Fenerbahçe Futbol Anonim Şirketi, şike kumpası iddiası ile Türkiye Futbol Federasyonu ve İçişleri Bakanlığı‘na tazminat davaları açmıştı.
Uyuşmazlık Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’na karşı açılan davanın idare hukuku esaslarına göre idari yargıda çözümlenmesi gerektiğine karar verdi.
Mahkeme bu kararı oy çokluğu ile aldı. Karar hukuki açıdan tartışılacaktır.
Kararı okurken, Fenerbahçe Futbol A.Ş.’nin “polisin sahte deliller ürettiği“ni, “resmi evrakta sahtekarlık yapıldığı“nı iddia ettiğini gördüm.
Fenerbahçe UEFA, CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi‘nde tapelerin sahte olduğunu ileri sürmemişti. Fenerbahçe CAS önünde sadece tapelerin yanlış tercüme edildiğini iddia etmişti (CAS 2013/A/3256, par. 294).
NOT: CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin 3 Temmuz süreci ile ilgili kararlarının listesi için tıklayınız.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararını aşağıda paylaşıyorum.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARI
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO: 2025/503
KARAR NO: 2025/757
KARAR TR: 22/12/2025
ÖZET: Hizmet kusuruna dayalı olduğu iddiasıyla “Şike Kumpası” sonucunda uğramış olduğu belirtilen zararlara istinaden davacı futbol kulübünün UEFA’dan elde edilemeyen gelirlerine karşılık olarak maddi ve maruz kalınan manevi zararların tazmini istemiyle açılan davanın, idare hukuku esaslarına göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümü gerektiği,
KARAR
Davacı: F. F. A.Ş.
Vekili: Av. E. G.
Davalılar
(İdari Yargıda): İçişleri Bakanlığı
(Adli Yargıda): 1) İçişleri Bakanlığı
Vekili: Av. D. M., Av G. K. B.
2) Maliye Bakanlığı
Vekili: Av. F. N. D.
I. DAVA KONUSU OLAY
1. Davacı futbol kulübü vekili, o dönem emniyet mensubu olan FETÖ/PDY üyelerinin organize ettiği “3 Temmuz Şike Kumpası” sonucunda, UEFA’dan ekle edilemeyen gelirlerin karşılığı olarak şimdilik 100.000 Avro ve elde edilemeyen bilet, bahis ve sponsorluk gelirlerinin karşılığı olarak, şimdilik 100.000 TL tutarında maddi tazminat ile yaşanan büyük sıkıntının ve itibar kaybının tazmini için de şimdilik 100.000.000 TL tutarında manevi tazminatın, idarenin hizmet kusuru kapsamında, faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİ
a. İdari Yargıda
İstanbul 6. İdare Mahkemesi 09/09/2022 tarih ve E.2022/1797, K.2022/1423 sayılı kararı ile, davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 12/07/2023 tarih ve E.2023/221, K.2023/1214 sayılı karan ile esastan reddedilmiş, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu da Danıştay Onuncu Dairesinin 12/12/2023 tarih ve E.2023/5199, K.2023/8082 sayılı kesin kararı ile reddedilerek karar onanmış ve ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“…5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, 141. ve 142. maddelerindeki düzenlemeler ile Adli Kolluk Yönetmeliği’nin yukarıda anılan maddeleri kapsamında dava konusu olay ele alındığında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde, soruşturmanın; kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, kovuşturmanın, iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiğinin belirtildiği, davacının tazminat talebine dayanak hukuka aykırılık iddialarının; İçişleri Bakanlığına bağlı İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan B.05.1.EGM.4-34-33022 sayılı Emniyet Fezlekesi (Polis Fezlekesi) doğrultusunda savcılık tarafından soruşturmanın başlatılması, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte ceza yargılanmasına (Sözde Şike Davası olarak nitelendirilen dava) başlanılması ve 2 Temmuz 2012 tarihinde mahkeme kararının açıklanarak F.li yöneticiler hakkında değişen miktarlarda hapis cezalarına hükmedilmesi, FETÖ üyesi emniyet mensuplarının 3 Temmuz kumpas sürecinde davacının adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, resmi belgelerde sahtecilik yapılması, iftira atılması, FETÖ Silahlı Terör Örgütüne üye olunması, haksız yere F. başkanı ve yöneticilerinin ifşa edilmesi, mevzuata aykırı bir süreç yönetilmesi şeklindeki eylemlerinin açıkça hizmet kusurunu oluşturması, Temmuz Şike Kumpası sürecinde kolluk kuvvetleri tarafından sahte ve hukuka aykırı olarak üretilen deliller ile F. hakkında soruşturma yürütülmesi, suçluluğu ispatlanmadan hakkında müeyyide uygulanması ve savunma haklarının kısıtlanması ve haberleşme gizliliğinin ihlal edilmesi gerekçelerine dayandırıldığı, ancak ileri sürülen bahsi geçen iddiaların soruşturma ve kovuşturma süreçlerine ilişkin olarak adli yargıda yürütülen yargılama faaliyetine yönelik olduğu görülmektedir.
