açıklanması durumunda şüpheler de giderilmiş olacaktır.
 
Dikkat edilirse, rapora göre iki farklı zamanda kontrol yapılmak istenmiştir. İddiaya göre, ilk kontrolde Yücel Kop numune görevlisini başka bir odaya kilitlemiş, daha sonra Süreyya Ayhan Kop’tan başka bir kadından numune alınmış ve kontrol formları numuneyi veren diğer kadın tarafından imzalanmıştır. İkinci kontrolde ise, Süreyya Ayhan’ın verdiği idrar örneğinin kurallarla öngörülen oranda olmaması sebebiyle ikinci bir numune verilmesinin talep edildiği, ikinci örnek alımında ise Süreyya Ayhan’ın numuneyi başka bir kaptaki sıvı ile değiştirmek istediği ileri sürülmüştür. Doping kontrolü yapmak için gelen yabancı yetkililerin yanında WADA Türkiye temsilcisi Serap Yüceler’in de bulunduğu bilinmektedir. Yüceler de sporcudan numune alınırken orada bulunduğunu açıklamıştır. Yabancı görevliler sporcuyu tanımayabilirler ancak Yüceler numuneyi veren ve imzayı atan kimsenin Süreyya Ayhan olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bu durumda Yüceler raporda bahsedilen kontrollerden sadece 25 Temmuz 2004’te yapılan ikinci kontrole mi katılmıştır? Bu şüphenin oluşmasında, savunmada yer alan bir ifadenin büyük payı vardır.

Savunmaya göre, Süreyya Ayhan doping kontrolünü erteletmeye çalışmamış, eksik İngilizce bilgisi sebebiyle kendisini yanlış ifade etmiştir. Yüceler’in yabancı görevliler ile birlikte bulunması durumunda sporcunun kendi dilini bilen bir görevli ile konuşacağı dikkate alınırsa, Serap Yüceler’in ilk kontrolde yabancı görevlilerle birlikte olmadığı sonucuna ulaşılabilir. Ancak ilk kontrol formunda da Yüceler’in imzası varsa, Süreyya Ayhan savunması önemli bir açık vermiş olacaktır.
 
Yücel Kop erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istediğini iddia etmektedir. Kop’un da belirttiği üzere, numune veren sporcu ile bu sırada onun yanında duracak görevlinin aynı cinsiyetten olması gerekir. (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek C. Mad. C. 4. 7) Görevliler, doping kontrol usulü ile ilgili her eğitim almış uzman kimselerdir (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek G, Mad. G.4.3 ve Mad. G.4.5). Bir erkek görevlinin karşı cinsten bir sporcunun yanında durmak için ısrar etmesi pek ihtimal dahilinde değildir.
 
Gelişmeler 
IAAF kuralları ve bugüne dek IAAF tarafından verilen kararlar ışığında Süreyya Ayhan’ı ne gibi gelişmeler bekliyor? Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Süreyya Ayhan’ın ceza almayacağını ümit ettiğini ifade etmiştir. Peki Ayhan cezadan kurtulabilir mi? Bu soruya yanıt verebilmek için doping konusunda önemli bir husus dikkate alınmalı: Bir sporcunun doping cezası alması için muhakkak doping testinin pozitif (+) sonuç vermesi gerekmemektedir. WADA bünyesinde hazırlanmış ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Doping Kontrol Merkezi ile IAAF basta olmak üzere birçok uluslararası spor federasyonunun kabul etmiş olduğu Dünya Dopingle Mücadele Kodu (World Anti-Doping Code)’na göre, bir sporcu, geçerli bir sebep olmaksızın doping kontrolüne katılmayı, numune vermeyi reddederse veya kontrolde başarısız olursa veya yasak metotlara başvurursa yine dopingli sayılmaktadır (Kod Mad. 2.3, 2.4, 2.5). Dünya Dopingle Mücadele Kodu’na onay veren uluslararası federasyonlar ve devletler mevzuatlarını söz konusu Kod’a uyumlu hale getirmek zorundadırlar. IAAF’nin yarışma kurallarında da benzer hükümler (Mad. 32, 35.13) yer almaktadır.
 
