Kategori: Yargıtay Kararları

Yargıtay Kararı – “Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Genel Kurulunun İptali Talebi”

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/800 E., 2017/3253 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu aleyhine 17/06/2013 gününde verilen dilekçe ile genel kurul kararının iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 12/06/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılar ve kanıtlar ile gerektirici nedenler gözetildiğinde hazirun listesinin incelenmesiyle davacının iptalini istediği genel kurula katılarak alınan kararlara muhalefet şerhi koymaması; dolayısıyla dava açma koşulunun yerine getirilmemiş olmasına göre yerel mahkeme kararı sonuç olarak doğrudur. O nedenle HUMK’nun 438/9. maddesi uyarınca gerekçe değiştirilerek karar onanmalıdır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının gerekçesinin değiştirilmesine ve bu açıdan temyiz itirazlarının reddedilerek kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 25/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Voleybol Hakeminin İşçilik Alacakları

22. Hukuk Dairesi 2017/2328 E., 2017/2219 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:


YARGITAY KARARI

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının iş sözleşmesine işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle haklı olarak son verdiğini öne sürerek kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın, kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın taraflarca temyizi üzerine Kapatılan 7. Hukuk Dairesinin 05.03.2015 tarihli ilamı ile özetle , ”……kıdem tazminatını yemek ve yol gideri de eklenerek bulunan giydirilmiş ücret üzerinden hesaplamak yerine sadece brüt ücret üzerinden hesaplayan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı vekilince sunulan bazı çalışma günlerine ait personel giriş-çıkış kayıtları ve davacı tanık beyanları birlikte değerlendirilerek davacının hafta içi 5 gün 08.00-18.00 Saatleri arası, cumartesi günü 10.00-20.00 saatleri arası 1 saatlik ara dinlenmesi ile çalışmak suretiyle haftada 9 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmış, mahkemece raporda hesaplanan fazla çalışma ücreti alacağından 1/3 oranında takdiri indirim yapılarak hüküm kurulmuş ise de; davalı, davacının mesai saatinde voleybol antrenör yardımcılığı da yaptığını ve görevlendirildiği maçlarda mesai saatine denk gelmesine rağmen voleybol hakemi olarak görev aldığını savunmuş olup, mahkemece Türkiye Voleybol Federasyonu’na davacının voleybol hakemliği yaptığı günler ve maç saatleri sorulmasına rağmen cevabı beklenmeden rapor aldırılarak fazla çalışma alacağının kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, davacının genel tatil günlerinde çalıştığını ispatlayamadığı kabul edilerek talebin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğu… ” gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin fazla mesai ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ,davacının voleybol hakemi olarak görev aldığı federasyon faaliyetlerine ilişkin listelerden görevli olduğu Cumartesi günleri tespit edilerek, müsabaka saatlerine göre iş yerindeki Cumartesi çalışmaları hesaplanmıştır. Ancak hesaplamada davacının voleybol hakemliği yaptığı maçlarda hangi saatlerde maç alanında olması gerektiği, işyerinden maçın oynanacağı yere gidiş süresinin değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Bu halde mahkemece yapılacak iş yukarıda belirtilen hususların tespit edilerek Cumartesi çalışmalarının buna göre hesaplanmasıdır. Eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 14.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – 6222 Sayılı Kanun, Şike, Kulübün Sorumluluğu, İdari Yaptırım, İdari Para Cezası

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 2016/629 E., 2017/248 K.

“İçtihat Metni”

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna aykırılık eyleminden dolayı kabahatli … hakkında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı İdarî yaptırım kararı ile uygulanan 100.000,00 Türk lirası idarî para cezasına yönelik başvurunun kabulüne ve idarî para cezasının iptaline dair, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin idari para cezasının iptaline ilişkin kararının kaldırılmasına dair Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 03/03/2014 gün ve 15835 ile 13/01/2016 gün 5864 sayılı kanun yararına bozma istemlerini içeren yazıları ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/03/2014 gün ve KYB. 2014-87361 ile 09/02/2016 gün ve KYB. 2016/23072 sayılı ihbarnameleri ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

1-Dosya kapsamına göre, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 11/7. maddesinde “Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz” şeklinde düzenleme nazara alındığında somut olayda 22/05/2011 günü oynanan…A.Ş. futbol müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … tarafından, … futbol takımı oyuncuları … ve… ile para karşılığında müsabakada kötü oynamaları için şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … Kulübü Başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığı dolayısıyla şike suçunun … A.Ş. futbol takımı yararına işlendiği … yararına işlenmediğinin anlaşılması karşısında … yönünden söz konusu kabahat fiilinin yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin itirazın bu yönden reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,

2-6222 sayılı Kanun’un 11/7. maddesine göre idari para cezası verilebilmesi için şike ve teşvik primi suçundan hükmolunan kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmasının gerektiği ve UYAP ortamında yapılan sorgulamada 22/05/2011 günü oynanan …- … maçında şike ve teşvik primi suçu işlendiğinden bahisle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 09/10/2015 tarih ve 2014/147 Esas – 2015/212 Karar sayılı kararla tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildiği ve kararın henüz kesinleşmediğinin anlaşılması karşısında; … Kulubü Derneği hakkında 22/05/2011 günü oynanan maç nedeniyle şike ve teşvik primi suçundan açılan ceza davası sonucunun kesinleşmesine müteakip karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

A-Kanun yararına bozma isteminin (2) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede;

I. YASAL DÜZENLEMELER

12.10.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” başlıklı 20. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. (2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.”