Bu durumda; davacının tazminat istemlerine dayanak olduğunu ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarının esasen savcılık tarafından yürütülen soruşturma ve ceza mahkemesince yürütülen kovuşturma sürecine yönelik olduğu, anılan işlem ve eylemlerin hukuki denetiminin ise bu süreci yürüten adli yargı organlarınca yapılması gerektiği, kaldı ki davacının yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ve faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasına yönelik iddialarının denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bu işlem ve işlemlerin idari yargı denetimi dışında tutulması gerektiği an/aşılmakla, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 5271 sayılı Kanun’un 141 ve 142 nci maddeleri uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. …”
3. Davacı vekili, bunun üzerine aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.
b. Adli Yargıda
4. İstanbul Anadolu 6, Ağır Ceza Mahkemesi 13/06/2025 tarih ve E.2024/350, K.2025/361 sayılı kararı ile, davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle, 5271 sayılı Kanun’un 3., 4.. 141 ve 142 maddeleri gereğince: mahkemenin görevsizliğine ve görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“… Tüm dosya kapsamı davacı tarafından ihraz edilen hukuki mütalaalar ve mahkememizce alınan bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde; Davacı F. F. A.Ş,’nin tazminat taleplerinin,, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılan F. AŞ yetkili ve yöneticilerinin hak ihlali iddiasından ziyade soruşturma ve kovuşturma içindeki ve dışındaki işlem ve eylemleri de kapsamı içine alan İçişleri Bakanlığına bağlı görevliler tarafından olayda yürütülen faaliyette hizmet kusuru olduğu iddiasına dayandığı, dava konusunun salt soruşturma veya kovuşturma sürecindeki savcı, hakim veya mahkeme kararlarına dayanmayıp, adli sürecin öncesini de kapsar nitelikteki idari eylemlere ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Anayasaya göre idari yargının görev alanında bulunan idari davalar, 2577 sayılı İYUK’nun 2. maddesimle idari işlem, eylem ve sözleşmelerden doğan davalar olarak tanımlanmaktadır. Bu davalar arasında yer alan ve 2577 sayılı İYK’nun 2.maddesinin 1/b bendinde “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtl olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” şeklinde ifade edilen davalar, Devletin ve idarenin hukuki sorumluluğunu işletilme amacıyla idari yargı düzeninde açılan davalardır.
Bununla birlikte konun koyucu, belli koşullarda Devletin ve idarenin sorumluluğuna ilişkin bir uyuşmazlığın görülmesini ve çözümünü adli yargı düzenine bırakabilir. Fakat bu şekilde kanunla belirli iş ve uyuşmazlıkların adli yargının görevine bırakılması istisnai niteliktedir. İstisna kapsamına girmeyen iş ve uyuşmazlıkların ise idari davaların genel ve doğal yargı düzeni olan idari yargı düzeninin görevinde bulunduğunun kabulü gerekir.
…
… 5271 sayılı CMK’nın 141. maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında haklarında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve gerçekleştirilen işlem ve eylemlerin doğrudan muhatabı olan kişilerin bu işlem ve eylemlerin hukuka aykırılığı sebebiyle uğradıkları zararın Devletçe tazmin edileceği ve bu davanın da ağır ceza mahkemesinde görüleceği belirtilmektedir.
Her ne kadar İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilmiş ise de; davacı tarafından açılan davanın sebebi, konusu ve esası ile mevzuat ve özellikle CMK’nın 141. ve 142. maddeleri dikkate alındığında olaydaki soruşturma ve kovuşturmanın davacı F. Futbol A.Ş. hakkında olmadığı, F Kulübünün o dönemde görevde bulunan başkanı ve bir kısım yöneticisi hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma olduğu, dolayısıyla bu minvalde hukuka aykırı olarak gerçekleşen tüm işlem ve eylemlerin doğrudan muhataplarının da F. kulübünün o dönemki başkanı ve bir kısım yöneticisi olduğu, mahkememize açılan işbu davanın ise bu kişiler tarafından açılan bir dava olmadığı anlaşılmıştır. Davacı, olaydaki soruşturma ve kovuşturma işlem ve eylemlerinin doğrudan muhatabı olmadığından CMK’nın 141. ve 142. maddeleri uyarınca davacının doğrudan bir nedensellik bağı içinde zararı bulunmadığı ve davanın salt soruşturma veya kovuşturma sürecindeki savcı, hakim veya mahkeme kararlarına dayanmayıp, adli sürecin öncesini de kapsar nitelikteki idari eylemlere ilişkin olduğu, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarının adli kolluk hizmetiyle bağı bulunmayan ve hukuka aykırılık teşkil eden hizmet kusuru niteliğindeki işlem ve eylemlerine dayandığı anlaşılmakla davacının bahse konu bu işlem ve eylemlerden doğan zararları için Devletin hukuki sorumluluğuna başvurmasını konu edinen davasının idari yargıda görülmesi gereken bir tam yargı davası olduğu kanatine varılarak görev uyuşmazlığın giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. …”
5. Davacı vekilinin talebi üzerine, görevli yargı yerinin belirlenmesi için, İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.
6. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığınca, 2247 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcısının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı düşünceleri istenilmiştir.
c. BAŞSAVCILIK DÜŞÜNCELERİ
7- Danıştay Başsavcısı, uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğu yönünde yazılı düşünce bildirmiştir. Düşüncenin ilgili kısmı şöyledir:
“… 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2, maddesinde, idari dava türlerinin; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olduğu belirtilmiş ve idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiştir.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk âleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır.
