Etiket: CHP

Aylin Nazlıaka’dan Ankaragücü Hakkında Soru Önergesi

CHP milletvekili Aylin Nazlıaka, Ankaragücü ile ilgili yolsuzluk iddialarını TBMM gündemine getirmeye çalışıyor. Nazlıaka bu konuda yeni bir soru önergesi verdi.

Soru önergesi metnini aşağıda paylaşacağım.

Nazlıaka, borçları yüzünden küme düşürülen Ankaragücü’ne haksızlık yapıldığı görüşünde. Ankaragücü ligden düştüğü için Ankara’nın da ekonomik zarara uğradığını iddia ediyor.

Sayın milletvekili, Ankaragücü’nün darbecilerin emriyle 1. Lig’e geri döndüğünü bilmiyor mu? O kararı savunuyor mu? Neden soru önergesinde bu duruma değinmedi? Ankaragücü uzun süre devletin, askerin gücüne sırtını dayamıştı. Rüzgar ters yönden esmeye başlayınca tepetaklak yuvarlandı.

Nazlıaka’nın Ankaragücü olayına objektif bakmasını beklerdim ama kulübün darbeci geçmişinden bahsetmemeyi tercih ederek, tek derdinin Ankara takımlarını savunmak olduğunu gösterdi.

Nazlıaka’nın soru önergesindeki altıncı soru ise evlere şenlik. Nazlıaka, bu bölümde “Türkiye Futbol Federasyonu’nun futbolda şike, usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları konusunda gösterdiği hassasiyet(in) bilin(diğini)” iddia ediyor.

TFF’nin şikenin üzerini nasıl kapattığını bütün dünya biliyor. CAS, Beşiktaş kararında, “TFF kurullarının bir şekilde Tayfur Havutçu ve Serdal Adalı’ya ceza vermediğini”nazik şekilde ifade etti. Sayın Nazlıaka bizimle dalga geçiyor.

Sayın Nazlıaka çok iyi bilmektedir ki, TFF’nin şike ve yolsuzluk iddialarını ciddiye almaması öncelikle Ankaragücü’nün işine yaramıştır.

13 Kasım 2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Ankaragücü maçı için Ankaragücü takımının futbolcularına teşvik primi gönderildiği iddia edilmiş ve bu durum TBMM Komisyon raporuna yansımıştı. Bu iddialar TFF tarafından yine halı altına silkelenmişti.

Sayın Nazlıaka’ya TBMM raporunun ilgili bölümlerini hatırlatmak isterim.

Erman TOROĞLU (Eski hakem)

Kendi duyumlarına göre, en son teşvik iddiasında teşvik olduğunu, yani Ankaragücüne para geldiğini, Milli Takım Teknik Direktörü Ersun YANAL’ın bu işin ne kadar içinde olduğunu bilmediğini, olayda teşvik primini gönderenden hiç bahsedilmemesini hayretle karşıladığını, teşvik primini gönderenin Aziz Yıldırım olduğunun söylendiğini, bunun gibi Türkiye’de olan her çapta, 1. 2. 3. lig ve amatör kümelerde bu olayların yaşandığını, teşvik primi genel olarak maça çıkarken futbolculara geldiğini, olaydan haberi olan futbolcuların takım arkadaşlarına, arkadaşlar mal geldi yatıyor diyerek, maça çıkıp oynadıklarını, maç bitiminde paranın elden dağıtıldığını, aldıkları paradan herkesin masöre, malzemeciye de verdiğini, sistemin bu olduğunu, kulüp yönetiminin bu olaydan haberinin olamayacağını,eğer olursa paranın yarısına yönetimin el koyacağını, şike ve teşvik konusunda kanaate dayalı karar verilebilmesi gerektiğini, hakemin, gözlemcinin ve temsilcilerin aynı yönde karar vermeleri durumunda şike veya teşvik yapılmıştır kararının verilebilmesi gerektiğini,

Levent Seyit DOĞAN (Eski Ankaragücüspor Kulübü Yöneticisi)

Telegol programında duyumlarını söylediğini,

Serhat Ulueren (Star TV Spor Müdürü)

Ankaragücünün eski oyuncusu Cafer AYDIN’ın 21 Kasım saat 20:00’de kendisini arayarak, “Türkiye’de teşvik primi mi arıyorsunuz? İlk önce gideceğiniz kişi Ersun YANAL’dır.”dediğini, Cafer AYDIN’ın daha sonraki konuşmalarında ise kendisine 13 Mayıs 2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Ankaragücü maçından bir hafta sonra para geldiğini, paranın kimden gelip kimler tarafından nasıl dağıtıldığını bildiğini, ancak canlı yayında açıklayacağını söylediğini, kendisinin de bunları kaydederek yayınladığını, daha sonra aldığı istihbarata göre, Ankaragücüne 500 bin dolar para geldiğini, paranın Ersun Hocanın evinde beklediğini, futbolcuların paylarının maçtan 10 gün sonra dağıtıldığını, personelin payına düşen kısmın ise 1,5 ay boyunca Ersun Hocanın evinde bekletildiğini,

Aldığı istihbarata göre,  Galatasaray –  Ankaragücü maçında,  Ankara gücüne 500 Bin dolar para geldiğini,  paranın Ersun Yanal’ın evinde beklediğini,  futbolcuların paylarının maçtan 10 gün sonra dağıtıldığını,  personelin payına düşen kısmın ise, 1, 5 ay boyunca Ersun Yanal’ın evinde bekletildiğini ifade etmiştir.

Cafer AYDIN (Futbolcu)

Telegol programında, Galatasaray maçından sonra kendilerine, bir zarfın içinde prim verildiğini söylediğini, bu parayı kulübün mü verdiğini yoksa dışarıdan mı geldiğini bilmediğini, esasen Türkiye’de teşvik primi olduğuna inandığını, dört büyüklerin zaman zaman teşvik primi verdiklerini, geçmiş yıllarda, iyi oynaması için aracıların kendisine para teklif ettiğini, ancak bunu reddettiğini, teşvik priminin önlenmesi için futbolcuların alacaklarını zamanında ve tam olarak almalarının gerektiğini, sözleşmelerin gerçek rakamlar üzerinden yapılmasının şart olduğunu,

ifade etmiştir.

Yukarıdaki isimlerin kamuoyunda yer almak ve reyting toplamak için yalan söyledikleri iddia edilebilir. O zaman dönemin Komisyon üyesi milletvekillerinin tespitlerini dikkate almak gerekir.

CHP’li milletvekilleri Ahmet ErsinMehmet Küçükaşık ve Mesut Değer komisyon raporunda yer alan karşıoy yazılarında aşağıdaki ifadeleri paylaştılar:

Telegol programında Cafer AYDIN’ın açıklamaları karşısında sadece bir soruşturma ile yetinilmiş, bir karar verilememiştir.

Cafer AYDIN’ın şike ile ilgili açıklamalar yaptıktan sonra “BENİ VURACAKLAR” demesi ve kimsenin açıkça konuşmaya yanaşmaması ve komisyonumuzun Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda değişiklik yapılarak “gizli tanık”ın sporda da kullanılmasını önermesi bunun en büyük kanıtıdır.

Görüldüğü üzere, Ankaragücü sadece darbecilerin desteğini alan bir kulüp değil, aynı zamanda teşvik primi konusunda kamuoyu gündemine oturmuş ancak olayın örtbas edilmesi ile adı temizlenen bir kulüptür. Dönemin CHP milletvekilleri de bu duruma işaret etmiştir.

Sayın Nazlıaka, bir konuda haklıdır. Ankaragücü’ne haksızlık yapılmıştır. Doğru! Kurallar sadece bu kulüp için uygulanmıştır. Finansal fair-play kuralları gereği cezalandırılması gereken onlarca kulüp varken, ilk kurban Ankaragücü olmuştur. Ancak bu uygulama, Ankaragücü’nün hak etmediği bir ceza aldığı anlamına gelmez.

Nazlıaka, Ankaragücü’nü korumak yerine, yolsuzluğa karışmış bütün kulüplerin ve yöneticilerinin cezalandırılması için çaba harcamalıdır. Ankaragücü ile ilgili sorulan sorular, CHP’nin yönettiği il ve ilçelerde faaliyet gösteren kulüpler için de sorulmalı ve bu kulüpler de soruşturulmalıdır!

Aylin Nazlıaka’nın soru önergesindeki her bir soru için sayfalarca yorum yapılabilir.

Soru önergesi aşağıdadır:

09/04/2012 Tarih ve 7/6193 Esas Numaralı soru önergemde MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nde geçmiş yönetimler döneminde yaşanan yolsuzluk iddiaları yer almakta ve bu iddialara yanıt istenmektedir. Önemli yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının yer aldığı bu önergem yanıtlanmamıştır. Bu durum Hükümetinizin sporumuza ve Ankaragücü’ne bakış açısını ortaya çıkaran önemli bir göstergedir.

Bu bağlamda;

MKE Ankaragücü Spor Kulübü kentiyle özdeşleşmiş, taraftarıyla bütünleşmiş, başta Ankara 19 Mayıs Stadyumu olmak üzere Türkiye’nin tüm futbol sahalarına 102 yıllık tarihiyle kök salmış gerçek bir futbol hikayesidir. Ankaragücü, Türkiye’de kuruluşundan itibaren futbolliglerinde birinci ligde en çok yer alan dördüncü takımıdır.

Şampiyonluğa oynayan takımlar bile tribünleri zor doldururken Ankara’nın dört bir yanından dişinden, tırnağından arttırdığı bilet parasıyla her maç 19 Mayıs Stadyumu’nu dolduran 1 O binlerce insan hem gerçek futbol taraftarlığının bir örneği hem de Ankaragücü sevgisinin tribünlerdeki yansımasıdır.

Ankara’nın en önemli marka değerinden ve sembollerinden biri olan MKE Ankaragücü Spor Kulübü zor bir dönemden geçmektedir. Daha önceki soru önergernde de belirttiğim gibi; Ankaragücü, 2011-2012 Futbol Sezonunu şöyle tamamlamıştır: Kulüp yüksek meblağlı borcu nedeniyle icralık olmuş, gelirlerine haciz gelmiştir. Futbol takımının çok sayıda oyuncusu alacakları ödenmediği için anlaşmalarını feshetmiştir. Takım, sezonu bir profesyonel futbolcu ile tamamlamıştır. Takım maçiarına altyapıdan gelen genç oyuncularla devam etmiştir. Ankaragücü en temel ihtiyaçları karşı layamadığı bir futbol sezonu geçirmiştir. Temel gıda ihtiyaçlarını taraftarlar kendi aralarında para toplayarak karşılamaya çalışmışlardır.

Ankaragücü Spor Kulübü’nü siyasi beklenti ve amaca basamak olarak gören, bu beklentileri yerine gelmediğinde, kulübe adeta bir intikam duygusuyla saldıran, takımı muvazaalı biçimde borçlandıran kötü bir yönetimin faturası ödetilmektedir. Asıl cezalandırılan ise Ankara ve Ankaralılardır. Bir futbol takımı içinde bulunduğu kentin tanıtımına ve ekonomisine katkısının yanında, o kentin tarihini, kültürünü ve ruhunu temsil etmektedir.”

1- Ahmet Gökçek göreve geldiğinde MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği’nin toplam borç ve alacakları nedir?

2- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında kaç TL borçlandırılmıştır? 24 Ağustos 2011 tarihi itibariyle toplam borç ve alacaklar ve bunların kaynağı nedir? 06 Nisan 2012 tarihi itibariyle MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nün borçlarının dökümü ve toplam borcu nedir? Bunların ne kadarı faiz, icra gibi giderleri kapsamaktadır?

3- 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında kaç futbolcu transfer edilmiştir? Bu oyuncular takımla hangi tarihte anlaşma imzalamıştır? Takımdan sözleşme bitiş tarihi itibarıyla ayrılma tarihleri nedir? Bu oyuncular için kulüplerine ödenen benservis bedeli nedir? Oyunculara ödenen transfer ücreti nedir? Bu transferler nedeniyle MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nün halen borçlu olduğu kulüp ya da oyuncu var mıdır? Bu kulüp ve oyunlar ile borç miktarı nedir?

4- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği yönetim kurulunda görev yapmadığı halde kulüpten alacağı olan özel kişilik var mıdır? Kimlerdir? Alacak miktarları ve borcun kaynağı nedir?