Anılan Kanun’un “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” başlıklı 60. maddesinde ise; “(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. (2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır. (3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.”

17.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tüzel kişinin temsili” başlıklı 249. maddesinde; (1) Bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada tüzel kişinin organ veya temsilcisi, katılan veya savunma makamı yanında yer alan sıfatıyla duruşmaya kabul edilir. (2) Bu durumda, tüzel kişinin organ veya temsilcisi bu Kanunun katılana veya sanığa sağladığı haklardan yararlanır. (3) Birinci fıkra hükmü, sanığın aynı zamanda tüzel kişinin organ veya temsilcisi sıfatını taşıması hâlinde uygulanmaz.

31.03.2005 tarihli 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk” başlıklı 8. maddesinde; “(1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. (3) Kanunun, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hallerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması halinde de uygulanır.

Anılan Kanun’un “İdari yaptırım kararı verme yetkisi” başlıklı 22. maddesinde; “(1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir. (2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir. (3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri, ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir.

Anılan Kanun’un “Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi” başlıklı 23. maddesinde; “(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir. (2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir. (3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir.

Anılan Kanun’un “Mahkemenin karar verme yetkisi” başlıklı 24. maddesinde; “(1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.

Anılan Kanun’un 26/06/2009 tarihli 5918 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle eklenen “Tüzel kişilerin sorumluluğu” başlıklı 43/A maddesinde ise; “(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından; a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun; 1) 157 nci ve 158 inci maddelerinde tanımlanan dolandırıcılık suçunun, 2) 235 inci maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçunun, 3) 236 ncı maddesinde tanımlanan edimin ifasına fesat karıştırma suçunun, 4) 252 nci maddesinde tanımlanan rüşvet suçunun, 5) 282 nci maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun, b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun, c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının, ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun, d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.”

14.04.2011 tarihli 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin üçüncü fıkrası (h) bendinde; “Spor kulübü: Belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluşu,”

Anılan Kanun’un “Şike ve Teşvik Primi” başlıklı 11. maddesinde; “(1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar(1) hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur. (4) Suçun; a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,b) (Değişik:10/12/2011-6259/1 md.) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından, c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde, ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (6) Bu madde hükümleri; a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla, b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla, prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz. (7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz. (8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez. (9) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. (10) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur. (11) (Ek fıkra: 10/12/2011-6259/1 md.) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.

Anılan Kanun’un “Yargılama ve usul hükümleri” başlıklı 23. maddesinde ise; “(1) Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı yargılama yapmaya Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ihtisas mahkemesi olarak görevlendireceği sulh veya asliye ceza mahkemeleri yetkilidir. (2) Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır. (3) Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına ve diğer idari yaptırımlara karar vermeye, Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Hükümleri düzenlenmiştir.

II. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ

Spor, günümüzde gerek ekonomik gerekse sosyal boyutuyla sonuç elde etmeye yönelik sportif faaliyetler (rekabet sporu) olarak karşımıza çıkmaktadır. Spor, ekonomik boyutuyla profesyonel sporcular, teknik adamlar, medya kuruluşları, lisanslı üreticileri, reklam kuruluşları, spor kulüpleri ve şirketleri gibi birçok kişi ve kuruluşu içine alan ticari bir sektör haline gelmiştir. Sosyal boyutuyla ise, medya sayesinde sporun bilhassa futbolun, toplumun geniş kesiminin ilgi duyduğu ve popüler bir faaliyet haline dönüşmüştür. Bu iki boyut birbiri ile devamlı etkileşim halinde bulunması nedeniyle sportif faaliyetlerinin spor ahlakına ve hukuka aykırı eylemlere maruz kalma riskini arttırmaktadır. Bu nedenle ki, sportif faaliyetlerini hem ekonomik hem de sosyal olarak desteklen seyircilerin, spor müsabakalarının dürüstlük (fair-play) esasları dahilinde yapıldığına yönelik inancın ve güvenin korunması gereklidir. Şike ve teşvik primi eylemleri ise, sporun doğasında olan rekabet ortamını sarsan ve seyircilerin güvenini zedeleyen başlıca sebeplerdendir.

Türk Dil Kurumu, şikeyi “Bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma”; teşviki ise, “Belirli bir iktisadi veya sosyal amaca ulaşabilmek için maddi destek ve hukuki kolaylıklar biçiminde verilen ödül” olarak tanımlamıştır. Teşvikin tanımını sportif anlamda açmak gerekirse, bir başka spor kulübünün oyuncularına oynayacakları spor müsabakası ile ilgili olarak, bir diğer spor kulübü veya kulüplerinin yararına başarılı bir performans ortaya koymaları ve oynayacakları maçı kazanmaya yönelik verilen haksız menfaattir.