Cumhuriyet Savcılarıla onlar adına işlem yapan kolluk personelinin yargılamadaki fonksiyonu geniş çerçevede bir kamu hizmeti olarak değerlendirilse de, somut olarak, ifa edilen yargı faal(yetinin bir parçası olduğunda ve yargısal işlem mahiyetini taşıdığında kuşku bulunmamaktadır. Esasen bu dunun, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tabii bir sonucu olup bağımsız bir erk olan yargının yargılama faaliyeti ile ilgili işlemlerinin, Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen idari işlemler kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya da faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da bu sorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idari yargı denetimi dışında tutulması gerektiği açıktır.
Dosyanın ve ilgili mevzuatın bir bütün olarak incelenip değerlendirilmesinden, somut olayda, soruşturmanın Cumhuriyet Savcılığı emrinde ve talimatıyla yapıldığı, tazminat istemine dayanak olduğu ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının savcılık tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecine yönelik olduğu, adli kolluk görevlilerince adli otoritelerin direktifleri altında yürütülen adli işlere mütaallik tahkikata ilişkin işlemler ile Cumhuriyet Savcılığının kamu davası açılması ya da açılmaması yönündeki kararlarının yargısal faaliyet kapsamında olduğunda kuşku bulunmadığı cihetle, yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya da faaliyetler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açıldığı anlaşılan davanın görüm ve çözümünün adli yargının görev alanına girdiği sonucuna varılmıştır. …”
8. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu yönünde yazılı düşünce bildirmiştir. Düşüncenin ilgili kısmı şöyledir:
“5271 sayılı Kanun’un 142. maddesine göre ağır ceza mahkemelerince hükme bağlanacak olan tazminat davaları istisna düzenleme niteliğinde olup hangi hâllerde hu davanın görüleceği anılan Kanun’un 141. maddesinde sayma suretiyle belirlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesinin birinci fıkrası incelendiğinde, uyuşmazlığa konu davanın konusunun hu fıkrada sayılan koruma tedbirlerinden hiçbirine dayanmadığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak., davanın aynı maddenin üçüncü fıkrası kapsamında kalıp kalmadığının da irdelenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda, bir davanın 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında görülebilmesi için, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle bir zararın doğmuş olması, diğer bir ifadeyle, tazminat talebine konu zararın bu karar veya işlemlerin sonucu olması gerekmektedir.
Somut olayda dava, F. Spor Kulübünün bir kısım yöneticileri hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinde, Cumhuriyet savcısı ve hâkimlerin bu kapsamda verdikleri kararlar dışında, Kulüp hakkında kolluk, Türkiye Futbol Federasyonu ve diğer kurumlar, yapılan işlemler ve verilen kararlardan dolayı F. Futbol A.Ş.’nin zarara uğradığından bahisle açıldığından, bu talebin 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen kararlar veya işlemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan bir dava olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir,
Bu durumda, dava konusu uyuşmazlığın hizmet kusuru esaslarına göre görülmesinin mümkün olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi, kamu hizmetini yürüten idarenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, idarenin personeli üzerindeki gözetim ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi neticesinde, kamu hizmetinin sunulması esnasında, hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi, kötü işlemesi gibi durumlar, idarenin hizmet kusuru olarak adlandırılır. Bu kapsamda bireyler nezdinde gerçekleşen zararlarında, idarenin kusura dayanan sorumluluğu veya kusursuz sorumluluğu sebebiyle tazmini gerekmektedir.
Davada, F. F. A.Ş.ye yönelik alarak, kolluğa ve Türkiye Futbol Federasyonuna kanunlarla ve diğer ikincil mevzuatla verilen görev ve yetkilerin kullanılması ya da kullanılmaması nedeniyle, ortaya çıkan mahrumiyet ve dolayısı ile hak kaybına sebep olan işlem ve eylemlerinden kaynaklandığı ileri sürülen maddi ve manevi zararda, idarenin hizmet kusuru veya başka nedenle sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir.
Belirtilen bu durum karşısında, davanın idare aleyhine açıldığı, davalı idarenin kamu tüzel kişiliği olup, işlem ve eylemlerinin kamusal nitelik taşıdığı, bu kapsamda bünyesinde istihdam ettiği kamu görevlisinin, görevi sırasında ve yetkilerini kullanırken kusurlu davranışta bulunup bulunmadığı, kusurlu davranışta bulunması hâlinde bu kusurun hizmet kusuru mu, yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusur mu olup olmadığı hususunun, idare hukuku esaslarına göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. …”
Uyuşmazlık Mahkemesinin 13.10.2025 tarihli ve 2025/399 E., 2025/652 K. sayılı, 03.03.2025 tarihli ve 2025/18 E., 2025/164 K sayılı kararlarında da benzer hususlar vurgulanmıştır.”
III. İLGİLİ HUKUK
9. T.C. Anayasası’nın ”Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:
”Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3!10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
10. Anayasa’nın “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 7. fıkrası şöyledir:
“İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
11. Anayasa’nın “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturmasında güvence” başlıklı 129. maddesinin 5. fıkrası şöyledir:
“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
12. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Kişilerin uğradıkları zararlar” başlıklı 13. maddesinin değişik 1. fıkrası şöyledir:
“(Değişik: 12/5/1982- 267016 md)
(Değişik birinci fıkra: 616/1990 – 3657/1 md.) Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kumumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”
13. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ”Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat’ üst başlığı altında yer alan ve “Tazminat İstemi” başlıklı 141. maddesi şöyledir:
“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
j) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakaanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veva korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) (Ek: 11/4/2013-6459/J 7 md) Yakalama, adli kontrol veva tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,
l) Ek:2/3/2024-7499/12 md.) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
Kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını; Devletten isteyebilirler.