5- MKE Ankaragücü Spor Kulübünün Süper Lig’den düşmesinin Ankara ekonomisini ve tanıtımını olumsuz etkileyeceği bilinmektedir. Bununla ilgili tahmini rakam nedir?

6- Türkiye Futbol Federasyonu’nun futbolda şike, usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları konusunda gösterdiği hassasiyet bilinmektedir. Bu hassasiyet neden Ankaragücü için gösterilmemektedir? Bunu engelleyen siyasi bir güç mü vardır?

7- Medyada özellikle son günlerde MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nün 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulunun şaibe, usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarına ilişkin haberler geniş olarak yer almaktadır. MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nün söz konusu dönemine ilişkin kulüp başkanı ve yöneticileri hakkında neden soruşturma açılmamaktadır?

8- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği’nin ilamsız takip yoluyla bir günde yaklaşık 35 milyon TL borçlandırıldığı iddiası doğru mudur? Alacaklıların aynı gün aynı icra dairesine başvurduğu ve konuyu aynı avukatın takip ettiği iddiası doğru mudur? Kulüp yönetimi tarafından bu borçlara neden itiraz edilmemiştir? Ankaragücü hile yoluyla mı borçlandırılmıştır? Bu konuda soruşturma açılması düşünülmekte midir?

9- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın başkanlık yapmadığı halde, Ankaragücü’nün mali ve sportif durumu ile ilgili sürekli açıklama yapmasının nedeni nedir?

10- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği’nden alacaklı olan özel ya da tüzel kişiliklerin Ankara Büyükşehir Belediyesiyle iş ilişkisi var mıdır? Bu özel ya da tüzel kişiliklerin 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden aldıkları herhangi bir ihale, iş, proje var mıdır?

11- Ankaragücü A.Ş. adında bir şirket kimler tarafından kurulmuştur? Bu şahısların sahip ya da ortak oldukları ticari yapıların Ankara Büyükşehir Belediyesi ya da yöneticileri ile her hangi bir ticari ilişkisi var mıdır?” 

CHP’li Hasan Ören’den Turgutluspor Hakkında Soru Önergesi

CHP’nin Manisa milletvekili Hasan Ören, Turgutlu’da uygulanacak 120 milyon TL değerindeki kentsel dönüşüm projesini alan Bayburt İnşaat – Özgün Yapı A.Ş.’nin Toto 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden Turgutluspor Kulübü’ne 500.000 TL’lik bağış yapıldığı ama bu bağışın kayıtlarda gözükmediğine dair ihbarlar aldığını belirterek, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç‘ın yanıtlaması için yazılı soru önergesi verdi.

Soru önergesi aşağıdaki gibidir:

Spor kulüpleri 5253 sayılı Demekler Kanuna göre faaliyet yürütmektedir. Halen Spor Toto 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden Turgutluspor Kulübüneyapılan ve kayda girmediği iddia edilen bağışlarta ilgili tarafıma şikayetler gelmektedir.

2012 yılında Turgutlu’da kentsel dönüşüm adı altında 12.000 kişilik stadyum ve 2.500 kişilik spor salonu ile yıkılacak olan eski stadyumun yerine birlikte 900 konut ve 50 işyeri yapılması kararlaştırılmıştır. 120 milyon TL değerindeki projenin ihalesini Bayburt İnşaat – Özgün Yapı A.Ş. ortak girişimi kazanmıştır.

İhaleyi alan Bayburt İnşaat’ın Turgutluspor’a 500.000 TL bağış yaptığı ve bu bağışın kayıtlarda görünmediği iddia edilmektedir. Ayrıca bu çekleri kimin tahsil ettiği bilinmemektedir.

1- 2012-2013 ve 2014 yıllarında Bayburt inşaat veya ortağı Özgün Yapı A.Ş. Turgutluspor’a ne kadar bağış yapmıştır?

2- Bayburt İnşaata ait bağış çekleri Turgutluspor kayıtlannda görülmekte midir?

3- Bu çekleri Turgutluspor adına bankadan kimler tahsil etmiştir?

4- Bayburt İnşaata ait bağış çekleri Turgutluspor başka kişi ve kuruluşlara ciro edilmiş midir? Cirolar kimlere hangi gerekçe ile yapılmıştır?

5- Çekler ciro edildi ise, bankalardan tahsilatını kimler yapmıştır?

6- Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bu konuların araştıniması için Turgutluspor kulübünde denetleme yapmayı veya yaptırmayı düşünüyor musunuz?”

Ahmet İhsan Kalkavan ve Arkadaşları Spor Programları Hakkında Araştırma Komisyonu Kurulmasını İstiyorlar

CHP milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan ve arkadaşları televizyonlarda yayınlanan spor programlarının zararları hakkında Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için dilekçe verdiler.

İlgili teklifin metnini aşağıda bulacaksınız.

Bu teklif, 6222 sayılı Kanun dikkate alınmadan kaleme alınmış. 6222 sayılı Kanun’da medyaya, televizyon yorumcularına yönelik bir hüküm yer alıyor. Bu hüküm, medyanın sporda şiddetin doğmasında önemli rol oynaması dikkate alınarak getirildi.

Continue reading “Ahmet İhsan Kalkavan ve Arkadaşları Spor Programları Hakkında Araştırma Komisyonu Kurulmasını İstiyorlar”

Sporcuların Sporu Bıraktıktan Sonra Yaşadıkları Sorunların Araştırılması için Araştırma Önergesi Verildi

CHP’li milletvekili Gürkut Acar ve diğer milletvekilleri Sporcuların sporu bıraktıktan sonra yaşadıkları sorunların araştırılması, sporcuların nitelikli bir yaşam sürebilmelerini sağlayacak bir yapının oluşturulması amacıyla Meclis Araştırması açılması için teklif verdiler.

Teklifin gerekçesi aşağıdaki gibidir:
GEREKÇE:

Türkiye, çok genç bir nüfusa sahip olmasına karşın, spor alanında uluslararası düzeyde ciddi ve istikrarlı başarılar kazanan bir ülke konumunda değildir.

Spor alanına sağlanan olanakların ve spor eğitiminin yetersizliğinin bu sonucu doğurduğu açıktır.

Ayrıca sporun, ömür boyu nitelikli bir yaşam sağlayamadığı konusunda ortaya çıkan olumsuz örnekler, yetenekli gençlerin spora yönelmesini de güçleştirmektedir. Yabancı sporcular, ömür boyu geçimlerini sağlayacak ciddi kazançlar elde ederken, Türkiye’de amatör ve profesyonel sporcuların büyük bölümü, aktif spor yaşamlarını tamamladıktan sonra ciddi bir maddi güçlük ve yoksulluk yaşamaktadır. Çeşitli sakatlıklar nedeniyle genç yaşta sporu bırakanların durumu daha da kötüdür.

Futbol ve basketbol branşlarında büyük takımlarda oynama şansı bulan sporcular dışındaki bütün sporcular, benzer sıkıntıları yaşamaktadır.

Sporcular ya emekli olamamakta ya da düşük emekli maaşları nedeniyle ilerleyen yaşlarında ek yapmak zorunda kalmaktadır. Emekli boksörlerimizle ilgili gazetelere yansıyan haberler bunun en somut örnekleridir. Bir zamanlar milli formayı taşımış, şampiyonluklar yaşamış Seyfi Tatar, Nazif Kuran gibi boksörlerimizin, geçim sıkıntısı başlıklı haberlerle anılması kabul edilebilir değildir. Bu durum genç kuşaklara da olumsuz örnek oluşturmaktadır.

Bu nedenlerle sporcuların aktif sporu bıraktıktan sonra yaşadıkları sorunların araştırılması, sporcuların nitelikli yaşam sürebilmelerini ve yetenekli gençlerin spora yönelmelerini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekli görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nden Spor Genel Müdürlüğü’ne İyi Haber

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin başvurusu üzerine bağımsız federasyonlarla ilgili bazı düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceledi. Mahkeme, iptal itirazında bulunulan hiçbir hükmü iptal etmedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 14/2/2013 Tarihli ve E: 2011/63, K: 2013/28 Sayılı Kararı 31Aralık 2013 Tarihli ve 28868 Sayılı Resmî Gazete‘de (http://goo.gl/5BgGTNyayımlandı.

Karara aşağıdadır.

———————————–

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı    : 2011/63
Karar Sayısı : 2013/28
Karar Günü : 14.2.2013
           
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ile Muharrem İNCE
İPTAL DAVASININ KONUSU : 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:
1- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin;
a- Birinci fıkrasının;
aa- “Bu Kanun’da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesinin,
ab-  Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelerinin,
 b- İkinci fıkrasının;
ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “… iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,
 bb- Son cümlesinde yer alan “… teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,
 c- Üçüncü fıkrasının;
 ca-  Genel kurul üye sayısı olimpik paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
cb- (a) bendinde yar alan “… üç ay içerisinde…” ibaresinin,
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” ibaresinin,
d- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,
e- Beşinci fıkrasının;
ea- “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin,
eb- (d) bendinde yer alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ve “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” ibarelerinin,
f-Altıncı fıkrasının;
fa- “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütnamelere uyup uymadıklarının değerlendirerek Bakana sunmak.” biçimindeki (a) bendinin,
fb- “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendinin,
g- Onaltıncı fıkrasının;
ga- İkinci cümlesinde yer alan “… amaca uygunluğu ve… ibaresinin,
gb-  Üçüncü cümlesinde yer alan “… ve amacına… ibaresinin,
gc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spot Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
2- 12. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasının;
3- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “… ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” bölümünün,
 Anayasa’nın 2., 7., 10., 33., 59. ve 123. maddelerine aykırı oldukları ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
                 
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
A- 10.6.2011 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
1) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10 uncu Maddesiyle 21.05.1986 Tarihli ve 3289 Sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Ek 9 uncu Maddesinde Yapılan Ek ve Değişikliklerden;
a) Birinci Fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” Tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” Tümcelerinin; İkinci Fıkrasının Üçüncü Tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” İbaresi ile Son Tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” İbaresinin; Üçüncü Fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” Tümcesi İle (a) Bendindeki, “üç ay içerisinde” İbaresi ve (b) Bendinin (1) Alt Bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” İbaresinin; Dördüncü Fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” Tümcesinin; Altıncı Fıkrasının (a) Bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” Tümcesi İle (c) Bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” Tümcesinin; Onaltıncı Fıkrasının İkinci Tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” İle Üçüncü Tümcesindeki, “ve amacına” İbareleri İle “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” Şeklindeki Son Tümcesinin Anayasaya Aykırılığı
6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle 21.05.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 9 uncu maddesinin bir yandan “Özerklik” olan madde başlığı “Bağımsız spor federasyonları” biçiminde, madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise “bağımsız” şeklinde değiştirilirken; diğer yandan, maddede bağımsızlık veya özerklikle bağdaşmayan ve federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün adeta şube müdürlüklerine dönüştüren düzenlemeler yapılmıştır.
                 
Gerek günlük konuşma dilinde, gerek siyaset bilimi ve devletler hukukunda, gerekse de kamu hukuku ve Anayasamızda “bağımsızlık”, özerkliğe göre, özerkliği de kapsayan daha geniş bir anlam taşımaktadır.
                 