Ceza ihtimali
Bütün bu kurallar dikkate alındığında, Süreyya Ayhan, yurtdışında yaptırdığı kontrollerde temiz çıksa ve onun hamile olmadığı anlaşılsa bile sadece doping kontrolünü reddettiği için iki yıl yarışmalardan men edilebilecektir. IAAF raporunda birden çok iddia yer almakla birlikte, bu fiiller için öngörülen cezalar toplanarak ciddi bir ceza verilmeyecek, sadece en ağır cezayı gerektiren fiil dikkate alınarak o fiil için öngörülen ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, Süreyya Ayhan iki yıl ceza alacaktır.
 
Ayhan’ın bu karara karşı Spor Tahkim Mahkemesi’ne (Court of Arbitration for Sport-CAS) başvurma hakkı bulunmaktadır. CAS’in kararlarında ise uluslararası federasyonların somut olayın şartları dikkate almadan doğrudan doğruya mevzuatlarında yer alan cezaları uygulamaları eleştirilmekte ve sporcunun yaşı, cezanın sporcunun sosyal, sportif ve ekonomik durumunda yaratacağı sonuçların ağırlığı ve elbette sporcunun profesyonel kariyerine etkisi dikkate alınarak uluslararası federasyonların verdiği cezalar indirilebilmektedir. Süreyya Ayhan dosyasındaki iddialar karşısında CAS’in söz konusu cezayı indirmesi ise çok uzak bir ihtimaldir.
 
Bundan sonra ne olacak?
IAAF’nin Ayhan olayı ile ilgili vereceği kararın Türk sporu açısından önemli bir kilometre taşı olacağını ümit ediyoruz. Ayhan’ın ceza alması durumunda, Türk spor kamuoyu, uluslararası kuruluşların doping konusunda çok ciddi olduğunu ve Türk yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini daha iyi anlayacaktır. Aslında doping konusunda Türkiye’nin çok geri bir ülke olduğunu söylemek, bu konuda çalışma yapanlara haksızlık olur. Türkiye, Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Sözleşmesi ile Dünya Dopingle Mücadele Kodu’nu onaylamış, dopingle mücadele için Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Kontrol Merkezi’ni kurmuş, özel bir yönetmelik hazırlamış ve GSGM Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği’nde dopingle ilgili hükümler (Mad. 48) öngörmüştür. Ancak bu düzenlemelerin gerektiği gibi hayata geçirilmediği görülmektedir. Özellikle GSGM’ye bağlı federasyonların sporcularını doping konusunda eğitmedikleri, milli takımdaki sporcularını doping kontrolüne tabi tutmadıkları bilinmektedir.
 
Uygulama sorununun giderilmesi ise ancak GSGM’nin yeniden yapılanması ile gerçekleşebilecektir. GSGM’nin modern spor dünyasının gereklerini yerine getiremeyen hantal ve hiyerarşik yapısı sebebiyle kaldırılması düşünülmekte ve Türk sporunun çağ atlaması için ‘Türk Spor Kurumu’ kurulması öngörülmektedir. Ancak henüz tasarı halinde olan ve uzun süre TBMM’nin gündemine gelmeyeceğini düşündüğümüz ‘Türk Sporu Kurumu Kanunu’ hakkında yorum yapmak yerine bugünün koşullarını dikkate alarak görüş belirtmek daha doğru olacaktır.
 
Uzman sayısı az
GSGM bünyesinde uzman sayısının az olması, federasyonlarda görevlendirilen genel sekreterlerin yeterli bilgiye sahip olmamaları ve özellikle yabancı dil bilmemeleri sebebiyle uluslararası alandaki gelişmeleri takip edememeleri, federasyonların doping konusunda yeterli bilince sahip olmamaları gibi etkenler doping ile mücadelenin arzulanan seviyeye gelmesini engellemektedir.
 
Birkaç istisna dışında medyanın da sadece futbol ve sporun magazin boyutu ile ilgilenmesi de doping eğitiminin gelişmesine engel olmaktadır. Süreyya Ayhan olayı ile dopingle mücadelede yeni bir sayfa açılmış olacaktır. Var olan düzenlemeler uygulanmaya başlayacak, bu kurallar tartışılıp geliştirilecek, spor yöneticileri ve sporcular bilgilendirilecektir.
 