(2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.
(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.
(4) ((Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.”
14. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat isteminin koşulları” başlıklı 142. maddesinin 1. ve 2. fıkraları şöyledir:
“(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.”
15. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuiyet savcısının görev ve yetkileri’‘ başlıklı 161. maddesinin ilgili ilk beş fıkrası şöyledir:
“(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
(5) Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında ise, hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır.”
16. 5271 sayılı Kanun’un “Adli kolluk ve görevi” başlıklı 164. maddesi şöyledir:
“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.
(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.
(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.”
17. 5271 sayılı Kanun’un “Diğer kolluk birimlerinin adlî kolluk görevi” başlıklı 165. maddesi şöyledir:
“(1) Gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi halinde, diğer kolluk birimleri de adlî kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda, kolluk görevlileri hakkında, adlî görevleri dolayısıyla bu Kanun hükümleri uygulanır.”
18. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrası şöyledir :
“1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:
a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
A. İlk İnceleme
19. Uyuşmazlık Mahkemesinin Rıdvan GÜLEÇ’in Başkanlığında, Üyeler Eyüp SARICALAR, Bayram ŞEN, Döndü Deniz BİLİR, Ahmet ARSLAN. Mahmut BALLI ve Bilal ÇALIŞKAN’ın katılımlarıyla yapılan 22/12/2025 tarihli toplantısında; 2247 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
20. 2247 sayılı Kanun’un 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli ve idari yargı mercilerinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir. Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
21. 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesindeki “Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
22. Kanun koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik karan veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
23. Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik karan verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ayrıca görevli merciin belirtilmesi için dava dosyasının re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir.
24. Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Kanun’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca da başvuruda bulunulduğu gözetilerek, adli yargı yerince verilen kararın ve sonrasında yapılan başvurunun 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliğiyle karar verildi.
B. Esasın İncelenmesi
25. Raportör-Hâkim Murat UÇUR’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ’nin davada idari yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın ise davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
26. Dava, o dönem emniyet mensubu olan FETÖ/PDY üyelerinin gerçekleştirildiği “3 Temmuz Şike Kumpası” sonucunda, davacı futbol kulübünün UEFA’dan elde edilemeyen gelirlerinin karşılığı olarak maddi tazminat ile uğranılan manevi zararlara karşılık olarak da manevi tazminatın, idarenin hizmet kusuru kapsamında tahsili istemiyle açılmıştır.
27. Dava dosyası incelendiğinde, dava dilekçesinde özetle; davacı futbol kulübünün şampiyonluğu ve UEFA Şampiyonlar Ligine doğrudan katılmasının tescilini takiben 0l/07/2011 tarihi ve devamında İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında yürütülen soruşturmalar çerçevesinde, 2011 yılının muhtelif tarihlerinde Türkiye Spor Toto Süper Liginde oynanan bazı maçlar bakımından F. ile bağlantılı kişilerce şike ya da teşvik primi faaliyetlerinde bulunulduğunun iddia edildiği, soruşturmanın (dönemin Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı) FETÖ/PDY üyesi Z. Ü. tarafından başlatıldığı, (dönemin Savcısı) üyesi M. B. tarafından soruşturmaya devam edilerek operasyonların başlatıldığı ve iddianame hazırlandığı, İçişleri Bakanlığına bağlı İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan D.05.l.EGM.4-34-33022 sayılı Emniyet (Polis) Fezlekesi doğrultusunda savcılık tarafından soruşturmanın başlatılmasının ardından, 05/07/2011 tarihinde F. yönetimi tarafından soruşturma ve operasyonlara ilişkin yayın yasağı getirilmesinin talep edildiği, ancak davacının bu yayın yasağı talebinin reddedildiği, aynı tarihte UEFA’nın, F.nin Şampiyonlar Ligine katılabileceğini açıkladığı, 07/07/2011 tarihinde dönemin F. yönetiminde yer alan kimi isimler ile 09/07/2011 tarihinde dönemin F. Başkanı A. Y.’