Güncel Türkçe Sözlükte özerk, “ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetisi olan (kuruluş, devlet vb.), muhtar, otonom” olarak tanımlanırken; bağımsız ise, “Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür” şeklinde tanımlanmıştır.
Siyaset bilimi ve devletler hukukunda bağımsızlık/istiklal, bir kişi, kurum ya da ülkenin yabancı bir otoritenin denetim ve güdümünde olmadan kendi kendini yönetebilmesi olarak tanımlanmakta ve devletler hukukunda devletin hukuk ölçütü olarak nitelendirilmektedir. Bağımsızlıktan söz edilebilmesi için; (i) ülkede otoritenin tek olması ve yasama, yürütme ve yargı tekelini elinde bulundurması; (ii) başka bir devlet yada benzeri bir topluluktan emir, talimat vb. almadan iç ve dış siyasetini kendi yapı ve örgütleriyle özerk bir biçimde kararlaştırıp yürütmesi; (iii) yetkinin geniş ve genel olması gerekir.
Anayasamızda ise, devlet organlarının düzenlenmesine ilişkin “bağımsızlık” ve “özerklik” olmak üzere iki temel kavram kullanılmıştır. Anayasada “bağımsızlık” kavramı yargı erki için kullanılmış ve erkler arası ilişki bağlamında şekillendirilmiştir. Anayasanın yargı yetkisi başlıklı 9 uncu maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı belirtilirken; Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 138 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilirken; bağımsızlığın gerçekleşmesi ise ikinci ve üçüncü fıkralarında, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” şeklinde biçimlendirilmiştir.
Özerklik ise Anayasal organlar arasındaki ilişkiyi değil, yürütme organının idari teşkilatının içsel ilişki ve işleyişini ifade etmektedir. Örneğin, Anayasanın 133 üncü maddesinin son fıkrasında, “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” denilmektedir. Özerklik, belirli kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla devletten ayrı kamu tüzel kişisi olarak kurulan kamu kurumlarının yasal görevlerini kendi iradeleri ile aldığı kararlarla yürütebilme yetisidir. Özerk kurumların “idarenin bütünlüğü ilkesi” bağlamında devlet tüzel kişiliğine bağlılığı, vesayet ilişkisi çerçevesinde sağlanmaktadır.
Özerklikten söz edebilmek için özekliğin idari ve mali boyutunu içermesi gerekir. İdari özerklik, kararların herhangi bir dış müdahale olmaksızın kendi organları tarafından alınması ve teşkilatı eliyle yürütülmesini ve dolayısı ile (i) organlarda görevli olanların kural olarak yürütme organı tarafından atanmak yerine kendilerine özgü usullerle seçilmelerini ve (ii) organların ve kararlarının üzerinde yargısal denetim dışında herhangi bir idari denetimin olmamasını gerekli kılar. Mali özerklik ise, kaynakların yaratılması, önceliklerin belirlenmesi ve bütçeleştirilmesi ile harcanmasında tam yetkili olmak demektir. Mali özerklikten söz edebilmek için, kaynakların çoğunluğunun öz gelirlerden oluşması ve merkezi idarenin yardımlarının herhangi bir koşula bağlanmadan şartsız yapılması zorunludur.
Öte yandan, federasyonlar spor alanında faaliyette bulunmaktadır. Spor, yerel değil, uluslararası boyutu ve örgütleri olan evrensel bir alandır. Bu bağlamda, federasyonların örgütlenmesi ve faaliyet alanlarının düzenlenmesinde uluslararası düzenlemelerin göz önüne alınması gerekir. Uluslararası spor camiasının kabul edemeyeceği örgütlenmeler, sistemler ve modeller kurulması, sporun uluslararası düzeyde gelişememesi yanında, uluslararası spor etkinliklerinden dışlanmaya ve hatta ihraca kadar uzanan süreçlere yol açar.
Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasında, yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların, tüzel kişiliklerinin iptal edileceği ve malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredileceği hüküm altına alınmıştır. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi bağımsızlık bir yana, özerklikle dahi bağdaşmaz.
Öte yandan, ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasının devamında, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olacağı ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacağı; onaltıncı fıkrasının son tümcesinde ise, teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
                 
Ek 9 uncu maddenin “Özerklik” olan madde başlığı, “Bağımsız spor federasyonları” ve madde metninde geçen “özerk” ibareleri ise, “bağımsız” olarak değiştirildiğine göre, yasa koyucunun spor federasyonlarına, özerklikten de öte yönetsel bağımsızlık tanımayı amaçladığını kabul etmek gerekir.
Nitekim, 6215 sayılı Kanunun “Madde Gerekçeleri” bulunmamasına ve “Gerekçe”sinde de, “özerklik” ibaresinin “bağımsızlık” olarak değiştirilmesiyle nelerin amaçlandığına yer verilmemiş olmasına rağmen, “Gerekçe”sinde 3289 sayılı Kanuna 04.03.2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen ek 9 uncu madde için yer alan, “Türk Sporunu, çağdaş ülkelerde olduğu gibi devletin dışında idari ve mali özerkliğe sahip bir yönetime kavuşturmak, uluslararası federasyonlar gibi yapılanmalarına imkân sağlamak, faaliyetlerini daha verimli ve süratli bir şekilde organize edebilmek ve spor faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 4/3/2004 tarihli ve 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu madde uyarınca, federasyonlara özerk olma imkanı sağlanarak, Devlet bütçesinden yardım alan, Devletin siyasi ve idari birimleri tarafından yönetilmeyip ancak denetlenebilen federasyon sistemine geçilmiştir.” ifadelerindeki özerklik anlayışından daha ileri bir özerkliğin ve giderek yönetsel bağımsızlığın amaçlandığı anlaşılabilmektedir.
                 
Bu durumda da hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olarak nitelendirilmesi gereken “bağımsız spor federasyonları”nın “yönetsel bağımsızlık” değilse de en azından “özerklik”in asgari şartlarını taşıması gerekir. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ile tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak olması, bağımsız federasyonların hizmet yönünden yerinden yönetim kurumu olma vasfını bütünüyle ortadan kaldırmakta ve federasyonları Genel Müdürlüğün idari şubesi durumuna indirgemektedir. Bu durum, Anayasanın 123 üncü maddesindeki, idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağına ilişkin hükmüne aykırıdır.
Federasyonlar, bir yanıyla genel idare içinde yer alan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne verilen bazı görevlerin daha verimli, hızlı ve esnek şekilde yürütülmesi amacıyla kamu hukuku alanında faaliyet göstermek üzere, hizmet yönünden yerinden yönetim ilkesine göre kurulan, hizmetle sınırlı olmak üzere kamusal yetki kullanan ve idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca merkezi idarenin vesayet denetimine tabi birer kamu kurumu olmakla birlikte, diğer yanıyla gönüllülük esasına göre kurulan ve kurulu olduğu alanda işlevlerini gönüllülük esasıyla ve amatör ruhla yürüten ve sivil alanda faaliyette bulunan birer dernektirler. Nitekim, ek 9 uncu maddenin ek fıkrasında, 3289 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5253 sayılı Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanması esası benimsenmiştir. Bu bağlamda, spor federasyonlarına ilişkin yasal düzenlemelerde, federasyonların bir yanıyla ulusal ve uluslararası düzeylerde sivil alanda faaliyette bulunan dernek oldukları gerçeğinin de gözetilmesi gerekir.
Anayasanın Dernek kurma hürriyeti başlıklı 33 üncü maddesinde, herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten ayrılma özgürlüğüne sahip oldukları; derneklerin kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla kapatılabileceği veya faaliyetten alıkonulabileceği hükmü yer almaktadır.
Ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki, yükümlülüklerini yerine getiremeyen federasyonların, bir yargı kararına dayanmadan idari tasarrufla tüzel kişiliklerinin iptal edilerek malvarlıklarının Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesi ile Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olması ve bu taşınmazların Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılması ile onaltıncı fıkrasındaki teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yollukların kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacağına ilişkin hükümler, Anayasanın 33 üncü maddesine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasanın 59 uncu maddesinde, Devletin her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek önlemleri alacağı ve sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceği hüküm altına alınmıştır.
Sporun geniş kitlelere yayılarak yurttaşların beden ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi; resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunacak sivil alanın bağımsız spor federasyonları da bu zorunluluktan doğmaktadır. Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olacak; bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılacak ve teknik elemanlarla sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamayacak ise, bir kamu kurumu olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü zaten söz konusu esaslara göre çalıştığından, bağımsız spor federasyonları kurulmasına ihtiyaç bulunmayacak; spor federasyonları Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün mevzuatına tabi olarak kurulacaklar ise, bu durumda da sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerde faaliyette bulunan spor federasyonu olmanın asgari şartlarını taşımayacaklarından işlevlerini yerine getiremeyeceklerdir. Bu bağlamda söz konusu hükümler, Anayasanın 59 uncu maddesine de aykırıdır.
Ek 9 uncu maddenin ikinci fıkrasındaki, spor federasyonlarının denetim kurulunun, iki üyesinin seçimle belirlenen, üç üyesinin ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşacağı ile bağımsız spor federasyonlarının il temsilcilerinin, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirileceği; üçüncü fıkrasında, genel kurul üye sayısının olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamayacağı ile fıkranın (a) bendinde, olağan genel kurulun maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonların kararın Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren üç ay içinde yapılacağı; dördüncü fıkrasında genel kurulun delege sayısının yüzde % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşacağı; onaltıncı fıkrasında ise Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe mevzuata uygunluk yanında amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilip kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceği hüküm altına alınmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bağımsız spor federasyonları, resmi, hiyerarşiye dayalı bürokratik süreçlerin dışında herkese açık, erişilebilir, katılımcı, çoğulcu, saydam, yetenekleri açığa çıkararak geliştiren, taraftarlık duygusunu pekiştirerek kişilerin hayata tutunmalarını sağlayan, sivil alanda gönüllülüğe dayalı demokratik yapıları zorunlu kılmakta; bunun için de serbest üyelik ve demokratik seçim esasına dayalı genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu vb. organları bulunmaktadır. Denetim Kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi, genel kurulun delege sayısının % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması, il temsilcilerinin Genel Müdürün onayıyla görevlendirilmesi ve genel kurul üye sayılarına alt ve üst sınırlar getirilmesi, bırakınız yönetsel bağımsızlığı, özerkliğin asgari şartları ile dahi bağdaşmamaktadır. Kaldı ki bağımsız spor federasyonları üzerinde, onaltıncı fıkrada belirtildiği üzere Bakanlık ile Genel Müdürlüğün ve ayrıca Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulunun denetimi vardır. Bunlara ek olarak bağımsız spor federasyonlarının öz organı olan denetim kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesi ve genel kurulun % 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşması denetim yetkisinin merkezi idarede tekelleşmesine ve bağımsız spor federasyonlarının, genel kurullarının istem, karar ve beklentileri temelinde değil de merkezi idarenin direktifleri doğrultusunda yönetilmesine yol açarak federasyon genel kurullarının iradesini bütünüyle ortadan kaldırmasa da sakatlayacaktır. Bu bağlamda söz konusu hükümler Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkesi ile 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, Türkiye’nin nüfusu artmakta, ekonominin büyümesi ve gelirin adil bölüşümüyle birlikte kişilerin spora ayıracakları boş zaman çoğalmaktadır. Kaldı ki, ekonomik büyümenin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin hayata taşınması ve sporun teşvik edilerek kitlelere yaygınlaştırılması devletin Anayasal görevleridir. Böylesine dinamik bir süreçte, federasyon üyeliklerine yasayla alt ve üst sınırlar konulması ve dolayısıyla alt sınırın altında federasyonlaşmaya, üst sınırın üzerinde ise federasyona üyeliğe engel olunması, spor federasyonlarının sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerdeki çok yönlü ilişki ve işlevleri göz önüne alındığında Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ile sosyal hukuk devleti ilkelerine ve ayrıca 59 uncu maddesindeki devletin sporun kitlelere yaygınlaştırmasını teşvik edeceğine ilişkin hükmüne bu açıdan da aykırılık taşımaktadır.
Maddenin onaltıncı fıkrasındaki, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların Genel Müdürlükçe amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilerek kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceğine ilişkin hüküm ise, federasyonların bağımsızlığı ile bağdaşmamakta; özerkliklerini sakatlamaktadır. Bağımsız ya da özerk spor federasyonlarında kaynakların amaca uygun harcanıp harcanmadığı hususu demokratik hukuk devleti ilkesi bağlamında federasyon genel kurullarının yetkisinde olmak durumundadır. Mevzuata aykırılık dışında kalan amaca aykırılığın yaptırımı ise zarar ve zararın sorumluluğu bulunanlardan tahsilatı değil, yönetimin iyi yönetim/hesap verme sorumluluğu bağlamında seçimlerde görevden alınmalarıdır. Kaldı ki amaca uygunluk denetimi ve buna dayalı zarar ilkesi, Devletin genel idare esaslarına göre kamu hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan resmi kurum ve kuruluşları için dahi söz konusu değilken, sivil alanda demokratik esaslara göre faaliyette bulunan bağımsız spor federasyonları için geçerli olması, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik devlet ve hukuk devleti ilkeleri ile 123 üncü maddesi hükümleriyle bağdaşmaz.
Ek 9 uncu maddenin altıncı fıkrası ile federasyonların sportif başarılarını, plan ve projelerini kontrol etmek, faaliyetlerini değerlendirmek, geliştirmek ve izlemek üzere Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu kurulmakta ve Kurula fıkranın (a) bendi ile “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.”; (c) bendi ile “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” görevleri verilirken; üçüncü fıkrasının (b) bendinin (1) alt bendinde ise, Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine olağan üstü genel kurula gidilmesi öngörülmektedir.
Devletin genel idare esaslarına göre spor hizmetlerini yürütmekle yükümlü kamu kurumu olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, gelecekteki faaliyetlerine ilişkin olarak Bakana taahhütname (5018 sayılı Kanunda öngörülen stratejik plan ve performans programı taahhütname sayılamaz) vermez, taahhütlerine uyup uymadığı değerlendirme konusu yapılarak Bakana rapor sunulmaz ve en önemlisi raporlarda yetersiz görülen genel müdürün görevden alınmasına ilişkin hukuksal bir mekanizma bulunmaz iken; spor faaliyetlerini sivil alanda gönüllülük temelinde yürütmek üzere kurulan bağımsız spor federasyonları için böylesine bir yasal mekanizma kurulmasını anlamak ve hukuk devletiyle bağdaştırmak mümkün değildir.
Türk sporunun gelişerek uluslararası başarılara imza atabilmesi için bağımsız spor federasyonlarının elbette ki temel görevleri ve temel görüşleri bağlamında geleceğe ilişkin temel hedef ve stratejilerinin yer aldığı uzun erimli stratejik plan ve yıllık performans programı hazırlamaları ve bütçe tahsislerini performans programlarındaki performans göstergelerine dayandırmaları ve başarının bağımsız bir kurul tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak, bunun muhatabı Bakan değil, ilgili spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Dolayısıyla taahhütte bulunulacak makam da taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini değerlendirerek gereğini takdir edecek olan da spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Bu bağlamda söz konusu hükümler, Anayasanın 2 nci maddesindeki demokratik hukuk devleti ilkeleri ile 123 üncü maddesi hükümlerine aykırıdır.
                 