Bu konuda en büyük sorumluluk da Süreyya Ayhan’a düşer. Yarışmalardan men edilebilecek olan sporcu IAAF’nin ve TAF’ın düzenleyeceği veya düzenlenmesine izin vereceği hiçbir organizasyona katılamayacaktır. Ancak bunlar tarafından düzenlenen dopingle mücadele eğitimleri ve rehabilitasyon programlarına katılmasına izin verilebilecek sporcunun söz konusu programlara katılması hem onun spor kamuoyundan uzaklaşmamasında ve kariyerinin sona ermemesinde, hem de Türk sporcularının benzer üzücü durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesinde etkili olacaktır.
 
Sonuç
Süreyya Ayhan Kop’u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edilip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
 
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.”

Süreyya Ayhan Olayı’nın Kronolojik Hikayesi

2012 Londra Olimpiyatları süresince sadece Olimpiyat takımını tartışmadık. Tartışamadık. Doping cezası almış ve spora veda etmiş sporcuları da izlemek, dinlemek, okumak zorunda kaldık.
 
Halil Mutlu, doping cezası aldı ama halterdeki başarısızlıklardan sonra federasyonu suçladı. Federasyona rakip olacağını belirtti.
 
Halil Mutlu’nun röportajı o kadar yankı uyandırmadı. İkna edici değildi.
 
Ancak Süreyya Ayhan Kop, Oyunlar’dan önce başladığı halkla ilişkiler çalışmasına Oyunlar süresince ve Oyunlar’dan sonra da devam etti. Her gün kendisinden bahsettirdi. Medyada geniş yer buldu. Röportajları yayınlandı. Köşe yazarları ona kol kanat gerdiler. Süreç o kadar güzel idare edildi ki, Türkiye Atletizm Federasyonu bile “değerli sporcumuz” demek zorunda kaldı.
 
Süreyya Ayhan Kop’un iddiaları kamuoyu tarafından kabul edildi. Herkes onun mağdur olduğuna, haksızlığa uğradığına inanıyor. Devletin, federasyonun ona destek vermediğini düşünüyor.
 
Süreyya Ayhan Kop hala koşabileceğine inanıyor. Kariyeri önündeki tek engel ise federasyonmuş. Devlet isterse CAS’ın kararı kalkarmış!
 
Süreyya Ayhan’ın iddialarının hiçbiri doğru değil.
 
Süreyya Ayhan’ın ömür boyu men cezası almasına kadar geçen süreci hatırlamakta fayda var. Toplumun bilmediği, medyanın haberdar bile olmadığı ya da sakladığı bazı detayları ortaya koymak gerek.
 
Aşağıda Süreyya Ayhan’ın doping hikayesini okuyacaksınız. Ayhan’ın diğer iddialarını, Spor Tahkim Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin bu iddialara yanıtlarını ve son günlerde yapılan tartışmalarla ilgili görüşlerimi diğer yazılarda paylaşacağım.
 