ın tutuklandığı, davacı futbol kulübü hakkında yapılan disiplin soruşturmalarından bağımsız olarak 09/12/2011 tarihinde İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte ceza yargılamasının (Sözde Şike Davası) başladığı ve 02/07/2012 tarihinde mahkeme kararını açıklayarak F.li yöneticiler hakkında değişen miktarlarda hapis cezalarına hükmedildiği, bu dönemde her ne kadar davacı F. kulübü tarafından 3 Temmuz sürecinin bir kumpastan ibaret olduğu, F.ye operasyon yapıldığı ve verilen kararların haksız ve hukuka aykırı olduğu çokça kez dile getirilmiş olmasına rağmen, idare ve mahkemeler tarafından bu açıklamaların dikkate alınmadığı, yapılan soruşturma ve yargılama sürecinde yer alan polis, savcı ve hâkimlerin paralel devlet yapılanması (FETO içerisinde yer aldığının ortaya çıkması üzerine F. yöneticilerinin yeniden yargılanması yönündeki talebin kabul edildiği, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yeniden yargılama sonucunda tüm F. yöneticilerinin işledikleri iddia edilen tüm suçlardan nihai olarak beraat ettiği, F. yöneticilerinin sanık olarak yer aldıkları “sözde şike” davasından beraat etmeleri bir kenara, 3 Temmuz Şike Kumpasını gerçekleştiren İçişleri ve Adalet Bakanlığına bağlı polis, savcı ve hâkimlerin FETÖ içerisinde yer aldığı iddiasıyla başlayan, davacı F.nin müşteki sıfatıyla yer aldığı) soruşturma ve 5 yıl süren kovuşturma sürecinin de sona erdiği ve 88 sanığın yargılandığı İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/62 sayılı dosyasında (Kumpas Davası), mahkeme tarafından; birçok kişi hakkında çeşitli suçlardan (haberleşmenin gizliliğinin ihlali, resmi belgede sahtecilik, iftira, silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme) mahkumiyete karar verildiği; davacı futbol kulübünün aklanmış olsa da, 3 Temmuz Şike Kumpasının vuku bulması dolayısıyla madden ve manen büyük yara aldığı, davacının marka değerinin telafisi güç derecede zarar gördüğü, davacının marka değerinin telafisi güç derecede zarar gördüğü, sporcular kaybedildiği, finansal açıdan büyük kayıplar yaşandığı, ilgili dönemde, İçişleri Bakanlığının FETÖ üyesi oldukları tescillenen çalışanlarının yürütmüş olduğu işbu haksız ve tamamıyla F.yi ele geçirme amaçlı operasyonun sonucunda TFF Men Kararı ve UEFA Nihai Men Kararları verildiği ve F.nın sırasıyla 201l – 2012 ve 2014-2015 sezonlarında katılmaya hak kazandığı UEFA Şampiyonlar Ligine katılamadığı, bu nedenle de haksız şekilde bu katılımlardan doğacak tüm gelirlerden mahrum kaldığı, bu süreçte; TFF tarafından F.ye karşı olan yükümlülüklerin ağır şekilde ihlal edilerek; F.nin adil yargılanma, hukuki dinlenilme haklarının hiçe sayılarak, yalnızca F.ye kumpas düzenleyen şahıslar tarafından düzenlendiği anlaşılan Polis Fezlekesine dayanılarak 23 Ağustos 2011 tarihli kararı ile F. Futbol A Takımını 2011 – 2012 yılında UEFA Şampiyonlar Ligine katılmaktan men edilmesine karar verildiği, 2011 – 2012 yılına ilişkin haksız men kararı TFF tarafından verilmiş olduğundan, (zararın İçişleri Bakanlığı personelinin hukuka aykırı eylemleri sonucunda oluştuğunun aksinin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla) F. tarafından 2011-2012 yılında UEFA Şampiyonlar Liginde mücadele edilememesi nedeniyle uğranılan zararın TFF’den tazminini talep edildiği, derdest olan bu talebin Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.202l/356 saydı dosyası nezdinde görülmekte olduğu, belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davanın harca esas değerinin şimdilik 23.680.000 Euro ve 20.000.000 TL olduğu, davacı tarafından 31/05/2022 tarihinde 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin KHK’nın 11. ve 12. maddeleri uyarınca davalı idareye karşı idari sulh başvurusunda bulunulduğu, 3 Temmuz Şike Kumpasını düzenledikleri ortaya çıkan emniyet mensuplarının İçişleri Bakanlığına bağlı devlet görevlileri olduğu, hizmet kusuruna örnek teşkil edecek davranış şekillerinin şu şekilde olduğu; konuyla ilgili mevzuata, yerleşmiş içtihat ve uygulamalara uyulmaması, meslek ilke ve kurallarına ve hizmet gereklerine uyulmaması, gerekli teşkilatın tam olarak kurulmamış olması, yeterli sayıda ve kalitede personelin istihdam edilmemiş olması, personelin gerekli eğitime sahip olmaması, gerekli denetimlerin yeterince yapılmamış olması, hizmeti yürüten personelin, gerekli özen ve dikkati göstermemesi, İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk görevlilerinin görevleri sırasında işledikleri sabit olan ağır hizmet kusurları sonucunda kişi ve kurumların zarar görmesi halinde, bu durum bir hizmet kusuru olarak değerlendirilecek ve hizmet kusuru mağdurunun maddi ve manevi zararlarının karşılanmasının davalı idarenin sorumluluğunda olacağı, FETO üyesi emniyet mensuplarının 3 Temmuz kumpas sürecinde davacının adil yargılanma hakkını ihlal etmesi, resmi belgelerde sahtecilik yapmaları, iftira atmaları, FETÖ Silahlı Terör Örgütüne üye olmaları, haksız yere F. başkanı ve yöneticilerini ifşa etmeleri, mevzuata aykırı bir süreç yönetmesi şeklindeki eylemlerinin açıkça hizmet kusurunu oluşturduğu, bu