Kanun koyucu, sporun ülkemizdeki ekonomik ve sosyal gelişimini dikkate alarak, 6222 sayılı Spor Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile şike ve teşvik primi eylemlerini suç olarak düzenlemiş, ayrıca bu suçlarla etkin mücadele açısından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunda düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması maddesinin de uygulanacağı hüküm altına almıştır.

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, şike, belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin etmek olarak tanımlanmış olup, birinci fıkranın son cümlesinde ise, “kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, taraflar anlaşmaya varamadıkları takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı değerlendirilmelidir. Kazanç veya sair menfaat, müsabakayı yöneten hakeme, karşı takımın oyuncularına, antrenörüne, sportif direktörüne, kulüp başkanına, yöneticilerine sağlanmış olabilir.

Anılan maddenin beşinci fıkrasında da, teşvik primi, bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla kazanç veya sair menfaat verilmesi veya vaat edilmesi olarak tanımlanmıştır. Maddenin son cümlesinde ise, teşvik pirimi verilmesi veya vaat edilmesi halinde, bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.” hükmü bulunmaktadır. Taraflar teşvik priminin verilmesi hususunda aralarında anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur. Teşvik priminin verilmesi yönünde vaatte bulunulması halinde ise, taraflar anlaşmaya vardıkları takdirde, suç tamamlanmış olur aksi halde, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Teşvik primi takım oyuncularına, antrenörlerine, sportif direktörüne veya takımın mensup olduğu kulübe verilebilir.

Teşvik primi suçunun oluşabilmesi için, ekonomik bir değerin, spor kulübünün kaynakları dışında bir başka kaynaktan verilmesi veya vaat edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, spor kulübünün başkan veya yöneticileri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmeleri amacıyla spor kulübünün kaynaklarından çeşitli isimler altında (galibiyet primi vb…) menfaat sağlaması veya vaatte bulunması bu suçu oluşturmayacağı gibi (md. 11/6-b), ilgili spor federasyonlarınca, kendi spor dalında faaliyet gösteren milli sporculara veya milli takıma uluslararası spor müsabakalarında başarılı olabilmeleri için sahibi oldukları kaynaktan ekonomik bir değeri çeşitli isimler altında menfaat sağlaması veya vaatte bulunması da bu suçu oluşturmaz (md. 11/6-a).

Anılan Kanun’un 11 inci maddesinin sekizinci fıkrasında ise, özel bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, şike ve teşvik primi suçlarının hedeflenen spor müsabakası yapılmadan önce ortaya çıkmasının sağlanması, cezayı kaldıran bir şahsi sebep oluşturmaktadır.

III. ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ SUÇUNUN SPOR KULÜPLERİNİN VEYA SAİR BİR TÜZEL KİŞİNİN YARARINA İŞLENMESİ HALİNDE UYGULANAN İDARİ YAPTIRIM

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında, şike ve teşvik primi suçlarının yararına işlenen spor kulüplerinin veya sair tüzel kişinin sorumlulukları düzenlenmiştir. “Ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi uyarınca tüzel kişiler hakkında cezai müeyyide uygulanamaz ancak lehine suç işlenen tüzel kişiler hakkında kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımların veya idari para cezalarının uygulanması olanaklıdır.

Anılan fıkranın gerekçesinde; şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmiştir. Güvenlik tedbirleri, kanunda öngörülen toplumsal savunma vasıtaları olup, toplum için tehlike oluşturan suçun işlenmesinden sonra tehlikeli failler hakkında ceza yerine veya ceza ile birlikte hakim tarafından hükmedilen yaptırımlardır.

Kanun koyucu, anılan düzenleme ile, şike ve teşvik primi suçları halinde, kovuşturma evresinin sonunda ceza mahkumiyetine ilave olarak bu suçların yararına işlenen spor kulübüne veya sair tüzel kişilere idari para cezasının verilmesini öngörmüştür. Burada, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinin ikinci fıkrasına nazaran idari para cezasına karar vermeye yetkili mercinin farklı kılındığı ve ceza davasına bağlı güvenlik tedbirinin uygulanabildiği kendine özgü bir düzenleme bulunmaktadır. Bu durum, mutlaka kovuşturma aşamasının tamamlanarak bir hükümle yargılamanın bitirilmesini zorunlu kılmaktadır. Suçu işleyen gerçek kişi olmasına karşın, yararına suç işlenen bir başka kişi ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişidir. Bu itibarla, şike ve teşvik primi suçlarının faillerine kanunda öngörülen ceza yaptırımı, yararına suç işlenen spor kulübüne veya sair bir özel hukuk tüzel kişisine ise idari para cezası uygulanacaktır.

6222 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, spor kulübü; “belirli kurallara göre kurulan, amatör veya profesyonel spor dallarında faaliyette bulunan kuruluş” olarak tanımlanmıştır.

