Kategori: match-fixing

UEFA’nın Yeni Disiplin Yönetmeliği’ndeki Şike Düzenlemeleri

UEFA, şike ve ırkçılığa karşı savaş açtı. UEFA bu amaçla disiplin yönetmeliğinde önemli değişiklikler yaptı.

Öncelikle, şike için soruşturma zamanaşımı ortadan kaldırıldı. Şikenin üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin soruşturma açılabilecek.

TFF’yi de yakından ilgilendiren yeni hüküm ise UEFA’ya şikeyi cezalandırmayan ulusal federasyonlara yaptırım kullanma yetkisi veriyor.

UEFA’nın ulusal federasyonlara yaptırım uygulama yetkisinin, 3 Temmuz süreci açısından TFF’ye karşı kullanılıp kullanılamayacağı tartışılabilir. Bu hükmün geriye etkili hüküm doğurmayacağı ileri sürülebilir. Bununla birlikte, UEFA’nın gelecek hafta içinde Fenerbahçe ve Beşiktaş JK’ye ceza vermesi durumunda, TFF’nin bu cezaları temel alarak ilgili yönetici ve kulüplere ceza vermemesi UEFA’nın dikkatini çekebilir.

UEFA, dün yaptığı açıklamada Disiplin Kurulu kararlarının TFF kurullarının kararlarına etki edip etmeyeceği konusunun henüz tartışılmadığını açıkladı. Türk medyasında iddia edilenin aksine, TFF kurullarının kararlarının değişmeyeceği şeklinde kesin bir beyanda bulunmadı.

UEFA Disiplin Kurulu Fenerbahçe ve Beşiktaş JK’ye ceza verirse, büyük bir hukuk savaşı başlayabilir. Kulüpler CAS’a başvurur mu; ülkenin yüksek menfaatleri yine CAS sürecini etkiler mi bilinmez.

Gelecek günlerde sık sık tartışılacak UEFA Disiplin Yönetmeliği’ni okumakta fayda var. İşte yönetmeliğin linki: http://www.uefa.com/MultimediaFiles/Download/Tech/uefaorg/General/01/95/84/21/1958421_DOWNLOAD.pdf

Fenerbahçe’den KAP’a UEFA Soruşturması Açıklaması

UEFA’nın resmi sitesinde şike soruşturması ile ilgili duyurusunun ardından Fenerbahçe KAP’a bir açıklama gönderdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

UEFA Disiplin Müfettişinin 2011 yılında açılan dosyaya ilişkin hiçbir savunma ve delilin yer almadığı, çeşitli kaynaklardan alınmış iddia dayanakları ile tanzim edilmiş raporu tarafımıza ulaşmış olup sonuç kısmında,

1) Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım ve Yöneticilerimiz Sayın Alaeddin Yıldırım, Sayın Mehmet Şekip Mosturoğlu, Sayın İlhan Yüksel Ekşioğlu(Kulüp YK Üyesi) ve Sayın Cemil Turhan’ın disiplin ihlali işledikleri (Disiplin Düzenlemesi Madde 5) iddia edilmekte,

2) Anılan yöneticilerimiz için futbol faaliyetleri konusunda hak mahumiyeti talep edilmekte,

3) Kulübümüzün doğrudan veya dolaylı olarak maç sonucuna etki edecek eylemde bulunduğu iddia edilmekte,

4) Anılan sebeplerle Kulübümüzün gelecek 2 sezon UEFA müsabakalarından men edilmesi talep edilmektedir.

Aynı yazıda konuya ilişkin savunmamızın 20.06.2013 tarihine kadar sunulması istenerek, UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulu’nun 22.06.2013 tarihli toplantısında konuyu değerlendireceği ifade edilmektedir. 

UEFA Müfettişinin söz konusu iddia ve taleplerine karşılık Kulübümüzce ek belge ve ek süre talebinde bulunulmakta olup ayrıca UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulunda duruşma talep edilmektedir.”