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; ek 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki, “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” tümcesi ile “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” tümceleri; ikinci fıkrasının üçüncü tümcesindeki, “iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen” ibaresi ile son tümcesindeki “teklifi ve Genel Müdürün” ibaresi; üçüncü fıkrasındaki, “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paramilik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” tümcesi ile (a) bendindeki, “üç ay içerisinde” ibaresi ve (b) bendinin (1) alt bendindeki, “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya” ibaresi; dördüncü fıkrasındaki, “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” tümcesi; altıncı fıkrasının (a) bendindeki, “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.” tümcesi ile (c) bendindeki, “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” tümcesi; onaltıncı fıkrasının ikinci tümcesindeki, “amaca uygunluğu ve” ile üçüncü tümcesindeki, “ve amacına” ibareleri ile “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” şeklindeki son tümcesi;
Anayasanın 2 nci, 33 üncü, 59 uncu ve 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
b) Ek 9 uncu Maddenin Beşinci Fıkrasının (c) Bendindeki “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” ile (d) Bendindeki, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,” ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı
Ek 9 uncu maddenin beşinci fıkrasında federasyon başkanlarında aranacak şartlara yer verilmiş ve bunlar arasında (c) bendinde “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu bulunmamak” denilirken; (d) bendinde ise “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk” suçu ile “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresine de yer verilmiştir.
Öncelikle, spor federasyonu başkanları için Devletin asli ve sürekli hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan Devlet memurlarından daha fazla şarta yer verilirken; spor federasyonunu başkanla birlikte ve demokratik usullerle yönetme görev ve yükümlülüğü olan federasyon yönetim kurulu üyeleri ile spor federasyonunun diğer organlarının başkan ve üyelerinde hiçbir şartın aranmamasının temel bir çelişki olduğunu ve yasa önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığını belirtmek gerekir.
Kişilerin kesinleşmiş vergi ve sigorta borcunun olması, ekonomik; “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk” ise siyasi suçlar arasındadır ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi ise maddede tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hale getirmektedir.
Kesinleşmiş vergi ve sigorta borçlarının olması büyük ölçüde piyasa şartlarına ve kişilerin piyasa şartlarını farklı değerlendirerek yanlış ekonomik kararlar almasına; Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk ise, yürürlükte olan siyasal rejime bağlıdır. Ülkenin ve kişinin ekonomik şartlarının değişmesi ile kişi yükümlülüğünden kurtulabilir ve siyasal sistemin değişmesi ile birlikte eski rejimin suç olarak gördükleri, yenisinde suç olma vasfını yitirir.
                 
Sporun en önemli işlevi ise, kişilerin beden ve ruh sağlıklarını geliştirerek kötü alışkanlıklardan ve çatışma kültüründen uzak, dayanışmanın pekiştiği, hoşgörünün yüceltildiği ve başarının ödüllendirildiği bir toplum yaratılmasına yaptığı dolaylı ve dolaysız katkıdır.
Piyasa şartlarına bağlı ödevlerin yerine getirilememesi ile siyasal rejimle ilgili siyasal suçlardan dolayı kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulması, Anayasanın 2 nci maddesinde sıralanan demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz.
Öte yandan, hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri kurallarda belirliliktir. Madenin beşinci fıkrasının (d) bendinde geçen “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi, kendinden önce tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hale getirdiğinden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; ek dokuzuncu maddenin beşinci fıkrasının (c) bendindeki “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” ile (d) bendindeki, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,” ve “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibareleri; Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.
2) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 12 nci Maddesiyle 3289 Sayılı Kanuna Eklenen Geçici 11 inci Maddesinin Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesi ile 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinin son fıkrasında, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.
6215 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesinde yapılan değişiklikler için Anayasa Mahkemesine bu dilekçenin (1) nolu maddesinde yazılan iptal gerekçelerinde de belirtildiği üzere;
Bağımsız spor federasyonları, sporun ulusal ve uluslararası boyutu dikkate alınmadan düzenlenmiş; “bağımsız spor federasyonları” denilmesine rağmen, spor federasyonlarının idari ve mali özerklikleri dahi ellerinden alınmış; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, sporu destekleyen ve denetleyen konumundan sporu yöneten durumuna getirilerek spor federasyonları Genel Müdürlüğün adeta idari şubesi yapılmıştır.
Öncelikle, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, hukuki yapılarını Anayasaya aykırı hükümler taşıyan 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesine uygun hale getirecek olmaları hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Öte yandan, federasyonların hukuki yapılarının uygun hale getirilmeleri kabul edilse bile, buna ilişkin düzenlemenin de Anayasaya uygun olması gerekir.
Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddeleri gereğince, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir.
                 
Dava konusu fıkrada ise, bu Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını bu Kanuna uygun hale getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır. “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihleri” ibaresi, belirsiz ve öngörülemezdir.
                 
Açıklanan nedenlerle, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesi ile 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 11 inci maddesinin son fıkrası, Anayasanın 2 nci ve 7 nci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
                 