Tüzel kişi, belirli, ortak ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek ve başlı başına bağımsız bir varlığa sahip olmak üzere örgütlenmiş; hukuk düzeni tarafından kendilerine hukuk sujesi olma niteliği tanınan kişi veya mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler, tabi tutuldukları hukuka ve işlevlerine göre de, “kamu hukuku tüzel kişileri” ve “özel hukuk tüzel kişileri” olmak üzere, iki gruba ayrılmaktadırlar. Türk Ceza Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde sözü edilen ve haklarında güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımlara hükmedilebileceği öngörülen tüzel kişiler “özel hukuk tüzel kişileri” dir. Bu bağlamda kamu hukuku tüzel kişileri anılan madde kapsamında değillerdir.

Şike ve teşvik primi suçları nedeniyle idari para cezasına karar verilebilmesi için zorunlu kanuni koşullar ise şunlardır:

a-Şike ve teşvik primi suçlarının spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi gerekmektedir.

Spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına bu suçları işleyen kişi, anılan spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kurumun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimse olmalı ve spor kulübü veya sair bir tüzel kişi tarafından suç ile hedeflenen amaca yönelik hareket etmelidir. Şike ve teşvik primi verme suçlarında karşılıklı menfaat uyumu bulunmaktadır. Bir tarafta, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği haksız sportif başarı (kupa, uluslararası organizasyonlara katılım hakkı, ligde kalma ve bunların neticesinde başarı endeksli sponsorluk anlaşmaları, yayın geliri vb…), diğer tarafta ise, spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin elde ettiği konusu suç teşkil eden ve ekonomik bir değeri olan kazanımdır.

b-Yaptırım

6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında öngörülen düzenlemede; anılan maddenin amaç ve kapsamı da dikkate alınarak, spor kulübü veya sair bir tüzel kişisinin organ veya temsilci ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından yolsuzluk olarak da kabul edilen şike ve teşvik primi suçlarını spor kulübü veya sair bir tüzel kişi yararına olarak işlenmesi halinde, spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye idari para cezası verilmesine imkan tanınmaktadır. Anılan suç tipleriyle elde edilebilecek ekonomik değerin çok yüksek olması nedeniyle, cezanın caydırıcılığının sağlanması amacıyla spor kulübü veya sair tüzel kişiler için öngörülen idari para cezasının alt sınırı, şike veya teşvik primi miktarı tespit edilemediği takdirde, yüzbin Türk Lirası olarak belirlenmiş olup; anılan menfaatin tespit edilebilmesi halinde ise, bu miktar kadar idari para cezası verilecektir. Mahkeme, şike ve teşvik primi miktarını tespit edemeyerek alt sınırdan uzaklaşmak istediği takdirde, idari para cezasının miktarı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kabahatin haksızlık içeriği ile spor kulübünün veya sair tüzel kişinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu kuruluşun faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kimsenin kusuru ve spor kulübünün veya sair bir tüzel kişinin ekonomik durumu göz önünde bulundurulmalıdır.

c. İdari Yaptırım Uygulayacak Merci 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmünün sözüne ve ruhuna uygun olarak, şike ve teşvik primi suçlarını kovuşturan mahkemece, yapılan yargılama neticesinde, anılan suçların işlendiği sabit görülmesi halinde, hüküm ile birlikte bu suçların yararına işlendiği spor kulübüne veya sair bir tüzel kişiye de kanunda öngörülen idari para cezası verilmelidir. Çünkü, bu maddede düzenlenen idari para cezasının uygulanabilmesi için öncelikle eylemin suç teşkil ettiğinin ve bu suçun spor kulübü veya sair bir tüzel kişinin yararına işlendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 24 üncü maddesi hükmü dikkate alınmalıdır. Aksi halde, anılan suçların işlendiğinin henüz sabit görülmeden, sadece suçun işlendiği varsayımına dayanılarak idari yaptırım kararı verilmesi suçsuzluk karinesine aykırılık oluşturacaktır.

Mahkeme tarafından şike ve teşvik primi suçlarından dolayı yapılan yargılama sonucunda gerçek kişiler hakkında 6222 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi uyarınca ceza mahkumiyeti verilmiş ancak anılan maddenin yedinci fıkrasınca güvenlik tedbirine karar verilmemiş ve kesinleşmiş olmasına rağmen infaz edilemeyen hükümlere ait ilamlar bu suçlardan hüküm kuran mahkemece yeniden esasa kayıt edilmeyip, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. ve 101. maddeleri uyarınca “ek karar” biçiminde anılan suçların yararına işlenen spor kulübü veya sair bir tüzel kişi hakkında idari para cezasına hükmedilerek, kesinleşme tarihinden sonra kararın infazı amacıyla mal müdürlüğüne gönderilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay genel olarak değerlendirildiğinde;