Fanatik: "UEFA TFF’nin Kararına Saygılı"; InsideFootbal: "FIFA ve UEFA’nın gözü Türk futbolunun üzerinde"

PFDK’nın şike kararı Türkiye kamuoyunda olduğu kadar yabancı medyada da tartışılıyor.
Türk medyası UEFA’nın TFF’nın kararlarına saygılı olduğunu ve bütün kulüpleri Avrupa Kupaları’na kabul edeceğini iddia ederken; yabancı basında TFF’nin kulüpleri temizlediği, şikeyi görmezden geldiği belirtiliyor.
Bugün bu süreçle ilgili iki farklı yazı okudum.
Fanatik gazetesinden Mehmet Demircan, UEFA’nın aşağıdaki açıklamayı yapacağını iddia etti:
UEFA’nın bu konuda tavrı nettir. Türkiye Ligi’nde gerçekleştiği iddia edilen şike ve teşvik olaylarıyla ilgili kararı verme yetkisi Türkiye Futbol Federasyonu’na aittir. Türkiye Futbol Federasyonu kararını açıklamıştır. Bu karara müdahale UEFA’nın yetkisinde değildir. Türkiye Futbol Federasyonu her yıl olduğu gibi bu sezon bitiminde yeni sezonda Avrupa Kupaları’na katılacak kulüplerin listesini bize bildirecektir. UEFA olarak, prosedür gereği federasyonlar tarafından bize ismi bildirilen kulüpleri Avrupa Kupaları’nda yarıştırma mecburiyetimiz vardır.”
Önce bir konuya açıklık getirelim.
UEFA, kararların değişmesini sağlayamaz. İç hukuka bu yönde müdahale edemez. Ancak UEFA’nın federasyonlar tarafından ismi bildirilen kulüpleri Avrupa Kupaları’nda yarıştırma mecburiyeti yoktur.
UEFA, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi düzenlemelerinde bu kupalara katılma kriterleri arasında sayılan “şike yapmamış olmak” kriterinin gerçekleşmediği kanaatine varırsa ilgili kulübü Avrupa Kupaları’na almayabilir. İhlalin ağırlığına göre, ilgili kulüp ve hatta kulübün bağlı olduğu ulusal federasyon hakkında kendi disiplin soruşturmasını başlatabilir.
Bu açıklamayı kuralları hatırlatmak için yaptım. 2011-2012 sezonunda şike sebebiyle Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmeyen Fenerbahçe’nin cezasını çektiği iddia edilebilir. Benim itirazım, Mehmet Demircan’ın “yarıştırma mecburiyeti” ile ilgili iddiasınadır. UEFA’nın önüne gelen listeyi aynen kabul etme, listede yer alan kulüpleri sorgusuz sualsiz yarıştırma zorunluluğu yoktur.
Bugün okuduğum bir diğer yazı ise utbolla ilgili önemli bir haber, yorum kaynağı olan “Inside World Football” sitesinde yayınlandı. Yazıda şike şüphesi ile yargılanan kulüpleri aklayan, adeta affeden Türk futbolunun UEFA ve FIFA tarafından gözlendiği, durumunun incelendiği iddia edildi. Yazar, EURO 2020’ye aday olan Türkiye’nin ülke imajını önemli ölçüde sarsan şike skandalını önemsemediğini belirtti.
Hangi iddiaya inanalım? UEFA’nın PFDK ve Tahkim Kurulu kararlarını olduğu gibi kabul edeceğine mi; FIFA ve UEFA’nın Türk futbolunu incelemeye başladığına mı inanalım?
Avrupa Şampiyonası organizasyonunu kazanmanın çantada keklik,  tek engelin ise Fenerbahçe’nin CAS’ta açtığı dava olduğuna; Fenerbahçe’nin ulusal çıkarlar gereği davasını geri çekip Avrupa Şampiyonası organizasyonunu Türkiye’ye kazandırdığına mı; şike skandalının ülkenin imajına zarar verdiğine ve bu vurdumduymazlığın Avrupa Şampiyonası ev sahipliğine mal olacağına mı inanalım?
Yabancı medyada da olmadık iddialar yayınlanıyor. Sadece yabancılar kaleme aldığı için yazılanları ciddiye almıyoruz. Ancak şike skandalının yurt dışında nasıl algılandığını dikkate almalıyız. Özellikle güvenilirliği konusunda şüphe doğurmayan, saygın medya kuruluşlarının Türkiye’deki gelişmelerle ilgili haber ve yorumlarını göz ardı edemeyiz.
Avrupa Kupaları başlayana, grup aşamasına geçilene kadar Türk basınında birçok iddia ve senaryo göreceğiz. Bunları yabancı medyadaki haberlerle karşılaştırarak okumalıyız.

