Spor Hakemleri De Vergi Ödeyecekler

Bugüne kadar spor karşılaşmalarını yöneten hakemlere ödenen ücretler gelir vergisinden müstesna idi. Hakemler, kendilerine ödenen ücretler üzerinden vergi ödemiyorlardı.

Bugün Resmî Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Kanun ile, hakemler için getirilen vergi ayrıcalığı kısıtlandı (md. 12). Gelir Vergisi Kanunu‘nun 29’uncu maddesinde yapılan değişiklikle, bundan böyle sadece amatör spor yarışmalarını yöneten hakemlere ödenen ücretler gelir vergisinden müstesna tutulacak. Profesyonel spor yarışmalarını yöneten hakemler gelir vergisi ödeyecekler. Profesyonel futbol liglerinde hakemlik yapanlar ile basketbol ve voleybol spor dallarının en üst liglerinde görev alan hakemlere ödenen ücretler gelir vergisine tabi olacak.

Kanunda sadece basketbol ve voleybol spor dallarının en üst ligleri ile sınırlı düzenleme getirilmesi doğru olmamış. Basketbol ve voleybolda alt liglerde profesyonel sporcular mücadele ediyorlar. Bu ligler aslında profesyonel. Sebebini kimse bilmiyor ama her nedense Gençlik ve Spor Bakanlığı bu ligleri profesyonel lig olarak nitelendirmiyor.

Profesyonel faaliyet gösteren teknik direktör, sporcu ve hakemlerin vergilendirilmeleri gerekir. Vergi oranı ise ayrıcalıklı olmamalıdır. Umarım ilerleyen günlerde spor sektöründe faaliyet gösteren profesyoneller, hepimizle eşit muameleye tabi tutulurlar.

“Futbolcu Menajerlik Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir”

T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/744 Esas
KARAR NO : 2019/872

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 03/10/2019
KARAR TARİHİ : 07/10/2019
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2019

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan incelemesi sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Okumaya devam et ““Futbolcu Menajerlik Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir””

Kulüplere Bağlı Profesyonel Sporcular, İşçidir

Geçen gün bir meslektaşımın “sporcu alacaklarınının tahsili” ile ilgili yazısını okudum. Yazısında çeşitli yollardan bahsettikten sonra, dava yoluna gidilmesi tercih edilirse, sporcu işçi sayılmadığı için davanın asliye hukuk mahkemesinde açılması gerektiğini savunmuş.

Bu hataya sık sık şahit oluyorum.

Sporcunun niteliği ve sporcu alacaklarının taleplerinde görevli mahkemenin tespiti konusunda iki büyük hata yapılıyor.

KULÜPLERE BAĞLI ÇALIŞAN PROFESYONEL SPORCULAR İŞÇİDİR

Bazı hukukçularımız, profesyonel sporcu ile kulübü arasındaki sözleşmeyi yanlış değerlendiriyorlar.

Geçen sene bir radyo programına katılan bir spor hukukçusu “basketbolcular, voleybolcular işçi olarak değerlendirilir ancak futbolcular işçi değildir. Milyonlarca TL kazanan işçi gördünüz mü?” demişti.

Bu, çok vahim bir yanlış.

Bir sözleşmeyi nitelendirirken, tarafların ne kadar para kazandığına bakılmaz. Taraflar arasındaki ilişki dikkate alınır. Üstelik çok para kazanan sporcu, işçi değil ise; az para kazanan sporcu mu işçi olacak? İkisi de profesyonel sporcu! Ayrıca bugün voleybolcular, basketbolcular da çok para kazanıyorlar. Ücret karşılığı çalışan sporcuları liglerine ve branşlarına göre mi sınıflandıracağız?

Türk Borçlar Kanunu’nda genel hizmet sözleşmesinin tanımı açıkça verilmiş: “Genel hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”

Kanundaki tanım, profesyonel sporcu ile kulübü arasındaki ilişkiyi tanımlıyor. Taraflar arasında hiyerarşik ilişki var. Sporcu, kulübe bağımlı faaliyet gösteriyor. Sporcu, kulübün talimatları doğrultusunda antrenmanlara katılmak ve görev verilirse, maçlara çıkmak zorunda. Taraflar arasında belirli süreli iş görme sözleşmesi var. Sporcu, bu faaliyetleri karşısında ücrete hak kazanıyor.