3) 29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 21 inci Maddesiyle Değiştirilen 10.07.2004 Tarihli ve 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı Maddesindeki, , “ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” Hükmünün Anayasaya Aykırılığı
29.03.2011 Tarihli ve 6215 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 10.07.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesinde, büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabileceği; genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personelin bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilecekleri; büyükşehir belediyesinin, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebileceği ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebileceği hükme bağlanmıştır.
5393 sayılı Belediye Kanununun Belediyenin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dahil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek belediyenin yetkileri arasında sayılmış; ikinci fıkrasında ise, belediyenin (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen hizmetleri Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararıyla süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebileceği; toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz veya tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirebileceği gibi toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67 nci maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla da yerine getirebileceği hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, 5393 sayılı Belediye Kanununun 70 nci ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddelerinde, belediyenin/büyükşehir belediyesinin kendine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabileceği öngörülmüş; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde, büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek hükme bağlanmış; Büyükşehir belediyesinin yetkileri ve imtiyazları başlıklı 10 uncu maddesinde ise, büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin, görevli oldukları konularda bu Kanunla birlikte Belediye Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile ilgisine göre belediyelere tanınan yetki, imtiyaz ve muafiyetlere sahip oldukları belirtilmiştir.
Yukarıdaki hükümlere göre, belediyelerin otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dahil her türlü toplu taşıma sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek konusunda imtiyazları, başka bir anlatımla tekel niteliğinde yetkileri bulunmaktadır. Hükümde kurmak ve işletmek şeklinde yer alan ifadeler ile bu hizmetlerin kurulması ve işletilmesi faaliyetlerinin belediye tüzel kişiliği tarafından, kendi örgüt, araç-gereç, personel ve malvarlığı ile yürütülmesi demek olan “emanet usulü”nün; kurdurmak ifadesi ile tesislerin yapımının “ihale edilmesi”nin; işlettirmek ifadesi ile de “imtiyaz” verilmesi yoluyla tesislerin işletmesinin devrinin öngörüldüğü açıktır.
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 1 inci maddesinde belediyelerin kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlerinde 2886 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş; toplu ulaşım hizmetlerinin işletmesinin devri 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararına bağlanmış; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek Danıştayın görevleri arasında sayılmıştır. Başka bir anlatımla, büyükşehir, il, ilçe ve diğerleri dahil tüm belediyelerinin imtiyazında/tekelinde bulunan toplu taşıma hizmetlerinde imtiyazın devri, 2886 sayılı Kanuna göre işletmenin devri ihalesi açılması, Danıştay’ın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararıyla mümkün olabilmektedir.
6215 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesiyle değiştirilen 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26 ncı maddesiyle ise, Büyükşehir belediyesi toplu ulaşım hizmetlerinin işletmesinin, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayı llanılması hâlinde, tahsis işlemi Genel Müdürlükçe iptal edilir.
Bu hükümlerden anlaşıldığı üzere ve ülkemizdeki spor yönetiminin mali yapısı göz önünde bulundurulduğunda, spor federasyonlarının gelirlerinin amaçlarının gerektirdiği faaliyetlerini sürdürmelerine imkân vermediği durumlarda mali açıdan Devlet katkısına bağımlı oldukları açıktır. Bu çerçevede, doğrudan kendi öz gelirleri kullanılmaksızın, Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazın mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olmasında spor federasyonlarının özerkliğine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 59. maddesi hükmüne göre, Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder.
Kanun koyucu tarafından, Devletin, Anayasa’nın 59. maddesinden kaynaklanan sporun genel yönetimi konusundaki rolü, merkezde Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı, özel bütçeli ve tüzel kişiliğe sahip Spor Genel Müdürlüğüne verilmiş olup her bir spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak, teşkilatlandırmak, federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonları öngörülmüştür. Bu bakımdan spor federasyonları, ilgili oldukları spor dalının faaliyetlerini doğrudan yöneten uzmanlık sahibi yapılanmalardır. Spor Genel Müdürlüğü ise tüm spor federasyonlarının genel yönetimi konusunda kararlar alan bir kurumdur.  Spor federasyonlarının, sadece ilgili oldukları spor dalı özelinde amaçları bulunurken, Spor Genel Müdürlüğünün bütün spor dallarının faaliyetlerinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi amacı bulunmaktadır. Bu yapı içerisinde Genel Müdürlük kaynakları kullanılarak elde edilen malların Genel Müdürlük adına alınması ve federasyonun tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda sahip olduğu mal varlığının çatı yapılanma niteliğindeki Genel Müdürlüğe devredilmesi, kanun koyucunun öngördüğü spor yapılanma biçimi göz önünde bulundurulduğunda olağandır.
Genel Müdürlük bütçesinden aktarılan kaynaklar, genel bir nitelik arz ettiği için bu gelirlerden elde edilen saha ve tesislerin tek bir spor dalına tahsis edilerek diğer spor dallarının bunlardan yararlanmasına imkân verilmemesi Spor Genel Müdürlüğünün Kanun ile kendisine verilmiş olan tüm spor faaliyetlerinin yönetilmesi ve geliştirilmesi amacına aykırı düşebilecektir.
Kaldı ki, 6215 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile sadece Genel Müdürlük kaynakları kullanılarak elde edilen taşınmazların mülkiyetinin Genel Müdürlüğe ait olacağı belirtilirken bağımsız spor federasyonlarının öz kaynakları ile aldıkları taşınmazların mülkiyetinin kendilerine ait olacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’da belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir; yani kanun koyucu, Anayasa’nın 59. maddesinde belirtilen amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için getireceği çözümü seçmekte serbesttir. Burada takdir yetkisi Anayasal ilkelere aykırı olmamak koşuluyla kanun koyucuya aittir ve bu hususun yerindeliği Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girmez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 33. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
B- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” İbaresi ile Son Cümlesinde Yer Alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, spor federasyonlarının yetkili kurullarına üyelik seçimlerinde Genel Müdürlüğün dâhil olması ve il temsilcilerinin Genel Müdürün onayıyla görevlendirilmesi nedeniyle, federasyonların yönetsel bağımsızlığının ortadan kalktığı, bu durumun özerkliğin asgari şartları ile dahi bağdaşmadığı, bağımsız spor federasyonları üzerinde, Bakanlık ile Genel Müdürlüğün ve ayrıca Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulunun denetiminin bulunduğu,  bunlara ek olarak bağımsız spor federasyonlarının öz organı olan denetim kurulunun beş üyesinden üçünün Genel Müdürlükçe görevlendirilmesinin denetim yetkisinin merkezi idarede tekelleşmesine ve bağımsız spor federasyonlarının, genel kurullarının istem, karar ve beklentileri temelinde değil de merkezî idarenin talimatları doğrultusunda yönetilmesine yol açarak federasyon genel kurullarının iradesini sakatlayacağı belirtilerek kuralların, Anayasanın 2., 59. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesine göre, spor federasyonlarının merkez teşkilatı; genel kurul, yönetim, denetim, disiplin kurulları ile genel sekreterlikten teşekkül etmektedir. Federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere, illerde federasyon temsilcilikleri kurulabilir.
Dava konusu kurallarla bağımsız spor federasyonlarının denetim kurullarının iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi Genel Müdürlükçe görevlendirilen beş üyeden oluşturulması, federasyonlarının il temsilcilerinin, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilmesi yöntemi benimsenmiştir.
 Spor federasyonlarının genel kurullarında en fazla oyu alan başkan adayı ve listesi federasyonların karar organları olarak seçilmiş sayılmaktadır.  Bu seçimde beş kişilik denetim kurulunun üçü iptale konu hüküm gereği Genel Müdürlük tarafından atanmakta, ikisinin seçimi de başkan adayının listesinden belirlenmektedir.
Bağımsız spor federasyonlarının il temsilcileri, federasyon başkanının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilir. Bu hükümler doğrultusunda, Genel Müdürlük tarafından doğrudan federasyon temsilcisi ataması yapılmamakta ancak, federasyon başkanlarının teklif ettiği kişiler Genel Müdürlük tarafından onaylanarak görevlendirilebilmektedir.
Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle, Anayasa’da aksine bir hüküm bulunmadıkça özerk kurumların karar ya da yönetim organlarının kendileri tarafından seçilmesi zorunlu değildir. Spor federasyonlarının karar organlarının üyelerinin kendi üyeleri tarafından seçilmesi zorunluluğuna ilişkin herhangi bir anayasal kural bulunmamaktadır. Bu itibarla, özerk bir kurumun karar organını oluşturan üyelerin tamamının veya bir bölümünün siyasal organlar tarafından seçilmesine bakılarak bunun özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülemez.
Anayasa’nın 59. maddesinde öngörülen sporun geliştirilmesi amacının da ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin herhangi bir belirleme bulunmamaktadır.
Ek 9. maddeye göre Spor Genel Müdürlüğü, bütçesinden bağımsız federasyonlara doğrudan mali yardımda bulunmakta, ilgili branşın alt yapısına ve eğitime ilişkin projelerinin desteklenmesi amacıyla gerektiğinde kaynak tahsis edebilmekte, kendisine ait spor tesislerinin işletilmesini, menkul ve gayrimenkullerini bedelsiz olarak kırk dokuz yıla kadar federasyonun faaliyetleri için tahsis edebilmektedir.
Kanun koyucu tarafından spor federasyonlarına mali destek sağlama ve sağlanan desteğin amacı doğrultusunda harcanması konusunda denetim yetkisi verilmiş bulunan Spor Genel Müdürlüğüne federasyonların denetim kurullarına 3 üye görevlendirmesinin ve federasyonların yurt içi bağlantısını sağlamak üzere federasyon başkanının teklifi sonrasında Genel Müdürün onayı ile görevlendirilmesinin, Genel Müdürlük ve spor federasyonlarının pozisyonları ve aralarındaki ilişki nedeniyle, Anayasa’ya aykırı olduğundan söz edilemez
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
C- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Genel kurul üye sayısı olimpik paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” Biçimindeki Yedinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ekonomik büyümenin sağlanması, sosyal devlet ilkesinin hayata taşınması ve sporun teşvik edilerek kitlelere yaygınlaştırılmasının Devletin anayasal görevi olduğu, federasyon üyeliklerine kanunla alt ve üst sınırlar konulması ve dolayısıyla alt sınırın altında federasyonlaşmaya, üst sınırın üzerinde ise federasyona üyeliğe engel olunmasının, spor federasyonlarının sivil alanda ve ulusal ve uluslararası düzeylerdeki çok yönlü ilişki ve işlevleri göz önüne alındığında demokratik hukuk devleti ile sosyal hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 59. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ek 9. maddenin üçüncü fıkrasına göre, genel kurul, federasyonun en üst organıdır. Kuralda genel kurulun toplanması, üyelerin belirlenmesi, divanın oluşturulması, delege listesine yapılacak itirazlar ve oyların sayımı ile ilgili diğer esas ve usullerin federasyonların ana statülerinde belirleneceği hükme bağlanırken, olimpiyat oyunlarına katılma yeterliliği esas alınarak genel kurul üye sayısında alt ve üst sınırlar tespit edilmiştir. Buna göre, genel kurul üye sayısının olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamayacağı ifade edilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Herhangi bir kuruluşun oluşmasında demokrasinin temel kuralı olan seçime yer verilmişse, bu kuruluşun seçim sisteminin, yönetim ve işleyişinin de demokratik kurallara aykırı olamayacağının kabulü gerekir. Demokratik seçimin en önemli niteliği, adil bir temsil ilkesine dayalı serbest, eşit ve genel-oy esasını içermesidir. Hukuk devletinin bir gereği olarak adaletli bir hukuk düzeninin kurulabilmesi de, diğer seçimler yanında kamu kuruluşu niteliğindeki spor federasyonlarının seçimlerinde de seçime katılacakların adil bir biçimde temsil edilmesine bağlıdır.
Demokratik seçim usulünün temel nitelikleri konusunda herhangi bir sınırlama getirmeyen düzenlemede, temsilde adaletin gerçekleşmesine engel olacak düzeyde çok az sayıda delegeden oluşan bir genel kurul oluşumuna engel olmak amacıyla genel kurul üye sayısına ilişkin bir alt sınır konularak, olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den, diğer dallarda ise 100’den az olmama koşulunun getirilmesi ve spor federasyonlarının zayıf mali yapıları göz önünde bulundurularak olimpik ve paralimpik spor dallarında 300’den, diğer dallarda ise 200’den fazla üyenin olmaması kuralının getirilmesinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 
Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 59. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle de iptale konu düzenleme kanun koyucunun takdir yetkisi içerisinde bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 59. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…üç ay içerisinde…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 3289 sayılı Kanun’un 6215 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki ek 9. maddenin beşinci fıkrasına dayanılarak Genel Müdürlükçe çıkarılan Çerçeve Statü’nün 7. maddesinin birinci fıkrasında spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden itibaren, olimpik olmayan spor dallarında ise yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılacağının hükme bağlandığı, 6215 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile bu sürenin 3 aya düşürüldüğü, olağan genel kurulu düzenleme süresinin 3 aya düşürülerek olimpiyat oyunları sonrası ilgili spor dalında gerçekleşen başarının veya başarısızlığın tartışılmasına imkân vermeyecek kadar çok kısaltıldığı, kanun koyucunun hukuk devleti içerisinde kendisine tanınan takdir hakkını adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmeksizin kullandığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu ibarenin de yer aldığı kuralla spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik ve paralimpik spor dallarında ilgili olimpiyat oyunlarının, diğer spor dallarında yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kurulacak federasyonlarda ise kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılacağı hükme bağlanmıştır.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesine dayanılarak çıkarılan “Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Özerk Spor Federasyonları Çerçeve Statüsü”nün 7. maddesinde spor federasyonlarının olağan genel kurullarının; olimpik spor dallarında dört yılda bir ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihinden itibaren, olimpik olmayan spor dallarında ise yaz olimpiyat oyunlarının bitiminden itibaren altı ay içerisinde yapılacağı kurala bağlanmış bulunmaktaydı. Ancak, Çerçeve Statünün dayanağı olan 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 2.7.2009 günlü, E.2006/118, K.2009/107 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Artık, spor federasyonlarının genel kurulları 6215 sayılı Kanun ile 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde yapılan değişikliklere göre yapılacaktır.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlâl etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir.
İptale konu ibare ile spor federasyonlarının olağan genel kurullarının ilgili olimpiyatların bitiminden sonra 3 ay içerisinde yapılacağının tespiti tamamen kanun koyucunun takdirinde olan bir husustur. Kamu yararı dışında herhangi bir amacın gözetildiğine ilişkin yasama belgelerinde bir emare bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 59. maddesinde belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir; yani kanun koyucu, Anayasa’da belirtilen amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için getireceği çözümü seçmekte serbesttir. Burada takdir yetkisi Anayasal ilkelere aykırı olmamak koşuluyla kanun koyucuya aittir ve bu hususun yerindeliği Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girmez. Bu sürenin olimpiyatlarda elde edilen sportif başarı veya başarısızlıkların en uygun zamanda tartışılmasına imkân verip vermediği değerlendirmesi ise tamamen kanun koyucunun takdirinde olan bir husustur. 
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (b) Bendinin (1) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…” İbaresi ile Altıncı Fıkrasının “Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütnamelere uyup uymadıklarının değerlendirerek Bakana sunmak.” Biçimindeki (a) Bendinin ve “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” Biçimindeki (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Spor Genel Müdürlüğüne dahi verilmeyen Bakan’a karşı bir taahhütte bulunma yükümlülüğünün sivil alanda gönüllülük esaslarına dayalı olarak spor faaliyetlerini yöneten spor federasyonları için kabul edildiği, buna bağlı olarak federasyon başkanı veya yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasına yol açacak bir mekanizmanın kurulduğu, bu konuda ancak spor federasyonlarının genel kurullarının yetkili ve sorumlu olabileceği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinde, 6215 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle spor federasyonlarının sportif başarılarını, plan ve projelerini kontrol etmek, faaliyetlerini değerlendirmek, geliştirmek ve izlemek üzere Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu kurulması öngörülmüştür. Bu Kurul, Bakan tarafından spor alanında bilimsel çalışmalar yapmış veya sporda idareci, teknik adam ve benzeri görevlerde veya kamu kurum ve kuruşları ile özel sektörde üst düzey görevlerde bulunmuş kişiler arasından iki yıl için görevlendirilecek, bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir raportör ile dört üyeden oluşmaktadır. 
Kurulun görevleri, iptale konu (a) ve (c) bentlerinin de yer aldığı ek 9. maddenin altıncı fıkrasında,  Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak, federasyonlar tarafından hazırlanan master planını, performans ölçütlerini, amaç ve hedeflerini incelemek, uluslararası federasyonların statü ve talimatlarını gözeterek hizmet kalite standartlarını belirlemek ve Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek olarak belirlenmiştir.
Ek 9. maddenin bu bölümde iptale konu diğer ibarelerin yer aldığı üçüncü fıkrasının (b) bendine göre olağanüstü genel kurul, üçüncü fıkrada yer verilen diğer hallerin dışında Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakanın istemi üzerine de olağanüstü toplanacağı hükme bağlanmıştır.
Sportif Değerlendirme Kurulunun oluşumu ve görevleri göz önünde bulundurulduğunda, bu Kurulun spor federasyonları açısından taahhütnamelerini ve çalışma planlarını hazırlama ve sunma konusunda; Gençlik ve Spor Bakanı açısından ise federasyonlar tarafından hazırlanmış bu taahhütname ve planların değerlendirilmesi noktasında teknik destek hizmeti sağladığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda birinci fıkranın dava konusu kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle, kanun koyucu tarafından, idari vesayet kapsamında merkezî idareye, kanunla açık bir şekilde düzenlenmiş olması koşuluyla, vesayet denetimine tabi kurumların karar organlarını oluşturan kişileri göreve getirme ve görevden alma konusunda ilgili kurumun özerklik derecesine bağlı olmak üzere yetki verilebilmektedir. 
Spor federasyonları açısından ise merkezî idareye doğrudan spor federasyonlarının icra organını belirleme veya görevden alma yetkisi verilmemiştir. Sadece ek 9. maddenin iptale konu ibarelerin yer aldığı üçüncü fıkrası hükümleri doğrultusunda Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya yapılan denetim sonucu görev başında kalmasında sakınca görülen federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında karar almak üzere Bakan’a olağanüstü genel kurul çağrısında bulunma yetkisi verilmiştir. İptali istenen üçüncü fıkradaki ibareler ise Bakan’ın sahip olduğu bu yetkiyi yine iptale konu edilen altıncı fıkra hükümleri doğrultusunda Sportif Değerlendirme Kurulu tarafından sunulacak raporlara bağlamaktadır. Federasyon başkanı veya yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları konusunda yetkili karar organı spor federasyonlarının genel kurullarıdır. Dolayısıyla, spor federasyonlarının özerkliğini olumsuz yönde etkileyecek bir husus bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 123. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
F- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” Biçimindeki Onuncu Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ek 9. maddenin ikinci fıkrasında yer alan ibarelere ilişkin belirtilen gerekçelerle kuralın, Anayasa’nın 2., 59. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle genel kurulda kulüplerin delege sayısı, toplam delege sayısının yüzde 60’ından az olamaz kuralı getirilirken genel kurulun delege sayısının yüzde 10’unun Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşacağı hükme bağlanmıştır.
İptali istenilen cümle spor federasyonlarının en üst karar organı olan Genel Kurul üyelerinin belirlenmesinde Spor Genel Müdürlüğünün müdahalesine ilişkin bir düzenleme içermektedir. Aynı konuda düzenleme yapan ek 9. maddenin ikinci fıkrasının dava konusu yapılan kurallarının Anayasa’nın 59. ve 123. maddeleri yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle dava konusu kural Anayasa’nın 59. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
G- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin Beşinci Fıkrasının “Kesinleşmiş vergi veya sigorta borcu olmamak.” Biçimindeki (c) Bendi ile (d) Bendinde Yer Alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ve “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” İbarelerinin İncelenmesi