eylemlerin yukarıda yer alan; konuyla ilgili mevzuata, yerleşmiş içtihat ve uygulamalara uyumaması, meslek ilke ve kurallarına ve hizmet gereklerine uyulmaması ve hizmeti yürüten personelin, gerekli özen ve dikkati göstermemesi şeklindeki davranış şekillerine girdiği, 3 Temmuz Şike Kumpasını düzenleyen İçişleri Bakanlığı mensubu şahısların FETÖ üyesi olduğu, Devlet tarafından FETÖ üyesi kimselerin 15 Temmuz 2016 tarihinde vermiş olduğu tahribatlara yönelik olarak ortaya çıkan zararları tazmin edilmeye çalışılmakta olduğu ve Devletin bu konuda oldukça hassas davrandığı, bu doğrultuda düzenlenen 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) FFTÖ üyesi kimseler tarafından verilen zararlar neticesinde malul/gazi olanlara veya hayatını kaybeden sivillerin yakınlarına aylıklar bağlanması, nakdi tazminat ve çeşitli yardımların yapılması gibi düzenlemelerin yer aldığı, Devletin, FETÖ üyeleri tarafından oluşturulan zararları tazmin etme gibi bir eğilimi olduğu işbu KHK’dan da açıkça anlaşıldığı, davacının da doğrudan FETÖ üyesi emniyet mensuplarının resmi belgede sahtecilik, iftira, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve ifşa teşkil eden eylemleri neticesinde zararlara uğradığı, Kumpas Davasında tesis edilen karar incelendiğinde, idarenin “ağır hizmet kusuru” teşkil eden eylemleri sonucunda davacı F.nin “şikeci kulüp” damgası yediği, 3 Temmuz Şike Kumpası sürecinde kolluk kuvvetleri tarafından sahte ve hukuka aykırı olarak üretilen deliller ile F. hakkında soruşturma yürütülmesi suçluluğu ispatlanmadan hakkında müeyyide uygulanması ve savunma hakkının kısıtlanması, haberleşme gizliliğinin ihlal edilmesi gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde davacının AİHS ile güvence altına alınan en temel haklarının hiçe sayıldığı, tüm bu hususların başvuruya konu idari eylemlerin haksızlığını ve hukuka aykırılığını AİHS bağlamında da ortaya koyar nitelikte olduğunu, somut durumda olduğu gibi eylemin idariğinin öğrenilmesinin ceza mahkemesi yargılamalarıyla ortaya çıktığı durumlarda, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde (dolasıyla 656 sayılı KHK’nın 12. maddesinde) belirtilen idareye başvuru süresinin bu ceza yargılamalarında verilen ceza kararlarının kesinleştiği tarihte başlayacağı konusunda herhangi bir tartışma bulunmadığı, Danıştayın yerleşik görüşleri somut duruma uygulandığında idareye yapılan sulh başvurusunun kanuni süresinde açıldığının anlaşıldığı, tazminat talebine konu zarara sebebiyet veren İçişleri Bakanlığı mensuplarının yargılandığı ve cezaya mahkum edildileri Kumpas Davasında kararın 04/06/2021 tarihinde verilmekle, henüz kesinleşmemiş durumda olduğu, F.ye kumpas kurarak mağduriyetine yol açan ve sonradan FETÖ üyesi oldukları mahkeme kararı ile tescillenen İçişleri Bakanlığına bağlı ve birçoğu kaçak durumdaki emniyet mensuplarının haksız ve kasıtlı şekilde yerine getirmiş oldukları, ağır hizmet kusuru niteliğindeki idari işlem ve eylemler sonucunda davacının telafisi imkansız zararlara uğradığı iddia edilerek maddi ve manevi tazminatın ödenmesi ile davacıya itibarın iadesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
28. Dava dilekçesinde görüldüğü üzere; davacının müspet zararın tazmini istemiyle zarara doğrudan sebebiyet veren kararları alan Türkiye Futbol Federasyonuna karşı adli yargıda ayrı bir dava açıldığı ve davanın halen görülmekte olduğu, davacının özellikle FETÖ/PDY üyesi oldukları kesinleşmiş yargı kararlan ile tespit edilen o dönemki bir kısım emniyet personelinin ağır hizmet kusurundan kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle, tahsilde tekerrüre sebep olmayacak şekilde, bu personelin bağlı bulunduğu İçişleri Bakanlığına karşı ayrı/müstakil bir dava açıldığı ve Uyuşmazlık Mahkemesi önündeki olumsuz görev uyuşmazlığının, bu dava kapsamında ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durumda, açılan soruşturma kapsamında adli kolluk olarak görevlendirilen emniyet personelinin eylem ve işlemlerinin yargısal faaliyet kapsamında olup olmadığı, bu belirlemeye göre de meydana gelen zarar ile bu eylem ya da işlemler arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı, eğer yargısal faaliyet olduğu kanaatine varılırsa bunun koruma tedbirlerine ilişkin olup olmadığı ve TFF’nin zararı doğuran kararları ile bunun arasında bağlantı olup olmadığı ortaya konulmalıdır.
29. Kamu hizmetini yürüten davalının bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle aydan davada, idarenin personeli üzerindeki gözetim ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi neticesinde, kamu hizmetinin sunulması esnasında, hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi, kötü işlemesi gibi durumlar, idarenin hizmet kusuru olarak adlandırılır. Bu kapsamda bireyler nezdinde gerçekleşen zararların da, idarenin kusura dayanan sorumluluğu veya kusursuz sorumluluğu sebebiyle tazmini gerekmektedir.