Bütün hukuk sistemleri profesyonel sporcu ile kulübü arasındaki sözleşmeyi hizmet sözleşmesi olarak nitelendiriyor ve sporcuyu işçi olarak kabul ediyor. Sadece bazı Türk spor hukukçuları, kulübe bağlı çalışan profesyonel sporcunun işçi olmadığını iddia ediyorlar.

Hukuk fakültesinde üçüncü sınıfı bitirmiş hiçbir öğrenci böyle hata yapmaz. Yapmamalı.

Yeri gelmişken, bir yanlışa daha değineyim. Spor branşının profesyonel olması başka, sporcunun profesyonel olması ise bambaşka bir konu. Bir spor dalının profesyonel olup olmayacağına Gençlik ve Spor Bakanlığı karar veriyor. Ancak bugün profesyonel olmayan spor dallarında binlerce profesyonel sporcu var. Bu sporcular kulüplerinde ücret karşılığı çalışıyorlar. Maalesef bazı hukukçular, “profesyonel olmayan dallarda faaliyet gösteren kulüpler ile onların ücret verdiği sporcular arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, hizmet sözleşmesi olsa bile, bu sözleşmenin kanuna aykırılık nedeniyle kesin hükümsüz olduğunu” iddia ediyorlar. Hukuken savunulması mümkün olmayan bu görüşü ciddiye almak mümkün değil. Üstelik hizmet sözleşmesinin varlığını kabul edip, bunun kesin hükümsüz olduğunu iddia edenler, Türk Borçlar Kanunu’nun açık hükmünü göz ardı ediyorlar: “Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır. Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.

İŞ KANUNUNA TABİ OLMAYAN YÜZBİNLERCE İŞÇİ VAR

Sporcuları işçi olarak değerlendirmeyen hukukçular ayrıca İş Kanunu’na dayanıyorlar. Bu hukukçular, İş Kanunu’na tabi olmayan sporcuların işçi olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürüyorlar.

Bu asla kabul edilemeyecek, fahiş bir hata.

İş Kanunu’nda, kanunun uygulanmayacağı iş ve iş ilişkileri belirtiliyor. İş Kanunu, sporcular hakkında uygulanmıyor.

Bazı hukukçuların iddiasının aksine, İş Kanunu’na tabi olmak, işçi sıfatının kazanılması için tek ve mutlak ölçüt değil. İş Kanunu’na tabi olmayıp başka kanunlara (5953 sayılı Kanun, 854 sayılı Kanun) ve genel olarak Türk Borçlar Kanunu‘na tabi yüzbinlerce işçi var. Bu işçiler de sosyal güvenlik sistemine tabiler. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı bunlara da uygulanıyor. Bu işçiler de sendika kurabiliyorlar.

O hukukçulara sormak gerekir: İş Kanunu’na tabi olmayan ancak Türk Borçlar Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca bir işverene bağlı çalışan kişiler işçi değil ise, bu kişilerin sıfatı nedir? Taraflar arasındaki sözleşme nasıl değerlendirilmelidir?

PROFESYONEL SPORCU İLE KULÜP ARASINDAKİ UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ MAHKEME, İŞ MAHKEMESİDİR

Sporcu sözleşmeleri ile ilgili ikinci hata ise, görevli mahkemenin tespitinde yapılıyor.

Bazı spor hukukçuları, İş Kanununa tabi olmayan sporcu sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu iddia ediyorlar.

Bu da çok vahim bir hata. Kanunun açık hükmüne rağmen böyle bir iddiada bulunulması düşündürücü.

Geçen sene yürürlüğe giren İş Mahkemeleri Kanunu‘na göre, Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin dava ve işlere İş Mahkemeleri bakmakla görevli.

Kanunda açıkça, Türk Borçlar Kanunu’na tabi hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için iş mahkemeleri görevli kılınmışken, hukukçuların asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu iddia etmeleri çok ilginç.

Özellikle profesyonel sporcuların, vekillerinin dikkat etmeleri gereken bir hususu hatırlatmak isterim. Kulübe karşı iş mahkemesinde dava açılmadan önce, arabuluculuğa başvurulmalı. Kanuna, bireysel iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenleniyor. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamazsa,  taraflar ve arabulucu tarafından imzalanmış son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi gerekiyor.

ÖZET

Bir kulübe bağlı çalışan profesyonel sporcu ile kulüp arasında hizmet sözleşmesi bulunmaktadır. Sporcu, işçi; kulüp ise işverendir.