1- “Kesinleşmiş vergi veya sigorta borcu olmamak.” Biçimindeki (c) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, federasyonların yönetim kurulu üyeleri veya diğer organlarının başkan ve üyeleri için herhangi bir koşul aranmazken, spor federasyonlarına başkan olabilmek için Devlet memurluğuna girişte arananlardan daha ağır koşullara yer verilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, piyasa şartlarına bağlı ödevlerin yerine getirilememesi nedeniyle kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulmasının, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarelerin yer aldığı kuralla, kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak, federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında sayılmıştır.
Spor federasyonu başkanı olabilmek için getirilen “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” koşulu, vergi ve sigorta mevzuatından kaynaklanan bir mükellefiyetin yerine getirilmemesi durumudur. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre, vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğarken vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil etmektedir.
İptal davasına konu kuralda kanun koyucu, spor federasyonu başkanlığı görevinin saygınlığı, bu göreve karşı toplumun duyduğu güveni ve bu görevin içeriğinde yer alan etik değerleri göz önüne alarak, görevi icra edecek olanlar için belli kamu yükümlülüklerinin yerine getirilmesini şart koşmuştur. Kanun koyucu, belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen kişilerin bu görevi icra etmeleri hâlinde toplumun ve devletin değer yargılarının zarar göreceğini kabul etmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlarından kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Kanun koyucu, bir mesleğin ya da görevin genel yararı gereği bunları icra edenlerin birbirleriyle ve toplumla ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak için, o meslek ya da görevi geniş biçimde özel yaşamı dahi içine alacak şekilde değerlendirerek meslekle bağdaşmasını uygun bulmadığı eylem ve durumları da koşullar arasında takdir edebilir. Kanun koyucu bu düzenlemeleri yaparken anayasal ilke ve kurallara bağlı kaldığı sürece takdirine müdahale edilemez.
Bununla birlikte, federasyon başkanı olabilmek için getirilen “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” koşulu, ekonomik bir suç olmayıp vergi ve sigorta mevzuatından kaynaklanan bir mükellefiyetin yerine getirilmemesi durumudur. Bu tür bir mükellefiyetin kasten yerine getirilmemesi söz konusu olabileceği gibi dikkatsizlik, tedbirsizlik veya taksirle de gerçekleşebilecektir. Bu nitelikteki bir mükellefiyeti yerine getirmeyenlerin spor federasyonu başkanlığı görevine seçilememeleri sonucu ortaya çıkan hak yoksunluğunun adil ve orantılı olduğu söylenemeyecektir.
Açıklanan nedenlerle “kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.
2- (d) Bendinde Yer Alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, siyasal rejimle ilgili siyasal suçlardan dolayı kişilerin spor federasyonu başkanı olma gibi demokratik bir hakkın kullanımından alıkonulmasının, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarenin yer aldığı kuralla, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk suçlarından hükümlü olmamak federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında öngörülmüştür.
Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 309 ilâ 316. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu bölümde düzenlenen suçların hepsi kasıtla işlenebilen ve en az 5 yıllık hapisten ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar cezalar öngören suçlardır.
Casusluk suçları ise 5237 sayılı Kanun’un 328 ilâ 338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup taksirle veya kasıtla işlenebilen, cezaları 6 ay hapisten müebbet ağır hapse kadar değişen suçlardır.  
İptal davasına konu ibarenin yer aldığı kuralda kanun koyucu, spor federasyonu başkanlığı görevinin saygınlığı, bu göreve karşı toplumun duyduğu güveni ve bu görevin içeriğinde yer alan etik değerleri göz önüne alarak, görevi icra edecek olanlar için belli suçlardan mahkûm olmama şartını getirmiştir. Kanun koyucu, belli suçlardan mahkûm olanların, bu görevi icra etmeleri hâlinde toplumun ve devletin değer yargılarının zarar göreceğini kabul etmiştir.
Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar  işledikleri için mahkûm olanların spor federasyonu başkanlığı görevini icra edemeyeceklerine dair hak yoksunluğu sonucunu doğuran düzenlemeler, kuşkusuz toplum yaşantısının gerekleri ve kamu yararı düşüncesiyle kanun koyucunun takdirinde olan bir konudur.
Kanun koyucu tarafından anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı fiillerin suç kabul edilmesi ile korunan hukuki yarar, bu suçları 5237 sayılı Kanun’da düzenleyen bölümün başlığından da anlaşılacağı üzere anayasal düzendir. Anayasal düzenin korunması hukuki yararının önemi açıktır. Tamamı kasıtla işlenebilen bu suçlar için belli bir yılın üzerinde hapis cezası öngörülmesi ile bu önem de ortaya konmuştur.
Spor federasyonu başkanlarının ulusal ve uluslararası spor organizasyonlarında yürüttükleri faaliyetler ve temsil rolleri, görevlerinin gerektirdiği saygınlık ve içeriğinde yer alan etik değerler göz önünde bulundurularak, bu görevi icra edecek kişilerin ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni egemen kılmak amacıyla spor federasyonu başkanı seçilebilmek için aranan koşullar arasında, bu görev ile bağdaşmadığı kabul edilen “casusluk” suçlarından mahkûm olmama koşuluna yer verilmiştir.
Spor federasyonu başkanlığı görevinin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve spor federasyonlarının faaliyet alanlarında korunması gereken değerler gibi hususlar dikkate alındığında, federasyon başkanı seçilememe hak yoksunluğunun işledikleri suçlara göre adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğu olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk,…” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Erdal TERCAN “casusluk” ibaresi yönünden bu görüşe katılmamıştır.
3- (d) Bendinde Yer Alan “… gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…  İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresinin, kendinden önce tek tek sayılan suçları ölçüsüz bir şekilde genişleterek yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçların kapsamını belirsiz hâle getirdiği belirtilerek kuralın, Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal konusu ibarelerin yer aldığı kurallarla, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan hükümlü olmamak federasyon başkanı olabilmenin koşulları arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden birisi olan “belirlilik” ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Dava konusu kuralda geçen “gibi” edatının metinde sayılan “zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas” suçlarının yüz kızartıcı veya şeref veya haysiyet kırıcı birer suç olduklarını nitelemek için kullanıldığı ve federasyon başkanı olabilmek için sadece maddede sayılan suçlardan mahkûm olmamak şartının aranabileceğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Buna göre, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereği “gibi” kelimesine dayanarak “yüz kızartıcı suçlar” veya “şeref veya haysiyet kırıcı suçlar” kavramlarının kapsamını genişletmek mümkün değildir. Bu durumda, “belirlilik” ilkesine aykırılıktan söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu “gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan” ibaresi Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Kanun’un 10. Maddesiyle Değiştirilen, 3289 Sayılı Kanun’un Ek 9. Maddesinin On Altıncı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “… amaca uygunluğu ve… İbaresinin,  Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “…ve amacına… İbaresinin  ve “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ek 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan cümlelere ilişkin belirtilen gerekçelere ek olarak, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların amaca uygunluk açısından da denetlenip, amaca uygun harcanmayanların zarar olarak nitelendirilerek kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edileceğine ilişkin hükmün federasyonların bağımsızlığı ile bağdaşmadığı, özerkliklerini sakatladığı, kaynakların amaca uygun harcanıp harcanmadığı hususunun demokratik hukuk devleti ilkesi bağlamında federasyon genel kurullarının yetkisinde olması gerektiği, amaca uygunluk denetimi ve buna dayalı zarar ilkesi, Devletin genel idare esaslarına göre kamu hizmetlerini yürütmekle yükümlü olan resmi kurum ve kuruluşları için dâhi söz konusu değilken, sivil alanda demokratik esaslara göre faaliyette bulunan bağımsız spor federasyonları için geçerli olmasının demokratik hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasanın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ek 9. maddenin dava konusu ibarelerin yer aldığı on altıncı fıkrasına göre, federasyonların her türlü faaliyetlerinin denetimi; genel kurul, denetim kurulu ve Bakan tarafından görevlendirilecek denetim elemanlarınca yapılır. Federasyon harcamalarının yerindelik denetimi yetkili kurullarınca, Genel Müdürlükçe yapılan her türlü yardımların amaca uygunluğu ve denetimi ise Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük tarafından yapılan ayni ve nakdi yardımların mevzuata ve amacına uygun olarak harcanmaması hâlinde oluşacak zarar, kusurları bulunan federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilir ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulur.
On altıncı fıkranın iptale konu diğer kuralına göre, teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.
İptali istenilen ibareler spor federasyonlarına Spor Genel Müdürlüğü tarafından yapılan her türlü yardımların kullanımı, amaca uygunluğu ve denetimine ilişkin bir düzenleme içermektedir. Aynı konuda düzenleme yapan ek 9. maddenin birinci fıkrasının dava konusu yapılan kurallarının Anayasa’nın 123. maddesi yönünden incelenmesinde belirtilen gerekçelerle,  mali kaynak sağlayan vesayet makamlarına, kanunda açıkça ifade edilmiş olmak şartıyla yerindelik, amaca uygunluk açısından da denetim yetkisi verilmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,  dava konusu kurallar Anayasa’nın 123. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
I- Kanun’un 12. Maddesiyle 3289 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 11. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, spor federasyonlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını 6215 sayılı Kanun’a uygun hâle getirmek zorunda olduklarının hüküm altına alındığı, oysa “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihleri” ibaresinin belirsiz ve öngörülemez olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptale konu kuralla 3289 sayılı Kanunla tüzel kişilik kazanan spor federasyonlarının, iptale konu kuralın yer aldığı maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak ilk ilgili olimpiyat oyunlarının bitim tarihlerinden itibaren üç ay içerisinde genel kurullarını yaparak hukuki yapılarını 6215 sayılı Kanun’a uygun hâle getirmek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. “Belirlilik” ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla kanunlar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.
 Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre kanunun uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı sağlar.
6215 sayılı Kanun’un 30. maddesine göre, Kanun’un yürürlüğe giriş tarihi Kanun’un yayım tarihi olarak kabul edilmiştir. Kanun 12.4.2011 günlü, 27903 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
6215 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, 2012 Londra Yaz Olimpiyatları ile 2014 Soçi Kış Olimpiyatlarının tarihleri Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından belirlenmiş bulunmaktadır. Hâlihazırda, 2016 Yaz ve 2018 Kış Olimpiyatlarının tarihi ve yeri de ilan edilmiş bulunmaktadır.
Spor dünyasının en önemli organizasyonu olan ve 4 yıllık aralıklarla düzenlenen olimpiyatların nerede ve ne zaman yapılacağının Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından yıllar öncesinden tespit edilip ilan edilmesi, iptale konu kuralın, genel kurul tarihlerinin çok önceden belirlenebilmesine imkân sağlaması nedeniyle kuralda kanunların belirliliği ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 7. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
J- Kanun’un 21. Maddesiyle Değiştirilen 5216 sayılı Kanun’un 26. Maddesinin Üçüncü Cümlesinin “… ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden den fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, toplu taşıma imtiyazının devri ile hafriyat sahalarının, sosyal tesislerin, büfe çay ocağı ve otoparkların işletmesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre, açık, saydam ve rekabetçi koşullarda ihale edilmek yerine, büyükşehir belediyelerinin şirketlerine doğrudan verilmesi işleminde kamu yararı olmadığı, piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet yürüten binlerce şirket aleyhine ve belediye şirketleri lehine hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlik yaratıldığı, işletme haklarının devrine ilişkin olarak belediye meclisince belirlenecek süre ve bedel dışında hiçbir koşula yer verilmediği, kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptale konu kuralların yer aldığı maddede, büyükşehir belediyelerine, kendilerine yüklenilmiş olan görev ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketi kurabilme olanağı verilmektedir.  Büyükşehir belediyelerince kurulabileceği öngörülen sermaye şirketlerinin çalışma konularının, büyükşehir belediyelerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları asli ve sürekli görevleri dışında kalan alanlarda, sermaye şirketleri aracılığıyla yürütülmeye uygun nitelikteki (piyasa şartlarının gözetileceği) görev ve hizmetler olacağında kuşku bulunmamaktadır.
 İptali istenilen kural, belediyelere kendi görev ve hizmet alanlarında, bazı idari koşulları yerine getirerek, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu sermaye şirketlerine maddede sayılan yerlerin işletmesini 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın devredebileceğini öngörmektedir.
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında; kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlemleri ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yürütülmektedir. Devlet İhale Kanunu’nun yürütülmesinde, ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması esastır.
Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlâl etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç öğesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir. 
Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak, kanun koyucu, kimi zaman hukuki ve fiili eşitliği sağlamak kimi zaman da kamu yararını korumak veya kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak amacıyla temel kanunlardaki prensiplere istisna teşkil eden düzenlemeler yapabilir. Bu kapsamda, iptale konu kuralda, Büyükşehir belediyelerine kendilerine yüklenilmiş olan görev ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketi kurabilme olanağı verilmektedir.
Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır. Anayasa’da Hazineye ait veya kamu kurumlarına tahsisli kamu mallarının satış ve tasarrufuna ilişkin ilkelere açıkça yer verilmemiştir.
Belediye şirketleri, doğrudan belediyeler tarafından kurulan ya da yönetiminin elde edilmesi koşuluyla belediyelerce ortak olunan, bağımsız bütçeli, özel hukuk tüzel kişileridir.  5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin ilk hâlinin gerekçesinde büyükşehir belediyelerinin hizmetlerini daha etkili, verimli ve ekonomik şartlarda sunmasına ve kaynak yaratmalarına yardımcı olmak amacıyla sermaye ortaklığı kurmasına izin verildiği ifade edilmiştir. Aynı gerekçede kurulacak şirketin belediyenin görev alanıyla ilgili olması şartının bulunduğu, belediyelerin kurdukları veya ortak oldukları şirketlerden, belediyenin görev alanıyla ilgili olmayan şirketleri tasfiye etmesi veya ortaklıktan çekilmesi gerekeceği belirtilmiştir.
Belediye şirketlerinin kurulabilecekleri ve faaliyet gösterebilecekleri alanlar, işletme hakkının devredilebileceği yerlere ilişkin iptale konu kuralda yer verilen sınırlamalar ve belediyelerin bu şirketlerin sermayelerinin çoğunluğuna sahip olmaları nedeniyle yönetimlerine hâkim olmaları göz önünde bulundurularak, belediye meclislerince alınacak bir kararla kuralda sayılan yerlerin işletme haklarının bu şirketlere devrinin 2886 sayılı Kanun’un rekabeti ve açıklığı temin eden kurallarından muaf tutulduğu anlaşılmaktadır. Kuralda sayılan yerlerin bu alanda temel kanun olan 2886 sayılı Kanun’a istisna oluşturacak bir şekilde belediye meclislerince alınacak kararlar doğrultusunda belediye şirketlerince işletilebilmelerinin öngörülmesi, hizmetlerin ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasına imkân sağladığı ve kamunun yararına uygun olduğu değerlendirmesinde bulunan kanun koyucunun takdir yetkisi içerisindedir.
Öte yandan, 6360 sayılı “On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 10. maddesi ile 5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin iptal konusu kuralın yer aldığı birinci fıkrasına “Ancak, bu yerlerin belediye şirketlerince üçüncü kişilere devri 2886 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.” biçimindeki kural eklenmiştir.
İptale konu edilen kuralda kanun koyucu doğrudan belediyeler tarafından “belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler” ile “bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler”e 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın mülkiyeti ya da tasarrufundaki belli bazı yerlerin işletmesini devretme imkânı vermektedir. Eklenmiş olan kuralda ise bu şekilde işletme hakkını devralan şirketlerin 3. kişilere aynı yerin işletme hakkını ancak 2886 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde devredebileceği öngörülmüştür.
Kanun koyucunun, bu şekilde doğrudan belediye meclislerince alınacak bir kararla, 2886 sayılı Kanun’da yer alan kurallara uyulmasına gerek bulunmaksızın kuralda sayılan yerlerin işletme haklarının belediye şirketlerine devrini bu alanlardaki kamu hizmetlerinin kamu yararına uygun bir şekilde yürütülmesine engel olmayacağı değerlendirmesinde bulunurken, işletme haklarını devralan şirketlerin bu haklarını 3. kişilere devrini genel kurala (2886 sayılı Kanun hükümlerine) tabi tutarak ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalelerde açıklık ve rekabetin sağlanması açısından kamunun yararına uygun olacağı değerlendirmesinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
İptal dilekçesinde ayrıca iptale konu kuralda işletme haklarının devrine ilişkin olarak belediye meclisince belirlenecek süre ve bedel dışında hiçbir koşula yer verilmediği, bunun Anayasa’nın 7. maddesinde yer alan yasama yetkisinin devri anlamına geleceği ve dolayısıyla Anayasanın 7. maddesine aykırı düşeceği ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Öte yandan, Anayasa’nın 87. maddesinde “kanun koyma” yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir görev olduğu açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.
 Farklı koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda ve değişen koşullara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip kriterlere uygun olarak, genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması, hukuk devletinin belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Belediye şirketleri, iptale konu kuralın yer aldığı 5216 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci cümlesine göre Büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında kurulabilirler ve dolayısıyla bu alanlarda faaliyet gösterebilirler.
Genel kural gereği belediyeler tarafından yapılan her türlü kira ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi işlemleri 2886 sayılı Kanun’a tabi tutulurken, iptale konu edilen kuralla sadece maddede sayılan yerlerin (mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçeleri) işletme hakkının belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle,  belirli şirketlere (belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere) devredebilecektir.
Kuralda sayılan yerlerin 2886 sayılı Kanun’da yer verilen koşullara tabi olmaksızın belediye tarafından yapılacak işletme hakkının devri işlemlerinde belediye meclislerine sadece süre ve bedel konusunda karar alma yetkisi verilmiştir.
Belediye ve ihale mevzuatı ile çok ayrıntılı olarak düzenlenmiş bir konuda, işletme hakkının devredileceği şirketlerin, belediyelerin bu şirketlerde sahip oldukları sermaye paylarından kaynaklanan özel durumları göz önünde bulundurularak, istisna kapsamına alınması ve belediyelerin kendilerinin tasarrufunda bulunan maddede sayma yoluyla belirtilen yerler üzerindeki işletme hakkının kamu yararı ve hizmetin gereklerini dikkate alarak devri konusunda büyükşehir belediye meclislerine süre ve bedel konusunda karar alma yetkisinin verilmesi, genel ilkeleri ve çerçevesi belirsiz bir alanda düzenleme yapma yetkisinin devri anlamına gelmemektedir.
Dava dilekçesinde son olarak, kuralda sayılan yerlerin işletmesinin 2886 sayılı Kanun’a göre, açık, saydam ve rekabetçi koşullarda ihale edilmek yerine, büyükşehir belediyelerinin şirketlerine doğrudan verilmesi sonucunda piyasada rekabetçi şartlarda faaliyet yürüten binlerce şirket aleyhine ve belediye şirketleri lehine hukukun kabul edemeyeceği eşitsizlik yaratıldığı ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Yukarıda ifade edildiği üzere, kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak, kanun koyucu, kimi zaman hukuki ve fiili eşitliği sağlamak kimi zaman da kamu yararını korumak veya kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak amacıyla temel kanunlardaki prensiplere istisna teşkil eden düzenlemeler yapabilir. Bu kapsamda, iptali istenilen kuralla belediyelere kendi görev ve hizmet alanlarında, bazı idari koşulları yerine getirerek belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu sermaye şirketlerine maddede sayılan yerlerin işletmesinin 2886 sayılı Kanun’a tabi olmaksızın devredilebilmesi imkânının verilmesi, işletmenin devredildiği şirketlerin “belediye şirketi” olmaları ve diğer özel şirketlerden farklı bir hukuki niteliğe sahip olmaları nedeniyle eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, iptale konu edilen kural Anayasanın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 10. maddesiyle değiştirilen 3289 sayılı Kanun’un ek 9. maddesinin;
a- Birinci fıkrasının;
              