30. Yukarıda belirtilen Anayasal düzenlemelere göre; “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince fonksiyonel bakımdan yargı organı yasama ve yürütmeden ayrı tutulmuş olup, bağımsız bir organ olan yargının yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmediği ve bu nedenle yargısal işlemler dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağı açıktır. Bu durum, Ülkemiz yargı sisteminin dayandığı “yargı ayrılığı” ve “adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı bağımsızlığı” ilkelerinin de doğal bir sonucudur.
31. Yargısal faaliyet, soyut hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından, yargısal usullere uyularak, somut bir olaya veya ilişkiye uygulanması şeklinde tanımlanmaktadır. Yukarıda yer alan mevzuata göre de, yargı erki içerisinde görev alan hakimlerin, mahkemelerin ve savcıların her işlemi yargısal faaliyet değildir. Hâkim ve savcılar, yargısal fonksiyonlarını yerine getirirken bir kısım idari işleri ve işlemleri de yapmak zorundadırlar. Bunlardan birisi de, adli kolluğun gözetimi ve denetimidir.
32. Yukarıda aktarılan 5271 sayılı Kanun’un ilgili hükümleriyle, yalnızca ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında yargısal faaliyetten veya yargı kararına istinaden gerçekleştirilen adli kolluk işlem ve eylemlerinden kaynaklanan zararların tazminine yönelik davaların adli yargı yerince çözümlenmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla adli kolluk hizmetiyle bağı kesilen, hizmet sunumundaki kusurlardan ve hizmet kusuru olarak nitelenen eylem ve işlemlerden doğduğu iddia edilen zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıkların, idari faaliyet alanına ilişkin olması ve özel bir yasa hükmü bulunmaması nedeniyle idare hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde idari yargı yerlerince çözümlenmesi gerekmektedir. Nitekim, Kanun gerekçesinde ve bölümün madde başlığında da (koruma tedbirleri nedeniyle tazminat) bu hususa vurgu yapılmaktadır. Somut olayda da, TFF’nin zararı doğuran kararlarının polis fezlekesindeki sözde maddi olgular göz önünde bulundurularak alındığı söylenebilirse de, kararların re’sen alındığı, bir başka deyişle, herhangi bir savcılık ya da mahkeme kararına dayanılmadığı, dolayısıyla da 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen “koruma tedbirleri nedeniyle” bir zararın doğmadığı anlaşılmaktadır.
33. Davalı idareye o dönem bağlı olan ve FETÖ/PDY üyesi oldukları belirlenen adli kolluk görevlilerince hazırlanan polis fezlekesine dayanılarak uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan bu davada; davacı tarafından idareye atfedilen kusurun, yargılama faaliyetine bağlı adli kolluk hizmetinden değil, tamamen yargılama faaliyeti dışında ve adli kolluk hizmetinden bağımsız olarak, idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, personelde ya da işleyişinde gereken emir, direktif ve talimatların verilmemesi, gözetim ve denetimin yapılmaması, gereken tedbirlerin alınmaması sonucu oluşan bir takım aksaklık ve özensizlik sonucu ortaya çıktığı ve bu haliyle bir hizmet kusuru niteliğinde olduğunun öne sürüldüğü anlaşılmaktadır.
34. Belirtilen bu durum karşısında, davanın idare aleyhine açıldığı, davalı idarenin kamu tüzel kişiliği olup, işlem ve eylemlerinin kamusal nitelik taşıdığı, bu kapsamda bünyesinde istihdam ettiği kamu görevlisinin, görevi sırasında ve yetkilerim kullanırken kusurlu davranışta bulunup bulunmadığı, kusurlu davranışta bulunması halinde bu kusurun hizmet kusuru mu, yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusur mu olup olmadığı konusunun, idare hukuku esaslarına göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
35. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak; İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin yönteme aykırı başvurusunun kabulü ile İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen 09/09/2022 tarih ve E.2022/l797, K.2022/1423 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A Davanın çözümünde İDARİ YARGININ GÖREVLİ OLDUĞUNA,
B. İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin yönteme aykırı BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen 09/09/2022 tarih ve E.2022/1797, K.2022/l423 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASlNA,
22/12/2025 tarihinde, Başkan Rıdvan GÜLEÇ, Üyeler Ahmet ARSLAN ve Mahmut BALLI’’nın KARŞI OYLARI ve OYÇOKLUĞU ile ile KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan – Rıdvan Güleç
Üye – Eyüp Sarıcalar
Üye – Bayram Şen
Üye – Döndü Deniz Bilir
Üye – Ahmet Arslan
Üye – Mahmut Ballı
Üye – Bilal Çalışkan
KARŞI OY
Dava. 3 Temmuz 2011 tarihi ve devamında İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında yürütülen soruşturmalar sürecinde uğranıldığı iddia edilen zarara karşılık UEFA’dan elde edilemeyen gelirler için şimdilik 100.000 Euro’nun 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplanacak TL karşılığının ödenmesine, elde edilemeyen bilet, bahis ve sponsorluk gelirleri için şimdilik 100.000 TL maddi tazminat ve 100.000.000 TL manevi tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine ve itibarın iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kişinin, Resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmüne,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tanımlar başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında Bu Kanunun uygulanmasında;… e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, f) Kovuştuma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi, ifade eder, “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinde “(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”;
“Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri” başlıklı 161. Maddesinde (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
(5) Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında ise, hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır. (…)”;
Adli kolluk ve görevi” başlıklı 164. Maddesinde “(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.
(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.
(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.” hükümlerine yer verilmiştir.