İşte kronolojik açıklama:
  • Süreyya Ayhan 2004 yılında müsabaka dışı yapılmak istenen doping kontrolüne karşı gelir. Yasak metot kullanır. Doping kurallarını ihlal eder.
  • 14 Mart 2005’te GSGM Merkez Ceza Kurulu, Ayhan’a bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir. IAAF bu karara karşı çıkar.
  • GSGM Merkez Ceza Kurulu dosyayı tekrar inceler ve 15 Haziran 2005’te Ayhan’a iki yıl hak mahrumiyeti verir. (Ayhan, hakkı olmasına rağmen Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) başvurmaz.)
  • Ayhan’ın avukatı 11 Temmuz 2005’te IAAF’e gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresinin başlangıcına itiraz eder.
  • IAAF, 19 Temmuz 2005’te gönderdiği mektupta Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul etmesi durumunda talebi değerlendirebileceğini iletir.
  • 16 Ağustos 2005’te Ayhan’ın avukatı, Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul ettiğini IAAF’e iletir. (Böylece Ayhan doping suçunu kabul etmiş olur.)
  • Ayhan’ın avukatı, IAAF ile pazarlık yaptıktan ve müvekkilinin suçu kabul ettiğini yazı ile bildirdikten sonra ilginç bir yol izler. Ayhan’ın avukatı bu sefer 12 Eylül 2005 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurur. Bu davada, GSGM Merkez Ceza Kurulu’nun yetkili olmadığını ve aynı olayla ilgili iki farklı karar veremeyeceğini ileri sürer.
  • Ayhan’ın avukatının İdare Mahkemesi’nde dava açmasından bir hafta sonra, 19 Eylül 2005 tarihinde, gelişmelerden habersiz olan IAAF, Türkiye Atletizm Federasyonu’na gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresi konusunda anlaşma sağlandığını açıklar. (Oysa Ayhan’ın avukatı bu anlaşmaya uymamış ve devlet mahkemesinde dava açmıştı.)
  • Davanın açılmasından iki yıl sonra, 4 Nisan 2007 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi davayı reddeder. Ayhan’ın avukatı, kararı 24 Temmuz 2007 tarihinde temyiz eder. (Aradan 5 yıl geçmesine rağmen Danıştay hala dosya hakkında karar vermedi.)
  • Süreyya Ayhan Kop’un mahrumiyet cezası Temmuz 2007’de sona erer. Ayhan, kayıtlı test havuzuna dahil edilir. (Bu havuza dahil edilen Ayhan, tekrar yarışma dışı doping kontrollerine muhatap olacağını biliyordu. Bilmesi gerekirdi.)
  • ABD’de kamp yapan Ayhan’a 8 Eylül 2007’de müsabaka dışı doping testi uygulanır. Bu test sonucunda Ayhan’ın numunesinde doping maddesi tespit edilir. Ayhan (A) numunesine karşı çıkınca (B) numunesi test edilir. Bu numunede de doping maddesi bulunur.
  • Doping testinin pozitif çıkması üzerine, IAAF 18 Ekim 2007 tarihinde Ayhan’ı doping mevzuatına aykırı davranmakla suçlar.
  • Türkiye Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, 25 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararla, Ayhan’a ikinci doping ihlali sebebiyle ömür boyu men cezası verir.
  • Ayhan’ın itirazı üzerine, GSGM Tahkim Kurulu, mevzuatında o yönde bir yetkisi olmamasına rağmen, 14 Mart 2008‘de aldığı kararla, dosyayı tekrar incelenmesi için Atletizm Federasyonu’na gönderir.
  • 2 Nisan 2008 tarihinde yeniden toplanan Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, kararının arkasında durur ve ömür boyu men cezasında ısrar eder.
  • Ayhan’ın itirazı sonucu dosyayı tekrar önünde bulan GSGM Tahkim Kurulu, ömür boyu men cezasını kabul etmez. Kurul 30 Mayıs 2008 tarihinde verdiği kararla, dört yıl hak mahrumiyeti cezasını uygun bulur.
  • Ayhan, GSGM Tahkim Kurulu kararına itiraz eder ve merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan Spor Tahkim Mahkemesi’ne 20 Haziran 2008 tarihinde başvurur.
  • IAAF, 29 Ağustos 2008’de gönderdiği cevap dilekçesi ile karşı dava açar ve Ayhan’ın ömür boyu ceza verilmesini talep eder.
  • CAS, 2 Nisan 2009 tarihinde duruşma düzenler. Bu duruşmaya Süreyya Ayhan Kop, Yücel Kop ve onların avukatı katılırlar. IAAF kendi temsilcilerini gönderir. Türkiye Atletizm Federasyonu ise genel sekreter Nihat Doker tarafından temsil edilir. Bu duruşmada Ayhan’ın avukatı ve IAAF temsilcileri iddia ve savunmalarını ortaya koyarlar. (Kararda, Atletizm Federasyonu’nun hiçbir gerekçe ileri sürmediği belirtiliyor. Federasyon sadece Yücel Kop ile ilgili kararının onanmasını talep etmiş. Karardan anlaşıldığı kadarıyla, Nihat Doker’in Süreyya Ayhan hakkında herhangi bir iddiası ve ceza istemi olmamış. CAS kararında özellikle Atletizm Federasyonu’nun hiçbir katkısı olmadığı açıklanmış.)
  • CAS, 10 Kasım 2009 tarihinde Süreyya Ayhan Kop’a ömür boyu men cezası verir.
  • Süreyya Ayhan, CAS’ın kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesi’ne başvurur. Federal Mahkeme 12 Mayıs 2010’da davayı reddeder ve CAS’ın kararı kesinleşir.
 
