Yazar: Mert Yaşar

TÜRKİYE DOPİNGLE MÜCADELE TALİMATINDA DEĞİŞİKLİK

Türkiye Dopingle Mücadele Komiyonu, bugün Twitter hesabında Türkiye Dopingle Mücadele Talimatı’nın değiştirildiğini duyurdu.

Komisyonun sitesinde yayınlanan açıklama aşağıdaki gibidir:

TÜRKİYE DOPİNGLE MÜCADELE TALİMATINDA DEĞİŞİKLİK

Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu 2019 yılı başında Dünya Dopingle Mücadele Kuralları (Code) ile uyumluluk açısından Dünya Dopingle Mücadele Ajansı’nın (WADA) yetkili birimleri tarafından yerinde denetime tabi tutulmuş ve denetim neticesinde Dünya Dopingle Mücadele Ajansı Denetim Çalışma Grubu tarafından Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonunun, yapısı, işleyişi, Türkiye’deki dopingle mücadele faaliyetlerinin yürütülmesi ve dopingle mücadele disiplin yargılamaları başta olmak üzere toplam 400’e yakın kriter dikkate alınarak  düzeltici eylem planını içerir rapor hazırlanmıştır.

Raporda yer alan düzeltici eylemlerden “kritik” başlığıyla ve düzeltilmemesi halinde Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu ve dolayısıyla da Türkiye’nin “dopingle mücadele kurallarıyla uyumsuz” ilan edilmesi sonucunu doğuracak, dopingle mücadele disiplin yargılamasının uluslararası kurallara uygun, tarafsız, tek bir çatı altında, adil yargılanma ilkelerine bağlı ve uzmanlaşmış bir yapıya kavuşturulması hususuna ilişkin olarak; Dünya Dopingle Mücadele Ajansı ile yürütülen yoğun bir çalışma ve görüş alışverişi neticesinde, Türkiye Dopingle Mücadele Talimatının, 7.9, 8 ve 13. maddelerinde değişikliğe gidilmesi yönünde çalışmalar tamamlanmış ve Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu Yönetim Kurulunun 17.09.2019 tarih ve 32 sayılı toplantısında değişiklik onaylanmıştır.

Değişiklik ile; Türkiye Dopingle Mücadele Talimatında hüküm altına alınmış ihlallere ilişkin olarak yürütülecek dopingle mücadele disiplin yargılaması konusunda, 2 (iki) ay içerisinde oluşturulacak Dopingle Mücadele Disiplin Kurulu ve Dopingle Mücadele İtiraz Kurulu tek yetkili yargı mercileri olarak belirlenmiştir. Yapılan bu değişiklik Dünya Dopingle Mücadele Ajansı tarafından da uygun görülmüş, Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu ve dolayısıyla da Türkiye’nin “dopingle mücadele kurallarıyla uyumsuz” ilan edilmesi sonucu ortadan kaldırılmış ve durum Dünya Dopingle Mücadele Ajansı tarafından teyit edilmiştir.

Dopingle Mücadele Disiplin Kurulu ve Dopingle Mücadele İtiraz Kurulunun oluşturulması için belirlenen 2 (iki) aylık süre boyunca değişiklikten önce uygulanmakta olan, ilgili ulusal spor federasyonlarının disiplin kurulları ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurullarının yetkileri devam edecek olup, dopingle mücadele disiplin yargılaması kurullarının oluşturulmasına ilişkin bilgilendirme resmi internet sayfamız (www.tdmk.org.tr) aracılığıyla spor kamuoyuna duyurulacaktır.

Saygılarımızla,

Türkiye Dopingle Mücadele Talimatının son haline aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Türkiye Dopingle Mücadele Talimatı 17 Eylül 2019

Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku ve Yönetimi Sertifika Programı Kayıtları Başladı.

Benim de eğitmenleri arasında olduğum Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku ve Yönetimi Sertifika Programı’nda 2019-2020 dönemi için kayıtlar açıldı.

Programın kapsamı, kayıt şartları ve burs sınavı ile ilgili açıklamalar Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi’nin sitesinde yayınlandı.