aa- “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesine,
               
ab- “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelere,
           
b- İkinci fıkrasının;
                
ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresine,
                
bb-  Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresine,
            
c- Üçüncü fıkrasının;
                
ca- “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesine,
               
cb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde   …” ibaresine,
                
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…”ibaresine,
             
ç- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesine,
             
d- Beşinci fıkrasının  (d) bendinde yer alan “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile casusluk, …” ile “…gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…” ibarelere,         
               
e- Altıncı fıkrasının;
                   
ea- Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.”biçimindeki (a) bendine,
                    
eb-  “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendine,
               
f- Onaltıncı fıkrasının;
                     
fa- İkinci cümlesinde yer alan  “…amaca uygunluğu ve…” ibaresine,
                      
fb- Üçüncü cümlesinde yer alan “…ve amacına…” ibaresine,
                      
fc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.”biçimindeki son cümlesine,
    
2- 12. maddesiyle, 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasına,
               
3- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “…ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.”  bölümüne,  
yönelik iptal istemleri, 14.2.2013 günlü, E. 2011/63,  K. 2013/28 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya, bentlere, cümlelere, bölüme ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
14.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 10. maddesiyle değiştirilen, 21.5.1986 günlü, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un ek 9. maddesinin;
      
1- a- Birinci fıkrasının;
               
aa- “Bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen federasyonların tüzel kişilikleri bu maddede belirtilen usulle iptal edilir ve mal varlıkları Genel Müdürlüğe devredilir.” biçimindeki üçüncü cümlesinin,
               
ab- “Genel Müdürlük tarafından yapılan yardımlar ve tahsis edilen kaynaklar kullanılarak alınan taşınmazların mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olur. Bu taşınmazlar Genel Müdürlüğün mevzuatı çerçevesinde kullanılır.” biçimindeki beşinci ve altıncı cümlelerinin,
          
b- İkinci fıkrasının;
               
ba- Dördüncü cümlesinde yer alan “…iki üyesi seçimle belirlenen, üç üyesi ise Genel Müdürlükçe görevlendirilen…” ibaresinin,
               
bb-  Son cümlesinde yer alan “…teklifi ve Genel Müdürün…” ibaresinin,
          
c- Üçüncü fıkrasının;
               
ca- “Genel kurul üye sayısı olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300 üyeden fazla, diğer branşlarda ise 100’den az 200 üyeden fazla olamaz.” biçimindeki yedinci cümlesinin,
               
cb- (a) bendinde yer alan “…üç ay içerisinde…” ibaresinin,
               
cc- (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu raporlarında yeterli düzeyde görülmeyen veya…”ibaresinin,
           
d- Dördüncü fıkrasının “Genel kurulun delege sayısının yüzde 10’u Genel Müdürlük temsilcilerinden oluşur.” biçimindeki onuncu cümlesinin,
      