Sadece kronolojik gelişime ve CAS kararına bakıldığı zaman bile Süreyya Ayhan’ın bazı gelişmeleri sakladığı ve yine bazı iddialarının asılsız olduğu anlaşılıyor.
 
1. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasının başlama süresi ile ilgili IAAF’e başvurduğunu ve gönüllü mahrumiyeti, diğer bir deyişle ilk doping ihlalini kabul ettiğini kamuoyundan sakladı.
 
2. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasını kabul ettikten sonra Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Bu çelişkili davranıştı. Danıştay’ın 5 yıl geçmesine rağmen karar vermemesi ise düşündürücüdür.
 
3. Ayhan, CAS’a sadece kendisinin başvurduğunu, CAS’ın GSGM Tahkim Kurulu’nun dört yıl men cezasını onaylama veya bozma yetkisi olduğunu; CAS’ın cezayı arttıramayacağını iddia etti. Oysa IAAF de CAS’a başvurdu ve Ayhan’a ömür boyu men cezası verilmesini istedi. CAS, yeniden yargılama yetkisi olduğunu belirtirken, IAAF’in karşı davasını dikkate alarak karar verdi. Ayhan, IAAF’in karşı dava açtığını hiçbir zaman dile getirmedi, IAAF’in davadaki pozisyonunu sakladı.
 
4. Ayhan, Türkiye Atletizm Federasyonu genel sekreteri Nihat Doker’in, kendisi için ömür boyu men cezası istediğini iddia etti. Oysa CAS kararında, Doker’in Süreyya Ayhan davası ile ilgili hiçbir gerekçe ve talepte bulunmadığı açıkça belirtiliyor. Doker sadece Yücel Kop hakkında söz almış. Süreyya Ayhan’ın bu iddiası anlaşıldığı kadarıyla doğru değil.
 
Nihat Doker’in CAS duruşmasındaki rolü de tartışılmalıdır. Türkiye Atletizm Federasyonu’nu temsilen duruşmaya katılan Doker, federasyonu temsilen Süreyya Ayhan kararı ile ilgili söz almadı, hiçbir gerekçe ileri sürmedi. Doker, Atletizm Federasyonu’nun Internet sitesinde yayınlattığı basın açıklamasında “Federasyonu temsilen katıldığı (söz konusu) dava duruşmasında, ne federasyon adına, ne de şahsi fikri olarak “Süreyya Ayhan KOP’ a ömür boyu ceza verilsin” şeklinde bir bayanı olmadığınıifade etti. Peki neden Doker böyle bir ifadede bulunmadı? Süreyya Ayhan Kop ile ilgili hiçbir ifadede bulunmayacaksa, o duruşmadaki işlevi neydi?
 
Süreyya Ayhan, Nihat Doker’in ömür boyu men talebinde bulunduğunu iddia ederek Başbakan ya da bakanın bilgilendirilip konu üzerine gidilmesini istediğini ifade etmişti. Gerçekten bakanın bilgilendirilmesi gerekir. Doker’in Süreyya Ayhan hakkında söz almaması ve federasyonun kararını savunmaması irdelenmelidir. Süreyya Ayhan Kop hakkında verilen kararı savunmayacaksa, Doker’in o duruşmada hangi amaçla bulunduğu sorgulanmalıdır.
 
5. Ayhan, CAS’a karşı AİHM’de dava açtığını açıkladı. Oysa bu mümkün değil. AİHM’de ancak devletler davalı olabilir. Ayhan, Türkiye ve İsviçre’ye karşı dava açabilir. CAS’ın AİHM’de yargılanması söz konusu olamaz.
 
6. Süreyya Ayhan, devletten destek beklediğini, projeleri olduğunu belirtti. Oysa doping sebebiyle ömür boyu men cezası alan sporculara hiçbir şekilde o branşla ilgili altyapılarda, olimpik aday kadrolarında, projelerde ve branşlarla ilgili diğer konularda görev verilmez. Verilmemelidir.
 
Süreyya Ayhan’ın açıklama ve iddialarını sadece kronolojik açıyla değerlendirmek doğru değil. Ayhan akla hayale gelmeyecek, tutarsız iddialarda bulundu. Sık sık kendisiyle çelişti. Bu iddiaları başka bir yazıda inceleyeceğim.