3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun “Emniyet Teşkilatı Bölümleri” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında “Polis: İdari, siyasi ve adli kısımlara ayrılır.”;
9. maddesinde “A) İdari polis, içtimai ve umumi intizamı temin etmekle mükellef olan kısımdır.
B) Siyasi polis, Devletin umumi emniyetine taallük eden işlerle mükellef olan kısımdır.
C) Adli polis; asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde, adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Umum Müdürlüğünce kadrodan ayrılan bir kısımdır.
Tam teşekküllü bir kadrodan daha az kuvvette olan polis teşekküllerinin tamamı veya bir kısmı adli polis olarak tefrik edilebilir.”;
10. maddesinde “Adli polis toplu olarak veya mıntakalara ihtiyaç nisbetinde tevzi edilmiş bir halde bulundurulur.
Adli polis, adli tahkikat vazifeleri haricindeki hizmetlerde, mafevklerinin emrindedir.”;
12. maddesinde “Adli işlere mütaallik tahkikat; salahiyetli adli otoritelerin direktifleri altında ve kanunlarına tevfikan yalnız adli zabıtaya yaptırılır. Polis teşkilatı yapılmıyan yerlerde teşkilat yapılıncaya kadar adli polis vazifeleri diğer zabıta tarafından yapılır. İdari zabıta adli zabıtaya icabında veya Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebi üzerine yardımla mükelleftir.
İdari polis adli zabıta vazifesini tahrik eden herhangi bir hal karşısında kaldığı takdirde bir taraftan adli zabıta vazifesini ifa etmekle beraber, diğer taraftan adli zabıtayı haberdar eder ve adli zabıta gelince işi ona devreder. Adli zabıta vazifesini gerek aslen ve gerek yardım suretile gören zabıta memurları hakkında bu vazifeden mütevellit suçlardan dolayı Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununa göre takibat yapılır.” hükümleri yer almıştır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 2. maddesinde “Polisin genel emniyetle ilgili görevleri iki kısımdır.
A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmıyan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak,[5]
B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak,” hükmüne yer verilmiştir.
5271 sayılı Kanun’un “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” üst başlığı altında düzenlenen “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesinde “(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.
(4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.”;
“Tazminat isteminin koşulları” başlıklı 142. maddesinde ” (1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.” kuralı yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulu Kanunu’nun 2. maddesinde, idari dava türlerinin; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olduğu belirtilmiş ve idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiştir.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk âleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2., 141., ve 142. maddelerindeki düzenlemeler ile Adli Kolluk Yönetmeliği kapsamında dava konusu olay ele alındığında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde, soruşturmanın; kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, kovuşturmanın, iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiğinin belirtildiği, davacının tazminat talebine dayanak hukuka aykırılık iddialarının; İçişleri Bakanlığına bağlı İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan B.05.l.EGM.4-34-33022 sayılı Emniyet Fezlekesi (Polis Fezlekesi) doğrultusunda savcılık tarafından soruşturmanın başlatılması, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte ceza yargılanmasına (Sözde Şike Davası olarak nitelendirilen dava) başlanılması ve 2 Temmuz 2012 tarihinde mahkeme kararının açıklanarak F.li yöneticiler hakkında değişen miktarlarda hapis cezalarına hükmedilmesi, FETÖ üyesi emniyet mensuplarının 3 Temmuz kumpas sürecinde davacının adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, resmi belgelerde sahtecilik yapılması, iftira atılması, FETÖ Silahlı Terör Örgütüne üye olunması, haksız yere F. başkan ve yöneticilerinin ifşa edilmesi, mevzuata aykırı bir süreç yönetilmesi şeklindeki eylemlerinin açıkça hizmet kusurunu oluşturması, Temmuz Şike Kumpası sürecinde kolluk kuvvetleri tarafından sahte ve hukuka aylan olarak üretilen deliller ile F. hakkında soruşturma yürütülmesi, suçluluğu ispatlanmadan hakkında müeyyide uygulanması ve savunma haklarının kısıtlanması ve haberleşme gizliliğinin ihlal edilmesi gerekçelerine dayandırıldığı, ancak ileri sürülen bahsi geçen iddiaların soruşturma ve kovuşturma süreçlerine ilişkin olarak adli yargıda yürütülen yargı faaliyetine yönelik olduğu görülmektedir.
Dosyanın ve ilgili mevzuatın bir bütün olarak incelenip değerlendirilmesinden, davacının tazminat istemlerine dayanak olduğunu ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarının esasen savcılık tarafından yürütülen soruşturma ve ceza mahkemesince yürütülen kovuşturma sürecine yönelik olduğu, anılan işlem ve eylemlerin hukuki denetiminin ise bu süreci yürüten adli yargı organlarınca yapılması gerektiği, kaldı ki davacının yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ve faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasına yönelik iddialarının denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bu işlem ve eylemlerin idari yargı denetimi dışında tutulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davanın yargısal denetiminin 5271 sayılı Kanun’un 141 ve 142 nci maddeleri uyarınca adli yargı yerlerinde yapılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevinde bulunduğundan uyuşmazlığın çözümünde idari yargıyı görevli kabul eden çoğunluğun kararma katılmıyoruz.
Başkan – Rıdvan Güleç
Üye – Ahmet Arslan
Üye – Mahmut Ballı

Yorumunuzu Paylaşın