Spor hukuku ve spor yönetimi ile ilgileniyorsanız bu programı öneririm.

Görüşmek üzere.

Türkiye Bisiklet Federasyonu, Kadınları Tanımıyor

Ağustos ayında Resmî Gazete‘de Türkiye Bisiklet Federasyonu Ana Statüsünün Değiştirilmesi Hakkında Ana Statü yayımlandı.

Bu ana statü değişikliği hem usul hem de esas (içerik) açısından sorunlu.

Okumaya devam et “Türkiye Bisiklet Federasyonu, Kadınları Tanımıyor”

Ankara Üniversitesi Dopingle Mücadele Merkezi’nin İçini Boşalttılar

Geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete’de bir yönetmelik değişikliği okudum. Okurken üzüldüm.

4 sene önce, 2015 yılında, Ankara Üniversitesi bünyesinde Dopingle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi kurulmuştu.

Bu merkezin kurulması önemli bir adımdı. Devletten bağımsız ve tarafsız şekilde dopingle ilgili araştırma yapılabilecekti. Hacettepe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Doping Kontrol Merkezi‘nin (TDKM) sicili iyi değildi. Üstelik TDKM, doping kontrolleri yapıyordu. Usulü kendisi belirliyordu. Kimse bu merkezi eleştirmiyordu. TDKM, spor camiasını dopingle ilgili bilgilendirmiyordu. Gizli kapaklı iş çeviriyordu.

Ankara Üniversitesi‘nde doping araştırma merkezi kurulunca sevinmiştim ancak bu sevinç uzun sürmedi. Bu merkez hiçbir iş yapmadı. Merkez bünyesinde ne yapıldığını kimse görmedi. Bugün Ankara Üniversitesi‘nin sitesinde girip “Araştırma, Uygulama ve Eğitim Merkezleri” sayfasını açtığınızda çeşitli merkezlerin listesini görürsünüz. Bu listede çoğu merkezin kendi sitesine/sayfasına link verilmiş ancak Dopingle Mücadele, Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin linki yok. Üniversite bu merkez için site/sayfa açmamış. Merkezin sadece adı var. Hiçbir icraatı yok.

14 Eylül’de Resmî Gazete‘de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile, merkezin adı ve amaçları değiştirildi. Merkezin adına “bağımlılık ve” eklendi.  Merkezin yeni adı, “ANKARA ÜNİVERSİTESİ BAĞIMLILIK VE DOPİNGLE MÜCADELE UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ” oldu.

Bu değişiklik ile, dopingle mücadelenin sadece kağıt üzerinde kaldığını görüyoruz. Zira bağımlılık ve doping ile mücadele farklı konulardır. Uzmanlıkları , muhatapları ve faaliyet alanları çok farklıdır. Bu iki uzmanlığın tek çatı altında toplanması doğru değildir.

Anlaşılan, Ankara Üniversitesi‘nin dopingle mücadele etmek gibi bir derdi yok. Yönetmelik değişikliğini de laf olsun diye yapmışlar. Yukarıda bahsettiğim merkezler sayfasında, yönetmelik değişikliği işlenmemiş. Merkezin adı güncellenmemiş.

Devlet destekli dopingin had safhada olduğu, Türkiye Doping Kontrol Merkezi‘nin ve Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu‘nun WADA (Dünya Dopingle Mücadele Ajansı) mevzuatı ve özellikle WADA Kodu ile ilgisiz ve bu Kod’a aykırı işler çevirdiği bir ülkede sadece bir üniversitede dopingle mücadele merkezi olması üzücü idi. Bugün tek merkezimizi de kaybetmiş olduk.

Şike ile Mücadele mi, Yolsuzluk mu?

Türkiye’de spor kamuoyu iki haftadır Spor Tahkim Mahkemesi‘nin (CAS) kararını tartışıyor.

CAS, Trabzonspor‘un FIFA, Türkiye Futbol Federasyonu ve Fenerbahçe’ye karşı yaptığı başvuruyu reddetti.