Kulüp ile profesyonel sporcu arasında doğacak uyuşmazlıklarda ise iş mahkemesi görevlidir.

İş mahkemesinde dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmalıdır.

“Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu” Davasında Görevsizlik Kararı

Naim Süleymanoğlu’nun hayatını anlatan “Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu” filmi, tartışma yaratmaya devam ediyor.

Süleymanoğlu‘nun kızları Sezin ve Esin‘in avukatı, filmin yapımcıları Mustafa Uslu ve Dijital Sanatlar Yapım Evi‘ne karşı açtıkları davada filmde kullanılan madalyalara el konulması, Naim Süleymanoğlu‘nun hayatını konu alan filminin tüm yayın ve filmlerinin basım ve yayının durdurulmasına, sinemalarda gösteriminin yasaklanmasına, müvekkillerinin uğramış oldukları ve uğrayacakları maddi ve manevi zararların giderilmesine karar verilmesini talep etti.

Davacıların avukatı bu davayı Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi‘nde açtı ancak mahkeme “gerek FSEK gerekse SMK kapsamında değerlendirilmesi gereken bir uyuşmazlık bulunmadığı, müteveffa murise ait bir esere dayanılmadığı, murise yönelik kişilik hakkının ihlali iddiasının genel hükümler çerçevesinde çözülmesi gerektiği, bu kapsamda dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yargılamayı yapma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiği” gerekçesiyle görevsizlik kararı verdi.

Bunun üzerine hem davacılar hem de davalılar, ilk derece mahkemesinin kaldırılması talebiyle istinafa başvurdular.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, “davacıların FSEK kapsamında yapılan herhangi bir sözleşmenin tarafı olmadığı, FSEK 1/a maddesi kapsamında eser sahipliğinden kaynaklanan herhangi bir mali yada manevi hak talebinde bulunmadıkları, davacıların FSEK 1/a maddesinde sayılan kişilerden olmadığı, davalı tarafça kişilik haklarına saldırı yapıldığının iddia edildiği, haksız fiil iddiasına dayanıldığı, aralarındaki hukuki ilişkinin genel hükümlere göre çözümleneceği, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının yerinde olduğu” kanaatiyle davacılar vekili ve bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunu reddetti.

Aşağıda istinaf mahkemesinin kararını paylaşıyorum.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

DOSYA NO: 2019/2536 Esas
KARAR NO : 2019/2436 Karar

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ: 09/09/2019

NUMARASI : 2019/261 E. – 2019/349 K.

DAVANIN KONUSU: Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref’i, Önlenmesi Ve Tazmini

KARAR TARİHİ: 08/11/2019

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekilinin dava dilekçesinde, müvekkillerinin …’nun kızları ve yasal mirasçıları olduğunu, davalılar tarafından merhum … hayatının film olarak çekilip 2019 yılının Ekim-Kasım aylarında sinemalarda gösterime gireceğinin 2018 yılı sonlarında gazete haberlerinden öğrendiklerini, yaptıkları araştırmalar neticesinde… kardeşi olan davalı … ile diğer davalılar arasında bir sözleşme yapıldığını ve … hayatının film olarak çekilerek sinemalarda gösterileceği ve bundan da sadece …’nun bir bedel alacağı, filmin iyi iş yapması halinde de merhum … yasal mirasçıları olan kızlarına birer daire alınacağı şeklinde anlaşmaya varıldığını öğrendiklerini, davalı …’nun devam eden tereke davasında verdiği beyanında film çekimi için kitap yazdığını, 1988 Seul Olimpiyatları altın madalyasını, 1992 Barcelona olimpiyatları altın madalyasını, 1996 Atlanta Olimpiyatları altın madalyasını 23/05/2010 tarihinden itibaren sakladığını, bu madalyaların yapım şirketinde olduğunu, film çekiminde kullanıldıklarını ve film çekiminin devam ettiğini ifade ettiğini, müvekkillerinin murisi olan … özel hayatı, aile hayatı, özel hayat ilişkileri, sosyal yaşantısı, ve diğer kişilik haklarının kapsamında yer alan bilgilerin mirasçılarının izni olmaksızın bir kitaba konu edilemeyeceğini, söz konusu kitabın, sinema filminin çekilmesi ve mirasçıların murise ilişkin kişilik haklarına yapılan saldırıların meşrulaştırılması amacıyla yazıldığını, ancak kitabın basılmadığını, davalının kitap yazma gayesi ile hareket etmediğini, kitabın yazılmasının muris ve mirasçıların kişilik haklarına aykırılık teşkil edeceğinden kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalı şirketin murisin yasal mirasçılarından izin almak ve sözleşme yapmak yerine mirasçıları aradan çıkarmak amacıyla murisin erkek kardeşine kitap yazdırma girişimlerinin kötü niyet göstergesi olduğundan bahisle, öncelikle müvekkillerine intikal eden …’na ait halter sporuna ilişkin Olimpiyat, Avrupa ve Dünya Şampiyonluğu madalyalarının çekiminin ve yayımının tedbiren yasaklanmasına, müvekkillerinin muvafakatleri bulunmadığından murisleri olan merhum N…u’nun hayatının yayınlanacağı ileri sürülen Türk Herkül filminin tüm yayın ve filmlerin basım ve yayının durdurulmasına, sinemalarda gösteriminin yasaklanmasına, müvekkillerinin uğramış oldukları ve uğrayacakları maddi ve manevi zararların giderilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.

İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 09/09/2019 tarihli 2019/261 Esas- 2019/349 Karar sayılı kararıyla; “gerek FSEK gerekse SMK kapsamında değerlendirilmesi gereken bir uyuşmazlık bulunmadığı, müteveffa murise ait bir esere dayanılmadığı, murise yönelik kişilik hakkının ihlali iddiasının genel hükümler çerçevesinde çözülmesi gerektiği, bu kapsamda dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yargılamayı yapma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiği” gerekçesiyle; Davanın görev yönünden reddine, mahkemenin görevsizliğine, HMK 20. maddesi gereğince görevsizlik kararının kesinleşmesini mütaekip iki haftalık süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli İstanbul nöbetçi asliye hukuk mahkemesi’ne gönderilmesine, aksi taktirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına karar verilmiştir.

Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; davalı tarafın kötüniyetli olduğunu, kanunu dolanma amacı güttüklerini, davalı murisin kardeşine kitap yazdırarak hak kayıplarına karşı kendilerini korumak istediklerini, izin ve muvaffakat alınmadan murisin özel hayatının gözler önüne serilerek ve mirasçıların kişilik haklarına saldırı yapılarak haksız kazanç sağlamaya çalıştıklarını, davalı tarafça müteveffa murisin aile ve özel hayatına ilişkin bilgilerin sinema filmine konu edilmesi ve filmin bir kitaptan esinlenerek yapıldığına ilişkin algı oluşturulmasının fikri mülkiyet hakkına aykırılık oluşturduğunu beyanla görevsizlik kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalılar … ve … şirketi vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep ettiği görülmüştür.

FSEK 1/A “Bu Kanunun, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını, bu haklara ilişkin tasarruf esas ve usullerini, yargı yollarını ve yaptırımları ile Kültür Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluğunu kapsamaktadır.” hükmü düzenlenmiştir. FSEK 76/1 “Bu kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156.maddesinin 1.fıkrasında belirtilen mahkemelerdir.” hükmü düzenlenmiştir.

İstinaf başvurusuna konu davada, davacılar vekilinin müvekkillerinden izin alınmadığını murisleri … özel hayatı ve aile hayatının filme konu edilerek kişilik haklarına saldırı yapıldığını ileri sürerek, murisin hayatının yayınlanacağı tüm yayın ve filmlerin basım ve yayınının durdurulmasını, müvekkillerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep ettiği, davacıların FSEK kapsamında yapılan herhangi bir sözleşmenin tarafı olmadığı, FSEK 1/a maddesi kapsamında eser sahipliğinden kaynaklanan herhangi bir mali yada manevi hak talebinde bulunmadıkları, davacıların FSEK 1/a maddesinde sayılan kişilerden olmadığı, davalı tarafça kişilik haklarına saldırı yapıldığının iddia edildiği, haksız fiil iddiasına dayanıldığı, aralarındaki hukuki ilişkinin genel hükümlere göre çözümleneceği, ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının yerinde olduğu kanaatiyle davacılar vekili ve bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçe ile:

1-6100 sayılı HMK.’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacılar vekili ile davalılar … ve … vekilinin yerinde görülmeyen istinaf istemlerinin ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2- Her iki taraftan da harçlar peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,

4- İstinaf yargılama giderleri olarak; davacılar avansından kullanıldığı anlaşılan; 124,00 TL (posta-teb-müz) masrafının 1/2 oranında 62,00 TL’sinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

5- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu 08/11/2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.”