Türkiye Spor Toto Süper Ligi’nin 2010-2011 sezonunun 34. haftasında 22.05.2011 günü oynanan … – … A.Ş. spor müsabakasının, … A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, … A.Ş. kulübü başkanı … liderliğindeki suç örgütü tarafından … futbol takımı oyuncuları … ve… ile müsabakada kötü oynamaları için para karşılığında şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca … kulübü başkanı … ile de şike anlaşmasına varıldığının iddia edildiği olayda;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2011 tarihli ve 2011/2287 soruşturma numaralı iddianamesi ile açılan kamu davasında, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 02/07/2012 tarihli, 2011/63 Esas ve 2012/71 sayılı kararı ile, yukarıda belirtilen olaydaki eylemleri gerçekleştiren ve iştiraki bulunan sanıklar hakkında şike suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Tarafların hükümleri temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/01/2014 tarihli, 2013/16791 Esas ve 2014/516 sayılı kararı ile bir kısım sanıkların haklarındaki hükümlerinin onanmasına, diğer sanıkların ise, haklarındaki hükümlerin bozulmasına karar verilmiş olup, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onama kararına karşı yapılan itiraz başvurusu ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/04/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, … A.Ş. Spor Kulübü başkanı …, 18/04/2014 ve 08/05/2014 tarihlerinde yargılamanın yenilenmesi talebiyle ilk derece mahkemesine başvurmuş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/5 Esas sayılı dosyasında, 23/06/2014 tarih ve 2014/236 değişik iş sayılı karar ile, 04/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 318. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince, Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından haklarındaki mahkumiyet hükümleri onanan tüm sanıklar yönünden yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilmiş ve infazın geri bırakılmasına karar verilmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/10/2015 tarihli, 2014/147 Esas ve 2015/212 sayılı kararı ile, yapılan yargılama sonunda tüm sanıklar hakkında şike eylemlerinden beraat kararı verilmiş ve tarafların temyizi üzerine hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Eylemler Bürosunun 20/03/2012 tarihli ve 2012/1245 sayılı yazısı ekindeki ihbarı üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosu tarafından kabahatli … hakkında 17/09/2012 tarihli ve 2012/243-772 sayılı idari yaptırım kararı ile uygulanan yüzbin Türk Lirası idari para cezası anılan spor kulübünün personeli Erol Gümüş’e 27.09.2012 tarihinde tebliğ olunmuş, kabahatli vekilinin yasal süresi içindeki itirazı üzerine Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/04/2013 tarihli ve 2012/656 değişik iş sayılı kararı ile, kabahatli vekilinin başvurusunun kabulüne ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal süre içinde yapılan itiraz üzerine Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarih ve 2013/194 değişik iş sayılı kararı ile itirazın kabulüne, Sivas 2. Sulh Ceza Mahkemesinin anılan kararının kaldırılmasına ve Sivas Cumhuriyet Başsavcılığının idari yaptırım kararının aynen infazına karar verilmiştir.

IV. SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, şike ve teşvik primi suçlarının spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, idari yaptırım kararı (idari para cezası) uygulamaya yetkili mercinin, bu suçlardan dolayı yapılan yargılama sonucunda hüküm kuran mahkemenin olması, idari yaptırım kararına dayanak teşkil eden davada, yeniden yapılan yargılamanın neticesinde tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş bulunması (anılan hüküm, tarafların temyizi üzerine henüz denetim muhakemesi sürecinde olup, kesinleşmemiştir) ve dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünün bulunmaması karşısında, uyuşmazlığa konu idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/05/2013 tarihli ve 2013/194 değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, kabahatli hakkında verilen idari para cezasının kaldırılmasına,

B-Kanun yararına bozma isteminin (1) nolu nedeni yönünden yapılan değerlendirmede ise;

(A) nolu bozma nedenine göre kanun yararına bozma isteği konusuz kaldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) nolu kanun yararına bozma istemi konusunda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 16/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Tekerlekli Sandalye Basketbol, Sporcu Alacağı

13. Hukuk Dairesi 2016/11881 E., 2016/22783 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı,… Belediyesi tarafından kurulan spor kulübünde 2009-2010 sezonunda tekerlekli sandalye basketbol takımında oynadığını, hakettiği sözleşme ücreti ve harcırah bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, falaya dair haklar saklı tutularak 50 TL harcırah bedeli ile 14.400 TL sözleşmeden kaynaklı ücret alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.


Davalı … Belediyesi Başkanlığı, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini dilemiştir.


Davalı … Belediyesi…, cevap vermemiş, duruşmalara katılmamıştır.


Mahkemece, ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.


Davacı eldeki dava ile sözleşmeden kaynaklanan ücret alacağının ve ödenmeyen harcırah bedelinin tahsilini istemiş olup, mahkemece, sporcu sözleşmesinin ve ödemelerle ilgili belgelerin dosyaya sunulmadığı gerekçesi ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de, dosyaya yazılı bir sözleşme sunulamamıştır. Ancak davacı, delil olarak diğer delillerinin yanısıra federasyon kayıtlarına da dayandığına göre, 2009/2010 sezonu için müsabaka listelerinin istenilmesi, davacının müsabakalarda yer alıp almadığının tespiti gerekmektedir. Federasyonun 2009 yılı Ocak ve Nisan aylarına ilişkin gönderdiği harcırah listelerin, dava konusu yapılan 2009/2010 sezonuna ait olup olmadığı da anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece, federasyondan 2009/2010 sezonuna ilişkin müsabaka listelerinin eksiksiz tedariki ile davacı sporcunun müsabakalarda yer alıp almadığı hususu değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Tekerlekli Sandalye Basketbol, Sporcu Alacağı

13. Hukuk Dairesi 2016/11985 E., 2016/22782 K.

“İçtihat Metni”

 

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı,…. Belediyesi tarafından kurulan spor kulübünde 2008-2009 sezonunda tekerlekli sandalye basketbol takımında oynadığını, hakettiği sözleşme ücreti ve harcırah bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 50 TL harcırah bedeli ile 4.000 TL sözleşmeden kaynaklı ücret alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … Belediyesi Başkanlığı, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini dilemiştir.