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Beşinci fıkrasının; 
                 
a- “Kesinleşmiş sigorta veya vergi borcu olmamak.” biçimindeki (c) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,  Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
           
b- (d) bendinde yer alan;
                         
ba- “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile…” ile “…gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan…”biçimindeki ibarelerinin,  Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,       
                  
bb- “…casusluk,…”sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Erdal TERCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
       
3- a-Altıncı fıkrasının;
              
aa- Spor federasyonlarının Bakana verecekleri taahhütnamenin esaslarını belirlemek ve yıl sonu itibarıyla taahhütlerine uyup uymadıklarını değerlendirerek Bakana sunmak.”biçimindeki (a) bendinin,
              
ab-  “Bakana sunulan taahhütname ile master planı ve performans ölçütlerine uyulup uyulmadığı konusunda altı ayda bir Bakana rapor vermek.” biçimindeki (c) bendinin,
             
b- Onaltıncı fıkrasının;
                 
ba- İkinci cümlesinde yer alan  “…amaca uygunluğu ve…” ibaresinin,
                 
bb- Üçüncü cümlesinde yer alan “…ve amacına…” ibaresinin,
                 
bc- “Teknik elemanlar ve sporculara ödenecek ücretler hariç, federasyonda çalışan personel ve diğer görevlilere verilecek ücret ve yolluklar kamu kaynakları ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığından sağlanan reklam gelirlerinden karşılanamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
          
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 12. maddesiyle 3289 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in son fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 21. maddesiyle değiştirilen, 10.7.2004 günlü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinin üçüncü cümlesinin “…ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
      
14.2.2013 gününde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
İptal istemine konu 3289 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin değiştirilen beşinci fıkrasının (d) bendindeki “casusluk” ibaresi ile bu suçtan hükümlü olanların Federasyon Başkanlığına aday olamayacakları hüküm altına alınmıştır. Casusluk suçları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 328-338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup; bu maddeler arasında taksirle işlenebilen suçlar olduğu gibi (Md.329/3, Md.336/3, Md.338), kastla işlenebilen suçlar da bulunmaktadır. Keza bu nev’i suçlar için öngörülen cezalar da 6 ay hapisten ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar farklılık göstermektedir. “Casusluk” suçları arasında herhangi bir ayırım gözetilmemesi nedeniyle, taksirle işlenebilen ve örneğin 6 ay hapis cezası öngören bir suçtan hükümlü kişinin sırf bu nedenle herhangi bir spor federasyonuna başkan adayı olamaması, işlenen suçla orantısız bir hak yoksunluğuna yol açacaktır. Nitekim 23.1.2008 günlü, 5278 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, benzer düzenlemeyi öngören hükümleri, aşağıdaki gerekçeyle  Anayasa Mahkemesinin 25.2.2010 tarih ve E: 2008/17, K:2010/44 sayıl kararıyla iptal edilmiştir.
“… yasakoyucu asli cezalara bağlı olarak kimi yoksunluklar öngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir. Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu cezanın etkisini arttırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için, asli cezaya ek olarak kimi hak yoksunlukları da getirilmiştir. İptal davasına konu yasal düzenlemelerde de bazı meslek ya da görevlerin saygınlığı bunlara karşı toplumun güven duygusu ve içeriklerinde yer alan etik değerleri gözönüne alarak, bu meslek ve görevleri icra edecek olanların belli suçlardan mahkum olmaları halinde, asli cezanın yanı sıra sürekli olarak hak yoksunlukları öngörülmüştür. Ancak, ceza hukuku alanında olduğu gibi hak yoksunluğu getiren iptal davasına konu düzenlemelerde de kuralların, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir. Yasakoyucunun hak yoksunluklarını belirlerken takdir hakkı çerçevesindeki tercih serbestisinin de Anayasaya uygun olması gerektiği açıktır. Dava konusu düzenlemeler, meslek veya görevlerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, kastla veya taksirle işlenip işlenmediğine bakılmaması ve bir kademelendirmede yapılmaması ve bu suçlardan mahkum olanların belirli meslekleri ve görevleri sürekli olarak icra edememeleri, işledikleri suçlara göre adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır. İptali gerekir…”
Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesinin işaret edilen kararındaki gerekçelerle dava konusu “casusluk” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ve bu nedenle iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla Perktaş, Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
 3289 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının (d) bendinde, federasyon başkan adayı olabilmek için “casusluk” suçundan hükümlü bulunmamak gerektiği öngörülmektedir.
                 
Casusluk suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 328. ila 338. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, taksirle veya kasıtla işlenebilen suçlardandır.
Dava konusu ibarenin yer aldığı düzenlemede casusluk suçundan alınan hükmün kasıtla ya da taksirle işlenme sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ayırım yapılmamaktadır.
Taksirle işlenen casusluk suçu ile kasıtla işlenen casusluk suçu arasında suçun işleniş şekli gözetilerek buna göre bir ayırım yapılması gerekirken, böyle bir ayırım yapılmadan her iki durum için aynı sonucun öngörülmesi adil ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açmaktadır.
Açıklanan nedenle söz konusu ibare Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “Hukuk Devleti” ilkesine aykırıdır.
İptali gerekir.                                                                                      
Mehmet ERTEN    
                                                      KARŞIOY YAZISI
6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle değiştirilen 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un Ek 9. maddesinin beşinci fıkrasının (c) bendinde, spor federasyonlarına başkan adayı olabilmek için kesinleşmiş vergi ve sigorta borcu olmamak koşulu getirilmiştir.
Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletine aykırı olduğu sonucuna varılmış ise de hukuk devletinde kanun koyucu, bir mesleğin ya da görevin toplum yararına ifa edilebilmesi için bu görevleri üstlenenlerin toplumla ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin egemen kılınması amacıyla, meslek veya görevle bağdaşmadığını değerlendirdiği bazı durumların bulunmamasını koşul olarak öngörebilir. Bu durumlar kişinin özel ve aile hayatını ilgilendirmediği, kamusal alana ilişkin olduğu sürece yasa koyucunun bu alanda takdir hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. Bunda, hukuk devletine aykırılıktan söz edilemez.
Kuralla, kişinin vergi ve sigorta borcu bulunması spor federasyonu başkanı olmasına engel bir hal olarak öngörülmüştür. Kişinin bu türden kesinleşmiş borçları bulunması, mali ve ticari işlerine yeterli dikkat ve özeni göstermediğine veya mali durumunun bozuk olduğuna dair karine teşkil eder. Vergi ve sigorta borçlarının kesinleşmesi için belirli aşamalardan geçilmesi gerekeceği ve bu süreçte borcun ödenmesi imkanı varken ödememenin ancak bilinçli bir tercihle söz konusu olabileceği gözetildiğinde, taksirle bu duruma sebebiyet verilmesi pek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle borcun taksirle de gerçekleşebileceği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
                 
Hakimlik mesleğinde olduğu gibi, tarafsızlık gerektiren bazı görevlerde kişinin sadece tarafsız ve dış etkilere kapalı olması değil, bu görüntüsünün korunması da önemlidir. Spor federasyonlarının başkanlığı da tarafsızlık gerektiren bir görevdir. Kesinleşmiş vergi ve sigorta borçları bulunan bir kişinin tarafsız ve dış etkilere kapalı görüntüsünü koruması güç olacağından, yasa koyucu kamu yararını gözeterek, spor federasyonu başkanlığına aday olmak isteyenlere bu yönde bir koşul getirmiştir. Kişinin hakları ile gözetilen kamu yararı kıyaslandığında bu koşul, eylemle orantılı olmayan veya ölçüsüz bir hak mahrumiyeti olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle yasa koyucunun takdir alanı içinde olan kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmadığı düşüncesindeyiz.
Osman Alifeyyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL
KARŞIOY GEREKÇESİ
 29.3.2011 günlü, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesi ile 10.7.2004 günlü,  5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun değiştirilen 26. maddesinde; “Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmak suretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlamaktır. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve nesnel olmalarına bağlıdır.
Dava konusu kuralda, Büyükşehir belediyesinin, mülkiyetinde veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini, belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebileceği düzenlenmekte olup, bu haliyle idareye keyfi uygulamalara neden olabilecek geniş bir takdir yetkisi verildiği gibi, aynı durumda bulunan başvurucular yönünden de hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği sağlamaktan öte objektif olmadığı ve belirsizliğe neden olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle, kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile  çoğunluk görüşüne  katılmıyorum.    

Zehra Ayla PERKTAŞ

Kulüpleri Kurtarma Operasyonu 6222 Sayılı Kanun ile Başlamalı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün UEFA’ya seslendi ve şike suçlarında kişilerle kurumların ayrılması gerektiğini belirtti.

Radikal’de yayınlanan haber aşağıdaki gibidir:

Bir gazetecinin, UEFA’nın Beşiktaş ve Fenerbahçe ile ilgili kararı ve sürece ilişkin değerlendirmeleri sorulan Erdoğan, “Onu bana sormayacaksın. Onu CAS’a sorarsanız daha iyi olur” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Fenerbahçeli olduğu için bu sorunun yöneltildiğinin hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:
“Şu anda Başbakanım. Türkiye’deki kulüplere eşit mesafedeyim, ama Fenerbahçe’ye tabii ki çocukluğumdan beri özel muhabbetim var. Bu muhabbetim ayrı bir yerde ama konuyla ilgili karar ki, ben UEFA’nın buradaki toplantısında yaptığım konuşmada açıklamıştım, ‘tüzel kişilikleri cezalandırmak değil, bireyleri eğer suçluysa cezalandırmak doğru olandır’ demiştim. Bunu siyasi partiler, dernekler için de aynı şekilde kullanıyorum. Yani şimdi Fenerbahçe camiasının diyelim ki, 20-25 milyon taraftarı var. Beşiktaş’ın bakıyorsunuz, 15-20 milyon taraftarı var. Böyle bir karar alındığı zaman siz ne yapıyorsunuz? O kitlenin tamamını cezalandırmış oluyorsunuz. Yani burada Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin neyse, böyle bir yanlış yapmışsa ona cezayı verebilirsiniz ama kalkıp da bir kulübe yok küme düşürmekti yok bilmem şu kadar para cezasıydı, böyle bir şeyin yapılmasını ben asla tasvip etmiyorum. Efendim işte bu yıllardır UEFA’nın kuralları içerisinde var. Bu kuralları koyanlar insan. Siz de şimdi gelip bu yanlışı düzeltin. Dolayısıyla bu yanlışı düzeltmek suretiyle de yıllardır, on yıllardır devam eden yanlış artık yani kulüplerin boynunda bir testere gibi, satır gibi durmasın. Bunu kaldıralım.

Başbakanın bu açıklaması, UEFA’dan ricası bugün hiçbir hukuk sisteminde kabul edilmiyor. Türk hukuk sisteminde de tüzel kişiler, organlarının hukuka aykırı fiillerinden sorumlu tutuluyor. Bu prensip dernekler, ceza, vergi, rekabet mevzuatında sık sık karşımıza çıkıyor.

Şike açısından ise çarpıcı bir örneğimiz var.

Metin Lütfi Baydar ve Arkadaşları Dopingle ilgili Meclis Araştırması Açılmasını İstediler

CHP Aydın milletvekili Prof. Dr. Metin Lütfi Baydar ve birkaç milletvekili “milli takımlarımızdaki doping kullanımlarının” araştırılarak ilgili tedbirlerin alınması için Meclis Araştırması talebinde bulundular.
Teklifin gerekçesi aşağıdadır.

 

Milletvekili Erdoğan Toprak’tan Rıza Kayaalp Soruları

CHP İstanbul milletvekili Erdoğan Toprak, Gezi Parkı Eylemleri sırasında ırkçı söylemlerde bulunan Rıza Kayaalp hakkında soru önergesi verdi. Toprak, Rıza Kayaalp’in Akdeniz Oyunları’nda bayrak taşımasını eleştirdi.