Türkiye Futbol Federasyonu, TBMM’de Savunma Verdi

Türkiye Futbol Federasyonu ile Kamu Denetçiliği Kurumu arasındaki gerginlik TBMM‘ye taşındı.

Kamu Denetçiliği Kurumu, iki seneden beri Türkiye Futbol Federasyonu‘na karşı yapılan başvurularda TFF‘nin kamu kurumu olduğuna işaret ediyor ve TFF‘nin özellikle adil yargılanma ilkesine aykırı davrandığını tespit ederek tavsiye kararları veriyor.

TFF, KDK‘nın soruşturmalarında KDK‘ya yanıt bile vermekten imtina ediyor. TFF, Anayasa’daki spor tahkimi ile ilgili düzenlemesini gerekçe gösteriyor ve KDK‘nın TFF hakkında soruşturma açamayacağını, TFF ile ilgili karar veremeyeceğini iddia ediyor.

TFF‘nin hukuk tanımaz ve TBMM‘nin iradesini hiçe sayan tutumu tepki görmeye başladı. En sonunda, TFF, TBMM‘ye davet edildi ve savunma vermesi istendi.

TFF başkan vekili ve aynı zamanda Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, TFF’yi temsilen TBMM Dilekçe Komisyonu İle İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Alt Komisyonu‘nda savunma yaptı. Toplantı tutanağı için bkz. https://tinyurl.com/y2ccrgpn

Okumaya devam et “Türkiye Futbol Federasyonu, TBMM’de Savunma Verdi”

1035 gün hak mahrumiyeti alan antrenör konuştu

Kayseri’de, 3 yıl önce oynanan amatör futbol maçının devre arasında futbolcularını tokatladığı ortaya çıkan ve 1035 gün hak mahrumiyeti ve 8 maç resmi müsabakalardan men cezası alan antrenör Halit Kurt, kararı eleştirerek, “Bana verilen ceza haksız, itiraz edeceğim” dedi.

Meysuspor, 2016 – 2017 futbol sezonunda, Kayseri İdmanyurdu ile karşılaştı. Vali Muammer Güler Stadı’ndaki karşılaşmanın ilk yarısını 3-1 geride tamamlayan Meysuspor’un futbolcularına teknik direktör Halit Kurt, soyunma odasında tepki gösterdi. Kurt, sıralarda oturan futbolcuları tek tek tokatlayıp, hakaret yağdırdı. Soyunma odasındaki şiddetin görüntüleri, 3 yıl sonra ortaya çıktı. Takımdaki bir futbolcu tarafından çekildiği tahmin edilen görüntü, sosyal medyada yayınlandı. Görüntüyü izleyenler, teknik direktör Kurt’a tepki gösterdi.

Kayseri Futbol İl Disiplin Kurulu, görüntülerin ortaya çıkmasından sonra avukat Mustafa Onur Yapar başkanlığında toplandı. Toplantıda hakem, gözlemci, saha komiserleri raporları ve video görüntüleri incelendi. Yapılan inceleme sonunda teknik direktör Kurt’a, 1035 gün hak mahrumiyeti ve 8 maç resmi müsabakalardan men cezası verildi.

İTİRAZ EDECEK

Kararı eleştiren antrenör Halit Kurt, itiraz edeceğini söyledi.

Kurt, “Futbol İl Disiplin Kurulu bana bir tebligatta bulundu. Ben de savunmamı yaptım. Kurul toplantısı sonrası bana 1035 gün ve 8 maç ceza verildi. Futbol Müsabaka Talimatı ve Futbol Disiplin Talimatı konusunda bilgiliyimdir. Bana verilen ceza haksız, itiraz edeceğim. Gerekli çalışmaları yapmış bulunmaktayım. İtiraz için 250 TL para yatırılması ve gerekli evraklarla itiraz edilmesi gerekmektedir. Benim bu bedeli ödeyecek gücüm var ancak bana destek amaçlı, görüntülerde yer alan futbolcularım bir araya gelerek bu miktarı kendilerinin ödemek istediklerini söylediler. Onlar ödeyecek” dedi.