Davalı … Belediyesi…., cevap vermemiş, duruşmalara katılmamıştır.
Mahkemece, ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.


Davacı eldeki dava ile sözleşmeden kaynaklanan ücret alacağının ve ödenmeyen harcırah bedelinin tahsilini istemiş olup, mahkemece, sporcu sözleşmesinin ve ödemelerle ilgili belgelerin dosyaya sunulmadığı ve bu suretle de sözleşmeden kaynaklı alacağın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de, dosyaya yazılı bir sözleşme sunulamamıştır. Ancak, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı 2008 – 2009 sezonunda davalı kulübün tekerlekli sandalye basketbol spor takımının müsabakalarında oynamıştır. Bu durumda davacının yer aldığı müsabakalarda ücret alacağının doğacağı açıktır. Hal böyle olunca, federasyondan 2008/2009 sezonuna ilişkin müsabaka listelerinin eksiksiz temini ile davacı sporcunun yer aldığı müsabakalar değerlendirilip, ücret alacağının tayini gerekmektedir. Keza, getirtilen kayıtlara göre, harcırah bedeline de hükmedilmesi gerekeceği açıktır. Mahkemece, federasyondan kayıtlar getirtilip, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli konusunda uzman bilirkişinin görüşü de dikkate alınarak ücret tayini gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Kararı – Futbolcu Sözleşmesi, Yerel Uyuşmazlık, Uluslararası Tahkim, FIFA Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Genel Mahkemelerin Görevi

13. Hukuk Dairesi         2016/18154 E.  ,  2016/22116 K.

“İçtihat Metni”


MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kulüp ile aralarında 27.01.2014 başlangıç, 31.05.2014 bitiş tarihli “Profosyonel Futbolcu Tip Sözleşmesi” ve bu sözleşmenin eki niteliğinde “Sözleşme” bulunduğunu, davalı kulüpte görev yaptığı dönem boyunca sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, ancak davalı kulübün “ücret ödeme” yükümlülüğünü sözleşmede belirtildiği şekilde yerine getirimediğini ileri sürerek; asıl dava dosyasında 728.775,4 EURO paranın tahsiline, birleştirilen dava dosyasında ise 29.05.2014 tarih 2014/77 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile verilen 60.000 TL para cezasının haksız olduğunu beyanla iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, uyuşmazlığın, taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinin A bendi uyarınca FİFA Tahkim Mahkemesi nezdinde ileri sürübeleceğini beyanla davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin sair hükümler başlıklı 7. maddesinin “İşbu sözleşme’den doğan uyuşmazlıklar nedeniyle, taraflardan herhangi birince FİFA Zurih, işviçre’deki Uluslararası Futbol Federasyonu Birliği’ne ve bu sözleşmeden doğan taraflar arasında çıkan herhangi uyuşmazlığı çözmek için yetkili kuruluş olan temyiz kurulu olarak CAS ( spor anlaşmazlık Çözüm Kurulu Mahkemesi) ne başvurulabilir.” hükmünün tahkim şartına ilişkin olduğu gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davaların usulden reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın futbolcu olan davacının ücret alacağından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Öyle olunca, uyuşmazlığın bu niteliği itibariyle görev hususunda yasal düzenlemelerin irdelenmesi gerekmektedir. 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un Tahkim Kurulu ve görevlerini düzenleyen 13 ve 14. maddesi, 4.12.2007 tarihi ve 26720 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 29.11.2007 tarih ve 5719 sayılı kanunun 10. ve 11. maddeleri ile değiştirilmiş, yine bu kanunun 9. maddesi ile de Kanunun 12. maddesinden sonra gelmek üzere 12/A maddesi eklenmiştir. 3813 sayılı kanuna 5719 sayılı kanunla eklenen “Uyuşmazlık Çözüm Kurulu” başlıklı 12/A maddelerinde önce bu kurulun oluşumu usulü ve çalışma usulleri açıklandıktan sonra, “Uyuşmazlık Çözüm Kurulu” Kulüpler ile kulüpler, Kulüpler ile futbolcular, teknik direktörler, antrenörler, oyuncu temsilcileri, masörler ve müsabaka organizatörleri, oyuncu temsilcileri ile futbolcular, teknik direktörler, antrenörler, arasında her türlü sözleşmeden doğan veya futbolla ilgili olan uyuşmazlıkları, tarafların başvurusu üzerine münhasıran yetkili olarak inceler ve karara bağlar.” hükmüne yer verilmiştir. 5719 sayılı kanunla değişik 3813 Sayılı Kanun, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5894 Sayılı kanunla uyuşmazlıkların çözüm yeri olarak İlk derece hukuk Kurulları (ki bunlar arasında uyuşmazlık Çözüm kurul da yer almaktadır) ile bunların üstünde olmak üzere Tahkim Kurulu gösterilmişse de, bu kurulların görevine girecek uyuşmazlıkların nelerden ibaret olduğu konusunda açık bir düzenleme getirilmeyerek, bu düzenleme TFF ana Statüsüne bırakılmıştır. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun görev ve yetkileri Futbol Federasyonunun ana statüsünde belirlenmiştir.
TFF Ana statüsünde TFF Genel Kurulu’nca yapılan değişiklik 21.7.2011 tarih ve 280001 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ana Statünün 21.7.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren değişik 56. maddesinde, 1. Kulüpler, futbolcular teknik direktörler, antrenörler, futbolcu temsilcileri, sağlık personelleri ve müsabaka organizatörleri aralarındaki futbolla ilgili her türlü sözleşmeden doğan ihtilafların çözümü için uyuşmazlık çözüm kurulunun yetkisini kabul edip etmemekte serbesttirler. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili olabilmesi için tarafların ihtilafın ortaya çıkmasından sonra Kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri şarttır. Bununla birlikte sportif cezalarla, yetiştirme tazminatına ilişkin ihtilaflar münhasıran uyuşmazlık Çözüm Kurulu önünde çözülür. Bu kararlara karşı ancak Tahkim Kurulu’na itiraz edilebilir, şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme ile, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi bulunduğu, sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıkların mecburi hakem olarak uyuşmazlık Çözüm kurulu’nda görülebileceği, diğer uyuşmazlıkların ise genel hükümlere ve 1. madde uyarınca tarafların anlaşmalarına bağlı olduğu ve uyuşmazlığın doğmasından sonra yazılı olarak kabul etmeleri halinde uyuşmazlık çözüm kurulunun ihtiyari tahkim sıfatıyla bakıp sonuçlandırabileceği ve bu kararlara karşı Genel Hükümler uyarınca yargı yoluna başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Yine Geçici 1. madde uyarınca da, uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nca henüz karara bağlanmamış ihtilaflarda taraflara uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun ihtiyari yetkisini kabul edip etmediklerini 10 günlük kesin süre içerisinde bildirmeleri, tarafların Kurulun yetkisini yazılı olarak kabul etmeleri halinde, dosyanın yeni teşekkül ettirilecek hakem heyeti tarafından karara bağlanacağı, söz konusu süre içerisinde taraflarca kurulun yetkisinin yazılı olarak kabul edilmemesi halinde taraflara hakları da hatırlatılmak suretiyle dosyalarının ve harçlarının iade edileceği kararlaştırılmıştır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan Mahkemece her aşamada re’sen nazara alınması gerekmektedir. Dava açılmadan önce ana statüde değişiklik gerçekleşmiştir. Henüz ihtilaf doğmadan önce statü değişikliği yürürlüğe girdiğine göre, artık statü uyarınca tarafların yazılı olarak uyuşmazlık çözüm kurulunun görevini benimsemesi gerekir. Bu hususta davalı yanın herhangi bir beyanı bulunmamaktadır.
Diğer yandan; 21.6.2001 tarihinde, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) kabul edilmiş ve 5.7.2001 tarihinde de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tahkim usulüne uygulanacak kuralları düzenleyen söz konusu kanunun, “amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi gereğince, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya anılan kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklarda, MTK’nun uygulanması zorunlu olup, kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirtilen hallerde tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da MTK’nun uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin Türkçe tercümesinin 7. maddesinin “İşbu sözleşme’den doğan uyuşmazlıklar nedeniyle, taraflardan herhangi birince FİFA Zurih, işviçre’deki Uluslararası Futbol Federasyonu Birliği’ne ve bu sözleşmeden doğan taraflar arasında çıkan herhangi uyuşmazlığı çözmek için yetkili kuruluş olan temyiz kurulu olarak CAS (spor anlaşmazlık Çözüm Kurulu Mahkemesi) ne başvurulabilir.” düzenlemesi ile FİFA kapsamında tahkim şartı içerdiği görülmektedir. Davacı futbolcu, mahkeme kararını müteakip 11.08.2015 tarihinde FİFA Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na müracaat etmiş, 27 Kasım 2015 tarihli kararı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın uluslararasılık boyutu bulunmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında; uyuşmazlığın çözümünde Genel Mahkemeler görevli olup, HMK.nun 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Mahkemece, bu doğrultuda deliller toplanıp hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay: “Yasak Alanlara Girme Suçunda Zorunluluk Haline İlişkin Hükümler Uygulanabilir”

Emniyet, savcılık, yerel mahkemeler 6222 sayılı Kanun‘u sert uygularken; Yargıtay bu konuda fren işlevi görüyor.