Declan Hill’den TBMM ve TFF’ye Ağır Eleştiri


Şike denince ilk akla gelen isimlerden biri Declan Hill’dir. Hill, “Şike & Futbol ve Organize Suçlar” isimli kitabında özellikle Asya, Uzak Doğu’daki bahis organizasyonları inceledi. Bahis amaçlı şikenin nasıl, hangi kanallarla, kimler tarafından yapıldığını ortaya koydu. Dünya Kupası’nda bile şike yapıldığını açıkladı.

Declan Hill’in “Şike” kitabını tüm futbolseverler okumalı! Bu kitabı okuduktan sonra profesyonel futbolu başka bir gözle takip edeceksiniz.
Sporda yozlaşma üzerine çalışan birçok kurum ve kuruluş Declan Hill’in danışmanlığından faydalanıyor. UEFA da Declan Hill ile görüş alışverişinde bulunuyor.
Hill, geçen sene şike hakkında konuşmak üzere Türkiye’ye gelmişti. Hill, Türk yetkilileri şike konusunda kararları olmaları konusunda uyarmıştı.
Hill, bugün blogunda Türkiye’deki şike soruşturması sürecini eleştirmiş. TFF ve milletvekilleri hakkında çok sert ifadeler kullanmış.
Hill’in yazısının ilgili bölümünü paylaşıyorum:
Last week, the Turkish Football Federation announced that clubs caught fixing would only have points deducted from them and not mandatory relegation to lower divisions.    Part of the claim is that the clubs should not be punished for the actions of the senior executives.   This is such spurious logic that it is difficult not to laugh.  
However, what does make me fall about laughing are the actions of a majority of the Turkish parliamentary deputies.   Last winter, this gang of clowns voted a serious sounding anti-match-fixing law that had severe penalties for fraud.  A few months later when presumably many of the teams and executives that they support were in jeopardy of being punished under this new bill, they quickly reversed themselves and overturned their new law.  You can just imagine the conversation that they must have had, ‘Oh you mean someone may actually be punished by a law that we passed?  Someone may go to jail in Turkey for corruption?  We never meant for that to happen! We just wanted it on the books to impress the European Union. We never intended for our friends to risk going to prison.
Please, it is a resounding slap in the face to the Turkish police and judicial prosecution.   Either you trust your institutions to do their job or you do not.  You change laws and procedures if there are human rights abuses or institutional malfeasance not because your favorite football team might be in jeopardy.    There has to be one law for all which if people are guilty they suffer for it.

Hill, önce TFF’yi ve milletvekillerini eleştirmiş. Milletvekillerine “palyaçolar çetesi” demiş. Ardından onlarla dalga geçmiş.
Hill, taraftarlara da tepki göstermiş. Taraftarların genel olarak yolsuzluktan, şikeden dert yanmadıklarını; diğer takımların ceza görmesi için çabaladıklarını söylemiş.
Hill haksız değil. Ne yazık ki Türk taraftarlar futbolu, hukuku, adaleti önemsemiyor. Şike umurlarında değil. TFF’nin siyasilerin elinde oyuncak olmasını umursamıyorlar. Avrupa medyasında da Türk siyasilerin şikecilere yardım ettikleri ileri sürülüyor.
Yeter ki takımlarının başına bir şey gelmesin!
Türkiye’de hukuk, adalet hep subjektif, kişisel çıkarlara göre yontuluyor. Kimse değerlere, ilkelere inanmıyor. Bunları korumaya çalışmıyor.
Şike sürecinde TBMM, hükümet, yargı, TFF, medya hakkında yorum yapanlar hep taraftar oldukları kulüp ya da mensubu oldukları kurumlara göre dinlendiler. Ne dendiğine değil, kimin söylediğine bakıldı.
Türkiye taraftarları uyanmalı artık! Siyasilerin, TFF’nin, kulüplerin birlikte yönettikleri futbol mafyasına tepki göstermeli!
Türkiye’de futbol öldü. Küllerinden doğması taraftarlara bağlı.