“KARARA İTİRAZ EDECEĞİM”

Futbolcularıyla arasında farklı bir bağ bulunduğunu ifade eden Halit Kurt, “Futbolcularımla aramızdaki bağı anlamayan ya da anlamak istemeyenlere duyurmak istiyorum. O görüntülerde soyunma odasındaki futbolcuların böyle bir düşüncede olması beni duygulandırdı. Oyuncuların bu anlamda ve her anlamda yanımda olmalarını herkesin anlamış olması lazım. Futbol Disiplin Kurulu öncesi bana tebliğ edilen evrakta ‘Halil Kurt’ yazıyordu. Benim adım Halit Kurt. Ben bu kararı istesem kabul etmem. Klavyeye baktığınızda L ve T harflerinin yan yana ya da alt alta olmadıklarını görürsünüz. Siz daha tebliğ edeceğiniz kişinin adını doğru yazmaktan acizsiniz. Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu sekretaryasına seslenmek istiyorum, önce kendilerini eğitmelerini rica ediyorum. Amatör Futbol Disiplin Kurulu’na yapacağım itirazı büyük ihtimalle yarın tamamlamış olurum. Daha sonra bununla ilgili karar verilecek. Orada bulunan avukatların daha tecrübeli olması hasebiyle yeni oluşan İl Disiplin Kurulu’ndan daha sağlıklı karar vereceklerini düşünüyorum. Tabii ki böyle absürt bir karara itiraz edeceğim” şeklinde konuştu.

“TEPKİ DEĞİL OLUMLU DÖNÜŞ VAR”

Halit Kurt, olumlu ya da olumsuz tepki alıp almadığı hakkında sorulan soru üzerine, “Tepki değil de olumlu dönüş diyelim. Benimle uzun süre çalışmış olan ya da hâlâ çalışıyor olan sporcular zaten desteklerini gösteriyorlar. Özellikle benimle hiç çalışmamış, farklı kulüplerde oynayan futbolcuların inanılmaz desteği oldu. O kadar duygulandım ki, ağlamaklı olduğum zamanlar oldu. Bizimle hiç çalışmamış olan çocuk bana karşı yapılan haksızlık için gövdesini ortaya koymuş. Bu haksızlığın nereden geldiğini biliyorum. Beklediğim şeyler var. Önümüzdeki günlerde ben geniş çaplı basın açıklaması yapacağım” yanıtını verdi.

Teknik Direktör Halit Kurt’un, Kayseri’de amatör kümede çalıştırmış olduğu Polbayspor’da oynayan oyuncuları da çektikleri videoda, “Halit hocam çok karakterli ve düzgün bir insandır. Halit hocanın disiplini bu şekildedir. Zamanında biz de tokat yedik, keşke bize vurmasaydı demedik. Onun bu disiplini sayesinde belli yerlere geldik. Biz onu ağabey olarak görüyoruz. Dışarıdaki kötü alışkanlıklardan koruma amaçlı çocukları kendi bünyesinde böyle bir yola girmiştir. İyi niyetle davranmıştır” diyerek destek verdi. 

İrem Yaman’dan Türkiye Tekvando Federasyonu’na Yanıt

Türkiye Tekvando Federasyonu, milli tekvandocu İrem Yaman’ın Instagram paylaşımına karşı bir açıklama yayınlamıştı.

İrem Yaman, federasyonun açıklamasına Instagram sayfasında yanıt verdi:

Okumaya devam et “İrem Yaman’dan Türkiye Tekvando Federasyonu’na Yanıt”

İrem Yaman Ne Demeye Çalışıyor?

Milli tekvandocu İrem Yaman, Türk spor tarihinin en iyi kadın sporcularından biri. Genç yaşında tarih yazan, ilklere imza atan bir sporcu.

Yaman’ın sosyal medyada binlerce takipçisi var. Yaman, takipçilerini sık sık bilgilendiriyor.

Sakatlık sürecinden geçen Yaman, dün ilginç bir paylaşımda bulundu. Federasyonları ve spor teşkilatını tanıyanlar için ciddi ithamlarda bulundu diyebiliriz. Açıklamayı okurken “federasyon yine bir halt karıştırıyor” dedim.

Kokusu yakında çıkar.

Umarım çıkar.

Yaman’ın açıklaması aşağıdaki gibidir.

img_8209

Gençlik ve Spor Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği Yürürlüğe Girdi

Gençlik ve Spor Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği, 20 Ekim 2019 Tarihli ve 30924 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelik aşağıdaki gibidir:

Okumaya devam et “Gençlik ve Spor Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği Yürürlüğe Girdi”