CAS, kararını bir basın bülteni ile duyurdu.

Basın bülteninde özetle,

  • Fenerbahçe‘nin şike yapması sebebiyle Trabzonspor’un doğrudan, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın şampiyon ilan edilmesini sağlayan bir düzenleme bulunmadığı,
  • Trabzonspor‘un sürecin tarafı olmadığı, kurumların verdiği kararlardan doğrudan etkilenmediği; bu sebeple Trabzonspor‘un TFF ve Fenerbahçe‘nin cezalandırılması için FIFA‘ya başvurmasında hukuki yararı olmadığı,

belirtildi.

CAS‘ın basın bülteni yayınlanır yayınlanmaz, kulüplerden karşılıklı açıklamalar geldi.

Fenerbahçe, “alın teri ile kazandıkları 2010-2011 sezonu şampiyonluğunun ‘bir kez daha’ tescillendiğini” açıkladı. Oysa CAS‘ın basın bülteninde bile Fenerbahçe’nin şike faaliyetlerinde bulunduğu ifade edilmişti.

Trabzonspor ise, çok ağır bir açıklama yayınladı.

Trabzonspor, CAS‘ın kararını komik ve hukukla izah edilemez olarak nitelendirdi. Kulüp, “Avrupa futbolunu yönetme iddiasındaki UEFA’nın, dünya futbolunu yönetme iddiasındaki FIFA’nın ve yaşanan adaletsizlikleri ortadan kaldırma iddiasındaki Spor Tahkim Mahkemesi CAS’ın, tarihin en belirgin emek hırsızlığı karşısında tarihi bir sorumluluk üstlenmek yerine asla unutulmayacak bir garabetin öznesi haline geldiklerini” iddia etti.

CAS‘ın basın bülteni pek açık olmadığı için, basın bültenindeki ifadeler tartışılmaya başlandı. Özellikle TFF ve Fenerbahçe‘ye ceza verilmesi talebinin reddi gerekçesi pek mantıklı gelmedi. Bırakalım Trabzonspor’un başvurmasını, CAS‘ın Türkiye’deki şike süreci ile ilgili kararları yayınlandıktan sonra FIFA‘nın re’sen (görevi gereği) Fenerbahçe ve TFF hakkında soruşturma açması ve özellikle TFF‘yi cezalandırması gerekiyordu.

CAS‘ın FIFA Disiplin Talimatı’nı nasıl yorumladığı basın bülteninden anlaşılmıyordu.

CAS‘ın kararındaki detaylar bilinmediği için tartışma havada kaldı. Bir kesim, Trabzonspor yönetimini suçladı. Yönetimin davaya sahip çıkmadığını, bütün taleplerin dilekçeye yazılmadığını ileri sürenler oldu. Hatta işi daha ileri götürüp, taraf ehliyeti olmadığını bile bile CAS‘a başvurulduğunu ve kulübün büyük ekonomik zarara uğratıldığını iddia eden avukatlar ortamı iyice gerdiler.

Birkaç gün geçmeden CAS kararının detayları ortaya çıkmaya başladı.

Önce süreci yakından bilen ve kulübe hukuki destek veren Avukat Hakan Orhan, CAS kararını bir gazete için yorumladı.

YABANCI UZMANDAN TEPKİ

CAS kararı sadece Türkiye’de tartışılmadı. CAS‘ın basın bülteni yurtdışında da tepkiyle karşılandı.

En sert tepki Kanada’dan geldi.

Kanada Spor Hukuku Derneği başkanı, Kanada Futbol Federasyonu eski yönetim kurulu üyesi, spor hukuku profesörü Amélia S. Fouques, önce basın bülteni hakkında tweetler yazdı. Fouques, bir şekilde CAS’ın kararını elde ettikten sonra kararla ilgili çok uzun bir yazı kaleme aldı.

FIFA, Şikeyle Mücadelede Ciddi mi?” başlıklı yazıda, Fouques, hem FIFA hem de CAS‘ı ağır dille eleştirdi.