Yargıtay, yasak alanlara girme suçunda zorunluluk hali değerlendirildiğinde; koşulları gerçekleştiği takdirde, zorunluluk haline ilişkin hükümler uygulanabileceğine karar verdi. Okumaya devam et “Yargıtay: “Yasak Alanlara Girme Suçunda Zorunluluk Haline İlişkin Hükümler Uygulanabilir””

Yargıtay Kararı – Voleybol Antrenörü, Tahkim Şartı, Devlet Mahkemesinin Görevi

22. Hukuk Dairesi 2016/16083 E., 2016/17467 K.

“İçtihat Metni”


MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
HATİCE ALKAN

DAVA : Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, müvekkilinin …… Belediyesi Anka Spor Klubü Derneğinde voleybol antrönörü olarak çalıştığını, ücretlerinin ödenmemesi sebebi ile, tahsili için, aralarında organik bağ bulunan …… Spor Klubü Derneği ve … aleyhine yaptıkları icra takibine davalı … tarafından itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali ve icra takibinin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, ….. Spor Klübü Derneği ile aralarında organik bağ bulunmadığını belirterek davanın husumet yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının imzaladığı sözleşmede, voleybol federasyonunun yönetmeliklerine uyacağı ve uyuşmazlıkların voleybol federasyonu hukuk kurulunca incelenerek çözümleneceğinin öngörüldüğü gerekçesi ile göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine ve davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmiştir.

Karar süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, bu bağlamda iş mahkemesinin görevi ve uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenip çözümlenmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş sözleşmesine veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.
4857 sayılı İş Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz
Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün, 11-10 sayılı ve 10.05.1974 gün, 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına düzenlenen hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır.

Sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır. Ancak doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu sebeple antrenör veya teknik direktör ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

İş güvencesine yönelik hükümler dışında, İş Kanununda işçilik alacakları ile ilgili olarak tahkim yoluna gidilmesine yönelik bir düzenleme olmadığından, antrenör veya teknik direktör ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için, bu kişilerin bağlı bulundukları federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hakem veya tahkim kurulunun öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz.

6100 sayılı Kanun’un 412/1-2. maddesinde;” Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.
Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan Kanunu’nun 114/1-c maddesinde,mahkemenin görevli bulunması dava şartları arasında; uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı ise 116/2. maddesinde ilk itiraz olarak düzenlenmiştir. 117. maddesinde ise, ilk itirazların cevap dilekçesi ile birlikte ileri sürülmesinin zorunlu olduğu dava şartlarından sonra inceleneceği açıklanmıştır.

Somut olayda davacı, davalı … ve dava dışı … Spor Kulübü Derneği arasında organik bağ bulunduğunu iddia ederek her ikisi aleyhine ücret alacağının tahsili amacı ile yaptığı icra takibine, davalı belediyenin itirazı nedeni ile , itirazın iptali istemine ilişkin davayı açmıştır. Dosya içeriğine göre, davacının dava dışı …… Spor Kulübü Derneğinde voleybol antrönörü olarak çalıştığı taraflar arasında tartışmasızdır. Yarışma ve müsabakalara aktif sporcu olarak da katılmamıştır. Bu durumda, kulübü ile arasında organik bağ bulunduğu iddiası ile …… Belediye Başkanlığına yöneltmiş olduğu davaya bakma görevi iş mahkemelerine aittir. Ayrıca davacının bağlı bulunduğu federasyonun yönetmelik veya genelgelerinde özel hakem veya tahkim şartının öngörülmesi iş mahkemesinin görevini ortadan kaldırmayacaktır. Davacı tarafından imzalanan sözleşmede düzenlenen tahkim şartının ilk itiraz olarak da ileri sürülmemiş olması karşısında davanın bu sebeple usulden reddedilme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

Kabule göre de, mahkeme gerekçesinde tahkim ilk itirazına ilişkin açıklamalarda bulunulmasından sonra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 413/1. maddesine aykırı olarak görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine 13.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay: “Şifreli Kanaldaki Futbol Maçı Yayınını Internet Üzerinden Şifre Kırarak Seyrettirmek Suçtur”

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 24.12.2015 tarihinde verdiği kararla, bir anonim şirketin yayın hakkı sahibi olduğu yayınını, abonelik sözleşmesi bulunmadan internet üzerinden şifre çözmek suretiyle işyerinde futbol maçı izlettirmek eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 163/2. maddesindeki karşılıksız yararlanma suçunu oluşturacağını kabul etti.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 08.06.2015 tarihinde de benzer bir karar vermişti.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin dayandığı TCK md. 163/f. 2 şu şekilde: “Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Yüzme Havuzu İşletmecileri, Havuzdaki Çocuk Ölümlerinden Sorumludur

Yargıtay, havuzda yüzerken boğulan çocukla ilgili dosyada, havuz işletmecisinin taksirle adam öldürme suçu açısından asli kusurlu olduğuna ve işletmecinin cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiğine karar verdi (12. CD., 21.12.2015, E. 2015/14893 K. 2015/19403 21.12.2015).

Okumaya devam et “Yüzme Havuzu İşletmecileri, Havuzdaki Çocuk Ölümlerinden Sorumludur”