Fouques, özetle,

  • Dünya futbolunu yöneten ve üyesi federasyonlar için futbolu koruma görevi olan FIFA‘nın görevini ihmal ettiğini, ceza verme yükümlülüğü öngören Talimat hükümlerini uygulamadığını, yolsuz davrandığını, şikeyi neredeyse serbest bıraktığını;
  • FIFA Disiplin Talimatı‘nın şike yapanlara ve şikeyle mücadele etmeyi reddeden federasyonlara ceza verilmesini öngören düzenlemelere rağmen, CAS‘ın bu düzenlemelerin FIFA’yı ceza vermeye zorlamadığını iddia etmesinin FIFA‘nın saygınlığını ve güvenirliğine zarar vereceğini; FIFA‘nın kendi mevzuatını uygulamaktan imtina etmesi halinde, FIFA‘nın, kurulma amacını ve FIFA‘nın varlığını tehlike altına sokacağını,
  • TFF Süper Lig şampiyonluk kupasının, şike yaptığı CAS kararlarıyla belgelenen Fenerbahçe‘den alınıp Trabzonspor‘a verilmesinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu; bu konuda özel bir düzenleme aranmasının anlaşılmaz olduğunu, zira benzer bir suç olan dopingte doping yapan sporcuların derecelerinin ortadan kaldırılıp onların yerine arkadaki sporcuların getirilmesi ve ödüllerin o sporculara verilmesi için özel düzenleme aranmadığını,
  • Şikenin, sporun düşmanı ve karşı takıma saygısızlık olduğunu; şikenin açıkça ortaya çıkmasından sonra federasyonlardan kararlı adımlar beklendiğini,
  • CAS‘ın şeffaf davranmadığını, duruşma tarihini bile yayınlamaktan kaçındığını,
  • Trabzonspor‘un açık yargılama, duruşma, tanık (özellikle  FIFA Disiplin Kurulu başkan ve üyelerini) dinletme taleplerini reddeden CAS‘ın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini,
  • Şikeden mağdur olmuş ve adalet arayan bir kulübün kendisine gelmesi halinde, o kulübe ‘bu işi unut! Paran sende kalsın. Dava 10 yıl sürecek ve kaybedeceksin. Üstelik yargılama masraflarına da sen katlanacaksın‘ diyeceğini,
  • FIFA‘nın Disiplin Talimatı’nı değiştirmesi ve şikeden ötürü kusursuz sorumluluk rejimini hayata geçirmesi gerektiğini,
  • Trabzonspor‘un hak ettiği adaleti elde etmesini dilediğini; bunun sadece Trabzonspor için değil, futbol ailesi ile birlikte ayrıca temiz oynayan ve  sporda ahlakı ve sporcuları koruması beklenen uluslararası federasyonlar tarafından haksızlığa uğratılan sporcular için büyük bir zafer olacağını

yazdı.

Fouques‘un yazısı, spor yönetimi ve spor tahkimi açısından çok önemli. Yabancı hukukçular, spor insanları bu yazıya yorum yapıyor ve yazıyı paylaşıyorlar.

O yazı, Türkiye’de de sosyal medyada paylaşılıyor. Yabancı dil bilmeyen taraftarlar yazının içeriğini öğrenmek için yoğun çaba harcıyorlar. Bazı taraftarlar, Trabzonspor yönetiminin bu yazıyı tercüme ederek yayınlamasını ve hatta Fouques‘u Türkiye’ye davet edip ona konferans verdirmesini önerdiler.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Trabzonspor, CAS‘ın kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesi‘nde iptal davası açacaktır. Mahkemeden olumsuz karar çıkarsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne başvurabilir. Bu süreçte Trabzonspor taraftarları da Avrupa’nın dört bir yanında gösteri yapmaya devam edeceklerdir. Dünyaca ünlü, başarılı ve etkili bir spor hukukçusunun Trabzonspor‘a destek vermesi ve Trabzonspor‘dan bağımsız olarak FIFA ve CAS ile uğraşması dünya spor kamuoyunun Trabzonspor davası ile ilgilenmesini sağlayabilir.